Podcast

S3E4: Çözemiyorum Zamanı

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Özgemiz büroda zaman parçalıyor.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.188 kelime · ~11 dk okuma

Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?

Alo, Kayıp Eşya Bürosu, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour. Kayıp Eşya Bürosu'na tekrar tekrar tekrar hoş geldiniz. Hoş geldiniz.

Bir dakikanızı rica edeceğim. Şu elimdekini bir girişe asayım. Yeni çerçevelettim. Hemen geliyorum. Allah aşkına oturun, hemen geliyorum. Şurada hemen kahve var, koyabilirsiniz kendinize.

Transkriptin tamamını oku

Oh, ay dur bir saniye. Ne zamandır duvarlara bir şey asmak istiyordum zaten. Canlarım, dostlarım, bürosunun bir taneleri, benim sesimin tonundan, karalamanın gidişatından iyi miyim değil miyim anlamaya çalışanlar, benim için endişelenenler, nasılsın Özgem diye soranlar, ya sizin sarıp sarmalayan şefkatinize, negatif duygu fobinize, az biraz da rayalite show gıybeti düşkünlüğünüze sağlık ne diyebilirim, iyi ki varsınız. Artık gördüğünüz gibi duvara da çerçeveletip astım mottomuzu. Bir elimle bıçağı takarım. Diğeriyle yaramı sararım. Altına küçük bir not bıraktım. Geometre şart değil. Bu hafta sizler için nasıl bir menü hazırlasam diye düşünürken inanın zaman nasıl geçti anlamadım. Zamana dair ne anladım peki diyecek olursanız hemen bunun üzerine sizlere tatmin edecek bir cevabım daha yok valla.

Yani zamanın anlaşılmak istediğini de düşünmüyorum. Anlaşılmak istese göreceli olmazdı her şeyden önce. Ya da görelili olmazdı artık. O konuda bile bir anlaşmazlık var düşünün yani. Zamanın göremeliliği... Zamanın gümülcineliliği diyelim olsun bitsin artık.

Zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım gibi, nereden geldiği, nereye gittiği, nasıl yönetildiği, ya saat uygulaması, biri diyor lineer akıyor, biri diyor spiral akıyor, akmasa da damlıyor, yemin ederim delirirsin ya. Yemin ederim delirirsin, dilin dışarıda dolaşırsın, gider bir yerlere bir atom bombası bırakırsın o kafayla. Anlamak istiyorum. Hani diyorum ki görsel hafızam geri kalan hafızalarımdan daha kuvvetli olduğu için belki bir robot resmini yaparsam anlarım. Atalarımızdan bu yana söylene gelen sözlerden hareket ederek bir şeyler çizmeye çalıştım zamanla ilgili. İşte vakit nakittir diyen var, onu biliyorsunuz. Zaman her şeyin ilacı diyen var. Zaman sessiz bir testere diyen bile var biliyor musunuz? Ve hepsini bir potada eriterek çizdiğimde ortaya çıkan şey, itiraf etmem gerekirse, şu restore edilmiş hali, Firdevs Yörüoğlu'nun felç haline benzeyen İsa resmi vardı ya, ex homo adı, ona benzedi biliyor musunuz? Tövbe estağfurullah. Bir Umut, zamanla ilgili atasözleri aratırken önüme çıkan linklerden birine daha tıkladım. Orada şöyle bir şey gördüm.

Zamanda ne olduğu ortaya çıkan insanlar var, bir de zamanın bile değiştiremediği güzel insanlar var. Bu ne çederim bir sözdür. Mynet.net. Where amazing happens. Zamanla ne olduğu ortaya çıkan insanlar var, bir de zamanı bile değiştiremediği güzel insan. Atasözü mü bu? Hanginizin atası bu be? Hangimizin böyle bir atası var? Var mı böyle aramızda atası olan çocuklar? Kuşadası sahilde, duvarlarına inek şaban, maho ağ ve ince belli çay bardağı çizimli ahşap pona asılmış, küçük samimi kafesinden, yakın gözlükleriyle Facebook'a giren bu üçüncü dalga bu ata hanginizin ya?

Kimin var böyle bazı? Kimin atası bu? Bu benim atam, birazcık atarlı. Dükkanın önü açık tavlalı çay. Söylerdi ya fondan niçem. Zamanın bile değiştiremediği güzel insanlar, dal yaranın önde gidenidirler. Onu hatırlatmış olalım zaten bir kere daha.

Ya sen, sen zaman seni değiştirecek diye götün başın ayrı oynuyorsa senin, senin uykuların kaçıyorsa bil ki sen, evet sen, sen güzel kardeşim, sen tüm doğanın işleyişine kafa tutmayı direniş zanneden bir denyosun. Ya taş olsan yontulursun, deniz olsan çekilirsin, ağaç olsan dökülürsün, sen kimsin ya? Sen kimsin de aynı kalabiliyorsun? Sen kimsin? Sana bir tavsiyem, yazık o git geçmişine sahip çık önce. İnşallah Allah seni bugününle terbiye etmesin. İnşallah Allah seni o geride bıraktığın inner child'ınla terbiye etmesin. Sen çok alçak bir adam kadın non-binary'sin, çok alçak. İnsanlara belden aşağı vuracak kadar. Senin akıl hocalarını da biliyorum. Senin akıl hocaların kendi egolarının çektiği pornolara baksın.

Hepsini çıkarırım. Oğlum ayağınızı denk alacaksınız. Herkes ayağını denk alacak. Öyle kolay değil. Bu memlekette değişmeyeceğim. Beni hükümet seni hükü... Kim koruyor? Hangi hükümet o? Hangi hükümet seni koruyor? Kim? Herkesten hesabını sorarım. Kimse bana bu konuda konuşamaz. Dört dörtlük yaşayan, bu memlekette çalışıp köpek gibi çalışıp kraliçeler gibi yaşamaya çalışan, benliğini, öz benliğini en iyi şekilde ortaya çıkarmaya çalışan, aslan gibi öz eleştirisini veren terapisini alan,

Ne yaptınız ulan siz? Ne yaptınız? Nerede ne yaptın? Pis. Yediği kabı manipüle eden şerefsiz adam. Onu bile bir adamlık sayıyorsun. O bile bir adamlık değil be. Git birinden yardım iste be. Yediğim kabı manipüle etmem be. Ne olursa olsun. Git ulan kendini kas. Ararım birini. Öyle bir kadınım biliyor musun? Yapıcı eleştirildiysem o insanlar ne olursa olsun beni ilgilendirmez arkadaş. Görmedim bilmiyorum derim be.

Oh, aşırı rahatlamadık mı? Benim seda sayan stoklarım tükeniyor bu arada bürosunun güleri. Bacımızın gözden kaçırdığım tiratlarını lütfen rica ediyorum danışmadaki Instagram DM kutuma bırakınız. Bunun bir de ölçmesi var. Bir haftayı yedi gün diye kitlemişsiniz bizden habersiz kendi aranızda, onu hadi sorgulayamıyoruz. Ama Tanrı tüm alemleri altı günde yarattı. Ve yedinci gün dinlendi diye. Fani kullarımızın da bizim yani biz olarak, fani kullarının biz.

6 gün çalışıp 7. gün dinlenmesi sizce kulağa hakkaniyetli geliyor mu ya? Sayın yetkililer. Artık kimse onlar. Gücü her şeye yeten bir Tanrı'nın çalışma temposuna ayak uydurmamız gerçekçi olmayan bir verim algısı gibi duyuluyor açıkçası bu taraftan. Tanrı alemleri yaratmak için sabah 6.15'te kalkıp buz gibi servisine binerek Samandarı'daki alem yaratma tesisine gitmedi diye. Böyle bir ayet yok çünkü. Evine dönerken trafiğe takılmadı. Kulaklığının şarjı bitmedi Tanrı'nın. Ama burada şimdi

Şimdi yani Tarniya'da teessüflerimi de sunmak istiyorum. Bakın yeri gelince ben Yaradan'a da eleştirisini sunan bir kulumdur. Yarattığının huyunu biliyorsun. Bunlar birbirini sikecek belli. Her anlamda sikecek, çoğalmak amacıyla başlayacak. Konu orrrrdan milyonlar geçsin, yıllar şeyler. Konu üremeden çıkacak, o psikolojik bir savaşa dönecek. Mobbing muharebesinde nicelerinin savunma mekanizması telef olacak. Multinetlerin şavkı vuracak akıp giden Amerikanoların acı kahverengisi üzerine. Her yer kesik kravatlar, kırılmış topuklar. Ne vardı bir gün daha dinlensen?

Rabbiş biz de derdik ki her şeye gücü yatan Rabbim evrenler kurulumunu 6-3 gün içerisinde tamamladı. 7. gün evet dinlendi fakat 8. günü de kendine me time eyledi derdik. Yok. Neyse ne yapalım bize düşmez haşa sen her şeyin en iyisini bilensin. Haftanın 8. günü pazarlığı. Merhaba.

Merhaba numaranızı ve besmelenizi görebilir miyim? Bismillahirrahmanirrahim. Buyurun nasıl yardımcı olabilirim? Şimdi Sayın Başmelek bizim bir maruzatımız olacaktır günlerle ilgili. Şimdi günlerin haftayı oluşturmasıyla diye özetleyebilirim. Çok da uzatmayayım haftanın günleriyle ilgili bir maruzatımız olacak. Biz şimdi ölümlü insancıklar olarak yaradan Rabbimiz gibi olabilmek onunla yarışmasın be haşa öyle bir durum olmayacağı için biz kendi aramızda toplandık diyoruz ki acaba

Hani dört iş günü, dört tatil günü yapsak, izin var mıdır sekiz günü yapsak haftayı diyerek. Anladım anladım ama maalesef gerçekten haftayı biz yedide sabitledik. Bize bu evrenin gelişi yedi gün çünkü zaten şimdi ekstra bir gün koyarsak ben de arada kalıyorum çünkü maaşlı çalışanım ben de evren benim olsa hani dükkan sizin ama maalesef yukarıdan o şekilde talimat geldi. Net yedi gün diyorsunuz. Yedi gün. Altı gün iş bir gün.

6 gün iş, 1 gün tatil. Sadece küçük bir detay var hazır gelmişken ben size söyleyeyim siz arkadaşlarınıza iletirsiniz. Müzeler pazartesi günü. Kullanacak o tatili. Şimdi belki işinize yaramaz ama böyle bir 1000-2000 yıl sonrası için aklınızda olsun. Tatilde gider gezersiniz çoluk çombalak. Ne demiştik? Rabbiniz sizi terk etmedi, size darılmadı da. Aynen dediğimiz gibi. Peki çok teşekkürler. Yardımcı olabileceğim başka bir şey mi? Yok çok sağol.

İnşallah TCK 216 gelip seni evden almaz. Elmanı da Özgem yazır diyor, omzumuzu hayırlara vesile olsun diyerek öpüyoruz. Eskiden, yani sanırım pandemiden önce, gözünden anlıyordum ben zamanın nasıl geçtiğini. Bazı zamanlar Victoria's Secret defilesine çıkan mankenler gibi takır tukur geçiyordu, gözünü alamıyordun onlardan. Bazı zamanlar esnaf ziyaretine çıkmış Mustafa Sarıgül gibi geçiyordu. Bazı zamanlar da sabah sabah Orhan Pamuk'a rastlayan puçacı gibi geçiyordu ya, ki benim en sevdiğim zaman geçmesi odur. Hani işini yapan ve içinden çattık ama diyen zamanı çok severim.

Pandemi ve kapanmalarla beraber tüm bunların hiçbir anlamı kalmadı, dünyadaki pek çok şey gibi. Ben de ne yapayım? Aldım zamanı, bir güzel yıkadım, kuruttum, içinde lavanta kesesiyle koydum vakumlu poşetlere, süpürgeyle içindeki havayı çektirttim, böyle cuvarasını tek seferde yarısına kadar çekebilen yetişkin bir inşaat işçisi gibi. 5 saniyede çöktü bu poşetin, avurtları çöktü.

İçindeki zaman kavramı küçüldü, büzüldü, böyle kafamda iğne avucu kadar yer kaplamamaya başladı. Biraz vedalaştık gibi oldu. Ha, diyeceksiniz ki, Özgen, pandemiden önce zaman kavramı üzerine bir çalışma mı yürütüyordun? Bir kere zamanı zor bulabiliyordum, pandemiden önce. Çok zor bulunan bir şeydi zaman o zaman. Karneyle dağıtıyorlardı zamanı. Me time kıtlığı vardı. Tabii, adam başına 12 saat me time veriliyordu. Aylık ha, idareli kullanacaksın.

Gittin bir sabah sahile mesela atıyorum kafanı boşaltmaya. Hava güzel, müzik dinliyorsun. Dalgalar vurdu vurdu çekildi, martılar geçti. Bir baktın saat akşam olmuş. Geri kalan 13 dakikayla kıt kıtına getiriyordun ay sonunu. Ama bir şey söyleyeyim mi? O zamanlar elinden çıkan işin de çok ayrı bir tadı oluyordu be çocuklar. Daha kıymetliydi sanki. Onca zorunluluğun, sorumluluğun arasında. Böyle nadide bir çiçek gibi açıyordu yani o iş. Neden sonra kendine zaman ayırmak da zorunluluğa dönüşünce tadı kalmadı o eski sabah sayfalarının, yürüyüşlerinin, meditasyonların. En son ne zaman meditasyon yaptım hatırlamıyorum. Zamanın asla geçmediği bir yerdir. Meditasyon bahçesi biliyorsunuz. Önünden bile geçmez. Ne cenazeme ne cenazene. O kadar böyle kandılar birbirleriyle.

Zaman meditasyon yapınca ben kala kalıyor. Oracıkta. Sessiz. Kılını kıpırdatmadan. Gözümün içine bakıyor. Kal geliyor zamana. Anda kal geliyor. Ve maalesef yanlış anlarda kalıyor. Ele diyorum yok bu iş... Bir milim kıpırdamıyor. Anladığı dilden konuşmaya başlıyorum. Sonra bak diyorum. Bir. İki. Üç.

Dört. Beş, değil mi artık? Beş, şeş, hef, teş, nehe, dehe, deh! Deh bakalım, hadi koş zaman! Hadi oğlum, hadi! Yok, ben de eğerini siliyorum, ne yapayım, tımarlıyorum onu, sarılıyorum ona. Beni çiftesiyle meditasyonun dışına tepikleyene kadar orasıyla burasıyla oynuyorum işte zamanım. Sonra birden, tam yorulup ümidi kestiğim bir anda,

bir kelebek giriveriyor içeri. Pes dame bir kelebek. Kanatlarında sarılar turuncular iç içe geçmiş. Uçuyor, uçuyor, uçuyor. Ve ait olduğu yere konuyor. Zaman şahlanıyor, kapıları kıra kıra engellere aşa aşa gidiyor. Soru. Yazar yukarıdaki parçada okurlarını hangi konudan bahsetmektedir? A. Değişimin kaçınılmaz olduğu. B. Ventisasyon yapmanın incelikleri.

C. Seks ve zamanın hızı arasındaki pozitif korelasyon. D. Aşırı metafor kullanımının podcast dinleyicisi üzerindeki etkisi. E. Hepsi. Meditasyon çok çok çok çok önemli biliyorsunuz ki. En önemli şey meditasyon bu. Hayattaki her şeyin üstünde meditasyon geliyor. Her gün en az 5 dakika muhakkak yapmamız gerekiyor. Bazen sebze kesmek, bazen yürümek,

Yani önemli olan tüm dikkatinizi o an yaptığınız şeye vermek. Tüm dikkatimi ben yürürken yürümeye verecekmişim, tüm dikkatimi. Olabilir mi öyle bir şey ya? İnsan tüm dikkatini tek bir şeye verebilir mi? Kusura bakmayın, üzgünüm, yapamam. Biz öyle görmedik aileden. Elinde ne kadar dikkat varsa eşit pay edeceksin. O gün önünde olan her şeye kardeş pay edeceksin. Mesela yürüyüşe çıkıyorum. Dikkatimin birazı ayaklarımda.

İnşallah bağcıklar açılmaz. İnşallah soket çorap topumdan kayıp koyvermez kendini. İnşallah ayakkabının dili kaymaz ama kayacak. Muhakkak kayar. Her zaman kayar. Bir tanesi diğerinden önce kayar. Acaba sağ tek mi sol tek mi gözlerimizin önünde dağılacak gidecek bu sefer sağ diyorum. Hep önce soldakiler dağılıyor ama bu sefer sağım dağılacağına inanmak istiyorum. Çünkü güzel bir sabah bu sabah. Bu sabah lütfen sağ dağılsın sağ dağılsın kopsun gitsin çıksın terk etsin bizi sağ.

Dikkatimin birazını da şöyle ıslatıp benim ilk kedisine vereyim. Şunun güzelliğine bakın ya! Ne kadar tatlı bir şey bu ya! Siyah-beyaz maskesine bakın şunun! Gözleri yemyeşil Silvester'a benziyor. Ay bunu eve götürsem ne olur ki? Düşüncesi. Alerji nazar argümanı. Alerji hapımız var savunması. Kumu koyacak yer yok olmaması gerçeği ve kapanış bu konuya ayırdım. Dikkatimin sonuna geldik. Verimlilik kullanmakta.

Kırmızı yanıyor. Nedat, kırmızı yanmasına rağmen niye ayı gibi gaza basıyorsun? İnşallah hiç beklemediğin bir anda evlilik yıldönümü yemeğine yetişmeye çalışırken mesela akün biter. İnşallah hastal yolunda hiçbir aracın yavaşlamadığı, o toplu taşıma olarak hiçbir şeyin geçmediği, otoban kenarında araç bulamazsın da korsan taksiyi aramak zorunda kalırsın. Ve sana koltukları sigara kokan 96 model bir Hyundai coupe gelir.

İnşallah sen son dakikada aldığın hileyi kendi arabanda unutup binersin o arabaya. Ve gittiğin yemekte de yediğin tek şey eşinin kendi elleriyle hazırladığı tribi olur. Tatlı olarak da pasif agresyon, buhule ve no sex. Sorry yallah.

Aaa Harbiye'ye kadar geldim bile. Ben geçen gün sahneye çıktım burada. Evet bayağı bayağı Harbiye'de sahneye çıktık biz. Harbiye'de sahneye çıkıp 4 bin kişinin karşısında 10 dakika boyunca ben denizin açılışı yaptım. Bu çok ilginç, bunu şu an, o kadar ilginç bir andı ki. O kadar duygu dolu, gururlu, absürt, unutulmaz bir akşamdı ki. 2019'un sonunda Gülriz'in salonunda, Emre'nin kafesinde, Cem'lerin barında, kendi kendime başlayan bu stand-up heyecanı bana yeni düşünme biçimleri, özgüven, endişe, korku, umut, dostlar kazandırmakta çok hızlı hareket etti. Ensem'den tutup harbiye açık hava tiyatrosuna da bıraktı o akşam. Çok garip. İstanbul sınırları içinde kahkahalar ve alkışlarıyla seninle benzer düşünce yapılarına sahip olduğunu gösteren 4000 kişiyi bir arada görmek,

Ve bu dört bin kişinin arasında eski sevgililerden biriyle göz göze gelmek ne alaka? Gösteriden sonra güvenlik görevlisi tarafından, DM üzerinden, sen Hazreti Ali'yi Torkan'a benzetemezsin gibi aşırı komik bir üslupla üstü kapalı biraz tehdit edilmek. Ve ta sahneye ilk çıktığın akşamlardan birinde tanıştığın sevgilinle, ne zaman suçlu yurusunda bulunsak bu adama diye konuşarak el eleye yürümek. Zaman... Zaman nasıl geçiyor? Zaman işte böyle geçiyor. Sikinde kelebeğiyle koşarak,

Kayıp Eşyalı Bürosu Özgür Özel Sevgiler Ben senin derdindeyim. Sen ne edersin? Onu gecenin...

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)