
4.621 kelime · ~23 dk okuma
İnsanın kendini anlaması, bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. PodB Medya ile beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz.
Merhaba, evet ben psikopatika yolculuğuna başlayalı neredeyse 40 hafta olmuş. Bir tarafım hala çok yeni hissederken bir tarafım da neredeyse burada yıllardır bir şey anlatıyormuş gibi hissediyor. Böyle bir rahatlık ve alışkanlık var. Bakalım kim bilir daha neler konuşup düşüneceğiz burada.
Umuyorum bu yolculuk sana da bana da güzel düşünce yolları açıyordur ve açmaya da devam eder. Hatta bu yolculuğun ilk dinleyici buluşmasını bile yaptık Ekim ayında. Belki sen de oradaydın, belki kaçırdın. Bu sefer orada değilsen bile bir dahakine diyelim. Bu dinleyici buluşmasında da son bölümlerde anlattığım bağlanma kuramını konuşmuştuk.
Aslında o buluşmada ne anlattıysam son iki bölümde de üzerinden geçtim. Yani kaçırdıysan diye söylüyorum. Oradan yakalayabilirsin bu konuyu. Ana soru şuydu. Çocukluk deneyimlerimiz şimdiki ilişkilerimizi nasıl, ne şekilde etkiliyor? Bu konunun üzerine sonunda bir de soru-cevap kısmı yapmıştık. Hem bağlanma kuramı hakkında hem de o gün aklımız nelerle meşgulse biraz onlardan da konuşma fırsatımız oldu burada.
Bu bölümde de bu buluşmanın soru-cevap kısmından bir derleme yaptım. Ses kaydı almıştık o gün çünkü. Belki sen de aklından geçen sorulardan bazılarını bulabilirsin burada. Eğer aklına takılan bir şey olursa da paylaşmaktan çekinme diyerek seni 12 Ekim öğlenine Galata'nın güzel sokaklarından birinde konuşulanan Bahçe Galata'daki buluşmamızın soru-cevap kısmına götürüyorum.
Merhabalar, öncelikle teşekkür ederim. Bir dinlemek çok keyifliydi. Bağlanma stillerinden bahsedince, biraz daha ikili ilişkilerde bağlanma stillerinden bahsedince aklıma biraz daha o toksik ve manipülatif ilişkiler geldi. Bunları biraz daha anlamlı kılıyor sanırım. Çünkü orada dediğiniz gibi güvenli bağlanan birisi. Narsistlik birisiyle ilişkiye girdiğinde, burada bir şeyler yanlış gidiyor diyebilirken... ...orada sanki diğerinde o ilişkide kalan, toksik ilişkiyi deneyimleyen kişiler de birbirlerini bir şekilde besliyorlar diyebilir miyiz? Evet, aslında şöyle işte mesela örnek vereyim buna.
Narsistik kişilik bozukluğu olan biriyle kaygılı bağlanan biri. Aslında öyle bir şey ki yani birinin bir manipülatif tarafı var evet ama kaygılı bağlanan da sürekli işte o. Çünkü narsistik kişilik bozukluğunda bir göklere çıkarma vardır. Hani o sevgiye doyurma gibi o dönem. Sonra da yere çarpma vardır. Gerçekten insanın psikolojisini bozabilecek
bir durum. Şimdi kaygılı bağlanan birinin ilk başta hissettiği o coşkuyla o sevgiyi hissettikten sonra onun işte o yere vurulması onun çok daha fazla narsistik kişilik bozukluğu olan birinin mesela üstüne düşmesini sağlayabilir. O da onun egosunu besleyebilir. Çünkü o da bu kişilik bozukluğunda da o egonun beslenmesine ihtiyaç var. Yani narsistik doyum alacak başka birine geçene kadar evet o ilişki içinde mesela onlar çok
Tabii çok yıkıcı bir ilişkiye bakarsak ama evet bu toksik ilişkide de bazen kurtulamama sebebimiz de aslında bizim belli şemalarımızı da besliyor olabilmesi etkisi tabii ki var burada. Çünkü gerçekten güvenle bağlanan biri bir noktada hani herkes bu arada böyle bir durumdan etkilenir, herkes kaygılı hissedebilir böyle bir ilişki içinde ama bir noktada şey der yani fark edip hani olmuyor bu ilişki bana daha kolaylıkla diyebilir. Aslında içeride bahsettiğiniz gibi böyle birbirlerinin yaralarını kaşımak. Evet, evet. Yani biraz öyle oluyor. Yani birbirleriyle daha bu şekilde birbirlerine böyle puzzle'ın parçaları gibi geçip ama iyi anlamda demiyorum her zaman. O tarz ilişkiler de var. Tam tersi de var mesela. Şimdi şeyi söyledik. Kaygılı biri, kaçıngan. Kaçıngan iyice kaçıyor orada. Ama naristik kişilik bozukluğu olan onun o manipülasyonuyla, işte o güç dengesi, gücü hep elinde tutmasıyla o da oradan besleniyor. Yani birbirlerine bir şekilde beslenip hem acı veren bir ilişkiye ama hem de kurtulamayan bir ilişkiye dönüşebiliyor. O yüzden dediğiniz gibi aynen öyle bir şey mümkün.
Merhabalar ben Şeyma. Öncelikle teşekkür ediyorum kendi adıma. Şimdi hep şunu konuştuk. Çocuğa bakan işte ebeveyn veya da her kimse... ...bunun nasıl bir ilişki içerisinde olduğunu konuştuk. Ben bir ebeveyn olarak ben de şunu merak ediyorum. Hani ben çocuğuma karşı nasıl olmalıyım ki... ...hani daha pozitif bir çocuğumda etki göreyim? Hani bu açıdan sanki böyle... ...aslında dolaylı düşününce cevabı bulmuş oluyoruz ama... ...bizim belki böyle aklımıza gelmeyen şeyler olabilir.
Ya aslında ilk başta bahsettiğim gibi, güvenli bağlanmadan bahsettik ya, oradaki... Sen onu oluşturmak için neler yapacağına bakmak lazım, en önemlisi. Öncelikle kendinizin bağlanma stilini bilmek gerekiyor. Çünkü bunu çocuğa da... Mesela kaygıyı da çocuk hisseder. Kaygıyı da aynalamaya başlar bir yerden sonra. O yüzden onu bilmek ve ona göre nasıl davranışlar geliştirebileceğini bilmek çok önemli. Kaçıngansan, hani daha sıcak davranmak gerekiyor. Çünkü kaçıngan bir bireyin soğuk davranışı işte, dedik çocukları çok etkiliyor zaten yine.
Yani aslında kendini bilmek, aynı zamanda da o güvenli bağlanmayı oluşturabilmek için tutarlı davranmak. En önemlisi zaten hep tutarlı davranmak. Orada olduğunu bilmesi, ona sınırlar çizmek ama özgür de bırakmak. Özellikle de tanımak. Kendisi bazı kararları verebilmesi. Kendisi işte o sürekli üstüne çok düşmemek gerek. O güvenli alanı tanıyıp sevildiğini, işte orada olduğunuz bir şey olursa, giderseniz geri gelebileceğiniz... Yani bunları hep böyle göstermeye çalışmak aslında bir anlamda.
Tutarlı olmak da bunun için en önemlisi ve diğer ucada gidersek aşırı üstüne de düşüp korumacı da olmadan yani bunun bir orta noktası var. Kolay bir şey değil yani bir bireyi yetiştirip şekillendirmek ama bu da tabii bir ebeveyn sorumluluğu yani dünyaya bir çocuk getirmeye karar verdiysek. Dediğim gibi benim diyeceğim şeyler bunlar bence tutarlılık, sevgi, ilgi bunlar en önemli etmenler buradaki. Merhabalar, öncelik teşekkür ederim etkinlik için. Ben Melis Ereğe. Konuştuğunuz bu bağlamalar hakkında da kendi içimi düşünüyorum. Evet, güvenli bir ortamda büyüdük, iyi bir ailede, iyi bir anne babayla. Fakat ben iki buçuk sene önce annemi kaybettim ve yaz sürecindeyim, hala atlatamadım.
Düşünmem gereken o ki güvenle bağlanıyoruz, evet hani her yerde var, hep iyi. Fakat ondan sonraki dönemde çakılıyoruz. Sizce güvenli bir ortamda büyüdükten sonra böyle bir kayıp, yani en çok güvendiğimiz insan kaybından sonraki süreç... ...bizim kişiliğimizi nasıl etkiliyor? Yani yaz çok güçlü bir şey ve hep çok kişiye özel bir şey. Yani süresi, nasıl geçeceği, bunlar çok kişiye özel yaşanan şeyler.
Ve çok zor bir şey yaşıyorsunuz ama ne olursa olsun... ...bir zamanlar öyle sevilmiş olmak, o yasa rağmen sonrasında... ...sizin hayatınızda kalıcı bir böyle hani battaniye gibi sarar aslında. O sevgiyi hissetmiş olmak, ne olursa olsun. Ama tabii ki bu kadar güvenli ve bu kadar sevgi veren birini kaybettiğinin acısı çok büyük. Ve o yüzden de bu süreçte böyle hissetmeniz de çok normal.
kaygıları hissetmeniz de çok normal ama bir anda hani o yazı yaşadım artık kaygılı bağlanan biriyim hayatım boyunca şeklinde değil de bu süreçte bu kadar sevdiğiniz birinin bir anda artık hayatınızda olmamasıyla barışmak aslında sonrasında ama bunu da hiçbir zaman zorlamamak lazım çünkü dediğim gibi bir süreç ve buna zaman verip Siz o süreci içinizde nasıl yaşarsanız öyle ilerlemek gerekiyor. Yani hani onun geçmesi için onu bastırmamak, nasıl yaşamanız gerekiyorsa şu an öyle yaşamak. Ama o sevgiyi hissetmiş olmak bile ayrı bir şey yani hayat boyunca her zaman. Merhabalar, çok teşekkür ederim bu konuşma için. Ben yakın zamanda terapiye başlamıştım. Size sorum da bugün konuyla aslında bir bağlantılı. Terapistimle yaptığım seanslar sonunda daha çok yeni, bir buçuk aydır görüyorum ama daha kaygılı bir bağlanma şeklim olduğunu öğrendik zaman içerisinde. Yaşadığım ilişkimde de aynı şekilde karşı tarafım benzer olduğunu düşünüyorum.
Hayvan sahiplenmeyle alakalı bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Mesela ben kedi sahiplenmek istiyorum. Daha önce hiçbir hayvana bakmadım. Küçükken, çocukken hani evimize vardı ama yakın zamanda arkadaşım sahiplendiği bir kediyi kaybetti ve hani çok büyük bir yıkım süreci geçiriyor ve bu kaygılı bağlanan bir insan olarak tabii ki hani iyileşebileceğim düşüncesindeyim. Hani iyileşmek adına fikirlerimi daha iyi dönüştürmek adına gidiyorum ama hayvan sahiplerinin bu konu
Üzerinde bir etkisi var mı? Şifacı denilir ya hani kediler böyle. Siz de hayvan besliyorsunuz evinizde. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Şimdi bu bağlamdan ayrı olarak bence hayvan beslemek, yani onun enerjisi, onun sorumluluğunu almak çok güzel bir şey. Gerçekten o sorumluluğu yerine getirebileceğini düşünen biri için çok güzel bir şey. Gerçekten insan ruhuna iyi gelen bir şey. Ben buna inanıyorum zaten.
Ama evet, kaygılı bağlanan birinin tabii ki herkesle olan ilişkisinde olduğu gibi kedisini kaybetme konusunda da kaygı yaşayabilir. Ama zaten bu bağlanma stili bütün ilişkilerinde olduğu için sırf bu yüzden de ben hani kedi almayacağım, kedi bakmayacağım çünkü kaygılı bağlanıyorum ve bundan korkabilirim demek yerine bence burada kaygılı bağlanmaya dair çalışma yapmaya devam etmek gerek. Merhabalar, ben Sayra. Çok teşekkürler, harika bir konuşmaydı. Benim sorum aslında biraz daha yarı ilişkili olacak bugünün konusuyla. Bazı kaygılı veya kaçıngan ilişki kuran insanlar veya başka aslında psikolojik sorunlar yaşayan insanlar da olabilir.
Sıkıntının aslında hep karşılarındaki kişi veya... ...durumla ilişkili olduğunu düşünebiliyorlar ve... ...bu kişiliğe bir destek, psikolojik destek almasını söylediğinizde... ...hayır benim ihtiyacım yok, onların var gibi... ...karşı bir bakışla yaklaşabiliyorlar. Çevremizdeki böyle insanlara nasıl yardımcı olabilir veya... ...aslında üçüncü, aracı bir kişi gibi... ...o kişileri terapiye yönlendirebilir miyiz, böyle yaşadığınız... ...durumlar var mı, ne önerebilirsiniz diye.
Yani bence terapide kişinin bunu istiyor olması çok önemli. Kimse zorla terapiye gelmez açıkçası. Ve evet çok normal çünkü şöyle çarpık düşünceler zihinde var. Zaten şimdi kaygılı bağlanmada, kaçıngan bağlanmada çok yerleşmiş ama o kişinin çok da farkında olmadığı örüntüler var aslında. Öncelikli olarak bu kişinin tabii ki bunu biliyor olması belki ama genelde de terapiye şöyle gidiliyor, benim gözlemim bu yani. Bence ilişkilerde çok yara aldıkça da, ilişkileri sürdüremedikçe, ilişkiden yaralı olunca terapiye gidiliyor zaten ve orada terapistin
O zaman onu hani alıştırarak bir şekilde hani bu şemaların farkına varmasını sağlaması gerekiyor. Yani o kişinin yardım almak istiyor olması gerekebilir. Ama siz bir arkadaşıysanız ve sürekli hani ilişkilere dair böyle şeyler anlatıyorsa yani yapabileceğiniz şey arkadaş şeklinde bir paylaşımda hani bir terapiste gitmenin iyi gelebileceği olabilir. Burada hani belli başlı şemalarını anlaması için yardımcı olacağını söylemek olabilir. Ama yine günün sonu dediğim gibi kişinin kendisi istemesi, kendisi istedikten sonra zaten terapide bu ortaya çıkacaktır bir noktada. O yüzden iyi gelecektir tabii ki bu duruma. Merhabalar. Ben kitabınız için çok heyecanlıyım. Ne zaman çıkıyor? Ben de heyecanlıyım inşallah çıkacak. Buraya özel içeriği hakkında minik bir spoyu verebilir misiniz?
Şöyle yani, psikolojiye dair bir kitap yazıyorum. Biraz hatta podcast'taki konular da olacak, bazı konular. Bazı ek konular da olacak ama daha çok böyle aynen podcast içeriği vari bir kitap. Düşünebilirsiniz yani insan olmaya dair, ilişkilere, bağlara dair biraz daha yani insan ilişkilere ama ille romantik ilişkiden bahsetmiyorum. İnsan olmaya dair hislerimiz, işte değersizlik duygumuz, yaralarımız, ilişkilerimiz genel böyle bir kitap olacak diye umuyorum bittiğinde. O yüzden böyle şimdi bakalım.
Mezuniyetinizle ilgili bir podcast'ınız var. Dinlerken ben gerim gerim gerildim. Açıkçası. Ve oradaki yaklaşımınız çok dikkatimi çekti. Çok da imrendiğim bir yaklaşımdı çünkü. Biraz daha şunu hatırlattı bana, biz de toplum olarak baktığımızda... ...bir öğrenci bir şey yapacaksa, bir gösteriye hazırlanacaksa, işte başarılar deyip... ...böyle birazdan mükemmele çekme çabamız var, mükemmel olmalı gibi ama...
...yurt dışındaki gözlemlerime göre biraz daha enjoy kelimesi kullanılıyor. Bundan zevkal, iyi eğlenceler kullanılıyor ve... ...sizin o anınızı, o podcastinizi dinlerken biraz daha o ikinci verdiğim örnekten dinledim açıkçası. Biraz daha oraya yatkın geldi.
Bununla ilgili bilmem verebileceğiniz örnekler? Kesinlikle toplum bizi çok şekillendiren bir şey ve bence toplumsal etkiler zaten var. E kişilik yapısı da tabii ki var. İşte çocukken nasıl yetiştiğine de bağlı. Anne babanın tutumu da var. Hani bir sürü şey aslında bizi şekillendiren şeyler olduğu için. Toplum da şekillendiriyor, genetik olarak da bir yatkınlığımız var, ailemiz de şekillendiriyor. Ama toplumsal olarak evet, özellikle bu dönemde bence hele mükemmelliyetçilik ve her şeyin mükemmel ilerlemesi gerektiği hissi zaten çok baskın bir şekilde var şu an. Yani artık dünya da biraz buna dönüyor maalesef. Her şeyle, sosyal medyayla daha narsistik bir çağda, daha mükemmelliyetçi bir çağda ilerliyoruz.
Ama birazcık ben hep bunu düşünüyorum, işte hayatla başa çıkabilmek için şeyin farkında olmak lazım. Yani biz insanız ve yaralıyız, eksiklerimiz var ve bunlar her zaman olacak. Bunu bildikten sonra, yani Ogün de belki biraz benim eğilimim de daha böyle bir insanım zaten ama Gülüyordum mesela bir sürü şey başıma gelirken, dinlememiş olanlar vardır ama böyle bir terslikler hep üst üste gitti. Uzun süredir beklediğim bir şey için. İşte düştüm, ıslandım, yangın alarmı çaldı, çıktık falan bir sürü şey. Ama böyle hep gülmeyi seçince şeyi fark ettim sonunda. O zaman güzel bir onu oldu günün sonunda bana. Hani ne oldu yine mezun oldum. Evet ideal ve alıştığımız şekilde böyle pırıl pırıl bir tören olmadı böyle ıslak kedi yavrusu gibi orada bekleyip 3 saat öyle bir o şekilde bir tören oldu. Ama şimdi bugün bile unutmadık. Çünkü hakikaten hiç unutmayacağımız bir şey oldu. Sonrasında da çıktık yemeğe böyle çok özlediğim yer yine oraya gideceğim diye yaşadığım yer. Sırılsık böyle Five Guys şey burger, en son böyle orada oturmuş burger yiyorduk sırılsıkla. Hiç böyle düşünmemiştim ama gerçekten güzel bir an oldu bana. Rutinin dışında ama güzel bir anıydı. Bence biraz böyle bakabilmek lazım. Şeye çok kitlenmemek belki. Bunu söylerken kendime de hatırlatıyorum bu arada. Bir şeyin olması gerektiği gibi fikrine çok fazla kitlenmemek lazım bence. Zaten zihindeki bu düşünceleri, bize o acı veren düşünceler,
En ana kaynağı o sihirli kelime kalıbı işte, olması gereken. Yani bizim zihnimiz hep olması gerekenle olanı kıyaslar. Ve bu kıyas içinde de sürekli işte yorar kendini. Öyle değil, böyle olmasın. Zaten hep buradan kaynaklanıyor bunlar. Biraz o olması gerekeni bırakmayı öğrenmek lazım işte. Olduğu gibinin keyfini çıkarmak. Enjoy yani onu yapmak lazım.
Merhaba, öncelikle ben Nesrin. Teşekkür ediyorum böyle bir etkinlik düzenlediğiniz için. Ben yakın zamanda bir test çalışması yaptım. Böyle pazarlamayla psikolojiyi birleştiren ve bulduğum şeyler jüriyelerim kadar beni de şaşırttı. İnfluencerlar üzerine, influencerların takipçileri tarafından ne kadar etik bulunup bulunmadığına yönelik olarak bir araştırmaydı ve
değişkenlerimden biri de algılanan kendine hizmet etme güdüsü diye bir şeydi. Daha çok işte hani bu kişi mesela influencer paylaşımını kendi çıkarı için yapıyor veya işte takipçilerin çıkarı için yapıyor gibi özetleyebilirim. Sonuçta şöyle bir şey çıktı. Evet, influencerların büyük çoğunluğu, benim yaptığım kitlenin, influencerların %100'e yakın sadece kendi çıkarları için paylaşım yaptığını düşünüyor. Ama ona rağmen onlar bir sonraki yaptıkları paylaşımda paylaştığı ürünleri kesinlikle alacaklarını söylüyorlar. Nasıl böyle bir şey olabilir? Yani sizin yorumlarınızı merak ettim. Çünkü bize ilginç geldi. Yani bence insan zaten çok etkilenen bir canlı. Yani bir şeyi, hele bir de zihnimizde zaten... ...nörolojik olarak da, yani nöroplastiste diye bir kavram var.
hep böyle gördüğümüz şeylerin, insanların davranışlarının bir sürü şeyi sürekli uyguladığımız şeylerin kalıbını alıyor zihnimiz zaten mesela. Ya da sürekli izlediğimiz insanlar, birilerine idolatf ediyoruz mesela. Ve onları sürekli taklit ederek, taklit içinde aslında ilerliyoruz. Fark etmesek de ilk doğduğumuz andan itibaren bütün davranışlarımız bile taklit içerisinde gelişiyor aslında. Yani niye şimdi mesela influencerlara neden kendi çıkarları açısından yaptığı düşünülüyor olabilir? Bu şey var değil mi? Size link hazırladım ama çok yoruldum.
Şimdi sonuçta tabii ki bu da bir meslek ve bundan da bir kazanç var. Tamam. Ve böyle olduğu için de, hani bence genel toplumsal şeye göre de kazançı yüksek olduğu için de bu alanın böyle düşünce oluşuyor olması çok normal. Ama niye alınıyor dersen, işte sürekli elde telefon artık herkesin ve sürekli buna maruz kalıyor. Zihninde sürekli buna maruz kalıyor. O belki işte 5-6 kişiyi, kaç influencer takip ediyorsa.
Sürekli onlar bir şeyler öneriyor. Ve zihinde sürekli reklam nasıl işler zaten? Şöyle düşünün, biz çocukluğumuzdan beri televizyonu açardık. Reklamlar, reklam olduğunu biliyoruz, güveniyor muyuz? Yani gerçekten bizim iyiliğimiz için yayınladık. Hani hayır. Ama ne oluyor? Bir marka algısı oluşuyor aklımda. O algı oluştukça ne oluyor? Ben markete gittiğimde onu almaya başlıyorum. Aynı şey şimdi influencerlarda da bilsen bile böyle olduğunu.
Bir şey koyuyor, tamam bu koyduysa iyidir. Tamam, o zaman iyidir bence. O anlaştıysa iyidir bence. Ya da böyle gördükçe, bu da paylaştı, bu da paylaştı. Beş kişi paylaştı. Orada ortak bir şeyden o marka algısı oluşmaya başlıyor. Zaten böyle bir şey reklam yani. Reklam dünyası bu zaten biraz.
Sevmese bile bir referans noktası olarak kullanılıyor. Kesinlikle yani. Ne olursa olsun toplumda artık influencer kavramı oradan gelsin. İnfluans etmekten geliyor zaten. İşte yani o bir dediğiniz gibi referans noktası artık insanlara. Onlar paylaşıyorsa, şu an onlar tarafından bu marka paylaşılıyorsa... ...hani iyi olması lazım gibi bir algı oluşuyor bir yerden sonra bence. Ve taklitçilik de tabii ki dediğim gibi bizde olan bir şey yani. Aynı insanı sürekli izleyin. O kişiden neyi görmeye başlarsınız, ondan etkilenirsiniz bir yerden sonra. Ailede de böyle yani. Büyürken etrafınızda gördüğünüz insanlar ya da beraberken vakit geçirdiğiniz arkadaşlarınızı düşünün. Hani bir söz var ya hep beraber vakit geçirdiğimiz beş kişinin ortalamasıyız diye. Neden öyleyiz? Çünkü sürekli onları görüyoruz, onlara maruz kalıyoruz. Onların neyle ilgilendiği bizi de etkilemeye başlıyor. Belki çok yakın iki arkadaşımız yüksek lisansa başlıyor. O zaman belki biz de etkileniyoruz. Daha böyle eğitim, belki sürekli okudukları şeylerden bahsediyorlar. O zaman biz de biraz daha öyle olmaya başlıyoruz. Belki sürekli yaptıkları alışverişlerden bahsediyorlar. Yeni şeylerini gösteriyorlar. Belki biz de öyle olmaya başlıyoruz. Biraz bu maruz kalma da var yani. Sürekli aynı şeylere maruz kaldıkça bence onlar ilgimizi çekmeye çalışıyor ve böyle yaşamalıyım algısı oluşuyor. Olması gereken, yani zaten bence en yıkıcı tarafı, artıları da var, o doğru.
Ama sosyal medyanın yıkıcı bir tarafı bu. Olması gereken algısı oluşturuyor. Ve biz de bu yüzden yani onu almam lazım. Onu almam lazım çünkü herkes alıyor. Çünkü şu an onun alınması gerekiyor bu yaşam içinde. Şu anki kalıp bu diyorsun gibi geliyor bana. Benim düşüncem böyle.
Merhaba. Öncelikle bu konuşma için teşekkür ederim. Ben şeyi soracağım. Değersizlik duygumuzu nasıl yenebiliriz? Bunu merak ediyorum. Ben bunun için son podcast'ı dinlemenizi... ...burada alacağım. Aslında tam son bölümde anlattım çünkü bunu. Evet, yeni çıktı. Onu pek dinleyemedim. Yüksek özbenlik oluşturmak gerekiyor biraz kendine dair. Bir şeylerin farkında olup neden onu öyle hissettiğinin farkında olup... ...daha detaylı dediğim gibi gerçekten o bölümde anlatmıştım. O yüzden çok detaya girmeyeyim şimdi.
Ama yüksek bir özbenlik geliştirip, aslında hani birazcık demin bahsettiğim konular da var, biraz herkesin yaralı olduğunu, bunların normal şeyler olduğunu farkında olup, önümüze konan her şeyin, yani bu devrin ruhuyla ilgili bize önümüze konan o ideallere ille de ulaşmamız gerekmediği aslında ve ulaşmadığımızda değerimizin onların üzerinden belirlenmediğini bilmek. Aslında günün sonunda sadece varoluşumuzla değerli olduğumuzu bilmek. Çünkü öteki türlü ne oluyor? Üzerimize bir şeyler alıyoruz ve değerim bundan dolayıdır dediğimiz an, onlara bir şey olduğu zaman hemen değersiz hissediyoruz. Çok anlık olarak değer duygumuzu beslemeye başlıyoruz bu sefer. Ya da çocukken, bunların tabii oluşma sebepleri var. Yine çocuklukta yetiştiriliş tarzımız birçok şey. Bu oturduysa bize yine her zaman diyeceğim terapi çok iyi bir araçtır bunun için.
Onun dışında da kendinin farkında olmak, düşüncelerinin farkında olmak, neden böyle düşünüyorum ya da ne idealim var, ne olması gerektiğini düşünüyorum değerli hissetmek için gibi bunların farkında olmak çok önemlidir mesela. Ben tekrar anne konusuna döneceğim de psikioterapiste gitmiştim. Sorduğumda, işte biz anneyi daha çok abartırız ya her zaman. Şöyle demişti, 7 yaşına itibaren anne ile çocuğun ilişkisinin kesilmesi gerekiyor. Duyduğumda hiç hoşuma gitmemişti. Biz tabii anneci bir insan olduğumuz için olamaz her zaman oradadır. Yani baba biraz daha geride kalır her zaman planlarımızda, anne daha öndedir diye. Son oturduğumda belki doğru diyordu, düşünmüştüm. Acaba bu kadar sevmek de mi
kötü bir şey getiriyor yani böyle ağrılıkta daha zorlaşıyor. Ya bu anne baba da olabilir belki ama işte ben daha çok anne konuştuğum için. Sizce bu doğru bir şey mi yani gerçekten 7 yaşında bir ilişkinin bir nevi kesilmesi mi gerekiyor? Bence acaba kontrolün mü yani o şeyin üstüne çok düşme gibi bir şeyden bahsediyor düşündüm ben.
Çünkü hani o da bir bireyselleşmeye başlıyor çocukta ve ona belki şey anlamında demiş olabilir diye düşünüyorum. Hani ona da bir alan tanımak, yani bir özgürlük tanımak. Ama sevmek hiçbir zaman kötü değil. Bence hayatınız boyunca sevebildiğiniz kadar sevenin. Yani kimsenin de böyle bir şey dememesi gerektiğini düşünüyorum. Ben sevmek çok güzel bir şey. Onun da bir yaş sınırı kesinlikle yok. Ama belli bir yaştan sonra evet çocuğu da sürekli çocuk gibi davranıp, onun adına karar verip, işte her şeyi böyle belki onun o özelliğini limitleyip, Hep onun adına hani ben karar vereceğim, ben annemin tarzı davranış sergilemek yerine biraz daha o çocuğu özgür bırakabilmek belki o noktadan sonra. Yani kendi kararlarına da belli bir çerçeve içinde, ona bir çerçeve çizip o çerçeve içinde kendi kararlarına verebileceğini söylemek. Bence daha doğrusu bu olabilir.
Öncelikle teşekkürler. Çok güzel bir etkinlikti. Dediğiniz gibi main caregiverla yaptığımız bağ aslında bizim de attachment tarzımız etkiliyor. Benim main caregiver'üm annemdi. Ama aynı zamanda iki ebeveynimiz var. Yani annem ve baba. Babanın eksikliği veya babanın genelde orada olmaması bizim de attachment şeklimizi etkilemiyor mu?
Babayla ilişkimiz de kesinlikle gelecek ilişkilerimizi çok etkiliyor. Hatta kızlar hep böyle vardı öyle bir şey. Babasıyla yaralı ilişkiler olan kızlar genelde böyle hep bir babasını bulma eğilim bahsedilirdi zaten. Babayla ilişkilerimiz de tabii ki çok önemli. Hatta babanın önemi çok daha fazla konuşuluyor artık bence son yıllarda eskiye göre. Eskiden daha az önemi varmış gibi düşünülürdü. Ama babadan gördüğümüz davranışlar, babayla annenin davranışı da çok önemli mesela ev içinde. Yani biz bir ilişki modelini ilk kez onlardan görüyoruz aslında.
O da çok önemli o yüzden. Gelecek ilişkilerimiz için. Mesela böyle kötü bir evliliğin içinde yaşayan bir çocuksak... ...kaygı duymamız çok normal. İleride evlenmekten, biriyle ciddi ilişkiye girmekten. Yani babamızın tavırları hem bize karşı hem annemize karşı genel tavırları önemli o yüzden. Peki bunun üzerine yapılmış bir teori var mı? Çünkü bahsettiğimiz çoğu teori...
Main caregiver üstünde yani bu tabloda anne ve benim ilişkim üzerine yaşadığım gelecek sıkıntılarından bahsediyor. Fakat babanın eksikliği tarafından pek bir terörü yok sanırım. Yani evet bu bağlanma kuramı gibi şimdi bugün en çok kabul ettiğimiz kuram bu diyoruz. Bu arada bu da anne üzerinden bir kuram değil. Bakım veren üzerinden yani annesi olmayan bir çocukta hani doğumda kaybetmişse annesini
onun bakım veren baba da olabilir ya da anneanne de olabilir yani herhangi bir başkası da olabilir. Bu daha o anlamda bir teori ama evet bizim toplumumuzda özellikle annedir zaten genelde. İdeal olan daha çok böyledir yani hani şu an. Ama baba üzerine de birçok araştırma, birçok konu yani bütün aile dinamiği üstüne tabii ki var. Babalarıyla olan ilişkiler üstüne birçok bugüne kadar konuşulmuş, yapılmış araştırma var. Dediğiniz gibi terapide zaten hepsi ele alınıyor. Bütün ilişkiler, şema terapide de anne de
Baba da soruluyor. İkisi de yani eşit oranda, ikisiyle de ilişkilerin ne durumda olduğuna bakılıyor zaten. Oradan tekrar, çünkü hepsi zihnimizde bize bir örüntüler oluşturuyor. Evet, gelecek ilişkilerimizde biz bunları tekrarlamaya devam ediyoruz. Bu doğru. Merhaba. Benim küçük bir bebeğim var, bir buçuk yaşında. Biz onun bakımını anne ve baba olarak eşit olarak dağılmış şekilde üstleniyoruz.
Ama bu doğru mu değil mi? Kafamı karıştırıyor. Yani genel toplumdaki algıyı hepimiz biliyoruz. Bazen çocuğumun kafası karışıyormuş gibi geliyor. Yani çünkü genelde çocuğa bir kişi daha yoğun emek verir ve onun bakımını üstlenir. Bu doğru bir şey mi? Anne ve babanın eşit olarak rolleri bölüşmesi ve tamamen çocuğun aklına ilk gelen kişinin anne ya da baba olmaması onun hayatını etkiler mi? Mesela bir şeye ihtiyacı olduğu zaman genel olarak yetiştirilen kişi bakım verenine gider. Ama ben böyle gözlenmediğimde çocuğumun annesi ve babası arasında kafasının karıştığını görüyorum.
Yani örnek veriyorum, uykudan uyandığı zaman... ...işte sadece annesini istemesi ya da işte dışarı çıkacakken sadece babasını istemesi... ...ve bunun tam tersi olduğunda çok aşırı tepkiler vermesi beni biraz... ...acaba yanlış mı yapıyorum'a yönlendiriyor.
Belki size öyle roller atfetti. O zaman yani siz aslında uykudan uyandığında belki siz misiniz bakan ve dışarıya çıkaran daha çok babası mı? Yani belki bu rolleri böyle sizlere kafasında böyle kurduğu için de olabilir. Bence ama hem iki ebeveyn tarafından da bu kadar sevilip ilgi görüyor olmasında bir sakınca olduğunu düşünmüyorum ben ama bu dönemde belki size bazı rolleri belirlemiş olabilir. Eğer hep aynı şeyleri
Siz yapıyorsanız ve aynı şeyleri babası yapıyorsa, yani onun için kafasında dışarıya belki oyuna babayla gidilir o saatte gibi bir kurgu oturmuş olabilir belki. Yani bunları değiştirmek ona zarar vermez o zaman. Çünkü onun için bir alışkanlık bu. Ama arada bir bunun da değişebileceğini, bazen sizin götürebileceğinizi, bazen uyanda babasının bakabileceğini alıştırmanıza da bir sakınca yok bence.
Bir soru daha sormak istiyorum. Şimdi çocuğumla böyle güvenli bağ oluşturmak için çok çabalıyorum. Doğduğumdan beri zaten ben ve babası dışında hiç kimse ilgilenmedi ve hep bizim ilgimiz onun üzerindeydi. Ama şu an ya o kadar kendimi ve onu alıştırdığımı hissediyorum ki... ...kendim için böyle bir şeyler yapmak istediğimde bu bana biraz vicdan azabı vermeye başladı. Mesela en basiti buraya gelmek bile. Ondan ayrılıyorum işte belli. Onu yalnız bırakıyorum ya da kendim için bir şey yapıyorum. Bunun ona bir faydası var mı yok mu? Bu beni üzmeye başladı. Bunu nasıl aşabilirim?
Yani şöyle bir şey var. Aslında çocuklarla, bunu ben ilk çocuğum olduğunu duyduğumda bana çok iyi gelmişti. Çocuklarla geçirdiğim vakit, süresel olarak, yani quantity değil, kalite yani orada. Yani geçirdiğin süre değil, kaç saat geçirdiğin değil, çocuk kaliteli zamanı hatırlar ileride diye.
Yani bir çocuğun yanında 10 saat tutturabilirsiniz ama 10 saat zaten o ilgiyi vermeyeceksiniz. Muhtemelen sabrınız da azalacak bir noktadan sonra. Ama o çocukla mesela çalışan bir yerine iseniz belki 2 saat geçebileceksiniz çocuğunuza ama çok daha kaliteli zaman geçebilirsiniz. Bu çocuk için daha değerlidir aslında. O yüzden burada sizin zihninizde oluşan şey, siz bir yerlere gidebilirsiniz. Güvenli bağlanma kurmak için onu hiç bırakmayacaksınız anlamına gelmiyor bu. Orada olduğunuz süre içinde o bağ oluşacak zaten. Yoksa orada olmadığınız zamanlar tabii ki olacak. Bu o yüzden sizinle ilgili bir durum aslında. Burada kendinizle ilgili bir çalışma gerekiyor. Kendinizi küçük küçük zamanlar ayırmaya başlayabilirsiniz dışarı çıkmak için. Bugün bu kadar süre çıkacağım, geliyorum. Küçük küçük ödevler vermek gibi. Kendi zihninizde o sesi duyduğunuzda o yargılayan. Hayır gerçeği bu, doğrusu bu. Ben bunu yapabilirim. Ben bugün kendime şu kadar zaman ayırabilirim diyebilirsiniz. Çünkü bunu da yapmanız gerekiyor bir noktada.
Siz mutluysanız bebek mutlu, siz mutluysanız aile mutlu çünkü. O yüzden kendinize de o zamanı vermeniz gerekiyor. O zihindeki şeyi de kırmak için bence bir anda hani tamamen bırakıp belki tatile gitmek değil ama küçük küçük böyle ödevlerle kendinize bir şeyler belirleyip öyle ilerleyebilirsiniz. Öncelikle çok teşekkür ediyorum ben de konuşmalar için, paylaşımlarınız için. Çok merak ettiğim bir konu bu. Şimdi özellikle yaşadığımız bu zamanda insanın iyiye yatkınlığı var mı? Yani insan doğduğunda iyi ya da kötü doğar ya da mesela yaşam onu bir şekilde kötüye çevirmiş olabilir ama iyiye yatkın mıdır? Bunun aslında farklı cevapları olduğunu da biliyorum. Farklı düşünceler var ama şu an sizin bulunduğunuz yerden
Neye daha yatkın buluyorsunuz kendinizi? Onu merak ediyorum. Ben şey diye düşünürüm, bence iyi de kötü de herkesin içinde var. Ve birazcık böyle, evet, bu nature nurture olayı da var. Yani bir ailede doğuyoruz. Herkesin bir yatkınlığı var doğduğunda, bir mizacı var. Üstüne de bir aile, bir içinden geçtiğimiz eğitim, toplum, arkadaşlar, her şey bizi şekillendirmede büyük rol oynuyor. Başımıza gelenler. Evet, şimdi yani çok acı şimdi. Bu iki tarafında savaşı görüyoruz mesela. Gerçekten hani hepimizin psikolojisi de bozuluyor gördükçe. Burada
O çocuklar o savaşın içinde hani sonrasında öcü almak istemeyecekler mi onu yaşarken? Hani burada iyilik kötülükten ziyade biraz böyle şeyler de var. İnsanların hani başına gelenler de bir şeyleri tetikliyor bence hayatta. Şöyle bir eski hikaye vardı hani iki kurt savaşır. Hangisi kazanacak peki derler. Hangisini beslersen o kazanacak. Yani biraz bence iyilik kötülükte de böyle bir şey var. Başımıza gelenler de buna sebep olabiliyor. Bir mizahçı da var bence. Küçüklükten itibaren şeyi de görebiliyoruz. Hani çocukların biri böyle daha... Hani biri daha naif ve yumuşak olduğunu, birinin daha sert olabileceğini, daha çok kızabileceğini, bunları görüyoruz çocuklar arasında da, çok küçükler, bebeklerde bile görebiliyoruz ama genel olarak bence hem yetiştirilen ortamın da bir beslemesi onu, ne tarafa doğru yönlendireceği, gördüğü idoller etrafında onu yetiştirenler, yani birçok şeyin etkisi var bence ama kimse %100 kötü yok, kimse de %100 iyi değil. Herkes her an kötü olabilir, herkes her an biraz daha iyileşebilir bence.
Çok keyifliydi. Teşekkürler. Paylaşmamı istediniz. Bölümler varsa onları da aklımda tutayım sonra not alayım. Onları da konuşuruz o zaman.
İşte böyle, dinleyicilerimle güzel konuları, güzel soruları konuştuğumuz keyifli bir gündü. Eminim senin de aklında sormak istediğin soruların vardır. Umuyorum bir dahakine sen de orada olabilirsin. Yakın gelecekte buna fırsat bulamazsak da belki bu soru cevapları yapabileceğimiz başka bir yolda buluruz. Bunu da biraz düşüneceğim. Keyifli oluyor çünkü sizlerden soru alıp cevaplamak, onların üzerine düşünmek.
Peki, bir sonraki patikada buluşana dek kendini, karşındakini, ilişkilerini analiz edebildiğin, farkındalıkla sevebildiğin, tatmin edici, anlamlı bir hayat dilerim. Görüşmek üzere!
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.