Podcast

S3E7: Kötülükle Nasıl Savaşacağız?

Bibliyoterapi

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bibliyoterapi'nin bu bölümünde Aslı ve Tuna, kötülük üstüne düşünüyor.

Aslı ve Tuna’ya [email protected] mail adresinden yazabilirsiniz.

Kitaplar;
Kavgam - Adolf Hitler
Yerdeniz Büyücüsü - Ursula K. Le Guin
Bu Filmin Kötü Adamı Benim - Murat Gülsoy
İyinin ve Kötünün Ötesinde - Friedrich Nietzsche

-
See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

5.604 kelime · ~28 dk okuma

Dermanı kitaplarda arayanların haftalık podcasti Biblioterapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Tuna Kiremitçi. Malum okuyabilir miyim? Tabii buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi ne yapıyor? Başlıyor.

Efendim merhabalar, BiblioTerapia'ya hoş geldiniz. Bu hafta da konumuz bir hayli zor, kötülük. Hemen sorumuza geçiyorum. Geçelim. Ne sormuş ki bizi kötülüğe sevk etti kendisi? Düşünmeye en azından. Merhaba Aslı Hanım. Podcastlarınızı ve Tuna Bey ile etkileşiminizi çok seviyorum. Yalnız hissettiğim zamanlarda sizleri dinlemek bana çok iyi geliyor. Çok teşekkürler. Buraya reklam aldık. Yaklaşık iki yıldır kötülük üzerine düşünmekteyim. Elbette bunun bir sebebi var ve sanki şu an bundan bahsetmesem daha iyi olacak. Gördüğüm kötülük beni bu durumu anlamlandırmaya itti. İlk olarak Yüzüklerin Efendisi'ni defalarca tekrar izledim. Kötülük ile mücadele etmek için sürekli film müziklerini dinledim. Sonra çizgi film Avatar ve Korra bana yol gösterdi ve en sonunda da Kill Bill'i tekrar tekrar izledim.

Gösterme olarak değil de kadının kendisine kötülük yapanlara karşı duruşu ve bilin senin içinde bir katil var diyerek onu bir kalıba sokma manipülasyonu karşısında kim olduğunu kendisinin seçmesi bağlamında. Son olarak kötülüğü kurumuş ve korkutucu bir ağaç gibi düşünürsek gövde, dallar ve yapraklar olarak çeşit çeşit düzeyde kötülük olduğunu ama bunların aynı köke bağlı olduğunu düşünüyorum. Köke ne kadar yakın ise o kadar yoğun bir kötülük gibi. Az önce bahsettiğim filmlerden de çok çıkarımlarım oldu elbet ama bunları merak ediyor musunuz bilemem. Sizler de bana kötülük ve kötülüğü anlamlandırma üzerine kitaplar önerir misiniz diye sormak istedim. Sevgilerimle, Sema Tekin. Önermez miyiz hiç bu kadar güzel bir soru gelirdi? Bu kadar gerçekten yani soru kendi başına çok güzel. Referansları tabii çok çok güzel. Harika. Hattori Hanzo kılıcıydı değil mi? Kilbil'deki Umut Örmen'i kullandığı. Ve aslında çok hemen dalarsak, dalacak olursak eğer. Buyurun buyurun dalalım. Welcome to Dark Side. İki bildeki kadın karakterin, burada hanımefendi de söylemiş galiba, kendisini kötülük yapanlara karşı duruşuyor. Aslında orada bir intikam anlaşılıyor. İntikam hikayesidir zaten. Kadın intikamı. Doğrudan bir giriş yapıyorum. Bilmiyorum, bu kitapta hiç başlamayı düşünmemiştim aslında ama dilerseniz ben söylerim, devam ediniz. Mein Kampf. Hitler'in

Transkriptin tamamını oku

yazmış olduğu... Bir Adolf Hitler kitabıyla başlıyoruz bu hafta. Mein Kampf, kavgam yayınlandığı ülkelerde hala çok satmaya devam eden dünyanın ilginç bir şekilde en çok ilgi çeken kitaplarından... Birisi. Ve ilk cildi 1924 yılında yazdığı Bavyara'daki bir kalede yazmış. Hapis tutulurken. Hapis tutulurken. Bu kitabın ilk cildinin adı, şimdi oradan aklıma geldi, D. Abrash'ın İntikam. Yayıncı değiştirmiş adını kitabın.

Sonradan kavgam yapmışım. Yani aslında hesaplaşma ya da intikam olarak... Önceki adada yalana, aptallığa ve korkaklığa karşı dört buçuk yıllık mücadele diye de bir ismi varmış. Genci demiş ki, bak o zaman bile varmış böyle şeyler demek ki. Adolf Bey kısaltalım bu ismi olmaz diyerek kavgama kadar indirmiş. Ama işte dediğim gibi Asadi Abreş'in yani ilk cildinin adı hesaplaşma. Hesaplaşma. Ya da intikam. 1923'te birhane darbesi diye bir şey vardı ya Alman tarihinde. Nazillerin ilk hareketlerinden biri. Bunun sonrasında dokuz ay boyunca Landsberg Kalesi'nde yatıyor kendisi. Ve dostu Rudolf Hess'in de yardımıyla bu kitabı yazıyor. Kendi işte çözümünün davasını burada anlatıyor. Şimdi şey çok önemli yani bunu bir önyargıyla dinlememenizi rica edeceğim. Bizler tabii ki Hitler'in ne büyük bir cani olduğunun, tarihte ne büyük bir yıkıma sebebiyet verdiğinin farkındayız. Tabii 20. yüzyılda insanların başına gelen en kötü şey. Zaten ama konumuz kötülük ve bu kadar kötü bir adam çünkü inanamıyorsun ya bir insan gerçekten hani

Bu kadar kötü kelimesi bence karşılamıyor bile. Bilemiyorum ne gibi bir kelime kullanmak lazım. Saf kötülük diye bir şey vardır mesela. Kötülük doğuştan mı gelir yoksa şartlara bağlı olarak sonradan mı? Kötü doğulur mu, olunur mu hocam diye bir şey vardır ya. Bu adam Betsy idi yani kötü tohum bu adam.

Saf kötü yani, saf kötü. Ve hani dolayısıyla böyle bir beynin, bu kadar büyük bir kötülüğün... ...arkasına bakmak için bence bu kitabı gerçekten okumak lazım. Ben dünyaya insanları güçlü yapmak için gelmedim. Onların güçsüzlüklerini kullanmak için geldim. Çok acayip. Bir daha der misin? Ben dünyaya insanları güçlü yapmak için gelmedim. Onların güçsüzlüklerini kullanmak için geldim.

Evet yani. Daha ne desin adam yani. Şimdi bu kitabın satır aralarındaki yazıldıktan, bakın yani soykırım bu kitap yazıldıktan yaklaşık 15 yıl sonra mı başlıyor? 24'te yazılıyor kitap. Yani 15 yıl sonra soykırım yapılıyor. Ve aslında sonradan elimizdeki tarihi bilgiyle dönüp bu kitabı okuduğunda adamın satır aralarında o kötülüğü nasıl yavaş yavaş yaydığını, zehri adeta zerk ettiğini zaten halka, insanlığa görüyorsun.

Amaç okumak değil. Okudukları arasından insanın kendi hedefine ve kabiliyetine göre... ...yararlı olacak şeyleri çıkartması ve almasıdır, diyor. Okuruna da yol göstermiş. Yol gösteriyor, manipüle ediyor. Yani tabii ben şimdi diyor... Şimdi nereden bahsediyor kitaplarda? Bir kere neredeyse bütün milletlerin ne kadar kötü, çirkin, aptal... Ne güzeldir Almanlık. Evet.

Bu sefer de, geçen sefer İngilizlik mi demiştik? Evet. Herkes ne kadar çirkin. İşte Sovyetlilerden de nefret ediyor. Tabii Slavic'inden de nefret ediyor. Avusturyalılardan nefret ediyor. Maksizm'i zaten işte diyor daha ne istiyorsunuz? Bir Yahudinin uydurduğu bir şeydir Maksizm. Maksizm'den nefret ediyor. İngilizlere diyor ki, onlar diyor bizimle iyi geçinseler çok iyi ederler. Hani bizden faydalanabilirler. Gene en hürmet ettiği millet İngilizler zannediyorum. İngilizler, aralarına en evet hürmet ettiği İngilizler.

Ve Avusturyalıların sadece içindeki Almanları seviyor. Adamın çok böyle şeyini görüyorsun. O kötülüğü nasıl dille beraber yavaş yavaş oluşturduğunu görüyorsun. Her şey kötülüyor. Yani enternasyonalizmi kötülüyor, sosyalizmi kötülüyor. Parlamenter demokrasiyi eleştiriyor. Yani bunlar diyor, ahali ırka yakışan şeyler değildir. Evet. Demokrasi zaten nedir diyor yani hani eğer diyor bir diyor sürüye demokrasi verirsen neler olmaz ki diyor. Otobiyografik olması evet otobiyografik olması açısından da enteresan zaten.

Evet, tabii. Çünkü yine bu adamın hani içindeki kötülüğü nasıl bir silah gibi... ...kullandığını görmek bakımından bu kitap önemli ama... Kazanılacak zafer ricayla, minnetle değil, kılıç ve sabanla olacaktır. Evet. Kazanılacak zafer, ricayla böyle konuşarak... ...hocam uzlaşarak olmaz bu iş. Cengizhan sendromu diyorum ben buna.

Çünkü gerçekten bir mektubunda bundan da bahsediyor. Cengiz Han diyor, hani tamam diyor, çoluk çocuk milyonlarca insanı kesmiştir... ...ama insanlık tarihini değiştirmiştir bunları yaparak diyor. İnsanlık tarihini değiştirmekse bu diyor, her şey mübahtır diyor. Zaten insanlığın şöyle temel bir kusuru var. Hangi ideali kutsallaştırırsak kutsallaştıralım... ...işin sonunda o ideal uğruna her boku yemek mübahtır noktasına geliniyor. Evet, doğru. Yani o ideal o kadar kutsal ki onun uğruna her pislik yapılabilir. Herkesin de kendi ideali yani. Herkesin de kendi ideali. Ortak bir idealde nedense mesela evreni koruyalım. Gezegenimizi koruyalım. Bu gezegene iyi davranalım. İdealinde buluşamıyoruz da. Onda buluşsak onun bile boku çıkabilir. Gezegeni korumak uğruna gerekirse milyonları feda etmeye hazırız hocam falan noktasına gelir insanlık yani. O da olabilir. Bu sefer de derler ki çöp atanları asalım.

Nüfusu azaltalım derler. Nüfusun yarısını sallayalım. Bu gezegeni korumak zorundayız. Ne olacak ki? Bizim idealimizden daha mı kıymetli? Üç milyar kişinin canı arkadaş şişe falan gelir iş yani. İnsanlıkta böyle bir manyaklık var. Bir kötülük tohumu. Bu kitapta çok önemli bir şey var, Sema Hanım. O da şu. Yani bu kitap böyle durduk yere, yerden bitme, ilk kez de Hitler'in aklına gelmiş bir şey değil. Eskilerin deyimiyle Kudai Nabit değil efendim. Yani bu zaten o dönem toplumunda çok yaygın olan fikirlerin bir sentizi gibi bir şey.

Maalesef ve maalesef, kendimi şimdi düzeltmek zorunda kalıyorum. O dönemde yaygın olan değil, her daim. Bu günde de, şimdi işlerini görüyoruz, İsrail-Gazze Savaşı'nda. Aynı şeyi görüyoruz. Yani bu günde de toplumda sahip olan bazı söylemler var. Hiç değişmeyen. Kötülük döngüsü adeta. Evet, dolayısıyla siz bu kitabı okurken biraz şeyi de düşünmelisiniz... ...daha genel bir açıdan yani herkes... Hadi bakalım şifa öner kavgam kitabında. İşte onu diyorum yani. Bak biraz önce ben önerdim dinleseydin zaten duyardın. Diyorum ki bir... Ben arkadaşımla konuşuyordum o sırada.

Kötü bir adamın zihni nasıl çalışır? Karşındakini anlamak için aslında bu bir kılavuz. Ve nasıl manipüle eder? İnsanları da nasıl manipüle eder? Seçtiği kelimelerle, kavramlarla... Uzmanından dinle diyorsun yani. Evet, ya da o dönem var olan kavramların üzerinde durarak...

Şu anda da dünyada bazı kavramlar yok mu? Yani büyük bir İslamofobi var bir kere batıda. Mesela ama aynı şekilde doğuda da... Fundamentalizm diye bir şey var yani. Biz geçen gün şunu konuştuk yani bunu söylemeyeceksin Goya ama kusura bakmayın söyleyeceğim. O da şöyle bir şey var. Hamas bugün beni bulsa beni keser. Hamas'ın hoşlandığı insan tipi değilim ki ben. Beni de keser canım. Seni de keser. Yani hani seküler insan sevmiyor ki Hamas. Ben Kelime-i Şehadet getirip Müslüman olduğumu anlatana kadar zaten mermi yerim beynime.

Bu tiple diyorsun. Evet. Yani dolayısıyla yine senin dediğine geliyor. Her ideoloji sonunda gerçekten kendi kendini de insanlığı da yıpratıyor. Kutsallaştırılan her ideoloji, uğruna her şeyin yapılması mübahtır hocam noktasına gelip... ...insanlık dışılığa doğru evriliyor yani. Yani aslında şunu demek istiyorum. 1924'te yazılmış olan bu ilk cilt. Çünkü neden ilk ciltten bu kadar bahsediyorum? İkinci cilde okuyamayabilirsiniz.

Yani birinci ciltten sonra yeter ya bu kadar da artık bu manyağın zırvalıklarını dinleyemeyeceğim deme hakkınız var ve çok haklı olursunuz. O yüzden yani 1924... Nomoni olarak okuyunuz diyorsun yani. Bu cilt bugün içinde geçerli. Yani bugün Joe Biden normal mi mesela? Değil. Değil mi? Adam white supremacist yani. ...beyaz üstün ırkınına inanmış bir adam bu. Dolayısıyla zaten şey... ...bugün de var, aynı konu bugün de var, dün de vardı, hep olacak. Gelecekte olmamak için biz bireysel olarak ne yapmalıyız? Bu tabii çok kafa yorulması gereken bir şey. Gerçekten çocuk eğitimi müthiş önem kazanıyor bu noktada. Ama önce kötülük ne? Tam olarak anlamamız gerekiyor.

Bunun için Ursula Le Guin'e gidelim istersen. Aynen öyle düşündüm. Yin-Yang ikiliğinden yola çıkar Ursula Le Guin. Der ki, kötülük zaten bizim içimizde olmaya devam edecek. Tıpkı iyilik gibi. Çocukları diyor bir denemesinde, şimdi geldiğiniz bilgisinden bahsedeceğiz ama... ...bir denemesinde diyor ki, çocuklara sanki dünyada kötülük yokmuş gibi şeyler anlatmayın diyor. Yani dünyada ve içimizde kötülüğün olduğunu bilsinler ki... ...o kötülükle yüzleşip, onu ehlileştirip, onu gemleyerek... ...kontrolünü kötülüğün kendi ellerine alsınlar ve onu zararsız hale getirsinler, diyor. Bu Yerdeniz büyücüsünde de Ged vardır ya, baş büyücü. Yani Harry Potter'ın da esin kaynağı olan kitap aslında. Harry Potter bunun üzerine modellenmiş. Kimse de bir şey dememiş. Hocam sen şimdi ben bu Harry Potter'ı yazsam, tamam mı? Doğan kitabı götürsem ya da iletişim yayınlarını götürsem derler ki... Zaten yerdeniz büyücüsünü çalmışsın hocam sen derler. Amerika'da kimse böyle bir şey dememiş ve büyük bir Harry Potter endüstrisi kurulmuş hatta üzerinde. Enteresan oluyor böyle şeyler. Amerika mı İngiltere mi Harry Potter ilk? Harry Potter. Harry Potter olduğuna göre İngiltere'dir evet. Denizad'da kurgusal bir takımada da geçiyor olaylar. Büyümek, büyü ve büyücülük üstüne daha sonra altı kitap haline gelmiş. Serin ilk kitabı işte Ged diye bir takım doğal yeteneklerle doğmuş bir çocuk var. Günün birinde keşfediyorlar onu. Diyorlar ki bir büyücülük okulumuz var Allah Allah şeyde adalardan birinde. O da çok enteresan. Kısacık bir şey söyleyeyim mi? Ged'in ilk büyücülük şeyini keşfeden, daha doğrusu adadaki herkesin bir takım güçleri var da bazıları o güçlerle bir şeyleri kontrol edebiliyorlar. Çok önemli.

Bunu Gette ilk keşfeden teyzesi tamam mı? O sahne, o satırlar çok güzel. Çünkü aslında teyze o ana kadar onu hiç sevmiyor. Ve kötü aslında. Teyze. Evet. Ama çocuktan bir çıkarı olduğunu, yani o çocuğun yetenekli olduğunu öğrendiği anda... ...çocuğa ilgi göstermeye başlıyor. Nefat umuyor çocuktan. Daha böyle yani ilk başlardan evet, ilk başlardan bir kötülük şeyi hissediyorsunuz, sızıntısı var yani.

Evet, bir de büyüme kitabı bu da. Evet, bu da. Coming of Age mi diyordunuz siz Amerikalılar? Coming of Age dediğiniz. Biz Almanların ise Buldings Roman dediğimiz. Büyüme romanı Türkçesi. Biz buradan çıkışta her seferinde Amerikan-Alman şeyi yapıyoruz, kavgası ediyoruz.

Sanırım Yerdeniz büyücüsünün en çocuk suyanı konusu, diyor Ursula Löge'in. Büyümek. Büyümek benim yıllarımı alan bir süreç oldu. Bu süreci otuz bir yaşında tamamladım. Ne kadar tamamlanabilirse artık, diyor. O yüzden de çok önemsiyorum. Çoğu genç de önemser. Ne de olsa esas işleri budur. Büyümek. Şimdi Ged büyürken şeyi keşfeder. Gölge var. Herkesin bir gölgesi vardır ve bu gölgeden kaçılır, çok korkulur. Aman bu gölge beni karanlıklara götürecek diye. Fakat en sonunda, spoilerıdır, çakayım.

Kendi gölgesinden kaçmak yerine o gölgenin üzerine gitmeye karar verir. Onunla kucaklaşır ve gölgeyle bir olur, bütünleşir ve tamamlanır. Yani Yin Yang döngüsünün siyah tarafı tamamlandığı zaman gerçek kişiliğine ulaşmış olur aslında. Şimdi zaten bence spoiler vermende bir sakınca yoktu. Çünkü Sema Hanım bu kitabı eğer okumadıysa okumamış olabilir.

Okumadıysa ve eline aldığında ya bu ne yangedalt yani genç yetişkin romanının benim elimde ne işi var diyebilir. Çünkü gerçekten masal gibi anlatılıyor. Çok böyle hani ben işin doğrusu Leyla'ya almıştım bu kitabı. O yüzden de baktım. Fakat genç yetişkinlere verdiğin zaman da fazla karanlık buluyorlar. Evet fazla karanlık. Can mesela öyle bulmuştu. Fazla dark bulmuştu kitabı. Çünkü öyledir. Aslında karanlık bir şiir gibidir baştan sona. Böyle bir kötülükle iyilik arasında gidip gelen bir yapısı vardır. Ama cazibeli kılan da kitabı bu bence zaten. Ama o masal gibi anlatılan dil var ya. Hani Hansel Gretel gibi aslında dili. Yani Harry Potter onun yank-e-dalt haline getirilmişi bence.

Bence bu da iyi Angela. Canım bayağı yani bu bayağı şey okuyorsun yani. Hansel Gretel okur gibi. Yani o kötülüklerin olduğu, öyle bir dünyanın olduğu hani tamam büyü var. Ama felsefi bir derinliği var içerisinde yani. Var onu sen çıkartıyorsun. Taoizm'den ve Zen'den gelen bir mistik derinliği var kitabın ki. Onu çünkü sen çıkartıyorsun. Yani belki de ya da aslında ben mesela Leyla'dan sonra bunu keşfettim. Çocuk kitabı okumayı çok seviyorum. Çünkü çocuk kitaplarının Yahoo çizgi filmlerinin içinde müthiş felsefe var zaten. Bir de Ursula Le Guin zaten Lazo'ya ve doğu felsefesine çok meraklı, hakim. Hatta çevirmeni pek çoğunun olduğu için tabii İngilizce'ye çevirmeni Lazo'nun hatırladığım kadarıyla. Ondan dolayı da şey zaten bütün edebiyatının temelinde zen ve taoizmi. Kullanılıyor zaten. Yerdeniz büyücüsünün de kökünde var. İşte o yüzden o Yin Yang döngüsü üzerine aslında kitap. Yani bir çocuğun büyürken kendi içindeki karanlığı keşfetmesi, onu kabullenmesi... ...onunla bir olması ve onu kendisi için tehlikeli olmaktan çıkartması üzerine bir şey yani. Burada iki şey var benim için önemli.

Bu romanla ilgili. Birincisi dilin kullanılımı. Kötülüğü yaymada gene. Şimdi şey var ya şeyi söylemiyorlar. Bazı kelimelerin kullanılmaması gerektiğine inanıyorlar. O kelimeyi söylerlerse onun kötü bir büyüye sebebiyet vereceğini düşünüyorlar. O yüzden mesela yani dilin ne kadar önemli olduğunu hani bizde de vardır ya söyleme. Üç harfler denir bak mesela bizde de. Çok bizde de kadim bir bilgi o. Hiç kimse tutup söylemez. Üç harfler dersin.

çağırmak istemezsin vesaire yani biz bunu böyle anlattığımız zaman hani batıl inanç gibi oluyor bir romanın içine girdiği zaman işte böyle bu kadar büyülü bir şey oluyor aslında hikaye oluyor ama dilin gerçekliği var şimdi ben bunu fanteziden çıkartıp şöyle söyleyeyim yani sihirden büyüden çıkartıp şöyle söyleyeyim Bir çocuğa gerçekten bu konuda bir araştırma, bir tez okudum bu arada dar acele geçtiğimiz günlerde. Kötülüğün nasıl yayıldığıyla ilgili ve tez şeyle ilgiliydi. Kurumlarda, şirketlerde araştırmalar yapılmış. Bunun sonucuydu. Yani eğer mesela bir çalışanına kötü davranırsan aslında şirketinin batmaya başladığı an gibi bir şey o. Her şey kötüye gidiyor. Yani kullandığımız dil çok önemli. Bir çocukla konuşurken kullandığın dil o yüzden çok önemli. Yani çok dayak yiyerek büyüyen çocuk nasıl ki daha sonra kötülük yapmayı daha sıradan bir şey olarak görüyorsa...

Saygı görmeden büyüyen çocuğun ne kendine ne etrafına saygısı olmaması gibi bir şey. Evet, bir şey bu. Yani kullandığımız dil çok önemli ve bu kitap bence buradan da ele alınabilir. Ben yine bunu anne olduktan sonra fark ettim. Çok böyle hani düşünmeden ettiğin bazı laflar... ...aslında çocuğa söylediğin zaman maalesef o anda kulağında çınlayabiliyor... ...ne kadar kötü olduğu, ne kadar önyargılı olduğu, ne kadar yanlış olduğu. E tabii.

Her zaman... Duyanık olmaya çalışmak lazım. Annemle ilgili şöyle düşünürdüm ben. Annemle konuşurken kayınvalidemle konuşuyormuşum gibi düşünmeyi eğlerdim. Hani böyle kayınvalidene şey yapamıyorsun ya çirkin konuşamıyorsun. Sırf annen diye niye ona öyle çirkin konuşuyorsun derdim içimden bazen. Aslında kayınvalidenle konuşuyormuş gibi annenle.

Aslında çocukla konuşurken de daima şeyi düşünmek lazım. Konu senin kayınvalidene nasıl geldi ya? Ya şunu demek istiyorum. Biriyle konuşurken de çok önemsediğiniz biriyle konuşuyormuş gibi davranın. Evet. Anlatabiliyor muyum? Bir çocukla konuşuyormuş gibi mesela davranın. Kelimelerinizi öyle seçin. Düzgün konuş diyorsun yani. O zaman insan çok seçici oluyor. Çok seçici oluyor. Ve karşındakinde seni kelimeleriyle zehirliyor, etkiliyor. Dikkat et mesela. Böyle şey vardır yani. Hiçbir şey demez karşındaki göğe. Evet.

Sen kelimelere niye bu kadar taktın şimdi? Çünkü sihir kelimelerle yapılıyor değil mi? Adada da, büyücülük okulunda da öyle. Bence diyorum ki gerçek hayatta da öyle. Biriyle sohbet ediyorsundur, böyle konuşursun konuşursun eve gidersin, kendini korkunç kötü hissedersin. Yani sana aslında bir kötülük yapılmış gibi hissedersin. Düşünürsün, düşünürsün o konuşmayı, yahu dersin bir şey de yoktu. Ama ne oldu? Çünkü orada aslında o kelimelerin bir gücü var.

Sana orada çok böyle subliminal bir mesaj verilmiştir. Senin başarısız olduğunla ilgili, senin iyi olmadığınla ilgili, senin yanlış bir karar verdiğinle ilgili. Şişirmiş, senin için şişmiş yani. İçini şişirmiş. Şişirmiştir senin. Şimdi oturup o kelimeleri ayıkladığın zaman aslında evde çok rahatlarsın. Dersin ki tamam, anladım. Ben durup dururken... Şişmemişim. Şey değilim yani, kötü hissetmem. Bana bir kötülük yapıldı. Bunun farkında olmak, hani Sema Hanım'a bunu da söylemek istiyorum. Karşınızdaki size hiç fark ettirmeden... ...çok böyle farkındalıklı bir kötülük de yapılmış olabilir, dağın diye. Taammüden.

Evet, ama hiç bilmeden de yapılmış olabilir. Bunu bizim sezinlememiz, bizim fark etmemiz çok önemli. Bir de tabii şu şifaya dönebiliriz bu kitaptan. İyilik ve kötülüğün herkesin içerisinde olduğu, kötülüksüz yani benim içimde kötülük yok abi diye bir şey söz konusu değil. Herkesin içinde bu potansiyel var. İnsan olmaktan kaynaklanan önemli olan ona yuları takabilmek, ona ehlileştirebilmek.

Bunu ben her yaratıcı yazarlık dersinde söylerim. Lütfen bana böyle minnoş güzelliklerle gelmeyin. Çok iyi bir insan olabilirsiniz. Harika bir insan, harika anne, harika yaşamışsınız. Minnoşluk sevmiyoruz biz. Ama muhakkak içinizde bir yerde bir kötülük var. Kimsenin olmamasının... Ben minnoş insanlardan çok korkarım mesela. Sanki onların içinden böyle bir yaratık çıkacakmış filmin sonunda gibi gelir. Ben mesela asla böyle düşünmem ama o insanla eğer samimi bir konuşma yaşayacaksam... ...onun da daima yani içindeki kötülüğü arayıp bulmasını, ona dokunmasını, ona değmesini... ...mümkünse onunla ilgili bir şey yazmasını tavsiye ederim mesela. Ki kendini fark etsin. Öteki türlü bu hep şeydir. Adolf Hitler'in aslında bütün olayı da o. Benim yüzümden değil, başkaları yüzünden her şey oldu. O suçlu değildir, o kötü değildir çünkü. Herkes kötüdür. En kötü insan bile zaten gece kafasını yastığa koyduğunda, büyük psikopatlardan... ...dışındakilerden bahsediyorum. Yaptıklarını, ettiklerini kendine mazur gösterecek bir şeyler düşünür. Evet. Zaten o da öyle yapmıştı, bu da böyle yapmıştı. Mesela büyük gangsterler hep şeyi düşünürler ya. Ben aslında insanlara yardım ediyorum, hizmet ediyorum. Yasanın yapamadığı şeyleri ben yapıyorum.

Yani herkesin bir şeyi vardır. Bir bahanesi vardır kendi yaptıklarını meşrulaştırmak için. Şöyle bir alıntı yazmışım kenara. Onu okuyayım, bakayım neden yapmışım üstünden anlarız. Senin o bulana kadar alıntıyı tabii. Tek bir şeyi, tek bir çakıl taşını, tek bir kum tanesini değiştirmemelisiniz. Ta ki o eylemin ardından hangi iyilik ve kötülüğün geleceğini bilene kadar. Bunu şey söylüyor, öğretmeni söylüyor Gedem. Sonra ama oradan ayrılıyor, okula gidiyor. Dünya dengede, denge halinde. Bir büyücünün değiştirme ve çağırma gücü dünyanın dengesini sarsabilir. Bu güç tehlikelidir, çok tehlikelidir. Bilgiyi takip etmeli ve ihtiyaca hizmet etmelidir. Bir mum yakmak, gölge düşürmektir.

Bravo. Müthiş yani domino efekti. Hani hakikaten bir şey yapmadan önce düşünmeye davet ediyor. Bir mum yakmak, bir gölge düşürmektir. Evet. Evet bundan noktalayalım bu kitabı bence. Ara mahanemizi okuyalım. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar... ...ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için biblioterapi ne yapıyor? Devam ediyor efendim.

O zaman üçüncü kitabımıza gelelim mi? Çok güzel. Nietzsche. Ne dersin? Evet, Nietzsche kitaplar gördük bu podcast'te. Böyle baba esprileri. Ama Nietzsche'yi görmemiştik. Adam ne yapsın? İki çocuk babası yapacak tabii. O yapmayacak. Kim yapacak böyle esprileri? Baba esprisi bizim işimiz. Bin sekiz yüz... 86 ile gidiyoruz. Gidiyoruz Nietzsche'ye iyi ve kötünün ötesinde. Böyle buyurdu. Zerdüş kitabındaki fikirlerine daha geniş bir şekilde ve daha eleştirel bir şekilde ele aldığı filozofumuzun bir kitap. Ursula Le Guin'le aslında yine çok payla giden bir yapısı var. Gerçek benliğimize nasıl ulaşırız? Benliğimize nasıl? Evet. Her derin düşündür anlaşılmamaktan çok anlaşılmaktan korkar diyor.

Bu kadarını söyleyeyim, bari sen anla artık gerisini. Peki. Şimdi niçenin çok... Mesela yine o da hani her insanın içinde kötülük vardır ve bu kötülüğü kabul etmelisiniz ve bunu bulmalısınız. Şimdi her insanda farklı kötülük de olabilir. Yani farklı duygular çarpışıyor olabilir içinde. Onun önemsediği bir tanesini söyleyeyim mi? Diyor ki, kıskançlığını kabul et. Şimdi bak, kıskançlık çok önemli bir mevzudur. Aslında yani birini, birilerini kıskanmak önemli bir mevzudur. Öyle değilmiş gibi de yaparız. Yo ben, yo hiç kıskanmıyorum gibi. Hani onun sahip olduğu şeyleri kıskanmıyorum, onun işini kıskanmıyorum, onun başarısını kıskanmıyorum. Ne erken içe? Önce kıskançlığını bir kabul et. Birini kıskandın yani, kabul et. Çünkü...

Bunu kabul etmezsen, o içinde büyür, büyür, büyür ve bir intikam duygusuna, bir kötülük duygusuna dönüşür. Bir şey yapmak istersin. Yani diyor ki, kıskançlığı biz gerçekten ne istiyoruz anlamak için kullanırsan... ...o da verimli bir duyguya dönüşür. Aslında ustalogiyle paralel bağlı. Paralel, evet. Yani diyor ki, tamam sen başkasının başarısını kıskanıyor olabilirsin, bu duygu... Var. Sakın bundan utanma. Bu duygudan herkes de var. Yalnız değilsin. Yokmuş gibi davranma. Ama bu duyguyu al ve verimli bir şeye dönüştür. Peki o çok başarılı, ben nasıl olabilirim? Gibi. Bir hamam böceği öldürürsen kahraman, bir kelebeği öldürürsen şeytansın. Ahlakın estetik standartları vardı.

Evet, doğru gerçekten. Yani mesela şimdi kabul edilsin yine madem Hitler'le konuya girdik. Hitler bir döneme kadar Alman ulusunun kahramanı sonra bir böceğe dönüşüyor. Sonra bir caniye, bir katile. Tabii Birinci Dünya Savaşı mağlubiyetinden sonraki ezilmişliği, harap ve bitap hale düşmüşlüğü... ...Almanya'nın Weimar Cumhuriyeti zamanındaki ve gururu kırılmış bir ulus var. Ve gururu kırılmış bu ulusa ayağa kalkan, siz Almansınız, bütün dünya titresin karşınızda diye nutuk çeken bir adam var. Ve gururu kırık millet onun peşine düşmüş. Düşüyor ve sonra ama bambaşka bir şey dönüşüyor. Yani bu her zaman zaten var olan bir tehlikedir. Şimdi Nietzsche'ye göre güçlü insan kavramı var biliyorsun. Süpermen kavramını aslında herhalde galiba... Üçlü insan. İlk kullanan insan yani. Süpermen bayağı. Süpermen diyor. Bu insanda kendini bilen... Fevkalbeşer. Bütün zorlukların... Fevkalbeşer. Fevkalbeşer insan. Çok hoşuma gitti. Bundan sonra bunu kullanacağım. Fevkalbeşer insan demeye gerek yok. Fevkalbeşer bütün zorluklarla karşılaştığında onu alan, sırtlanan, onunla mücadele eden... İyilik ve kötülüğün ötesine geçmiş. Evet. Aynı zamanda. Vay neden oldu, geçmişte oldu, şunun yüzünden oldu, bunun yüzünden oldu demeyen... ...onu alıp bir şey dönüştüren insan fevkal beşer. Ve bu insanın ilk yaptığı şey Nietzsche'ye göre... ...kendi işlerinde derine inerek, kendi zayıf yanlarını, ön yargılarını ve varsayımlarını ifşa etmek. En büyük kötülük, en büyük iyilik için gereklidir diyor.

Doğru. Çünkü yine aynı şey. En büyük kötülük. Bak ben de şu an düşünüyorum. Yani içindeki o kötülük işte dediğim gibi onu ifşa ederek... Ama bu lafı alıp Adolf Hitler'de olabilirsin yani. Evet, en büyük kötülük gereklidir. Yapayım o zaman ben.

Evet, tabi niyet çok önemli. Keseyim 6 milyon kişiyi falan da gidebilirsin. Yani Nietzsche'nin çeşitli şekillerden... Ama Nietzsche şöyle diyor. Ha bu arada zaten Adolf Hitler delisi zaten Nietzsche'den etkilenmiş. Onu demek istiyorum da diyemedim. Evet, etkilenmiş maalesef. Ama konumuz kötülük olduğu için bu bağlantıları göstermek zorundayız hocam. Ama aslında Nietzsche şöyle söylüyor, diyor ki... Bunu da söylüyor, yazıyor. Ariel Irk'ın onun üst insan düşüncesiyle şeyleri var, paralellikleri var. Tabii, tabii. Süpermen şeyi, Fevkal Becher onun felsefesinde... Sarışın ve Mavi Gözlü. Evet, öyle yer ediyor Hitler'in. Ama aslında Nietzsche şunu da yazıyor, diyor ki... ...kötülüğün var olduğunu söylemek, onun varlığını sevmek demek değildir, diyor. Yani Nietzsche'yi... Nietzsche'yi mabadından anlamış diyebilir miyiz o zaman? Olabilir, evet öyle değil. Diyebiliriz. Şeyleri ben burada biliyorum. Sansür var demişler bu podcast'te. Evet. Şöyle diyor, iktidarı elinde bulunduranlar tarafından verilen iyi ve kötü tanımları var diyor. Şimdi bak iktidarı elinde bulunduranların bir iyi tanımları var, bir kötü tanımları var. Bu da yine çok güncel bir meselemiz bizim. Şu an yani mücadele ettiğimiz bir şey. Kendi ülkemizde de diğer ülkelerin başındakilerle de halk olarak bununla mücadele etmeye çalışıyoruz. Onlar bir şeye iyi diyorlar ya da kötü diyorlar.

''Biz eğer bunu kabul etmeyi reddedersek, kendimizi zihinsel zorbalıktan kurtarmak için ilk adımı atmış olacağız.'' diyor. Yani bunları reddedeceğiz önce. Kabul etmeyeceğiz. Bize dayatılan iyi kötüyü kabul etmeyeceğiz.

Ucubelerle savaşanın bu arada kendisinin de bir ucubeye dönüşmemeye dikkat etmesi gerekir, diyor. Ucubelerle savaşanın bu arada kendisinin de bir ucubeye dönüşmemeye dikkat etmesi gerekir. Sonra da çok meşhur bir alıntı. Uzun süre bir uçuruma doğru bakarsan, uçurum da senin içine doğru bakar. Çok doğru. Ben bunu yine aslında çok semiotik alırım. Yani bu yine bence uçurum, oradaki kelime seçimi çok önemli. Ebes değil mi o? Yani o kelime seçimi çok önemli. Gerçekten de içinin uçuruma dönüşmesi korkutucu bir şey. Yani kötülüğü de barındıran bir şey. Biraz hani şeylere dikkat ederek... Her insan bir uçurumdur diyebilir miyiz hocam? O uçuruma doğru bakarsan aydınlığı da karanlığı da bulmak mümkün. Hepimizin içinde var işte yani içine düşebilirsin. Bununla mücadele etmek bu arada bence çok zor bir şey. Yani hani Sema Hanım ona kötülük yapılmış bunu anlıyoruz söylediği şeyden. Karşısındaki insanın bunun ne kadar farkında olup olmadığını bilmiyoruz. ve bunu anlaması insanların biraz zor. Yani Sema Hanım farkında da yüksek biri olabilir ama herkes böyle değil. O yüzden biz karşımızdakini de hemen değiştiremeyeceğimize yahut ona bunu anlatamayacağımıza göre ya biz daha markette insana neden sırada durmamız gerektiğini anlatamazken insanlara bunu böyle anlatamayacağımıza göre yapmamız gereken şey kendimizi, çevremizi

Birinci çevremizi değiştirmeye çalışıyor. Efendim o saygısızlık, hürmetsizlik. Çünkü çocuklar saygı duyulmadan yetiştiriliyorlar. Çocuklara saygı duyulmuyor çocukken. Öz saygısı gelişmiyor onların. Öz saygısı olmayan da ne yapmıyor? Başkalarına da saygı göstermiyor. Kendine saygısı yok ki başkasına saygı göstersin. Ama Nietzsche ne diyor? Sevgi yüzünden yapılan her şey, her zaman iyinin ve kötünün ötesinde gerçekleşmektedir.

Bak böyle de beklenmedik. Ayy, naif şeyler de var yani. Niçe'yle ilgili zaten böyle bir şey var. Hani bir, o bir Schopenhauer hayranı. Dolayısıyla kendisinden genellikle nihilist, pessimist... Bu insanlıkta bir cacık olmaz açısından bakıyor tabii konuya da. Evet, genellikle. Fakat aslında gerçekten sevgiyi önemseyen ve birebir tanıyanların sevdiği bir adam. Hayal kırıklığına uğramış bir adam gibi gelir Niçe bana hep. Bana da öyle geliyor. İnsan, insanlık tabii niye hayal kırıklığına uğramasın ki zaten?

Ama şöyle yani çok zeki, deha, çok genç yaşta galiba Bazel'de üniversitede profesör oluyor. Profesyonel olarak atanıyor. Fakat sonra orada akademik çatışmalar var. Kardeşi bunları yazmış bu arada. Hoş kardeşine de güven olmaz deniliyor ama bir kız kardeşi var. Onun yazdığı bazı şeyler var. Sonradan bazı metinleri değiştirdiği düşünülüyor.

Ama hani kardeşinin söylediği şöyle bir şey var, şeyin ön sözünde bu iyi ve kötü nötesinin ön sözünde. Akademik şeyden çok yorulmuş, kavgalardan çok yorulmuş ki akademisyenler hep söyler ya siz içeride neler oluyor bilmiyorsunuz diye korktuk kavgası. Bizans. Çok yoruluyor bir de zaten işte çok genç. Kalkıyor ufak bir köye yerleşiyor ve orada kitaplarını yazmaya başlıyor. Ve orada aslında yavaş yavaş bir de çok hastalıkları var. Bedensel olarak çok hastalığı var. Şeye de katılıyor, Dünya Savaşı'na da katılıyor. Pardon Dünya Savaşı değil de o zaman şey mi var Prusya Savaşı mı var? 1800 sonları. Birinci Dünya Savaşı değil yani. Hayır, değil, değil. Hatırlamıyorum şimdi. 1886'da doğduğuna göre Birinci Dünya Savaşı'na katılmış olmalı. Ama 24, 86, 96, 6. Hayır, Prusya Savaşı yok mu? Hemen bakabilsek keşke. 1914'de başlıyor Birinci Dünya Savaşı. O sırada 28 yaşında. Tamam doğru o zaman. Bu tartışmamızda böylelikle güzel bir yer almış olduk. Dolayısıyla yorgun bir vücudu var. O kendi kendine bu felsefe kitaplarını da yazarken zihni de yorulmaya başlıyor. Ve çok genç yaşta zaten hastalanıp çok genç yaşta ölüyor. Herkese hitap eden kitaplar daima pis kokan kitaplardır. Küçük insan kokusu sinmiştir üzerlerine. Böyle mi demiş? Evet. Bilemedim. Bu da kötü bence. Var. İyilik ve kötülüğün ötesinde Nietzsche için boşuna konmuş bir kitap ismi değil. İyiliğin ve kötülüğün ötesine geçerek değerlendirilmesi gereken bir kitap. Doğru. Yani nasıl bir şifa öneriyoruz dersek de alın yanınıza Nietzsche'yi ve şöyle bir iyiliğin ve kötülüğün ötesinde... ...insana baktığınız zaman ne gördüğünüzün keyfini çıkarın.

Evet, mümkün galiba doğru. Sadece insan olarak birine bakmak... ...yaptıklarının dışında sadece varlık olarak bakmak mümkün. Yani insanları hamam böceği gibi bakıp da değerlendiren bir düşünür ya kendisi... ...hadi öyle bir bakın bakalım insanlara iyilik ve kötülüklerine nasıl olacak? Evet. Dördüncü kitaba geçelim mi? Hadi geçtik. İçerisinde kayboluyor çünkü insan. Nietzsche evet eğlenceli de bir taraftan ya o şey şopanörvari şeyleri, insana bakışındaki şey, kötümserlik. O yüzden biz geçtik. Şimdi Murat Gülsoy. Murat Gülsoy bu filmin kötü adamı benim adlı 2012 tarihli romanını.

2012'de mi? 2012'de, evet. Günahlar zaman aşımına uğrar mı? Suçlar belki ama günahlar... ...kendine biçtiği rolü oynadığı mutlu zevliliğini kendine rağmen sürdüren... ...ve üçlü bir aşk ilişkisinde... ...izzet ile gayenin yanında geçmişini arayan başarısız bir yazar. Önder. Önder. Aynı mutlu zevlilikten geçerli bir yolla ayrılmaya çalışan Defne... ...dört kişinin yaşamını değiştiren garip bir intihar.

Yani şimdi kurgu içinde kurgu, önder, işte şey, başarılı olmuş bir... Neydi? Üst anlatımı deniliyordu bunlara. Hiç vallahi bilmiyorum. Hakan Akdoğan'a soralım. Evet. O terimleri o güzel biliyor. Bir de ben bıraktım artık. Terminolojiyle ilgilenmiyorum. Atom fiziğini mi bıraktın?

Artık itlik, serserilik. Duygusuna daha çok bakar oldum. Şöyle çok başarılı olmuş bir senaryo, yani çok başarılı mı olmuş değil de... ...işte başarılı olmuş bir senaryo yazarı ve ufak bir kasabaya karısıyla beraber Defne'ydi değil mi? Evet. Orada işte bir roman yazmaya çalışıyor. O romanın içinde de zaten bir roman yazıyor. Yani romanın karakteri Önder. Orada da bir roman yazıyor, yazar. Yani yazar içinde, yazar içinde yazar gibi bir şey aslında. Hani bu kurgunun sadece bilinsin diye söylüyorum. Sema Hanım neyin içine düştüğünü bilsin. Çünkü hani okurken biraz kafası karışabilir. Orhan Pamuk vari bir anlatı. Zaten Murat çok sever Orhan Pamuk'u. Hatta kendini Orhan Pamuk zanneden adam diye bir öyküsü vardır çok komik. Öyle mi? Evet.

Orhan Pamuk'a bir şey vardır, biraz tarz olarak onun postmodernizmine yaklaşan bir anlatı. Yani ne anlattığı kadar nasıl anlattığının da önemli olduğu bir şey. Mahkum edildiğimiz yüzeysel hayatların dibinde akan karanlık suların sesine kulak veren bir psikolojik roman. Evet, şimdi önder kötü. Aslında şöyle söyleyeceğim, bana göre çok şey bir karakter. Yani bir erkeğin böyle bir karakter yazması benim hoşuma gidiyor. Bunu eleştirenler de olmuştur muhakkak. Biz hepimiz mi kötüyüz falan. Eğer hepiniz kötüsünüz, hepimiz kötüyüz. Bunu da birinin yazması çok güzel. Yani Türkiye'de sokakta dolaşan, eğitimli, entelektüel kötü adam diye bir şey var. Onların kötülüğü daha şey zaten. Dolayısıyla bunun gerçekten roman kahramanı olarak yansımış hali. Yazar kötülüğü diye bir şey vardır ya, yazarların kötülüğü. Vardır herhalde. Çünkü biz oralarla çok oynuyoruz. Onları çok deşiyoruz, çıkartıyoruz. Deşerken de bir hastalanıyor bu yazar milleti bence bazen. Olabilir, olabilir. Hani böyle o kapı kendi içindeki aslında çok da kurcalanmaması gereken bir takım karanlık... Tabii biraz fazla kurcalıyor. Mahzenlerin kapılarını açıp açıp onun içine baktığı için yazarlar yazarken, siz yazar milleti. Bunu yaptığınız için arada o kapıyı kapatamadığınız oluyor bence. Olur, olur doğru. Ve oradan çıkan öcüler böcüler, ondan sonra sizi manyak ediyorlar hocam. Ondan sonra biz uğraşıyoruz. Sonunda manyak demeseydin, bu ifaden tarihe geçecek kadar güzel bir analiz aslında. Ucuzlaştırmadan yapamıyorum ya. Bu da benim karakterim demek ki. Bu gerçekten çok güzel bence bir edebiyat, edebiyatçı analizi. Tebrik ederim. Çok şey yaparsam, ondan sonra kızıyorlar bana fazla. İçimde ben de dayak yiyor olmama rağmen ve kendin de dayak yiyor olmana rağmen çok çok güzel, doğru bir tespit ve... ...hakikaten ileride tarihte kullanılması gerekiyor. Evet, yazarların şeytanlıkları daha büyük şeytanlıktır yani. Çünkü sürekli kafa kurguya çalışıyor ya bir de. Birbirine karşı oynanan çeşit çeşit oyunda. Herkes her şeyi biliyor bu arada. Tabii ki bir zeka düzeyi de var yani. Tabii zeka var, bir de eğlenceli de bir şey aslında. Eğlenceli de insanlar aynı zamanda. Şimdi bir dakika, neden yazarlara bu kadar saldırdık? Çünkü bu kitabın karakteri, baş kahramanı bir yazar... ...ve işin acayibi, Önder gerçekten yani baş kahramanı Önder... ...kendi yazdığı kitaptaki baş kahramanı daha kötü yapıyor. Sanki kendi kötü değilmiş gibi, kendi içine bakmayıp... Çıtayı yükseltiyor yani. Çıtayı yükseltiyor. Kendi içindeki kötülüğü onda kullanıyor. Sanki o öyle biri değil. Yani bir karakter yarattı falan gibi.

O bakımda önemli. Şeyi ben önemsiyorum bu kitapta. Sema Hanım'a da onu şifa olarak sunuyorum. İçindeki kötülüğü çıkartma bakımından bu güzel bir karakter. Dürüst. Yazarak şifalanmaya da çalışmak var. Bir de dürüstçe kötü olduğunu ortaya çıkartan bir karakter. Dolayısıyla... Bir yüzleşme. Bravo. Zaten edebiyatın bir amacı da nedir? Bizi insanın karanlık tarafıyla yüzleştirmek değil mi? Evet. Ahmet Ümit hocamız öyle der ya, polisiye insanı insanın karanlık tarafıyla yüzleştirirler. Evet. Kötülüktür çünkü polisiyede temelindeki şey. Mesela oradaki kötülük hani farklı değil mi? Yani bir suç. Ama yani hiç öyle olmayan dediğim gibi böyle biriyle bir konuşma yaparsın... ...ve eve gittiğinde çok huzursuzsundur. O nedendir? O da büyük kıçlık aslında. Zaten Breaking Bad'de dizisinde öyle bir ayrım yapar karakterlerden biri. Yani suç diyor, çizginin ne tarafında olduğunla ilgili bir şeydir. Yani yasal tarafta olup çok kötü insanlar olabildiği gibi... Suçlu olmayı seçmiş, çok iyi insanlar gördüm hayatımda, diyor. Kötü polisler ve iyi suçlular da var, diyor yani. Tabii, doğru. Zaten bunları yazdığımız zaman roman oluyor, değil mi hocam? Evet. O zaman ben bir Murat Gülsoy'dan alıntıyı yapayım ve bitireyim. Evet, bu güzel Murat Gülsoy, gerçekten en güzel Murat Gülsoy romanlarından biri. 2012 tarihli bu filmin kötü adamı benim. Yapalım alıntımızı.

Çünkü nedensiz kötülüğün varlığını kabul etmek çok zordur. Eğer nedensiz kötülük diye bir şey varsa... ...bir gün ben de o rastlantısal kötülüğün kurbanı olabilirim diye düşünür insan. Gerçekten öyle. Yani hani o yüzden de belki kötülüğü kabul etmek istemiyoruz. Hayır canım yani nedensiz kötülük olmaz. Nedensiz kötülük varsa ne o zaman? Ben de mi yani bir gün yapacağım? Evet, olabilir. Kötü tohum. Evet.

Yani kötü tohum içimizde var ama onu filizlendirmemek bizim elimizde. Ez onu ez. Diyebilir miyiz? Diyebiliriz. O zaman ben Künyi'yi okuyayım. Yerdeniz Büyücüsü, Ursula K. Le Guin. Metis Yayınları, Çevren Çiğdem Erkal, İpek. 192 sayfa. Hitler, Kavgam, Panama Yayıncılık.

Çeviren Korhan Göktuğ, 592 sayfa. Murat Gülsoy, Bu Filmin Kötü Adamı Benim, Can Yayınları, 284 sayfa. Niçe, İyi ve Kötünün Ötesinde, Say Yayınları, Çeviren Ahmet İnam, 224 sayfa. Bize yazmak isteyenler...

biblioterapi.media.com adresine e-mail gönderebilirler. Gördüğünüz gibi hepsinin tek tek üzerinden geçiyoruz. Biraz zaman alabiliyor. Kusurumuza bakmayın. Gerçekten memnunuz. Çok fazla e-mail gelmesinden. Evet memnunuz. Gösterdiğimiz teveccüh için teşekkür ediyoruz. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için biblioterapi şimdilik ne yapıyor? Bitiyor efendim.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)