
4.408 kelime · ~22 dk okuma
Merhabalar Trendtopik'in yeni bölümüyle karşınızdayız. Önce çoklu baro düzenlemesi var mı yok mu bu tartışıldı. Sonra Türkiye Barolar Birliği ve Kent Baro Birlikleri'nin büyük bir bölümü karşı karşıya geldi. Mecliste komisyon kuruldu ve şaşırtıcı bir şey olmadı. Tasarı meclisten geçti. Trendtopik'in 23. bölümünün devamı olarak çoklu baro tartışmasına ve aslında bu düzenlemeden çok da uzak olmayan bir başka meseleyi ele alacağız. İstanbul Sözleşmesi meselesi.
Şimdi biliyorsunuz Türkiye Büyük Millet Meclisi içinde bulunduğumuz başkanlık sistemi sebebiyle oldukça işlevsiz denebilecek düzeyde. Çoklu baro tartışmaları meclise geldiğinde yapılan konuşmalara bir göz atmak istedim. Çünkü meclisteki vekillerin %20'si avukat, %30'uysa hukuk fakültesi mezunu. Bir diğer deyişle mecliste yer alan en büyük meslek topluluğu hukukçular aslında. CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu bunlardan bir tanesi. Tanrıkulu'na kulak verelim.
Değerli arkadaşlar, özellikle AK Partili milletvekili arkadaşlarıma seslenmek istiyorum. AK Parti'de bir ruh hali var. Barolar bize karşı. O nedenle bu yasayı değiştiriyoruz gibi bir durum içerisindeler.
Değerli arkadaşlar, barolar size karşı değil. Barolar kurum olarak insan hakları ilerlerine karşı, adasizliğe karşı hukuk devleti ülkelerini savunuyorlar. Tarihlerin her döneminde bunu yapmaya çalışmışlar. Eksik veya fazla. Ama şimdi çok daha fazla öne çıkıyorlar. Neden? Çünkü insan hakları ilerlerine ihtiyacınız çok ağır. Ve bu nedenle de bütün barolar sizin yarattığınız bu uygulamaya karşılar. İnsan hakları ilerlerine karşılar ve bunları gündeme getiriyorlar.
Karşı oldukları insan hakları ihlalleri Hangi iktidar olsa bugün hükümet Ona karşı çıkacaklar Dolayısıyla yapmanız gereken Barolara karşı olmak değil Barolarla ilgili düzenleme yapmak değil Yapmanız gereken tek iş var İnsan hakları ihlalleri isteyeceğinizi düzeltmeniz Adasizliğe son vermeniz Bunu yapmalısınız Bakın Sayın Hocamız da burada şimdi aklıma geldi 1984 yılında Diyarbakır'da sıkı yönetim var Türkiye'nin birçok yerinde olduğu gibi Diyarbakır'da tek stajyerim Barı Başkan yanında staj yapıyorum Sayın Hocamız da Ankara okul fakültesi birincilikle bitirmiş ve Diyarbakır'da staj yapmak için gelmiş Ben Barı Başkan yanında staj yapıyorum ve Barı Yönetim Kurulu toplantılarında katılıyorum Tek stajyerim o ortam içerisinde Diyarbakır Sıkı Yönetim Komutanı 7. Komutanlığı Diyarbakır Baros'u başkanlığına yazı yazmıştı savunmadan dolayı 4 avukat hakkında Avukatlar savunmadan da şunu söylemişlerdi Sükûnetim uygulamaları işkenceye yeşil ışık yakıyor diye Sükûnetim komutanlığından Diyarbakır Baros'a gelen yazı şuydu Bu avukatlarla ilgili soruşturma açın ve barodan atın Diyarbakır Baros'un yönetim kurulunda O gelen yazıyı şöyle yırttılar
Yırttılar ve bir yönetim kurulu kararıyla da 7. Kordu komutanlığına cevap yazdılar. Bakın, bari budur değerli arkadaşlar. Bugün siz ne yapıyorsunuz? Aynı darbe uygulaması, bakın aynı darbe uygulaması ve darbecilerin uygulaması. Ne yapıyorsunuz? Banda bir çocuğun kafası klozete sokuluyor, klozete sokuluyor, işkence.
Bambaros'u bununla ilgili tanık tutuyor, rapor yapıyor ve siz, Sin hükümetiniz Bambaros'uyla ilgili olarak soruşturma açılıyor. Bunun ne farkı var 12 Eylül darbecilerinin, faşist darbecilerinin uygulamasından? Orada bakın Bir derin devlet operasyonu vardı şimdi Aynı derin devlet operasyonunu size yaptırıyor Kime karşı? Kim için? Bu derin devletin En temiz çocukları için Onları yeniden başkan yapmak için Ve siz Aynı derin devletin Hükümeti haline geldiniz Farkında değilsiniz, farkında olun Hükümet olun, iktidar olun Derin devletin oyuncayı olmayın Dediğim budur sizlere
Tanrı kulu olayları derin devlete bağlayınca AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin söz aldı. Bütün hayatını bütün değerli arkadaşlar bir saniye. Bütün bütün eğitim hayatını fevkalade başarıyla geçirmiş ben en büyük arzusu hakim olmak isteyen ben bir staj yapmak için altı yıl uğraştım. O yüzden bana barolar hak hukuk dediğiniz zaman ben çilemi hatırlıyorum. Arkadaşım kendisinin ve eşinin çilesini hatırlıyorum.
Ha gelelim derin devlet meselesine. Bu ülkede derin devlet var mı yok mu bilemem. Geçmişe dönük olarak. Bunu yapmak isteyenler vardı Türkiye'de. Geçmişte vardı. Bu yapmak isteyenler bu ülkede darbeler yaptılar. Bakın geçen gün hep beraber o darbelerin izini kazıdık. Her birimizin hayatına zulmettiler. Değerli arkadaşlarım son cümlem şudur. Bakın
Barolar meselesinde hemfikir olmayabiliriz. Birbirimize bu konuya dair eleştirilerimizi söyleyebiliriz. Ama lütfen birbirimizin hakkı, hukuku, bu ülkede özgürlükleri, demokrasiyi üstün kılacağımıza asla ve kat'a darbecilere, derin devletçilere müsaade etmeyeceğimize emin olmalısınız. Teşekkür ederim.
Özlem Zengin'in başörtüsü göndermesi üzerine baroları çile olarak adlandırmasından sonra HDP Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş Özlem Zengin'e cevap verdi. Şu anda biz burada baroları konuşurken içerideki atmosferden bağımsız bir tablo var. Şu anda Ankara'nın göbeğinde Tunalı Hilmi'de avukatlar kuşatma altında. Avukatlar ve baro başkanları dayak yiyor.
gazeteciler avukatlarının yanına gönderilmiyor. Gazetecilerden turkuaz kartı dayatması var ve görüntüler şu anda bütün kanallarda geçiyor. Bizim vekillerimiz de orada. Kendileri de arada kalmış. Sanırım Sayın Tanal da oradaymış. Gördüm görüntülerden. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Baro başkanlarını komisyona almayıp beş gün meclis önünde bekleten
Onları Ankara girişinde 27 saat bekleten iktidar partisi bugün de Ankara'nın göbeğinde Kuğulu Park'ta baro başkanları ve avukatlarını anayasa... Buyurun Sayın Beşiktaş. Bu durum bu durum mecliste ben iktidar partisi grubu burada öneli sahibidirler getirmişler buraya Feyzioğlu'nu sanırım gitmiş. Efendim bar Türkiye Barolar Birliği başkanı başkanı gelip oturacaksın süs olsun diye sonra baro başkanlarını Ankara'da dövdüreceksin. Bunu kabul etmiyoruz. Işte bu size bu yasayı dayatmanızın gerçek sebebini de ifade ediyor. Sayın Zengin konuşmasında şöyle söyledi. Baroları çile çile çile diye tarif etti. Tam da bunu söylüyoruz. Siz siz geçmişte geçmişte yaşadığınız ya da yaşamadığınız. Hadi biz yaşadığınızı varsayalım. En küt ihtimalle bunu intikam alarak getiremezsiniz kanun taslağını. Kanunlar intikam amacıyla yapılamaz. Siz Türkiye'de hukukun yargılamanın dibine dinamit koyacak bir teklifi çile
Buyurun Sayın Beşiktaş. Bu çileyi bu bölmeyi bu parçalamayı yönetmeyi dayatamazsınız. Hukuk kuralları objektif olur. Soyut olur. Kişiselleşemez. Subjektif bakış açısıyla değerlendirilemez. Kendi itirafları günlerdir televizyonlarda anlatıyorlar. Baroları bölmemizin parçalamamızın
yönetmek istememizin sebebi geçmişte bize yaptıklarıdır diyorlar. Ben de başörtüsünü savunan daha doğrusu özgür herkesin istediği gibi savunan yüzlerce konferansa yürüyüşe katılan biri olarak diyorum ki dün başörtüsü yasağına karşıydım. Bugün de başörtüsünün zulüm aracı olarak kullanılmasına karşıyım. Bunun bunun bir muktedirlik Bunun bir mağduriyet olarak artık kullanılmasını kabul etmiyoruz. Bugün isteyen istediği kıyafeti giyebiliyor. Başörtüsünün arkasına saklanarak zulmü meşrulaştıramazlar. Beştaş'ın bahsettiği Kuğulu Park olayına geleceğiz. Gelmeden sizi bir kez daha meclise götürmek istiyorum. Konu yine çoklu baro tartışması ve biraz önce dinlediğimiz kayıtların bir gün öncesi. Kürsü'ye bağımsız milletvekili Ahmet Şık çıkıyor. Şık konuşturulmuyor.
Sayılan bu koşullar kişiye, olaya ve zamana göre tekil ya da hepsi birden farklı alanlarda ve kimi zaman kanuni kılıflarla karşımıza çıkabiliyor ve kanuni olan hukuki olduğu anlamını taşımaz. Bu yüzden hukuksuzluk ve keyfi cezalandırma istibdat rejiminin en önemli niteliğidir. Temel hak ve özgürlükleri yok ederek ele geçirdiğiniz kontrol altına aldığınız her alanı daha da genişletip vesayetinizi her yere yaymaya çalışıyorsunuz. Sizden olmayanı hizaya getirmeye çalışarak Toplumun geri kalanına nizam verme gayretindesiniz Size biat etmemekte direnen Gücünü hukuktan alan baroları Kuşatma altına alarak Bir karikatüre dönüşmüş olan dik dayargısının halini gizlemek istiyorsunuz İşgal ettiğin iş bir sesini kes ya Ne kadar çenesiz bir adammışsın ya Biraz terbiyeli takıl olur mu saygı sınırını aşma inşa ettiğiniz yargının mevcut halinin özetini de asırlar öncesinden tarih bize anlatıyor. Hukukçular bilir. Sayın Başkan. Beyler
Sayın Milletvekilini dinleyelim. Sonra cevap hakkı buyurun. Buyurun sayın. Ben ben sen değilim. Ben sen değilim. Sen bir otur yerine. Haddini bil yoksa bileceksin. Inan bana. Haddini bil. Sayın Başkan
Şu sizi öfkelendiren anketler var ya, gerçekleştiğinde, onunla yüzleştiğinde ben sizin halinizi göreceğim. Birleşime beş dakika ara veriyorum. Birleşime verilen aradan sonra Ahmet Şık genel kurula alınmıyor. Kürsüye Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş çıkıyor. Bağımsız milletvekilleri sürekli olarak bu kürsüden konuşmaya çalışıyoruz. İki yıldır bunun mücadelesini veriyoruz. Bugüne kadar beş dakikaya kadar hiçbir konuşmamız olmadı.
Nihayet 10 dakika konuşma hakkımız var, onu da konuşmamızın engellenmesine karşı bir arkadaşımızın parlamentodan çıkartılmasına karşı yapmak durumunda kalıyoruz. Bakın değerli arkadaşlar, bu tutanaklara girsin. Ben şimdi ayırmak için araya geldim. Bir arkadaşımız diyor ki, sen genel başkansın, biz sana işraf ediyormuş. Ya şu elinizi vicdanınıza koyun. Benim şu kürsüye çıktığımda bana hakaret etmediniz, sözümü kesmediniz. Bir tane konuşma var mı arkadaşlar?
Bir tane konuşma var mı? Ahmet benim bildiğim ya üç konuşma yaptı, ya dört konuşma yaptı. Üçünü kestiniz, ikisini de ceza teklif ediyorsunuz. Böyle bir şey olmaz. Bakın. Burası, burası iktidarı hoşuna gidenlerin söyleneceği yer değil. Burası Siz
konuşun ya. Gelin siz konuşun. Gelin siz konuşun. Ya savunma konuşması yapıyorum, savunma.
savunma kutsaldır. Siz bu savunma kutsallıkıyla bile saygı göstermiyorsunuz. Şimdi bir de yani gerçekten her söylenen lafta ayağa kalkmanın arkadaşlar bakın çoğunluk olabilirsiniz. Evet bugün çoğunluksunuz. Biz de salak değiliz. Matematik veriyoruz. Baktığımızda şöyle görüyoruz. Ama şunu bilmeniz lazım. Güçlü olduğu için hiç kimseye biat etmedik. Tek başına da kalsak bakın. Burada beş yüz doksan dokuz kişi bizim karşımızda olsun.
Doğru olduğunu bildiğimiz şeyi aynı biçimde söylemeye devam ederiz. Hiçbir güç de bunu engelleyemez. Şimdi biz bunu yapmaya çalıştığımızda siz hemen çok büyük kalabalığınıza güvenerek ayağa kalkarsanız, buradaki insanların üşütme yürümeye başlarsanız, hep birden laf atmaya başlarsanız bu sadece bir şey olur. bizim iddia ettiğimiz şeyin gerçek olduğunu fotoğrafını çıkartırsınız. Dersiniz ki biz burada çoğunluğuz bizim istemediğimiz hiçbir şey bu sözden söyleyemez. Biz zaten sizi bununla eleştiriyoruz. Çoğunluğu ele geçirdiniz. Kendiniz dışındaki herkesi susturmak istiyorsunuz diyoruz.
Milleti kazanmak için uğraşın. Bizi susturmak için uğraşmayın. Ama kabul ediyorsanız ki bizim artık anlatacak bir hikayemiz kalmadı. Bizim millete inkar edilecek durumumuz yok. Sadece biz parlamentoda bile adamı sustururuz. Biz parlamentoda bile bize laf edenin üzerine yürürüz. Biz parlamentoda bile bize laf edeni parlamentonun dışına atarız.
Hep denediğiniz şeyler, buyurun bir kere daha deneyin ama yanlış yoldasınız. Bu yanlış yol gidişinizi ertelemez. Yanlışta ısrarcı olursanız gidişiniz hızlanır. Ben de sizi uyarıyorum. Bu mecliste olan bir tane de bir de sokaklarda olan bir tane var. Gelelim Kulu Park'ta avukatların nöbetine. Avukatlar sadece parkta beklemek istedikleri için bile sık sık polis müdahalesiyle karşılaştılar.
Oturuyordum, sadece önlerimde oturuyordum. Şu an gördüğüm, halbuki konuşamıyorum sinirden, heyecandan. Avukatlara karşı mı, kim, böyle anlamıyorum. Ben sanki yabancı devletinin bir vatandaşıyım veya başka bir şeyim. Terörist gibi muamele görüyoruz. İnsana güzelce söylüyorum, bak Allah için diyorum sana ne yaptım diyorum. Bana yumrukla karşılık veriyor, tişörtümü yırtıyor. Daha gel, gel sen diyor. Ben anlamıyorum, ne yaptık biz bu insanlara ya? Yumruk atıyorsun adama, yumruk geldi. Evimin haline bakın ya.
Çok var ya karşıyız evet. Anayasa hakkımızı savunmak istiyoruz. Parka girip oturmak istiyoruz. Başka bir derdimiz yok. Sosyal mesafe kuran uyumuyorsunuz diyor. Parka girsek biz zaten uyup normal şekilde oturacağız. Kimseye bir zararımız olmayacak. Ama karşılaştığımız manzaraya bakın. Araçlar üzerimize geliyor. Kaldırımda durmayın diyor. Kaldırımlara bu sefer biz itiliyoruz. Yolda duruyoruz. Arabalar üzerimize doğru yürüyor, geriyor. Ya ne yapmaya çalışıyor? Ne oluyor? Bizi provoke ettiğimizi iddia ediliyor. Ama provokasyon yapan onlar. Biz hiçbir şey istemiyoruz. Sadece şuraya geçip oturmak istiyoruz. Tek derdimiz bu ya.
Ne eylem, ne bağırma başka bir derdimiz yok. Burada efendici oturmak istiyoruz. Ama maalesef onu bile başaramıyoruz. Oturmamıza daha iyi izin verin diyor. Girişte de söylediğim gibi sonuç değişmedi. 11 Temmuz'da Avukatlık Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda kabul edildi. Yeni düzenleme, 5000'den fazla avukatın olduğu illerde 2000'den fazla avukatın başvurusuyla yeni baro açılabilmesinin mümkün kalıyor. 2020 istatistiklerine göre Türkiye'de 5000'den fazla üyesi olan 3 bara var.
İstanbul, Ankara ve İzmir baroları dışında 4.757 avukatın üye olduğu Antalya'da da kamu kurumlarında görev yapan avukatların katılımıyla yeni bir baro kurma sayısına erişebilecek. Yeni düzenlemede bir ilde birden fazla baronun kurulması dışında Türkiye Barolar Birliği'ndeki delege sayısı da köklü değişime uğruyor. Daha önce her 300 üye için o il barosuna bir fazla delege verilirken yeni yürürlüğe giren yasayla her 5.000 üye için o il barosuna
ekstra delege verilecek. Bu düzenleme avukat sayısı fazla olan baroların Türkiye Barolar Birliği'ndeki etkisini azaltacak. İstanbul Barosu'nun delege sayısı 137'den 19'a, Ankara Barosu'nun delege sayısı 52'den 7'ye, İzmir Barosu'nun delege sayısı ise 29'dan 5'e düşerken 31 Aralık 2019 itibariyle 42 üyesi bulunan Tunceli Barosu, 49 üyesi bulunan Ardahan Barosu ve 89 üyesi bulunan Gümüşhane ile, 4757 üyesi bulunan Antalya, 3757 üyesi bulunan Bursa Barosu ve 3059 üyesi bulunan Adana Barosu aynı sayıda delege ile Türkiye Barolar Birliği Genel Kuruluna katılabilecek. Teklif hazırlayan AKP yasayı şöyle savunuyor.
İstanbul, Ankara ve İzmir barolarında sandığa teveccühün %40-45 oranında azalmış olması ve toplam avukatların ilgili barolarda yaklaşık %20'sinin oyunu almak suretiyle baro başkanının, baro yönetim kurulu üyelerinin ve üst birlik olan barolar birliği delegasyonunun sadece bu %20 oyla belirlendiği görülmektedir. Bu antidemokratik durum baroları anayasa ve yasada yer alan görevleri ile uğraşmak, avukatların sorunlarının çözümüne odaklanmak, hukuk ve hukukçu kalitesini artırmak, Türkiye'nin uluslararası alanda bir hukuk ihtilaflarının çözümü merkeze haline getirmek yerine dar alanda kısa çekişmelerle, çatışmalarla siyasi ve ideolojik çatışmanın merkezi haline getirmiştir. AKP Grup Başkan Vekili Cahit Özkan düzenlemeyi bu sözlerle meclis gündemine getirdi. CHP, yasayı anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle anayasa mahkemesine götürdü. Bu gelişmeyi bir hukukçu ile konuştum, Ece Güner Toprak.
Ece Hanım, şimdi bu podcast'ta da bahsettik biraz, işte bu yasa tasarısı avukatların bütün tasarısına rağmen başladı diye İzmir'de de galiba bir grup avukat yeni bir baroy kurmak için hemen teklifte bulunmuş. Şimdi ne olacak sizce bundan sonra? Şimdi Nevşin Hanım, burada çok kritik bir nokta var. Anayasa mahkemesi. Biliyorsunuz anayasa mahkemesine müracaat edildi.
Anayasa Mahkemesi'nin yürütmeyi durdurma kararı vereceğine inanıyorum, umuyorum. Çünkü bu yazılarımda da anlatmaya çalıştım. Hem anayasamızın birçok maddesine bariz şekilde aykırı hem de uygulamaya geçildiğinde artık geri dönülemez, telafisi imkansız zararlar oluşacaktır. Nasıl aykırı mı? Bunu biraz açabilen bize basit anlatabilir misiniz? Hangi maddeye aykırı? Maddelere girmeden, yani isterseniz birçok madde var. Onları yazılarımda yazdım. Ama çok sıkmadan kısaca anlatmaya çalışayım. Birincisi hukuk devleti temel maddesine aykırı. Çünkü şunu anlamak lazım. Avukatlık bir kamu hizmetidir. yargının kurucu unsurlarından bağımsız savunmayı temsil ediyor. Adaletin oluşması için avukatların bağımsız, bölgede güçlü olmaları gerekir. Güçlü bir savunma şart. Şimdi avukatların bağımsız ve güçlü olabilmeleri için tek
ve güçlü bir baro tarafından korunmaları gerekir. Bu birinci konu. Büyük baroları bölmek güçsüzleştirmektir. Kamu hizmeti niteliğinle bağdaşmaz. Kamu hizmeti bölünemez anayasamıza göre. Burada kamu hizmetini bölüyorsunuz, güçsüzleştiriyorsunuz. Her bir baro o zaman bir siyasi parti, bir görüşün hatta maalesef belki bir dini inancın, bir meslekin, bir etnik kökenin uzantısı gibi olursa
Kamu niteliği özelliğini kaybetmiş olur ve gerektiği gibi ayrıca işlerini göremez, avukatları koruyamaz. Bu birinci konu. Hem kamu hizmetinin bölünmezliği, devletin bütünlüğü ve hukuk devleti ilkelerine aykırı. Yargı bağımsızlığı madde 9 ve 138'e aykırı. Neden? Çok basit anlatmaya çalışayım. Yargı bağımsız ve tarafsız olmalı. Kimse yargıya telkinde bulunamaz, tavsiyede bulunamaz vs. Bu anayasamızda yazıyor. Şimdi çok basit anlatayım. Mesela bir avukat bir yargıcıya gitse ve dese ki ben siyaset iktidara yakınım, bu dosyada buna göre karar verin derse bu anayasamıza aykırı olur değil mi? Evet. Oysa şimdi bu yasayla, bu yasak davranışı esasen kurumsallaştırıyorsunuz. Çünkü iktidara yakın bir baro diyelim kurulursa, bu baro belli olacak, avukatları belli olacak, dilekçede belli olacak ve bu yargıçlar üzerine haksız ve kalıcı bir baskı oluşturacak. Bu yönden de yargı bağımsızlığı bir yara dağılacak ve bu çok önemli.
en kritik mesele. Anayasal madde 9 ve 138'e kanaatımca açıkça aykırı. Bunun sonucu da, başka ülkelerde de örnekleri paylaşıldı, zamanla kontrollü barolar oluşabilir. Çünkü şunu görüyorum, avukatlar biz mesleklerine çok bağlı, hukuk devletine çok bağlı ve bölünmeyeceğiz, inşallah hiç bölünmeyeceğiz. Ancak zamanla eleştirel barolar üzerine oluşabilecek baskıları da hafife almamak gerek.
zamanla hukuk devleti, insan hakları için mücadele eden barolara ve o barolara üye avukatlar zamanla baskılar gelirse, bu da birçok önemli toplumsal dava ve meselede büyük bir boşluk yaratır. Şunu görmek lazım. hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını koruma görevi vermiştir kanun. Ve bugün de bunu görüyorsunuz. Büyük barolar birçok önemli toplumsal davada taraf oluyor. Kadın hakları, çocuk hakları, çevre hakları, büyük iş cinayetleri vs. vs. Bu tür önemli toplumsal davalarda partiler üstü bir sesin kalabilmesi için büyük barolar çok önemli. Bu yüzden de bunların bölünmesi bu kadar tehlikeli.
O zaman anayasa mahkemesi bir artık sol umut gibi. Yani en azından anayasa mahkemesi iptal ederse diyorsanız bu durur. Ama etmezse toplu baro sistemiyle karşılaşacağız. Etmezse fiiliyatta avukatların, avukatlar çok büyük bir görev düşecek. Bizim topluma örnek olmamız gerekecek. Bakın son yıllarda kanı altıncı yasanın belki de en önemli sakıncalarından biri son yıllarda kutuplaştırma politikaları ülkemize büyük zarar verdi.
Daha fazla birlik, beraberliğe, diyaloga ihtiyacımız var. Aynı fikirde olmak zorunda değiliz ama aynı baroda konuşabilmeliyiz en azından. Bu yüzden de kanaatimce geri dönülmez bir zarar verir iptal edilmezse, yürütme durdurulmasa. Ama edilmezse, ki ben edileceğine inanıyorum, ancak edilmezse biz avukatlar dediğim gibi büyük bir görev düşecek. Topluma örnek olmalıyız, bölünmemeliyiz.
Yani diyorsunuz ki 3-5 avukat belki kendince bir baro açacak, burada avukatlara düşen, bu baroya gidip kaydolmamak bir heves için işte. Aynen kesinlikle. O barolar azınlıkta kalır ve işlevsiz olurlar. Tabii mesela diyelim ki bir tane 2000 avukatlı küçük bir baro kurulursa ama avukatların %95'i diyelim İstanbul'da bir barodaysa o baro yine çok önemli ve güçlü kalabilir. Şu an örneğin kamuda çalışan avukatlara anladığım kadarıyla baya bir baskı varmış ayrılmaları yeni bir baroda üye olmaları için.
Bunlar da çok yanlış davranışlar. Bence avukatlar biz bakın mesleğimize çok bağlıyız. Hukuk devletine çok bağlıyız ve kanaatimce bölünmeyeceğiz. Bu da bize düşen bir görev hem de kanaatimce topluma da bir rol model gibi burada sağlam durmalıyız. Yani bölünmemeliyiz, farklı düşünüyorsak bile aynı baroda bunu konuşabilmeliyiz. Aynı baroda diyalogla çözmeliyiz.
Kısa bir ara sonrasında devam edeceğiz. Bu düzenlemenin daha dumanı üstünde tutuyor. Şimdi yeni bir düzenleme gündemde, yeni bir adım gündemde. Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çıkması adımı. Aslında bu yılın Şubat ayı sonunda bu konu haberlere yansımıştı. Herhalde Covid-19 süreciyle rafa kaldırılan iç siyaset konuları teker teker raftan inmeye başladı. İstanbul Sözleşmesi'nde fitili Numan Kurtulmuş ateşledi.
Ben İstanbul Sözleşmesi'ni defaletle okumuş, İngilizcesini okumuş, üzerinde çalışmış birisi olarak söylüyorum. Yani İstanbul Sözleşmesi'nin imzalanması gerçekten yanlıştı. Bu metnin içerisinde iki tane önemli husus var, dikkat çekmemiz gereken ve bizimle asla uyuşmayan. Bunlardan birisi toplumsal cinsiyet meselesi, bir de cinsel yönelim tercihi.
Şimdi bunlar ve başka şeyler de var ama bu iki meselenin demin konuştuğumuz çerçevede tam da bu LBGT vs. gibi unsurların, marjinal unsurların ekmeğine yağ sürecek kavramlar olduğu ya da onların arkasına sığınılarak faaliyet yapabilecekleri alanlar olduğu görülüyor. Ayrıca daha 2018 yılında da Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu'nun bir alt komisyonu olarak burada İstanbul Sözleşmesi'yle ilgili uygulamaların kontrol ve takip edilmesi konusunda hükümetlerin devreye girmesiyle ilgili bir alt komisyon oluşturuldu. Yine sözleşmenin içerisinde yer alan sözde namus, ahlak ve gelenek gibi örf, adet gibi konularla mücadele etmek hükümetlerin vazifesidir gibi bir kavram geçiyor.
Bunlar asla kabul edilebilir hususlar değildir. Temmuz ayının başında başlayan bu tartışma diğer konularla birlikte tartışılmaya devam ediliyorken, 15 Temmuz tarihinde Yeni Aket gazetesi, Erdoğan beklenen müjdeyi verdiği İstanbul Sözleşmesi iptal ediliyor başlıklı bir haber yaptı. Haberin başlığı bu ama haberin içerisinde bu kadar kesin bir bilgi yok. Yani haberden kesin bir karar alınmadığı anlamı çıkabiliyor. Haberden AKP Merkez Karar Kurulu'nda sözleşmeyle ilgili bir toplantı yapıldığını,
Toplantıda AKP Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş'un İstanbul Sözleşmesi'yle ilgili ayrıntılı bir sunum yaptığını, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun da uluslararası anlaşmalardan çıkma meselesi üzerine bir briefing verdiğini öğreniyoruz. Habere göre aralarında Aile Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk'la AKP Grup Başkan Vekili Mehmet Muş'un da bulunduğu bazı isimler sözleşmeden çıkmanın doğru olmayacağını savundu toplantıda. MHK üyelerinin bazıları da orta yol önerdiler, sözleşmeden çıkmak yerine niyet beyanı ile hangi maddelerin uygulanmayacağının belirlenmesini istediler. Yeni Akit'in haberine göre Cumhurbaşkanı Erdoğan toplantıda sözleşmeden kimi ülkelerin çekildiğini hatırlattı. Bulgaristan, Hırvatistan, Macaristan örneklerini verdi. Biz de sözleşmeden çekilelim dedi. Ancak AKP'li kadınlardan sözleşmeden çekilme kararına tepki var. Partinin etkili kadınlarından Ayşe Böhürler, konuyla ilgili tweet atan isimlerden. Böhürler, kadınlarla ilgili konularda yapılacak en ufak bir geri adım domino taşı etkisi oluşturur, İstanbul Sözleşmesi ile ilgili acaba kaç kadın üye fikrini bildirdi, gördüğüm kadarıyla en çok konuşan erkekler, diye bir tweet attı.
Tartışmaya tweetleriyle katkıda bulunan bir başka isim. AKP İstanbul Milletvekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı Canan Kalsın. Kalsın bir dizi tweet atarak şunları söyledi. Bu kadar suç ve suçlunun olduğu bir yerde her şeyin suçlusu bir sözleşmeymiş gibi algılamak ve algılatmak hangi oyunun algının ürünü?
İstanbul'da 50'ye yakın muhafazakar kadın derneği ile toplantı yaptık. Gündeme dair sorulara cevap verdik. Gördük ki meramımız ve çıkış noktamız aynı. Şiddet uygulayana karşı şiddet uygulananı koruma ve kollamayı amaç edinen sözleşme üzerinde konuştuk. İki yıldır kapı kapı gezen, adam adama markaj yapan, gündemde olmayan bir konuyu gündemin asli unsuruymuş gibi gösterenlerin dışında toplumun gündeminde olmadığını da gördük. Bu sözleşme Türkiye'de hazırlandı ve İstanbul Sözleşmesi adını aldı.
İlgili koruma kanunları çıkarıldı. Aile içinde yaşanan eşler arası şiddet, yaşlıya ve çocuğa karşı işlenen şiddeti de kapsayacak şekilde düzenlendi. 81 artı 1 madde olarak düzenlenen bu sözleşme 2009'da kabul edildi ve 2011 yılında yürürlüğe girdi. 2009 kabul, 2011 yürürlüğe giriş ve yıl 2020, 9 yılda ne değişti? 9 yıl sonra niye günah keçisi haline geldi? Cumhurbaşkanımızın ailesine, yakınlarına saldırı kiti haline niye dönüştürüldü?
Bir diğer önemli açıklama da AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin'den. Zengin, Habertürk'te Kübra para verdiği röportajda İstanbul Sözleşmesi'yle ilgili konuştu. Şöyle düşünüyorum, hiçbir konu Türkiye'de İstanbul Sözleşmesi kadar hem parçalanmaya hem de tarafkir bir tartışmaya sahne olmadı diye düşünüyorum. İstanbul Sözleşmesi'nin lehine en ufak bir şey söylediğinizde, ben söylersem bunu, benim gibi insanlar, hele kadınlar söylerse yeteri kadar dindar olmamakla itham ediliyoruz. Beraberinde işte o kadar ağır şeyler duyuyorum ki Lut kavmiyle yanyana durmaktan tutun da size bu konuda büyük haksızlık ediliyor. Tutun da efendim eşcinsel evlilikleri savunmaya varıncaya kadar çok ağır ithamlarla karşılaşıyoruz.
Peki bir taraftan bu sözleşmenin diğer başka bir grup, öyle diyelim bir grup kadın da bu konuya dair söylenen en ufak eleştiriyi de kadın özgürlüklerine böyle yaklaşmak, onu kısıtlamaya dair en ufak bir şey gibi bir adım gibi algılıyor. Yani çok sıkışmış, farklı fikirleri olan insanlar çok sıkışmış bir alanda kalıyorsunuz ve artık İstanbul Sözleşmesi ile ilgili sağlıklı bir konuşma yapılamayacak bir zemine geldiğimizi düşünüyorum. Ve şuna üzülüyorum yani bu konu aslında bir uluslararası bir sözleşme. Bizim yapmamız gereken şey bu konuyu bir enine boyuna tartışmamız lazım. Demek ki toplumumuzda bu sözleşmeden rahatsız bir grup insan var.
Ama onların rahatsız olduğunu söylediği şeyler de bu sözleşmede yazmıyor çok büyük çoğunda. Örneğin Nafaka ile ilgili şikayetleri var. Bu sözleşmede yazmıyor. Her yerde okuyorum eşcinsel evliliklerin onaylandığını yazıyor bu sözleşmede. Yani inanır mısınız belki 20 defa okudum. Acaba bir yerde mi ben mi kaçırıyorum, ben mi görmüyorum? Hayır yazmıyor.
Terminoloji ile ilgili itirazlar olabilir. Bunu anlıyorum. Yani bazı kavramlar, bazı ifadeler, terimlerin yan yana gelişi... Sadece tek bir kelimeye takılıyorlar benim gördüğüm cinsel yönelim ifadesi. O da tek bir maddede geçiyor. Orada da mağdurların, her türlü mağdurun şiddetten korunması. Kadınlar bastırıyor ama erkekler direniyor. Yeni akit yazarı Abdurrahman Dilipak sözleşmeyle ilgili, İstanbul fethi için zulüm 1453'te başladı diyenlerin rövanşıdır. Bu utanca son verilene kadar bu konu sabit gündem, diyor. Sözleşmeden çıkmak yetmez, sözleşme doğrultusunda yapılmış olan tüm yasalar iptal edilmeli diye de ekliyor. Doğru Haber yazarı Şerif Durmaz, İstanbul Sözleşmesi'yle ilgili şunları yazmış.
Ne yazık ki sözleşme kadına karşı şiddeti önleyemediği ve aile içindeki sıkıntıları azaltamadığı gibi eşler arasında da bağın zayıflamasına hatta kopmasına sebebiyet verdi. Aile kurumuna hedef alan, aile ilişkilerine zarar veren, eşleri birbirine düşman eden, namus mevhumuna savaş açan ve dahi ahlaksızlıkları normalleştirmeyi hedefleyen birçok maddeyi içeren İstanbul Sözleşmesi ile Müslüman toplum değerlerinden uzaklaştırılmak istenmektedir. İstanbul Sözleşmesi zamanında AKP'li vekillerin oylarıyla kabul edilmişti. Eski vekillerden Mehmet Metiner o konuyla ilgili, o dönem neye onay verdiğimizi bilmeden el kaldırdık, çok pişmanım dedi. Peki ne değişti? Değişen Türkiye ve Türkiye'nin dünyada kendini konumlandırdığı yer oldu. 2011'de imzaya açılan sözleşme 2014'te yürürlüğe girmişti. O dönemde AKP iktidarı Avrupa Birliği kartını oynamaya devam ediyor, sistemle barışık bir politika izliyor, Türkiye'yi Batı'nın bir parçası olarak tarif ediyordu. Şimdi ise iktidarın politikası tam aksi yönde. Daha izole ve tek adam yönetiminde bir Türkiye projeksiyonu var. Ülke siyaseti burnunu aşırı sağa, daha radikal İslamcı bir noktaya çevirmiş durumda.
Bu birkaç yıl içerisinde Avrupa da öte yandan değişti tabii. Macaristan, Polonya gibi ülkelerde popülist sağ liderler iktidara geldi. Bu liderler geleneksel Hristiyan aile değerlerini savunurken LGBTİ hareketlerine savaş açtılar. Bu ülkelerin bu anlaşmadan çekilmesinde etkili olan bir husus da anlaşmanın cinsel yönelim ifadesini barındırarak kadınlarla beraber başka bir dezavantajlı grup olan LGBTİ'lerin de hakkını korumaktı.
Türkiye'de karardan çekilmek isteyenler de bu söylemi kullanıyor. Peki bu kadar kavga çıkartan ve mesele haline gelen İstanbul Sözleşmesi'nde ne var? Sizinle şimdi sözleşmeden bazı maddeleri paylaşacağım. Sözleşmede bahsedilen her türlü şiddeti önlemeye yönelik yasal düzenlemeleri ve tedbirleri sağlayıp mağdurların ihtiyaçlarını karşılayacak kültür, töre, din, gelenek veya sözde namus gibi kavramların şiddete gerekçi olarak kullanılmasının önüne geçecektir. Şiddet çeşitlerinin ve şiddetin çocuklar üzerindeki etkisi hakkında halkın farkındalığını arttırıcı kampanya ve programları çeşitli kuruluşlarla iş birliğiyle yaygınlaştırıp uygulayacaktır. Tüm eğitim seviyelerinde kadın ve erkek eşitliği, klişelerden arındırılmış cinsiyet rolleri, saygı ve şiddete başvurmadan tartışma, kadınlara yönelik şiddet ve kişilik bütünlüğüne saygı gibi konularda öğrenme kapasitesine göre müfredat sağlayacaktır.
Ailece şiddet uygulayanlar için, şiddete başvurmamayı öğreten eğitim programları oluşturulmasına veya desteklenmesine yönelik yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır. Özellikle cinsel suç işleyenlerin suçu tekrar etmemeleri için eğitim programları sunacak ve destekleyecek yasal düzenleme yapılacaktır. Özel sektörü, bilişim sektörü ve medyayı kadına şiddeti önlemek ve kadın onuruna saygıyı artırmak için politikaların oluşturulup uygulanmasına ve kendi kendine düzenleyici standartların belirlenmesini teşvik edecektir. Bölüm konuğumuz Avukat Ece Güner'in de İstanbul Sözleşmesi hakkındaki düşüncelerini sordum. İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılması adımını, olası böyle bir adımı nasıl değerlendiriyorsunuz? Kanaatimce çok endişe verici, hatta şaşkınlık verici bir durum. Çünkü ülkemizde her gün, neredeyse istisnasız her gün bir kadın öldürülüyor.
Bazı günler birden fazla kadın öldürülüyor. On binlerce kadınımız şiddete maruz kalıyor. Böyle bir ortamda yani bu ülkemizin büyük bir kanayan yarası iken İstanbul Sözleşmesi'nin yani Kadınlar Yönelik Şiddeti Önleme Sözleşmesi'ni tartışmaya açmak Kanı atınca şaşkınlık verici. Başka bir durum, başka kelime bulamıyorum. Zaten kadınlarımızı yeterince koruyamıyoruz. Biz bir de bu temel sözleşmeden çıkarak yargıya, emniyet güçlerinde son derece yanlış yönde bir mesaj verilmiş olur.
Ayrıca İstanbul Sözleşmesi'nin sembolik değeri de kanaatımca çok önemli kadınlar için. Bu yüzden geri çekilmek kadın hakları açısından da çok tehlikeli bir mesaj olur. Kabul edilemez ve kanaatımca biz kadınlar kazanılmış haklarımızdan geriye gidişi kabul edemeyiz. Kabul de etmemeliyiz. Bakın İstanbul Sözleşmesi'nin daha 8 yıl önce, 2012'de meclisten oy birliğiyle geçti.
Yani toplumun yüzde yüzünü temsil eden siyasi partiler destekledi bu İstanbul Sözleşmesi'ni daha 8 yıl önce. Şimdi neden tartışmaya açılıyor? Çok büyük bir algı yönetimi yapılıyor İstanbul Sözleşmesi'yle ilgili. Tehlikeli buluyorum. Hep böyle soyut konuşuluyor. Yok aileye karşı, yok şöyle filan. Hiç öyle bir şey yok sözleşmede. Ben onu basit ve sade bir şekilde anlatmaya çalışıyorum. Çünkü algıya karşı en önemli cevap bilgidir. Herkes bilgilenmeli bu konuda. İstanbul Sözleşmesi'ne uç, yanlış hiçbir şey yok.
son derece çağdar, medeni, kadını şiddetten koruyan bir sözleşme ve bundan çıkmak, Türkiye'nin çıkması korkunç bir mesaj olur. Korkunç, yanlış yönde bir gidiş olur. Kadınlarımızın bunu kabul edeceğini de kesinlikle düşünmüyorum bu şekilde. Peki. Canım çok teşekkür ederim, çok sağ olun. Rica ederim, çok teşekkür ederim Nemşin Hanım.
Sözleşmeye karşı çıkanlar, bunlar feminist ifadeler. Kadınlar bu sözleşme yüzünden evinden kopuyor, aileler yıkılıyor diyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, halka soralım halk istemiyorsa çıkalım tavrını da ortaya koydu. Şimdi tabii buradaki kocaman soru işareti, halk kim? Hangimiz halk sayılıyoruz? Sözleşmeye sahip çıkan AKP'li kadınların sözleri hiç dikkate alınmayacak mı? Çoklu barotas arası yasalaşmasın diye avukatlar yürüdü, televizyon ekranlarında kavgalar çıktı.
İktidar avukatları dinlemedi, bakalım sözleşmeyle ilgili kadınları dinleyecek mi? Ayasofya, Çoklubaro, İstanbul Sözleşmesi, sosyal medya düzenlemeleri derken, insan gerçekten Ruşen Çakır'ın medyası kopta yaptığı ironiyi düşünmeden edemiyor. Sırada hilafet mi var? Tren Topi'yi Pod B medyayla hazırlıyoruz. Yeni bir bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.