Podcast

325: Kaplan Çetesi'nin Üçgeni: Devlet, Siyaset, Mafya!

Trend Topic

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bundan 40 gün önce, 7 Eylül 2023'te Esenboğa Havalimanı girişinde yakalanan Ayhan Bora Kaplan, Türkiye'nin kadim üçgeni Siyaset, devlet ve mafya yeniden görünür oldu. Bir tarafta yıllardır kollanan bir çete lideri, diğer yanda bir içişleri bakanı, bir diğer yanda bir başsavcı. Ortaya saçılanlar yeni bir hesaplaşmanın yaşandığını ortaya koyuyor.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.315 kelime · ~17 dk okuma

Herkese merhaba, bu kaydı 17 Ekim'de alıyoruz. Türkiye, 7 Eylül'den bu yana yani yaklaşık 40 gündür önemli bir gündemle çalkalanıyor. Bu gündemi belki başından bu yana takip ediyorsunuz, belki tümüyle kaçırdınız. Kahramanımızın adı Ayhan Bora Kaplan.

Kahraman dediysem lafın gelişi. Ahenbora Kaplan 1971 doğumlu, bugün 51 yaşında. Gençlik yıllarında korsan CD'yi sattığı tezgahında el altından uyuşturu satarak girdiği gayrimeşru alemde yıllar içinde küçük çaplı bir sokak çetesi kurarak yürüyor. Ta ki 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimine dek. O tarihten sonra bu sokak çetesi ulusal ölçekli bir organize suç örgütüne dönüştü.

Fakat Mayıs 2023 seçimlerinden sonra Ayhan Bora Kaplan'ın kaderi yeniden değişecekti. İçişleri Bakanlığındaki görev değişikliği ve ardından Ankara Emniyet Müdürü'nün değişmesinden sonra çanlar Ayhan Bora Kaplan için çalmaya başlamıştı. Bora Kaplan, 7 Eylül 2023'te yurt dışına kaçmak üzere Esenboğa Havalimanı'na giderken, havalimanının girişinde polislerce durduruldu ve alışkan olmadığımız biçimde gözaltına alındı. Normal şartlarda organizasyon örgütü liderlerine dönük operasyonlarda görüntüler medyaya servis edilmez, polislerin de yüzleri gösterilmezdi.

Transkriptin tamamını oku

Fakat 7 Eylül'de Esenboğa önünde emniyet deyim yerindeyse gövde gösterisi yaptı. Dosta düşmana alenen şov yaptı. Ayhan Bora kaplan bir maşaydı. Maşayı tutanlar ise yargıda ve bürokraside çöreklenmişti. Hikayemiz de işte Ankara'ya ilişkin olacak. Ankara usulü bir fırıldaklığı konuşacağız bu bölümde. Umarım faydalanırsınız. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

Türkiye'de organize suç ile devlet arasındaki ilişki hiçbir zaman temiz olmadı. Özellikle 1970'lerden itibaren Türkiye'nin soğuk savaş ikliminde, komünizmle mücadele adı altında silahlanmasına göz yumulan çeteler yıllar yılı kollandı. Hatta terörle mücadele ediyorlar denerek, bizzat başbakan tarafından itibarlı sayıldı. Hele ki 90'lı yıllarda, işler iyice çığırından çıkmıştı. Ortalıkta ölüm listeleri dolaşıyor, birileri bu listelere dayanarak iş adamlarından haraç toplamaya başlıyordu. Derken, Susurluk kazasıyla emniyet, mafya ve siyaset üçgeni teşhir oldu. Başbakan yardımcısı Tansusillerin şu sözleri ise tarihe kazındı. Bu millet uğruna, bu ülke uğruna, devlet uğruna,

Kurşunu atan da kurşunu yiyen de her zaman bizim için saygıyla alınır. Onlar şereflidirler. Bizim bu konuda söyleyeceklerimiz bundan ibaret. 1970'lerde anti-komünist, silahlı paramiliter çeteler yalnızca solcuları öldürmüyor, aynı zamanda uyuşturucu aracılığıyla yasa dışı gelir kaynakları da yaratıyordu. Ancak devlet ve TSK nezdinde şerefli sayılan bu çetelere bulaşılmıyor, suç ekonomisi görmezden geliniyordu. Aslında...

Bu NATO ülkelerinin soğuk savaş konseptiydi. Hemen her NATO ülkesinde benzer paramiliter yapılar kurulmuş fakat Sovyetler Birliği'nin dağıldığı 1989'dan itibaren bu yapılara ihtiyaç kalmamıştı. Bu koşullar altında İtalya'da bir savcı Antonio Di Pietro 1990'larda Temiz Eller Operasyonu'nu başlattı. Benzer operasyonlar NATO ülkelerine yayıldı. Türkiye'de ise organize suç ile devlet arasındaki ilişki hiç değişmeden korundu. Böyle bir temiz elleri operasyonuyla karşılaşmadık. Yerleşik hale geldi böylece organize suç ve devlet arasındaki ilişki.

Her dönemde bu çetelere düşecek bir iş bulundu. Bir biçimiyle itibar kazandırıldı. Ama hiçbir zaman, son 8 yıldaki kadar alerjileşmemişti emniyet, mafya ve siyaset üçgeni. Artık toplumun tüm kesimlerine sopa gösterecek kadar ileri gidebiliyor ve en tehlikelisi, halk nezdinde de kahraman muamelesi görebiliyorlardı. Devlet ihtiyaç duyarsa diye varlardı. 2015'ten sonra Türkiye toplumu bir şoka sokulmuştu.

Bu şokla beraber çetelerin alenileşmesine aldırış etmemeye, hatta bunu olumlu bulmaya başlayacaktık. Artık Sedat Peker gibi organize suç dünyasının tanınan figürleri, mitingler düzenlemeye başlamıştı. Devletimizin askeri, polisi, istihbaratçıları güçlüdür ve ayaktadır. Ne zaman ki eğer bu kadrolar yorgun düşerse, vatandaşın kendini savunma hakkı doğarsa, meşru müdafaa hakkı doğduğu zaman, biraz önce size dediğim şeyi yapacağız. Adeta dünyanın şah damarları kesilmişcesine, oluk oluk hepsinin kanlarını akıtacağız kardeşlerim.

Sedat Peker, yurdun dört bir yanında mitingler düzenliyor, Erdoğan için oy istiyordu. Mitinglerde muhalif halk kesimlerini tehdit ediyor, bir korku iklimi yaratarak toplumsal muhalefeti sindiriyordu. Dediğine göre bu mitingler devletten habersiz yapılmıyordu. Birileri korku iklimi yaratmak istiyordu. Bunu bilinçli yaptığını da sadece iki yıl önce. 14 Ekim 2021'de Twitter'dan anlatacaktı Peker.

Şöyle söylüyor. Tuzun bile koktuğu bu ortamda illegal ile legal hareketin ayırdına varmanın zorlaştığı bir kara düzen oluşmuştu. İşte bu ortamda suç çeteleri devlete yanışarak dokunulmazlık kazanacağını anladı. Devlet kucağını açmış, çetelere işbirliği öneriyordu adeta. Peki, yasa dışı faaliyetlerin liderleri görevi bizzat bu faaliyetleri durdurmak olan devlete nasıl yakınlaşabilirdi? Bu konuda 1970'lerden bu yana değişmeyen yöntem ülkücülüktü.

Suç çetelerinin liderlerin hemen hepsi, Bozkurt işaretleriyle poz verir, ülke ocaklarıyla temaslanır, MHP'nin gücü sayesinde himaye edilirdi. 2015'ten sonra, MHP'nin iktidar ortağı olmasıyla birlikte bu yöntem çok daha fonksiyonel olacaktı. Artık hapisteki ülkücü mafya liderleri de bir bir dışarı çıkacak, tahliye olduktan sonra soluğu devlet bahçenin yanında alacaklardı. Bu kışlar içinde en popüleri Alaaddin Çakıcı'ydı. Alaaddin Çakıcı'nın gördüğü itibar akıl alır gibi değildi. Çakıcı'yı diğer ülkücü mafya liderleri, Kürşat Yılmaz, Sedat Şahin gibi isimler takip etti.

Ülkücüden mafya olmazdı. Çünkü eğer mafyatik işlere giren kişi ülkücüyse, o kişi vatan ve millet namına bu işleri yürütürdü. Ona da mafya denemezdi. Eğer lider ülkücüyse, çete faaliyetleri devlet namına yürürdü. Tekraren ifade ediyorum, Alaaddin Çakıcı benim dava arkadaşımdır. Bu bir, Alaaddin Çakıcı şehidimizin oğludur.

Bu iki Alaaddin Çakıcı, vatan ve millet sevdalısıdır. Bu üç Alaaddin Çakıcı, üzerine atılan suçların bedelini yaklaşık 20 yıl cezaevinde kalarak ödenmiş bir ülküdaşımızdır. Bu da dört. Kılıçdaroğlu anlar mı bilemem. Yine de söylemek durumundayım. Ülkücüden mafya, mafyadan da ülkücü olmaz, olamaz. İşte bu çetelerden biriydi Kaplan çetesi. Liderleri Ayhan Bora Kaplan'dı. 1971'de Erzurum'da doğan bu kişi, çocukluğunu Ankara'nın Tenekeli mahallesi Çinçin'de geçirmişti.

Gençlik yıllarında, korsan CD'yi sattığı seyyar tezgahında el altından uyuşturucu satarak torbacılığa başlamıştı. Babası, kız kardeşini öldürmüş ve hapse girmişti. Ailesinin geçimi de Bora Kaplan'ın sırtına yüklenmişti. Gençlik yıllarından itibaren torbacılıkla geçimini sağlamış, ilerleyen yıllarda ise aile mensupları ile birlikte küçük çaplı bir sokak çetesi kurmuştu.

Namı Ankara'nın kenar mahallelerinde bilinir de Ankara dışında bilinmezdi. Ama yine de Ankara küçük yer. İlişki anının içine siyasetçiler de girebilmişti Bora Kaplan'ın. Fakat Ayhan Bora Kaplan'ın kaderi 15 Temmuz 2016'da darbe girişimine değişecekti. O gün akşam 9 saatlerinde bir telefon aldı Ayhan Bora Kaplan. Arayan Süleyman Soylu'nun amcaoğlu Sadık Soylu'ydu. Sadık Soylu, 17-25 Aylık operasyonlarından önce şehircilik bakanı Erdoğan Bayraktar'ın danışmanlığını yapıyordu. Operasyondan sonra Bayraktar'ın yanından ayrıldı. Yani amcaoğlu Süleyman Soylu'dan daha önceden beri AKP'liydi zaten.

15 Temmuz'da ortalık karışmıştı. Bora Kaplan'a adamlarıyla birlikte TRT'ye gelmesini söylüyordu Sadık Soylu. Belli ki önceden de tanışıklardı. Uğur Dündar'dan dinleyelim. 15 Temmuz gecesi arıyorlar Ayhan Bora Kaplan'ı. Arayan Sadık Soylu telefonunu açık tut diyor.

15 Temmuz günü çekilen görüntüler iddiayı güçlendiriyor. Ayhan Bora Kaplan ve adamları o gece TRT'de Süleyman Soylu'nun hemen yanında Özel Hareket Polisleri ile poz veriyorlar. Halk TV Özel Haberler Müdürü Seyhan Avşar önemli bir habere imza atmış ve 11 Eylül 2023'te yani bir ay kadar önce bizzat Sadık Soylu'yu arayıp bu iddiayı sormuş. 15 Temmuz'da TRT'ye gittik. Ayhan'ı ben aradım. 15 Temmuz bir savaştı. Savaşa beraber girdik. Biz başbakanlıktaydık. Herkesin başbakanlığa gelmesini istedik. Beni arayan herkes geldi. Ayhan Bora Kaplan zaten biz çağırmasak da gelecekti diyor.

İşte çinçinli bir torbacı, küçük çaplı bir çete liderinin kaderi o gün değişecekti. Ayhan Bora Kaplan, Süleyman ve Sadık Soylu ile birlikte 15 Temmuz'da TRT binasına gitmiş, darbeye karşı direnişe silahıyla destek olmuştu. Kaçak CD tezgahında torba tuttuğu günlerden nerelere. O gün TRT'nin önüne giden tek çete de Kaplan Çetesi değildi üstelik. Levent Çiçek ve İsmail Altınok çeteleri de TRT'ye giden diğer illegal gruplardandı.

Elbette sadece bu gruplar TRT'yi darbecilerden kurtarmamıştı. Beraberinde asker ve polisler de vardı. Ama bu çeteler, TRT önünde bol bol fotoğraf çektirerek 15 Temmuz'un kahramanlarından olduklarını yedi cihana duyuracaklardı. Bu devlet ayaktaysa, kendileri sayesindeydi. Bu millet için kurşun atan şerefliler listesindelerdi artık onlar.

15 Temmuz'dan bir buçuk ay sonra, 1 Eylül 2016'da Süleyman Soylu İçişleri Bakanı olmuştu. Daha önce hangi bakanlık koltuğunda oturuyordu diye merak edenler olabilir, belki unutmuşsunuzdur. Bir aralar Çalışma Bakanıydı Süleyman Soylu, 15 Temmuz'dan sonra İçişleri Bakanı oldu. İşte hikayenin afili kısmı da bundan sonra başladı. Ankara usulü bir polisiyeydi bu.

İçişleri Bakanlığındaki görev değişikliğinden sonra gayrimeşru alemin jargonuyla tırmalamaya başladı Bora Kaplan. Kaplan çetesi hızla Ankara'nın lüks mekanlarına çöküyordu. Mağdurlar polise gidiyor ama Bora Kaplan'a dokunulmuyordu. Çete üyeleri giderek daha da cüret kazanıyordu. Henüz 2016 yılının Eylül ayındaydık.

Süleyman Soylu, çiçeği burnunda bir içişleri bakanıydı. Bora Kappa'nın çöktüğü mekanların birinin önünde, Şırnaklı Tatar aşireti liderlerinden Mahfuz Tatar, mekana alınmayınca olay çıkmış, silahlar patlamış ve sonucunda 33 yaşındaki 3 çocuk babası Mahfuz Tatar, olay yerinde öldürülmüştü. Konuya yabancı olan dinleyicilerimiz için not düşerim. Tatar aşireti korucu aşiretlerdendir. Urfa'da Bucak aşireti neyse, Şırnak'ta Tatar aşireti odur. Ayhan Bora Kaplan devlete ne kadar yakınsa, Tatar aşireti de o kadar yakındır. Nitekim, aşiretin liderlerinden aslan Tatar, 2023 seçimlerinde AKP'den Şırnak milletvekili de olacaktı.

Ahmeşçik, Bahadır Özgür, Hakkı Özdal, Timur Soykan ve Ertuğrul Mavioğlu'nun beraber kaleme aldığı Duvar adlı kitapta Mahfuz Tatar cinayeti şöyle anlatılıyor. Ankara'nın meşhur Tatar aşireti mensuplarından Mahfuz Tatar'ın Çankaya'da bir eğlence mekanına alınmaması üzerine çıkan kavgadan sonra öldürülmesi de Kaplan grubuyla ilgiliydi. Güvenlik kameralarının anbayan kaydettiği cinayeti işleyenlerin Muhammed Kaplan ve Semih Arslan olduğu belirlendi. Cinayetten bir gün sonra zanlılardan Semih Arslan 9. kattaki evinden düşerek öldü.

Diğer zanlı Muhammed Kaplan tutuklanırken, Arslan'ın şüpheli ölümü ilgili soruşturma kayıtlarına intihar olarak geçti. İşte 2016 Ekim'de yaşanan Mahfuz Tatar cinayeti Bora Kaplan'ın kendine güvenini arttırmıştı. Adamları, Türkiye'nin en güçlü aşiretlerinin liderlerinden birini öldürebiliyor, kendisine bir şey olmuyordu. Birkaç ay önce bir sokak çetesi olan Kaplanlar, şimdi devlet nezdinde arka çıkılan bir suç örgütüne böylece dönüşüyordu.

Şimdi burada kısa bir ara verelim. Döndüğümüzde kaplan çetesinin önünün nasıl açıldığını konuşacağız. Aradan önce kaplan çetesinin 15 Temmuz'dan sonraki halini konuşmuştuk. Şimdi artık kaplan çetesi için organize bir suç örgütüne dönüşme faslıydı. Ankara'daki tek çetede kaplanlar değildi bu arada. Zaten Soylu'yla birlikte TRT önüne giden tek çete de onlar değildi. Biraz önce de isimlerini andığımız Levent Çiçek ve İsmail Altınok da tıpkı kaplanlar gibi başkent sokaklarını tırmalıyordu. Fakat bir el onların önünü kesecekti. Çiçek ve Altınok 11 Ekim 2017'de organize suçla mücadele ekipleri tarafından yapılan operasyona tutuklandı.

Fakat bu tutuklama kaplanların işine gelecekti çünkü kaplanlar artık rakipsizdi. Çünkü Levent Çiçek ve İsmail Altınokların alınması kaplan çetesinin de önünü açmıştı. Bilerek mi yapıldı bilinmez ama kaplanlara yaramıştı bu operasyon. Elleri artık Ankara dışına da uzanıyordu. Çete, gözüne kestirdiği iş adamlarına çöküyor, mal varlıklarını zimmetine geçiriyordu. Örnek bir olay, 2018'de Antalyalı iş adamı Muhammed Sağ'ın başına gelmişti.

Mağdur Muhammed ise bir iş görüşmesi bahanesiyle Kaplan Çetesi'nin elemanları tarafından Ankara Gimad'daki ofise çağrılmıştı. Gerisini gazeteci Urdundar'dan dinleyelim. Giriyor içeriye, birdenbire tartışma başlıyor ve bu Koray Özdev silahını çekiyor, kafasına dayıyor. Çek defterlerini de getir buraya diyorlar. Çıkart, çek defterlerini. Çıkartıyor.

Şunu yaz, bunu yaz, şunu yaz, bunu yaz. 20 yaprak imzalattırıyorlar. Kendileri üstünü dolduruyor, imzayı buna attırıyorlar. Aşağı yukarı o zamanın parasıyla 1 milyon 450 bin liralık bir rakam. Şimdi bunu yapabilirsiniz.

Bu yayını dinleyen dinleyicilerimiz de kafası atar dur der ben bir iş adamını bu şekilde gasp edeyim. Ama ne olur. Hakkınızda şikayetçi olunur değil mi? Ama söz konusu kişi Ayhan Bora Kaplan olunca bu iş o kadar da kolay değil. Devamını dinleyelim.

Bir avukat buluyor, Antalya Cumhuriyet Savcılığı'na, Ankara Cumhuriyet Savcılığı'na iletilmek üzere bu şahıslar hakkında suç duyurusunda bulunuyor. Gaz, tehdit, hürriyetten alıkoyma gibi iddialarla. Bunun üzerine atlıyor, Ankara'ya geliyor. Ankara emniyetine gidecek, arabasını otoparka park ediyor.

Şimdi sıkı durun, otoparkta bunu Ayhan Bora Kaplan karşılıyor. Emniyetin otoparkında. Hemen Serdar Serçelik silahını çekiyor, karnına dayıyor. Gel bakalım diyor. Bora Ayhan Kaplan'ın arabasının bagajı açılıyor. Muhammed Sağ oraya sokulacak fakat içeride uzun namlulu silahlar var. Onlar alınıyor, arkadaki arabalara konuyor.

Bagaj kapanıyor ve bunlar 25 dakika bir yere gidiyorlar. Cürete bakar mısınız? Emniyetin otoparkından adam kaçırıyorsunuz. Valla devletin itibarını bu biçimiyle savunmak hiç aklımda gelmezdi. Ya ayıptır. İki paralık etmişler her şeyi. Bize düştü emniyetin itibarını korumak. Ey gidi ey. Muhammed Sağ'ın akıbetini merak edenlere söyleyelim. Kendisi Almanya'ya kaçmış. Devlet mi koruyacak beni demiş. Adam Türkiye'de de barınamamış. Daha neler neler. Mesela Sinan Ateş cinayeti. Tetikçiler, Ayhan Bora Kaplan'ın çiftliğinde konaklamış, orada atış talimi yaptıkları iddia edilmişti. Kaplan'ın avukatı Tarık Teoman bu iddiayı reddetti ama Sinan Ateş cinayeti ve Ayhan Bora Kaplan ilişkisi, soruşturmanın kilit konularından biri olmaya devam ediyor.

Adamın cürümlerini saymakla bitmez. Maalesef süremiz de kısıtlı. Ama zaten mesele bu kişinin cürümleri değil, bu kişinin ilişki ağı. Meselenin özünü kavrayabildik diye düşünüyorum. Şimdi, gelelim madalyonun diğer yüzüne. Ayhan Bora Kaplan'ı emniyette bir el koruyordu. Bunu anladık. İyi de, bu ülkenin bir de yargısı var değil mi? Yani emniyetin kirlenmesiyle bu iş bu kadar kolay halledilemez.

Hiç mi soruşturma açılmadı bu adam hakkında? Bunca suç işlenirken bir tane savcı mı harekete geçmez? Sorunun cevabını T24'ten Tolga Şardan veriyor ve 10 Ekim 2023'teki yazısında Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman'ı işaret ediyor. Kocaman'ın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı yaptığı 17 Ocak 2017, 24 Aralık 2020 döneminde Kaplan hakkında 8 ayrı adli soruşturma başlatıldı.

Farklı savcılarca yürütülen adli soruşturmalardan sadece birinde Kaplan hakkında dava açıldı. Açılan tek davada zaten Mart 2017'de, Kocaman'ın göreve başlamasından 2 ay sonra. Kocaman'ın başsavcılık görevini şimdiki başsavcı Ahmet Akça'ya bıraktığı güne kadar geçen sürede açılan 7 ayrı dosyada ise takipsizlik kararı verildi. Ayhan Bora Kaplan ve çetesi 15 Temmuz'un ardından 2017'den 2020'nin sonuna kadar suç makinesine dönüştüler. Bu süreçte hakkında 8 ayrı soruşturma açılıyor ve bu soruşturmaların 7'sine takipsizlik veriliyor. Dava bile açılmıyor yani.

Şimdi sıkı durun. Bugün açılan soruşturmanın delilleriyle, 2019'da ve 2020'de takipsizlik verilen soruşturmanın delilleri aynı. Yani yargı, dün delil yetersizliğinden takipsizlik verdiği bir kişiye, bugün aynı delillerle operasyon düzenliyor. O gün niye takipsizlik verildi, bugün neden operasyon düzenleniyor? Kahveci İsmail Saymaz da haklı olarak soruyor.

Kardeşim, bu soruşturmanın derhal 2020'de neden kapatıldığını, kapatılırken arkasında siyasi ya da bürokratik bir müdahale olup olmadığını açığa kavuşturmak zorundasınız. İyi ya da bir menfaat ilişkisi. Baya da bir menfaat ilişkisi. Bu grup, bu soruşturmaların kapatılması için bir belli bürokratlara, güvenlik bürokratları ya da siyasilere herhangi bir şey dağıtmış mı? Çünkü bak, siyasi konjöktür gereği o gün kapatılabiliyorsa bugün de kapatılır. O halde Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman kimdir, ona bir göz atmak gerekir. 1993'te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduktan sonra stajını tamamlıyor ve Pınarhisar Cezaevi'ne savcı olarak atanıyor Yüksel Kocaman. Yıl 1998. 2001'e kadar bu görevde kalacak. Görevde olduğu süre içinde Pınarhisar Cezaevi önemli bir konuğu da ağırlıyor. Bu konuk Pınarhisar'ın kapısı önünde hapse girmeden önce sevenlerine şöyle sesleniyor. Bilhassa iyi hukukçular!

İşte o iyi hukukçulardan biri Yüksel Kocaman. Pınarhisar cezaevinden bu yana Tayyip Erdoğan'la yakın ilişkileri olan Kocaman, 15 Temmuz'dan hemen sonraki olağanüstü koşullarda, 19 Ocak 2017'de Ankara Cumhuriyet Başsavcısı olarak atanıyor. Türkiye ise onu, 19 Eylül 2020'deki nikâh töreninden sonra daha yakından tanıyor. Belki siz de hatırlarsınız, Kocaman ve eşi, törenden sonra gelinlik ve damatlıklarını çıkarmadan Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na gitmiş, orada Erdoğan'la fotoğraf vermişti.

Tabi bu fotoğraf çok tartışılınca Erdoğan açıklama yapmak durumunda kalmıştı. Erdoğan çok çok sevdiği Yüksel Kocaman'ın düğününe gidememişti ama İçişleri Bakanı Süleyman Soylu düğündeydi. Hem de Kocaman'ın nikah şahidi olarak. Bakın, bağımsız olması gereken, cübbelerinin düğmesi olmayan bir yargı mensubundan bahsediyoruz.

İçişleri Bakanı'nki aşağıya da oluyor, töremden sonra damatlığıyla saraya gidiyor. Ve bu kişinin Ankara Cumhuriyet Başsavcısı olduğu dönemde, Ayhan Bora Kaptan hakkında 8 soruşturmanın 7'si takipsizlikle sonuçlanıyor. Şimdi o takipsizlikle sonuçlanan dosyalardan birine bugün operasyon düzenleniyor. Dolayısıyla oklar, Yüksel Kocaman'ı işaret ediyor. Emniyet, Bora Kaplan'ı korudu da, yargı da mı korudu? Gazeteci Seyhan Avşar, ikinci bir bomba haber patlatıyor ve Yüksel Kocaman'la görüşüyor. ''Ayhan Bora Kaplan'ı tanıyor musunuz?'' diye soruyor Seyhan.

Erhan Bora Kaplan'ı tanıyor musunuz diye sordum. İlk başta bu soruma geçiştirici bir yanıt verdi. Dedi ki biz Erhan Bora Kaplan'a yönelik bir operasyon yapılmıştı. Ben Ankara Cumhuriyet Başsavcısı iken iki tane savcı soruşturmayı yürütüyordu ve yanıma gelip dediler ki Erhan Bora Kaplan'la ilgili duyumdan öte bir delil yok. Takipsizlik vermek zorundayız dediler.

Ben de bu savcılara dedim ki, siz emniyete bir daha sorun. Ayhan Bora Kaplan hakkında herhangi bir delil varsa, bir telefon tepesi, bir delil, herhangi bir şey varsa ona göre bir karar verin. Hemen takipsizlik vermeyin dedim. Bunun üzerine savcılarımız emniyete yazı yazdı. Ancak emniyetten bir geri dönüşü olmayınca takipsizlik kararı verdik.

Şu bilgiyi vurgulayalım. Yüksel Kocaman'ın iddia ettiği gibi delil yetersizliği olan dosyadan alınıyor bugün Ayhan Bora Kaplan. Ankara Cumhuriyet Başsavcısısınız. Google'a baksanız bile adamın çete lideri olduğu ortaya çıkıyor, fakat emniyet yeterli delil bulamıyor, yargıda adamın dosyasına takipsizlik veriyor. Hem de bir değil, iki değil, tam yedi kere. Aradan üç yıl geçiyor, aynı delillerle bu sefer çeteyi çökertiyorsunuz.

Bu arada bir not, 17-25 Arlık'tan sonra savcılar reysel soruşturma başlatamıyorlar. Önce Cumhuriyet Başsavcısına haber vermek durumundalar. Açılan soruşturmanın davaya dönüşmesi için de başsavcının onayı gerekiyor. Yani, yanisi şu, bir soruşturmanın davaya dönüşebilmesi için o gün Ankara Cumhuriyet Başsavcısı olan Yüksel Kocaman'ın izni gerekiyor. Seyhan Avşar soruyor, bu operasyonu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ve şunu ekledim. Manı polisin davranışı, bu operasyonun duyurulma şekli bizim çok ilgimizi çekti dedim. Üç kamerayla kaydedilmiş, ters kelepçe hepsini biz görüyoruz. Tabii ki. Siz bunu nasıl karşılıyorsunuz? Bir hukukçu olarak bunu nasıl gördünüz dedim. Baştan itibaren Ayhan Bora Kaplan olayının bir operasyon olduğunu söyledi. Ve dedi ki belki hoşunuza gitmeyecek ama Ayhan Bora Kaplan'a yapılan Süleyman Soylu'ya yönelik bir operasyon dedi.

Emniyetin tarzına şaşırdığını ve emniyetin tarzını doğru bulmadığını ekledi. Hukukun herkese adil ve eşit işlemesi gerektiğini, bu tarz bir gözaltının kabul edilemez olduğunu, duygularla hareket edilmemesi gerektiğini, hukukla hareket edilmesi gerektiğini ekledi. Elde Var 1. Eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı ve yeni yargıta üyesi Yüksel Kocaman, bir çete liderine yapılan operasyonu, eski İçişleri Bakanı'na yönelik bir operasyon olarak yorumluyor. Neden? Ne ilgisi var Ayhan Bora Kaplan ile Süleyman Soylu'nun?

Herkesin bildiği sır derler ya, kocaman aslında malumu ilan ediyor. Bilinmeyen bir şey değil. Ta iki yıl önceye gidelim. İçişleri Bakanlığı Bütçesi Komisyonu'nda görüşülürken tip milletvekili Ahmet Şık'ın Süleyman Soylu'ya dediklerine kulak verir.

Ayhan Borak Atlar'la ilişkini açıkla! 15 Temmuz'da olduğun yer TRT! TRT'nin önünde mafya mensuplarıyla neden telefonla konuştuğunu açıkla! Mafya İçişleri Vakfı'nın suçlarını açıklıyor bu ülkede! Sen bursun! Ve sen bunun hesabını vereceksin!

Herkesin bildiği sırrı eski Cumhuriyet başsavrısı Yüksel Kocaman aşikar ediyordu. Ayhan Bora Kaplan'a yapılan operasyon aslında Süleyman Soylu'ya yapılıyordu. Bu haliyle Yüksel Kocaman haklı. Fakat bir şey daha oldu. Bora Kaplan gayri resmi bir emniyet sorgusuna alınmış. Bu sorguda Bora Kaplan üst düzey yargı mensuplarına rüşvet verdiğini söylemişti.

Konu kulis bilgisi düzeyinde kaldı çünkü sorgu resmi değildi. Fakat yine de emniyet kaynakları sorgulamayı doğruluyordu. Kimdi bu rüşvet alan yargı mensubu? Olağan şüpheli Yüksel Kocaman olunca Kocaman 19 Eylül'de bir basın aşaması yayınladı. Açıklamada rüşvet iddialarını yalanladı. Fakat... Çok ama çok ilginç bir haber, 13 Ekim'de Timur Soykan imzasıyla Bir Gün gazetesinde yayınlandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar, hakimler ve savcılar kuluna bir yazı yazmış, bu yazı Timur Soykan'ın da eline geçmişti. İsmail Uçar'ın HSK'ya gönderdiği yazı, yargı tarihimiz açısından da bir dönüm noktasıydı. Bizzat İstanbul Anadolu Başsavcısı, bu adliyede rüşvet var diye veryansır ediyordu. Timur Soykan'ı dinleyelim.

İstanbul Anadolu Başsavcısı İsmail Uçar söylüyor. Bakın burası çok önemli. Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı. Yani dünyanın en büyük adliyesi deriz. O adliye binasının büyüklüğüyle övünürüz. Ama o adliyenin savcısı diyor ki, Akimler Savcılar Kuruluna gönderdiği yazıda, Bu adliyede diyor erişim engeli getirilirken hakimler rüşvet alarak haberlere erişim engeli getiriyor diyor. Bu adliyede diyor akıl almaz tahiniyeler yaşanıyor diyor. Yani böyle biri 125 kilo uyuşturucuyla yakalanıyor iki kişiye. Bakın 125 kilo uyuşturucu. Arabalarında yakalanıyor. Araba kendi üstlerine, kızın üstüne kayıttı. O şüpheli bir de 3 ay sonra, 2 ay sonra tahin edilebiliyor diyor. Bunları Ademler Savcılar Kurulu'na söylüyor. Diyor ki, birileri yine İstanbul-Nadolu yakasında silahlarla bir aracın önünü kesip polis yeleği giyiyorlar, karmaskı istatıyorlar, arabadaki 1,5 milyon euroyu çalıyorlar. 6 ay sonra tahin olabiliyorlar. Bu imkansız diyor. Olmaması gerekirdi ama oluyor diyor. Bakın başka bir örnekte,

13 Ekim'de yayınlanan bu yazı gündeme bomba gibi düştü. Yazıda isteyenlerin rüşvetle yayın yasağı kararı aldırabildiklerini söylerken, Timur Soyka'nın yazısına da yayın yasağı getirilmesi durumu trajikomik hale getirdi. Yazıyı 13 Ekim tarihli Bir Gün gazetesinde bulabilir ya da Timur Soyka'nın Twitter adresinden okuyabilirsiniz. Ya da bir sonraki bölümü dinleyebilirsiniz. Uğur Mumcu'nun hayatımıza 30 yıl önce soktuğu üçlemeler 90'lı yıllara damga vurmuştu.

Tarikat, siyaset, ticaret ve ikinci üçleme, devlet, mafya, aşiret. Bu üçlemeler 12 Eylül 1980'de kurulan rejimin çürümesiyle ortaya saçılan kurtçuklardı. Bu çürüme 2002'de AKP'nin iktidara gelmesine neden olmuştu. Aynı kurtçukları yine görüyoruz.

Demek ki yine çürüyoruz. Finali, Bluesuzluk Özleminin 1998'de yayınladığı Seni Görmem Lazım şarkısıyla yapalım. 25 yıl önce yayınlanan bu şarkı, maalesef diyelim güncelliğini koruyor. Aradan çeyrek asır geçmesine rağmen. Arkesi analarıyla Top yediğiminin şehri Alisalı gençlere zulmettiler

Bir sonraki bölümün konusu Timur Soyka'nın ortaya çıkardığı yargıdaki çürümüşlük olacak. Bu konudaki gelişmeler oldukça enteresan. Tüm bunları anlattıktan sonra bu çürümüşlük hakkında daha aklı selim düşünebileceğiz. Tren Topi'yi Podimedia ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar tahammülünüzün sınırlarını aşmayın. Aklınıza mukayyet olun. Hoşçakalın.

Seni görmem lazım Seni durmam lazım Seni görmem lazım Seni sevmem lazım

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)