
2.225 kelime · ~11 dk okuma
Müjdeler olsun. COVID-19 aşısı bulundu. Aşağı bulundu. Dertler bitti mi? Bu bölümümüzde mercek altına alıyoruz.
Evet, Trend Topik'in 54. bölümündeyiz ve Covid aşısıyla ilgili 3. bölümümüz. Nisan'daki ilk bölümde aşı, bilim ve din tartışmalarına bakmıştık. Ağustos ayındaki bölümde ise ilaç mı aşı mı tartışmasında kazananın aşı olduğunu ve firmalarının odaklarının aşıya kaydığına değinmiştik.
Hemen şimdi Türkiye'deki verilere bakalım. Sağlık Bakanlığı'nın 13 Kasım'da yayınladığı tabloya göre son 24 saatte 34 bin 45 yeni hasta tespit edildi. Toplam hasta sayısı 407 bin 939'a çıktı. 93 kişinin daha hayatını kaybetmesiyle beraber can kaybı 11 bin 326'ya yükseldi. Uzmanlar ikinci peak seviyesinde izliyor. Amerikan eski başkanı Donald Trump seçimden önce aşının piyasaya sürülmesi için epey uğraştı ama kısmet Trump sonrasındaymış.
Geniş denek grubu üzerinde yapılan deneylerde Pfizer ve BioNTech tarafından geliştirilen koronavirüs aşısının COVID-19 hastalığına karşı %90'dan fazla etkili olduğu açıklandı. Pfizer ve BioNTech söz konusu gelişmeyi bilim ve insanlık için büyük bir gün sözleriyle duyurdu. Söz konusu aşı adayı 6 ülkede 43.500 kişi üzerinde test edildi. Denemelerde ciddi bir güvenlik endişesi ortaya çıkmadı. Koronavirüs aşısının denendiği ülkeler arasında Türkiye'de var. Pfizer-BioNTech Kasım sonunda aşının acil kullanımı için başvuruda bulunacak. Aşı 3 hafta arayla 2 doz halinde uygulanacak. Pfizer yıl sonuna kadar 50 milyon doz, 2021 sonuna kadar ise 1.3 milyar doz aşıyı piyasaya sürebilmeyi planlıyor.
Aslında Pfizer ve BioNTech arasındaki anlaşma 2018 yılına dayanıyor. Ağustos 2018'de BioNTech tarafından yayınlanan basın bülteninde Pfizer'ın BioNTech'e mRNA bazlı grip aşısı geliştirme çalışmaları için 120 milyon dolar ön ödeme ayrıca yapılacak geliştirme, regülasyon ve ticari ödemeler içinde 305 milyon dolar alacağını Ayrıca geliştirecek aşıların ticari olması durumunda çift haneli ek gelirler elde edeceği belirtilmiş. Tabi burada önemli terim mRNA yani messenger, mesajcı RNA. Şu ana kadar geliştirilen aşılarda vücuda pasifize edilmiş virüsler verilip vücudun buna karşı hazırlık geliştirmesi sağlanıyordu.
mRNA'daysa vücuda virüs verilmiyor. Virüste olan bilgi vücuda verilerek vücudun, deyim yerindeyse kendi aşısını üretmesi hedefleniyor. Bunu yapmak için de COVID-19'un anahtar proteinin genetik kodu öğreniliyor. %90 başarılı sonuç alınan aşı da bu şekilde üretildi. BioNTech şirketinin Türk CEO'su Prof. Dr. Uğur Şahin, aşı COVID-19 salgınını bitirecek eminim diyor, Şahin Demirören haber ajansında konuştu.
FDA ve EMA dosyaları ve çalışmalarımızı olumlu görürse eğer, aralığın son günlerinde aşıyı Avrupa veya Amerika'da dağıtmayı belki onaylayabilir. Bu ama ilk birkaç milyon dost olur ve 2021 Ocak-Şubat ayında Avrupa'ya ve Amerika'ya aşılarımızı dağıtmaya başlayabiliriz. 6. aya kadar en azından 200-300 milyon doz aşçı dozu dağıtmak istiyoruz. Ama tabii bunlar başarılı olursak olabilir. Türkiye Sağlık Bakanlığı'yla da görüşüyoruz ve Türkiye Sağlık Bakanlığı'yla eğer iş birliğine başlayabilirsek ve bir protokol bulabilirsek belki 2021 Ocak, Şubat, Mart aylarında Türkiye'de aşçı dozları getirmeye imkan olur.
Kaç doz olur Türkiye için eğer her şey mümkün olursa? Kaç doz düşünülüyor? Bunu Sağlık Bakanlığı ile görüşmemiz lazım. Sağlık Bakanlığı bizden kaç doz istediğini söylemesi lazım. Ve ne zaman dozlar gerektiğini söylemesi lazım. Onları öğrendikten sonra biz de yeterince doz Türkiye'ye ayırmak isteriz tabii.
Şahin ayrıca İngiliz The Guardian gazetesine de bilgi verdi, röportaj verdi. Salgını durdurup durduramayacağımız konusunda bir sorunuz varsa buna cevabım evet olur. Geliştirdiğimiz aşının koronavirüsün başını ezerek ve tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını bitireceğine inanıyorum. Çünkü yan etki görülen hastalarda dahi virüse karşı koruma sağlanması aşının büyük bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor dedi.
Uğur Şahin ayrıca aşıyı ilk olarak kendisi de deneyeceğini de söyledi. Ancak elzem olan aşının dünya üzerinde de en çok nerede ihtiyaç varsa oraya gönderilmesidir. Özellikle de yaşlı insanlar, sağlık çalışanları ve özel durumu olan hastalar için diyor. Tüm Gözler bu aşıda Hacettepe Üniversitesi'nden Prof. Dr. Murat Akov'a aşının nasıl uygulanacağını medyaskopta katıldığı yayında anlattı.
Bu aşı iki doz halinde yapılıyor, pek çok benzeri gibi. Birinci ve yirmi birinci günlerde yapılıyor. İkinci doz aşıdan sonraki yedinci gün, yani ilk doz aşıdan sonraki yirmi sekiz gün içerisinde doksan dört tane COVID-19'a yakalanan hasta var. Bunlar daha önceden aşılanmışlar. Ama tabii biliyorsunuz bu çalışmalar placebo kontrollü çift kör olarak yapılıyor. Yani bu şu demek,
Siz gönüllerin yarısına gerçek aşı yapıyorsunuz. Diğer yarısına da aşı etkisi olmayan boş bir ilaç veriyorsunuz. Bu ikisini kime verdiğinizi bilmiyorsunuz. Ancak işte hastalık belirtileri ortaya çıktığı zaman ve bu belli bir rakamı geçtiği zaman ki FDA ile Pfizer 62 konusunda 62 hasta konusunda anlaşmışlar ama o 62 konusunda konuşmalar sürerken bu arada 94 tane hasta çıkmış. Dolayısıyla istediklerinden yüzde 50 daha fazla hastaya ulaşmışlar. Bu 94 hasta içerisinde bizim kod kırma dediğimiz yani kime plasebo kime aşı verildiğini anlamak için açıyorlar kodu ve bakıyorlar ki %90'dan fazlası ilacı veya plaseboyu almış olan kişilerin placebo kolunda yani boş aşı kolunda. Dolayısıyla buradan hareketle aşının %90'ın üzerinde etkili olduğunu söylüyorlar.
Bir rakam da tam açıklamadılar ama işte 94'ün %90'ını hesaplarsanız 84-85 civarında bir rakama ulaşıyorsunuz. Bu tabii çok büyük bir başarı. Şundan ötürü çünkü Amerikan İlaç Gıda Dairesi bir aşının etkinliği için %50'lik bir hedef koymuştu. Yani %50 etkinliği aşı bizim gözümüzde başarılı aşıdır demişti. Bu onun çok kat ve kat üstünde bir başarı. O nedenle tabii çok önemli. Yalnız tabii şunu unutmamak lazım. Hala bilinmeyen pek çok şey var. Bu sadece Pfizer aşısı için söz konusu değil.
Diğer aşılar için de söz konusu. Bir defa bu koruyuculuğun ne kadar süre devam edeceği, uzun vadede herhangi bir etki ortaya çıkacak mı çıkmayacak mı, bu tür şeyleri henüz bilmiyoruz. Bunlar gönüllüler takip edildikçe ortaya çıkacak. Ama gene de tabii bu aşamada aşının böyle bir etki yaratmış olması son derece heyecan verici.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca aşağı haberlerinin ardından pandeminin sonuna geldiğimizi işaret eden bir tweet attı. Koca'nın tweetine aynen aktarıyorum. Ve Türkiye'de geliştirilen aşılar için tekrar Murat Akova'ya dönelim. Tabii ki siz bütün yumurtalarınızı bir sepete koymazsınız bu tür işlerde. Çünkü şu anda tüm dünyada bir yarış var. Bu yarış iki aşamalı, iki şekilde olan bir yarış. Bir yandan aşı üreticisi firmalar bir an evvel aşılarını üretip, onay alıp piyasaya sürmek ve insanlarda kullanmak üzere vermek istiyorlar, hazırlamak istiyorlar. Böyle bir yarış içerisindeler. Dikkat ederseniz Pfizer aşısı etkinliği açıklandıktan bir gün sonra Rusya'dan bir haber geldi. Bizim de aşımız hazır, biz yapıyoruz diye. Bu arada
Çin'deki, bizim de Türkiye'de şu anda araştırmalarını yaptığımız bir inaktive aşı var. Ben biraz önce öğrendim. Çin'de 170 binden fazla kişiye verilmiş bu aşı. Çok da büyük bir yan etkisi yok. Etkinlik analizini bilmiyoruz. Hani ne kadar etkili olduğu konusunda bir veri yok ama. Yani tabii aşıların güvenli olması önemli bir şey. E onun dışında şu anda insanlarda denilen toplam 10 tane fazüç aşamasına gelmiş aşı var. Bu aşılar öyle ya da böyle tahmin ediyorum ki yıl sonuna kadar veya önümüzdeki yılın erken aylarında, ilk aylarında onay alma potansiyeline sahip olan aşılar. Ve bunların her biri de tek bir yöntemle üretilen aşı değil. Bir kısmı inaktifi aşı dediğimiz ölü virüs aşısı, bir kısmı Pfizer-BioNTech aşısında olduğu gibi Messenger RNA dediğimiz virüsün vücuda içerisine giriş kısmına kodlayan, genetik materyali içeren Messenger RNA aşıları, taşıyıcı virüs kullanarak yapılan aşılar var. Çok değişik türlü aşılar var.
Bunların etkinliklerini ve yan etki analizlerini önümüzdeki günlerde görme şansına sahip olacağız. Öyle olunca tabii farklı üreticilerden aşı elde etmeniz mümkün olacak. Ama ikinci yarış bir yandan üretirken ikincisi de ülkeler arasında bir yarış söz konusu. Aslında Dünya Sağlık Örgütü bunu koordine etmeye çalışıyor ama biraz da tabii yapılan ön anlaşmaların işte ülkelerin kendi politik güçlerinin de bunda katkısı olduğunu düşünüyorum. Özellikle Avrupa Birliği içerisinde ve Amerika Birleşik Devletleri'nde ön anlaşmalar yapılmış vaziyette. O ilk üretilen aşıların büyük kısmı muhtemelen bu ülkelere gidecek. Dolayısıyla Türkiye'nin politikası olarak farklı üreticilerle görüşmek, bir yandan da kendi aşımızı geliştirmeye çalışmak ki şu anda bizim de faz bir dediğimiz erken insan aşımasına girmiş bir tane aşımız var. Erciyes Üniversitesi'nde denenmeye başlandı.
Konuştuğumuz Osmanlar, Türkiye'nin farklı ülkelerin geliştirdiği aşıları yeterli başarılı sonuç elde edildiği ispatlanırsa temin edeceğini söylüyorlar. Yani Pfizer'ın aşısıyla beraber Çin'den, Rusya'dan alınan aşılar da var. 12 Kasım'da Ruşen Çakır Twitter hesabından bir anket yayınladı ve şu soruyu sordu. Şu ülkelerden hangisinde üretilmiş koronavirüs aşısını tercih edersiniz?
Almanya diyenlerin oranı 87.2, Rusya diyenlerin oranı %1.7, Çin diyenler %2.4, Türkiye yerli aşıyı tercih ederim diyenlerin oranı ise %8.7 de kalıyor.
Ne var ki aşı her şeyi çipçak çözer mi? Bu konuda bir kesinlik yok. Uzmanlar faz 3 aşamasında olan aşıların takip edilme sürelerinin yeterli olmadığına dikkat çekiyorlar. Aşılar ne kadar süreyle koruma sağlayacak? Tabi bir diğer soru da bu. Tıbbi farmakoloji uzmanı Tayfun Uzbay sabah gazetesine verdiği röportajda pandemi bıçak gibi kesilip hemen birkaç ay içerisinde yok olup gitmez. Ancak işe yarar etkili bir aşının ortaya çıkması durumunda
Öncelikle kontrol altında alınması çok kolaylaşır. Yeterli dozun temini ve yaygın aşılama burada etkili faktör olur. Aşı ne kadar uzun koruma sağlıyorsa ve ne kadar çok sayıda insana uygulanabilirse pandeminin ortadan kalkış süresi de o kadar kısa olur. Şu anda kesin bir süre vermek güç diyor. Aşının bizi en çok ilgilendiren tarafıysa Biontech firmasının sahipleri. Kısa bir aradan sonra Özlem Türeci ve Uğur Şahin'e daha yakından bakacağız.
Amerika Birleşik Devletleri merkezli Pfizer'la birlikte geliştirdikleri koronavirüs aşısında %90 başarıya ulaştıklarını açıklayan Almanya merkezli BioNTech şirketi, aileleri Türkiye'den Almanya'ya göçmüş Özlem Türeci ve Uğur Şahin tarafından 2008'de kuruldu. Evli olan Türeci ve Şahin çiftinin bu başarısı son yıllarda göç konusunun tartışıldığı Almanya'da, göçmenlerin ve onların ülkeye adaptasyonlarına ne kadar faydalı olabileceğine dair bir örnek olarak gösteriliyor. Avrupa Reform Merkezi Baş Ekonomisti Cristian Odandal haberin ardından yaptığı Twitter paylaşımında Almanya uzun süre göç konusunda ne kadar açık olması gerektiği konusuyla uğraştı ve savaş sonrasındaki misafir işçiler programı hep sorgulandı dedi ve ekledi. Uğur Şahin'in babası Köln'deki Ford fabrikasında çalışmaya gelen misafir işçilerden biriydi. Şimdi oğlu dünyayı saran salgına son veren kişi olabilir.
Uğur Şahin'le ilgili bir detay vereyim. Şahin Almanya'da okurken öğretmenin Şahin'in gimnazyum yerine real şuleye gitmesine salık vermiş. Şimdi Almanya'da liseler kademe kademe. Üniversiteleri gitmek için gimnazyuma gitmeniz gerekiyor. En üst düzey lise gimnazyum. Ancak göçmen kökenliler bazen öğretmenler tarafından çok başarılı olmalarına rağmen Almancaları çok iyi olmadığı için daha alt düzey liselere yönlendiriliyor.
Çocuk çok başarılı ama öğretmen aileye diyor ki sizin çocuk gimnazuma hiç gitmesin, zorlamasın, real şuleye gitsin. Yani göçmen çocukların önü daha liseye geçişte kesilebiliyor. Uğur Şahin de işte bunun ucundan dönmüş. Yani Uğur Şahin-Özlem Türeci hikayesi hem bir yerde Alman sisteminin başarısı, bir yerde de sisteme rağmen başarı. Fatih Altaylı konuyla ilgili Habertürk'teki köşesinde şunları yazmış. Biontekin kurucuları ve patronları Prof. Dr. Uğur Şahin ve Eji Dr. Özlem Türeci ile hep birlikte gurur duyuyoruz. Bütün dünya onlardan bahsediyor ve epey uzun bir süreden sonra ilk kez içinde Türk kelimesi geçen cümlelerde olumlu anlamlara rastlıyoruz.
İki vatandaşımız her yerde manşet, tüm insanlık onlara teşekkür ediyor. Böylesi bir durumda son olarak Prof. Dr. Aziz Sancar Nobel Kimya Ödülü'nü kazandığı zaman şahit olmuştuk. Memlekette bayram havası esmişti. Bu benim insanlarımızın başarıları karşısında ülke olarak yapabildiğimiz tek şey, doğdukları evleri bulup fotoğraflarını çekmek ve burada doğdular diye övünmek. Ancak nedense hiç kimse, iyi de niye burada doymadılar diye sormuyor.
Niye araştırmalarını bu ülkede yürütmediler ya da yürütemediler? Niye bu memleketin laboratuvarlarında çalışmadılar ya da çalışamadılar? Niye bu buluşlarını doğdukları ülkede yapamadılar? Hatta Şahin ve Türeci'nin durumunda olduğu gibi niye patentlerini bu ülkede çıkartmadılar? Niye hiç kimse bu soruların yanıtlarını merak etmez?
Bir başka konuya değinen gazeteci ise Cüneyt Özdemir oldu. Diyontekin kurucuları Şahin ve Türeci aşının başarılı olması durumunda aşıyı rakı içerek kutlayacaklarını söylemişti. Cüneyt Özdemir yaptığı yayında eğer Türkiye'de çalışıyor olsalardı bunu söyleyebilirler miydi diye soruyor. Bakın bugün biz iki bilim insanının Almanya'da Türk bilim insanının nasıl başarılı olduğunu konuşuyoruz. Ama şunu konuşmuyoruz. Bu insanlar burada olsaydı aynı başarıyı elde edebilirler miydi? Bu üniversite sisteminde acaba onlara bu imkan sağlanır mıydı? Acaba bakın demişler ki biz başarıyı rakı içerek kutlayacağız demişler. Alman televizyonlarında çıkıyor. Bunu burada diyebilirler miydi? Deseler de üniversitede yine de yaptıkları başarı göz önüne alıp tutulurlar mıydı? Tutulurlar mıydı? Buna evet diyen bir tane insan var mı aranızda? Yani birisi der miydi, yok başkanım kardeşim ne alaka, isteyen istediğini içer. İster rakı içsin, ister ne bileyim şalgam suyu içsin, ayran içsin bize ne, yaptığı işe bakalım ne yaptı, küresel bir başarı elde etti, aşıyı buldu, covid aşısını buldu der miydi, diyebilir miydi? Diyebilse yerinde durabilir miydi?
Türkiye doğumlu olan Şahin ve İstanbullu bir ailenin çocuğu olan Türeci bağışıklık sistemini geliştiren mRNA teknolojisini Covid-19 üzerinde denemeden önce grip ve kanser araştırmalarını da kullanmışlardı. Koronavirüs krizinin tüm dünyada patlak vermesinin ardından Biontech şirketinin çalışmalarını bu yöne doğru kaydıran çift yaklaşık 9 ay süreyle 500'ün üzerinde bir ekiple söz konusu aşı üzerinde çalışıyordu. Dr. Çift Covid-19 salgını sonrası Biontech'in borsa hisselerinin 21 milyar doları geçmesi üzerine şirketteki hisselerinden dolayı Almanya'nın en zengin 100 listesindeki 93. sıraya yerleşti. Çiftin Biontech'de %18 hissesi bulunuyor. Fakat buna rağmen çift işe bisikletle gidip gelmeyi sürdürüyor, mütevazı koşullarını değiştirmiyor.
Aşağı haberiyle beraber Türeci ve Şahin çiftinin haberleştirilme biçimi de epey konuşuldu. Kimi yayın kuruluşları Uğur Şahin'i ön plana çıkarırken, Özlem Türeci'yi sadece eşi diye nitelendirdi, arka planda tutmayı tercih etti. Bu dil epey tepki aldı. Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş'ın kullandığı dil takdir topladı. Yavaş konuyla ilgili attığı tweette şöyle diyor.
Dr. Özlem Türeci ve Prof. Dr. Uğur Şahin'in geliştirdiği aşının büyük oranda başarılı olması hepimizi çok sevindirdi. İmkan sağlandığında bilim insanlarımızın uzaklarda değil ülkemizde başarılar elde edeceğine olan inancımız arttı. Kendilerine canı gönülden tebrik ediyorum dedi. Cinsiyet ve ilişki nitelemeleri kullanılmaması beğenildi.
Evet, bu bölümde merakla beklenen aşıyı ve bulunmasını sağlayan Türkiye kökenli iki bilim insanını ele aldık. Yakın zamanda farklı ülkelerden, firmalardan yeni aş haberleri alacağız gibi duruyor. Bakalım maskeleri çıkartıp normal hayatımıza dönüş yapmamıza ne kadar zaman kaldı. Birlikte yaşayıp göreceğiz. O zamana kadar hepinize sağlıklı, virüsten uzak günler dileyelim ve bölümü kapatalım. Trend Topik'i PodB Media ile birlikte hazırlıyoruz. Yeni bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.