Podcast

324: Trend Spor: Milli Takımda Montella Rüzgarı

Trend Topic

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Trend Spor'da bu hafta A Milli Takım’ın EURO 2024 bileti almasını ve Vakıfbank’ın AXA Sigorta Şampiyonlar Kupası’nı kazanmasını değerlendirdik. Ayrıca Fenerbahçe Beko ve Anadolu Efes’in EuroLeague performansına değindik. Keyifli dinlemeler!



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.768 kelime · ~19 dk okuma

Trendspor'dan herkese merhabalar. Milli takım üst üste üçüncü kez Avrupa Futbol Şampiyonası'na katılıyor. Bolca milli takımı konuşacağız. Aynı zamanda Vakıf Bank'ın şampiyonluğuna, Marks vs. Tappen'in Formula 1 dominasyonuna ve yeni başlayan Euroleague'de Anadolu Efes'te Fenerbahçe'nin de performanslarına değineceğiz. Gündem yoğun, başlıyoruz.

Milli takım yeni teknik direktörümüz Vincenzo Montella ile iki maçını daha kazandı ve Euro 2024'e katılmayı garantiledi. Bir maçımız daha olmasına rağmen erkenden bu bileti kapmış olduk ve ard arda 3. Avrupa Şampiyonluğu'na katılımımızı da garantilemiş olduk. Montella ile birlikte hem Hırvatistan'ı 1-0 yendik deplasmanda hem de Letonya'yı kendi sahamızda 4-0 yendik. Bu iki galibiyette Türk futbol tarihi için bir ilk oldu. Hem Letonya'yı ilk kez kendi sahamızda yenmiş olduk hem de Hırvatistan'ı Sırbistan'dan ayrıldıktan sonra kendi sahalarında oynadıkları ilk mağlubiyeti Hırvatistan'a yaşatmış olduk. Böyle ilkler vardı ve bu ilklerin sonucunda da ard arda üçüncü kez Avrupa Şampiyonası'nın kapısı aralanmış oldu. Aynı zamanda bizi Avrupa Şampiyonası'na götüren ilk yabancı hoca da Vincenzo Montella oldu. Tabii Kunus döneminde katmak lazım her ne kadar kötü anmış olsak da ikisinin birlikte bitirdiği bir yol oldu bu. Ve tabii şunu da söyleyelim Avrupa Futbol Şampiyonası'na katılan takım sayısı her geçen sefer artıyor. Onun da etkisiyle biraz daha böyle bir başarıyı kazanmış olduk. Daha önce 2020'de Şenol Güneş ile 1996, 2008 ve 2016'da Fatih Terim ile ve 2000 yılında da Mustafa Denizli ile Avrupa Futbol Şampiyonlarına katılmıştık. Bu kez de bir İtalyan ile Vincenzo Montella ile orada olacağız. Tabi bu katılımlar arasında dediğim gibi en zor olanı 1996 ilk olanı. Hem torba olarak çok kirideydik hem de katılan ülke sayısı çok değildi.

Yıllar geçtikçe daha fazla ülke katılıyor ve katılmak daha kolaylaşıyor. Montella'da bundan biraz faydalandı ama ne olursa olsun çok kısa dönemde bu kadar net galibiyetler alması, bu kadar motive bir başlangıç yapması da Montella ile ilgili söylenecek önemli şeyler. Zaten geçtiğimiz bölümlerde de Kuntz'la ilgili yaptığım eleştirilerde hep şu vardı. Kuntz'un puan ortalaması çok yüksek ama biz torbo olarak biraz aşağıya düştüğümüz için karşılaştığımız rakipler hep kolay oldu. Bizim kendi ölçeğimizden aşağıda takımlar oldu ve Kuntz'un 20 maçlık Türk Milli Takım Teknik Direktörlüğü'nde kendisinden daha güçlü takımlara karşı, yani Türk Milli Takım'dan daha güçlü takımlara karşı yapmış olduğu maç sesi sadece üçtü. 20 maçın sadece üçünde zor takımlarla oynadık.

Transkriptin tamamını oku

İşte onlardan bir tanesi mesela ilk Kırbatistan maçıydı ve bu üç maçı da kaybeden bir Türkiye vardı. Genelde 12-13 maç Türk milli takımının kendi seviyesinin altında rakiplere karşı oynadığı maçlardı ve o yüzden biraz 1.95'lik yüksek puan ortalaması vardı kumsum. Ama büyük takımlara karşı sonuç alamadığını hep söylüyorduk ve Vincenzo Montella gelir gelmez kendi seviyesinin üzerinde bir takımla hem de deplasmanda oynadı ve böyle bir galibiyet aldı. Bence en çarpıcı olan buydu.

Şimdi bitime bir hafta kala gruptan çıkmayı garantiledik dedik. Son maç Galler deplasmanında olacak ve beraberlik dahi bizi grup lideri yapıyor. Hatta iki farklı Galler mağlubiyetinde bile diğer sonuçlara göre gruplu lider olarak bitirme şansımız yine devam ediyor. Bu durumda lider bitirmenin ne anlamı var derseniz Euro 2024 kurallarında seri başı olma ihtimalimiz oluyor. Yani ilk iki torbadan bir tanesinde olma ihtimalimiz oluyor. Eğer grubu ikinci bitirirsek de ikinci veya dördüncü torbalar arasında olacağız. Bu da tabii grupta oynayacağımız ülkelerin seviyesini belirleyecek, zorluk durumunu belirleyecek. Galler deplasmanından da bir beraberlik çıkarıp grubu lider olarak bitirebileceğimizi düşünüyorum.

Kısaca maça değineyim. Uzun süredir şu eleştiri yapıyordum hem Kuntz'a hem de kulüp takımlarında bunu deneyen hocalara da böyle bir eleştirim oluyordu. Deplasman ve zor takım maçıyla kolay takım ve iç saha maçları biraz farklı ilk on birleri isteyebiliyor. Örneğin Kuntz'un Ermenistan maçında çıkardığı ilk on bir çok daha fazla böyle zor takım ilk on biriydi. Deplasman ilk on biriydi. İşte Solbek'te yine Cenk vardı. Center four'da Barış Alper vardı. Bu oyuncularla Hırvatistan deplasmanı oynamak okey olabiliyor. Kontra atak oynuyorsunuz. Barış Alper geniş alan istiyor. Beck oyuncularınız daha fazla böyle stoper özellikleri olabilir. Kalıplı olabilir. Yüksek topları karşılamada etki edebilir. Hani bu 11'lerin deplasmanda sonuç vermesi muhtemel. Ama iç sahada bu 11'ler bence zorlanıyor. Ben Montella'nın neden böyle bir 11 tercih ettiğini anlayabiliyorum. 3 gün önce Hırvatistan zaferini yaşamış bir Ülkon 1'e güvenini gösterebilmek için çok fazla değişiklik yapmazsın o oyuna.

ilk 11'den. Yani aynı oyuncularla devam etmek istersin o oyuncuları kaybetmemek için. O yüzden bunu neden yaptığını anlayabiliyorum. O zaferi biraz ödüllendirmek istedi hoca ama Letonya'ya karşı çıktığımız ilk 11 kendi sahanda kendinden daha zayıf takıma karşı çıkılacak ilk 11 bence değildi. Bu yüzden de ilk 25 dakika boyunca milli takımın pozisyonu yok neredeyse. Mesela Montella maç öncesinde şöyle bir ifade kullandı. Hem sabırlı olmalıyız dedi hem de pasın hızını arttırmalıyız dedi. Evet takım sabırlı başladı ama bu 11 ile pasın hızını arttırmak o kadar kolay değil. Mesela ben daha böyle oyun kuruculuk özelliği daha iyi olan bir Kağan'ın savunmada sonra Orkun Kökçü'nün ofansif meziyetleri Salih'ten daha iyi olan bir Orkun Kökçü'nün

ve Santerford'a Cenk Tosun gibi bir ismin falan bu maça ilk 11'de başlamasını bekliyordum. Ama Koca dediğim gibi Hırvatistan maçı kadrosunu ödüllendirmek istedi. Yine de 25'den sonra ilk yarının son 20 dakikasında bir baskı kuruldu. İlk organize ve tehlikeli atak 25. dakikada geliyor. İşte Hakan Çağlanoğlu topun üzerinden atlıyor, Ferdi içeri çeviriyor. Barış Alper ona iyi duvar oluyor yay etrafında ve

O pozisyon gole dönüştü ama offside olduğu için sayılmamıştı. Ondan sonra bir 20 dakika milli takım baskısı oldu. Orada Yunus'un bir tane karambolde çok kötü bir vuruşu var. Kaçırdığı net bir fırsat var. Bir tane Kerem'in 3-4 kişi arasında çok iyi çalımlarla bir şut açısı yakalayıp vurduğu bir şut var. Onu da kaleci kornere çelmişti. Birçok korner atıldı. Yanlış hatırlamıyorsam Abdülkerim'in direkten dönen kafa vuruşu da o dakikalar arasındaydı. Bir baskı kuruldu ama gol gelmedi. İkinci yarıya da oyuncu değişikliği olmadan başladı milli takım. Hatta bir de üstüne ferdi yerine Zeki girdi. Bence Zeki de yine pas hızını arttıramayacak bir oyuncu. Yine böyle kendi sahanda, kendinden daha zayıf bir rakiba karşı tercih etmek istemeyeceğin oyuncu gruplarından bir tanesi. Şimdi o da girdikten sonra bence ikinci yarıya da iyi başlayamadık yine ilk yarıda olduğu gibi. Ve 58'e kadar, yani Yunus'un golüyle kadar 0-0'lık bölümde baskıyı biraz kırmıştı Letonia. Çok iyi oynamıyorduk ama Yunus'un golü çok doğru zamanda geldi ve 1-0 öne geçtik.

1-0'dan sonra rakibin ben açılmasını bekliyordum ve bizim için işlerin çok daha fazla kolaylaşmasını bekliyordum. Fakat hiç düşündüğüm gibi olmadı. 58'den 83'e kadar bir 25 dakika çok ciddi baskı yedik. Orada Salih'in kalesasının içinden çıkardığı bir top var. Üst direkten dönen bir top var. Onun dışında kaleci Uğurcan'la karşı karşıya kalınan bir pozisyon var. Uğurcan üzerinden aşırtılmasına izin vermedi. İyi kurtardı o topu. Yani üç tane net pozisyonu var Letonya'nın. Maç 1-0 iken.

Orayı da bir şekilde şansımızın da yardımıyla atlattık ve 83'te Cenk Tosun'la golü bulunca o zaman Letonya kırıldı ve 4-0'a götürdük maçı. Cenk Tosun'un golü bu açıdan önemli. Yani biraz önce anlattığım Barış Alper'in kapalı savunmaları açma konusunda doğru bir center forward olmamasıyla da alakalı bir konu. Bizim 9 numaramız eksik. Hırvatistan deplasmanına Barış Alper'le çıkmak son derece iyi bir çözüm sunabiliyor. Fakat kendine denk veya kendinden zayıf rakiplere karşı bir 9 numara arayabiliyorsun. Ve Cenk Tos'un da bu sezona çok zorlu girdi. Çünkü yaz kampı döneminde Cenk Tos'un sakattı. Cenk Tos'un sakat olduğu için Beşiktaş'ta da iyi başlayamadı. Beşiktaş'ta da yedek, hala ilk 11'i alamadı.

yeni yeni hazırlanıyor. Umarım Bahar döneminde formunu katlar ve 2024 yasında da bu Avrupa şampiyonusunda formunun zirvesinde bir Cenk Tosun'la mücadele ederiz diye düşünüyorum. Cenk'te böyle bir durum olduğu gibi biz biliyorsunuz Enes Ünal da o tip bir 9 numara, klasik bir 9 numara. Enes Ünal da çok kötü bir sakatlık geçirdi. O da neyse ki Kasım ayında sahalara dönüyor önümüzdeki günlerde. Onun da umarım sezonun ikinci yarısında güçlenip yaz döneminde Avrupa Şampiyonası'nda bizimle birlikte olur. Onun dışında bir de zaten Umut Neyir vardı. Ümraniye'de çok formda ve çok gol atan bir Umut Neyir vardı. ama şu anda Fenerbahçe'nin üçüncü santır foru olarak, Jacob Batshuay'dan sonra geliyor. Çok fazla süre bulamıyor. Ben yine de bu maç kadroda olmasını beklerdim. Çünkü dediğim gibi böyle maçlarda 9 numaranın katkısı çok belirleyici oluyor. Yani Cenk girdi oyuna, bir arka direkte kafa gollerini attı. Ondan öncesinde bir göğüs pası çıkardı Hakan Çalhanoğlu'na. Net bir şut fırsatı yarattı.

Sonra İsmail'in kaptığı topta ikinci golünü attı. Hatta bir tane de vollesi direkt dibinden gitti. Az daha 20 dakikada 3 tane gol atıp hat-tree'ni yapıyordu. Bazı şeyleri 9 numaralar çok kolaylaştırabiliyor bu tip maçlarda. O yüzden Cenk'in Euro 2024'te formda bir halde maç oynuyorken turnuvaya katılması bence çok önemli. Bu arada Cenk, Kasım 2015'ten bu yana milli takımda en çok gol atan futbolcu oldu. Yani son 8 senenin milli takımdaki en skorer oyuncusu da Cenk Tosun.

Şimdi oyunculara değinmişken tabii Hırvatistan maçı performanslarını da biraz yorumlamak lazım. Ve Hırvatistan maçında İsmail'in olağanüstü bir maç çıkardığını da söylemek lazım. Ve bence daha çarpıcı olanı şu. Geçen senenin Mart ayında yani 2023'ün Mart ayında İsmail'in en kötü maçı ilk Hırvatistan maçıydı. Bursa'da oynanmıştı o maç hatırlarsınız. Ve Hırvatistan 2-0 kazanmıştı. Livakovic'in müthiş oynadığı maç. Ve İsmail'in bir top kontrol hatası sonucunda Hrvatistan gole gitmişti ve maçı koparmıştı. İsmail'in yakın dönemindeki en kötü maçı ilk Hrvatistan maçıydı. Fakat bu maçta kırılmak yerine, çökmek yerine, aksine azim gösteren, sürekli üzerine koyan, sürekli çalışan İsmail 7 ay sonra kariyerinin en iyi maçını da bir başka Hrvatistan maçı yapmayı başardı. Ve bu Hrvatistan maçı da hem Türk futbolunun yakın tarihindeki en önemli kırılma maçı oldu hem de İsmail'in de

kariyerindeki en iyi performans oldu. Bu, İsmail'in açısından çok iyi olduğu gibi bizim yakın dönemdeki Türk futbolcularına baktığımız zaman ayakta kalabilenlerin ve performans gösterebilenlerin hep benzer bir karaktere sahip olduğunu görüyoruz. Yani Kerem Aktürkoğlu da çok uzun süredir çok ağır eleştiriliyor ama o eleştirilerden yılmayıp her seferinde daha güçlü çıkmayı biliyor. Daha yüksek performansa çıkmayı biliyor.

Asist kralı oluyor. Galatasaray'da çok eleştirilmesine rağmen ilk 11 oluyor ve üzerine koyuyor. Abdülkerim aynı şekilde. Geçen senenin başında Giresun spor maçında yaptığı hatadan sonra Galatasaray futbolcusu olamaz, üç büyüklerde oynayamaz denilen oyuncu bugün milli takımda Çağlar'lardan, Merih'lerden çok daha üstün performans sergiledi ve takımı Avrupa Şampiyonası'na götüren isimlerden bir tanesi oldu.

Yakın dönemde yükselen Türk futbolcuların tamamı İsmail gibi, Kerem gibi, yaşadığı kötü durumlardan sonra yılmayan, işte Kerem'in Markao ile kavgasını falan da hatırlıyoruz. Oralarda kırılmayan ve aksine üzerine koymaya devam eden isimler olduğunu görüyoruz. Bunu Samet için de söyleyebiliriz bu arada. Samet de geçen senenin sonunda Fenerbahçe şampiyonluğu kaybetti.

Tabii bence seviyesi de biraz daha aşağıda. İsmail'e, Kerem'e göre potansiyeli diyeyim. Potansiyel olarak biraz daha aşağıda bir oyuncu. Ve takım Fenerbahçe'ye geçen sene şampiyonluğu kaybedince çok parmakla gösterilen oyuncu oldu. Biz de gösterdik tabii. Performans düşük kaldı ama biraz da sanki olduğundan fazla bütün yük onun üzerine yıkıldı gibi.

Ve aylardır oynamayan Samet'in hem Irvakistan maçında çok iyi performans çıkardığını düşünüyorum. Hem de, hakkını vereyim, ben mesela bu maç öncesi, Letonya maçı öncesi Kaan Ayhan'ın tercih edilmesi gerektiğini düşünüyordum Samet yerine, Abdülkerim'in yanında. Çünkü Kaan Ayhan daha iyi oyun kuran bir oyuncu. Fakat Samet, Letonya maçında da hem oyun kurulumunda oldukça iyi işler yaptı, hem de ikinci golün asistini çok iyi yaptı. Ama ikinci golün asisti tabii herkesin görüp söyleyeceği bir şey ama ikinci golün asisti dışında oyun kurulumunda da gayet iyi bir Samet vardı daha önceki maçların aksine. Yani daha önce Fenerbahçe'den, Adana Demir'den bildiğimiz Samet, oyun kurulumunda çok ciddi problemler yaşayabilen bir oyuncuydu.

Ama bu iki maçta özgüveni çok yüksekti. Şahsi inancı kuvvetliydi ve kendine inanarak oynayınca da çok farklı bir performans sergiledi. Oyun kurulumunda da yani en eksik olduğu yönlerden bir tanesinde de gayet iyi işler çıkardığını düşünüyorum. Tabii İsmail'in bu Hırvatistan maçı performansını biraz da istatistiksel olarak konuşmak lazım. 90 dakika boyunca tek başına Hırvatistan Milli Takımı'nın tamamından daha fazla top kazanıyor İsmail. Hırvatistan Milli Takımı 7 kez top kazanırken bütün takım. İsmail tek başına 8 kez top kazanmış. Aynı zamanda Luka Modric, Brozovic ve Mateo Kovacic Hırvatistan Milli Takımı orta sahasının toplamından daha fazla ikili mücadele kazanıyor. Bu üçlü 13 kez ikili mücadele kazanabilirken İsmail tek başına 16 ikili mücadele kazanıyor ki bu üçlüyü zaten tarif etmeye çok gerek yok yani.

Kovačević, Modrić, Brozović üçlüsünün kalitesini ve nerelerde oynadığını söylemeye, hatırlatmaya gerek yok. Onun dışında Euro 2024 elemelerinde bir maçta hem 15'ten fazla ikili mücadeleye girip hem de 10'dan fazla sahipsiz top kazanan ilk oyuncu olmuştu İsmail. 12 sahipsiz top kazanıyor ve 16 ikili mücadeleye giriyor. Müthiş bir performanstı bir kez daha hatırlatmak istedim. Bölüme burada bir ara veriyoruz. Döndüğümüzde yeniden birlikte olacağız.

Şimdi biraz da Montella'ya değinelim. Montella çok mu şey değiştirdi gibi yorumlar çok oluyor. İşte Montella ile ilgili herkesin bir takım yorumları var. Montella'nın yorumları var. Kısa kısa bu yorumlara değinmek istiyorum. Yani aslında tam olarak nasıl oldu diye sorsanız ben açıkçası nasıl cevap vereceğimi biraz düşünürüm. Çünkü ben sadece geldiğim günden beri kendi metotlarımı

aktarmaya çalıştım ve sahada ne yaptığını bilen bir takım olmasını istedim. Aslına baktığınız zaman son Kunus dönemi maçlarına çok benzer bir ilkombir tercih etti. Yani Cenk'in sol back olması çok eleştirdiğimiz bir konuydu. O da sol back yaptı. Oyuncu grubunda çok bir değişikliğe gitmedi. Fakat oyun tarzında bir takım değişiklikler yapmayı başardı gibi bunu da bu cümleyle açıklamış. Yani sahada ne yaptığını bilen bir takım oluşturmaya çalıştım. Kendi metotlarımı uyguladım demiş.

Kerem Akturkoğlu yeni hocası hakkında konuşuyor Letonya maçından sonra. Montella bize özgüven aşıladı. Bizlere iyi futbolcu olduğumuzu hatırlattı diyor. Yine Zeki Çelik Letonya maçından sonra Montella takıma bir enerji getirdi. Taktik ve psikolojik olarak çok iyi şeyler anlattı diyor. TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi de Montella'ya çok güveniyorduk. Hocamız güvenimizi boşa çıkartmadı. Sağ kenarında takımı orkestra şefi gibi yönetti diyor. Hırvatistan maçı sonrası Montella

Maçtan önce Barış'ın hızını kullanacağız. Onların iki stoperi yetişemeyecek demiştim gibi bir ifadesi vardı. O maçta da Barış Alper'i çok iyi kullandığını biliyoruz. Ve son olarak takım kaptanı Hakan Çalhanoğlu'nun açıklaması. Kuntz hocamıza da teşekkür ediyorum. Elinden geleni yapmaya çalıştı dedi. Letonya maçından sonra biliyorsunuz Kuntz dönemindeyken Hakan Çalhanoğlu'nun Kuntz'a yönelik eleştirileri gündem olmuştu. Şimdi Kuntz ayrıldıktan sonra biraz daha onun dönemine de bir atıfta bulundu ve hani

Bence şık bir konuşma. Yine de iş işlem geçmiş olsa da bir kaptanın yapması gereken konuşmalardan biri diye düşünüyorum. Şimdi Kunsu dönemi demişken, ben de o dönemi çok eleştirdim ama 7 maçta Euro 2024'de kaldık. Bu 7 maçın 5 tanesi de Kunsu dönemindeydi. O Kuns döneminde, şu iki maçlık Montella döneminden alınan 6 puan birçok açıdan daha değerli. Özellikle Hırvatistan deplasmanı 3 puanı çok değerli ama o 5 maç da fena değildi. Yani puan açısından yukarılarda kalmayı başarmıştık yine de. Ve toplam bu 7 maça bir bakmak istiyorum, bir göz atmak istiyorum. Çünkü ben çarpıcı olduğunu düşündüğüm bir tablo gördüm. Bu 7 maçlık tabloya baktığımızda... Şimdi bizim bir önceki Avrupa Şampiyonası'na da katıldık biliyorsunuz ama çok kötü geçirmiştik.

o dönemi ve o dönemki kadro birçoklarımız için, hem futbol severler olarak hem de medyada yazan, çizen bizler olarak, bir önceki Avrupa Şampiyonası kadromuz bizlere daha şaşalı geliyordu. Daha iyi geliyordu, daha güçlü geliyordu. Çünkü işte Merih Demiralı Juventus'lardaydı veya Serie A'da bir yerlerdeydi, büyük ligdeydi yani. Çağlar Premier Lig'deydi, Ozan Bundesliga Premier Lig vesaire geziyordu, daha yukarıda oynuyordu. Çok sayıda futbolcumuz çok üst düzeyde oynuyordu.

Şimdi biraz daha böyle ligimize döndük. Yani İsmail, Abdülkerim, Kerem. Bizim Türk futbol seyircisinin böyle çok beğendiği veya çok takdir ettiği isimler değil bunlar biliyorsunuz. Bundan üç yıl önce, dört yıl önce bizim lejyonerler herkesin çok daha ayılıp bayıldığı tarzda futbolculardı.

Hepimizin CVE'ye daha fazla değer verdiği dönemlerdi o. Ve o dönemden bugüne baktığımız zaman bizim Euro 2024'de kalmamızı sağlayan oyuncular arasında o dönemki lejyonerler yok. Mesela o dönemlerde Cengiz Ünder, takımın en önemli isimlerinden bir tanesiydi. Bu elemelerde Cengiz Ünder'in sadece bir golü var ve etkisi çok az. Merih Demiral'ın etkisi çok az, Çağlar Söğüncü'nün etkisi çok az. O dönemde, bir önceki katılım döneminde her maçta bunlar oynuyordu. Hakan Çağlanoğlu'nun etkisi yine çok az kaptan olmasına rağmen ve gollerini atmış olmasına rağmen son maça kadar Cenk Tosun'un da etkisi çok az. Burak Yılmaz zaten bıraktı.

Aslında yani yepyeni sayılabilecek bir kadro da var. Şimdi bu 7 maça böyle kısa kısa bakalım. İlk maçımız Ermenistan-Türkiye maçıydı ve Deplasman'da kazanmıştık. İlk gol Orkun Kökçü'den gelmişti ve ikinci golde de Enes'in çok güzel asistinde Kerem Aktürkoğlu ikinci gole atmıştı. Bu maçta tecrübelilerden Mert Günoğlu'nda iyi kurtarıcıları vardı. Onun da etki ettiğini hatırlıyoruz. Bu maçta stoperler yine eski model Ozan, Merih ve Çağlar'dı. Üçlü savunmayı tercih etmiştik ve 45'te dörtlüye dönmüştük. Kerem de 45'te girmişti ve gole atmıştı. Aslında bu daha ilk maç bir değişimin öncüsü gibiydi yani. Sonradan giren Kerem'in kilidi açması, bu üç savunmanın kötü performansı, Ozan kendi kalesini atmıştı, düşük bir performansı vardı. Ve bir değişim gözüküyordu daha bence ilk maçtan. İkinci maç Hırvatistan maçı. Az önce bahsettiğim Mart ayında oynanan ve Livakovic'in damga vurduğu bir maçtı. Müthiş kurtarışlar yapmıştı Livakovic ve bir İsmail'in top kontrol etasından da gol gelmişti. Bu maçta yine Merih çağları görüyoruz stoperde ve etkisiz bir maçtı. Üçüncü maç Letonya deplasmanı. Geçen Haziran ayında Abdülkerim oynuyor sol stoperde nihayet ve golünü atıyor. Oynar oynamaz. Cengiz'in tek golü bu maçta ama yine de çok etkili olamadığını hatırlıyorum. Ben Cengiz'in bu maçta eleştiriler de olmuştu.

Ve Umut Nayır, Santerford'a oynamıştı ama çok etkili değildi. Yine de böyle savunmada bir korner karşılarken burnunu ya da böyle elmacık kemiğini falan kırdığını hatırlıyorum. Yani özverili oynamıştı ama hücumcular da ona yardımcı olamadığı için çok etkili olamamıştı. Bu maçta sonradan giren Barış Alper çok etkili olmuştu ve onun böyle yoktan var ettiği bir orta ile arka direkte İrfan Can gole atmıştı ve 90 artı 5'teki bu golle maçı 3-2 kazanmıştık. Bu maçta ikinci golün asistini yapan Orkun da bayağı iyi oynamıştı yine.

Galler maçı 2-0 kazanılan Arda Güler'in nefis golü ve Real Madrid'in kapılarını açmıştı biraz da bu gol. Aynı maçta Barış Alper, centre-forward başlamıştı. Sonra sola çığa geçti, sonra sağa çığa geçti. En son Ferdi sakatlanmıştı, yanlış hatırlamıyorsam. Sabek bile oynamıştı son 20 dakika.

İkinci golün asisti de yine Barış Alper'den gelmişti ve oyuna sonradan girip ikinci golü atan Umut Nayir'di. Takımı da bu golle rahatlatmıştı. Biraz bu maçtaki Cenk Tosun etkisi gibiydi Umut Nayir. Ermenistan maçı 1-1 bitti yakın dönem hatırlıyoruz. Yani Abdülkerim'in o Letonya performansından vesaire sonrasında yine Kuntz'la birlikte Merih çağlara döndüğümüz, yine Cengiz'in sağa çıktı oynadığı ve etkisiz maçımız yine de yeni bir isim Bertu son dakikalarda attığı golle çok kritik bir puanı almamızı sağlamıştı. Ve Hırvatistan maçı söyledik zaten İsmail Yüksek müthiş oynuyor, Samet Beklentin çok üzerinde oynuyor, Barış Alper yine golünü atıyor, çok etkili oluyor. Ve Hırvatistan maçında da böyle bir performans, yine Abdülkerim biliyorsunuz. çok iyi oynamıştı ve Letonya maçında yine Kerem Abtürkoğlu, yine İsmail, yine Abdülkerim, Samet, Yunus ve Yusuf gibi yeni isimleri sayabiliriz. Yani bu 7 maça baktığımız zaman Merihi, Çağlar'ı, Hakan'ı, Zeki'yi, Cenk'i son maç haricinde hiç göremiyoruz yani o tecrübeli ve daha önceki dönemlerde takımın bel kemiğini oluşturan isimleri göremiyoruz ama

Barış Alper Yılmaz gibi çok yeni bir ismi üç maçta görüyoruz. Letonya Deplazmanı, Hırvatistan Deplazmanı, Galler maçı gibi maçlarda. Üç maçta hem asistlere hem golüyle çok etki etti. İsmail Yüksek, Hırvatistan Deplazmanı ile çok etki etti. Kerem Aktürkoğlu, ilk Ermenistan maçı, son Letonya maçı çok etki etti. Abdülkerim etki etti ve Arda Güler, Galler maçıyla ciddi anlamda etki etti. Yeni bir ekip geliyor. Umarım bu yeni ekip bu performansını Euro 2024'te de gösterir diyeceğim. Bu yeni ekibin gelmesiyle ilgili de bir sıkıntım var, onu da söylemek istiyorum. Normalde bütün ülkelerde Ümit Milli Takım ile A Milli Takım arasında çok daha güçlü bir bağ varken bizim Ümit Milli Takım ile A Milli Takım arasındaki bağ çok kopuk, çok zayıf.

Neredeyse iki farklı takımmış gibi. Halbuki Ümit Milli Takım'da oynayan oyuncular daha sonra A Milli Takım'ın en azından 4-5 tanesi A Milli Takım'ın önemli oyuncusu haline gelir. Bizde böyle bir şey hiç yok. Mesela Hırvatistan maçına damga vuran oyunculardan bazılarının Ümit Milli olma sayılarını söyleyeceğim. Kerem Aktürkoğlu sıfır Ümit Milli Takım maçı. İsmail Yüksek sıfır Ümit Milli Takım maçı. Samet Akaydın sıfır Ümit Milli Takım maçı. Abdülkerim Bardakçı sadece iki kez Ümit Milli'de sonra da oyun oyuna girmiş. Hiç ilk 11 başlamamış.

Onun dışında biliyorsunuz yani hadi Salih gibi işte atıyorum Orkun gibi Ferdi gibi oyuncular zaten gurbetçiydi. İşte başka ülkelerin ümit milli takımlarında oynadılar da sonradan amilli oldular. Öyle durumlar da var tabii ama Türkiye'den çıkan oyuncuların neredeyse hiç ümit milli olmaması ümit milli takım seçicilerinin yöneticilerinin de böyle kendilerine sorması gereken bir soru. Yani bu kadar önemli isimleri ilk olarak alt yaş milli takım kategorilerinin antrenörlerinin fark etmesi lazım.

Yani Galatasaray, Kerem Akturkoğlu'nu görmeseydi, Fenerbahçe, İsmail Yüksek'i görmeseydi büyük ihtimalle biz bu isimleri şu an hala tanımıyor olabilirdik. İkinci, üçüncülüklerde çürüyüp gidebilirlerdi. Bir ağır sakatlık yüzünden kaybedebilirdik bu isimleri. Bunların 6 yaş milli takım kategorileri hocaları tarafından görülememiş olması çok büyük bir problem. Burada tek ayrı bir isim var. Barış Alper Yılmaz hem 2021-2022 yılları arasında 9 kez Ümit Milli takımla maça çıktı. Oralarda parladı.

Hem de daha sonra o gelişimini sürdürdü. Keçiören'den Galatasaray'a gitti. Galatasaray da ilk sezonda pek oynayamadı. Daha sonra oynamaya başladı. Gelişimini hep sürdürdü. Sonra da A milli takımda da yine yükselişini devam ettiriyor. Bir tek Barış Alper olması gerektiği gibi Ümit milli takımdan A milli takıma doğru gelişimini devam ettiren oyuncu profilini gösteriyor. Onun dışındaki oyuncular genelde gözden kaçırılıyor. Tabii ki dedikodalara da sebep olur bu. Yani torpil mi dönüyor, niye bir sürü oyuncu hiç ümit milli olmadan A milli takımı oyuncusu oluyor gibi haklı eleştirileri de beraberinde getiriyor. Getirmesi de lazım. Birçok oyuncu gözden kayboluyordur diye düşünüyorum. Yani Kerem ve İsmail'i dediğim gibi Galatasaray-Fenerbahçe gördüğü için biraz tanıyoruz. Kim bilir Kerem ve İsmail gibi kaç oyuncuyu hiç göremeden yok oldu alt diklerde. Onu da düşünmeden edemiyor insan.

Evet şimdi biraz da diğer sporlara geçelim. Vakıfbank şampiyon olduğu 2023 Kadınlar Aksa Sigorta Şampiyonlar Kupası'nı aldı. Daha doğrusu futboldan bilenler bunu süper kupa olarak değerlendirebilir. Normal sezonu geçen sene Fenerbahçe Opet kazanmıştı.

Vakıfbank'da kupa şampiyonuydu ve bu ikisi arasında Burhan Felek ve Stel voleybol salonunda oynanan müthiş mücadeleyi 3-2 ile kazanan taraf Vakıfbank oldu. Bu kupayı da 5. kez müzesine götürmüş oldu Vakıfbank. İki takımı da kutluyorum. Onun dışında Formula 1'de de bir şampiyon var. Marks Verstappen sezonun 18. ayağında Qatar Grand Prix'inde şampiyonluğu garantiledi. Zaten iki sezondur Formula 1'e damga vuruyor Verstappen ve Red Bull'a. Arka arkaya iki şampiyonluğu almayı başardı. Verstappen bildiğiniz gibi sezonun ilk 16 yarışın 13'ünü almıştı zaten ve orada şampiyonluk yolunun büyük bir kısmını bitirmişti ve bunu 18. yarışta da nihayete erdirdi. Büyük bir dominasyonu var.

Son olarak Euroleague başladı Ekim ayıyla birlikte ve ikinci maçlar oynandı. Anadolu Efes'in çok kötü bir başlangıç yaptığını görüyoruz. Hem Barcelona'ya 91-74 kaybettiler hem de Real Madrid'e 103-80 kaybettiler. İki zorlu maçta iki mağlubiyeti var. Anadolu Efes'in

Fenerbahçe Beko ise ilk maçında Olympia Milano'yu 85-82 mağlup etti ama ikinci maçta Valencia'ya 77-74 mağlup oldu. Fenerbahçe'nin 2-1 ile Efes'in de 2-0 ile Eurolig'e başladığını da söyleyelim. Gelecek hafta yeni gündemlerle tekrar karşınızda olacağız. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Haftaya görüşmek üzere hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)