Podcast

İçinizdeki Zalim: Milgram Deneyi

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Masum bir insanı öldürmeniz emredilse, buna itaat eder miydiniz yoksa karşı mı çıkardınız? Birçok insanın cevabı "karşı çıkardım" olsa da işin gerçeği pek öyle değil maalesef. Bu bölümde "emir gerçekten demiri kesiyor mu?" sorusu üzerinde duruyor, psikolog Stanley Milgram'ın derslere konu olan deneyini inceliyoruz.






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.373 kelime · ~7 dk okuma

Hedef imha edildi. Gözünüz enkazda olsun. Kimse canlı çıkmayacak oradan. Komutanım, bir hareket var. Emin misin? Evet komutanım. Biri çıkıyor enkazdan. Hemen vurun. Emredersiniz.

Komutanım, bu bir kadın. Silahı yok. Sivil sanırım. Fark etmez. Vurun. Komutanım, elleri havada. Teslim oluyor. Tekrar ediyorum. Silahsız bir sivil bu. İstisna yok diyorum. İndirin şunu hemen.

Ama komutanım… Asker! Bu bir emirdir. Emredersiniz. Merhaba

Transkriptin tamamını oku

asker. Evet, o asker sizsiniz. Az önce masum bir kadının hayatını sona erdirdiniz. Efendim? Siz yapmadınız mı? Sadece emirleri mi uyguluyordunuz? Emin misiniz? Peki.

Dürüst olun. O askerin yerinde olsaydınız. Öldürür müydünüz? Öldürmez miydiniz? Tabii ki öldürmem diyenler olacaktır illaki. Ama şu örneği unutmayın. Nazi Almanyası dendiğinde herkesin nefretini toplayan Adolf Hitler'di. Bu da çok ama çok normal. Tarihin gördüğü en korkunç insanlardan biriydi kendisi. Ancak milyonlarca insanı öldüren Hitler değildi.

Gaz odalarında, kamplarda insanlara işkence yapan, insanlık dışı şekilde muamele eden doğrudan kendisi değildi. Hatta doğrudan emirleri veren de kendisi değildi. Komutanlarıydı insanların ölüm fermanını imzalayan. Ama doğrudan failler komutanlar da değildi.

İnsanları öldüren, yakan, aç bırakan sıradan Alman vatandaşlarıydı. İşinde gücünde, ailesi olan, çocuğu olan, pazar günleri pikniğe giden bu vatandaşlar gün içinde acımasızca insan öldürüyordu. Ve bundan hiç de rahatsızlık duymuyordu. Çünkü onlar da bunu yapanın aslında kendileri olduğunu düşünmüyordu.

Adolf Eichmann, Yahudi katliamının en önemli isimlerinden birisidir. Kendisi Yahudilerin toplama kamplarına transferinden sorumluydu ve savaş sonrasında Amerika tarafından yakalandıktan sonra bir şekilde firar ederek Arjantin'e yerleşmişti. Burada uzun süre sahte isimle yaşadıktan sonra Mossad tarafından yakalanan Eichmann, Kudüs'te görülen davasında 3 milyon Yahudinin öldürülmesinden doğrudan sorumlu bulunarak idama mahkum edilmiş ve 2 yıl sonra da idam edilmişti. Bu arada İsrail tarihinde idam edilen tek isimdir kendisi. Ama burada en ilginç olanı Aykman'ın savunmasıydı. Ben sadece emirleri uyguladım diyordu. Tıpkı yakalanan ve yargılanan tüm diğer Nazi subayları gibi. Peki emirler ve talimatlar bu kadar güçlü mü? Nasıl olur da tamamen masum insanların, çocukların, bebeklerin canını gözünü bile kırpmadan almasına, onlara işkence etmesine yol açar bir insanın? Vicdan bu denklemde nerede kalıyor?

Emir vicdanı da kesiyor mu? İşte tüm bu soruların cevabını Stanley Milgram isimli bir psikolog da çok merak ediyor. Ve Adolf Eichmann'ın davasından tam bir yıl sonra, 1961'de bugün Milgram deneyi olarak bildiğimiz ve hala psikoloji bölümlerinde ders olarak okutulan bir deneyi gerçekleştiriyor. Öyleyse gelin bu deneyin nasıl gerçekleştirildiğine birlikte bakalım ve ardından bazı çok çarpıcı sonuçları beraber inceleyelim.

Stanley Milgram Yale Üniversitesi'nde gerçekleşecek bu deney için gazeteye öğrenme ile ilgili bir deney notunu düşerek bir ilan veriyor. Deneyin katılımcıları da bu şekilde seçiliyor. Deneydeki katılımcılar başka bir kişiyle eşleştiriliyor ve kimin öğrenci, kimin öğretmen olacağını belirlemek için bir kura gerçekleştiriliyor. Ama bu kura önceden ayarlanmıştı. Ve gazete ilanıyla gelenler her seferinde öğretmen, Milgram'ın asistanlarından biri de öğrenci oluyordu. Fakat katılımcılar bu kişinin de kendileri gibi gazete ilanı aracılığıyla deneye geldiğini düşünüyordu. Milgram'ın asistanlarından olan öğrenci bir odaya alınıyor, kollarına elektrotlar bağlanıyor ve öğretmenle araştırmacı yandaki bir odaya geçiyor.

Bu odadaysa öğrencinin üzerindeki elektrotları kontrol eden bir panel var. Ve bu panelde 15 volttan ölümcül olan 450 volta kadar düğmeler bulunuyor. Milgram'ın bu deneydeki asıl amacı insanların başka bir insana zarar vermek pahasına da olsa talimatlara ne derece uyacağını bulmaktı. Çünkü Nazi Almanya'sında olduğu gibi normal bireylerin insanlık dışı suçlar işleyip işlemeyecek kadar itaatkar olup olmadıklarını çok merak ediyordu.

Deney esnasında bir aktörün canlandırdığı laboratuvar önlüğü giymiş bir deney görevlisi de bulunuyordu. İşbirlikçi öğrenciye önceden ezberlemesi için bir kelime listesi veriliyor. Ardından gazete ilanı ile gelen öğretmen de bu listeden bir kelime söyleyerek öğrenciden bu kelimeye karşılık gelen başka bir kelime seçmesini istiyor. Öğrenci her hata yaptığında öğretmenden elektrik şoku vermesi ve her seferinde de şokun şiddetini arttırması isteniyordu. Milgram'ın işbirlikçisi olan öğrenci de soruların geneline bilerek yanlış cevap veriyordu. Dolayısıyla öğretmen de her yanlış cevap için elektrik şoku veriyordu. Tabi diğer odada bulunan öğrenciye bu elektrik akımı iletilmiyordu.

Fakat Milgram'ın asistanlarından olan bu öğrenci iletiliyormuş gibi elektrik şiddetine göre çığlıklar atıyordu. Şayet öğretmenler artık elektrik şoku vermek istemediğini söylerse odadaki deney görevlisi devam etmeleri için onlara bazı komutlar veriyordu. Biri işe yaramadığında diğerlerini kullanacağı 4 farklı komut vardı. Lütfen devam edin. Deney için devam etmeniz gerekiyor. Devam etmeniz kesinlikle çok önemli.

Devam etmekten başka şansınız yok… gibi. Katılımcılar genellikle bir noktada çok rahatsız oluyor ama kendisine komut verildiğinde son seviyeye kadar çıkıyordu. Ve kimi zaman sesler kesiliyor ve katılımcı öğrencinin bayıldığını düşünüyor ve bundan oldukça rahatsız da oluyordu. Ama çoğunlukla bundan sorumlu olanın kendisi olmadığını düşünüyordu. Peki bu deneyin sonuçları ve bu sonuçlardan yapabileceğimiz çıkarımlar neydi? Ona da kısa bir aradan sonra bakacağız.

Evet. Şimdi gelin Milgram deneyinin sonuçlarına ve bu sonuçlardan yapılabilecek çıkarımlara bir bakalım. Fakat hazır olun. Pek de iç açıcı sonuçlar bulamayacaksınız. Milgram deneyine katılan katılımcıların yüzde 65'i neredeyse ölümcül olan son seviyeye yani 450 voltluk elektrik akımına kadar çıkıyordu. Bununla birlikte katılımcıların tamamı 300 volt seviyesine kadar çıkmaktan çekinmediler.

Milgram bununla birlikte 18 deneyi daha gerçekleştirdi. Her seferinde durumu değiştirerek itaatin ne şekilde farklılaştığını görmek istiyordu. Asıl önemli sonuçlarsa şöyleydi. Sıralı insanlar otorite olarak gördükleri bir figürden, ki bu durumda otoritemiz deney görevlisiydi, aldıkları emirlere, masum bir insanı öldürmek pahasına da olsa uyma eğilimi gösteriyor. Otoriteye itaat, yetiştirilme tarzımızın da etkisiyle hepimizin içine işlemiş durumda.

İnsanlar otoriteyi ahlaki olarak haklı görüyorlarsa ya da yasal bir dayanağı olduğunu düşünüyorlarsa aldıkları emirlere uymaya daha yatkın oluyorlar. Bu itaat eğilimi de öncelikle ailede, ardından da okullarda ve çalışma hayatında öğreniliyor. Milgram bu konu hakkında şunları söylüyor. İtaatin yasal ve felsefi tarafları çok önemli olsa da insanların somut durumlarda nasıl davrandığına dair çok az şey söylüyor bize.

Bu oluşturduğum deneyle sıradan bir vatandaşın başka bir insana sırf kendisine öyle yapması söylendiği için ne kadar acı verebileceğini görmek istedim. Bu durumda otorite insanların başkalarına zarar vermemeye yönelik vicdanlarından daha güçlü hale geldi. Ve bu o kadar baskındı ki katılımcılar diğer odada kendisi yüzünden acıdan çığlık atan insanları bile görmezden geldi. Bu deneyden de yola çıkan Milgram bir de teori geliştirdi. Bu teoriye göre insanlar sosyal çevrede iki şekilde davranıyorlar. Birinci gruptaki insanlar özgür davranış biçimine sahipler. Yani davranışlarının, eylemlerinin, söylediklerinin arkasında duruyor, bunların sorumluluğunu almaktan çekinmiyorlar.

İkinci gruptaki insanlarsa sorumluluğu aktarma eğilimindeler. Yani başkalarının kendilerini yönlendirmesine izin veriyor ve işler ters gittiğinde sorumluluğu doğrudan kendisini yönlendiren kişiye atmayı tercih ediyorlar. Bunun için de iki şartın gerçekleşmesi gerekiyor. Birincisi insanlar direktiflerine uyduğu kişinin yetkin ve kendilerinden üstün olduğuna inanmalı. İkincisi ise bu otoritenin işler ters gittiğinde sorumluluğu üstleneceğine ikna olmalı.

Milgram'ın deneyinde bunu destekleyen birçok olay da gerçekleşiyor aslında. Deneyin farklı varyasyonlarını gerçekleştiren Milgram bazı deneklere sorumluluğun kendilerine ait olduğunu söylediğinde denekler hemen deneyden çekiliyorlar. Ancak laboratuvar görevlisi sorumluluğun kendisine ait olduğunu söylediğinde denekler en yüksek voltaja kadar çıkmaktan hiç çekilmiyorlar. Burada tekrar vurgulamakta fayda var. Bu insanlar her gün yanımızdan geçen, işinde gücünde olan, karşısındaki insana hiçbir garezi olmayan sıradan insanlardı. Peki bu deneyden nasıl bir çıkarım yapmamız gerekiyor? Ne öğrenmemiz, ne anlamamız?

Öncelikle bu deneyin yüzlerce kez tekrar edildiğinden bahsetmeliyim. Çok farklı gruplarla, çok farklı zamanlarda ve ortamlarda tekrar tekrar uygulandığında dahi sonuçlar yüzde 61 ila 66 arasında değişmişti. Yani Milgram deneyi oldukça güvenilir bir deneydi. Bunun dışında Milgram katılımcılarla deney sonrasında birebir görüştüğünde çok ilginç cevaplarla karşılaştı.

Deneklerin birçoğu yaptığından utansa da büyük bir kısmı elektrik verdiği masum insan hakkında şuna benzer şeyler söylüyordu. Daha akıllı olsaydı, daha doğru cevaplar verseydi bunlara katlanmak zorunda kalmazdı. Yani ne kadar kötü hissederse hissetsin yine sorumluluğu başkasına atma eğilimi burada da karşımıza çıkıyor. Evet karşısındaki insana haksız bir şekilde elektrik vermiş olabilir ama o insan da bunları yaşamayı hak etmiş olabilir.

Yine bahsettiğimiz gibi hepimizde, derinlerde çok kötü bir şey yaptığımızda sorumluluğu başkasına atarak sonuçlarından, özellikle vicdani sonuçlarından kaçma eğilimi söz konusu. Ben de emir kuluyum dediğimizde ne yaptığımızın önemi kalmıyor. Sorumluluk bize ait değil kesinlikle. Peki bunu önlemenin bir yolu var mı? Yani otoriteye yanlış olduğunu bildiğimiz bir durumda karşı çıkabilir miyiz? Bana kalırsa bazı şeyleri kendimize hatırlatırsak bu mümkün.

Birincisi kötü durumda olan, fakir, hasta, güçsüz veya çaresiz insanların bunu hak etmiş olduğu önyargısından kurtulmamız lazım. Daha çok çalışsaydı, daha akıllı olsaydı, okula gitseydi gibi önyargılar çok tehlikeli önyargılar. Herkesi kendi şartlarımızla değerlendirmemeyi öğrenmeliyiz. Son olarak da öz farkındalığımızı yeniden değerlendirmemiz gerekiyor. Yani asla ben bu kadar kötü bir şey yapmam diye düşünmemeliyiz. Çünkü bilimsel olarak görülüyor ki çoğumuz belli durumlarda masum bir insanı ölüme götürecek kadar kötü olabiliriz. Bunun için de yaptıklarımızın sorumluluğunu almayı öğrenmemiz gerekiyor. Söylediğiniz her şey, yaptığınız her şey sizin ama sadece sizin sorumlularınızla.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)