
2.294 kelime · ~11 dk okuma
Türkiye, Doğu Akdeniz'de kilitlenmiş durumda ama meseleye kilitlenen tek ülke Türkiye değil. Yunanistan ve Fransa da aynı durumda. Doğu Akdeniz meselesiyle ilgili daha önce bir bölüm yapmıştık. Krizin başına unutanlar dönüp 31. bölümümüzü tekrar dinleyebilir. Ne Varki Trend Topik bir haber podcastı. Olanı biteni detayları ve değişik boyutlarıyla aktarmaya çalışıyoruz. Doğu Akdeniz krizinde yeni gelişmeler oluyor olmakta. Dolayısıyla biz de yeni Doğu Akdeniz bölümümüzle karşınızdayız.
Lili Savunma Bakanı Hulusi Akar, tansiyonun düşmesi için bazılarının sadece susması yeter diye bir açıklama yaptı. Akar açıklamasında elbette Doğu Akdeniz krizini kastediyor. Akar'ın susun diye çıkıştığı taraf, Yunan ve Fransız tarafı ama Türkiye'nin de pek sessiz durduğu söylenemez. Şimdi biraz arka plan verelim. 2010 senesinde Güney Kıbrıs Rum kesimi, İsrail, Yunanistan ve Mısır
Doğu Akdeniz'de gaz çalışmalarına başladılar. Çünkü öncesinde Güney Kıbrıs Rum kesimi bu ülkelerle bir Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması imzalamıştı. Türkiye de 2011 senesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile bir Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması imzaladı. Türkiye bir süredir bu bölgeye seismik gemiler gönderiyor, çalışmalar yapıyor. Karşı taraf ülkeleri de İsrail'de bulunan gazı kendi aralarında yapacakları sözleşmelerle denizden İtalya'ya getirerek Avrupa'ya taşıma niyetindeler. İşte Türkiye burada devreye giriyor.
Doğu Akdeniz'de böyle bir çalışma yapılmasını Türkiye işin içinde olmadan istemiyor. Burada önemli konu TANAP, yani Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi. Biliyorsunuz Azeri gazı İpsala'ya kadar getirilmiş. 30 Kasım 2019'da da açılışı yapılmıştı. Trans Adriatik Boru Hattı'nın tamamlanmasıyla 10 milyar metreküp gaz Avrupa'ya satılacak.
Eylül 2019'da Güney Kıbrıs Rum kesimi Fransız Total ve İtalyan Eni Enerji Şirketleri ile bir anlaşma yaparak keşfettiği gaz sahasında çalışma izin verdi. Türkiye bu anlaşmaya da sert tepki verdi. Çünkü Güney Kıbrıs'ın rezerv bulduğu 13 blokluk ekonomik bölgenin bir kısmı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Münhasır Ekonomik Bölgesi içerisinde. Türkiye asıl hamleyi Kasım 2019'da Libya ile bir Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması yaparak gerçekleştirdi.
Bu anlaşmanın önemi İsrail-Mısır-Güney Kıbrıs gazının İtalya'ya taşınması için döşenecek boru hattının Libya-Türkiye münhasır ekonomik bölgesinden geçiyor olması. Şimdi meselenin bu tarafı böyle. Birdenbire bu krize dahil olan isimlerden bir tanesi Fransa oldu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Libya'da Hafter'i destekleyerek olası bir göçmen krizinin önüne geçmeyi amaçlıyor.
Türkiye'nin desteklediği ise Seraç tarafı. Seraç Birleşmiş Milletler tarafından da kabul gören bir lider ama Fransa Hafter'i desteklemeye devam ediyor. Burada Amerika Birleşik Devletleri de Türkiye gibi Seraç hükümetini destekliyor. Fransa'nın olaya dahil olmasının bir diğer nedeni de Güney Kıbrıs'ta yapılacak gaz sondaj çalışmaları ve Fransız Enerji Şirketi'nin bu çalışmaları yapacak şirketlerinden bir tanesi olması.
Macron daha önce Türkiye'nin askeri güç üzerinden yürüttüğü dış politikasına gönderme yaparak, Türkler sözlerden değil, eylemden anlar diye bir açıklama yaptı. Avrupa Birliği Erdoğan'a karşı sert tutum almalı dedi. Macron sadece açıklamaya akla kalmadı, eyleme de geçti. Mad Seven isminde Akdeniz Birliği üyesi ülkeleri topladığı birlik, Doğu Akdeniz krizi sonrası Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye karşı vereceği bir yaptırım kararını destekleyeceğini açıkladı. Macron, Pax Militarana yani Akdeniz'de barış diye bir tweet attı. Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın buna fotoğraflı bir tweetle yanıt verdi. Fotoğrafta Erdoğan'ın Macron'un omzuna elini koyduğunu görüyoruz. Kalın tweetinde bu fotoğrafın üzerine sözü daha fazla uzatıp kendimizi yormayalım diye yorum yazmış.
Krizle ilgili ateşli bir konuşma yapan bir diğer figür, Meclis Başkanı Mustafa Şentop oldu. Mustafa Şentop, Fransa'nın yakın tarihte askeri başarısı olmadığını söyledi. Şentop, Fransa'nın tarihinde tek başarılı komutan var. O da, yani Napolyon da Fransız değil, dedi. Sonra hiç kimse ergenlik sorunlarını uluslararası ilişkilere taşımasın diye de ekledi. Tüm bu tartışmaya Cumhurbaşkanı Erdoğan en üst perdeden dahil oldu. Erdoğan 12 Eylül'de Milli İrade Sempozyumu'nda Macron'a çıkış
isim olarak anmak istemiyorum ama mecburum anmaya çünkü o Şahsımla çok uğraşıyor Diyor ki Türk milletiyle değil ama bizim diyor Erdoğan'la Sıkıntımız var Sayın Macron Senin Şahsımla daha çok sıkıntın olacak Defalarca bunu zaten sana söyledim Ama dinlemiyorsun Bak senin tarih bilgin de yok dedim Sen Fransa'nın tarihini de bilmiyorsun Önce Türk milletiyle uğraşma Türkiye ile uğraşma Afrika'nın tarihi Adeta Fransa'nın tarihidir Cezayir'de 1 milyon insan öldüren sizsiniz Ruanda'da 800 bin insan öldüren sizsiniz Siz bize insanlık dersi veremezsiniz önce bunu öğren Ve bunu ben bizzat kendisine söyledim. Bak dedim, senin tarih bilgin yok. Önce bunları öğrenmen lazım. Biz ise bu Afrika'da bir insanın burnunu kana atmadık. Şimdi tabii bütün Avrupa Türkiye'ye birlik olmuş. Karşımı Macron, Med7 birliğini topladı dedik. Fakat tabii olayın başka bir tarafa var. Bu Med7 toplantısı.
Yapıldığı bu ülkeler bu toplantıya katıldılar ama toplantıdan hemen sonra mesela Türkiye'yi arayan, Türkiye'yle temasa geçen ülkeler oldu. Bunlardan bir tanesi Malta. Malta Dışişleri Bakanı, Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nu Antalya'da ziyaret etti. İspanya Dışişleri Bakanı Erdoğan'ı aradı ve hemen konuyla ilgili Erdoğan'la bir görüşme yaptı. Yani bu ülkeler, İspanya, Malta gibi ülkeler aslında hani bu krizde biz biraz daha Türkiye'nin yanındayız diye bir mesaj veriyor. Peki açıklamalar böyle, olan biten böyle. Bir gazeteci Ali Kayalar, Yetkin Report'a bu krizle ilgili bir yazı yazmış, krizi çerçevelemiş. Ben de yazısını Ali Kayalar'la konuştum. Kısa bir aradan sonra röportajla devam edeceğiz.
Ali Kayalar, Yetkin Report'a geçtiğimiz gün bu Doğu Akdeniz'deki krizi çok güzel analiz eden, olana biteni anlatan bir yazı yazdınız. O yazı üzerine bu meseleyi özellikle sizinle konuşmak istedim. İsterseniz önce bir çerçeveyi çizerim. Yani ne oldu da kriz çıktı? Yani biz şimdi ne krizinin içindeyiz? Yani aslında belki başlangıç tarihi olarak 2019'da, Kasım'da bizim dış işçilerin Libya'yla yaptığı anlaşmalarla başlamak lazım. Fransa'nın buraya kadar gelen rahatsızlığı, Yunanistan'ın da bu kadar birlikte hareket ediyor olmasının sebebini belki biraz oradan arayarak başlatmakta yarar var diye düşünüyorum. Çünkü sonuçta bu provokatif bir hamleydi. Dış işçilerin hamlesi, Libya anlaşması. Çünkü Libya, Avrupa Birliği içerisinde de çatlaklara sebep olabilecek bir konu. Bir tarafta BM'nin onayladığı, meşrul gördüğü başbakanı seçilmiş bir hükümet var fakat
Örneğin Fransa buna karşı uzun zamandır hamleler yapıyor. Tabi Libya anlaşması Yunanistan'ı doğrudan ilgilendirdi. Coğrafi olarak gözümüzün önüne getirdiğiniz zaman Yunanistan daha orada egemenlik alanlarıyla ilgili tartışmaları başlattı. Denizdeki egemenlik alanlarıyla ilgili tartışmaları başlattı. Hiç kimsenin birbirine taviz vermediği bir hamleler zinciriyle bugün işte Akdeniz'in bir tatbikat denizine döndük. Bu ortama geldik. Türkiye'nin burada yaptığı gayrimeşru bir hamle yoktu. Fakat buna yine Libya üzerinde, Akdeniz üzerinde, genel olarak buradaki egemenlik sahaları üzerinde çıkar sahibi olan bütün büyük ülkelerin müdahale etmesi beklenemezdi zaten. Bu da halk bir dış politik oyununu başlatmış oldu böylelikle.
Bu yaz tabi ki bundan çok daha sıcak geçti. Yunanistan'ın iddiaları karşısında bizim Ankara'nın belirli bir pozisyonu var. Yani bunu kabul edilemez buluyorlar ve zaten haritaya baktığınızda ne akla ne uluslararası hukuka uygun bir iddia değil bu. Önemli olan sadece Türkiye'nin bütün bunlar olup bitiyorken nerelerden destek alacağı, nerelerden güç alacağı, stepstone yani basacağı yerlerin neleri oldu ve bunların ne kadar güçlü olduğu.
Şimdi burada herkesin kendi teorisi var değil mi yani? Türkiye'nin kendi teorisi var. Yani bu işte Münhasır Ekonomik Bölge ile ilgili. Bununla ilgili işte diğer ülkelerin, Güney Kıbrıs'ın kendine göre bir teorisi var. Bu işin bir kısmı. Bir de Ege'de. Yunanistan'ın savunduğu pozisyon var, Türkiye'nin savunduğu pozisyon var. Yani burada iç içe geçmiş iki kriz görüyoruz aslında. Bir de Doğu Akdeniz, Münhasır Ekonomik Bölge. Bir de Ege'nin paylaşımı. Şimdi bu krizin ikisi beraber tek bir krizi olarak karşımıza çıkıyor anlaşılan.
Krize bir şey daha ekleyebiliriz aslında. Artık böyle sonsuza kadar sürecek gibi görünen Kıbrıs'ın kendi barış ve çözüm görüşmeleri krizine doğal olarak dahil olmuş oluyor bu tartışmanın içerisinde. O da bir taraftan devam ederken hani üç boyutu var diyebiliriz. Bunu eklemek isterim sadece. Türkiye'nin burada destek alacağı yerler derken kastettiğim buydu. Sizin bahsettiğiniz yazıda da dikkat çekmeye çalıştığım nokta buydu. Birdenbire bunu akut bir durum olarak gördüğümüzde, kim haklı kim haksız diye baktığımızda, uluslararası mahkemelere gittiğimizde ya da diplomatik görüşmelerle işi gerek AB'de olsun gerek NATO'da olsun çözmeye kalktığımızda, çok steril bir bakışla Türkiye'nin pozisyonu, en azından Yunanistan'ın pozisyonundan çok daha ileri
Fransa'nın da gerçekten hani literatürdeki doğru adıyla söyleyecek olursak müdahaleci davrandığını söyleyebiliriz. Fakat maalesef mesele bunun adında kalmıyor. Yani özellikle geçtiğimiz 10-13 yıldır Türkiye'nin dış politika hamlelerine buradaki hani dış politikada elbette ki dostlar düşmanlar olmaz çıkar ilişkileri olur ama ülkelerin hani bu çıkar ilişkilerinde ne kadar yıprattığına bakacak olursak belki başka bir dış politika stratejisiyle diyeyim. Bugün Türkiye etrafında Şöyle bir şey yapacak olursak, şimdi kim kimin yanında yer alıyor Ali Bey? Pozisyonları anlatacak olursak, Fransa'nın burada yanına Avrupa Birliği'nin güçlü büyük majör ülkelerinden hiçbirini almadığını görüyoruz bu hamlelerin içerisinde. Tabii en başta Almanya'yı söylemek gerekiyor. Mesela Almanya'nın bu konudaki tek belirgin tavrı, Yunanistan'la Türkiye arasında bir ara buzluk yapmak talebi oldu.
Almanya biraz daha tarafsız kalmaya çalışıyor anlaşılan. Yani bir açıklama gelmişti Almanya'dan yani Yunanistan'ın yanındayız diye ama galiba Yunanistan'ın AB üyesi olmasına binaen yapılmış bir açıklama olarak anlaşılıyor. Yani bu mülteci kriziyle beraber daha belirginleşen bir şey var ki Almanya konuştuğu zaman biz bunu genellikle Avrupa Birliği konuştuğu gibi algılayabiliriz. Avrupa Komisyonu başkanından bağımsız bir konu, konseyin başkanından bağımsız bir konu. Almanya bu mülteci kriziyle beraber Avrupa Birliği'nin motor gücü olduğunu ispatladı zaten.
Böyle bir krizde Avrupa Birliği'nin zamanında ekonomik krizden çıkarttığı, Türkiye'yle yaşadığı başka sorunlarda hep yanında aldığı Yunanistan'ın yanında Fransa'yı görüyoruz. Ama Almanya'yı görmüyor olmamız aslında kendi başına bize bir şey anlatıyor. AB içinde Almanya'nın, Fransa'nın bu hamlelerini çok da birebir onaylamadığını, desteklemediğini gösteriyor bize. Çok açık bir tavır almaması aksine hem NATO hem AB üyesi bir ülke olarak ara buzluk teklif etmesiyle.
Fransa'nın burada şöyle bir Libya sıkıntısı var. Bence orası çok önemli. Çatlaklarda bir tanesi burası. Çünkü Atlantik Konsolosluğu'nda geçen en güncel gördüğüm yazı oydu bununla ilgili. Hala Avrupa Birliği Fransa'nın Libya tavrından emin değil. Oranın bir savaş alanına, yeni Suriye'ye dönüşmemesi AB'nin birçok politikası, göçmen politikası, ekonomi politikası açısından önemli.
Fakat Fransa hala oradaki meşhur BM hükümetin değil, Haftar tarafını desteklemekle suçlanıyor. Bunu zaten krizin başlangıcında açıktan yapardı. Bugün hala Fransa'ya dair böyle şikayetler var. Dolayısıyla kim hangi tarafta diye konuştuğumuz zaman Club Med dediğimiz bu Portekiz'in... Med 7. Med 7. Mediterranean 7 diye bir şey. Med 7 diye anılıyor. Club Med diye de makarasını kullandıkları bir tabir var. Şimdi bunun içerikli kültürlere baktığınızda Doğu Akdeniz politikasında etkili olabilecek sadece şey var. Fransa'nın kendisi var. Portekiz'in bunun mesela üyelerinden. Akdeniz'in sahili dahi yok. Sınırı dahi yok.
Yani bu aslında yine bir Fransa-Yunanistan hamlesi olarak görülebilir. Oradan çıkan kararlar da öyle görülebilir. Ve Avrupa Birliği'nin tamamında, oradan çıkıp Avrupa Birliği'nin de, daha doğrusu Avrupa Birliği konseyinde, 24'ünde bu ayın 24'ünde başlayacak toplantılarda, Türkiye'ye çıkacak yaptırımlarla ilgili bir şey söylemiş olması. hani şu paraları çıkartırız demiş olması aslında ab adına önceden konuştuğunu gösteriyor. yani o med yedi toplantısında şunu diyorlar bir yaptırım kararı çıkarsa biz bunu destekleriz diyorlar aslında aşağı yukarı dedikleri böyle bir şey ama bu abden bir yaptırım kararı çıkacak türkiyeye demek olmuyor aslında herhalde o ayrımı koymak gerekiyor. çünkü avrupa birliği içerisinde de türkiye'ye dönem dönem karşımıza gelen bu
Yaptırım politikalarının her zaman da bekledikleri sonuçları vermediğinin bir ön bilgisi var. Böyle bir öğrenilmişlik var orada. Daha çok Türkiye'yi biraz daha uzağa atmaya yarayan hamleler oldu bugüne kadar. Buradaki bir görüş birliğinden söz etmek mümkün değil. Türkiye'ye yaptırım uygularsak istediğimizi alırız. Yani aslında Avrupa Birliği konsey başkanı Michel'in ağzından çıkan o havuç sopa sözcüklerin belirimi yumuşatmaya değil, arttırmaya yönelik bir etkisi oldu.
Bir de son dönemde AB'nin istediği sonuçları onların adına doğurmadı. Yani Türkiye sertleştirmekten çekinmedi politikasına özellikle AB ilişkilerinde. Ama işte iki tarafta bence bu durumda biraz da havuç aramalı. Yani birbirlerine neler verebilirler, taviz alanları nelerdir, karşılıklı çıkar ilişkileri nasıl geliştirilebilir.
kadar sertleşerek girecek gibi görünüyor. 24'ünde bakalım yani iki taraf, daha doğrusu dediğiniz gibi konsey toplantısından ne çıkacak? 24'üne kadar muhtemelen türk diplomatlar ya da neyse türk siyasilerle herhalde avrupalı siyasilerle irtibat halinde olacak ve taraflar birbirini yumuşatabilecek mi herhalde? bunu göreceğiz 24'ünde öyle değil mi? bunu göreceğiz. geçtiğimiz hafta sonu mesela cumadan itibaren çok hızlı bir diplomatik temas sürecinden geçtik. erdoğan bizzat, cumhurbaşkanı bizzat ele aldı süreci diyeyim ben.
Çünkü bunlar da Türkiye'nin pozisyonunu ifade edildi. Bizim en azından görüşmenin bu tarafından, Ankara tarafından yapılan açıklamalardan Türkiye'nin pozisyonunun ifade edildiğini duyuyoruz. Ama karşı taraf ne dediği tam olarak bilmiyoruz. Ama 24'üne kadar bu diplomatik temaslar, gellerlikler devam eder. Belki, çok küçük bir ihtimalle Manato'daki şu teknik görüşmeler şimdiden ölü doğmuş gibi görünüyor. Yunanistan'da, Türkiye açısında. Oradan bir sonuç çıkar mı çıkmaz mı o zamana kadar? Tabii onu da bekleyerek görmek durumundayız. Peki, Arikayalar çok teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim, iyi günler.
Krizin tırmandığı noktalardan biri de Antalya Kaş'tan birkaç kilometre uzaklıktaki Meis Adası. Yunanistan, adaların kıta sahanlığı olduğu iddiasında, yani Meis'in 20 kilometre açığının Yunanistan'a ait olduğunu iddia ediyor. Bu da Türklerin Kaş sahilinden denize falan girememesi demek. Ama tabii bu Yunanistan'ın iddiası ve Yunanistan'ın Avrupa'yı, diğer ülkeleri buna ikna etmesi zor. Çünkü haliyle tabii bu Yunanistan'ın iddiası gözle görülür bir adaletsizliği barındırıyor. Mevcut durumu anlatan haritayı bölümün kapak fotoğrafında görebilirsiniz. Doğu Akdeniz'de kriz tırmanırken Yunanistan sadece 432 kişinin yaşadığı Meis Adası'na asker çıkarmıştı. Elbette bu Türkiye'ye bir mesaj niteliğinde Kaş'ta bulunan gazeteci Engin Baş, Yunan askerlerinin adanın Türkiye tarafına bakan kısmına dev bir Yunan bayrağı çizdiğini bildirdi.
Peki, tüm bu gelişmelere ABD nasıl dahil oldu? Şöyle, ABD bu kriz sürerken biraz daha dengeleyici bir rol kendince oynamaya çalıştı. ABD'nin Güney Kıbrıs Rum yönetimine uyguladığı bir silah ambargosu var. Bu ambargoyu kaldırdı ABD Türkiye'ye bir mesaj olarak.
Öte yandan Dışişleri Bakanı Pompeo, Güney Kıbrıs Rum kesiminde Nikos Anastasiadis ile görüştü. Türkiye'nin bölgedeki eylemleri bizi derinden endişelendiriyor dedi. Ama Amerika Birleşik Devletleri Türkiye ile de görüşmeyi sürdürüyor. Şimdi kriz nasıl sonlanacak? Macron susarsa kriz biter mi? Günün sonunda Türkiye, Yunanistan, Fransa bunların hepsi NATO üyesi. NATO krizi dindirebilir mi?
Yunanistan ve Türk askeri heyetlerinin Brüksel'de NATO nezdinde görüşeceği açıklanmıştı. Ancak Yunan heyeti son anda toplantıya katılmaktan vazgeçti. Peki ya Avrupa Birliği? Avrupa Birliği'nin içerisinde dengeler karışık. Şimdi Türkiye'nin yanında duran ülkeler var, Fransa'nın yanında duran ülkeler var. Almanya ise biraz daha tarafsız duruyor, dengeleyici bir pozisyonda krizi aşmaya, aştırmaya çalışıyor demiştik. Avrupa Birliği krizi çözebilir mi?
Türkiye, AB İdali'nden ve Avrupa'dan fersah fersah uzaklaşmış durumda. Ama ne olursa olsun Avrupa ülkelerinin önemli bir ticari partneri Türkiye. Dolayısıyla Avrupa Birliği tarafından atılacak adımlar belki bu krizi yumuşatabilir deniyor. Böyle bir beklenti var, bunu göreceğiz. Evet Trend2People, Bimedia ile birlikte hazırlıyoruz. Yeni bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.