Podcast

33 - Bana İlham Veren Kadınlar: Cumhuriyet 100. Yıl Özel Bölümü

Psikopatika

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bir kadın olarak, Cumhuriyetin en büyük kazanımlarından birinin kadının toplumdaki rolü olduğa inanıyorum. Bu yüzden, bu bölümde Cumhuriyetin 100. yaşının bana hissettirdiklerini, bana ilham veren üç Cumhuriyet kadınından esinle anlattım.

Konular:


(00:33) Cumhuriyet Bayramı

(03:48) Kim Olmak İstiyordun O Zamanlar? Ne Olmak İstiyordun?

(04:55) Muazzez İlmiye Çığ

(07:30) Çiğdem Kağıtçıbaşı

(10:07) İonna Kuçuradi

(12:40) Hayal Kurarken Rol Modellerin Önemi

(16:00) 100 Yıl Önce Cumhuriyetin Kurduğu Bir Hayal

(17:25) Peki Senin Bir Sonraki Yüzyıl İçin Hayallerin Ne?







Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.385 kelime · ~12 dk okuma

İnsanın kendini anlaması bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. Pod.bmd ile beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz.

Merhaba. Cumhuriyetin 100. yılına yaklaşırken duygularım biraz karışık benim bugünlerde. Hem çok büyük bir minnet, mutluluk duyuyorum tabii ki. Özellikle de bir kadın olarak bana verilen bu haklar sayesinde böyle yaşayabildiğimi, ülkemdeki tüm kız kardeşlerimin bu sayede böyle yaşayabildiğini biliyorum.

Hem de bir burukluk var içimde. Çünkü ben geçmiş bayramları nasıl bir coşkuyla kutladığımızı hatırlıyorum. Hatta 75. yıl özellikle hafızamda yer etmiş. Sanırım o dönemi yaşayan herkes için böyledir bu. Ben o zamanlar tabii daha çocuktum. Ama her yerde 75. yıllarda her bir şeyler olduğunu, herkesin bunu konuştuğunu, havadaki o bayram kokusunu hatırlıyorum.

Transkriptin tamamını oku

Okullarda, şehrin her yerinde haftalar öncesinden hazırlıklar vardı. Dört bir an bayraklar doluydu. İnsanlar mutlu ve umutluydu bugüne dair. 100. yılımızda sanırım hepimizin içi biraz buruk bu sessizlikten dolayı.

Neyse, geçmiş bayramları düşündüğümde aklıma işte o mutluluk duygusuyla çok sevgili Barış abimizin, Barış Manço'nun o güzel şarkısı geliyor. İçim ısınıyor bir anda bu arada bu şarkıyı her duyduğumda ve şöyle bir sahne canlanıyor zihnimde. İlkokul sabahı, annem uyandırmış beni. Kırmızı bir etek giyiyorum işte içimde bir tören heyecanı. Okula gittiğimde elime bir bayrak tutuşturuyorlar. Hani böyle esnafı tahtadan, kağıt bayrakları oluyordu ya, o zamanlar hep elimizde. Şimdi yine çocuklar ellerinde taşıyorlar. Hepimizin elinde onlardan yine. Ve evet, tahmin edersin ki 29 Ekim'den bahsediyorum.

Sende de bir şeyler çağrıştığı olabilir diye düşünüyorum bu şarkı. Ya da içinde Barış Manço geçen bir anın vardır belki senin de. Bizim dönemin çocuklar için gerçekten çok çok özel bir yeri vardı onun. Ben de az önce baktım bu şarkı ne zaman çıkmış diye, 1985 yılıymış. Yani 1985'ten beri bayramları Barış Manço'nun Bugün Bayram şarkısıyla kutluyormuşuz.

neyse, hikayeye dönersem. elimde bayrağımla okul bahçesindeyim. bahçenin her tarafı da bayraklarla, balonlarla süslenmiş. herkes bayrama özel kıyafetlerini giyip o cumhuriyet temasında süslenip gelmiş yani. okulun bahçesinde bir güzel koşuşturuyoruz ebelemece, yerden yüksek gibi oyunlarla böyle. zaman geçiyor, sonra tören başlıyor.

Ve o güne kadar hazırladığımız koreografileri sunmaya başlıyoruz. İşte şiir okuyan da var, dans gösterisi yapan da, Işık Kutuluş Savaşı'nda bir sahneyi canlandıran da var. Ben genelde şiir okuyanlardan olurdum böyle şeylerden. Sen de kendi günlerini hatırladın mı böyle düşününce mesela? Ne kadar heyecan verici zamanlardı çocuk olarak o törenlere hazırlanmak.

Öğretmenimin söylediği şeyleri de hatırlıyorum bu arada tabi. Çok özel bir öğretmendi benim ilkokul öğretmenim. Hala hep yeri çok ayrı bende. Gerçekten bence bütün eğitim hayatında o verdiği altyapı, o ilk zamanlar aldığım eğitimin çok çok çok büyük bir etkisi var. O zamanlar bize ülkeyi daha iyi bir yer haline getirmek için hepimizin çalışması gerektiği öğretilirdi.

Peki bu nasıl olabilirdi yani nasıl bu ülkeyi dünyayı daha iyi bir yere getirebilirdik? Aslında senin de düşünmeni istediğim soru bu bugün. Ben bu soruyu düşününce de haliyle küçük Pınar'ı hatırlamadan edemiyorum. O günlerdeki geleceğe dair hayallerimi anımsıyorum yani ister istemez.

Ne olmak istiyordum o zamanlar? Kim olmak istiyordum diye düşünüyorum. Eğer senin de gözünün önüne geldiyse, böyle küçük sen ve hayallerin, onların peşine beraber düşelim isterim bu özel haftada. Evet, sorun bu. Kim olmak istiyordun o zamanlar? Ne olmak istiyordun? Senin de, benim de, gelecekteki halimize dair hayallerimiz vardı haliyle o dönemde. Peki nasıl kurduk bu hayalleri? Yani neler etkili oldu bu hayalleri kurarken? Hiç düşündün mü?

Ben kendimize dair kurduğumuz hayallerde rol modellerin özellikle önemli olduğunu düşünüyorum. Bu bölümde de biraz buna dair konuşacağım aslında seninle. Üç kadın portresi paylaşmak istiyorum. Yani her biri belki o küçük Pınar'ın hayallerinde değil ama küçük Pınar büyüdükçe bu halime birer rol model oldu diyebilirim. Her biriyle hayatımın farklı dönemlerinde tanıştım. Özellikle bir kadın olarak bu kadınların portreleri neler yapabileceğime dair bir inanç geliştirmemi sağladı. Yeni ufuklar açtı yani benim için.

Bu yüzden de bu Cumhuriyet Bayramı'nı bize ilham, umut, güç veren rol modellerimizi anarak geçirelim istedim. Portrelerin her biri birer Cumhuriyet kadını, her biri Cumhuriyet'in yetiştirdiği ve büyüttüğü ve her biri de bunun karşılığında Cumhuriyet'i yetiştirmiş ve büyütmüş, gelecek nesillere model olmuş birer kadın. Muazzez İlmiyeci, Çiğdem Kağıtçıbaşı ve İonla Kuçuradi. Muazzez İlmiyeci'yi efsane Sümer Olomuz biliyorsun. Ondan burada sık sık bahsediyorum zaten. Hatta daha önce yaşadığım demek için ne yapmalı bölümünde de anlatmıştım. Zaten tam da bu başlık birleştiriyor Muazzez İlmiyeci'yle beni. Onunla yapılan söyleşilerden çıkan bir kitabın adı yaşadığım demek için ne yapmalı. Benimse buradan ilhamla ve Muazzez Hanım'ın izniyle periyodik olarak alanında nitelikli kişileri sahnede ağırladığım etkiliğin ismi bu.

Buradan bile Muazzez İlmiyetçi'nin bende bıraktığı ilhamı ifade etmem mümkün herhalde. Muazzez Hoca 1914 yılında dünyaya geliyor. Birinci Dünya Savaşı'nın başladığı yıl bu biliyorsun. Ortada daha cumhuriyet yok. Cumhuriyetten 9 yıl önce doğuyor yani Muazzez Hoca. Savaşın ortasında ailesiyle güvenli bir yer arıyorlar. Sonra tabii savaş bitiyor, cumhuriyet kuruluyor. Bu kadar iki cümleyle geçilebilecek kadar basit bir dönem olmasa da. 1936'da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Hititoloji bölümüne kaydoluyor Muazzez Hoca ve burada da Hitit dili ve kültürü, Sümer ve Akkad dilleri ve Mezopotamya kültürü gibi dersler alıyor. Mezun olduktan sonra da İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi çivi yazılı belgeli arşivine uzmanı olarak atanıyor.

Burada tam 31 yıl boyunca çalışıyor, sayısız tablet temizliyor, çeviriyor, numaralandırıyor. Bu tabletler tabii ki Sümer, Akad ve Hidit dillerinde. 74 bin tabletten oluşan çivi yazılı belgeler arşivini oluşturuyor. 74 bin diyorum, dile kolay. Bitmek bilmeyen bir azim gerçekten ve dünya mirasına da katkısı çok büyük Muhazzez Hoca'nın. Daha sonra da Heidelberg Üniversitesi'ne yolu düşüyor. Münih'te, Londra'da, Roma'da antik kültürlerle ilgili sayısız çalışmada yer alıyor. Sonra emekliye ayrılıyor Muazzez Hoca. Yani 1972 yılında emekliye ayrılmış. Çıkar 72'den 14'ü, 58 yaşında oluyor emekli olduğunda. Peki bitiyor mu? Bitmiyor. Philadelphia Üniversitesi'nin müzesinde çalışmaya başlıyor bu Zafer.

Bir sürü eksik eseri Sümer Edebiyatı'na kazandırıyor burada çalıştığı dönemde de ve yine bitmiyor. Bu tarihten sonra, yani 93'ten sonra oluyor, yani 79 yaşından itibaren bunca yılın deneyimini, birikimini kaleme almaya başlıyor artık. Ve Sümer ve Hittit kültürlerini tanıtan 19 kitap yazıyor. Muazzez İlmiyetçi benim için inanılmaz, dopdolu bir hayat demek.

Tabii ki bu hayatı yaşayabilmiş, yaşadım diyebilmiş, yorulmak nedir bilmeyen, kaç yaşında olursa olsun öğrenmekten, üretmekten vazgeçmemiş bir kadın demek. Bence o cumhuriyetin ve kurumların yetiştirdiği en önemli değerlerden biri ve bu yüzden benim için büyük bir ilham kaynağı. Gelelim ikinci ismimize. Çiğdem Kağıtçıbaşı. İki cumhuriyet öğretmeninin çocuğu Çiğdem hocamız. 1940'ta İstanbul'da doğuyor. Cumhuriyetin neredeyse ilk özel okullarından birini kurmuş bu iki öğretmenin kızı kendisi aslında. Ve ailesinin açtığı okulu şöyle anlatıyor dostları. Bursa'da üç katlı bir okulun üçüncü katında onların ailesinin yatak odası varmış. Çizakça ailesinin yani. Çiğdem hocanın kızlık soyadı Çizakça bu arada.

Diğer katlarda da sınıflar yer alıyor haliyle. İşte Çiğdem hocamız da böyle bir okulda doğmuş. Ben bunu bilmiyordum. Öğrenince de bir çocuğun doğduğu yerin bir okul olmasa ona ne hayal kurdurur diye düşündüm. 46. TÜBİTAK ödül törenindeki konuşmasına şöyle cevaplıyor Çiğdem hoca sorumu. 2 yaşında okula başladım. Annemle babamın açtığı okula ve bir daha da okullardan hiç ama hiç çıkmadım diyor.

1959'da o zamanlar onun gittiği adıyla Amerikan Kız Kolejinde, şimdiki adı benim de ondan yıllar sonra gideceğim Robert Kolej'den mezun oluyor. Ardından da lisansı için Wellesley College'a başlıyor. Psikoloji alanında lisans eğitimini tamamladıktan sonra da şöyle yorumluyorum ki bir kırılma yaşıyor akademik yönlendiminde sanırım. Yani ilk akademi çalışmalarını klinik alanında başladıysa da bireysel bağlamlı klinik psikoloji bakış açısını genişletip kültürel etkenlerle çalışabileceği sosyal psikolojiye yönelmiş sonrasında. Berkeley'deki doktor tezini de bu bakışıyla sosyal psikoloji alanında yazmış. Çiğdem Hoca'nın kullanmayı çok sevdiği bir kelime vardı. Yakın çevreleri de bunu onunla beraber hatırlıyor. Bu kelime esenlik. Toplumun esenliği için ülkesinin gençlerinin, kadınlarının esenliğini getirecek işler yapmak istiyordu.

Cumhuriyet kadını bir annenin büyüttüğü bir cumhuriyet kadıncıydı Moca. Çağdaş kadınlık, kadının her alana toplumsal alana katılması gerektiği, toplumsal cinsiyet eşitliğinin en temel insan zenginliği olduğu fikrine sahip. Ve bu fikirler yanı başında ona çok güzel başarılar miras bırakmış rol modeli olan annesinden geliyor aslında. Bu duruş güçlenerek devam ediyor tabii. Akademide, sivil toplum projelerinde toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine çalışmalar yapıyor.

ülkesinin gençlerine dokunuyor çalışmalarıyla ve bu mücadelesini de hayatı boyunca sürdürüyor. Çiğdem Hoca'nın gelecek nesillere miraslarından biri de şu an Koç Üniversitesi'nde toplumsal cinsiyet ve kadın çalışmaları araştırma ve uygulama merkezi mesela. Toplumsal rollerin kalıplarını reddederek, onu aşk ve anlayışla destekleyen eşi Oğuz Kağıtçıbaşı'yla, ailesiyle, dostlarıyla, çalışma mesai arkadaşlarıyla kendi heyecan ve ideallerini gerçekleştirmeye var gücüyle çalışmış bu cumhuriyet kadınını yani Çiğdem hocamızı burada büyük bir esenlikle ve saygıyla anıyorum. Ve gelelim üçüncü isme İon'la Küçürede. Söylemiştim daha önce belki hatırlarsın psikoloji öğrenimimle beraber insan zihnine, ruhuna, yaşamına, doğasına olan ilgin büyüdü.

Psikoloji konusunda çalıştıkça da felsefe bilmeden insan hakkına derinleşmenin pek de mümkün olmadığını fark ettim yıllar içinde. Felsefe profesörü Ionuna Kucradin'in değerini de biraz bu süreçte anladım aslında. Meğer hocam dediğim insanların da hocasıymış kendisi. 1936'da İstanbul'da doğmuş, cumhuriyetini ilanlan sadece 13 yıl sonra. Rum bir ailenin çocuğu Ionuna hoca, 1954'te İstanbul Üniversitesi felsefe bölümüne girmiş. O tarihten itibaren hayatını felsefeye adamış.

Doktorasını yaptıktan sonra çeşitli üniversitelerde dersler vermiş. En nihayetinde Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünü kurmuş ve 2003'te emekli olana kadar da buranın başkanlığını yapmış. Bu bölüm bu arada Bilge Karasu, Oruç Aroba, Füsun Akatlı gibi çok önemli hocaları da bünyesinde toplamış bir bölüm. 1974'te Türkiye Felsefe Kurumunun kurulmasına önce olan isimlerden ve uzun yıllarda bu kurumda önce sekreter sonra başkan olarak yer almış bilsin. Daha sonrasındaysa İonu Hoca'nın değeri uluslararası çapta hak ettiği yeri bulmuş. Yani zaten yönetim kurulunda olduğu, genel sekreterliğini yaptığı Dünya Felsefe Federasyonları Başkanlığına seçilen ilk Türk ve ilk kadın olmuş ne kadar büyük bir şey. İonu Hoca benim de akademik ilgi ve araştırmalarımın son yıllarda odaklandığı felsefe alanında Şopenağır ve Nietzsche hakkında bir uzman. Alper Hasan'ın oğluyla ne zaman bir araya gelsek ki, Alper Hoca da uzunca bir süredir Nietzsche çalışıyor zaten, İona Hoca'nın adını sıklıkla anlıyoruz. Çok büyük bir hoca İona Kuçra'dı ve insan felsefesi alanında ortaya koyduğu çalışmalarla büyük ilham olmuş, çok değerli bir düşünür. Şanslıyız ki böyle bir değere sahibiz biz.

Ben bugün bahsetmek için bu üç kadını seçtim. Çünkü her biri benim hayallerimin ve ilgi alanlarımın şekillenmesinde önemli bir etkiye sahip. Ama Cumhuriyetimizin yetiştirdiği kadın rol modeller üç isimle sınırlı değil tabii ki. Yüzlercesini, binlercesini sayabiliriz Cumhuriyet kadınlarının. Dünyanın ilk kadın savaş pilotu olarak tarihe geçmiş Sabiha Gökçen. Cumhuriyet'in ilk kadın romancılarından olmuş Halide Edip adı var. Cumhuriyet'in ilk kadın tarih profesörü Afet İnan. Cumhuriyet'in divası olarak anılan Müzeyyen Senar. İlk kadın film yönetmeni Cahide Sonku. Farklı farklı disiplinlerden o kadar fazla isim sayabilirim ki burada denemeye kalksam gerçekten bu bölümü bitiremeyiz herhalde. Bu kadınların her biri kendilerinden sonra gelen kadınlar için birer yol açtılar diyebiliriz. O bunu yaptıysa ben de yapabilirim dememizi mümkün kıldılar belki de. Rol modellerin hayallerimizi şekillendirmede, kimi olacağımızı şekillendirmede önemli olduğunu düşünüyorum ben. Her şeyden önce kimlik gelişimi için çok önemli böyle bir şey. Çocukluğumuzda, gençliğimizde kimliklerimizi oluştururken kendimize ilham kaynağı olarak rol modeller seçiyoruz. Bunlar ilk etapta anne-baba gibi aile figürleri olur tabii ki. Okula başladığımızda bir arkadaşımız olabilir veya bir öğretmenimiz olabilir. Yani yakın çevremizden seçeriz rol modellerimizi çoğu zaman.

Ama zaman ilerledikçe ve dünyamız geliştirdikçe yakın çevremiz dışındaki figürler de bizim için birer rol modele dönüşebilir. Ve rol modeller, bireyin kişisel değerleri, inançları, hedefleri üzerinden derin etkiler yaratabilir. Bu yüzden iyi seçilmiş bir rol model, kimlik gelişiminde olumlu bir etki yaratır. Rol modellerinin bir ikinci önemi bize motivasyonel olarak veya kaynak olmalarında yatıyor aslında. Bir başkasının başarılarını gözlemleme, kendi hedeflerimize ulaşma motivasyonumuzu arttırabiliyor çünkü. Başkalarının başarılı hikayeleri, tutkuları, bizim kendi potansiyelimizi gerçekleştirmeye yönelik güçlü bir motivasyon kaynağı olabiliyor.

Rol modellerin bir başka önemi bize davranış ve değer kalıplarını aşılamaları. Kendimize örnek olarak seçtiğimiz modeller genellikle belirli davranış biçimlerini, değerlerini sergiledikleri için biz de bu davranışları ve değerleri öğrenme eğiliminde oluyoruz. Özellikle çocuklar rol modelleri taklit ederek sosyal beceriler, etnik değerler, sorumluluk konularında gelişik dönüşüyorlar. Bu rol modellerin önemi için son olarak da ideal hedeflerin belirlenmesi diyeceğim. Çünkü onlar bize ulaşılabilir ve ilham verici hedefler sunuyorlar. İnsanlar rol modellerini takip ederek kendi hayallerini belirleme konusunda daha net bir vizyona sahip olabiliyorlar. Bu yüzden bu bölümde Cumhuriyet'in yetiştirdiği, büyüttüğü, yükselttiği, bana ilham olmuş kadınları paylaşmak istedim.

Çünkü bu kadınlar da aynı zamanda cumhuriyeti ve kendilerinden sonra gelen nesilleri yetiştirdiler ve büyüttüler. Psikoloji ve psikoterapi söz konusu olduğunda genellikle bireyin alanında kalmak durumunda oluyoruz. Tabi ki içinde yaşadığımız toplumu da göz önünde bulunduruyoruz, telepi odasında. Ama en nihayetinde kendi küçük dünyalarımızda bir şeyler değişecekse bunun bizim bireysel çabalımıza mümkün olduğunu vurguluyoruz. Ama bu bölümün sonuna gelirken biraz daha farklı bir yer ışık tutmak istiyorum ben.

İnsanın potansiyelini keşfetmesinde ve bunu gerçekleştirmesinde bireysel çabası çok önemli. Buna kabul. Bu kendin olabilmek, bunun cesaretini gösterebilmekle ilgili bir mesele. Ama bireyin potansiyeline, kimliğine, hayallerine belki de en büyük şekli veren şey, içinde yaşadığı toplumdur diyebiliriz sanırım. İçinde yaşadığımız toplum bir bakıma hayallerimizin, potansiyelimizin sınırlarını, çerçevelerini çizer çünkü. Ve yüzyıllar boyunca sadece bu coğrafyada değil, tüm dünyada toplumsal cinsiyet rolleri kadınların yolunu açmak yerine onları tıkadı aslında.

Bizi yalnızca anne olmak, eş olmak, ev kadını olmak, hanımefendi olmak gibi toplumsal rollere sıkıştırdı. Yanlış anlama yani bunların hiçbirini değersizleştirmek değil kesinlikle niyetim. Sonuçta ben de bir anneyim. Ama belki de cumhuriyetin kadınlara bahşettikleri ve yetiştirdiği kadınlar sayesinde sadece bir anne değilim. Başka hayalleri de sahibi.

İşte bu yüzden cumhuriyetin 100. yılı benim için her şeyden önce çağdaş kadın olabilmek anlamına geliyor. Geride bıraktığımız 100 yılın bize bıraktığı en önemli miraslardan birini kadınların elde ettiği haklar ve başarılar olduğunu düşünüyorum. Medeni kanunun kabulü, seçme ve seçilme hakkı, eğitim reformu, eğitimde cinsiyet eşitliği, kadınların iş hayatına katılımının teşviki, onlarca cumhuriyet reformu sayabilirim burada.

Ama bence tüm bunları tek tek saymak yerine Cumhuriyetin kurcusu Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözleriyle tamamını özetlemem mümkün. Yalnız erkeklerin ilerlemesiyle o millet yükselemez. Bugünün gerekliliklerinden biri de kadınlarımızın her alanda ilerlemelerini sağlamaktır. Bu nedenle kadınlarımız da bilgili ve yetenekli olacaklar ve erkeklerin ulaştıkları tüm eğitim seviyelerini tamamlayacaklardır.

Bölümün başında anlattığım o Cumhuriyet Bayramı anısını biraz da bu yüzden anlattım aslında. Hepimiz çocukken, daha yaşamın başındayken geleceğe dair hayaller kurduk. Ama bence bu hayalleri kurabilmemizi sağlayan en önemli şey bundan tam 100 yıl önce kurulan bir hayaldi. 100 yıl önce kurulan o hayalin meyveleri sayesinde biz kadınların kurabileceği hayaller de dallanıp budaklandı.

Bir sonraki yüzyıl için benim hayalim tıpkı bana rol model olabilmiş Cumhuriyet kadınları gibi benden sonra gelen nesillere rol model olabilmek. Peki senin bir sonraki yüzyıl için hayallerin ne? Bu hayallere kimler model oldu bu zamana kadar? Bir sonraki patikada yürüyene de kendi ruhuna, benliğine iyi gelen rol modeller belirleyip onların ışığında ilerlerken özgünlüğünü kucakladığın kendi patikalarını aştığın bir hayat dilerim. Cumhuriyetin 100. yaşı kutlu olsun nice yüzyıllara.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)