Podcast

32: Bayrama Doğru Sıcak Gündem

Trend Topic

6 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bayram öncesi gündem hızlandı. Sosyal medya yasası tatilden önce meclisten geçti. Hilafet tartışması soğumadı, lira serbest düşüşte... Hepsini gazeteci Yavuz Oğhan ile konuştuk.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

4.051 kelime · ~20 dk okuma

Merhabalar Tren Topik'in yeni bölümüyle karşınızdayız. Şimdi bu bölümü hazırlarken bayrama girmek üzereyiz. Bayramın neresindeyse arefesindeyiz. Ama Türkiye'de gündem çok yoğun. Sanki önümüzde bir bayram yokmuşçasına yoğun. İşte bir yandan meclisten hızlıca geçen yeni sosyal medya yasası. Herkes şaşkınlık içerisinde. Nasıl geçti böyle bir yasa ve bundan sonra ne olacak? Hem vatandaşlar hem gazeteciler bu konuda kafa yoruyorlar. Bu yasayı anlamaya çalışıyorlar.

Öte yandan epey hızlı bir haftayı arkamızda bıraktık. Ayasofya Camii olarak ilk kez açıldı. İlk cuma namazı kılındı. Cuma namazının kılınmasının ardından başka şeyler gündeme gelmeye başladı. İşte ne gibi şeyler? Ayasofya'da ibadete açıldı. Bundan sonra yeni gelişmeler olacak. Bunu iki yazar Fehmi Koru ve Ahmet Taş getiren

İkisi yazılarında irdelediler, ele aldılar ve aşağı yukarı şöyle bir şey diyor bu iki yazar. Diyorlar ki Erdoğan'ın bir siyasetçi olarak, bir muhafazakar siyasetçi olarak kafasında hep bir liste vardı. Neydi bu liste? Yapmak istediği, gerçekleştirmek istediği şeyler, kendi idealleri doğrultusunda. Bir tanesi işte Ayasofya'nın ibadete açılması. Bir tanesi Latin alfabesinden vazgeçilmesi, belki eski yazıya dönülmesi. Bir tanesi belki cumhuriyetin niteliğinin değişmesi gibi. Şimdi,

Transkriptin tamamını oku

Böyle analizler gündemimize geldi. Bu analizlerin yanı sıra muhafazakar sosyal medya sitelerinde de bu konu konuşulmaya, tartışılmaya başlandı. Şimdi ne olacak? Birdenbire Latine alfabesinin bir kenara bırakılması gündeme gelecek. Sonra da rejimi değiştirelim. Acaba hilafet getirelim mi denecek bu soru işaretlerinden bir tanesi. Ve tabii tüm bunlar olurken borsa düşüşte

Euro rekor üzerine rekor kırıyor. Devlet doları tutmaya çalışıyor ama yarınımızı öngöremiyoruz. Gündem böyle, çok kalabalık. Onun için şimdi aslında biliyorsunuz Trentopi'yi hazırlarken normalde hep bir konu üzerine yoğunlaşıyoruz ve o konuyu iyice böyle kazıyoruz, deşiyoruz. Ne olmuştu, nasıl olmuştu, kim ne demişti? Bunu sizlere sunmaya çalışıyoruz. Fakat şimdi hem gündem bu kadar yoğun olunca hem de bayram arifesinde ne oluyor? Neden ardı ardına bu kadar hızlı gelişmeler oluyor? Bunu tecrübeli bir gazeteciyle Yavuz Ohan'la konuşmaya karar verdik. Şimdi bütün gündem maddelerini gazeteci Yavuz Ohan'la konuşacağız. Gazete Penceresi'nin genel yeni yönetmeni ve tabii bir de bunu izle YouTube kanalı var kendisinin. Yavuz Ohan merhabalar. Kendimi çok zengin hissettim. Merhaba. Nefis. Gönlün zengin abi biliyorum. Gönlüm zengin. Eyvallah. Sağ olasın.

Şimdi şöyle dört şey sıralarsak sosyal medya, işte Ayasofya'nın tekrar camiye dönüşmesiyle beraber canlanan bir hilafet gündemi ve işte ekonomi herhalde değil mi? Bayrama bu yoğun gündem maddeleriyle gidiyoruz. İstersen sosyal medyayla başlayalım. Biz de gazeteci olduğumuz ve sosyal medya üzerinden haber üretimi yaptığımız için bizi çok ilgilendiriyor. Şimdi ne diyorsun bu sosyal medya yasasıyla ilgili meclisten sabaha karşı geçen?

Yani çok açık bir şekilde aslında muhalefete tahammül edememe halinin yasaya dönüşmüş biçimi sosyal medyadaki düzenleme. Bir de neyi neyden kaçırıyorsun? Bu kadar hızlı hafta içinde getiriyorsun Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne, hemen hızla komisyondan geçiriyorsun, sabahlara kadar çalışarak. Muhalefetin hiçbir uyarısını bir virgül değiştirecek biçimde yerinde görmüyorsun.

hemen sonrasında yasal süreyi doldurup genel kurula indiriyorsun, yine sabaha kadar çalışıp, sabah 7'de sanıyorum bitti, yasayı getirdiğin biçimiyle hiçbir değişiklik yapmadan geçiriyorsun ve Türkiye'de yeni bir düzenleme olarak bundan sonra yürürlükte olacak. Buradaki o aceleyi anlamakla güçlük çekiyorum. Ne olur yani üç gün konuşulsa, dört gün birileri bir şey söylese, bu işlerle ilgilenen Yaman Akdeniz kendi fikrini aktarsa, Kerem Altıparmak bir şey söylese, bu işin mağdurları konuşsa, senin gibi insanlar hem mağdur olup hem karşı tarafın cezalandırılmaması üzerine ne düşündüklerini söyleseler, nasıl bir düzenleme tarif ettiğini aktarsalar, bunların hiçbirisi yapılmayınca burada bir planlama olduğunu anlıyorsun. Bu planlama ne olabilir? Muhalefetin sesini burada da kısıtlamak. Şimdi Lütfü'nün nasıl çalıştığını biliyoruz 3 aşağı 5 yukarı. Basın ilan kurumunun nasıl çalıştığını biliyoruz. Burada farklı bir görüşü, sesi, muhalif bir düşünceyi dile getirenlere

yeni seçmene ulaşmaya çalışan partilerin seçmenlerine kendi mesajlarını iletebildikleri bir mecra sosyal medya. Burası olmasın buraya da tahammül edemiyoruz. Burayı da kapatalım gibi bir yaklaşımın sonucu olarak görüyorum bunu ben. Mesela iktidarda diyor ki bir regulasyon gerekliydi. Dünyada bütün ülkeler regüle ediyor. Almanya örneği veriliyor.

Almanya'daki regulasyonun benzerini getirdik deniyor. Şimdi dinleyicilerimiz de dinleyecek. AK Partili Mahir Ünal'ın bir açıklaması var. Bu bir yasaklama değildir kesinlikle diyor.

Bu düzenleme sosyal medyayı kapatmak ya da sosyal medyada bir yasak getirmek amacı asla içermiyor. Tam tersine bu alanda bir düzenleme ve 55 milyon vatandaşımız sosyal ağalarda kullanıcı durumunda. Dolayısıyla sosyal ağalarda kullanıcı durumunda olan vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlüklerinin korunması, özel hayatın gizliliğinin sağlanması, kişisel verilerinin güvence altına alınması ve burada var olan dezenformasyonun önüne geçilmesini amaçlayan bir düzenleme. Daha da önemlisi bu sosyal ağ sağlayıcılarla bir hukuki ve mali muhataplık oluşturması. Mevcut da yok. Mevcut da yok.

Dolayısıyla bu düzenlemenin amacı tam da kullanıcı durumunda olan vatandaşlarımızın haklarını korumak amacıyla yapılmış bir düzenleme. Yani iktidarda böyle bir regüle etmeyelim mi kardeşim diyor bunu sonuçta. Onun iktidarında böyle bir tezi var. Etsin bence, etmeli. Ama burada öyle kurallar konulmalı ki bu düşünceyi ifade özgürlüğünün önünde bir engel teşkil etmemeli. Türkiye'nin maalesef hukukta sicili çok parlak değil. Geçmişte uygulamaları var, şu an Osman Kavala bin gündür cezaevinde ve hakkında iddianame yok. Adam beraat ediyor, başka bir soruşturma yine cezaevinde. O bitiyor, başka bir soruşturma yine cezaevinde. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararları arkadan dolanarak cezaevinde tutulmaya devam ediliyor. Şimdi hukukta, adalette, adliyede bu kadar soru işareti varken, bugüne kadar sosyal medyada yapılan paylaşımlara karşı yaklaşım ortadayken, Nereden ses verdiğinize bağlı olarak yargının size muamele ettiği ortadayken... Şimdi böyle bir düzenleme üzerine bunun uygulamasının nasıl olacağını tahmin etmek mümkün. Yani Türkiye'de bir olayı tek başına değerlendiremiyorsunuz maalesef. Yoksa tabii ki sosyal medyaya bir düzenleme gerekiyor. Herkes istediği gibi at koşturacağı bir alan olmamalı. Bir zarar ortaya çıkıyorsa o zararın bir yaptırımı mutlaka olmalı. Ama zaten şu anda o yaptırım var.

Yani herhangi bir insan, iktidara yakın herhangi bir insana karşı iktidarın en çok kullandığı argüman bu. İşte küfür, kıyamet, hakaret böyle devam ediyor diye. Et bakayım karşılığını nasıl alıyorsun? Devriyeler geziyor, siber devriyeler emniyette. Bunların hepsi burada kontrollerini yapıyorlar ve orada da maalesef düşünceye göre farklı muamele yapılıyor. Burada bir eksiklik yok aslında. Kişiye göre muamele var. O kişiye göre muamele olmasa elbette, bilmiyorum yani bu hesapların anonim olması, anonim hesapların istediği gibi davranması, oraya ulaşılıp ulaşılamaması, bir takım hakları zedeleyen paylaşımların kaldırılması için şirketlerle temas kurulması, bunları herkes kabul eder. Burada yapılmak istenen o olsa keşke. O olsaydı herkese desteklerdi. Ama o olsaydı bu kadar hızlı geçirmek istemezdi iktidar. Bu kadar hızlı hareket etmezdi. Muhalefetin 3 cümle eleştirisine tahammül eden dinler belki onlara hak verirdi. Bu olaydaki uzmanları dinlerdi. Şu ana kadar 40 bin yanılmıyorsam Twitter'da hesabın askıya alınması için talebi var.

100.000'in üzerinde YouTube içeriğine erişim engelli söz konusu. Binlerce paylaşıma erişim engelli söz konusu. Tablo böyleyken bir de bu yasa geldiğinde biz ne yapacağız? Farklı farklı kurumlar erişim engelleri getirecekler. Kişiler aynı şekilde ve başvuranın siyasi kimliğine göre tavır alınmayacağının garantisi var mı? Bugüne kadar ki Sicil o garantinin olmadığını gösteriyor. Zaten itirazın büyük bölümü de buna.

Yoksa bir düzen getirmesine değil. Gelsinler, vergilerini ödesinler, kurallara tabi olsunlar. Bu konuda kimse bir şey söylemez ki. Şimdi sen Twitter'ı aktif olarak kullanan bir gazetecisin. Zaten YouTube kanalın var bir de bunu izle diye. Şimdi bu yeni yasayla ilgili bir avukatlarla görüştün mü mesela? Ne yapacaksınız? Yayın politikasını değiştirecek misiniz bundan sonra mesela? Ya da işte Twitter atmayacak mısın bundan sonra?

Şimdi sen de muhtemelen öyle yapacaksın. Bir değişkiye gitmeyeceğiz. Daha önce YouTube yayınlarının YouTube denetimine verilmesinden sonra da benzer kaygılar bizim gibi platformlarda yaşanmıştı. Biz aynı şekilde yayın yapmaya devam ettik. Çünkü yaptığımız yayının amacı,

Açıktan muhalefet etmek için yayın yapmak değil gazetecilik yapmaya çalışıyoruz. Twitter'da da haberlerimizi ve faaliyetlerimizi paylaşıyoruz. Bunların kötü bir şey olmadığına, suç olmadığına, etik dışı olmadığına inanıyoruz. Aynı şekilde de devam edeceğiz. Avukatlarla konuştum, RTÜK sonrasında konuşmuştum, RTÜK'le de konuşmuştum. RTÜK'ün bütün YouTube'u kontrol etme şansı zaten o gün de belli olmadı, bugün de ortada. Yarın Twitter'la ilgili ne olacak? Ben paylaşımlarda bir değişiklik yapmayacağım da Twitter burada paylaşım yaptırabilecek mi? Yani o imkana sahip olabilecek mi? Onu anlıyoruz.

Türkiye'nin talepleriyle ilgili olumlu yanıt vermeyen tek sosyal medya kuruluşu gibi. Diğerleri sanki onay vermiş gibi görünüyor. Yani onlar nasıl davranacak? Bize bu imkanı verecek mi? Biz onu göreceğiz. Yoksa bizim davranışımızda, tarzımızda, programlarımızda, yaklaşımımızda bir değişiklik olmayacak.

Olmayacak. Bakalım ne olacak? Uygulamada göreceğiz. Uygulamada göreceğiz. Yani durabilecekler mi burada? Hükümet işte temsilcilik açmazsan, işte şu kadar zaman sonra mantar alanı 10'a çekelim, 5'e çekelim, 3'e çekelim diyor. Yani çalışmasını imkansız hale getiririm diyor. Bu gerçekleşebilecek mi? Gerçekleştiğinde nasıl bir tablo çıkacak ortaya? Yani bu kadar dünyada entegre bir ülkede böyle bir Çin vari uygulama nasıl hayata geçecek?

Bunları göreceğiz yani bunlar çok kolay işler de olmayacak gibi geliyor bana. Öyle kolay kolay bütün sosyal medya platformlarını kaldırmak çok kolay bir şeymiş gibi de gelmiyor. Gerçekten ben attıkları taşın ürküttükleri kurbağa değmeyeceğini düşünenlerdenim. Yani bir sonuç almakta güçlük çekeceklerini düşünüyorum. Sonuçta Türkiye'de 54 milyon sosyal medya kullanıcısı var.

ya bunların tepkileri ne olacak? nasıl olacak? bu iş nasıl yürüyecek? yaz ve mi yapacağız mesela? hepimiz yaz ve üzerinden mi şey paylaşacağız? yerli bir sosyal medya platformu mu? yaz ve bunu hatırlatalım, onu bir iki sene oluyor galiba değil mi?

Bu bir arama motoru olarak kurulmuştu biliyorsun. Evet, sonra Twitter gibi bir şey dönüştürüldü galiba. Dönüştürmeye çalışılıyor. Bakanlar falan oradan yazıyorlardı, onu böyle promot etmeye çalışıyorlardı ama tutmuşlardı. Burada Twitter yapan şey özgü bir mecra olması. Ben bunu da hep söylüyorum. Kardeşim hakaret bile ediliyor olsa, ben mesela hakaret bile ediliyorsa kamuoyu göz önünde bir iş yapan bir insan hakarete de tolere edeceksin. Yani siyasetçiysen gazetecisin. Yani insanların da bu özgürlüğü de var. Çok öfkelendirdin insanları. İnsanlar da bunu şey yapıyor, yani yazıyor, söylüyor falan. Bu dünyanın bütün özgür ülkelerinde de böyle aşağı yukarı aslında bakacak olursanız. Aslında Twitter yapan da bu yani. Yoksa şimdi Twitter'ı takvim gazetesine dönüştürürsen de Twitter'ı kullanan insanlar da kullanmamaya başlar yani aslında. Nasıl ki kimse yaz beyin kullanmıyorsa.

Yani bunu daha önce deneyen ilkeler yok mu? Var. Çin'de mesela, kullanabiliyor musun? Kullanamıyorsun. Kendi yerli şeyleri var, onu empoze ediyor, onu kullan diye. Ama aynı etkiyi yaratamıyor. Yani işte o baskı sonuç vermiyor. Tabii bir de Çin en başından beri böyle. Tamam bir de bunlar maliyetli yani. İşte o VPN'lerin peşine düşeceksin, bilmem ne. Herkese böyle casus gibi peşine düşmen gerekiyor insanların. İşte VPN kullandı mı, Twitter'a girdi mi bilmem ne.

Mümkün mü öyle bir şey ya? Ben gerçekten onun için diyorum, o atılan taş ürkütülen kurbağa değmeyecek diye. Tek tek onun peşine düşecek, birileri bir açıklar bulacak, başka şeyler olacak. Bütün o algı hükümetle ilgili iyice perçinlenecek. Zaten ortada böyle bir algı. Yani inanılmaz, gerçekten son dönemde iktidarın attığı adımlara bakarak, biliyorsun ben Ankara'da çok uzun zaman gazetecilik yaptım, bunun bir rasyonelitesini bulamıyorum.

Bugünden yarına seçim yapacaksan, seçimde Twitter'da etkili olmasın, benim boylarım düşüyor zaten, insanlar da birbiriyle haberleşmesin diyeceksen bu bir tercih. Ama yarın seçim yok diyorsun. Yarın seçim yapacaksan Ayasofya'yı açarsın, oradan bir ne bileyim milli, maneviyatçı duyguyu kabartırsın, hemen peşinden insanları sandığa gönderirsin falan. Böyle bir şey var mı? Bu da yok. Konuşturmak için yapıyor iktidar bunu. Konuşuyorsun sonra bitiyor yine cebinde para yok. Bu şartlar altında yani yapılan işin rasyonelitesini anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum. Yıllarda siyaseti takip ediyoruz. Sen de ediyorsun, ben de ediyorum. Ama bir rasyonellik olur yapılan bir işin arkasında. Ben o rasyonelliği bulmakta güçlük çekiyorum doğrusu.

Şimdi geçelim diğer bir adıma. Hani ne kadar rasyonel, ne kadar dil bir konuşuldu, tartışıldı Ayasofya'nın tekrar cami olarak ibadete açılması. Yalnız bu iş burayla kalmadı ve bir hilafet meselesi gündeme geldi. Yeni Şafak gazetesinin haftalık dergisi gerçek hayat sıra hilafette diye bir başlık.

Yeni Akit TV'de sürekli artık sıra hilafetle tartışmaları yapılıyor. Ancak konuşan isimlerden bir tanesi İbrahim Kalın oldu. Onu da dinleyicilerimiz dinleyecekler. Şimdi yani diyor ki öyle bir zamanda değiliz artık. Bunlar gerçekçi tartışmalar değil diye bir açıklama yaptı.

Öncelikle Ayasofya'nın açılması yakın tarihimizde çok önemli bir milattır. Burada vatandaşlarımızın Ayasofya'ya gösterdiği ilgi de zaten yaklaşık 4-5 gündür açık net bir şekilde görülüyor. Şimdi hutbede geçen o ifadeye gelecek olursak, ben uzun uzun Ayasofya'nın geçmişini anlatmak istemiyorum gerekçelerini ama, Ali Erbaş Hoca'nın hutbesinde vakfiyeden bir cümle nakletti orada. Yani Fatih'in kendisinin kurduğu vakfın bir vakfiyesi var. Yani bu vakfın nasıl kullanılacağına dair kuralları belirleyen bir metin.

Ve bütün büyük vakfiyeler hayır işlerini anlatırken, şunlar şunlar yapılacak, bunlar bunlar, bir de bunu kötü niyetli kullananlar olursa, kişisel çıkar için kullanan olursa, vakfı zarara uğratanlar olursa, maddi menfaat elde etmek isteyenler olursa, amacı dışında kullanılması için çaba gösterenler veya yetkisini kötüye kullananlar olursa vs. diye bunlara dönük de beddua vardır. Şimdi bu bizim yaklaşık 600-700 yıllık vakıf geleneğimizin ve kültürümüzün bir parçası. Şimdi orada Ali Erbaş Hoca'nın hutbesinde bir kere Atatürk'e bir dil uzatılması diye bir şey söz konusu değil. Çünkü Atatürk bu vakfiyeyi ortadan kaldırmış birisi değil. Atatürk Fatih Ayasofya vakfiyesini kişisel çıkarları için kullanmış birisi değil. Buradan kişisel menfaat elde etmek için bir düzenleme yapmış birisi değil. Dönemin şartları içerisinde oranın müze olarak kullanılmasıyla ilgili bir karar verilmiş. Bakın

Ayasofya Camii'nin asli amaçları çerçevesinde tekrar camiye dönüştürülmesiyle ilgili araya bir süre girmiş. Ama buradan Atatürk'e bir lanet okundu, Atatürk'e dil uzatıldı sonucunu çıkartmak çok iyi niyetli bir değerlendirme olmaz. Çünkü dediğim gibi vakfiyenin ortaya koyduğu ilke çok belli. Kişisel amaç menfaat elde etmek amaçları dışında bu vakfı ticari amaçla ve Atatürk bunların hiçbirisini yapmış birisi değil.

Yani 23'te Cumhuriyet kuruluyor, 34'te müzeye çevriliyor. 11 yıl boyunca da biliyorsunuz Ayasofya cami olarak Cumhuriyet döneminde de hizmet vermeye devam ediyor. Müzeye çevrildikten sonra da Ayasofya korunmaya devam etmiş. Bir müze olarak korunmuş. Yani oranın içindeki tarihi eserler, dini eserler, semboller hepsi korunmaya da devam etmiş.

Dolayısıyla burada bir kere biz de böyle bir şeye asla kabullenmeyiz. Mustafa Kemal Atatürk Türkiye Cumhuriyeti'nin banisidir. Milli mücadelenin kahramanlarındandır. Silah arkadaşlarıyla birlikte bu cumhuriyeti bize emanet etmiş tarihi bir şahsiyettir.

Bırakın Ayasofya gibi bir yerde bir cuma hutbesinde herhangi bir yerde lanet okunmasını biz doğru bir yaklaşım olarak asla kabullenmeyiz. Ne Cumhurbaşkanımızın ne diğer arkadaşlarımızın hiçbir zaman böyle bir tavrı söz konusu olmamıştır. Hele bura üzerinden bir rejim tartışması başlatmak. Buradan o hilafet meselesine geçmek istiyorum. Çok ters gibi görünüyor ama bunu dile getiren CHP'li arkadaşlarla hilafet meselesini şimdi gündeme getiren çevreler

Birbiriyle siyasi olarak çok zıt noktalarda dursalar da bunun bir rejim tartışmasına dönüşüyor olması bir kere suni bir gündemdir. Türkiye'nin böyle bir gündemi yok. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin esasları bellidir, ilkeleri bellidir, anayasayla belirlenmiştir. Bizim amacımız da 2023'e giderken Halkın demokratik iradesine, milli iradesine dayalı, tam bağımsız sosyal hukuk devleti ve laiklik ilkeleri çerçevesinde 2023'te Türkiye Cumhuriyeti'ni olması gereken yere getirmek olmalıdır. Buradan hilafet tartışması, saltanat tartışması, başka tartışmalar sunni tartışmalardır. Peki hiç yoktan mı çıktı bu hilafet tartışmasının nereye bağlanır?

Valla Türkiye'de ilafetle ilgili tartışmanın içinde olmak isteyen, bundan heyecanlanan bir grubun olduğu açık. Yeni Şafak Gazetesi'nin son dönemdeki yayınlarına baktığın zaman bunu net olarak da görebiliyorsun. Bayraktarlığını yapıyor. Belki Akit Gazetesi'nin bile önünde sayılabilir. Böyle bir tartışma... Zaten Ayasofya'nın açıldığı gün Abdurrahman Diripak'ın Habertürk'teki canlı yayınına başladı.

Ben kulaklarıma da inanamadım yani oradaki o tartışmalardan dolayı. Devamında bu tartışmaları ne durdurdu dersen, senin verdiğin iki örneğe bir tane daha eklemek isterim. Devlet Bahçeli'nin açıklaması. Ali Erbaş tartışılıyor, Ayasofya'da elinde kılıçla Atatürk'e lanet okuduğu tartışmalarıyla ilgili yazılı açıklamasında, Evet, Ali Erbaş'a sahip çıktı, Atatürk'e de sahip çıktı aynı zamanda AK Parti'den farklı bir yaklaşım içerisinde. Sanıyorum Ömer Çelik'ten sonra yaptığı açıklamaydı ama öncesinde ben bunun bir trafik yarattığını düşünüyorum Midyeçi Hareket Partisi ile AK Parti arasında. Ve eş zamanlı olarak bu açıklaması Devlet Bahçeli'nin hilafet tartışmalarıyla ilgili AK Parti'nin de benzer bir tavır almasını beraberinde getirdi.

Yani bence bu hilafet tartışmaları yürüse AK Parti buna tek başına olsa müdahale eder miydi? Çok emin değilim. Ama Milliyet Devleti'nin önünü de açar mıydı bir nebze acaba? AK Parti mi açar mı diye sordun. MHP olmasa eğer MHP ile bir şey içerisinde olmasa. MHP olmasa bu tepkiyi bu şekilde göstereceği konusunda şüphelerim var AK Parti'nin. Ama Bahçeli'ye ilafetle ilgili öyle sözler söyledi ki artık bunun üzerine Cumhur İttifakı da devam ediyor. Bunun üzerine AK Parti'nin söyleyeceği başka bir şey yok.

fark ettiysen eğer özellikle Ali Erbaş tartışmasında Milliyetçi Hareket Partisi'nin duruşu Atatürk'le ilgili yaklaşımda çok farklıydı. Öyle bir açıklama gelmedi o saate kadar AK Parti'den, MHP'den o açıklama gelinceye kadar. Yani burada ben özellikle iktidar sözcülerinin açıklamalarının Milliyetçi Hareket Partisi'nin aldığı cover nedeniyle bu noktada olduğunu düşünüyorum. Hem İbrahim Kalın hem Ömer Çelik'in yaptığı açıklamalar.

Yoksa hilafet tartışması, bilmiyorum yapılmak istenen şey ne? Sürekli işte bayrağı indirmeyeceğiz, camilerdeki ezanı susturmayacağız, işte bu ülkede İslam'ı yaşatacağız, bu kadar cami açacağız, her gün camiye, her gün ezan, her gün bayrak notu katıyorsan eğer, herhalde hilafetle ilgili tartışmaları da bir yere kadar takip eder, izlerdin ne yarattığına bakardın. Ama orada en keskin tavrı Devlet Bahçeli aldı ve ben o tavrın gidişatı etkilediğini düşünenlerdenim. Peki şunu iddia edenler de var devletin altında. Senin de altın çizdiğin gibi Ali Erbaş Sofya'da.

okuduğu hutbede işte burası Fatih'in vakfiyesidir ve bu işte Fatih'in mirasını yerine getirmeyenler lanetlenir demişti. Yani tam bir cümle buna benzer bir şeydi. Müze haline getirme kararından Atatürk'ün imzası olduğu için Atatürk'e bunu Ali Erbaş'ın söylediği anlaşıldı ve ciddi bir toplumsal tepki ortaya çıktı. MHP'den de buna tepki geldi, sonra geri adım atıldı değil mi? Ali Erbaş, Atatürk'e demedi. Demedi, evet. işte Ali Erbaş kastetmedi Atatürk'ü dendi. Fakat şimdi şöyle yorum yapanlar da var, senin gibi Ankara siyaseti analizi yapan gazetecilerden kimileri diyorlar ki, bu iş Ali Erbaş'ın bir şekilde ya bir istifasıyla ya bir şekilde nazik bir şekilde görevden alınmasıyla sonuçlanır diyenler var. Ne diyorsun?

Ben aynı yorumu dün ya da önceki günkü gazetede öğlen yaptığımız toplantıda arkadaşlarımla paylaştım. Yani bu meselenin bu şekilde devam etmesini pek mümkün görmedim Devlet Bahçeli'nin açıklamasından sonra. Ama onun için uygun zaman beklenir. Çünkü AK Parti'nin bu tip konulardaki yaklaşımını da biliyoruz. Şurada gedik açtırmak olarak bakılıyor bu tip istifalara. Ama Ali Erbaş'ın bu kadar siyasi eleştikten sonra, bu kadar eleştirinin muhatabı olduktan sonra

savunulamaz noktaya geldikten sonra ki ben onları çok ciddi bir savunma olarak da görmüyorum, topa da cumhurbaşkanı girmediği için bir yerde belki emeklilik planı yapıyor diye de düşünüyorum yani bu sıralarda özellikle. Ama geri adım dağıtmıyor. Mesela bugün İslam ülkelerine gönderdiğim mektupta da ifadeler çok benzer nitelikte. Yani orada Atatürk'e demedim, şunu yapmadım, bunu yapmadım, Atatürk ancak Dua ile anılabilir dediklerinde o duayı etmiyor ama mektup yazarken benzer nitelikte cümleleri yine kullanıyor. Şey diyor, onu da altına çizelim. Fetret. Fetreti diyor, fetret. Onu belki biraz açmak lazım. Ne demek istemiş olabilir sence işte fetret? Vallahi fetret bir ara. Yani 84 yıllık bir otoritesiz bir dönem gibi.

veya yönetilemeyen bir dönem gibi, biz onu bitirdik diyor. 86 yıllık bir ara dönemden bahsediyor. Türkiye Cumhuriyeti'nde o 86 yılı ara dönem olarak görmeyen çok insan var. Yani Ayasofya'nın açılışına bir tane İslam ülkesinin lideri davet edilemedi ya. Bugün İslam ülkeleriyle Türkiye'nin durumunu herhalde dış politikayı takip edenler çok iyi biliyorlardır. Kalkıp da oraya, bu bir fetret dönemiydi. İşte artık İslam ülkeleri için psikolojik baraj aşıldı falan.

Demek ne demek? Yani bütün bu semboller üzerinden yapılan siyasetin en önemli parçası haline geldi Diyanet İşleri Başkanı. AK Parti'nin Diyanet'teki başkanı gibi yaklaşıyor bütün olaylara. Onun iç politikada uyguladığı sistemi, kullandığı argümanları kullanarak yaklaşıyor ve bu çok ciddi tepki görür. Ben de çok uzun dayanamayacağını düşünenlerdenim. Ama tabii bu çok önemli bir gösterge de olur. Yani Diyanet İşleri Başkanı eğer görevinden ayrılırsa iktidar açısından bakıldığında kolay verilebilecek bir karar değil. Bir yenilgi olarak da düşünülebilir. Onun için onu kolay vermez Erdoğan. Ama dayanabileceğini de düşünmüyorum doğrusu. Belki bu en son işte İslam ülkesi liderlerine yolladığı mektupta işte Fetret'i sona erdi, Ayasofya'nın demişti ya Ali Erbaş. Orada şununla da bir paralellik kurulabilir mi? 2015 yılında hatırlarsan AKP'nin Balıkesir milletvekili Tülay Babuşcu, 6. İmparatorluğu'nun 90 yıllık reklam arası sona erdi. Bir şey paylaşmıştı sosyal medyada işte reklam arası. Yani aslında ona benziyor. Yani demek ki bu söylem bir şekilde iktidar cenahında aslında var diye görüyoruz.

muhafazakar kesimde var. Türkiye'de cumhuriyet kurulduktan sonra ortaya konulan ilkelerle barışık olmayan bir grup olduğu zaten biliniyor. Onların sözcüsü konumuna gelen siyasetçiler AK Parti içerisinde olduğu ama bunlar Türkiye'de kabul görmedi. 15 Temmuz gecesinde Türkiye'de darbe girişimi olduktan sonra AK Parti'nin genel merkezi dahil il ve ilçe merkezlerinde Atatürk posterleri asıldı.

Bugün Ayasofya'yı açtığında Atatürk'le ilgili iki cümle edemiyorsun. Üstüne üstlük buna lanet göndermesi yapıyorsun. Ama 15 Temmuz'da insanlar başı sıkışınca yine sığındıkları yer Atatürk oldu. Yani Türkiye'de bu işleri bu şekilde harekete geçirmek, zaman zaman bu açıklamalar yapılıyor ama o kadar kolay değil. Genlerine işlemiş bir tarih bilinci de var, bir kurtuluş dönemi bilinci de var Türkiye'de insanların.

ve bunu test ediliyor sonra tekrar püskürtülüyor ben testlerden birisi olarak bakıyorum Ali Erbaş'ın bu yaklaşımına işte senin söylediğin o milletvekilinin söylediği gibi evet böyle bir durum var ama bir tarihi bilgisizlik de var Nevşin bunu da kabul edelim lütfen şimdi Cumhurbaşkanı MİT'in açılışında bugün Murat Yetkin'in yazısı çok çarpıcı değil miydi Allah aşkına Abdülhamit'in istihbarat teşkilatı yıldız teşkilatından bahsetti ve övdü Cumhurbaşkanı MİT'in kendi sitesinde Abdülhamit'in yıldız teşkilatı yeriliyor Her şeyi mi değiştireceğiz, bütün gerçeklerden mi uzaklaşacağız, Kurtuluş Savaşı'nı mı yok sayacağız, İstanbul'un işgal altında olduğunu mu unutacağız, nasıl yapacağız? Bu ara dediğin şeyi izah edecek bir argümanda yok ki artık elde. Şimdi tabii tüm bunların arasında biz bunları konuşurken, tartışırken bu arada euro uçuşa geçti. Türk lirası euro karşı serbest düşüyor. Dolarla ilgili hamleleri var iktidarın. Bunu da işte Financial Times gazetesi yazmış. Arkaları doları olduğu yerde tutmak için dolar satıyorlar habire. Bu ne kadar sürdürülebilir acaba? Bir de tabii şunu söyleyenler var. Ya işte tüm bu gündem maddeleri, hilafet, milafet insanlar ekonomiyi konuşmasın diye ortaya atılıyor. Gündem değiştiriliyor diyenler var. Sen de böyle mi düşünüyorsun?

Valla ben işte o gündem değiştirme esprisini tam olarak o tutturamıyorum. Yani bir rasyonalite bulmuyorum onda. Çünkü günün sonunda bitiyor. Ayasofya'da bitiyor. Değeri de bitiyor. Hilafet tartışması da bitiyor. Başka bir şey başlatarak ekonominin önünü kesmek mümkün mü? Ben bu şartlarda pek mümkün görmüyorum. Ortada... çok ciddi bir işsizlik var. Bir kere ekonomiyi konuşmanın en önemli gerekçesi işsizlik. İnsanlar iş bulamıyorlar, gençler iş bulamıyorlar. Her ne kadar TÜİK bunu büyük mucizeler yaratıp işsizlik düştü diye verse de ekonomistler oturuyorlar, o istatistiklerden çıkartıyorlar ve Türkiye'deki gerçek işsizlik rakamının yüzde yirmilerde olduğunu ortaya koyuyorlar. İşsiz olan insana sen istediğin kadar hilafet ver, istediğin kadar ayasofya ver. Bu bir yere kadar açsa adam ne olacak?

Ya bu gündemden kopmak mümkün değil. Ekonomik olarak gelişmelerden... Aslında ekonomistler bir süredir kaygı duyuyorlar. Yani bu pandemi öncesinden gelen bir durum. Hatırlarsın daha başbakanlık kalkmadan önce Binali Yıldırım felaket tellaları var diye ortaya çıkmış ve ekonomik yorum yapanlara tepki göstermişti. Bununla ilgili yasal düzenleme yapılmaya kalkıldı. Ekonomi kötü diyenlerin cezalandırılmasını beraberinde getirebilecek.

Ama görünen köy kılavuz istemiyor. Türkiye'nin bir ihtiyacı var. Borçlu bir ülke. Bunu bütün ekonomistler rakamlarıyla ortaya koyuyorlar. TÜİK ne kadar maharetli olursa olsun fiyatlar artıyor. İnsanlar fakirleşiyor. Yurt dışından gelire ihtiyaç var. Turizm çalışmıyor. Ciddi bir işsizlik var. Bütün bunlar kötüye delalet ve benim konuştuğum uzmanların söylediği, benim de katıldığım en önemli tespit şu. Türkiye'de şu anda

Ekonominin bir hastalığı var değil mi? Önce bunu kabul edeceğiz. Önce bir hastalığı kabul edeceğiz. Sonra bir doğru teşhis koyacağız. Sonra da bunun tedavisine bakacağız. Türkiye'deki son dönemin en önemli yaklaşımı zaten hastalığı kabul etmemek. İşte Avrupa Birliği'nden bir rapor yayınlanıyor. Türkiye'de insan hakları ile ilgili. O bizim için yok hükmündedir. Birisi bir şey söylüyor, Türkiye'de bir olayı eleştiriyor. O bizim için yok hükmündedir.

Yurt dışından sürekli bize diz çöktürtmeye çalışıyorlar, biz çökmeyeceğiz. Karşılığında hamaset. Yani kabul etmiyoruz. Kabul etmediğimiz zaman teşhis koyamıyoruz, teşhis koyamadığımız zaman tedavi olmuyor. Ve maalesef son dönemde ekonomik gelişmeler ve işte bunlar... için daha kötümser yaklaşımlar da var biliyorsun. Bunlar kaygı verici durumlar. Çünkü herkesi, seni, beni, senin aileni, benim ailemi, çoluğumuzu, çocuğumuzu, kardeşlerimizi, herkesin geleceğini etkileyen hususlar ve maalesef hiçbir şey yapamıyoruz, bir cümle ettiğinde felaket tellalı oluyorsun. Bu da dediğim gibi bu hastalığı kabul etmeme genel alışkanlığından kaynaklanıyor ve etmemeye devam ediyor iktidar.

Peki sence bayramdan sonra bizim bir numaralı gündem maddemiz ne olacak? Ne öngörüyorsun? AK Parti bu işlerde çok yetenekli. Başka bir şey çıkartır mı bilmiyorum ama ben özellikle, birçok insan da aynı şekilde, çevresinde de öyle, dışarı çıktığında da görüyorsun ekonomi konuşuyor. Ne için? Ekonomiden başka bir gündem maddesi de olmayacak bana göre. Önümüzdeki dönemin en önemli gündem maddesi ne olabilir? Ben meclisin hatırlamaya çalışıyorum. Bir iş bankası vardı bildiğim kadarıyla tartışmalı. Onun dışındakilerin hepsi acele acele geldi, geçti, gitti. Onun dışında meclise ne getirilebilir? Şapkadan nasıl bir tavşan çıkar? Doğrusu bilmiyorum. Meclis tatile girdi bir yandan da. Meclis tatile girdi. Tatilden sonra geldiğinde ne görüşür bilmiyorum. Ama ekonomiyi konuşmaktan uzaklaştırmak bu şartlarda mümkün değil. Onu net görüyorum. Peki. Yavuz Oğan çok teşekkür ederim. Ben teşekkür ediyorum. İyi yayınlar. Evet, Tren Topi'nin bir bölümünün daha sonuna geldik. Sizlere hem bu bölüm için veda ediyorum. İyi bayramlar diliyorum. Yeni bir bölümde görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)