Podcast

328: Trend Spor: Galatasaray Tarihinden Güç Aldı I Avrupa Kupalarında 3. Hafta

Trend Topic

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Trend Spor'da bu hafta Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın Avrupa'da aldığı sonuçları değerlendirdik. Ayrıca Galatasaray’ın Bayern Münih’e karşı sergilediği mücadeledeki kilit noktalara değindik. Keyifli dinlemeler!



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.505 kelime · ~18 dk okuma

Trendspor'dan herkese merhabalar. Bu hafta yine hafta içinde Avrupa mesaisi vardı Türk takımlarının ve Fenerbahçe bir galibiyet daha aldı. Galatasaray Bayern Münih karşısında oldukça çarpıcı bir maç oynadı ve Beşiktaş da kötü gidişe dur diyemedi. Bu maçları konuşacağız, başlayalım.

Öncelikle Galatasaray-Bayern Münih maçını konuşalım çünkü çok fazla görebildiğimiz bir şey değildi. Hatta Türk futbolu tarihi açısından ilk bile denebilir birçok açıdan. Galatasaray çok çarpıcı bir 60 dakika oynadığı rakibine karşı çok sayıda şut attı, çok sayıda pozisyon buldu ve birçok açıklama da Bayern Münih'in dahi böyle bir şey beklemediği yönünde. Bayern Münih'in yöneticileri var.

İlk 70 dakika sonunda birbiri verseler kabul ederdik gibi açıklamalar yapabiliyorlar. Bunlardan bir tanesi Bayern München yöneticisi Jean-Christian Dresen. 70 dakika sonunda tribünde birbirimize baktık, evimize birbiriyle dönsek mutlu olacağız dedik şeklinde bir açıklamada bulundu. Şimdi bu maçla ilgili yansımalara ve istatistiklere bakmak lazım. Mesela çok çarpıcı bir istatistik. Opta'nın, biliyorsunuz Türkiye'de en popüler futbol istatistik sayfalarından bir tanesi.

Transkriptin tamamını oku

2003-2004'ten bu yana Şampiyonlar Ligi'yle ilgili istatistikleri topluyorlar. Yani 19 sezondur, neredeyse 20 yıldır bu istatistikleri topluyorlar. Ve ilk kez Bayern Münih'e bu kadar çok şut çeken, ilk kere de bu kadar şut çeken bir takım oldu Galatasaray. 20 yıldır neredeyse Bayern Münih'i ilk 45 dakikada en zorlayan takım oldu. Buna yakın bir performans Real Madrid'de var. Real Madrid Nisan 2017'de Bayern Münih Kalesi'ne 30 tane şut atmış 90 dakikada. Galatasaray ise 90 dakikayı 20 şutla tamamladı. İlk yarada çok dominantti. 60'dan sonra biliyorsunuz yorgunluklar baş gösterdi. 60'dan sonra Bayer Münhin attı 2 golle. Sahadan 3-1 mağlup ayrıldı temsilcimiz. Mauro Icardi'nin golü sonrasında da yapılan desibel ölçümünde 131.1 desibellik bir sonuç alınmış. Bu da en yüksek tribün desibel ortalamalarından bir tanesi. Gerçekten çok çarpıcıydı.

Maç sonrasında Icardi sosyal medya aracılığıyla bir paylaşımda bulundu ve bugün en iyilerin mücadele ettiği Şampiyonlar Ligi'nde böylesine önemli bir maçta alınan yenilginin ardından sessiz kalıp yola devam etmek kolay olurdu. Ancak herkese burada olmaktan ne kadar mutlu olduğumu söylemek istiyorum. Bu takımla gurur duyuyorum. Desteğinize minnettarım. Desteğinizin ve bu projenin kulübü büyük zaferlere götüreceğine eminim diyor. Sosyal medya paylaşımında Icardi, Harry Kane'in açıklaması var. Yine Galatasaray'ın stadında oynamak çok zor. Baştan sonra yavaş yavaş yeniden duymaya başladım gibi açıklaması var. Thomas Tuchel'in Galatasaray bizi oldukça zorladı. İnanılmaz bir taraftar temposu altında maçı sürdürdük diyor. İlk 60 dakika gerçekten çok zorlandık diyor. Musiala'nın yine benzer bir açıklaması var. Harika bir atmosfer vardı. Taraftarın önünde oynamak gerçekten keyifliydi diyor. Böyle bir taraftar karşısında oynamak.

Atmosfer nedeniyle bu maçı uzun süre hatırlayacağım diyor. Genel olarak bu şekilde yorumlar vardı. Okan Buruk da maç sonrasında konuştu ve 60. dakikadan sonra yapmadığı oyuncu değişiklikleriyle ilgili eleştirildi biliyorsunuz. O eleştirilerle ilgili de şöyle dedi Okan Buruk. Tabii ki biz bir şey aksadığını gördüğümüz için üç tane oyuncuyu kenara getirmiştik. Onları da oyuna sokacaktık zaten. O anda takımın gol yemesi tabii ki bizim için bir şanssızlık. Yani bunu şanssızlıktan başka bir şey olarak açıklayamazsınız. Yani bu 60'dan sonraki değişiklikler konusu daha önceki maçlarda da yaşandı. Beşiktaş maçlarında yaşandı geçen senenin sonunda. Bence Manchester United maçında da yaşandı ve Manchester United'ın o bölümde çok fazla gol kaçırdığını hatırlıyoruz.

Galatasaray yüksek tempoya çıkıyor, ciddi bir baskı kuruyor. Daha önce Jurgen Klopp'un takımlarında gördüğümüz ön alan baskısını çok şiddetli yapıyor ve bunun yansıması olarak da takım 60'tan sonra fiziksel olarak düşebiliyor. Hatta Manchester United deplasmanında 115 kilometre koşu mesafelerine kadar çıktı Galatasaray. Bu çok Türk takımlarının çıkabildiği koşu mesafesi değil. Bu maçta da 111 kilometreye çıkan bir Galatasaray var. Takımın 60. dakikadan sonra, son 30 dakikalarda yorulması beklenen bir şey. Oyuncu değişiklikleri gerekiyor ama hangi oyuncu değişiklikleri o tempoyu sağlar? Onlarla ilgili de şüphelerim var. Mesela Endombe ile o oyuncu değişikliği mi? Mesela Barış Alper Yılmaz, evet fizik kalitesi yüksek bir oyuncu. Devam ettirebilir. Kerem Nemirbay temposu olan bir oyuncu.

ama o ikisi dışında çok da fazla oyuncu değişikliğiyle maça enerji katmak Galatasaray yedek kulübesinden o kadar kolay değil. Belki transferlerle ilgili böyle bir öz eleştiri de yapması lazım Galatasaray'ın. Hatta geçtiğimiz günlerde Sofian Feguli'nin bir açıklaması oldu tam bu konuyla ilgili. Orası çarpıcıydı. Biliyorsunuz eski Galatasaraylı Sofian Feguli. Bence Türkiye Ligi'ni büyüklüklerden ayıran en temel fark oyunun 90 dakikalık sürenin tamamına yayılamayışı diyor.

İlk 60 dakikadan sonra yavaş yavaş takımlar ve oyuncular yoruldukça fark açılıyor. Oyun çok duruyor. Maalesef oyuna çok fazla müdahale olduğu için, çok fazla düdük sesiyle karşılaştığımız için, oyunun durup akmaması da kaliteyi düşüren faktörlerden biri oluyor." diyor. Yani Fegüli'nin söylediği, kaliteyi düşürdüğü gibi, tempoyu düşürdüğü gibi, yani izlenirliği düşürdüğü gibi, oyuncuların tempo yapabilmesini ve fizik dayanıklılığını da düşüren bir şey. Çünkü hakemler oyuncuların yeterince koşmamasına sebep oluyor. Çok fazla düdük çaldığı için. veya maçlar 60'dan sonra daha düşük bir tempo ile oynanıyor. Bu da iyi olan takımların daha yüksek tempolara çıkmasına izin vermeyen bir şey. Koşu mesafesini kısıtlayan bir şey. Bu da işte yeri geliyor daha sonra Bayern Münih ile oynadığınızda 60'dan sonra yorulmanıza sebep olabiliyor.

Maçla ilgili genel bir yorumum var. Bayern Münih gibi takımlara karşı genelde bütün takımlar işte son olarak Kopenhag'da kendisi aslında Bayern Münih ile oynadı. Onlar da öyle yaptı. Sanki bir canavarın inindeki bir canavara saldırmak gibi düşünebiliriz Bayern Münih ile oynamayı. Çoğu takım o canavarı ininden çıkarmaya çalışıyor, taciz ediyor ve çıkarıldığı yerde de bir tuzak kurup o şekilde etkisiz hale getirmeye çalışıyor.

O da savunmaya kapanmak ve kontraatak gibi bir tuzak kurmak üzerinden okunabilir. Birçok takım böyle yaparken Galatasaray canavanın inine böyle eline bir mızrak alıp saldırdı ve birçok da darbe vurmuş olmasına rağmen kan kaybı da yaşatmış olmasına rağmen bitiremedi ve ilk randa bu canavar Galatasaray'ı uzaklaştırdı diyebiliriz. Bu şekilde okunabilir. Ama çok çarpıcı. Yani canavara bir tuzak kurup bertaraf etmek veya onu yakalamak gerçekten büyük bir başarı olurdu. Kopenak az daha bunu başarıyordu. 96'da bir topları direkten döndü ve o pozisyon gol olsa belki Kopenak kendi sahasında Bayern Münih'ten puan alabilecekti ve 2-2 bitecekti maç.

Bu güzel bir başarı olurdu. Ama Galatasaray'ın yaptığı kadar kesinlikle ses getirmezdi Avrupa'da. Çünkü Galatasaray dediğim gibi canavarın inine eline mızrağı alıp saldıran bir insan gibiydi. Yani çok daha zayıf olmasına rağmen çok daha cesur ve cüretkar bir şekilde saldırdı ve bayağı da etkili oldu. O yüzden de 3-1 kaybetmiş olmasına rağmen haftanın en dikkat çeken, en saygınlık uyandıran takımı Galatasaray oldu.

Ve dediğim gibi yani Kopenhag gibi bir plan yapıp puan alsanız bile bu kadar Avrupa futboluna intiba uyandıramazdınız. Galatasaray'ın başarısı aslında tarihinden geliyor. Yani Kopenhag canavara karşı haddini bilerek oynuyor fakat Galatasaray hayallerini ve tarihini bilerek oynuyor. Galatasaray geçmişinde de bu şekilde yükseldiği için ve o geçmişte de bizzat Okan Buruk'un kendisi olduğu için Galatasaray'ın nasıl oynaması gerektiğini gayet iyi biliyor bence.

Benim çocukluğumda da 96, 97, 98 sezonlarında yeni kurulan ve güçlenerek devam eden Galatasaray böyle büyük rakiplere karşı böyle oyunlar oynardı. Mesela bir Borussia Dortmund maçı var Bayern Münich'de ezeli rakibi. 97 ya da 98'de şampiyonlar ligi şampiyonunda olması lazım Dortmund'un, yanılmıyorsam. O Dortmund'a karşı o yıllarda, 97'de o şapıyuzatların vesaire olduğu güçlü Dortmund'a karşı, kendi sahasında tıpkı bugünkü oyun gibi oynayan bir Galatasaray vardı. Akın akın giden bir Galatasaray vardı ve Bülent Korkmaz'ın bir hatasıyla kaybetmişti. O günlerdeki Galatasaray, o yıllarda sürekli böyle

O canavarın inine elinde mızrakla saldıran Galatasaray gibiydi. Sürekli saldırdı, cesur oynadı, cüretker oynadı, güçlendi. O yenilgiler ard arda geldi ama bu yenilgiler Galatasaray'ı zayıflatmadı. Aksine her seferinde daha da güçlendirdi. Ve 2000 yılına geldiğimiz zaman önüne geleni ezen Buldozer gibi bir Galatasaray'a dönüşmüştü bu Galatasaray.

ve o kamburluk içi de o Galatasaray'ın içinden geliyor. Bugün bu şekilde cüretkar bir oyun oynaması, Kopenha'nın yaptığı gibi haddini bilmek yerine hayallerini bilen, tarihini bilen bir Galatasaray gibi oynatması o açıdan bence daha makul, daha makbul ve gelecek adına da daha güzel şeyler hayal ettiriyor bu futbol. Çünkü dediğim gibi 97-98'lerde bu mağlubiyetler vardı ve bu mağlubiyetler büyüdükçe Galatasaray büyümüştü. Yani bu gelecek adına geliştiren bir mağlubiyet. Hep söylüyorum bazen kazanırken kaybedersiniz, bazen de kaybederken kazanırsınız. Bu Galatasaray'ın kaybederken kazandığı bir maçtı bence.

Açıkçası ben bu oyuna dönüşünün, yani Galatasaray'ın tarihine dönüşünün daha önce tekrar Fatih Terim tarafından yapılmasını bekliyordum. Yani 2018-2019 sezonlarında Galatasaray ardı ardı iki defa şampiyon olmuştu ve işte Şampiyonlar Ligi'nde oynamaya hak kazanmıştı. O dönemde tekrar bu baskılı, coşkulu futbola Galatasaray'ın geri döneceğini, eski işte kimliğini hatırlayacağını düşünüyordum fakat tam tersi. Fatih Hoca o dönem oynadığı futbolun aksine çok daha fazla topa sahip olma oyunu oynatmıştı. Hatırlarsınız enzon zilleri, serileri aldığı dönemler. Ve Galatasaray'ın çok daha zayıf Şampiyonlar Ligi gruplarında dahi başarısız olduğunu hatırlıyoruz. Şalkeli, Portolu, Lokomotiv Moskova'lı grupta Galatasaray zar zor üçüncü olabilmişti. Daha sonraki Paris St. Germain ve Real Madrid'li grupta da kulüp Brugge'un da olduğu o grupta da ancak sonuncu olabilmişti. Hatta bir tane golü de Adem Büyük atmıştı, son maçta atmıştı.

Mesela o dönemlerde Galatasaray eski baskılı, presli futboluna biraz sırt çevirmiş gibiydi. O futbolu hiç tercih etmiyordu. Aslında Galatasaray, Fenerbahçe gibi takımların bu kadar yüksek şiddetle taraftarını doldurabilen ve arkasına alabilen takımların bu tip baskı futbolunda daha avantajlı çıkabildiğini düşünüyorum. Sakin, sabırlı futboldansa böyle bir taraftarımız 12. adam olabiliyorken klobun Liverpool ve Dortmund dönemlerinde gösterdiği gibi böyle baskı futbolu

bizdeki taraftarın birleşimiyle 12 kişiye çıkabiliyor. Çok daha verimli olabiliyor. Aslında bunu en iyi Fatih Hoca biliyor. Fakat Fatih Hoca onu düşünmüyordu. Ama o dönem öğrencisi olan Okan Hoca Galatasaray'a geldiğinden beri o futbolu benimsedi ve tam olarak ona benzeyen futbolu yani 96-2000 dönemindeki futbolu oynatmaya çalışıyor. Bence çok da iyi gidiyor. Zaten bir buçukuncu senesinde daha Okan Buruk. Yani yeni. Galatasaray'ın UEFA Kupası'nı alan kadrosunun 4 yıllık bir mirası olduğunu unutmayalım.

Yine 88-89 sezonunda Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı final oynayan Galatasaray'ın da 84-85'lerde dervalle kurulup geliştiğini unutmayalım. Yani öyle Avrupa'da büyük başarılar hemen bir senede olmuyor. Zico'nun 2008 başarısı bile aslında Daum'la 2003'lerden 2002'lerden gelen bir şey. Kadro güçlenerek geliyor.

O yüzden Galatasaray'ın bu mevcut kadrosunun 2022 yazısında kurulduğunu ve güçlenerek devam ettiğini hatırlamak lazım. O açıdan bence iyi gidiyor ve dediğim gibi bu mağlubiyet aslında önemli kazanımlar elde ettiren bir mağlubiyet oldu Galatasaray'ın geleceği açısından. Burada bölüme bir ara verelim. Döndüğümüzde Fenerbahçe ve Beşiktaş ile devam edeceğiz.

Fenerbahçe kendi sahasında Ludo Goretz'i de 3-1 yendi ve bu sezon oynadığı 18. resmi maçını da galibiyetle tamamlamış oldu. İnanılmaz bir sayı bu tabi ki. Fenerbahçe Avrupa Kupaları tarihinde ilk kez bir grup aşamasında 3-3 ile başlamış oldu.

Aynı zamanda Avrupa Kupalarında evinde oynadığı son 11 maçı kaybetmeyen Fenerbahçe 10 galibiyet, 1 beraberlik aldı. Daha uzun bir yenilmezlik serisini sadece Temmuz 2006-Eylül 2008 arasındaki dönemde yaşamış 15 maç evinde kaybetmemiş Fenerbahçe. Bu az önce bahsettiğimiz Fenerbahçe'nin en kuvvetli olduğu dönem tabii ki. İsmail Kartal'ın maç sonu açıklaması var. Ludogores'in aslında iyi bir takım olduğunu söylemiştim diyor. Kazandık bu güzel diyor ama

Bu maçın rövanşında da inşallah daha iyi bir mücadeleyle 3 puanı alarak gruptan lider çıkmayı hedefliyoruz diyor. Daha iyi mücadele vurgusu bence önemli ama yine de Fenerbahçe'nin ideal 11'inden tam 5 oyuncunun olmadığını, neredeyse takımın yarısının olmadığını da hatırlatmak lazım. Liwakovic yoktu, Ferdi yoktu, İsmail yoktu, Simanski yoktu ve Dzeko yoktu. Özellikle Dzeko, Simanski ve İsmail orta üçlüsü. Yani orta saha ve hücumun iskeletindeki o murga yoktu ve o yüzden bence bu sahaya da ciddi anlamda yansıdı. İlk 15-20 dakika Fenerbahçe biraz bocaladı ama daha sonradan sağlam savunma yapabildiği için bence rakibini 15.-20. dakikadan sonra iyi durdurdu. İyi durdurunca da oyuncuların kalitesi daha sonra ortaya çıktı. Rakibin hatasını önce Batu Şuay iyi değerlendirdi. İkinci yarada da oyuncu kalitesiyle Fenerbahçe kazanmış oldu.

İyi savunma yapınca zaten bir şekilde ikinci yarada vesaire o gollerin geleceği bence ortadaydı. İsmail Hoca da bence bunu hedefledi. Önce savunmayı sağlam yapalım. Ciko Pekkağı oynasın. Rakibi durduralım. Hücumu her türlü yaparız gibi düşündü bence ve bu düşündüğü de oldu. Fakat Ciko maçtan sonra biraz ağrılarla çıkmış ve durumu henüz belli değil. Pendik maçında oynayıp oynamayacağı daha sonra belli olacak. Bu arada İngiliz basında Daily Mail'de bir haber gördüm Fenerbahçe ile ilgili. O da ilginç bir haberdi. İngiltere'de istenmeyen oyuncular Avrupa'nın en formda takımını oluşturdu gibi bir haber. İşte biliyorsunuz Kent daha önce Liverpool altyapısındaydı. Orada tutunamadı işte İskoçya, oradan Fenerbahçe. Jacko bir dönem Manchester City'de oynamıştı. Tadic yine Premier League'de oynadı. King Premier League'de oynadı. Fred son olarak Manchester United'taydı ve Mishiba şu ayda İngiltere'de oynamıştı. Bu haberde yer almayan ama Leicester'da kısa bir dönem oynayan Cengiz Ünder de var. Hatta Championship'da oynayan Bright Osai Samuel de var. Osai Samuel de pek İngilizler tarafından değeri bilinmeyen bir oyuncu oldu. Fenerbahçe'de bence gelişti, güçlendi. Geldiği dönemki Osa-i Samuel ile şimdiki Osa-i Samuel arasında ciddi bir fark var. İkinci döneminde de İsmail Hoca onu sabike çekerek ciddi bir yükseliş yaşamasını sağlamıştı. Bence Jörg Jesus aynı şekilde yararlanamadı. Şimdi de İsmail Hoca'nın Osa-i Samuel'den çok iyi yararlandığını söylemek lazım. Gerçekten takımın önemli bir bölümünün bir dönem İngiltere ile oynaması gerçekten çarpıcı. Açıkçası bu maçta en çok eksiği hissedilen isim bence İsmail'di. Zaten Ceko'yu tahmin edebiliyoruz. Ceko bence takımın en önemli ismi. Fred'le birlikte de diyebiliriz. Fred ikinci de olabilir, emin değilim. Ceko'nun özellikle Süper Lig'de Anadolu takımlarına karşı yarattığı fiziksel üstünlük çok çok fayda sağlıyor. Hem mental hem fiziksel üstünlük yaratıyor.

Ve Türkiye'de Ceco'yu durdurabilecek Stopper ikilisi sadece 1-2 takımda var. Yani Ceco her maçta gol atar demiyorum, durdurulamaz demiyorum. Ama gol atamadığı maçlarda bile büyük fayda sağlar takım arkadaşlarına. Yani Ceco'nun kötü oynadığı maç 1-2 tane olabilir diye düşünüyorum. Yani Ceco'nun gol atamadığı maçlar elbette olacak. 1-2'den fazla olacaktır.

Ama Ceko'nun etkisiz kaldığı ve kötü oynadığı maç bence en fazla bir iki kez olabilir. Çünkü Ceko dediğim gibi en azından iki stoperden bir tanesine karşı ciddi bir fiziksel üstünlük ve mental üstünlük sağlıyor. Ve gayet akıllı bir oyuncu olduğu için de hangi stoper zayıfsa onun üzerine oynayıp işte son olarak Kasımpaşa maçında Sadık'ın üzerine oynamıştı. O Meryu daha sağlam bir stoper diye.

ve oradan net bir şekilde fayda sağlamıştı. Bunu neredeyse bütün Anadolu takımlarına ve Super League'deki çoğu takıma yapacağını düşünüyorum. Bir tek Galatasaray'da Davinson, Abdülkerim ikilisi çok sağlam. Belki o maçta zorlanacak Dzeko ama onun dışında şu anki Beşiktaş'ta da Necep'e karşı çok ciddi bir üstünlük kuracaktır. Amartya'yı oynarsa Amartya'ya karşı çok büyük bir üstünlük kuracaktır.

Diğer takımlarda da öyle çok fazla Dzeko'yu durdurabilecek bir oyuncu yok. Dzeko da oynadığı zaman etrafını da oynatabilen bir oyuncu olduğu için takıma çok çok büyük fayda sağlıyor. Ama bu maçta Ludogores'in diğer maçlardan daha fazla orta sahada geçiş imkanı bulması ve daha fazla atak başlangıcı yakalaması bence Fenerbahçe'deki altı numara eksikliğiyle ilgiliydi. Altı numarada İsmail'in olmaması Ludogores'in biraz daha fazla orta sahayı geçebilmesine sebep oldu.

Neyse ki stoperler iyi durdurdu. O yüzden çok net 4-5 pozisyon yok Ludo Goretz adına. Ama orta sahayı kolay geçtiler. Açıkçası yaz döneminde bir 6 numara olmazsa olmaz 6 numara transferi şart deniyordu. Hemen hemen herkes tarafından, hem medya hem taraftarlar. İsmail biliyorsunuz transfer yapılmamasına rağmen müthiş bir performans sergilemişti. Aslında bu taraftarı ve medyanın söylediği biraz haklı çıkmış olabilir. Çünkü İsmail yeni bir 6 numara transferi gibi zaten. beklenen büyük 6 numara transferini Fenerbahçe aslında kendi içinden yapmış oldu. İç transfer yapmış oldu ve İsmail'in büyük yükselişiyle o 6 numara zaafı giderilmiş oldu. İsmail olmadığında yani o yeni transfer İsmail olmadığında Crespo'nun Zayts'ın o pozisyonlarda çok daha ciddi problemler yarattığını görmüş olduk.

Zeiss'i Antalya spor maçında da görmüştük. Fenerbahçe'nin bu 18 maçlık serisinde en zorlandığı maçlardan bir tanesiydi ve İsmail yoktu, cezalıydı. Zeiss oynamıştı onun yerine ve Zeiss de ciddi problem yaşatmıştı. Crespo da elinden geleni yapıyor ama İsmail gibi olmuyor yani.

Bu arada belki maçın en etkisiz isimlerinden bir tanesi de Zeiss'di ama iki gol attı. Çünkü etkisiz de olsa, formsuz ve ritimsiz de olsa, Zeiss oyun genetiği sayesinde takım hücumdayken doğru yerlerde topla buluşmayı biliyor ve o sayede de iki gol atmayı biliyor. Fenerbahçe'de bu isimler dışında Kent ve Batu Şahin de çok etkili olduğunu söyleyemeyeceğim. Bence devre arasında bu kadar müthiş bir ivme yakalayan, 18'da 18 yapan Fenerbahçe transfer yapmalı mı sorusu birçokları için gerek yok, ihtiyaç yok gibi düşünülebilir ama hem Batu Şahin'in bence bu takım oyundan biraz uzak oynaması hem Kent'in biraz bu takım oyundan fazla top kullanmak nedeniyle uzaklaşması gibi sebeplerden dolayı bence hamlelere ihtiyaç var. Yani zaten Batu Şuay gibi isimli bir oyuncuyu bonservis geliri bile elde edip satabilir Fenerbahçe ama sanki bu isimlerin olmama ihtimalinde takım oyununu bozmayacak alternatif oyunculara da ihtiyacı var Fenerbahçe'nin. Mesela Fenerbahçe Osterwolde'yi yeri geldiği zaman kullandığında direkt katkı alıyor. İyi bir 12. adam Osterwolde. Ama 13, 14, 15. adamlarla ilgili bazı soru işaretleri var. Yani ne Crespo bir türlü o eski Crespo olabiliyor, ne Zayts eski Zayts olabiliyor. King bir dönem iyi katkı sağladı, onun hakkını vereyim. Ama o da sürekli sakatlanıyor.

O yüzden biraz 13-14-15. adamlara da ihtiyacı var bence Fenerbahçe'nin. Tabi İrfan Can çok iyi çıkışı yaptı. Cengiz şimdi geldikten sonra belki o çok iyi bir joker haline gelebilir. Bu isimleri biraz belki devre arası transfer döneminde, belki de içeriden Umut Nayir'in belki yükselişiyle falan. İsmail Hoca da sağlayabilir ama bence Fenerbahçe'nin 14-15-16. güçlü alternatif oyunculara ihtiyacı var. Buradan Beşiktaş'a geçelim. Beşiktaş'ın ard arda ikinci mağlubiyeti oldu Burak Yılmaz'la ve işler gerçekten çok kötü gidiyor.

Bence Beşiktaş'ın oyununu ve sıkıntılarını anlatan en iyi statistik ilk yarıda. Mert Günok toplam 17 kez topla buluşurken, Vincent Abubakar sadece 16 kez topla buluşabilmiş. Zaten Abubakar'ı topla buluşturma ve oyuna dahil etme konusunda ciddi bir problem yaşıyorlar. Abubakar da bireysel olarak çok hareketli ve şey bir oyuncu değil tabii ki yani iki dizindeki ciddi sakatlıklarından dolayı ve artık yaşından da dolayı. Hani Abu Bakar'a biraz top getirmek ve onunla birlikte etkileşime girmek zorundasınız orta sahabe hücum oyuncuları olarak. Fakat bu konuda Beşiktaş'ın diğer hücumcularının son derece eksik olduğunu görüyoruz. Gezal sürekli sakatlandı ve bir türlü hazır olamadı. Cenk yaz kamp döneminde sakattı, o da bir türlü hazır olamadı.

Hem Cenk'i hem Gezel'i zaten bu durum belliydi yani hazır girmeyecekleri sezona belliydi. Ve bu iki oyuncusu varken yine hazır olmaktan çok uzak bir oyuncu Rebic'i transfer eden Beşiktaş yönetiminin düşüncesizliği, vizyonsuzluğu bu hücum oyuncularına bir tane daha hazır olamayan hücumcu ekledi. Orta sahaya yine Oxlade Chamberlain gibi hazır olmaktan uzak bir transfer daha gelmişti. Savunmaya Bailey benzer bir durumda. Orta sahaya Onana benzer bir durumda. Yani hiç kimse hazır değil. Neredeyse hazır olamama ordusu gibi bir şey. Ve aslında az maçta oynamadılar yani. Bu kadar çok maç oynadıktan sonra bir maç ritmini yakalaması gerekirdi Beşiktaş'ın. Bir dönem aslında iyi maç ritmi yakalayan Ağustos Eylül aylarında fizik kalitesini yükselten Mulaka gibi oyuncular da hazır olamayan oyuncuları oynatmaya çalışırken yedek kaldılar ve onların hazır olma durumu düştü yani. Onlar da artık

maç ritmini kaybetti. Mesela Zayn Uddinov gibi bir oyuncu aldılar. Devamlı oynayan bir oyuncuydu. Milli takımda da devamlı oynuyor. Onu da mesela oynatmıyorlar. Garip bir durum var Beşiktaş'ta. İşler gerçekten çok kötü gidiyor. Beşiktaş, Avrupa Kupalarında grup aşamasında, deplasmanda oynadığı son 8 maçı da kazanamadı bu arada. Sadece bir beraberliği var ve tam 7 kez mağlup oldu bu 8 maçta. Kulüp tarihinin en uzun galibiyet hasreti bu. Avrupa Kupaları deplasmanlarında.

Cezson açıklama yaptı maçtan sonra. Bu ne tamamıyla oyuncuların, ne teknik ekibin, ne yönetimin suçu. Bu bir kişinin suçu değil. Biz büyük bir kulübüz ama ortaklaşa kötü gidiyoruz. Beraber bir şekilde iyi işler yapamıyoruz. Kimsenin bireysel olarak tek suçlu olacak bir durumu yok ortada. Bazen çok iyi oynarsınız ama 1-0 kaybedersiniz ve eleştirilirsiniz. Bazen çok kötü oynarsınız şans eseri galip gelebilirsiniz. Futbolda sonuç odaklı bir oyun biliyorsunuz. Bazen sonuçlar sürekli kötü gelmeye başlayınca tabii ki eleştiriler de olabiliyor ama burada suçlu aramak yerine biz çözümü bulmak zorundayız. çözmek zorundayız, daha çok çalışmak zorundayız. Beşiktaş büyük bir camia ve biz buradan kalkmasını biliriz." demiş Jetson. Ama pek de sahada öyle bir durum yoktu ve köklü değişiklikler olmadan değişim de çok zor gözüküyor. Bu halde bile Ahmet Nurçevi 26 Kasım 2023'te seçime girip girmeyeceği, aday olup olmayacağı konusunda hala bir açıklama yapmış değil. Gerçekten bu da

İnanılmaz bir durum. Beşiktaş'la ilgili daha fazla söylenebilecek bir şey de yok açıkçası. Tabii ki var. Mesela ben Masu Aku'nun performansında düşük olduğunu düşünüyorum. Necip'in de bir etki edemediğini, kolay rakiplerini markete edemediğini düşünüyorum ama böyle bireysel performans analizi yapılacak durumda değil Beşiktaş. Yani Beşiktaş için çok daha köklü ve değişim gereken sorunlar mevcut. Şu anda minor değişikliklerle çözülebilecek bir durumda değiller. Onun artık yönetimin değişmesiyle, yeni teknik adamın bakacağı süreçlerle ilgili olacağını düşünüyorum. Ve sezonun daha henüz ilk aşamasında Beşiktaş'ın bu sezonu kaybettiğini görüyoruz.

Ama sezonu kaybetmek, gelecek sezonlar için de olabildiğince sağlıklı kaybedilmesi gereken bir süreç. Yani Beşiktaş olabildiğince Avrupa'dan puan toplamalı, ligde olabildiğince yerini üst sıralarda tutmalı ve gelecek sezona da o şekilde rekabetçi bir şekilde hazır olmalı. Mesela Trabzon Spor Şampiyonu olmadan bir sezon önce de Eddie Newton'ın ardından yarıştan kopmuştu. Fakat Abdullah ÖZCÜ erken dönemde Newton yerine göreve gelmiş, takımı tekrar yarışçı bir hale sokmuş, tekrar geliştirmiş ve sezonu olabildiğince iyi bir yerde bitirip gelecek sezon şampiyon olduğu Trabzonspor'un sezonda da sağlam bir şekilde performansını devam ettirmişti. Beşiktaş için o yüzden bu sezon bitirelim, gelecek sezon yaz aylarında bakarız denecek bir durum da yok. Bir an önce bu seçimin yapılması, bir an önce gelecek sezonda bu takımı çalıştıracak teknik direktörün göreve gelmesi

Beşiktaş'ın gelecek senesi için de son derece önemli. Durum buyken Ahmet Nurçevi'nin hala başkan adayı olup olmayacağını açıklamaması ve seçimin olabildiğince geç bir tarihte yapılıyor olması Beşiktaş'ın geleceğine de bir ihanet bence. Bir an önce Beşiktaş bu durumla ilgili reaksiyon almak zorunda diyorum ve bu haftayı da böyle kapatıyoruz. Önümüzdeki günlerde tekrar karşınızda olacağım. Dinlediğiniz için teşekkürler. Görüşmek üzere. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)