
3.294 kelime · ~16 dk okuma
Merhabalar, Trend Topik'in yeni bölümüyle karşınızdayız. Amerika Birleşik Devletleri'ne gidiyoruz bu bölümde. Sonra Amerika Birleşik Devletleri Türkiye hattına bakıyoruz. Amerikalılar Kasım ayında çok kritik bir seçimde oy kullanacak. Bu seçim sadece Amerika Birleşik Devletleri için değil, dünyanın geri kalanı içinde kader seçimi olacak gibi görünüyor. 4 yıl önce seçilen emlak kralı, televizyon yıldızı Donald Trump, izolasyonist ve son derece popülist bir siyasete geçiş yaptı. Amerikalılar Trump'la bir 4 yıl daha derlerse, Donald Trump bu popülist siyasetin gazına iyice basacak.
Sosyolog Sencer Ayat'a Trump'ın seçimi kaybetmesi durumunda dünyada bir değişim dalgası başlayabileceğini söylüyor. Aslında otoriter rejimler Trump'dan sonra belki de domino efekti diyoruz etkisiyle azalma sürecine de girebilir. Ama öbür tarafta Japonya'dan Filipinler'den işte Hindistan'dan Rusya'sından hatta Avrupa'nın içlerine Ve pembe dalga Latin Amerika'da büyük ölçüde şimdilik durdu. Orada yine bir şekilde biliyorsunuz başta Brezilya filan otoriterleşme eğilimine yönelen liderler var. Onun için bu otoriterleşme dalgasını çok iyi anlamamız gerekiyor. Biz de bunun içerisinde yaşıyoruz ve Türkiye'nin bu konudaki deneyimleri bütün dünya içinde aslında son derece önemli.
Trump'ın demokrat rakibi Joe Biden'a geçtiğimiz bölümlerde yakından bakmıştık. Şimdi bir aday daha yarışa girdi. Ünlü rapçi Kanye West. West, 2015 MTV Video Müzik Ödülleri'nde Michael Jackson Vanguard Award, yani öncülük ödülünü Taylor Swift'ten almıştı. 2015 Vanguard Ödülleri'ni benim arkadaşım Kanye West'e tebrik ediyorum.
West, ödülü alırken yaptığı konuşmanın sonunda herkesi şok etmişti. 2020 için başkan adayı olacağını açıklamıştı. Kanye West, 1977 doğumlu, Şikagolu, babası siyah solcu bir aktivist, Kara Panter'ler üyesi. Annesi Clark Atlanta Üniversitesi'nde İngiliz dili profesörü. Annesi Kanye 10 yaşındayken Çin'de bir üniversitede iş bulduğu için bir süre Çin'de yaşamışlar. Kanye West 90'larda müzik işine giriyor, hala müzik yapıyor ve çok ünlü. Ürüne ün katan bir diğer şey de Amerikalı reality show yıldızı, kalçalarıyla ünlü Kim Kardashian'la olan evliliği.
2016 seçim sürecinde Kanye Trump'a destek verdi. Donald Trump'la görüştü. Başkan seçildikten sonra da zaman zaman başkan Trump'ı ziyaret etti. Ama inişli çıkışlı bir ilişkileri oldu. 2016 yılında Kanye Trump'a oy verdiğini de söyledi. Sonra bir ara Donald Trump'la ilgili övgü içeren tweetlerini sildi. Başkan Trump'ın kimi politikalarına karşı olduğunu söyledi. 2018 yılında yine fikir değiştirdi. Trump'ın meşhur sloganı Make America Great Again yani Amerika'yı tekrar müthiş yap yazılı tişörtle poz verdi.
Kanye West'in Donald Trump'la yaşadığı bu bromance'e Amerikalılar Donye adını verdiler. Hani Angelina Jolie Brad Pitt evliyken bu çifte Brangelina deniyordu ya, onun gibi. Kanye West, Donald Trump, Donye. Şimdi Kanye kankası Trump'a karşı aday. Kanye seçimlerden sadece 122 gün önce
4 Temmuz yani Amerika Birleşik Devletleri'nin kurtuluş gününde başkanlığa adaylığını koydu. Kanya'ya ilk destek verenlerden biri Elon Musk oldu. Musk tweet attı ve tüm desteğimle yanındayım dedi. Trump ise değişik bir şekilde 2024 adaylığının bir deneme çalışması olarak gördü ve Kanya'nın adaylığını çok ilginç diye değerlendirdi.
Kanye, kürtaja ve ölüm cezasına karşı net bir duruş sergiliyor fakat vergiler ve dış politika konusunda henüz yeterli araştırma yapmadığını ama yapacağını belirtiyor. Önemli bir vaadi daha var. Beyaz Sarayı, Black Panther filmindeki gizli ülke Wakanda gibi yöneteceğini belirtiyor. Kanye ilk meetingini South Carolina'da düzenledi. Meetingdeki konuşmasında yok yoktu. Kürtaj karşıtlığı, gözyaşları, Black Lives Matter'a göz kırpma, bir parça dindarlık, bir parça empati. West kurşun geçirmez yelekle sahneye çıktı ve başkanlık seçimini kazanıp kazanmamak umurumda bile değil dedi. Gucci mağazalarının önünde evsiz insanlar var. Böyle şeylere değer veriyorum ve ben Tanrı'nın hizmetindeyim." diye ekledi. Kim Kardashian'la bir çocuklarını az kalsın kürtajla aldıracaklarını söyledi. Kendisinin hayatını da annesinin kurtardığını anlattı, ağlamaya başladı. Kanye, kürtaj yasaklanmalı demedi. Kürtaj serbest olmalı ama çocuk sahibi olan her kişiye 1 milyon dolar verilmeli önerisinde bulundu.
Tabii Kanye'nin başkanlığa aday olması haber kaynaklarımızı çeşitlendirdi. Entertainment Tonight gibi magazin pop kültürü üzerine yayın yapan sitenin haberine göre Kanye'nin yaptığı ilk meeting eşi Kim Kardashian'ı sinirlendirdi. Özellikle şu anda 7 yaşında olan kızların North'un doğumundan önce kürtaj planları yaptığını açıklamasından sonra. Ama şimdi bir yöntem E.T.'ye diyor ki, Kanye'in ailesi ve arkadaşları onun hakkında endişeleniyor. Kim'in kızlarıyla
ilgili yorumlarında özür diliyor. Kanye'nin bir polar ataklarının birinin ortasında olduğunu ve kimseyi dinlemediğini söylüyor. Kaynak ayrıca Kanye'nin ona yardım etmek isteyen kimseyi dinlemediğini de belirtiyor. Kanye meselesi böyle. Bakalım neler yapacak? Takip edeceğiz. Şimdi sizi Amerikan siyasetinin arka koridorlarına götüreceğim. Arkadaşım Humeyra Pamuk, Washington DC'de diplomasi muhabiri olarak çalışıyor. Siyasetin göbeğinde bu işler nasıl yürüyor, bize kulisleriyle anlatacak.
Hümeyra Pamuk, merhabalar. Şimdi bu Kanye West'in bir şansı olabilir mi hakikaten? Yani şundan soruyorum hani normal bakınca tamam işte gülünüp geçinecek bir şey falan ama reality show parçası gibi. Ama Trump da böyle başladı. Bir adam başkan oldu yani. Bakarsın Kanye de olabilir. Olabilir mi böyle bir şey?
Neviş'in çok sağ ol, teşekkür ederim. Söylediğin şey çok doğru. Çünkü bugünlerde eğer Kanye West'le ilgili bir iki tane güzel analiz makale vs. okumak istersen bahsettiğin noktaya mutlaka hepsi değiniyor. Yani siz bunu bugün ciddiye almıyorsunuz ama aynen Trump da bu şekilde başladı diye. Kanye West olur olmaz olmama ihtimali elbette çok çok yüksek. Ama Washington'da ve Amerika'da seçimi izleyen gerek işte anketörler olsun, araştırmacılar olsun, lobiciler olsun hani hiç kimsenin aman canım bu da nedir, işte bunu hiç hala almayalım diyecekleri bir şey değil. O yüzden dikkatle izliyorlar. Bakarsın Trump'ın oyunu böler biri değil mi? Yani böyle bir şey de olabilir sonuçta. Şimdi Trump'ın değil ama Biden'ın oyunu bölme ihtimali biraz daha yüksek. Çünkü şundan dolayı yani şimdi Kanye West kendisi insan olarak müziğiyle, işte duruşuyla, bugüne kadar hayatında mevcut mesleğinde yaptıklarıyla çok olağanüstü bir takipçisi. hayran kitlesi olan bir karakter Amerika'da ve dünyada elbette. Arada sırada Beyaz Saraya, Oval Office'e gittiğini biliyorsun. İşte Trump'la böyle daha dosyane bir ilişkisi vardı o zaman. Şimdi belki o kadar fazla değil. Arada sırada Amerika'da siyahların durumu ile ilgili de konulara böyle bir giriş çıkış vesaire yapıyor. Ancak şöyle bir şey var. Kadınlar, Millenial'lar, Siyahlar, bunlar önemli oy grupları ve bu oy grupları üzerinde Kanye'nin hiç çaba göstermeden elde ettiği, zaten hali hazırda sahip olduğu bir etki gücü var.
Ve şöyle de bir gerçek var yani demokratlar mesela siyah kitlenin oyunu her zaman ya bu zaten cepte yani illaki hani ortalama bir siyah vatandaş elbette Trump'a vermeyecek bütün bu olanlardan sonra diye düşündüğü için demokratlar da bu konuda yani rehavet var diyemem Biden çok çaba sarf ediyor o siyah oy için ancak siyah kitlenin kendisini demokratlar bizi hep cepte zannediyor gibi bir olumsuz duygusu var ve siz bu yüzden bizim için esasında çok da fazla çaba sarf etmiyorsunuz şeklinde bir duygusu var ve diyebilir ki yani bunların ne cumhuriyetçiler ne demokratlar bence ben bir siyah vatandaşım bana hitap etmiyor ve ben oyumla bir duruş göstermek istiyorum. Ha bir statement değil mi yani? Bir statement yapmak istiyorum oyumla. ve o yüzden ben de third party dediğimiz hani üçüncü buna vereceğim oyumu kardeşim yani hani beni ilgilendirmez ama bu noktada daha çok gidecek olan yani oyundan götürecek olan daha çok Biden'ın. Peki o zaman şöyle bir soru şimdi bu arada Hümeyra Pamuk hani bir girişlik biraz tanıttım ama dışişleri bakanlığı bu haberi yani Reuters'ın yani aslında Hümeyra çok önemli bir iş yapıyor ve DC'de bütün
koridorları görüyor yani o. Şimdi şunu soracağım, yani o bilgine de dayanarak, biraz Washington'a bilmene dayanarak, bunu el altından Trump gazlamış olmasın? Tabiri caizse, Kanye West gelsen işte adayı. Evet değil mi? Aslında çok çok iyi bir şey olabilir yani, plan olabilir hakikaten. Özellikle Trump'ın son anketler düşündüğünde belki böyle bir şeye de ihtiyacı da vardır. Gerçi o anketlerin aynısı bu zamanlarda 2016'da Hillary'i önde gösteriyordu. O yüzden o anketlerle ilgili olduğundan daha fazla bir iyimserlik de şey yapmamak lazım. Yani onlara çok fazla bir anlam atıf etmemek lazım. Son güne kadar her şey değişebilir. Şunu söylemek istiyorum ama, sen dedin yani Trump belki ona bunu yaptırmış olabilir. Yine şu alanda da Trump'ın işine yarayabilir. Belki görmüşsündür bu mail yoluyla oy kullanılması ile ilgili işte bir tartışma var. Hani işte Trump bunu istemiyor vesaire. Ama yani şöyle bir ortam oluşuyor Amerika'da seçime giderken. Bu Black Lives Matter protestolarını görmüşsündür. İşte bu Black Lives Matter şeyleri protestoları olduğu dönemden itibaren federal güvenlik güçlerinin işte eyaletlere esasında belediye başkanlarının ve valilerin demokrat olduğu eyaletlere konuşlandırılması vesaire gibi
konularda Trump ve o eyaletler hep böyle bir anlaşmazlık içerisindeydi haliyle ve o noktada yani Trump esasında kazanamazsa ve ufak bir fark olursa aynı Bush algor da olduğu gibi seneler önce bu adam seçimi kaybettiğini kabul edip gidecek mi gibi inanılmaz bir tartışma açıldı. Ve bu hala devam ediyor. Gerçekten inanılmaz. İşte Kanye'nin buna girişi de, siz o seçim alanını, arenasını biraz daha kalabalık, biraz daha karmaşık, biraz daha düzensiz vs. yaptığınızda oradan Kanye giriyor. Öbür taraftan mail yoluyla verilen oylar vs. var. Trump onları, ben bunları istemiyorum vs. diyor. Acaba bu bir anlamda Kasım ayında ben bunları yok sayacağım demek anlamına mı geliyor? Bilmiyoruz bugünden. Yani bu kaos,
Trump'ın o gün, bak görüyor musunuz, işte bütün bunların hepsi kaosa sebep olduğu, işte aramızda 5 bin tane oy var sadece, ben nereden bileyim bunun meşru bir seçim olduğunu noktasına getirebilir deniyor. Buradaki analistlerin söylediği şey bu. Bir de şunu da söylemek isterim. Amerika'daki seçim, electoral college dediğimiz, yani böyle eyalet ve çok karmaşık, farklı bizimkine göre, karmaşık bir sistem olduğu için birçok eyalette veyahut da seçim bölgesinde Sonucu değiştirmek için senin milyonlarca oya ihtiyacın yok yani. Bir tane makalede mesela Michigan'daki rengi değiştirmek için işte hani kırmızı cumhuriyetçi, mavi demokrat birinden birine değiştirmek için ihtiyacın olan on bir bin esasında. Yani Kanye'nin konserlerine kaç kişinin geldiğini düşünürsek esasında hani böyle bölgesel olarak eğer gerçekten girerse, gerçekten yüklenirse buna bölgesel olarak ufak yerlerde bir takım değişiklikler yapma ihtimali gerçek ama hakikaten
samimi olarak bu yarışa girecek mi? Yoksa şu anda yaptığı bir PR çalışması mı? Veya bir tartışmayı değiştirme, status quo'yu değiştirme, bu alanı birazcık renklendirme çalışması mı? İnan tam olarak net değil. Biz de bekliyoruz, göreceğiz. Sen zaten Dışişleri Bakanı Pompeo ile yakın çalışıyorsun ister istemez değil mi? Dışişleri Bakanı ile muhabir. Evet. Biraz şey tarafını soracağım sana. Nasıl tipler? Yani Pompeo nasıl bir adam mesela? Kimler yönetiyor Amerika'yı?
Ya şimdi ben Pompeo ile 3-4 defa seyahat ettim uçağında. Amerikan Dışişleri Bakanlığı'na baktığım zaman bazı medya kuruluşları bunları birebir takip ediyor. Yani takibi o şekilde yapıyor. İşte Reuters, Bloomberg, AP. Wall Street Journal, New York Times, Washington Post, bunların arasında bulpen dediğimiz bir gazeteci grubu var. Pompeo seyahate gidecek, sıra kimdeyse ve kaç tane gazeteci aldıklarına göre uçağa. Sıramız geldikçe onunla seyahat ediyoruz. Şimdi ben onunla 3-4 defa seyahat ettim. Trump'la seyahat ettim, Pence'le seyahat ettim. Bunların arasında diyebilirim ki, şaşırtıcı olarak, Pompeo doğruya doğru basın seven bir dışişleri bakanı değil. Genellikle bir gazetecinin bu işe başlama sebeplerinden birisi, Amerikan dışişleri bakanı ile dünyayı gezeceğim diye mutlaka onun bir etkeni var. Elbette çok yoruluyorsunuz, çok abuk subuk saatler, sürekli yoldasınız, uçağın içerisindesiniz, çok stresli, çok da yüksek profilli bir iş ama hani bir dünyayı gezme elementi elbette var ve bu bunun eğlenceli bir kısmı.
Ancak bana çok hikayesi anlatıldı. John Kerry'nin veya Hillary Clinton'ın gittikleri seyahatlerde uzun sürelik kaldıkları, bir ülkede en azından iki gece, üç gece geçirdikleri, tabahları hard diplomasi diyebileceğimiz görüşmelerini yapıp, akşamları daha soft diplomasi, ne bileyim bir kültür aktivitesine, bir konsere vesaire gittiklerinden bahsedildi. Clinton, Dışişleri Bakanı'yken, unutmuyorum, Meksika'da mıydı? Güney Amerika ülkesinde gazetecilerle böyle bira içtiği bir şey vardı. Tabii tabii. Akşam değil mi galiba? Toplantılar bittikten sonra işte gitmiş gazeteciler bira içmişlerdi, sohbet etmişler falan. Pompeo'da da var mı yani hiç? Yok. Hayır. Pompeo'da hiç böyle bir şey yok. Pompeo, seyahatte dışarıda harcadığı zamanı çok böyle sıkıştırılmış bir şekilde harcamayı seven birisi. Mesela biz Kasım ayında NATO zirvesine gittik.
Onun öncesine işte bir gün önce çıktık. Ondan sonra NATO zirvesi zaten bütün gün sürdü. Gece saat 10'du, Brüksel'de. Atladık uçağa, geri döndük. Yani bu kadar. Hani orada biraz daha kalabilirsin, bir şeyler yapabilirsin. Zaten sabaha karşı gelmişiz. Yani tamam bu bir sosyal aktivite değil elbette, işi vardır diye düşünüyorsun. Ama gerçekten de bu seyahat süreleri, zamanlar,
yaptığı şeyler itibariyle diğer dışişleri bakanlarından kesinlikle ayrışıyor. Basından çok hazletmiyor demek, sanıyorum bunu söyleyebileceğim en diplomatik şekil, normalde yine aynı şekilde Hillary'nin veya John Kerry'nin uçakta basın kabinine gelip uzun uzun sohbet ettiği, off the record olarak bazen, bazen on background olarak, yani bazı konuşmalar gazetecilerle kayıt dışı, onlara işte şu konuda ne oluyor, bu konuda ne oluyor, Bazen olur mu böyle hani bilmeyen dinleyicilerimiz için söylüyorum, gazetecilerle olur böyle hani her kaynağınızla yaptığınız görüşme illa haber olmak açısından değil de bazı şeyler hani bilin, siz bunu bilin de hani altyapı olarak haber yaparken bu da aklınızın bir köşesinde olsun diye de anlatılır bazı şeyler. Çok önemli bir resansında. Bu adamlar ne yapıyor? Sabah gidiyorsunuz Dışişleri Bakanlığı. Bina harıl harıl çalışıyor herkes. Böyle çeşitli ülkelerin masaları falan mı var? Ne bileyim bir Türkiye masası var işte bir Meksika masası var falan filan. Ve gündemde ne varsa ona göre mi o kişiler mi ön plana çıkıyor? Nasıl oluyor?
Evet, tabii şimdi gazeteciler de Amerikan Dışişleri Binası'nın içerisinde çalışıyorlar. Ben de sanki Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nda çalışıyormuş gibi sabahleyin oraya gidiyorum. Bunlar tabii COVID öncesinde. Oradaki ofisime gidiyorum. Genellikle her gün mutlaka bir briefing oluyor. Değişik konularda olabilir. O anda hiç gündem olmayan bir konu olabilir. Ama tabii sürekli oraya giden ve sürekli binayı cover eden gazeteciler olarak taleplerimiz oluyor. İşte Taliban'la anlaşma imzalanması döneminde Zalmay Halilzat
Amerika'nın Afganistan peace barış elçisi. Hani ondan off the record veya on background. Mutlaka briefing almak istiyoruz. En son durum nedir öğrenmek istiyoruz. Aynı şekilde işte atıyorum mesela bu ay Temmuz ayında Amerika-İran'la ilgili güvenlik konseyinde silah ambargosunun Ekim ayında sona gelinecek. Onun yenilenmesiyle ilgili uzun zamandır bir diplomasi maratonu yapıyor.
Ve bu geçtiğimiz hafta veya bu hafta oylanması gerekiyordu. Mesela bununla ilgili en son ne durum, neredesiniz vs. değil. Bir de mesela çok alakasız atıyorum, en son Bolivya'da ne oluyor? Mesela Amerika'nın çok uzun zamandır Bolivya'da esasen büyük elçisi yoktu. Bu senenin başında Ocak ayında yanılmıyorsam atadılar. Hani o anda bir gündemde vs. yok. Ama hani bir sizde bir update, bir güncelleme şey yapalım, sizde bir soru soralım şeklinde. Türkiye ne kadar önemli? Yani çok konuşuluyor mu? Topiklerden bir tanesi mi Deşişleri Bakanlığı'nda? Şimdi şöyle, Türkiye geçen sene bu zamanlarda ve bu zamana gelen dönemde yani geçen baharda bu S400'lerin işte o zaman Türkiye'ye geliyor olmasından dolayı hani gelecek, geldi, ondan sonra paketi açıldı, açılmadı bu konulardan dolayı ve biliyorsun işte Amerika çok tehdit etti Türkiye'yi. Ben yaptırım uygulayacağım sana diye.
Bundan dolayı Türkiye çok ön planda edinilir. Ancak bu COVID çıktığından beri Amerika'nın birinci, ikinci, üçüncü, seninle konuştuk bunu, onuncu önceliği Çin. Yani gerçekten son dört ay içerisinde, kendi yazdığım haberlere bakıyorum, yazdığım haberlerin %75'i, %80'i Çin'le ilgili. Ve bu esasında bence bir Türk gazeteci, Türk izleyici, vatandaş hepimiz için bence önemli bir done. Çünkü ben farkındayım yani sokakta, restoranda, takside vesaire konuştuğum zaman şunun arkasında Amerika var, bunun arkasında Amerika var. Yani olabilir vardır tabii ki de hani dünyanın süper gücü bir anlamda veya gücüydü. O da ayrı bir tartışma. Ve Amerika'nın elbette bu bölgede ve Türkiye'yle ilgili de bir istediği şey var.
Şu anda içinde bulunulan dönemde Çin'le olağanüstü bir rekabeti ve bir diplomasi savaşı var açıkçası. Uzun zamandır da var bu, son 3 aydır. Çok rahatlıkla diyebiliriz 3 aydır. Amerika Çin'i bu virüsün kaynağını diyelim saklamakla doğru zamanda bunu Dünya Sağlık Örgütü'ne ve dünyanın geri kalanına haber vermemekle, bunu örtbas etmeye çalışmakla, hala bugüne kadar Amerikalı ve diğer uluslararası sağlık uzmanlarına yeterli araştırabilmeleri için, mesela birinci hastayı, ikinci hastayı, ilk çıkış noktasını yeterli erişim vermemekle suçluyor. Ve bu artık yani çığırından çıkmış bir vaziyette ve bir şeye döndü Amerikan yönetiminde. Çin karşıtlığı aynı zamanda çok da oy kazandıracak bir şey olarak görülüyor.
Anlatabiliyor muyum? Yani burada Çin karşıtlığında bipartisan'ın Türkçesini bulmam lazım. Ama yani demokratlar ve cumhuriyetçilerin hepsinin seçmeninin üzerinde anlaştığı bir nokta. Yani genel olarak Çin konusunda hem kuşkucu Amerikalılar biraz anlaşılmaz, hem bir güven sorunu var, hem herhalde işte Amerika güç kaybediyor, Çin yeni süper güç olacak diye öyle bir korku da var demek ki. Değil mi sokaktaki Amerikalı da böyle düşünüyor? Amerika'da mesele Çin yani asıl. Biz hakikaten buradan baktığımız zaman Amerika yatıyor, kalkıyor, vay bu Türkiye'yi ne etsek, Türkiye'yi ne yapsak diye şey yapıyoruz yani. Ama değil. Onun için özellikle sana sormak istedim. Asıl mesele Çin. Adamlar Çin'e kafayı taktı diyorsun yani. Evet, Çin'e kafayı takmış vaziyetteler. Yani ben eminim gene belki dinleyicilerin arasında, ya sen fark etmemişsindir ama onlar Türkiye'nin altını kazıyordur gene falan filan. Vallahi istediğinizi düşünebilirsiniz yani. Ancak binanın içine giden gelen birisi olarak diyebilirim ki, ciddi şekilde Çin kafaya takılmış vaziyette. Yani şöyle söyleyeyim, Afrika'daki Amerikan askerlerinin sayısı da Çin'e göre ayarlanıyor. Anlatabiliyor muyum? Zaten Güney Çin Denizi'nde biliyorsun son 2-3 ay içerisinde Amerika iki tane, üç tane uçak gemisi gönderdi. Ve geçtiğimiz hafta Güney Çin Denizi'nde Çin'in bir iddiası var. Yani işte Filipinler olsun, Vietnam olsun vs. oradaki o deniz...
Evet, adaları meselesi var. Yani burası kimin toprağı meselesi var değil mi? Ondan sonra mesela bu konuda Amerika ambigüity diyelim. Yani yüzde yüz böyle tam olarak taraf olmama. Ondan sonra ve hani bu konuda Çin'i uyarıyoruz. Bu doğru değil, diğerlerinin de hakkı var ama falan diye daha ortada bir politikası varken geçen hafta çok açık bir şekilde diplomatik açıklamalarda
Biz buradaki duruşumuzu değiştiriyoruz ve sertleştiriyoruz denmez. Anlatabiliyor muyum? Yani sen onu okurken gazeteci olarak veyahut da okuyan kişi olarak anlarsın zaten. Bu şey olmasın? Yani şimdi Amerikalılar bu popülist siyaset konusunda yeni Mümeyra'cığım. Şöyle bir şey olabilir mi? Tamam herhalde Çin'le Amerika savaşa falan tutuşmaz ama. Küçük böyle sıcak hafif bir etişme bir şey. Bu biraz hani şey var ya bayrağın etrafında toplanma etkisi deniyor. Yani bir ülke bir zorluğa düştüğü zaman, bir kriz, bir salgın, bir savaş falan olduğu zaman ülkenin lideri kimse ona karşı destek artıyor. İnsanlar kendilerini güvende hissetmek için lideri de. Dolayısıyla böyle Çin'de böyle bir sürtüşme falan olursa o zaman Trump belki de bakarsın. Yine kazanır Amerikan başkanlığı seçimleri. Olabilir mi? Yani inan hiç ihtimal dışı değil. Zaten hani işte Trump'ın bu covid sürecini çok çok çok kötü yönettiğine dair cumhuriyetçiler dahi hemfikir. Ama bu gerçekten kesin kaybedecek bilmem ne falan. Kesinlikle böyle bir çıkarım söz konusu değil. Her şey olabilir. Gayet yeniden seçilebilir. Son derece muhtemel. Dediğim gibi o yüzden ben bu anketlere tam olarak itibar edemiyorum. Ama şöyle bir şey oldu mesela.
Oba yönetimi Çin'e bir nevi böyle bir zaman vermişti ve onların politikası daha çok, Çin kapalı bir ekonomi, komünist ve biz onunla sürtüşerek, itişerek değil de daha sakin ve daha barışçıl bir şekilde yaklaşarak onları kendimize benzetelim, yani konteyn edelim onu. Bu politika Joe Biden gelse dahi artık yapılabilir bir şey değil Amerika'da. Çünkü Trump o kadar Çin'i şeytanlaştırdı, Amerikan İstihdamı işte bundan dolayı azaldı. Ama zaten kampanyasının önemli bir kısmı buydu değil mi? Yani Trump, Amerikalılar için istihdamı yaratacağım. Bizim Amerikan şirketlerimiz gidip de işine istihdam yaratmayacak. Yani ben işsizliği burada düşüreceğim ve sizin için fırsat yaratacağım buydu.
Şimdi bu da buna çok uygun değil mi? Yani buradan aynı şekilde devam ediyoruz. Yani bu noktada Joe Biden'ın hani diyelim ki kazandı, gelip yani biz işte Çin'le daha ılımlı bir ilişki sürdüreceğiz falan filan böyle bir şey söyleme ihtimali yok. Yani elbette tonu düşürecektir çünkü şu andaki ton çok sert. Yani senin dediğin gibi hani öyle bir savaş beklentisi falan filan böyle bir şey kesinlikle yok. Ama işte en fazla hani denizde iki tane uçak gemisi birbirine yakın geçer falan filan böyle şeyler olabilir. Öte yandan iş alanında, bizans alanında, Çinli şirketlerin Amerikan borsalarına kote olması alanında Amerika sürekli bir şeyler planlıyor onlara karşı. Birçok insana yaptırma uygulandı vesaire. Yani oradan pek bir geri dönüş olamaz. Joe Biden da gelir ve der ki ben de Çin'e karşı kendi ülkemi elbette koruyacağım. ve elbette benim politikalarım da ona göre olacak. Hani her gün böyle şeytanlaştıran, bağır bağır bağıran bir ton olmaz belki ama Trump o noktadaki politikayı gerçekten kökünden değiştirdi. Vay arkadaş peki. Hümeyra çok teşekkür ederim. Şey seçim yaklaştıkça zaten zaman zaman seninle de vaktin uydukça konuşmak isterim. Ben de çok isterim. Çok memnun oldum. Çok teşekkür ediyorum.
Evet, 30. bölüme geldik bu arada. Çentopi'yi Podbe Media ile hazırlıyoruz. Bir başka bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.