
5.678 kelime · ~28 dk okuma
Herkese merhaba, bu kaydı Beşarlık'ta alıyoruz. Önceki bölümde Seçil Erzan'ın nasıl bir dolandırıcıya dönüştüğünü uzun uzun anlatmış, Erzan için filmin Eylül 2022'de koptuğunu, hayali fon dolandırıcılığının da 2022 Aralık'ta çıktığını anlatmıştık. Bu bölümde ise borsada nasıl batılır sorusuna cevap arayacağız. E nasıl batılacak işte, aldığın hisse senede düşerse batarsın demeden önce bekleyin. Nasıl zarar edilir demedim. Nasıl batılır, nasıl tefeciye düşülür dedim.
Şimdi yine mi seçilir Erzan diye düşünmeyin. Bu dosyanın popülerliğinden hareket ederek Türkiye'nin pek de bilinmeyen kirli yüzünü konuşma fırsatını yakalıyoruz. Bu fırsatı değerlendirmek gerekir. O yüzden lütfen bana izin verin. Ama bu bölüme başlamadan önce siyaset gündemini de taramakta fayda var. Çünkü orada da ciddi gelişmeler var. Siyaset gündemi yaklaşan yerel seçimler için ısınmaya başladı. İktidar cephesinde gündem İstanbul adayının kim olacağı. Henüz öne çıkan net bir isim yok. Fakat benim kulağıma gelenler arasında üç isim öne çıkıyor. Muhtemelen bu benim kulağımın marifeti değil, siz de duymuşsunuzdur. Bunlar eski Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu, eski Şehircilik Bakanı Murat Kurum, bir de Fatih Belediye Başkanı Engin Turan. Şimdi bu isimlere şöyle bir bakıyorum. Bence AKP adına düşündürücü bir tablo bu. Tarihin trajik vicilvesi. 14 Mayıs'tan önce kazanacak aday sıfatının en çok yakıştırıldığı İmamoğlu karşısında bu sefer AKP kazanacak aday arıyor.
İktidar Partisi'nin ideolojik ağırlık merkezi İslamcılık iddiasını kaybedince bu ideolojinin çerçevesinde bir kadro da yetişmiyor. İşte kadro sorunları var. Partide Erdoğan'dan başka kazanacak aday kalmadı. Partide Erdoğan'dan sonra gelen bir seçilmiş kişi de yok. Erdoğan'dan sonrası konuşulurken geçen isimlere şöyle bir bakın. Hakan Fidan, Selçuk Bayraktar, İbrahim Kalın. Hiçbirinin daha önce bir dernek başkanlığı için bile aday olmuşluğu yok. Hepsi kariyer basamaklarına atanarak, seçilerek değil, atanarak tırmanmış isimler.
Parttaki seçilmişler bundan 10-15 yıl öncesine göre son derece silik tipler. Erdoğan, üç dönem kuralını herkes için uygulayıp, kendisi için uygulamayarak partinin ve devletin tüm iplerini elinde tutmayı başardı. Ama geriye dönüp bakınca seçilmişlerden güvenebileceği kimse de kalmamış görünüyor. O da belli ki kara kara düşünüyor. Çünkü sorun şu ki İstanbul Belediyesi'ne atanarak gelinmiyor, seçilerek geliniyor.
Erdoğan kendisi seçim kazanmayı başarıyor ama kendisi dışında partta parlayan tek bir figür yok. Dolayısıyla birini o koltuğa aday göstermeniz lazım. Tabii bu durum, yani Erdoğan'ın çaresizliği, İmamoğlu'nun egosunu okuşuyor belli ki. Bu mesele İmamoğlu'na sorulunca eee diyor İmamoğlu, benden bir tane var.
Sizce karşınıza nasıl bir profil çıkaracak AK Parti ve AK Parti artı MHP? İktidar cephesi İmamoğlu'nun karşısına çıkacak adayı henüz bulamadı fakat illaki bulacak. Ama AKP adına sevindirici gelişme, muhalefet bu seçime bölünerek gidiyor. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 2 Aralık'ta İYİ Parti'yi ziyaret etti ve seçim işbirliği önerdi. İYİ Parti Genel Başkanı ise bu öneriyi partinin Genel İdare Kurulu'na soracağını söyledi.
4 Arlık'ta toplanan kurul 35'e 14 çoğunlukla CHP'nin işbirliği teklifini reddetti. Orada da şu kriz yaşanıyor. Yerel seçim tavrını açıklamayı CHP kurultayı ertesine bıraksalardı, bu sefer tümüyle CHP'ye teşne bir görüntü sergileceklerdi. Yani mikrofon tutulduğunda ne yapacaksınız? İşte ıkmık edeceklerdi kurultayı beklemek için. Fakat seçim tavırlarını da kurultay öncesinde belirlemeleri için bir varsayımda bulunmaları gerekiyordu. Kim kazanacak?
İşte Kılıçdaroğlu'nun yeniden kazanacağı varsayımı üzerine belirlediler seçim stratejilerini. Kılıçdaroğlu bu kurultayı kazansaydı oluşacak tepki oylarını toplayarak rüzgar yakalayabilirlerdi. Fakat parti kurmaylarının beklensi bu yöndeydi de işler öyle gitmedi. 14 Mayıs öfkesinin yöneldiği Kılıçdaroğlu siyaset sahnesini beklenmeyen biçimde terk edince bu sefer 14 Mayıs öfkesinin ikinci adresi İYİ Parti oldu.
Bu stres altında bocalayan parti, şimdi örgütlerine bu yerel seçimde neredeyse hiçbir şey vadetmeden giriyor. Bu durum bir muhalefet partisinin altından kalkabilmesi son derece zorlu bir süreç. Belki de Meral Akşener seçimin kaybedilmesi halinde B planını kafasında çoktan tasarlamıştı. Belki de 3 Mart'taki konuşması bu planın çerçevesine ilişkin ipuçları sunuyordu.
Bu saatten sonra bizlere düşen bir seçim yapmaktır. Ya ışıl ışıl bir güneşin altında dimdik duracağız... ...ya da uzayan gölgelerde kaybolacağız. Ya şanlı bir mücadelede milyonlarla yürüyeceğiz... ...ya da trajik bir hikayede figüranlık yapacağız. El cümle ya tarih yazacağız ya da tarih bulacağız. İnanıyorum ki hep birlikte tarih yazacağız. Teşekkür ederim.
İyi parti tarih olur mu? Elbette tarih olmaya çalışıyor diye bir iddiamız yok. Yani yeri geldi diye bu ifadeyi andık. Şimdi Türkiye'nin solu iktidarı unutmuş durumda. Türkiye'nin sağı ise iktidar olmadan yaşayamayacak durumda. Yani bir taraf iktidarı unutmuş, bir taraf iktidara aşırı alışık vaziyette. Türkiye'nin sağında kurulan yeni partiler, geçmişte iktidara ortak olamadıklarında ayakta kalamadılar. İşte tarihimiz aslında Sağ Parti çöplüğüyle dolu. Ve İyi Parti, yerel seçimlerde bile iktidar olmak istemiyor. Peki, İyi Parti tarih olur mu?
Şimdilik öngörmek zor ama şunu söyleyebiliriz. Siyaset çok acımasız ve İYİ Parti 3 cepheden birden taarruz altında. Siyaset sahnesi İYİ Parti'yi gücü transfer edilecek bir av gibi görüyor. Yani İYİ Parti içinde 3 damar var ki bunlar kapıya yakın oturuyor. Nebi Hatipoğlu örneğinde gördüğümüz gibi AKP'ye yakın olanlar, Bahadır Erdem örneğinde gördüğümüz gibi CHP'ye yakın olanlar ve Zafer Partisi'nin yükselişinden etkilenerek öz daha yakın olanlar.
Her bir damar ayrı bir ideolojik eğilimi temsil ediyor. Akşener ise bu damarları görüyor ve tek çare olarak hür ve müstakil iyi parti diyor. Çünkü dümeni nereye kırsa sırtını bu damarlardan diğer ikisine dönmüş olacak. Böylece hür ve müstakil iyi parti fikri partinin geleceği açısından bir tercih değil, bir zorunluluk halini alıyor.
Bakalım, hür ve müstakil kalmayı seçimlerden sonra da başarabilecekler mi? Ama, bu yerel seçimin İyi Parti için bir varlık-yokluk seçimi olduğu da açık. Muhtemel bir başarısızlık halinde, hatta daha fenası, başarısızlığa neden olma halinde, bu yönelim sert şekilde sorgulanacaktır. Mesela Ankara veya İstanbul'un İyi Parti yüzünden kaybedilmesi durumunda hem İyi Parti içinden hem İyi Parti dışından yükselen sesler artacaktır. Akşener ise böyle bir taarruza dayanacak güçte görünmüyor. Bakalım ne olacak ama İyi Parti için son derece stresli bir süreç başladı. Ölümüz seçim. Siyaseti mecburen konuşacağız ama bu bölümde daha fazla siyasete gerek yok.
Bunun yerine seçilerzan dosyasında konuşulmayanı konuşalım. Çünkü belli ki birçok şey konuşulmuyor, herkes fili tuttuğu yerden tarif etmeye çalışıyor ve dolayısıyla bu işi takip eden sizler muhtemelen bütünlüklü bir perspektif yakalayamıyorsunuz. Ne kaldı konuşulmayan demeyin. Medya en önemli konuyu atlıyor. Setilerzan ne için para topluyordu? Borsada battığı için. Peki ne diyerek para topluyordu? Bir yatırım fonuna katılmak için. O halde bu bölümün soruları belli. Borsada nasıl batılır? Batana ne olur? Ve bu yatırım fonları nedir? Bu sorulara cevap verdiğimizde karşınızda bir Türkiye fotoğrafı çıkacak.
o fotoğrafın dehşeti üzerine düşünmeye değecek. Bölümün ilk yarısında düşük faiz ortamının menkul ve gayrimenkul varlık fiyatlarının etkisini anlatacağız ve ikinci yarıda ise bizlere borsa uzmanı Iris Cibre de eşlik edecek. Uzattık biliyorum. Ben Uzan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.
Bundan iki küsur yıl önce, işte 2021'in ilk aylarıydı yanılmıyorsam. O zaman pandemi falan da vardı. Gazeteye gittim. O dönemde bir gün gazetesinin temel gündemi basın ilan kurumunun ilan yasaklarıydı. Gazetenin en önemli gelir kaynağını budamış basın ilan kurumu. O yüzden diğer reklamlar, yani basın ilan kurumundan gelenler dışındaki reklamlar önem kazanmış. Gazeteye bir gittim, o da ne?
Borsa İstanbul bizim gazeteye ilan vermiş, ya görülmüş şey değil. Bizimkiler alışkın değil öyle şeylere, gazetede biz şaşkınlık hakim. Yani daha doğrusu ilanı her gazeteye vermişler, bir gününde atlamamışlar. İlanda Borsa İstanbul'un 2 milyon yatırımcıya kavuşması kutlanıyor.
Bu büyük başarı halka duyuruluyor, siz de gelin deniyor. Gerçekten de 1986'ta kurulan İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nın 35 yıllık tarihinde 2 milyon yatırımcıya ulaşması görülmüş şey değildi. Bu haliyle önemli bir gelişmeydi. Fakat ne olmuştu da son 2-3 yılda borsa bu kadar hızlı hareket etmişti?
2-3 yılda borsa öyle bir hale geldi ki 2 yıl önce 2 milyon yatırımcıyı kutlayan borsa bugün 8 milyon yatırımcıyı geçmiş durumda. Sevgili seyirciler, Türkiye'de her 10 kişiden biri borsacı. Yatırımcı sayısı 8 milyona ulaştı ve Türkiye'nin 10'da biri borsa yatırımcısı oldu. Üstelik bu sayı her geçen gün katlanarak artıyor.
Bu 2-3 yıl içinde her ne olduysa borsa 10 kişiden birinin girdiği bir mecraya dönüştü. Peki bunun nedeni neydi? Aslında biri itici, diğeri çekici olan iki temel nedeni var bu gelişmenin. Önce itici nedenden bahsedelim. Borsa dışındaki her şey para kaybediyordu çünkü. Bu itici neden? Borsanın dışındaki tüm yatırım araçları ekonomi yönetimi tarafından baskılanıyordu. Faizler enflasyonun çok altında tutuluyor ve böylece para nehri Türk lirasından kaçma eğilimi sergiliyordu.
Fakat alışa geldiğimiz ilk durak, yani Türk Lirası dışındaki ilk durak dövizde de Merkez Bankası rezervleri aracılığıyla o baskılanıyor. Üzerine bir de KKM yani Kur Korumalı Mevduat gibi bir ürün düşük faiz ortamında TL'de kalmanın bir gerekçesi olarak sunuluyor. Böylece konvansiyonel anlamda mevduat cazibesini yitiriyor. Yani faiz düşük niye vadeli mevduatta yatırayım? E dövize gitseniz döviz baskılanıyor. Altına gitseniz kezani şekilde. İşte bu ortamda iki şey öne çıktı. Biri gayrimenkul. Düşük faizle piyasaya pompalanan paraların önemli bir kısmının adresi gayrimenkuldü. Sonuç belli. Mehmet Şimşek 30 Kasım'da TRT Haber'e konuşmuş.
Son yıllarda real faiz çok düşük olduğu için konut fiyatları çok hızlı arttı. Konut fiyatları çok hızlı artınca kira beklentisi de ona göre şekillendi. Yatırım aracı olarak söylüyorum. Tabii. Kira beklentisi ona göre şekillendi. Şimdi bir taraftan konut arzunu arttıracağız, bir taraftan da bu değişik sektörlerdeki aşırı fiyat artışları dezenflasyon programı çerçevesinde kontrol altına alınacak. Çünkü ucuz krediyle konut fiyatlarının aşırı artışı beraberinde aşırı kira talebini de getirdi.
Gayrimenkul fiyatları şiştikçe şişti. Merkez Bankası'nın konut fiyat endeksi verilerine göre, 2017 Ocak ayında 100 liralık konutun bugünkü fiyatı 1088 lira. Daha ayırt edici bir örnek, 2017'nin Ocak ayında 1 milyon TL olan ev bugün 10 milyon 880 bin TL. Fiyatlar 6 yılda 11 katına çıkmış durumda. Haliyle bu fiyatlara kiralar da yetişiyor. Kiralık ev bulmak veya taşınmak hepimizin en önemli sorunlarından biri. Evi olan şanslı, kirada oturan genç kuşaklar ise durumu anlamaya çalışıyor.
Erdoğan'a kulak verirlerse suçlu ev sahipleri, onlar yükseltiyor kiraları. Fakat hakikati mehmeşim şekliyle getiriyor. Düşük faiz ortamında gayrimenkul fiyatları şişiyor. Ama sadece o değil. Dedik ki, bir itici sebep vardı, bir de çekici sebep var. İki şey öne çıktı. Birincisi gayrimenkuldü. Fakat para nehrinin aktığı tek yer gayrimenkul değildi. Borsa, yani menkul varlıklar da bu ortamda dövize talebi kısmak adına
iktidarın bilinçli olarak yönlendirdiği ikinci adresti. Son bir yıl baz alındığında enflasyon karşısında değer kazanabildiğiniz tek yatırım aracı da borsa olacaktı. Enflasyondan kaçmaya çalışan çoluk çocuk genç yaşlı her kesimden insan borsada kağıt alıp satmaya başlıyor, sabah aldığını akşam satarak harçlığını çıkarmaya çalışıyordu. Bu noktada da bir çekici sebep ortaya çıkması gerekiyordu.
O çekici sebep, halka arzılar oldu. Borsadaki halka arzıları takip eden gençler, yeni bir sosyal medya fenomenliğinde besliyordu. Borsadaki YouTube hesapları, YouTube'u neredeyse ele geçirdi. Son katıldığımız 10 tane halkarızla birlikte şu an yaklaşık 12.000 TL ikardayız. En yakın tarihler 5-6 Eylül'de Tarkin Bitkoruman'ın halkarızı var. Halkarız fiyatı 107,5 TL olacak. 5 milyon not dağıtılacak. 1,5 milyonun üzeri çiçek katılırsa arkadaşlar, 3 ile 4 not arasında not alabileceğiz.
Yoksulluğu ya da yoksullaşmayı bir düzen sorunu olarak değil de yeterince finansal okul yazar olunmamasına bağlayan bir genç kuşak halka arzlarda kazandıkları 5-10 bin TL paraya odaklanırken arka planda milyarlar kazanılıyordu. İyi de durup dururken mi oldu bunlar? Normal koşullarda halka arz edilen şirket sayısı bizde tek haneli olurdu. Yıllardan bu yana böyleydi. Ama her şey 2021 yılından itibaren değişti. 2021 yılında SPK'nın biraz da teşvikiyle halka arzlarda inanılmaz sayıda artışlar oldu. 2020 yılında 8 şirketin halka arz edildiği borsada, 2021 yılında halka arz edilen şirket sayısı %550 artacak ve 52 şirket halka arz edilecekti. Bakın 2020'de 8 şirket, 2021'de 52 şirket.
2022'de 40. İnanılmaz. 2 yıl öncesinin 5 katı. Aynı eğilim 2023'te de devam ediyor ve 49 şirketin halka arz edildiğini görüyoruz. 3 yıl öncesinin 6 katı. Halka arzılar nedeniyle geniş kesimler borsaya ilgi duymaya başladı. Peki neden? Bu sürecin nasıl işlediğini kısa bir aradan sonra e-bebek örneği üzerinden anlatacağız.
Bir halka arz örneği olarak EBB'yi ele alalım. EBB halka arzına bakalım. Hisseler ne oluyor? Nasıl bu halka arzda para kazanılıyor? Ben size anlatayım. Hisseler piyasaya açılmadan önce dağıtılıyor. Mesela diyor ki şirket, ben %10'umu, şirketimin sermayesinin %10'unu halka arz ediyorum.
%10'u ne kadar ediyor? Diyelim ki 1 milyon dolar ediyor. Ben bu 1 milyon doları milyonlarca lota bölüyorum, bu lotları da eşit şekilde dağıtıyorum. İsteyen var mı diyorum? İsteyen var. Kardeşim diyorum bir lot 45 lira mesela. Şimdi örneği üzerinden ifade edelim. Misal, e-bebekte henüz kağıt piyasaya açılmadan önce 40 milyon lot hisse dağıtılacağı duyuruluyor. Her lot için de bir fiyat belirleniyor. 40 milyon lot, lot başına 46,5 TL. Ama dağıtım eşit yapılacak.
Yani 40 milyon lotun 20 milyon lotunu ben almak istiyorum diyemiyorsunuz. Eşit yapılacak. 2 milyon kişi bu dağıtım için sıraya girdi diyelim ki. O zaman kişi başına 20 lot düşecek. 1 lotun fiyatı da belli. 1 lot 46,5 lira. 20 lot alırsanız 930 lira. İşte bu kadar.
Hangimiz gitmediğimiz ne paralar harcamışızdır ebebekle değil mi? Şimdi verdiklerimizi alma zamanı. Ebebek halkaz ediliyor. Ebebek halkazında tam 40 milyon lot olacak arkadaşlar. Eğer 2 milyon kişi bu halkazda katılırsa yaklaşık 20 lot alabileceğiz. 1 lotta 46.50 TL olacak. Yani yaklaşık 900 TL'lik aldıracak arkadaşlar. Ben de 20 lot başlığımda bulunacağım. Bundan önce katıldığımız 5-6 halkaz hala tavayında arkadaşlar. Ebebek halkazını da kaçırmayacağız. Hangi taneler doğrudur belli değil.
Size 930 lira düştü. Şirket piyasa açılır açılmaz tavan tavan gidecek. Bunu biliyorsunuz. İşte o 930 liranızı biraz arttırma pelaşındasınız. Siz de o esnada 930 liradan aldığınız kağıdı, mesela söylüyorum, 1500 liraya satıp harçlığınızı çıkaracaksınız. Plan bu. 700-800 lira para kazanacaksınız yani. İşte o kadar. Ama böyle böyle 49 halka arz geride kaldı sadece bu yıl.
Her halk arzuda 1000 lira kazansanız, yılda 50.000 lira yapar, Allah bereket versin. EBB ne oldu diye merak edenler için söyleyelim. Siz 46,5 liradan dağıtılan 20 lotu aldınız, şirketin piyasaya açılmasını bekliyorsunuz. Şirket 3 Eylül'de borsaya açıldığında, fiyat zaten 51,5 liradan işlem görmeye başlıyor. Yani daha açılışta lot başına 5 lira kârdasınız. E sizde de 20 lot var, eder 100 lira. Hisse açılışında hiç satıcı yok bu arada, hep alıcı var.
haliyle satıcı yok ve sadece alıcı varsa hisse bir süre tavan gidiyor. Çünkü satan yok, sadece alan var. 3 Eylül'de 51,5 lira olan hisse 10 Eylül'de 82 lirayı görüyor. Bu esnada satsanız 20 lottan 710 lira kazancınız var. Allah bereket versin. Peki, bu tavan gitme ne demek? Çok basit. Açılış fiyatının %10 üzerine çıkmış demek. Tam tersi de mümkün, ona da taban deniyor. Açılış fiyatının %10 altına inmiş.
Gençler bu şekilde harçlığını çıkarıyor. İstifade edene afiyet olsun. Hiç kızmak ne mümkün haddimize değil. Ama kazanılan para harçlık kabilinden. Fakat şimdi bu halka arzulara katılan gençlere soralım. Sonuçta elinizdeki hisseyi bir şekilde satıyorsunuz. Yani para kazanmak istiyorsanız hisse değerlendikten sonra birine satmanız lazım. Peki kime sattınız?
İşte sorun burada başlıyor. 6 ay önce kurulmuş 5-10 milyon dolarlık şirketler halka arz ediliyor ve bu kadar sığ bir piyasada manipülasyon o kadar kolay ki. Ünlü ekonomistlerimizden Atilla Yeşilada konuya parmak basıyor. Allah Allah herkese akıl versin. Günlük bir alamete gidiyoruz, kıyamet ediyorum. Benim Bay Döner, Müddeci Ahmet gibi kuruluşlara karşı en ufak bir negatif yorumum olamaz. Bay Döner özellikle yani herhalde en iyi müşterilerinden biriyim. Ama bunların yeri İstanbul'un borsası değil. Yani bunlar için yerel, bölgesel ya da tematik borsalar kurulmalı. İdil Cihamet, Bay Döner çok iyi şirketler olabilir ama ben o halka arıza girmem. Bunun sonuçları çok kötü olacak. Sizin halka açık paylarınızın piyasa değeri 100 milyon dolarsa manipülasyon yapmak çok zor. Ama 5-10 milyon dolarla halka arıza edilir. Eğer değilseniz, kaç tane kötü niyetli insanın o tahtayı ele geçirip istediği gibi manipüle etmesi ve masum çaylak borsa yatırımcılarına büyük zararlar vermesi çok olası SPK ile IMKB'nin muhakkak bu soruna bir çare bulması lazım. Borsanın son 20 yılında halka arzdan sonra halka arz fiyatının üstünde kalan hisse senetlerin oranı %25'i geçmez.
Fakat mesele zaten halka arz edilen şirketin uzun vadeli geleceği değildi ki. Herkes vurkaç peşinde. Bir haftada satılacak olan hisselerdi bunlar. Tahta açılır açılmaz hisseleri kapan kapıyor, iki gün sonra, üç gün sonra satılıyor. Dört gün tavan giden bir hisseyi düşünelim. İlk gün 100 liradan açılmış, gün sonunda tavan gitmiş 110 lira olmuş.
Ertesi gün bir tavan daha fiyat 121 lira. Ertesi gün bir daha fiyat 133. Bir tavan daha 146. Ne oldu? 4 günde %46 kar. Sadece 4 günde. Ya şimdi şunu diyebilirsiniz. Ozan sen de gençlerin 3 kuruşuna taktın. Gençler buraya 1000 lirayla giriyor. İşte 1500 lirayla çıkıyor. Harçlığını çıkarıyor. %46 kazansalar ne demeden önce bir dinleyin.
Hissenin tahtasının açıldığı gün, misal, 1 milyon lotluk hisse satılmak için tezgaha konuyor. Ama 10 milyon lotluk talep var. Çünkü o tavanlardan beslenmek isteyen birçok alıcı var ortada. O halde ilk 1 milyona girebilmek için hızlı olmanız lazım, değil mi? O 1 milyonluk emri verenlerin hisselerini satın alabilmek için çok hızlı olmalısınız.
Bu 10 milyon lotluk talebin bir kısmı işte cep telefonunda dolmuştan giderken veriliyor. Kimi iş yerinde onca işinin arasında talep giriyor. İnternet yavaş, insanın eli o kadar hızlı değil. Yani bu işlemleri manuel olarak yaparak ilk 1 milyona girmeniz pek mümkün değil. Çünkü sizin önünüzde bazı algoritmalar var.
hele ki bu işlemi en hızlı şekilde yapılmasını sağlayan kolokasyon hizmeti varken. Yani o 1 milyona girmeniz çok zor. Nedir bu kolokasyon dediğimiz şey? Sevgili arkadaşlar, bunlar çeşitli algoritmalar aslında. Siz elinizde kahve, borsa ekranına bakarken biri satış emri versin de ben de alış emri vereyim diye beklerken, beklediğiniz satış emri daha sizin ekranınıza düşmeden çalışan, ve hisse alış emri veren algoritmalar kullanılıyor. Tabii bu algoritmaları kullanmak için kolokasyon hizmeti satın almanız gerekiyor. Yani para vermeniz gerekiyor. E o para da sizde yok. Kimde var? E bu işi yapan portföy yönetim şirketlerinde var.
Şirket borsaya açılmadan önce kağıtlarını gençlere dağıttı. Tahta açıldı ve ilk gün, hissenin fiyatının şişmeye başlamasıyla ilk kar satışları da görüldü. Kolokasyon emirleri devreye giriyor ve tahtadaki hisseleri toplamaya başlıyor algoritma. Bir fon şirketi adına. Siz daha emri görmeden hisseler zaten toplanmış oluyor.
Ne oldu? Örneğin, 5 bin gencin ilk gün sattığı 20'şer lottan toplanan 100 bin lot bir şirketin eline geçti. Ertesi gün 200 bin lot daha, ertesi gün 1 milyon lot daha. Taban taban gidiyorsunuz. Gençler harçlıklarını çıkardı, şimdi vurgun sırası büyük fonlarda. Sürecin nasıl işlediğini konuğumuz Iris Cibre'den dinleyelim.
Biliyorsunuz birçok araç durumunda şu anda kolokasyon sistemi var. Kolokasyon sisteminde de algoritmalar çalışıyor birçok hesabın. Konular da aynı şekilde. Şimdi bu algoritmalar, yeni halka arz edilmiş hisse senetlerinin ilk tavandan ya da ikinci tavandan, çünkü biliyorsunuz artık halka arzlarda hisse senetleri tavan serisi çekiyor. Beş tavan, sekiz tavan filan. Dolayısıyla ilk tavandan ya da ikinci tavandan bu halka arzı yakalamak büyük avantaj. Sonraki bütün tavanlardan faydalanacaksınız anlamına geliyor. Bunu ilk keşfedenler çok para kazandılar.
Iris Gibrae, 24 yıldır yani 1999'dan bu yana borsanın içinde. İngiltere'deki Newport Üniversitesi'nde işletme eğitimi görmüş, ardından 99 yılında hisse senedi satıcısı olarak kariyerine başlamış. Çok sayıda portföy şirketinde yöneticilik yapmış, şimdilerde de kendi şirketinin başında, yani hem alaylı hem mektepli. Bu borsa ve halka arz meselesini bu zamana kadar neden anlattık? Şu yüzden. Seçil Erza'nın futbolcuları dolandırdığı ortaya çıkınca, ya dolar bazında aylık %30, %40 kar mı olur, bu futbolcular da ne safmış deniyordu. Halbuki o kadar da saf değillerdi. Bu mümkündü.
Bu tip getiriler elde edebilmenin yolu da Seçil Erza'nınki ile aynıydı. Paranın adresi yatırım fonlarıydı. Nedir bu yatırım fonu? Kitabın tanımı şöyle. Birçok yatırımcının bir araya gelerek ortak bir havuz oluşturduğu ve profesyonel bir yönetici tarafından yönetilen yatırım araç.
Siz de tasarrufunuzu bir fona yatırabilirsiniz bu arada yani gayrimeşru bir durum yok. Bunun için bir aracı kurum ya da bankanıza gidip örneğin para piyasası fonlarına, gayrimenkul fonlarına ya da katılım fonlarına mesela para yatırabilirsiniz. Bunun için şart şurt da yok. Hatta belki de tasarrufunuzu bu bahsettiğim fonlarda tutuyorsunuzdur, bilemiyorum. Ama...
Bir fon türü var ki, oraya yatırım yapmak herkesin harcı değil. Oraya yatırım yapmak için nitelikli yatırımcı olmanız gerekiyor. Ne demek bu nitelikli yatırımcı? Çok basit. Ya elinizde SPK düzey 1 veya düzey 2 lisansınız olacak, ya da banka hesabınızda 1 milyon TL cash olacak.
İşte sadece nitelikli yatırımcıların yatırım yapabildiği bu fonlara serbest şemsiye fonu adı veriliyor. Yani anlatmak istediğim şu, birçok çeşit fon var, gayrimenkul fonu, para piyasası fonu, katılım fonu, cart curt vs. Bir de bunların dışında serbest şemsiye fonu var. Ne farkı var serbest fonların? İşte başından beri bahsettiğimiz kolokasyon emirleri, halka arzlarda alsat yaparak kazanmak, vadeli işlemler opsiyon piyasasında kaldıraşlı işlemlere girişmek sadece serbest fonların yapabileceği şeyler.
Diğer fonlarda risk ve dolayısıyla getiri çok düşük ama serbest fonlarda risk de yüksek ama getiri beklensi de yüksek. Fakat siz zaten onlara giremiyorsunuzdur tahmin ediyorum ki. Serbest fonlara herkes yatırım yapamıyor. Bunun için nitelikli yatırımcı olmalısınız. Para da bu serbest fonlarda.
Ne kadar para mesela? Şimdi birkaç örnek vereyim. Örneğin, Hedef Portföyü'ye ait Ece Hisse Senedi Serbest Fonu son bir yılda ne kadar getiri elde etmiş biliyor musunuz? %1107. Bu fonun geçmişine baktım. Fon sadece Ocak 2022'de %384 oranında kar etmiş. Bakın bir ayda. %384 kar.
Sadece 49 yatırımcısı var. Dediğim gibi yasadışı bir şey yapmıyorlar. İşte al-sat, kolokasyon emirleri, vadeli işlemler vs. falan filan.
Dediğim gibi türlü türlü fon var ama en büyük fonlar serbest fonlar. Misal, garanti portföy 1. serbest fonun içinde ne kadar para var? 44 milyar TL para var tek bir fonun içinde. En büyük ilk 5 serbest fonun toplam büyüklüğü, sadece 5 fonun toplam büyüklüğü 200 milyar liraya dayanıyor. 200 milyar TL yani 7-8 milyar dolardan bahsediyoruz.
Bu şekilde irili ufaklı yüzlerce serbest fon var. Bu serbest fonlar SPK tarafından denetleniyor. Çok şükür biz SPK'ya güveniriz. Türkiye'de denetim dediğiniz şey son derece ciddi bir iştir. Siyasi irade denetime karışmaz. Dolayısıyla bu denetimlerde hiçbir şirket kayrılamaz. Demeyi çok isterdim. Böyle desem herhalde gülersiniz değil mi? Gülün zaten. Yani demeye çalıştığım şu. Futbolculara vaat edilen aylık %30, %40'lık getiriler, bu piyasada elde edilmesi mümkün getiriler.
Futbolcular da bu alemin insanları, paraları, pulları var. Sesil Erzan da söz konusu bu fonları pazarlayan bir bankacı. 2022 Aralık ayına kadar gerçek fonları pazarlıyor, Aralıktan sonra hayali bir fonu pazarlamaya başlıyor. Yani Erzan Aralık ayında çevresine bir fondan bahsettiğinde zaten bu fon daha önce para kazandıran fonlardan biri olarak biliniyor. Dedik ya, kazandırırken seçildi, kaybettirince dolandırıcı oldu diye.
Peki Seçil Ersan niye yapıyordu bunu? Önceki bölümde bahsettiğimiz şekilde olaylar zinciri 2022'nin yaz aylarında yaşanan bir borsa manipülasyonuna götürüyor bizi. Şimdi işin içinden biriyle, yani manipülasyonun içinden değil yanlış anlamayın, borsanın içinden biriyle bu konuyu konuşalım. Iris Cibre ile sohbetimizin o bölümünü beraber dinleyelim.
Şimdi o dönemde ne oldu? Hepimizin zaten Temmuz ayından itibaren bu başlayan, Temmuz'un sonundan itibaren özellikle başlayan bu rally'de dediğiniz gibi yüzde yüz ellilere varan bir bankacılık rally'si doğdu. O dönemde badeli piyasalardaki bu bahsettiğimiz zaman değeri yani faiz yüzde binlere kadar çıktı. Çünkü şimdi bir tarafta bankaları spottan satın alıyorlardı. Diğer tarafta badeli tarafta da aynı anda satın alıyorlardı. Yani
Çift yönlü pozitif pozisyon açıyorlardı. Hedge mekanizması çalışmıyordu. Hedge neydi? Spottan alırsınız, vadeli de satarsınız. Dolayısıyla riskinizi minimize edersiniz. Bu çift yönlü satın alma işlemiydi. Vadeli tarafta bir açık yakaladı bu insanlar. Bu açıkta neydi? Şimdi normalde hisse senedini siz satın aldığınız zaman spot piyasadan, kar ettikçe o hisse senedinizde nakit karşılığı olarak hesabınıza geçmez. Fakat vadeli piyasada takas artı bir gün olarak sistem çalışır. Bugün 100 TL mesela hisse senediniz değer kazandı, 100 TL kar ettiniz. Hesabınıza o 100 TL ertesi günü ekstra olarak geçer ve siz o 100 TL ile ekstra kontrat satın alma imkanına sahipsiniz. Yani kümülatif bir şekilde kar ettikçe daha fazla kontrat alma imkanına sahip oluyorsunuz.
O süreçte ne yazık ki regülatörler biraz geç davrandı. Fakat aracı kurumlar uyandı. Aracı kurumlar uyanınca kaldırahçıları düşürmeye başladılar. Nasıl düşürmeye başladılar? Mesela vadeli piyasalarda bir teminat sistemi var. Kaldıraçı 1000 liralık ürünü 500 liraya aldığınız zaman bu kaldıraç 1'e 2 demek oluyor. Aracı kurumlar 1000 liralık ürünü ben 750 liraya veriyorum. Yani takas bankın üzerine daha fazla teminat istiyorum demeye başladılar. Çünkü riski fark etmeye başladılar. Fakat sistem bu açık olduğu için kümülatif yukarı doğru devam etti. Derken 13 Eylül'de Altbank'ın emeklilik sandığı ilk defa bana bu kadar yeter dedi ve satışa geçti.
Satışa geçtikten sonra hafif bir panik havası oluşmaya başladı. Diğer bankalara da satış gelmeye başladı. Orada bu manipülatör ekibimiz, tahtaların altında yatma değinme vardır. Satılan malları almaya ve tahtaları tutmaya çalıştılar fiyatları. Bu sefer daha çok mal sahibi oldular. Bunu görünce piyasa daha da sert satışlar gelmeye başladı.
Ve o sert satışlar artık karşılanaması hale gelince, bütün kendi sahip oldukları listelerin yanında diğer bankalarda taban taban gitmeye başladı. Taban dediğimiz %10 oranında düşüş. Hiç beklenmediği bir durumdu onlar açısından. Bu paniği görünce, paniği yatıştırmak adına hani biz tahtaları tutuyoruz, tavrına büründüler. Daha çok mal sahibi olmaları sağlanmış oldu ama paniğin durduramayınca bütün tahtalar yıkıldı. Bütün bankacılık tahtaları yıkıldı. Çok kısa bir süreçte %150 oranında yani %145 oranında değer kaybetti.
Şimdi dikkatli dinleyicilerimiz ya bir şey %145 oranında nasıl değer kaybedebilir diye sorabilir. Yani güzel soru. Sonuçta 100 liranız varsa %100 oranında kaybederseniz 0 liranız kalır. Hepsini kaybetmişsiniz sonuçta. Peki ya %145 kaybetmek ne demek? İşte bu durumda demek ki birinden borç alarak girmişsiniz bu işe. Demek ki eksiğe düşüyorsunuz. Demek ki birine borçlu hale geliyorsunuz.
Peki %145'lik değer kaybı esnasında terste kalan kişi ne yaşıyor? Bunu adım adım takip edelim. Bunu adım adım takip ederek aslında Seçil Erza'nın Eylül ayında yaşadığı şeyi daha iyi anlayabiliyoruz. Kaldıraçlı piyasada %10'luk zarar, yani bir hissenin taban yapması son derece yıkıcı sonuçlar doğurabiliyor. Dikkat kesilelim ve İris Hanım'a kulak kabartalım.
Şimdi sporta dediğiniz zaman eğer kredi kullanmıyorsanız, mesela 1000 liramız var hisse senede hesabınızda ve 100 liralık hisse aldınız ya da 1000 liralık aldınız tamamıyla hisse senede aldınız, %10 değer kaybederse portföy değeriniz düşer 900 liraya. Yani artık sizin o portföyünüzün işe yaramaz hale gelmesi için hisse senedinin artık işlem görmez hale gelmesi lazım. Fiyatının 1 liraya vesaire düşmesi lazım. Hani bankacılıkta böyle bir düşüş bekleme ihtimalimiz yok. Sonuçta hani manipülatif istediğin vesaire. Dolayısıyla normalde portföyünüzdeki o malı satmadığınız sürece, realize etmediğiniz sürece veya tahta işleme kapatılmadığı sürece
bir sıkıntınız olmaz genelde. Beklersiniz, ha enflasyon bazında erirsiniz vesaire. Ama kredi kullanıyorsanız, o zaman kaldıraç kullanıyorsunuz demektir. O zaman işte hesabınız çok daha hızlı erir. Asıl en büyük risk vadeli piyasada ama tekrar ediyorum, spotta kredi kullanıyorsanız, bir de mesela benzer gün iç krediler vardır. Onların kaldıraçları çok daha yüksektir. O tip krediler kullanıyorsanız, o zaman orada da batma riskiniz var. Yine kaldıraç kullanmış oluyorsunuz aslında. Vadeli tarafta,
batmayı anlatayım. Mesela bir örnek vereyim size isterseniz. Şimdi bir kontrat 100 lot hisse senedinden oluşuyor. Ben de 1 lot Ereğli vadeli kontrat almaya karar verdim. Şimdi 1 lot Ereğli'nin spot fiyatı 40 lira 30 kuruş. 1 kontrat yani 100 lot hisseden oluşan 1 adet 31 Aralık vadeli Ereğli kontratı 41 lira 50 kuruş.
Şimdi o aradaki fark biraz önce anlatmıştık, faiz. Şimdi şu anda Erayli'nin teminat tutarı 800 TL. PSR denen bir oranla belirleniyor bu. Bugün işte %19.25, 800 TL'ye denk geliyor. Spottan ben Erayli almak istesem, 100 lotun tutarı 4030 TL olacak. Yani ben 800 TL'yi 4030 TL'lik hisse alabiliyorum. Bu da kaldıraç demek ki 1'e 5. Yani 5 TL'lik ürünü 1 TL'ye alabiliyorum anlamına geliyor. Şimdi benim hesabımda 800 TL var. Bir kontrat 41.50 TL'den 800 TL teminatla Erail'i aldım. Diyelim ki Arail'in fiyatı ben aldıktan sonra taban oldu. %10 düştü 37.70 TL'ye.
Şimdi 41.50 liradan almıştım 37.70'e düştü fiyatı 3.8 TL zararım var. Ama bir kontrat ne demiştik 100 hisse senedinden oluşuyor. 3.8 TL çarpı 100 eşittir 380 TL ben zarar ettim. Ben 800 TL yatırmıştım hesabıma. %10 düşmesiyle ben hesabımdaki paranın neredeyse yarısını kaybettim.
Ne yaptınız? 800 liranızla 3800 liralık hisse senede aldınız. Hisse taban yaptı. Normalde 80 lira kaybedecekken 380 lira kaybettiniz. Paranızın yarısı neredeyse gitti. E tamam, şimdi ne yapacaksınız?
Şimdi bu birinci gün taban oldu. Ben neredeyse yarısını kaybettim. Sonra ertesi günün teminat tamamlama çağrısı alıyorum ben. Aracık kurum bana diyor ki üç buçuğa kadar bana ya diyor teminatını tamamla tekrar 800 TL'ye çıkart teminatını diyor.
Ya da diyor, pozisyonunu kapat. Yani eksik kalan tutar kadar ki pozisyonunu kapat diyor. Ben de dedim ki aman yükselir mi? Dur acele etmeyeyim. Saat üçe kadar bekleyeyim dedim. Tak bir daha taban oldu tahta. Yüzde on daha düştü. Fiyat ne oldu? Otuz üç doksan beş oldu. Aradaki fark yedi nokta elli yedi TL oldu. Yüzle çarptık. Yedi yüz elli yedi TL zarar ettim ben. Sekiz yüz TL yatırmıştım. Kaldı hesabımda kırk üç TL.
Hayda! 2 gün taban taban gidiyor ve yaklaşık 1'e 5 kaldıraçla paranızın neredeyse tamamını kaybettiniz bile. 800 liranızla 380 liralık hissi almıştınız, 2 gün taban gitti ve paranız pula döndü, 43 lira kaldı. Sohbete geri dönelim. Şimdi ben saat 3.30'a kadar ya 757 TL daha yollayacağım hesabıma,
Ya da artık o 43 TL'ye üzerine bir de soğuttuğu için pozisyonumu kapatacağım ve kabulleneceğim zararı. Ama sonuçta neredeyse bütün paramı kaybettim. Aslında iyi bir trader. Normalde zaten taban olmasını beklemeden stop noktaları vardır. O stop noktaları da mutlaka çalıştırır. Pozisyonunu zararda da olsa belli bir oranlıkta zararla kapatır.
Ama tabii şöyle bir durum var, bizim piyasamız, özellikle vadeli piyasalar çok volatil, aynı zamanda düşük bir kilitliğe sahip. Dolayısıyla tahtalar iki gün üst üste, hiç işlem görmeden sizin stop etme imkanı vermeden taban taban açılabilir. Genel itibariyle iyi ve profesyonel traderlar o tip tahtalara da girmez ama bu bankacılık durumu çok ekstraordinari bir durumda, onu hiçbir trader kaldıramaz. O noktada açıkçası ne kadar taban taban gideceğini bilmiyorsunuz. Dolayısıyla siz her gün teminat tamamladıkça, bakın o bankacılık örneğinde mesela, 15 gün boyunca tahtalar düştü. Yani birçoğu taban taban açıldı, kimseye satma imkanı vermedi. Zaten bir nokta satmak isteyen de satamadı, pozisyon kapatamadı.
Kan gövdeyi götürdü. Yani sistem kilitlenmek üzereydi. Zaten 29 Eylül'de bir toplantıyla, çünkü işin içinde arbitraj fonları da vardı. Biraz önce bahsetmiştim ya, yüzde bin faizler çıktı. Dolayısıyla bu arbitraj fonları için çok ağız sulandırıcı bir şey. Spottan alıyorsunuz, Biop'tan satıyorsunuz, yıllık yüzde bin faiz cebinizde. Korkunç paralardan bahsediyoruz.
Onlar da sıkıştı tabii. Çünkü şimdi ellerinde kontrat var, şortalar onlar. Onlar bir okta para kazanıyorlar. Ama eğer vade sonunda sistem ve takas kilitlenirse onlar da zarar edecekler. Çünkü netleştirme olmayacak. Bütün bir sistemin zararından bahsediyoruz. Sadece manipülatörlerin değil. Anlatabiliyor muyum? Çok büyük bir krizden bahsediyoruz.
Neyse ki 29 Eylül'de takas bant devreye girdi, Borsa İstanbul devreye girdi ve bütün sistemi bir şekilde açtılar. Geri kalan detaylar teknik biraz. Buradan bir yüzde bir, biraz önce anlattığım örnek var ya, yüzde 20 düştü, cebinde 43 TL kaldı. Bir yüzde bir daha düşseydi, hesabı eksiğe düşüyordu.
Şimdi o zaman ne oluyor? 71 TL'ye eksi diye düşüyor hesap. Terminatı tamamlayacak parası da yok. İşte satamıyor da çünkü taban. O zaman ne oluyor? İşte o zaman aracı kurum resen satış imkanına kavuşuyor. Fakat aracı kurum da satamıyor çünkü taban olmaya devam ediyor. Eksi bakiye de büyümeye devam ediyor.
Ve artık parasını yatırması gerekiyor. Yatıracak parası yoksa, işte Seçil Erzan örneğinde sizin anlattığınız noktada tefeciye gitmiş hanımefendi, öyle anlıyorum ben. Başka noktalarda aracı kurumlar icra takibi başlatıyor ve parasını almaya çalışıyor. Seçil Erzan'ın telefon görüşmelerinden anlıyoruz ki Eylül ayının sonu itibariyle yana yakıla para aramaya başlıyor hanımefendi. Çünkü bir borsa manipülasyonu Seçil Erzan'ın işlettiği fonuda batırıyor. Tefeciye koşuluyor, günlük %100'e varan faiz oranlarıyla borçlanılıyor, ardından o borçlar ödenemiyor, sonra daha yüksek faizle borçlanılıyor.
Bu esnada tefeciler kadının yapkasına yapışıyor. Derken bu işin böyle olmayacağı anlaşılıyor ve dolandırıcılık tezgaha başlıyor. Olmayan bir fon varmış gibi anlatılarak etrafa haber uçuruluyor. %30, %40 aylık getiri. Ne de safmış bu futbolcular demeyin lütfen.
Misal, Inveo Portfolio istatistiksel arbitraj kar payı ödeyen serbest özel fonu 12 Haziran ve 12 Eylül arasında sadece 3 ayda %409 oranında kar edebildi. Yasa dışı bir şey yaptıklarını söylemiyorum. Piyasanın sunduğu imkanlardan faydalanarak yaptılar bunu. Ama enflasyonist piyasada zaten bu kadar hızlı ilerleyen bir piyasada eğer hükümet de el veriyorsa, regülatif kuruluşlarda, düzenleci kuruluşlarda bazı şeyleri görmezden geliyorlarsa bunlar mümkün. Ama aynı imkanlar bireysel yatırımcılarda yoktu. Doğranan da bu süreçte bireysel yatırımcılar oluyordu. Hangi bireysel yatırımcılar peki? Halka arzlarla toplanan bireysel yatırımcılar.
Orada bir şeye değinmek istiyorum. Şimdi evet 8 milyon yatırımcı var ama o 8 milyon yatırımcının çok büyük bir kısmı tamamen halka arzıcı. Yani şöyle söyleyeyim size toplamda 8,5 milyon yatırımcı var MKK kayıtlarına göre son çıkan raporda. 8,5 milyon yatırımcının 3 milyonu 1000 ile 5000 TL arasında Portugal'e sahip.
Yani harçlık niyetine oraya koymuşlar bir şey. Ya da şöyle söyleyeyim, daha vahim olanını söyleyeyim. 5 milyonu sıfırla 10 bin TL arasındaki Portugal'e sahip. Dolayısıyla bu yatırımcılar halk arzulara giriyorlar. 1000 liralık alabiliyorsunuz zaten. Artık biliyorsunuz eşit dağıtım var. 1000 liralık alıyorsunuz, 500 liralık alıyorsunuz. Yani çıkartacağınız şey çay parası.
Bu ciddi bir yatırım değil. Her halk arasında katılırsınız, portföyünüzü büyüterek gidersiniz. O ayrı bir mevzu. Ama sonuçta rakamlar ortada. Yani bu insanların parası sıfırla 10 bin TL arasında duruyor 5 milyon kişinin. Alıyorlar, satıyorlar. Yatırım amaçlı durmuyorlar.
Iris Hanım'a teşekkürlerimizi ileterek finale gelelim. Seçil Erzan meselesinde herkes filin tuttuğu yerini tanımlıyor. Her gün piyasaya bir başka Seçil Erzan haberi düşüyor. Fakat Erzan'ın dolar milyonerlerinin parasını alma yöntemi olarak yatırım fonlarını kullanması, borsa manipülasyonlarını takip etmesi, hemen tefeciler bulabilmesi, ardından hemen dolandırıcılığa girişmesi... Bunların hepsi Türkiye'nin düzenine ilişkinde bir fotoğrafı resmi etmiyor mu bize?
İşte filin tamamını ancak bu fotoğrafta görebiliyoruz. Serbest fonların günlük ortalama işlem acmi 2022'nin ilk 11 ayında 6,5 milyon dolardı. 2023'ün ilk 11 ayında günlük işlem acmi ne kadar oldu biliyor musunuz? 100,5 milyon dolar.
Bakın geçen sene 6,5 milyon dolardı, bu sene günlük işlem açmı 100 milyon doların üzerinde. Her gün ortalama 100 milyon dolarlık işlem yapılıyor serbest fonlarla. Ve değirmenin suyu WeHoop'dan ve halka arzulardan geliyor. Üstelik bu bilinçsizce yapılan bir yönlendirme değil.
Nasıl ki KKM tasarruf sahiplerini TL'de tutmanın bir aracıydı, serbest fonlarda büyük tasarruf sahiplerinin sığındığı liman oldu. Daha doğrusu büyük tasarruf sahiplerine serbest fonlarda durması söylendi. Tüm fonlardan bahsetmiyorum. Sadece serbest fonlarda 5 Aralık itibariyle biriken para 405 milyar TL. Yani yaklaşık 15 milyar dolar.
Aralık 2022'de tüm yatırım fonlarının %17.4'ü serbest fonlardan oluşurken, bir yıl sonra bugün bu oran %48. Artık yatırım fonlarının neredeyse yarısı serbest fonlardan oluşuyor. Haliyle, Aralık 2022'de herkes bu fonlara akın ederken, Ersan da dedi ki, bende de fon var. İşte bu nedenle müşteri toplaması gayet kolay oldu.
Cebindeki milyonları nerede değerlendireceğini düşünen milyonerler zaten yana yakıla serbest fonlar arıyordu. Seçil Erzan'da gelin dedi, bir fon var, gizli bir fon. Ayda %30, %40 vaat ediyor. Daha önce de aynı vaatte bulunmuş, kendisine yatırım yapanları zengin etmişti. Dışarıdan bakınca, dolandırılanlara ne saflarmış diyoruz. Halbuki onlar saf değildi, saf olan 85 milyon.
Bu fonlarla parasına para katan binlerce milyoneri görmüş duymuşlardı. Günün sonunda anlaşıldı ki hayali fona giden paralar Seçilerzan'ın borçlu olduğu tefecilere gitmişti. Seçilerzan'ın tefecilere düşme süreci de 2022 yaz aylarında Viyop'ta kurulan tezgahla başlamıştı. İşte Türkiye kapitalizmi. Vahşi demek yetmez buna. Acımasız, leşçi, can alıcı. Hatırladınız mı Azadi Kayayı?
İddiam şu, 14 Mayıs'tan önceki 2 yılda uygulanan seçim ekonomisinin sinsiliğinin ayırdığına varılsa, bu millet bu işte sorumluluğu olanları tükürükleriyle boğar. Vaziyete Azadi Kaya uyanmış, hastalığın teşhisini koymuş. Harp Kapitalizm. Kısmet 85 milyonun başına. Tren Topik'i podbimedyayla beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar harp kapitalizmin yaşadığımız tüm sorunların temel nedeni olduğunun bilinciyle kalın. Hoşça kalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.