
2.882 kelime · ~14 dk okuma
İnsanın kendini anlaması, bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. PodB Medya ile beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz.
Merhaba. Geçen haftaki bölümde çocukluk deneyimlerimiz, bugünkü ilişkilerimiz nasıl etkiler başlığı üzerinden... ...bağlanma stillerinin ne olduğunu, nasıl geliştiklerini, temel özelliklerini anlatmıştım. Eğer dinlemediysen bu bölümden önce geçen haftanın bölümünü dinleyebilirsin. Bu bölümde de bir önceki bölüme sığdıramadığımız iki farklı konumuz var şimdi.
İlk olarak, bir ilişki içindeyken bağlanma kuramından nasıl faydalanabilirsin, partnerinle iletişimini nasıl daha sağlıklı bir boyutta çekebilirsin, bunu konuşalım istiyorum. Burada özellikle partnerin bağlanma stilini tespit ettiğini ve onunla daha iyi bir iletişim yolu aradığını varsayıyorum. Daha sonra ise bağlanma stilleri değişebilir mi ya da nasıl değişir sorusunda yanlaşacağım. Çünkü çoğu insan bağlanma kuramını öğrendiğinde, peki böyleyim ama değişik olmadığı var mı türünden sorular soruyorlar haliyle. Senin de hakkında böyle sorular oluşmuş olması muhtemel. O yüzden bunların ikisi de önemli sorular. İlk soruyla başlıyorum.
Bağlanma kuramı özellikle uyumlu, huzurlu, doyurucu bir ilişki söz konusu olduğunda daha da büyük anlam kazanıyor. Çünkü farklı bağlanma stillerine sahip kişilerin farklı davranış kalıpları, farklı beklentileri, farklı ihtiyaçları var. Eğer sevgilinin, partnerinin bu ihtiyaçlarının farkında olmazsan veya o senin ihtiyaçlarının farkında olmazsa anlaşmazlıklar yaşamanız çok mümkün. Ve tabii ki çok büyük çözülemeyen anlaşmazlıklar yaşamamak adına, ya da onları daha az indirgemek için değil, birbirimizin şemalarına göre ihtiyaçlarını anlamak ve karşılamak çok önemli. İşte burada hedeflediğimiz şekilde partnerimizin bağlanma tarzına uygun şekilde yanıt verme sürecine psikolog Jeffrey Simpson ve Stephen Rawls partner buffering, yani partner tamponlaması diyor. Bunu uyguladığımızda partnerimizin sıkıntısı hafifliyor ve ilişkideki çatışmaları da çözebiliyoruz bir şekilde.
Diyelim ki kendi bağlanma stilini tespit etti şimdiye kadar konuştuklarımız üzerinden. Hatta partnerinin bağlanma stilini de az çok anladığını düşünüyorsun artık. Simpson ve Rosen dediği gibi bu tamponlamayı, yani onun isteklerini, davranışlarını, iletişim tarzını daha iyi anlamak için neler yapabilirsin? Önce o zaman kaçıngan bir partnerle neler yapabilirsin, neler yapsan daha iyi olur, oradan başlayayım.
Kaçıngan bağlanmaya sahip biri, ilişkisinde belli duvarlara sahip olabilir, duygusal açıdan mesafeli olabilir. Öncelikle bunun normal olduğunu bilmen önemli. Çünkü bu aslında onun kendini koruma mekanizması. Seninle ilgili bir durum yok burada yani. İşte onlar tehdit altında hissettiklerinde, mesela bir tartışmanın ortasında olabilir bu, kullandıkları başa çıkma stratejileri de yine bu mesafeyle ilgili.
Böyle bir durumda partnerin bir tartışmanın ortasındayken kendisini kapatabilir. Seninle arasında mesafe koyabilir. Soğuk, umursamaz görünebilir sana karşı. Burada hatırlaman gereken şey, bunun gerçekten umursamadığı anlamına gelmediği. Bu soğukluk, umursamaz duruş, kendini başkalarına kapaması, kaçından bağlanma stiline sahip kişinin çocukluktan beri kendisini acıdan korumak için öğrendiği şeyler.
Duygusal acıdan korunmak için duygularını kapatman gerek diyor bilinçaltı ona. Bu yüzden de işte seni veya aranızda olan birini umursamadığını göstermiyor bu davranışlar. Kaçıngan bir partnerin varsa onda bu korunma stratejilerini gözlemleyebilirsin. Mesela stresli zamanlarda savunmacı davranabilir, sorun hakkında konuşmaktan kaçınabilir, fiziksel teması durdurabilir. Bu yüzden özellikle tartışma, çatışma anlarında kaçıngan partnerle iletişim kurmak gerçekten zordur. Çünkü tam aksine böyle zamanlarda iletişim kanallarını kapatır onlar.
Bunun için de sana birkaç iletişim stratejisi sıralayabilirim. Mesela ilk adım olarak iletişimini yumuşatmayı deneyebilirsin. Araştırmalar bize tartışma sırasında yumuşak iletişim kurmanın kaçıngan partnerler üzerinde sakinleştirici bir etkisi olduğunu gösteriyor. Yani sadece kendi alanını savunduğun hararetli bir tartışma yerine partnerinin duygularını, bakış açısını da anladığını gösterdiğin, bana güvenebilirsin işareti veren bir iletişim kurmayı deneyebilirsin.
Böyle bir iletişimle sürdürülen tartışma kaçıngan partner için daha az tehdit edici algılanır ve muhtemelen sana karşı da daha az savunucu bir tepkiyle yaklaşacaktır. İkinci adıma partnerini suçlamaktan kaçınmak diyeceğim. Kaçıngan bağlanan kişilerin ilişki içinde soğuk, duyarsız, umursamaz görünebildiklerini söylemiştim. Böyle durumlarda içinden eğer beni gerçekten önemseseydi, böyle davranmazdı veya değişirdi gibi cümleler geçebilir. Partnerini suçlamak, suçluluk duygusuyla bir şeyler yapmasını beklemek de tabii ki olası. Ama bunlar çoğu zaman kaçıngan kişi üzerine ters etkiye sebep olur.
Suçluluk duygusuyla olumlu davranışa yönelmek yerine kaçıngan kişi bu sorumluluğu ve kontrolü boğucu bulabilir. Bu yüzden suçluluk duyguları tetiklendiğinde ilişkiyi bir yük olarak görüp uzaklaşmaya çalışabilirler. Kaçıngan kişilerin güvenli sığınırları olan bağımsızlığını arayabilirler yani tekrardan. Üçüncü ve son önerim de partnerini alan tanıman olacak. Çünkü kaçıngan bağlanma stiline sahip bir partner özellikle tartışmalar sırasında yalnız kalmaya ihtiyaç duyabilir.
duygularını bırak ifade etmeyi, kabul etmekte bile zorlanabildiği zamanlar olabilir. Böyle zamanlarda yalnız kalıp olayın üzerine düşünmeye ihtiyacı olur genellikle. Bu yüzden partnerin kaçın kalmasa ve bir anlaşmazlık yaşıyorsanız, biraz kendi duygu ve düşüncelerinizle yalnız kalabileceğiniz alanlar yaratmayı deneyebilirsin. Bunun birkaç da avantajı var aslında. Hem sakinleşip daha sağlıklı bir iletişim kurmak mümkün olur böylelikle, hem de kendi duygularını da kriz anlarında kontrol edebildiğini gösterir partnerine.
Böylece karşındaki de stresli anlarda daha az boğulmuş hissedecektir muhtemelen. Tüm bunların dışında partnerin kaçıngansa, onun bazı pozitif özelliklerini görüp kendi içinde takdir edebilirsin. Mesela kaçıngan kişiler senin özgürlüğüne de saygı duyarlar. Talepler değildirler, yoğun bir ilişki yerine daha rahat bir ilişkiye çıktırırlar çünkü sürekli ilgi istemezler.
Bağımsızdırlar ve bireyseldirler. Senin de sınırlarını dikkate alır ve bu sınırlara saygı duyarlar. Genellikle kendileri hakkında olumlu bir görüşe sahip olurlar ve kendilerinden emin ve kontrollüdürler. Olumsuz bir perspektiften basitçe ilgisizlik olarak algılayabileceğin özellikler aslında partnerin güçlü tarafları da olabilir. Mesela sen de ilişkide özgürlüğünü ve sınırlarına önem veren biriysen, kaçıngan bir partnerle çok uyumlu bir ilişki sürdürmen de gayet mümkün.
Peki, gelelim kaygılı partnere. Böyle bir partnerin varsa ilişkinizi nasıl daha iyi götürebilirsin sorumuz. Öncelikle kaygılı bağlanma stiline sahip olan kişiler kaçınganın aksine romantik anlamda fazlasıyla yakın bir ilişkin yoğun şekilde arzularlar. Ama yine de ilişki onun için stresli ve kaygı uyandırıcı da olabilir. Çünkü böyle bir partner çoğu zaman terk edilme ve reddedilme korkusu yaşar.
Bu da onlar için tahmin edersin ki oldukça zor bir duygu. Çünkü zaten benlik algıları ve öz değerleri konusunda bir mücadele veren insanlar bunlar. Bir de kaygılı bağlanan kişilerin genellikle partnerlerinin onları kendileri kadar sevmedikleri konusunda endişelenmeleri yaygındır epey. O beni benim onu sevdiğim kadar sevmiyor diye düşünürler yani. Ve zaten onların ilişki paradoksu da genellikle burada başlıyor. Bu endişe kaygılı bağlanan partneri giderek daha boğucu, daha muhtaç görünen birine çevirebiliyor. Talepler ve ona ihtiyacı giderek artarsa da ilişkilerine karşısındaki kişiyi yorabiliyorlar, sinirlendirebiliyorlar, ilişkiden soğumasına neden olabiliyorlar. Bu da tabii kaygılı kişide yine terk edilme korkularını tetikliyor ve karşılanamayan bir ihtiyaçlar döngüsü çıkıyor ortaya.
Çünkü istiyaçlarına gerektiği şekilde yanıt verilmemesi, onda sevilmeye layık olmadığının teyidi olarak algılanabiliyor. Peki o zaman, kaygılı bağlanmaya sahip bir partnerin varsa, ne yapabilirsin bu durumda, nasıl davranabilirsin? Öncelikle ilk adım sabırlı, şefkatli ama en çok da tutarlı olmaktan geçiyor. Kaygılı bağlanma stili bu kişinin duygu durumunda dalgalanmalar anlamına gelir biraz da çünkü. Bir önceki bölümde anlatmıştım, bu tür bağlanma stili genellikle ebeveynlerin tutarsız davranışları nedeniyle oluşuyor. Sözleriyle yaptıkları birbirini tutmayan veya bir günüyle öteki günü birbirini tutmayan, duygusal stabiliteye sahip olmayan ebeveynler, duygusal stabilitede sarsılmış, kaygılı çocuklar yetiştiriyorlar genelde.
Bu yüzden kaygılı bir partnerin varsa senin ruh haline, duygu durumuna aşırı duyarlı olabilir. Ve bir şekilde verdiğin bir sözü tutmadın diyelim, bu senin için ne kadar basit olursa olsun tutulmayan sözlere aşırı tepki verebilirler. Yani partnerinin kaygısını tetiklememek adına... ...ilişkide tutarlı olman çok önemli bu durumda. Verdiğin sözleri tutman, tutamayacağın sözleri ise vermemen gerekiyor... ...kaygılı bir partnerleyken. Aslında işin özü kimseyleyken bunu yapmamak lazım pek tabii de... ...ama özellikle kaygılı bir partnerle buna daha da dikkat etmek gerekiyor. Tabii burada partnerin o klasik kaygısıyla... ...sana neden bana bunun sözünü vermiyorsun diyebilir. Bu yüzden kendini açık bir şekilde anlatmayı... ...neyin neden mümkün olmadığını net bir şekilde açıklamayı denemen gerekir.
İkinci adıma gelelim. Onun ihtiyaçlarını görmek, o ihtiyaçlara duyarlı olmak. İlki ihtiyacına karşılık dikkatini daha fazla ona vermen, onun kaygılarını dindirmene, bir güven ortamı yaratmana yardımcı olabilir. Çünkü kaygılı bağlanan kişiler kabul edilmeyi, yakınlığı, takdir edilmeyi, bakımı ve desteği arzular. Tüm arzuları doyurmak başta korkutucu gibi görünse de aslında çok basit bazı alışkanlıklar edinip bu arzuları doyurmak mümkün. Ne gibi mesela?
Sevgini sözlü olarak ifade edebilirsin ara ara. Veya senin için değerli olduğunu yalnızca sözlerine değil, aldığın ufak bir hediyeyle, bir çiçekle mesela veya bir davranışınla da gösterebilirsin. Kaygılı bir partnerin varsa sürekli sevildiğine dair bir güvence araması muhtemel. O bunu dile getirmeden, senin edindiğin bazı alışkanlıklarla bu ihtiyaçlarını gidermen, onun da kaygılarını zaman içinde azaltabilir. Son olarak, ne gibi davranışların kaygılı bir partneri tetikleyebileceğine birkaç örnek vereyim.
Ona karşı uzak mesafeli davranırsan, doğum günü, yıldönümü gibi sembolik günleri unutursan, bir başkasına karşı çok yakın davranırsan, ki terk edilmekten korkarlar ve kıskanırlar böyle durumlarda, eve sürekli geç gelir, onu habersiz bırakır, aramalarına, mesajlarına geri dönmezsen, Bir kadın açısından düşünürsek, yeni bir elbise aldığında, saçını değiştirdiğinde, üzerinde dikkat çekici bir değişiklik olduğunda bunu fark etmezsen, randevuyu, buluşmayı iptal edersen, kaygılı partnerin sana karşı öfkelenebilir. Tabii ki sen de insansın. Bunlardan birini veya birkaçını yapabilirsin dönemden. Bu gibi durumlardaysa açık iletişim elindeki en önemli araç.
Yani aranızda bunları konuşmanız, sizler için bazı olayların ne ifade ettiğini masaya yatırmanız önemli. O halde ikinci konumuza geçmeden önce şunu sorayım. Sen burada öğrendiklerinin ilişkilerine nasıl davranmayı, ne yapmayı planlıyorsun? Bu arada unutmadan burada partnerine karşı nasıl davranabilirsin diye konuştuğumuz her şeyi kendi ihtiyaçlarını anlamada da kullanabilirsin.
Gelelim şimdi ikinci konumuza. Çocukluğumuzda annemizle ilişkimizin yapısı üzerinden belli bağlanma stilleri yerleşir. Ve tüm bundan gelecekte nasıl biri olduğumuzu, dünyaya, diğer insanlara nasıl baktığımızı, ilişkilerimize nelere ihtiyaç duyduğumuzu, neler beklediğimizi, nelerden hoşlanmadığımızı, Nasıl davrandığımızı belirler dedim şimdiye kadar. Eğer şimdiye kadar anlattıklarım üzerinden kendinde bir güvensiz bağlanma yapısı, yani bu kaçıngan da olabilir, kaygılı da olabilir, düzensiz de olabilir, yani bunu görmüşsen aklında canlanan o soruyu biliyorum. Peki bu değişebilir mi? Değiştirebilir miyim? Kaçıngan bağlanıyorum, kaygılı bağlanıyorum, güvenli bağlanmayı öğrenebilir miyim? olacak muhtemelen bu soru.
Bağlanma kuramı ne zaman derslerde anlatılsa öğrenciler genellikle bunu sorarlar. Çünkü, yani, peki hocam hiç umut var mı gibi bir soru gelir. Muhtemelen çocuklukta yerleşen bir yapı olduğu için çoğu zaman olmuş bitmiş artık yapacak bir şey yok gibi bir ümitsizlikle yaklaşabiliyoruz bu tarz konulara. Peki o zaman, bağlanma stilleri değişebilir mi? Kısa cevabı vereyim. Evet, değişebilir. Uzun cevap ise, bunun emek, zaman isteyen bir süreç olmasıyla ilgili aslında. İngilizcede unlearn diye bir kelime var. Bunun tam Türkçe karşılığı yok aslında. Yani öğrendiğim şeyi silme, sıfırlama, unutma diyebiliriz.
Ama bir çabaya gönderme yapıyor bu unlearn kelimesi. Yani bir şeyi öğrenmek ama tersine öğrenmek gibi bir şey. Kovayı doldurmadan önce boşaltmak gibi. Ve bir şeyi tersine öğrenmek kolay bir şey değil. Emek ve zaman isteyen bir durum. Şimdi, ilk önce bilmen gereken şey şu ki, bağlanma stilleri sandığın kadar sabit değil. Bu yüzden de bağlanma stillerinde nereye dahil olduğunu bilmen için, bağlanma stillerini bir spektrum gibi düşünmen gerekiyor. Ne demek spektrum gibi düşünmek?
Mesela ben senden daha kaçıngan olabilirim ama bir başkasına göre daha güvenli bağlanan biriyimdir. Veya sen birine göre daha kaygılı olabilirsin ama öyle biri vardır ki aşırı kaygılı, ona göre güvenli bağlanma stiline sahipsindir. Yani her bir bağlanma stilini sabit kategoriler olarak değil, birer spektrumu ifade eden şemsiyeler olarak görmek daha makul. Yani kaygılı alanı kapsayan bir düzlemde. Mesela spektrumun daha solunda ya da daha sağında olabiliriz. Daha kaygılı, daha az kaygılı, daha fazla kaygılı olabiliriz. Her kaygılı bağlanan kişi tepkilerini aynı yoğunlukta yaşamıyor tabii ki. İkincisi öğrenmek istediğim de farklı türden ilişkilerde, farklı türden insanlarla farklı bağlanma özellikleri göstermen mümkün.
Ne demek istiyorum? Güvenli bağlanan bir partnerle sabit ve uzun bir ilişkide daha çok güvenli bağlanma davranışları gösterirken, ilişkiye başlayalı 2-3 ay olmuş kaçıngan bir partnerle kaygılı bağlanma davranışları bir ihtiyaçları gösterebilirsin. Çünkü ilişkilerimizle biz de her şeyden yalıtılmış bir ortamda şekillenmeyiz. Her ilişkinin de bir bağlamı vardır. İlişkinin bir tarafı bizse, diğer tarafı da karşımızdakidir.
Ve bu bütün bağlamı da şekillendirir. Dediğim gibi mesela ben kaygılı birisem ve partnerim kaçıngan bir ise, bu karşımdakine sürekli bağımsızlık arayışını, benim de kaygılı bağlanma özelliklerimi tetikleyebilir. Yani farklı insanlarla, farklı ilişki türlerinde, farklı bağlanma stillerine ait özellikler gösterebiliriz hepimiz. Her bağlanma stilinden belli parçalar taşıyabiliriz.
Bu bilgi de bizi üçüncü bir noktaya getiriyor. Çocukluğumuzda temeli atılan bağlanma stilimiz ileride kurduğumuz ilişkileri etkiler. Burası cepte. Ama bu tek yönlü bir ilişkide değil. Çünkü bir yandan da ileride kurduğumuz ilişkiler de bizim bağlanma stilimizi etkiliyor.
Mesela araştırmalar yaş ilerledikçe insanların sağlıklı bağlanmaya daha yakın bir yere geldiğini gösteriyor. Özellikle evlilik güvenli bir ilişki kurmaya resmi bir anlaşmaya bağladığı için uzun süre evli kalan kaygılı bağlanma stiline sahip kişilerin bağlanma kaygıları zaman içinde azalabiliyor araştırmalara göre. Yani kısacası çocukluğumuzda şekillenen bağlanma stilimiz bize ilişkilerimize yönelik bir beklenti seti veriyor ve deneyimlerimiz de beklentilerimizi destekliyor genellikle. Ama bağlanma stilleri yaşamın ilk yılında belirlense de bireyler yeni ilişki deneyimleri yaşadıkça yavaş yavaş değişebiliyorlar.
Yani bazen kurduğum yeni ilişkiler ilişkiye dair beklentilerimi boşa düşürüyor ve bağlanma stilimde değişimlere, kırılmalara yol açabiliyor. Sağlıkla bağlanan bir bireyle ilişkideysen, deyim yerindeyse benim ilişkiye dair bakışımı ve davranışlarımı kalibre eder diyebilirim. Eşine güvenli bir şekilde bağlanan çekingen veya kaygılı bir kişi yavaş yavaş güvensizliklerini hafifletmeyi öğrenebilir. Ama tabi burada güvenli bağlanan diğer eşin bu değişimin gerçekleşmesine yardımcı olmak için çok fazla içgörü emek çaba sarf etmesi gerekir. Yani bu durumda ne yapıyoruz? Özel şekilde kaygılı partnerimize gerekli olduğunu düşündüğümüzden çok daha fazla güvence veriyoruz ve onu o güvende hissettiriyoruz.
Benzer şekilde kaçıngan partnerimizin biraz zaman ve alana ihtiyacı olduğunu da bunun üstüne gitmiyoruz. Bu arada buna ek olarak, yani sağlıkla bağlanma stiline sahip biri de manipülatif olan, işte narsistik, kişilik bozukluğu olan biriyle ilişkideyken bundan zarar görür tabii. Ve sonraki ilişkilerinde eskisine göre daha kaygılı bir yapıya sahip olabilir. Yani bağlanma stilleri zaman ve koşullara bağlı olarak değişebilir.
Bir başka önemli soru, bağlanma stilini kendi isteğinle, bilinçli bir şekilde değiştirmen mümkün mü? Yani güvensiz bağlanan biriyken, güvenli bağlanan biri olmak istiyorsun diyelim. Bunu kişisel çabanla gerçekleştirebilir misin? Bu sorunun kısa cevabı yine evet. Bağlanma stilini bilinçli bir şekilde değiştirmek istiyorsam da, bunun ilk adımı farkındalık.
Yani nasıl bağlandığımın, bağlanma stilimin temel özelliklerinin, duygu ve davranış kalıplarımın bilincinde olmam önemli. Sağlıklı bağlanan insanlarla yaşanan ilişkilerin özelliklerini öğrenmem de yine davranış örüntüleri oluşturmam için önemli bir adım. Yani sonuç olarak yine her zamanki gibi farkındalık en önemli nokta burada. İlk adım olarak farkındalık sahibi olmam hayatımı ilerleyen dönemlerinde kurduğum ilişkileri bağlanma stilimi etkileyebilir.
Ve bu ilişkilerden çok çok önemli bir tanesi de tabii ki terapötik ilişki. Yani psikoterapi sırasında terapistimle kurduğum ilişki. Madem ki bağlanma stili değişebilir, değiştirilebilir konusunu konuşuyoruz, o zaman son olarak psikoterapi ve bağlanma kuramı arasındaki ilişkiyi konuşmak istiyorum. Şimdi, psikoterapiye dışarıdan bakıldığında danışanla terapist arasında sözel bir iletişim görünür sadece. Ama aslında danışanla terapist arasında olan şey sadece konuşmaktan çok daha öte bir ilişki.
ve klinik tedaviden de çok daha derinlere inen bir ilişki bu. Bu hem sandığımızdan çok daha kapsamlı hem de bizim o hayatımızın ilk yıllarında oluşan ilişkilerimize bağ kurmamızı sağlayan bir ilişki türü. Her şeyden önce terapötik ilişki dediğim şey de bir bağlanma ilişkisi çünkü. Çok yakın, mahrem bir ilişki. Günlük hayatta konuşmanın, dile getirmenin mümkün olmadığı, utanç veren konuları masaya koyabildiğimiz bir yer terapi odası. Bu yüzden danışan ve terapist arasında çok samimiyeli, yakın bir ilişki oluşuyor.
Hatta o kadar ki anne ve bebek arasındaki gelişimsel adımlarla bile benzeştirebiliriz bu durumu aslında. Zaten bağlanma kuramının kurucusu John Bowlby de kuramanın bir nevi yakın ilişkiler biliminin başlangıcı olduğunu düşünüyordu. Yani ebeveyn ve çocukların ilişkisini incelersek, terapi odasında danışanla terapist arasında neler olup bittiğini de anlayabiliriz diyordu Bowlby. Hatta bunu psikanalitik, psikodinamik geleneğin neredeyse tamamı söyler aslında. Yani psikoterapi bizim geriye dönerek en eski duygusal bağlarımızı onarmamıza şans tanıyan bir ilişkidir derler. Bunun en önemli nedeni terapistin psikoterapi boyunca danışan için ne anlama geldiğiyle ilgili. İyi bir terapist danışan için geçici bir bağlanma figürü haline gelir. Şefkatli bir annenin işlevini üstlenir. Kaybedilen güveni onların ve güvenliği yeniden sağlar. Peki nasıl yapar bunu?
İyi bir terapist bize en acı verici duyguların da hayatımızda bir yere olduğunu gösterir. Olumsuz durumları tahammül etmeyi öğretir bize. Böylece de karanlık içsel deneyimlerimiz, hislerimiz karşısında dayanıklılık geliştirebiliriz. Mesela utanç ve öfkemizi açığa vurmamız için bizi teşvik eder. Bu hisleri görüldüğümüz ve tanındığımızı hissettirecek şekilde, vurgulu bir şekilde geri yansıtır bize.
Hatta bu duyguların insanca olduğunu, yani ortak insanlığa dair olduğunu, evrimsel süreçte uyumlanma, korunma, hatta hayatta kalma açısından gerekli olduğunu anlatarak bizim için dönüştürür bu duyguların anlamını. En önemlisi, terapist danışanın bağlanma stiliyle beraber terapi odasına getirdiği beklentilerin dışında davranır. Ne demek istiyorum burada? Mesela kaygılı bağlanma stiline sahipse, günlük hayatımda kırılgan ve bağımlılık belirtisi gösteren davranışlarda bulunabilirim ve diğer insanlar da beni bu konuda yatıştırabilirler. Gereğinden fazla ilgi istediğimde mesela, bu gereğinden fazla ilgiyi bana verebilirler.
Ama iyi bir terapist, aşırı olan beklentilerimin farkına varır ve kaygılarıma karşı şefkatle yaklaşsa bile bunları beslemez. İyi hissetmem için beni, deyim yerindeyse, pışpışlamaz yani. Böylece de kaygılı beklentilerimi ve davranış kalıplarımı bir şekilde kırılmaya uğratır. Kısacası, bağlanma kuramının kelime dağıcıyla söylersem, terapatik ilişki içinde terapist, danışman için bir güvenli üs oluşturur.
Bu güvenli üstle kurduğumuz ilişki, o ilk ilişkimizin şemasını simüle ettiği için ve çok yakın bir ilişki olduğu için aslında bağlanma stilimizle çalışırız terapi odasında. Ve bu yüzden psikoterapi bağlanmaya dair kalıplarımızı yeniden düzenleyebilen, değiştirebilen bir süreçtir diyebilirim. Peki, bu bölümün sonuna gelirken, şu ana dek dinlediklerinin tamamı üzerinde ufak bir düşün istiyorum. Etrafındaki insanları getir aklına mesela, yakın ilişki kurduğun insanları. Onlarla ilişkin ne tür kaygılar, ne tür davranış kalıpları, hangi bağlanma silini çağrıştırıyor sana? Güvenli, kaçıngan, kaygılı, düzensiz, yakın ilişkide bulunduğun kimseler de bu stillerden herhangi biri olabilir.
Peki bundan sonra onlarla kurduğun iletişimde nelere dikkat edeceksin? Belki tüm bunların üzerine düşünüp deftere yazarak kendine geleceğe dair notlar hazırlarsın. Olur da kaygılı veya kaçıngan bir partnerlesindir veya bir arkadaşınla bir tartışmada sıkışmış hissedersin. Böyle durumlarda kendine aldığın notları okuman sana iyi gelebilir, bir yol haritası sunabilir.
Peki, o zaman bir sonraki patikada birlikte yürüyene dek hayatta sana kendini güvende hissettiren, iyi gelen, tutarlı insanlarla çevrili olmanı dilerim. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.