Podcast

329: Trend Spor: Ballon d’Or Messi'nin Hakkı Mıydı?

Trend Topic

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Trend Spor'da bu hafta Lionel Messi’nin Ballon d’Or’u kazanmasını ve Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş'ın ligde aldığı sonuçları değerlendirdik. Ayrıca Ergin Ataman’ın Panathinaikos ile Olympiakos'u mağlup etmesine de değindik. Keyifli dinlemeler!



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.405 kelime · ~17 dk okuma

Trenspor'dan herkese merhabalar. 10. haftayı geride bıraktık ve lider Fenerbahçe kazanmaya devam ediyor. Fakat sakatlıklarla boğuşuyor. Galatasaray'da şampiyonlar ligi ve lig arasındaki performans farkları konuşuluyor. Beşiktaş'ta hangi oyuncularla yola devam edilecek bunlar konuşuluyor. Avrupa Futbolu'nda ise balondör ödülleri dağıtıldı. Tüm bunları konuşacağız. Başlayalım.

Lider Fenerbahçe ile başlıyoruz. Fenerbahçe'de gündem, acı bir gündem. Sakatlık gündemi. Takım bu kadar iyi giderken, dolu dizgin galibiyet serileri devam ederken... İşte 19'da 19 oldu biliyorsunuz. Müthiş bir seri. Bunu Avrupa'da sadece böyle bir Galler takımı falan başarmış. 27 galibiyetleri var ama Galler Ligi'nin de seviyesi malum. Hani acayip bir rekor. Ve Pendik karşısında da 5-0'lık galibiyet geldi ama Fenerbahçeliler böyle galibiyetin tadını çıkaramadı. Çünkü ard arda sakatlık haberleri de geldi ve beklenenden de daha ciddi gözüküyor maalesef bu sakatlıklar. Zaten ilk 7 dakikada Bekao ve Fred sakatlanmıştı. Fred hemen çıktı ve Bekao da devre arasında oyundan çıkmıştı.

Maç sonunda yapılan açıklamalarda beka onun sakatlığının o kadar ciddi olmayabileceği söyleniyordu. Fakat düşünülenden daha ciddi olabilir. Şimdi bazı Fenerbahçeli yorumculara ve muhabirlere, haber müdürlerine falan baktım. Bir sosyal medyada vitar attım. Şimdi böyle net ifadeler kullanmak istemiyorlar. Ama iyimser konuşan hiç yok maalesef.

Transkriptin tamamını oku

BKO'nun ameliyat olursa eğer 3 aya kadar olmama ihtimali söz konusu. Şimdi durum şöyle, BKO'nun zarar gören kas bölgesinde kan birikmiş ve bu Sercan Hamzaoğlu'nun haberi. Bu kan dağıldıktan sonra 48 saat sonra tekrar bir inceleme yapılacak ve duruma göre eğer sadece zedelenme ise 2 haftayla atlatılabilir. Ama yırtık varsa, ameliyat olursa işte 3 aya kadar sakatlık süreci olabileceğini söylüyorlar. Cüneyt Kaşeler'in de böyle bir

Yorumu var. Cicu'nun durumu biliyorsunuz o daha önce sakatlanmıştı. Cicu'da ameliyat olursa 6-8 hafta aralığında yok deniyor. Yani bir sonraki milli arayı, aralık ortasını, aralık sonlarını da bulma ihtimali söz konusu. Eğer ameliyat olmazsa da nüksedebilir diyorlar daha sonra bu sakatlığı. Serdar Aziz biliyorsunuz ameliyat olmuştu. Onun da 1-2 ayı var gibi gözüküyor. Fred ise daha kısa süren bir sakatlık durumundan bahsediliyor Fred için. 2 hafta yok deniyor. 2 hafta yok demek zaten milli ara sonrası dönüş demek. Biliyorsunuz şimdi bir sonraki bu önümüzdeki hafta sonunda bir maç oynanıyor. Ondan sonraki hafta içinde Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş Avrupa maçlarını oynayacak. Bir sonraki hafta sonunda da 12. hafta sonunda

Son lig maçları oynanacak ve bir milyaraya girilecek. 14 günlük bir milyara daha olacak. Fred'in falan o arada dönmesi bekleniyor. Tabi bu 2 haftalık süreçte önümüzdeki 14 gün Fenerbahçe için zorlu 3 tane maçı gösteriyor. İlk olarak 4 Kasım Cumartesi günü kendi sahasında Fenerbahçe Trabzonspor'u ağırlayacak. Trabzonspor'a da Abdullah Avcı göreve geldi biliyorsunuz. İlk maçlarında çok iyi oyunlar olmasa da puanlar toplamaya ve geçmişte, geçen sezonlarda yaptığı gibi Trabzonspor'a ilk göreve geldiğinde de yine sezon ortası gelmişti ve ilk olarak böyle bir savunmayı kurmaya çalışmıştı. İşte iki tane çakılı altı numara gibi Berat'la Mendy'yi oynatıyor, iki tane fizikli altı numara. biraz daha böyle savunmayı oturtmaya çalışan bir Trabzonspor var. Abdullah Hoca var şu haftalarda. Şimdi onlarla oynayacak Fenerbahçe 4 Kasım Cumartesi günü. Ardından 9 Kasım Perşembe gecesi Ludogores deplasmanına gidecekler ki Ludogores deplasmanı da sert bir deplasman. İklimi gereği Bulgaristan takımının fizik kalitesi de iyiydi. O maç da zor olacak. Ondan sonra da 12 Kasım Pazar günü Adana Demir Spor deplasmanına gidecek Fenerbahçe. Adana Demir Spor'un da tempolu, coşkulu taraftarı ile birlikte

Motive futbolu söz konusu bu iki hafta milyaraya kadar olan süreç Fenerbahçe için gerçekten zorlu geçecek gibi gözüküyor. Fakat bu zorlu geçecek süreç öncesi Fenerbahçe'yi motive eden, gelecek adına iyi hayaller kurduran oyuncular da mevcut. Özellikle Edin Dzeko'nun performansı. Müthiş devam ediyor. Hattrick yaptı. Çok uzun bir süredir Hattrick yapmıyordu. Yaklaşık 10 yıl sonra Hattrick yaptı. En son Manchester City'de yapmıştı. Ve Hattrick dışında da maça çok büyük etki etti. Yani ilk gol ve ikinci golde bile aslında o var. Yani cüssesiyle, rakip kaleciyi korkutmasıyla kendi kalesine gol attı Erdem. İşte ikinci golde topu göremiyor Jacko'dan dolayı.

Hem o kadar cüsseli bir oyuncu olup hem de saha içinde toplu topsuz bu kadar hareketli olması müthiş fark ediyor. 47 kez topla buluştu yine. Orta sahalar kadar topla buluşuyor her defasında ve ben onun için şey diyorum yani Fenerbahçe 5'li orta saha oynuyor. 4-2-3-1'deki 5 orta sahası var. Ama Ceko da bir orta saha kadar oyuna etki ediyor her maç. O yüzden 6'lı orta saha oynuyor aynı zamanda gibi.

Çok etkiliydi ve bazı rekorları da, Süper Lig rekorlarını da kırmış oldu. Rekoru kırdığı isim de çok anlamlı. Lefter Küçükandan Yadis. Lefter'e ait en yaşlı hat-trick yapan Süper Lig oyuncusu olma rekoru. 1962'nin Ekim ayında Vefaspor'a karşı oynanan maçta Lefter, 36 yaşının son günlerinde, 36 yaş 291 günlükken hat-trick yapmış. Edinceko onu 37 yaşındayken kırmış oldu Pendi'ye karşı. İki İstanbul takımına karşı atılmış bu headtricklerde. Onun dışında 2007-2008 sezonundan bugüne ilk defa ilk 10 maçta en çok gol atan oyuncu oldu. Yine Edinceko 10 gol ile Icardi ile gol krallığında yarışıyorlar ve İsmail Kartal da

Aykut Kocaman'ın rekorunu egale etti. İsmail Kartal biliyorsunuz Aykut Kocaman'ın yardımcısıydı o dönemlerde. Aykut Kocaman'ın 2010-11 sezonunda 10 maç üst üste süperlikte galip geldiği bir dönem vardı. İsmail Hoca da 10 süperlik galibiyetiyle, ardı ardı alınmış 10 süperlik galibiyetiyle eski hocasını yakalamış oldu.

Fenerbahçe'de bence Pendik maçında, Cecho'nun performansını ben her hafta konuşuyorum artık üzerinden geçmek şey olmuyor ama Braytos Aysemoğlu'nun ulağanüstü performansını da söylemek lazım. İrfan Can Kahveci'nin de performansını söyleyelim. İrfan Can Kahveci kariyerinin en skorer sezonunu yaşıyor, en golcü sezonunu yaşıyor. Daha 10. haftadan Süper Lig'de 5 gol attı. Avrupa Kupaları'yla birlikte toplam 9 gole ulaştı. En skorer sezonunu geçiriyor. Totalde asist ve gol toplamındaysa

İlk sezonunu henüz geçemedi ama ilk sezonundan sonraki sekiz sezonun en iyi sezonu yani son sekiz sezonun en skorer sezonuna da hem asist hem gol olarak da şimdiden ulaşmış oldu. Üçüncü ligden Gençler Birliği'ne geldiğinde 2014-15 sezonunda daha 20 yaşındaki İrfan Can en skorer sezonunu oynamıştı. Sonraki sekiz sezonda o kadar istediği gibi geçmemişti. Bu sezonsa olağanüstü bir şekilde skorer şekilde devam ediyor. Dokuz gol altı asist oldu. Onu da tebrik ediyorum. Fenerbahçe'de muhtemelen Fred yerine şimdi Zayis oynayacak bu zorlu maçlarda. Hücum yine Zayis dışında bir değişiklik yok. Yani yine Simanskisi, İsmaili, İrfan Can Kahvecisi, Cengiz de döndü sakatlıktan. Tatici ve Cekosu devam ediyor. Hücum yine aslında çok aksamaz diye tahmin ediyorum. Ama savunmada bu sakatlıklardan sonra sağ bekte Osei Samuel, sağ stoperde Samet, sol stoperde Osterwolde ve sol bekte de Ferdi ile devam edecek gibi gözüküyor. Tabii bu sakatlıklar devam ederken

rotasyon yapamayacak olmak ve bu Trabzon, Ludogo Reds, Adana Demir maçlarına aynı savunmacılarla çıkacak olmak da bir yandan risk. Bir de tempolu zor maçlar olacak. Hem de onlardan da bir sakat çıkarsa işleri İsmail Hoca için daha da zor hale getirecek gibi. İsmail Hoca da zaten Pendik maçından sonra bundan yakındı. Yani hep maçların ilk bölümünde sakatlık yaşıyoruz gibi bir ifade kullandı. Tabii şanssızlık da var ama Fenerbahçe gerçekten dolu düzgün devam ediyor. Buradan Galatasaray'a geçelim.

Galatasaray'da gündem değişik, karışık. Çünkü maç performansları da karışık. Yani Süper Lig'deki performansıyla Şampiyonlar Ligi'deki performansı Galatasaray'ın çok farklı. O yüzden hem respor maçında bekleneni veremeyen oyuncular veya oyun eleştirilebilir. Hem de Bayern Münih maçındaki olağanüstü yüksek performans övülüyor. Bu tabi sadece Türkiye'de de övülmüyor. Yani onu da söyleyeyim. Son olarak Luis Kircher bir yazı yazdı. Totalfootballanalysis.com'da yazdı bu yazısını. Ve Türkiye'de de çokça paylaşıldığını gördüm. Bu yazıda Galatasaray'ın Bayern Münih karşısındaki oyun planını inceleyen bir anlatım var. Ve tabi çok çarpıcı istatistikler de yer alıyor yazıda. Bu yazıdan sonra ben de Weisskalt'tan baktım.

Yazıdaki ifade şöyle, 32 tane şampiyonlar ligi takımı var. 32 şampiyonlar ligi takımı arasında PPDA istatistiğinde bir numarada Galatasaray bulunuyor. Daha önceki bölümlerde biraz bahsetmiştim bu PPDA istatistiğinden. Tekrar onu söyleyeyim. PPDA, Purposes Defensive Action açılımı. Şu demek, Türkçesi ve anlatımı şu.

Siz bir defansif aksiyona girişmeden önce, işte bu top kapmak olur, pas kesmek olur, herhangi bir defansif aksiyon yapmadan önce rakibin kaç pas yapmasına izin veriyorsunuz. Açılımı bu. Yani Galatasaray rakibine aman vermiyor. Ben biraz şeyde, Twitter'da Apache'ye benzettim. Apache'ler gibi, Kızılderililer gibi durmaksızın saldırıyor rakibine. Yani rakibinin soluklanmasını, topa basmasını ve pas yapmasını istemiyor Galatasaray. Bastırıyor, müthiş bir baskı kuruyor.

Ve yine Wisecout'taki defansif istatistiklerde, bunlar ikili mücadele, top kapma ve pas kesme istatistikleri, tackle, interception ve duyuluslarda Galatasaray'ın Paris St. Germain'den sonra ikinci sırada olduğunu görüyoruz. En fazla, dediğim gibi, ikili mücadeleye giren, top kazanan ve pas kesen toplamında yani en fazla defansif aksiyona giren ikinci takım Paris St. Germain'den sonra Galatasaray. Bu da yine bence Apache benzetmesine uyuyor. Galatasaray çılgın gibi oynuyor. Baskıyı çılgınlar gibi yapıyor.

biraz 96-2000 dönemine de benziyor. Tabii bu beraberinde bitiricilikte problemler yaratıyor. Bunu Kirşer de yazısında belirtmiş. Yani gollerin kaçması veya işte panik halde hücumlar gibi. Bu biraz ama yani Jurgen Klopp biliyorsunuz bunu son dönemde yani yakın futbol geçmişinde, Avrupa Futbolu'nun yakın geçmişinde Jurgen Klopp çok yaptırır yani coşkulu, baskılı prese oyunu. Onun takımları da en iyi olduğu dönemlerde bol gol kaçırıyordu. 96-2000 dönemindeki Galatasaray'ın Avrupa şampiyonluğuna erişen oyunu da yakın dönem Jurgen Klopp oyununa en benzeyen oyundu. Orada da çok ciddi bir ön alan baskısından ve durmaksızlığını yapılan presten bahsedebiliriz. İşte o oyunculardan bir tanesi de Okan Buruktu şimdi teknik direktör.

O oyunda da ben çok net hatırlıyorum çocukluğumda Galatasaray çok gol kaçırıyordu. Yani çok gol pozisyonuna giriyordu ve çok gol kaçırıyordu. Bununla ilgili bir fikrim var. Bence çok basit. Eğer çok tempolu oynarsanız, çok koşar, çok mücadele ederseniz nabız da çok yükseliyor ve sakinlik de çok azalıyor. Ve son vuruş anında da sakin kalamıyorsunuz. Böyle bir azimle o kadar pozisyona giriyorsunuz. Yani bunu da kaliteden de azade bir durum bu. Yoksa Icardi'nin bitiriciliği dünyada ilk beşte bence. Dünyadaki bütün center fourlar arasında bitiricilik konusunda ilk beş oyuncudan bir tanesidir Ricardi. Sakinlik, soğukkanlılıkta da aynı şekilde. Fakat ataklar çok hızlı ve tempolu geliştiği için takımın total heyecanı artıyor. Ve o coşkunluk halinde de sakin kalınamayabiliyor. O yüzden Liverpool da çok gol kaçırırdı. Onlarda da çok usta ayaklar, çok iyi bitiriciler vardı. Kaçıyordu. Firmino da çok eleştiriliyordu. Gol kaçırıyor diye. Salah da bir dönem çok kaçırıyor diye eleştiriliyordu. Burada Icardi de kaçırdı mesela. Kerem de çok kaçırıyor diye eleştirildi haklı olarak ama Icardi de çok kaçırdı. Hem Kopenhag maçı olsun, hem Bayern Münih maçı olsun. Çünkü dediğim gibi yani çok coşkulu oynanıyor. Bu gollerin kaçmasını o yüzden anlayabiliyorum. Bu sistemin, bunu uygulamak isteyen takımların yaşayacağı bir zorluk bu. Kabul edeceği de bir zorluk. Her güzelin bir kusuru olur gibi. Bu gülün dikeni de bu aslında. Öbür tarafta ama bence yazıdaki Galatasaray'la ilgili negatif eleştirilerden en değerlisi şu. Galatasaray bu coşkun oyunu oynamak istiyor ama bunu 90 dakikaya yayamıyor diyor. Çok haklı. 60. dakikadan sonra Galatasaray'ın çok durulduğunu, hiç cevap veremediğini,

Ve daha sonra da Bayern Münih'in net pozisyonlar bulup maçı kopardığını yazmış. Çok haklı bu. Bu tempolu oyunu 90 dakikaya yayma konusunda Galatasaray'ın daha özenli olması veya daha çok çalışması gerekiyor veya ne yapması gerekiyor onu Hogan Hoca bilecek artık. Ama bu konuda net bir eleştiri söz konusu.

Lige dönersek de Rize galibiyeti sancılı geçti Galatasaray için. Ama yine de gol yemeden kazanmayı bildi. Çok sayıda geçişe ve kontrata izin veriyor olmasına rağmen gol yememesi çok önemli. Galatasaray çok kalabalık hücum ediyor. Fenerbahçe de öyle. İki bekini birden gönderiyor Galatasaray. İki bekini gönderdiğinde ve iki kanat oyuncusu da geçen seneki Raşis'e kadar belki savunma yapmadığında da bence ortaya çıkıyor. İki kanat oyuncusu fazla savunma yapmadığında ve iki back oyuncusu da hücuma çıktığında kaybedilen bir top sonrası Galatasaray birçok kez eksik yakalanabiliyor. Bunu Rize maçında çok gördük. Ve fakat buna rağmen Davinson Sanchez'in eklenmesiyle Galatasaray geçiş savunmalarını çok daha iyi yapmaya başladı. Çünkü çok daha atlet bir oyuncu Davinson Sanchez. Bir kere çalıma atsanız geçseniz bile ikinci de tekrar yetişebiliyor. Uzun bacaklı ve uzun mesafede de hızlı koşmasını sağlıyor bu Davinson Sanchez'in. Bence Rize maçının en iyisiydi. Galatasaray'ın gol yemeden bu maçı kapatmasını da sağlayan oyuncuydu bence. Aynı zamanda 2007-2008 sezonu şampiyonluğu var biliyorsunuz Galatasaray'ın o sezon. O sezonun ilk 10 maçında Feldkamp'lı sezon. Bu aynı zamanda benim en beğendiğim teknik direktörlerden bir tanesidir Feldkamp. İlk 10 haftada en son 6 maçı gol yemeden geçmiş Galatasaray. O sezondan beri ilk defa 10 maçın 6'sını gol yemeden geçmiş oluyor Galatasaray. O kamburuğun da yine bir Feldkamp öğrencisi olduğunu söylemek lazım 90'ların başları.

Hatta Okambru'nun sanırım kariyerinin en formda olduğu, futbolculuk kariyerinin en iyi olduğu dönem ilk Felkamp dönemi. Yani Okambru'nun bir Felkamp prensi olduğunu hatırlıyorum. Oradan da bir feyiz alma durumu olabilir. Savunmayı bu kadar kalabalık hücum ediyorken iyi yapabilmek çok önemli.

Yoksa hani kalabalık savunma yaparsınız, sıkıcı bir oyun vs. Orada da gol yemeyebilirsiniz ama hücumda, üretkenlikte problemler yaşanır. Takım bu kadar hücum ediyorken, bu kadar kalabalık gidiyorken, bu kadar pozisyon yakalıyorken gol sayısını azda tutmak önemli. Ama bunun şampiyonlar ligine yansımadığını da söyleyelim. Yani Anadolu takımlarının gol atma becerisi de biraz düşük. Yoksa Galatasaray, Kopenhagen, Manchester United ve Bayern Münih karşısında 3 maçta toplam 7 gol yedi. En az 2 gol yedi. Yani 2 golden az bir maçı yok. O da biraz yani hücum yapılıyor. Rakipler daha iyi hücum edebilse belki o goller de doğal olarak geliyor olabilir. Ama ligde bunu kapatıyor Galatasaray. Ligle şampiyonlar liginin arasındaki fark bence en çok

Yenen gol sayısında ortaya çıkıyor. Rize spor maçıyla ilgili de son söyleyeceğim de şu. Bence gelecek adına da bazı yaşanan negatif durumlar bir ölçü oldu. Mesela Dries Mertens'in maçları ilk 11 başlamasının çok da doğru olmayacağı, en azından deplasman maçlarının ilk 11 başlamasının artık çok da doğru olmadığını gösteren bir maç oldu. Çok etkisiz bir ilk yara oynadı Mertens.

Ve Mertens dışında da Angelinho yine kötü bir devre oynadı ve belki de Angelinho için de artık tamam deme noktasıdır bu Rize deplasmanı. Yani Mertens ve Angelinho'nun performansları bir şeyler için belirleyici olmuştur diye düşünüyorum. Bazen negatif durumlardan da gelecek adına pozitif çıkarımlar yapılabilir diye düşünüyorum. Burada bölüme küçük bir ara verelim, döndüğümüzde devam edeceğiz.

Geçelim Beşiktaş'a. Beşiktaş çok zorlu bir dönemden geçiyor ve bu zorlu dönemde bazı oyuncular kaçmayı tercih eder. Kaçmaktan kastım yani şey dedi tercih edebilir yani buradan bir iş çıkmayacak artık pragmatik düşünüp ben devre arasında başka bir takıma gideyim, geleceğimi başka şekilde yönlendireyim diye de düşünebilir bazı oyuncular. Yargılamak için söylemiyorum yani doğru da olabilir bu düşünceleri.

Bazı oyuncular da taşın altına elini koymak ister. Bence Gaziantep maçı biraz bunu gösteren bir maçtı. Beşiktaş'ta 3-4 oyuncu özellikle sorumluluğu kaldı çok net şekilde. Mesela Cenk Tosun hazır olmadığını biliyoruz ama elinden geleni yaptı maç boyunca. Hatta elinden geleni de fazlasını zorladı.

Sol bekte Zaynuddinov, ben bu takımda oynamak istiyorum, hak ediyorum bu formayı, performansını sergiledi ki bence zaten Zaynuddinov niye oynamıyor onu pek anlamıyordum. Hem yerli statüsünde sayılıyor hem de Veçiktaş'tan önce devamlı oynayan bir oyuncuydu. Milli takımında da çok iyi bir dönemden geçiyor. Ve onun yerini oynayan oyuncular da formsuz. Yani çok bir performans sergilemiyorlar masoakular falan. Yani Zaynettinov'un şimdiye kadar daha fazla süre almasını da bekliyordum ben açıkçası. Bizde böyle Türkler'e karşı bir şey var, negatif bir algı. Türk futbolcuları, Türk sporculara karşı negatif bir algı doğmaya başladı. Hani yabancıları hep daha çok seviyoruz. Hani bu adam da Özbek Türkü falan diye mi adamı dağda mı gömdüler bilmiyorum ama böyle bir gereksiz bir şey var yani. Zaynettinov, Bahtiyar Zaynettinov belki böyle bir yabancı bir Brezilyalı falan olsaydı daha çok süre alabilirdi diye düşünüyorum. Bence gayet iyi oynadı. Masuako'dan bence çok daha iyi oynadı. Onun dışında Oxlade-Chamberlain'de ben bu futbola dönmek istiyorum. performans sergiliyor. Yani Galatasaray maçında da sonradan oyuna girdiğinde iyiydi. Bu maçta da oynamak istediğini gösteriyor. Futbola dönmek istiyor. Sakatlık belasından kurtulup yeniden maç ritmini bulmak istiyor diye düşünüyorum. Salih de elinden geleni yaptı. Ve Salih 156 süperlik maçı sonrası ilk defa bir kafa golü atmış oldu. Maçı kıran goldü ama Antep için de Salih'den kornerden kafa golü yemek önemli bir negatif bir durumdu.

O gole kadar, özellikle ikinci yarının başında iki tane Gaziantep tehlikesi var. Birini Dragoş kaçırıyor karşı karşıya, bir tanesini de Gradel yine karşı karşıya kaçırıyor. Önündeki takım arkadaşı Rijas Kosa çarptı şutu. O iki pozisyonda çok netti. Gol olsa belki Gaziantep maçı koparacaktı oradan. Taraftar da zaten mutsuz. Belki tribün de dönecekti falan. O maç belki Gaziantep kazanacaktı. Hani Beşiktaş çok iyi oynadı demiyorum ama bazı oyuncular taşın altına elini koydu, karakter koydu. Yani hafta arasında Beşiktaş'ta Abubakar ve Rozier'in hastalandığı söylendi. O yüzden oynamadılar mesela. Rebic'in mesela antrenmanda Burak Hoca tarafından kovulduğuna dair haberler çıktı. Daha sonra maç sonu basın toplantısında Harry Vukas yardımcı, antrenör. Rebic takımının bir parçası bugün hocanın kararıyla böyleydi. Gelecekte her oyuncu gibi ona da ihtiyacımız olacaktır gibi bir yüzeysel bir açıklama yaptım. Belki hani tekrar oynamak isterse, Oxlade Chamberlain'ler gibi futbola dönmek isterse kapı hala açık gözüküyor.

Fakat hani Abu Bakar'lar, Rozier'ler bu kadar oyuncu yokken 3-4 tane oyuncunun taşın altına elini koyması bence değerli. Güzel bir gösterge. Onları biraz daha arttırması lazım tabi Burak Hoca'nın. Zor bir dönem. Şu anda en ağır taşın altına elini koyan da Burak Yılmaz tabi ki. Teknik direktörlüğüne böyle bir düzende başlaması hiç kolay değildi. Güzel işler yapıyor. Tebrik ederim kendisini. Bence hem sorumluluk alması güzel. Sahada sonuç alamıyor anlıyorum ama bu zorluğun altına girmesi ve bir şeyleri düzeltmeye çalışması bile takdir edilesi bir durum bence. Umarım başarılı olur. Beşiktaş'ta biliyorsunuz seçim 17 Aralık'tan 26 Kasım'a çekildi. Bu da Beşiktaş için iyi bir gelişme. bir an önce bu sürecin tamamlanması adına ve Aspor'un haberine göre de Ahmet Nurçevi'nin aday olmayacağı söyleniyor. Bu da yine Beşiktaş için iyi olur diye düşünüyorum. Türk futbolunda durumlar böyle. Biraz da Avrupa futboluna gelelim. Biliyorsunuz balondor ödülleri dağıtıldı ve hiç sürpriz olmayan bir şekilde Lionel Messi 8. kez balondor ödülünü kazandı. Bir önceki sezonun kış döneminde biliyorsunuz 2022 Dünya Kupası oynanmıştı geçtiğimiz Aralık'ta.

Ve Arjantin'e Dünya Kupası'nı kazandıran isim olmuştu Lionel Messi. Olağanüstü bir performanstı. O yüzden ben bu balondoru hak ettiğini düşünüyorum. İnsanlar Haaland'ın geçen sezonki performansını müthiş buluyor. Bütün kupaları da topladılar, süpürdüler. Haaland da inanılmaz goller attı. Çok etkili bir performans sergiledi. O yüzden Haaland bu balondoru almalıydı diyenler de var. Fakat ne olursa olsun Dünya Futbolu'ndaki en büyük futbol organizasyonu Dünya Kupası. 4 yılda 1 olan Dünya Kupası.

ve bu Dünya Kupası'nda Lionel Messi gerçeği olağanüstü bir hikaye yazdı ve futbolu da bu hikayeler zenginleştiriyor, var ediyor. Bu Dünya Kupası performansından sonra da balondoru bence sadece Messi almalıydı ve öyle oldu. Çok çok büyük ihtimalle de son balondoru zaten. Messi Amerika'ya gitti, Ronaldo da Arabistan'a gitti. Artık bundan sonra onlar bu balondor sahnesinden çekilmiş oldu. Son kez 8.

Messi aldı. Bu alanda da Ronaldo'ya ciddi fark attı. Yani Ronaldo'nun 5, Messi'nin de 8 balondoru var. Gerçi geçen Emre Özcan bir açıklama yaptı. Messi'nin 2 tane balondorunda, bir tanesinde Van Dijk, diğerinde de Lewandowski hak etti demişti. Van Dijk'ı net hatırlıyorum da Lewandowski'yi yanlış hatırlıyor olabilirim. Bir şeyler düşüneyim. Doğrudur. Bana da biraz öyle geliyor. Ama ne olursa olsun 8 balondorla çok ciddi bir fark attığını görüyoruz burada Messi'nin.

Bence futbolculuk olarak da yani gelmiş geçmiş bir numara Messi. O açıdan 8 Balon d'Or'u da anlayabiliyorum. Biraz bizimkilerden haber vereyim. Eski Fenerbahçe'li Kim Minge Balon d'Or oylamasında 22. sırada yer aldı. İlkay Gündoğan ise balıkesirli İlkay. 14. sırada yer aldı. Yılın genç oyuncusu Jude Bellingham oldu. Yılın kalecisi ödülü Emiliano Martinez'e gitti. Yine Arjantinli kaleci.

Premier Lig'de oynuyor. Fenerbahçe'nin kalecisi Livakovic de geçen sene Hırvatistan'la o da önemli işler yapmıştı. En iyi kaleci oylamasında 7. sırada yer aldı. Yılın forvetine verilen Gerd Müller ödülü Erling Haaland'a gitti. Manchester City yılın takımı seçildi. Yılın kadın oyuncusu yani kadınlar balondorunun sahibi Aitana Bonmanti oldu. Ve Lionel Messi balondoru aldıktan sonra açıklamasında Diego Armando Maradona'ya da bir selam göndermiş oldu.

Arjantin'i Dünya Kupası'nda şampiyonluğa taşıdığımız için çok gururluyum. Bu benim rüyamdı, hayalimdi. Tabii ki Diego Armando Maradona da benim için çok özel, en iyisi. Çok farklı bir yetenek. Döngünü kutlu olsun Diego, diyerek sözleri noktalıyor Lionel Messi. Bunlar dışında dünya futbolu ve basketbolundan da küçük haberler var. Öncelikle Ergin Ataman'a gidelim. Panathinaikos'un başında Ergin Ataman ve Olimpiyakorsa karşı çok güzel bir derbi galibiyeti aldı ve çılgınlar gibi karşılandı. Çok seviliyor orada Yunanistan'da. Yani sanki şampiyon olmuş gibi kutluyor Panathinaikos taraftarı bu derbi galibiyetini. Şimdiden çok sevildi. Başarılarının devamını diliyorum Ergin Hoca'nın. Onun dışında futbolda Marsilya Lyon derbisinde tatsız olaylar yaşandı. Lyon takım otobüsünün camları taş atılarak kırıldı ve Lyon teknik direktörü Grosso saldırılar sonrasında yaralandı. Yüzü falan kan içindeydi. Gerçekten kötü bir durum.

Son olarak Kolombiyalı futbolcu Liverpool'lu Luis Diaz'ın annesi ve babası Kolombiya'da silahlı kişiler tarafından kaçırılmıştı. Annesi arama çalışmaları sonucunda hafta sonunda bulunmuştu ama babası hala kayıp ve babası için operasyonda bilgi paylaşanlara 40 bin sterlin para ödülü verileceği açıklanmış. Luis Diaz'a da geçmiş olsun gerçekten çok zor bir durum. Kolombiya'da hala bu tip Olaylar maalesef çokça yaşanıyor. Benden şimdilik bu kadar. Bu hafta yine gündemi değerlendirmeye çalıştık. Gelecek hafta tekrar karşınızda olacağız. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Görüşmek üzere, hoşça kalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)