
3.393 kelime · ~17 dk okuma
Muhammed bin Zayed, büyük bir başbakan, Şahin'in şahsiyeti. Bu bir tarihli selam. Söyledim ki, bu sadece başbakanlar arasında değil, bu insanlar arasında. Söylediğin anlamına gelir. Tebrik ederim ve çok teşekkür ederim.
Bu kuşkusuz tarihi bir an. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Birleşik Arap Emirlikleri temsilcisi Halife ile videolu görüşme yapıyor. Görüşme İbranice yapılıyor. Birleşik Arap Emirlikleri temsilcisi Netanyahu ile neredeyse mükemmel bir İbranice konuşuyor. İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında varılan anlaşmanın sembol videosu kesinlikle bu. Bu anlaşma nereden çıktı ve dünya için ne anlama geliyor bakacağız.
Arap Birliği üyesi ülkeler 2002 yılında Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta kabul ettikleri Arap Barış Girişimi bildirisiyle 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin Devleti'ni kabul etmedikçe İsrail'le normalleşmeyi reddetmişti. Ancak derenin altından çok sular aktı. Özellikle 11 Eylül saldırılarının sonrasının finansal planlamasında Birleşik Arap Emirlikleri'nin adı geçiyordu. Transfer edilen paralar bu ülke üzerinden farklı bölgelere aktarılmıştı. Birleşik Arap Emirlikleri'nin saldırılar sonrasında repütasyonunu zayıflamasıyla ve fakat finansal altyapısının güçlendirilmesi, siber güvenlik ve birçok konuda İsrail'le resmi olmayan çalışmalar yapılıyordu. Birleşik Arap Emirlikleri hem zedelenmiş repütasyonunu kuvvetlendirmek hem de bölgedeki gücünü arttırmak için çalışıyordu.
Ve 2015 yılında İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dhabi'de diplomatik temsilcilik açtı. Bahsettiğim gelişmeler çerçevesinde 2019 yılında başlayan görüşmelerin ilk sinyali Mayıs ayında Birleşik Arap Emirlikleri'nin İsrail'e ilk ticari olmayan uçuşuyla başladı. Uçakta Filistin'e gönderilecek Covid-19 yardım malzemeleri vardı. Yine Mayıs'ta ikinci uçak yine yardım paketiyle geldi. Bu sefer uçakta Etihad Havayolları'nın adı ve kuyruğunda da logosu bulunuyordu.
2020 Ağustos ayında ise ilişkiler artık bir başka boyuta taşındı. Anlaşmayı Ağustos ayı ortasında dünya, Amerikan Başkanı Donald Trump'ın açıklamasıyla öğrendi. Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri adına yapılan ortak açıklamada Trump, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve Birleşik Arap Emirlikleri Abu Dhabi Veliyat Prensi Muhammed bin Zayed el-Nahya'nın bir telefon görüşmesi yaptığını belirterek, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ilişkilerin tamamen normalleşmesi için anlaşmaya varıldığı ifadesi kullanıldı. Açıklamada ayrıca Trump'ın 28 Ocak'ta açıkladığı Orta Doğu Barış Planı çerçevesinde tarafların İsrail ve Filistin çatışmasına kalıcı bir çözüm bulunması için çalıştığı, Mescid-i Aksa ve Kudüs'teki diğer tüm ibadethanelerin tüm inançlardan kişiler için açık olması gerektiği ifade edildi. Anlaşmada kabaca şunlar var, yatırım, turizm, kültür, doğrudan uçuşlar, güvenlik, telekomünikasyon, teknoloji, enerji, sağlık, kültür, çevre, konusunda işbirliğinin arttırılması, karşılıklı elçiliklerin açılması. Muhtemelen anlaşmayı yapan Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail duyuruyu yapan neden Trump diye soracaksınız. Çünkü anlaşmanın ardında Amerika Birleşik Devletleri'nin çabaları var. Donald Trump'ın damadı Jared Kushner iki taraf arasında gizlice süren görüşmeleri yönetti.
Bu görüşmeler sonucu iki taraf anlaşma noktasına geldi. Hatta Koşner, El Al hava yollarına ait İsrail'den Abu Dhabi'ye yapılan ilk ticari uçuşta yer aldı. Ve uçağa binmeden önce dua ettiğini, artık yeni geleceği inşa etmek istediklerini anlat. İsrail'in ilk ticari uçuşu, Gulf Arap ülkelerine. Bu bir tarihli uçuş.
Umarız ki bu, Orta Doğu'ya ve aşağıdaki daha da tarihli bir yolculuğa başlamaya başlayacak. Geçen gün, kapıda dua ettim ki, Müslümanlar ve Araplar dünyanın her yerinde bu uçakları izleyecekler, hepimiz Allah'ın çocukları olduğumuzu anlayacaklar ve geleceğin geçmişten önceliklendirilmemeli olmamalı. Bu çok umutlu bir zaman ve bu bölgede ve dünyanın her yerinde çok fazla mutluluk ve sağlık olabilir. Bu uçuşla ilgili bir önemli detay da bu uçuş için el ala Suudi Arabistan'ın hava sahasını açmış olması. Bu da tabii Suudi Arabistan tarafından ciddi bir yumuşama adımı. Anlaşmanın imzalandığı hafta sonunda İsrailli gazeteciler ilk kez İsrailli televizyon kanallarına Birleşik Arap Emirlikleri'nden haber geçtiler. Bazı medya kuruluşları Birleşik Arap Emirlikleri yetkilileriyle doğrudan röportaj bile yaptı.
İki ülke arasında telefon hatları ilk kez kuruldu ve Birleşik Arap Emirlikleri İsrail merkezli haber sitelerine erişim engelini açtı. İsrail'den bir delegasyonun da kısa süre içinde Birleşik Arap Emirlikleri'ne seyahat edip tarım, havacılık, sağlık, turizm, güvenlik ve teknoloji alanlarında ikili anlaşmaları masaya yatırması bekleniyor. Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail'le diplomatik ilişkileri olan tek körfez üçüncü Arap ülkesi. Mısır'da 1979, Ürdün'de ise 1994'te İsrail'le barış anlaşması imzalanmıştı.
Anlaşma karşılığında İsrail'in Batı şeriatı atmayı planladığı genişlemece adımlar askıya alındı. Şimdi askıya alındı burada kritik bir kelime. Çünkü İsrail bu genişlemece adımları durdurdum demiyor. Ne kadar süreyle durdurduğu da belirsiz. Yani anlaşmanın kaybeden tarafı Filistin. Zira bu zamana kadar Arap dünyası. İsrail'in 1967 sınırlarına dönmesi konusunda ısrarcıydı. Şimdi bu ısrardan vazgeçilmiş görünüyor. İsrail mevcut sınırlarını Arap dünyasında kabul ettirmiş oldu.
Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Enver Gergeş ise anlaşmanın neticesinde mevcut şartlar altında bir barışın oluşmasının imkansız olduğunu, mükemmel bir zamanın gelmesini bekleyip fırsatları kaçırmaktansa harekete geçilmesi gerektiğini belirtti. Şeyh Muhammed Bin Zayed'in yaptığı bu kararın şiddeti. İddiada, Gölge ya da Orta Doğu'da mükemmel bir anlaşma olamaz. Bu mükemmel bir anlaşma için sabırsızlanıyoruz. Bu, aslında, hala durduğunuzda ve gelişmelerinizi yasaklamak için bir aracılığa sahip olduğunuz bir aracılığa sahip olduğunuz bir aracılığa sahip aracılığa sahip olduğunuz bir aracılığa sahip olduğunuz bir aracılığa sahip olduğunuz bir aracılığa sahip olduğunuz bir bir aracılığa sahip olduğunuz bir aracılığa sahip Anadolu olduğunuz bir
Ajansı konuyla ilgili Filistinli uzmanların görüşlerine yer vermiş. Filistinli siyasi analist Naciye Zaza, Birleşik Arap Emirliklerinin İsrail ile ilişkilerini normalleştirdiğini kamuoyuna duyurması, sadece Arap Barış Girişimine değil, aynı zamanda Arapların işgale karşı direniş ruhunu öldürmektedir. Bu anlaşma Filistin davasına saplanmış bir hançerdir, diyor. Zaza, Arap Barış Girişiminin sponsoru olan Arap Birliğinin anlaşmaya yönelik tepkisininse, Arap Birliğinin tepkisi kınamadan öteye geçmeyecek şeklinde.
Filistinli yazar Hani El Akkad, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri Antlaşması'nın Arap barış girişimini öldürdüğünü söylüyor. Filistin davasını savunmak adına şehit düşen Arapların kanına ihanettir bu, diyor. Normalleşme sonrasında Birleşik Arap Emirlikleri'nin Arap ülkelerindeki konumuna ilişkinde Akkad, Kuveyt hariç diğer körfez ülkeleri gizli olarak normalleşme içerisindeler. Dolayısıyla bu duruma karşı çıkmazlar. Ancak Cezayir ve Tunus gibi diğer ülkelerden bu adımı reddeden ve eleştiren tutumları görebiliriz diyor. Akka da göre bu normalleşme anlaşması Arapların belini kırdı ve Arap Birliği'ni utanç verici bir konumda bıraktı.
Filistinli siyasi uzman ve yazar Muhammed El-İyle normalleşme arzusu Siyonist İsrail'le ittifakı hedefleyen Birleşik Arap Emirlikleri tarafından geldi. Bu ittifak Arap Baharı sonrası ortaya çıkmaya başladı. Her iki tarafta Arap Baharı ülkelerindeki demokratik geçiş deneyimlerinin sonuçlarını engelleme konusunda birleşti diyor. Şimdi bu bölümde anlaşmayı daha iyi anlamamızı sağlayacak konuğum Abu Dhabi'de bulunan gazeteci Yusuf El Şerif. Yusuf Bey, siz de takip ettiniz. Şimdi bu Birleşik Arap Emirlikleri ile İsrail arasında imzalanan bu anlaşma, yeni bir başlangıç hakikaten tarihi. Fakat en sert tepki gösteren ülkelerden bir tanesi Türkiye oldu.
Şimdi birincisi bunu şöyle mi görmek lazım Birleşik Arap Emirlikleri artık hani Filistin davasını unuttu diye mi bakmak lazım? İsrail ile Filistin arasında bir tercih yapılması gerekiyorsa İsrail'i tercih etti diye mi bakmak lazım? Ne diyorsunuz? Yani öyle bir İsrail'i ya da Filistin'i unuttu diye bakmıyor Birleşik Arap Emirlikleri bence buradan takip ettiğim kadar. Bu tepkiler Türkiye'den olsun başka ülkeler olsun
Bu bölgedeki kutuplaşmadan dolayı yani Birleşik Arap Emirlikleri herhangi bir şey yaparsa Türkiye eleştirecek. Türkiye herhangi bir şey yaparsa Birleşik Arap Emirlikleri eleştirecek. Bu yüzden bu bence benim kanaatimce Filistin'de veya İsrail'le alakası yok. Çünkü Türkiye zaten İsrail'i tanıyan, İsrail'le askeri işbirliğe giden bir ülke böyle ilişkileri varken Birleşik Arap Emirlikleri İsrail'i tanıdı diye kınama hakkı var mı diye bir soru var burada ve buradaki soruluyor. Burada Birleşik Arap Emirlikleri yetkilileri diyor ki yani biz sadece Türkiye'nin yaptığını yapıyoruz.
O yüzden böyle bir şey söz konusu değil. Sayın Cumhurbaşkanı zaten şey dedi, ben Büyükelçimi çekeceğim ya da ilişkileri keseceğim. Bir şey olmadı. Sayın Büyükelçi burada, Candizler hala burada çalışıyor, o bu da bir de. Bunun zaten süresi Ekim'de bitecek. Bilmiyorum uzatacaklar mı, devam edecek yoksa gidecek mi ama ilişkiler, Türkiye, Birleşik Karakola Birlikleri hala devam ediyor. Şöyle bakmak lazım.
Birleşik Arap Emirlikleri değil aslında. Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Bahreyn, Oman, birçok Arap ülkesi, Sudan dahil şu anda Sudan devrimi yaşadığı için, yönetim değiştiği için, Filistin davasından biraz bıkkınlık hissediyorlar ve hayal kırıklığı hissediyorlar Filistin yönetiminden dolayı. Elbette İsrail işgalci bir ülke, Birleşmiş Milletler'in kararlarını hiçe sayan bir ülke ama arkasında Amerika var. Fakat Filistin yönetimi gereken şeyleri yapmıyor.
Filistin'in ne yapmasını bekliyor Birleşik Arap Emirlikleri? Ne yapmalıydı Filistin? Birkaç tane şey. Sadece Birleşik Arap Emirlikleri değil, Solarypistan ve Mısır hatta bunu bekliyor. Şöyle, Hamas ve Fethi arasındaki sorunu bitirin. Öyle eşgal altında bir ülke halkı ikiye bölünmüş olamaz. Bir. İkincisi, Hamas, İran'la iş birliği olan bu şeyi bitirsin. Çünkü madem diyorsunuz ki Filistin Arapların sorunu, o zaman İran'a endeksli bir politika yapamazsın. Çünkü barış yapacaksın İsrail'le, tek bir liderlik olacak. Bir. İkincisi de seçim yapınız. Yani Mahmut Abbas şu anda 80 yaşında, Netanyahu onun oğlu yaşında yani böyle. Ve kimse değişmiyor Filistin yönetiminde. Filistin yönetiminin içinde yolsuzluk var, sorunlar var, şikayetler var.
Bunlar hiçe sayılıyor. Ekonomi dibe, yani işgal altında bir hükümetin ekonomisi olmaz da ama yolsuzluk sebebi nedir yani orada? Ve halk bıkmış yani Filistin'de. Mahmut Abbas hiç gitmek istemiyor, bahaneler arıyor, işte Hamas. Bu sorunları yüzünden
Filistin davası ilerleyemiyor, güç kazanamıyor. Madem İsrail'le savaşmayacağız, yani bu Arapların bütün Arap ortak tavrı, 2000 yılındaki barış önerisi, biz İsrail'le stratejik olarak barış istiyoruz. Madem böyle dedik, madem İsrail'le savaşmayacağız dedik, madem Filistin yönetimi İsrail'i tanıdı dedik, o zaman Filistin yönetimi kendi ayağa kalkması lazım. Ama Filistin yönetimi bir şekilde hiç ayağa kalkmıyor. Bu büyük bir sorun. Bir, ikincisi de
Filistin sorunu çözülmesini beklerken Kürfez ülkeleri başka sorunlarla çıktı. Yani bu dönem 2000 yılında İran'ın nüfuzu yoktu. 2000 yılında Türkiye'nin ihvan üzerinden bir yerlerde nüfuzu yoktu. Böyle artık Kürfez ülkeleri Filistin sorunu çözümünü beklerken İran Irak'ı yuttu. Suriye'yi yutacak. Lübnan'a gidiyor Hizbullah üzerinden. Hamas'a varmış Gazze'ye.
Türkiye açısından buradaki der açısından diyorum yani Birleşik Arap Emirlikleri, Söğüt Erdoğan Türkiye'ye böyle bakıyorlar. Rihvan üzerinden Mısır'ların içine, İran içine, Katar falan Libya'nın içine karıştırıyor. Böyle bakıyorlar. Bu yüzden diyorlar ki yani burada Birleşik Arap Emirlikleri vatandaşı diyor ki ben İsrail'den 30 yıldır yani kuruluşumdan beri 40 yıldır İsrail'den herhangi bir kötülük görmedim ben burada olarak ama ben İran'dan kötülük görüyorum. Türkiye'den challenge ya da işte böyle tehlike görüyorum.
Ve ben bunlara karşı hiçbir şey yapmayacağım, itmeyeceğim. Filistin'i bekleyeceğim. Bu olmaz çünkü buradaki ülkeler İsrail'le ortak güvenlik tehlikelerimiz var, tehditlerimiz var ve İsrail'le işbirliği yaparak bu güvenlik tehditleri ortadan kaldırabiliriz ya da en azından kendimizi savunabiliriz. Özellikle İran'a karşı. O yüzden böyle çıkarlar ortak. Filistin'in sonuna kadar beklemeyiz. Biz de zaten İsrail'i tanıdık ama
Burada bir soru daha cevaplanması lazım. Şimdi Birleşik Arap Emirlikleri İsrail tanıdı diye ne değişecek? Filistin davasında hiçbir şey değişmiyor zaten. Çünkü böyle Arapların İsrail'e karşı madem savaşmayacağız, barış istiyoruz.
O zaman yeni bir taktikler geliştirmesi lazım. Ama hiçbir Arap ülkesi yeni bir taktik geliştirmedi. Eski taktiklerde kaldık, 60'lı ve 70'li yıllarda. O zaman İsrail'i bundan sonra diplomatik yollardan ikna etmeye, İsrail'in politikalarını diplomatik yollardan değiştirmeye mi çalışacak Arap dünyası?
Doğrudur. Bir, ben mesela Türkiye'deyken Sayın Ahmet Davutoğlu'yla konuşuyordum. Diyordu ki, ya biz Türkiye olarak İsrail'le iyi ilişkilerimiz olursa Filistinli kardeşlerimiz sorunları daha iyi çözebiliriz. Birleşik Devlet Emirlikleri aynı yöntemden gidiyor. Diyor ki, ben İsrail'le diplomatik ilişkiler, ekonomik ilişkiler, güvenlik ilişkiler kuracağım. Bundan sonra İsrail'le daha ağır bir şey olabiliriz. İkincisi de diyalog. Bizim sorunumuz şu, Filistin davasında
En baştan diyalog kapatmışız. Yani biz diyor ki İsraillilerle konuşmayacağız. Sadece siyasetçiler konuşacak. Evet bu eskiden iyi bir yöntem idi ama şu anda işe yaramıyor. Çünkü İsrailliler kendi yöneticilerine oy veriyorlar. Onlar da daha sert politikalar uyguluyor. Bizimkiler daha milliyetçi kesiliyor, Arap liderler.
Ve sorun çözülmüyor çünkü görüşmüyoruz. Bu bir. Mesela düşünün Kudüs'teki Filistinliler çok sert ekonomik ambargo altında İsrail tarafında. Ve Kudüs'teki Filistinliler ve Mahmut Abbas bizatihi şey dedi. Ya Araplar gelin ziyaret edin Kudüs'ü. Oradaki esnafların parasını falan filan yani rızkı olsun. Bunu söyledi ama
Arap milliyetçiler çıkıyor diyor ki yok biz İsrail'i tanımayacağız. İsrail pasaportlarımızı kontrol edemez. Bunu yapıyorlar ama İsmail Haniye Hamas lideri Gazze'den çıkıp Lübnan'a gitti dün. Hezbollah lideri Nasrullah'la görüşmek için. İsrail'den vize alarak Lübnan'a gidiyor. Şimdi buradaki Arap gençleri kafası karışıyor. Ya diyor ki Filistinliler en sertleri Hamas bile İsrail'le güvenlik işbirliği yapıyor. Tanıyor. Ama başka bir Arap ülkesi çıkıp ya ben İsrail'le tanışacağım falan yani işte tanıyacak.
Kıyamet kopuyor, hain oluyorsun. Yani bu Filistin davası, birilerinin tek elinden çıkması lazım. Başka bir yöntem geliştirmemiz lazım. Bunu Birleşik Arap Emirlikleri dedi, ben deneyeceğim. Yeni bir şey geliştireceğim, deneyeceğim. Bunun için hain ilan edilmesi hiç anlam kazanmıyor. Çünkü Arap ülkeleri diyor ki, ya biz İsrail tanımayacağız, ticaret yapmayacağız, alışveriş yapmayacağız, biz gitmeyeceğiz. Tamam bu eskiden işe yarıyordu, olabilir ekonomik ambargo ama
Bugün global dünyada İsrail'in ürünleri bütün Arap ülkeleri başka bir marka altına giriyor. Yani ben bilgisayar kullanmayacağım. Neden? Çünkü Intel şirketi Tel Aviv'de. Diyebilir misin? Diyemezsin. Tarım ürünleri İsrail'den geliyor. İsrail eski İsrail değil. Araplar eski Araplar değil. Ama Filistin sorunu
hala aynı 40 yılın öncekindeki aynı söylem taşıyor. Ben bir benzetme yapmak istemiyorum ama Türkiye'dekileri beni daha iyi anlamsa için Türkiye'de aynı eskiden kalma bazı sorunları vardı. Ancak söylem değişikliğiyle çözebildik biraz bir şeyler. Yani eskiden 40 yıl önce Kürt yoktur, bilmem ne yoktur falan bilmem ne falan filan adım adım Irak Kürdistan'ı işte tanıdık bilmem ne falan yani Her şey değişiyor siyasette, gelişiyor siyasette. Siz de ayağınızı ona göre değiştirmeniz lazım. Ama oturup Mahmut Abbas'ın ölmesini bekleyeceksin ki Filistin yönetimi Mahmut Abbas'a en yakın ve en yaşlı adam atayacak ve o hala Hamas'ı tanımayacak. Hamas da onu tanımayacak. Bu nasıl bir politika? Bu Filistin halkına nasıl bir hizmet ediyor? Kimse anlamıyor. Bu yüzden evet,
Radikal bir adım attı Birleşik Arap Emirlikleri. Beklenmedik bir şey. Ama diyor ki ben bu göle taş attım, birileri bir şey yapsın, hareketlensin. Yoksa Birleşik Arap Emirlikleri'ni tanıdı diyen kişi daha güçlü olmayacak. Daha zengin olmayacak. Filistinlilere daha kötülük yapılacak. Yani bu bir şey değil.
Bu yüzden bence yapılan tepkiler kutuplaşmadan dolayı yapılan tepkiler. Türkiye niye ilişkileri kessin? Sırf Filistinlilerden vazgeçti. Birleşik Arap Emirlikleri'nde 400.000'den fazla Filistinli çalışıyor, oturuyor. Kimse onlara bir şey dokunmadı. Kimse onlara bir şey yapmadı. Son bir not eğer zamanın varsa bir şey söyleyeyim. 2 gün önce Filistinli partiler bir konferans yaptılar Mahmut Abbas'ın başkanlığında. İzledim.
ve utandım, yani bir Filistin asıllı olarak utandım. Çünkü konuşulan şeyler hakikaten siyah-beyaz telefon, televizyonda film de izliyormuşsun gibi, yani yöntem falan filan. Ben bekliyordum ki Mahmut Abbas ve Filistinli liderlerden çıkıp Birleşik Arap Emirlik'i eleştirsinler, siyasi bir şekilde, mantıklı bir şekilde desinler ki ya aslında bize söyleseydiniz mesela. ya da haber verseydiniz, ya da İsrail bu şekilde şımartıyorsunuz. Yani bir şekilde bir mantıklı bir açıklama. Ama bunun yerine Mahmud Abbas ve yanındaki oturan Filistin liderleri ne konuşuyorlardı ki hepsi 75 yaşı üstü? Bu nankör Birleşik Arap Ebellilikleri. Bunlar çocukken öğretmenleri Filistinliydi. Biz öğretmen gönderdik, biz doktor gönderdik. Bunlar bedevi, cahil adamlar şimdi bize nankörlük yapıyorlar.
Siyasi söylem bu düzeye düştüyse, söyleyen bir lider olamaz. Böyle bir Filistin-İsrail davasında savunacak, kurtaracak bir lider böyle konuşuyorsa siyasette ben bu liderliğin liderliğinde tartışırım. Hakikaten bu adam nasıl İsrail'e karşı karşıya gelecek? Eğer Körfez ülkelerine kızdığında çocuk konuşma seviyesine düşebiliyorsa ki biz baksınlar okur yazar şeyleri ne kadar bizim okur yazarlarımız ne kadar yani hakikaten izledim utandım ve keşke sizde olsa sizde de tercüme ederseniz şaşırırsınız yani böyle bir seviyeye düşmesi. Bu yüzden hakikaten birileri Filistin yönetimine bir şok yapması lazım en azından. Biraz bir şey yapması lazım. Yani bu böyle devam etmez. Böyle oturup beklerken İsrail bütün Batı şeriye ilhak edecek adım adım. Ve hiçbir Arap ülkesi ya da başka bir ülke hani çok eleştiren bir ülkesi İsrail'e bir şey yapamaz. Hiç kimse İsrail'e savaş açacak hali yok yani. Biz doğru konuşalım. Bu yüzden diplomasi dışında
Başka bir yol yok bence. Yusuf Ençerif çok teşekkür ederim. Uluslararası anlaşmaları genellikle ortak çıkarlar belirler. Bölgede değişen dengeler Arap ülkeleri ile İsrail'in çıkarlarını yakınlaştırmış durumda. İki taraf da İran'ın genişlemeci ve mezhepçi politikalarından muzdarip. Bölgede İran'ın artan etkisine karşı önlem almak istiyorlar. İran, Arap ülkeleri ve İsrail'i yakınlaştırıyor. İki tarafı yakınlaştıran bir diğer unsur da Türkiye. Murat Yetkin kendi YouTube kanalında Türkiye etkisini masaya yatırdı.
Türkiye'nin attığı her adımda bölgede karşısında Birleşik Arap Emirlikleri çıkıyor. Birleşik Arap Emirliklerinin güçlü insanı oradaki Veliat Prens, Muhammed bin Zayid, bir tane Muhammed bin Salman da Suudi Arabistan'da var Veliat Prens. Bu ikisi çok iyi arkadaş aynı zamanda ve bunlar Türkiye'nin karşısında. Türkiye ne yaparsa onlar da karşısında duruyorlar. Yani İsrail'le ilişkilerde de o kadar ki bakın şunu söyleyelim bu Erdoğan'ın açmazına da geliyoruz burada.
Şu anda Arap ülkeleri içinde Arap yönetimleri içinde Arap yönetimlerini birleştiren şey artık İsrail karşıtlığı değil Türkiye karşıtlığı. Yani bunu görmemektir Erdoğan'ın açmazı. Erdoğan'ın en büyük dış politika açması Ortadoğu ve Doğu Akdeniz'de artık Arapların İsrail karşıtlığından çok Türkiye karşıtlığı zemininde birleştiğidir. Türkiye'yi arkadaşlar Arap yönetimleri sevmiyor. Bunu bir görmemiz lazım. Yani bizde çoğu çevre böyle bir Arap hayranlığı içinde.
Hani oradan gelsin de ne olursa olsun. Hayır yani bu şey artık tebatürünü de bir son vermemiz lazım. İşte ah Osmanlı İmparatorluğu'nu özlüyor Araplar. Böyle bir şey yok. Yani 400 yıl orayı kılıcın gücüyle yönetmiş Osmanlı İmparatorluğu. Yani bunu özlediklerini düşünmek gerçekten biraz saflık sınırlarını
Dolayısıyla bu en büyük dış politika açmazı olarak Orta Doğu ve Doğu Akdeniz'de önümüze çıkıyor. Biraz tarihe baktığımızda yani bundan 100 yıl öncesine baktığımızda hani şimdi deniyor ya emperyalist ülkeler Orta Doğu'ya geldi. Çok güzel klişe yani. Peki nasıl geldiler buraya? Ya Arap kabileleri davet etti bundan 100 yıl önce. Öyle geldiler Osmanlıyı parçalamak için. Yani Arap kabileleri davet etmeseydi yani bu Sünni Arap aşiretleri
sonra Suudi Arabistan oldular, işte Birleşik Arapa Birliği oldular, Ürdün oldular, oldular bu oldular. Bunlar davet etmese, bunlar işbirliği önermese hiçbir şey yapamazdı İngilizler, Fransızlar. Arap yönetimlerini sanki Türkiye'nin yanındaymış gibi görmek, göstermek ve bunlara dayanarak işte Müslüman dünyanın lideri olacağım filan bu hayalleri kurmak Türk dış politikasına giderek daha çok hata yaptırır. Dış politikadaki hatanın bedeli nedir biliyor musunuz? Sadece ulusal güvenlik değildir. Aynı zamanda ulusal ekonomidir.
Yani başarılı dış politika demek daha çok dış ticaret demektir, daha çok yatırım demektir, daha çok iş alanı demektir, daha az hayat pahalılığı, daha az enflasyon demektir. Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Enver Gergeş'e bir kez daha dönelim. Gergeş, 25 Haziran'da CNBC'ye verdiği röportajda Türkiye'yi Arap topraklarında ve zenginliğinde bir hak sahibi olmayı amaçladığını ve ayrıca AK Parti'nin yeniden Osmanlı egemenlik alanı inşa etmeye çalıştığını, bunun çok daha mümkün olmayacağını belirtti. Şu anda Türkiye'yi engaj ediyor. Bu, birçok Arap ülkelerinde agresif hareket ediyor.
Suriye, Irak, Libya, Somalya ve farklı diğer Avrupa ülkeleri. Türkiye, Libya'da bir geopolitik pozisyonuna ulaşmaya çalışıyor. Türkiye'nin Avrupa'yla ilişkili ve sağlıklı ilişkileri kurmak için doğru bir yöntem değil. Arabistan ordusu çok zor bir süre geçiriyor. Türkiye ve İran ve İsrail de bu zorlukları görebilmeliler. Onlar ne aracılığa baktıklarına bakmalılar. Ve bunu eksploat etmemeliler. Biz bu konuda eksploat ediyoruz. Diğer şeylerden başka, Türkler de
AKP'nin ülkelerinin büyüklüğünün büyüklüğünün büyüklüğünün büyüklüğünün büyüklüğünün büyüklüğünün büyüklüğünün büyüklüğünün büyüklüğünün büyüklüğünün büyüklüğünün büyüklüğünün büyüklüğünün büyüklüğünün bir ülke için bu kadar önemli ve bu kadar dinamik bir ülke için. Bence bu, Türkiye'nin devam ettiklerinde daha da uzun bir polisiydi. Türkiye anlaşmaya karşı sert çıkış yaptı. Türkiye'nin tepkisini Cumhurbaşkanı Erdoğan dile getirdi. Erdoğan, Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkileri askıya alabiliriz dedi. Maalesef, şunu da çok açık, net söylemem lazım. Bu süreç içerisinde Suudi Arabistan'dan da yanlış adımlar atılıyor. Bu konuda Dışişleri Bakanı'na da bugün söyledim. Dedim, süratle muhatabınla da bunu görüş ve gerekli bu konuda adımlar atılsın.
Bunu da yaşıyorum. Tabii bir başka gelişme daha var. Biliyorsunuz o da özellikle üçlü adım İsrail. İsrail'le şu anda burada gerek Mısır gerek Yunanistan arasındaki dayanışma ve bir taraftan da Filistin'e yönelik atılan adım yenilir yutulur bir adım değil. Şimdi Filistin Büyükelçiliğini
galiba kapatıyor veya geri çekiyor. Ve şu anda aynı durum bizim için de geçerli. Ben de Dışişleri Bakanı'na talimatı verdim. Dedim ki Abu Dhabi yönetimiyle özellikle diplomatik ilişkileri askıya almak veyahutta bizim de Büyükelçi'yi geri çekme gibi bir adımımız olabilir. Çünkü biz Filistin halkının yanındayız. Filistin'i de biz hiçbir zaman yedirmedik, yedirtmeyiz.
Ne var ki Türkiye'nin İsrail'de kendi diplomatik temsilciliği başından beri var. Dolayısıyla şimdi Abu Dhabi'ye neden böyle bir tepki gösteriyor? Bu çelişki diyen kişiler çoğunlukta. İsrail'in adı bir diğer anlaşmada daha ön plana çıktı. Amerika Birleşik Devletleri'nin himayesinde gerçekleşen Kosova ve Sırbistan arasındaki yeni anlaşma. Bu anlaşmada da tıpkı ekonomi, ticaret, teknoloji alanlarında işbirliği yapılması, iki ülke ilişkilerinin normalleştirilmesi adımları atılacak. Anlaşmayı bizzat imzalattıran diyelim Amerikan Başkanı Donald Trump. Yalnız bu anlaşmada enteresan bir madde var. Sırbistan için deniyor ki Sırbistan Büyükelçiliğini Tel Aviv'den Kudüs'e taşıyacak. Kosova'da İsrail'i bundan sonra resmen tanıyacak ve İsrail'de bir diplomatik temsilcilik açacak. Anlaşmada İsrail maddesinin ne alakası olduğu, İsrail'in nereden çıktığı çok konuşuldu, çok tartışıldı. Ancak Amerika Birleşik Devletleri'nin himayesinde yapıldığı için bu anlaşma Trump için önemli olduğu sonucuna varıldı.
Sırbistan'ın büyük elçiliğini Kudüs'e taşıyacağına ilişkin maddeyi Trump söylerken Sırbistan Cumhurbaşkanı Vucic'in şaşkınlıkla anlaşmaya dönüp yeniden baktığı video sosyal medyada çokça paylaşıldı. İsrail'in kazanım elde ettiği bir diğer alanda böylece Balkanlar olmuş oldu. Evet, tüm bir olan bitenin Türkiye tarafından nasıl algılandığı ortada. Peki, Türk dış politikası farklı şekilde yakın zamanda şekillenecek mi, şekillenebilecek mi? Bunu zaman içerisinde göreceğiz. Tren Topik'i FOBİ medyayla hazırlıyoruz. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.