Podcast

337: Trend Spor: Türk Takımlarının Avrupa’da Yaşadığı Hezimetler

Trend Topic

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Trend Spor'da bu hafta temsilcilerimizin Avrupa’da aldığı sonuçları ve geçmişte temsilcilerimizin yaşadığı hezimetleri değerlendirdik.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

4.853 kelime · ~24 dk okuma

Trenspor'dan herkese merhabalar. Bu hafta temsilcilerimiz Avrupa'da kötü sonuçlar aldı. Galatasaray, Manchester United'la 3-3'i beraber kaldı. Umudunu devam ettiriyor. Ancak hem Fenerbahçe hem de Beşiktaş farklı mağlubiyetler aldı. Bu maçları konuşacağız. Aynı zamanda üç takımın yakın dönemde Avrupa takımlarından aldığı

Farklı mağlubiyetler sonrası reaksiyonlarını da biraz konuşacağız. O maçları da hatırlayacağız. Bu mağlubiyetler sonrasında geri dönüş gelebilmiş mi? Yoksa bu mağlubiyetler takımları daha ağır mı etkilemiştir? Bunları değerlendireceğiz. Hasan'la birlikteyiz ve hazırsanız başlayalım.

Abi öncelikle dünkü maçlardan başlayalım istersen. Hem Kulüp Brugde hem de North Sireland karşısında ağır yenilgiler aldı temsilcilerimiz. Maç maç gidelim. Beşiktaş maçıyla başlayalım. Beşiktaş için çok zor bir akşamdı. Çok fazla sakatı vardı ve Kulüp Brugde ilk maçta da göstermişti çok etkili bir takım olduğunu.

Transkriptin tamamını oku

Hatta iki maçta da kulüp gürücü çok beğendim. Neden ligde 7. sırada olduklarını da anlamadım. Yani çok iyi bir takım oyunu oynuyorlar. Çok paslaşıyorlar. Hiçbir bencillik yok. Ve bu kadar sakatı varken Beşiktaş'ın orada zorlanmak mümkün. Zaten zor bir maç geçeceği belliydi. Ama Rıza Hoca'nın buna

Onunla rağmen ön tarafta Abu Bakar gibi, Cenk Tosun gibi, Rebic gibi bir de hareketsiz veteran oyuncuları kullanması iyice gelin bizim yarı alanda oynayın maçı gibi oldu. Yani mesela Fenerbahçe'de 6-1'lik bir mağlubiyet yaşadı ama Fenerbahçe 55. dakikalara kadar maçın içindeydi. 3-1'den 4-1 olana kadar. İkinci gole attı, işte offside oldu, 3-2 olabilirdi, dönme sinyalleri vardı. maça tutunmaya çalışıyordu ama Beşiktaş daha üçüncü dakikadan itibaren maçı tamamen kaptırdı elinden ve ciddi baskı yedi. Ben yine de mesela Cenk, Abu Bakar'dan bir tanesi yerine en azından Cenk'i veya Abu Bakar'ı dinlendirip, Ankara Gücü maçı da var lig, pazara günü. O maç için de biraz daha dinlenmesini sağlayıp, Mulekka'yı atıp en azından ön taraftakilere biraz daha baskı yapabilirsin. Biraz daha savunmadan bu kadar kolay çıkmalarına engel olabilirsin. Birazdan mücadele edebilirsin diye düşünüyordum. Tabii Beşiktaş'ta işler hiç iyi gitmediği için biraz form tutmaya çalışan, biraz kendini gösteren oyuncular da onu devam ettiremiyor. Mesela Revic bu maçtan önceki son iki maçında yükselme emareleri gösteriyordu, toparlanmaya çalışıyordu.

Fakat bu maçta çok etkisiz kaldı. Oxlade Chamberlain'in bir dönemi öyle. Galatasaray maçında iyiydi. Sonraki 1-2 maçta biraz toparlanıyor gibiydi. Bu maç yine çok şey. Koli, Samsun Spor maçındaydı. Bu maçta yanında Onurlar vs. olunca dağılıyor. Yani takım o kadar kötü ki kendini göstermek isteyen oyuncular da etrafındakilerin zayıflığından dolayı daha da düşüyor.

Ama bu maçın konusu mesela altyapı oyuncuları neden oynamadı konusu. Rıza Hoca'ya da o eleştiri geliyor ve işte Aytuğ var mesela neden oynamadı, Semih var niye oynamadı. Şimdi Rıza Hoca Sivas Spor'u 3 sene üst üste Avrupa'ya götürdü. Çok büyük bir başarı. Sivas Spor'un bir daha 3 yıl üst üste Avrupa'ya gideceğini muhtemelen hiçbirimiz göremeyiz yani. hayatımız boyunca. Bu önemli bir başarı ve gitti. Fakat bazı dönemlerde kadrosu çok zayıftı. Ekonomik olarak da zor bir dönemdeydi Sivas ve 15-16 kişilerle Avrupa'ya gitti. Yedek kulübesinde yanında 2-3 kişi oturduğu oldu. Yani 13 kişi, 14 kişiyle gittiği oldu. Ve yine de altyapıdan oyuncu almadı. Hem de altyapıdan oyuncu almadığı dönemde Sivas Sporu U19'da zirvedeydi. Yani gayet iyi bir takımı vardı. Ona rağmen U19'dan oyuncu almadı.

Şimdi de U19'ları tercih etmedi. Aytuğ tercih etmediğinden bahsetti. Semih'i sonradan aldı, Aytuğ'u sonradan aldı. Şimdi hocaya bunu sorduğu zaman genç oyuncuları kaybetmek istemiyorum diyor. Muhtemelen bu gençler de oynasa yine Kulüp Bürüş farklı bir galibiyet alırdı. 5 olur muydu, kaç olurdu bilmiyorum ama yine Kulüp Bürüş'ün net üstünlüğünde oynanan bir galibiyet görürdük. Ve Rıza Hoca bu kadar eleştirilmezdi. Gençleri oynattı, süre verdi. İşte gençler değerlendiremedi denirdi. Belki o zaman işte o bizim gençlerimiz, altyapılarımız niye bu halde? İşte atıyorum North Shelandlılar 20 yaşında, kulüp bürücüler çok genç. Nasıl bunlar bu kadar iyi oynuyor da bizimkiler kötü oynuyor diye yine millet hatayı çocuklarda arardı, organizasyonda ve yöneticilerde aramak yerine. Ama Rıza Hoca yırtardı. Yani o eleştirilerden kurtulurdu. Fakat burada mesela gençleri oynatmayarak, işte Onur'u stoper oynatarak falan böyle bir ağır yenilgi aldığında zaten az olan kredisini de tüketeceğini de biliyor. Yani bile bile bunu yaşadı. Burada hakikaten samimiyse yani genç oyuncuları korumak ve onların böyle bir Avrupa'dan ilk maçında böyle fark yiyemesini görmemekse hedefi kendisini ateşe atmış oluyor, evet.

Ama çok da sağlıklı bir durum gerçekleşmedi. Çünkü Beşiktaş'ın şu anda bu tarz yenilgiye en az ihtiyacı olduğu dönem. Çünkü en kırılgan dönemi. Birazdan işleyeceğiz yakın tarihimizde son 25 yılda üç büyüklerin Avrupa'da aldığı ağır mağlubiyetlerden sonraki süreç nasıl ilerlemiş? Ayakta kalabilmiş mi, düşmüş mü? çoğunda ayakta kalınamadığını ve o ağır yarının kan kaybıyla devam ettiği gözüküyor. Bence burada biraz daha sağlıklı bir geçiş, fark yenmeden. Belki sıkıcı bir oyun, Muleka'yı at öne işte, orada pres yapsın, bu kadar kolay gelmesinler. Belki birkaç sıfırlık bir mağlubiyet daha doğru olurdu. Bence Fenerbahçe için de bu geçerli. 4-1 olduktan sonra artık tut oyunu. Faal yapabilirsin, oyunu durdura yavaşlatabilirsin. Hani tecrübesiz hoca desem, ikisi de tecrübesiz hoca da değil.

Rıza Hoca çok tecrübeli, yani tecrübe sadece yaşla da olmuyor. İsmail Hoca'nın 10 küsur yıllık bir hocalık deneyimi var ama az takım Fenerbahçe'de var. Rıza Hoca'nın 20 küsur yıldır devam eden bir sürü takım çalıştırdığı bir kariyeri var. Nasıl bu maçı soğutamadılar, farkı arttırmadan tutamadılar, hem de kendisi aslında oynuyor Rıza Hoca, onu anlamak pek mümkün değil.

Fenerbahçe'ye girdim biraz. Aslında oradan devam edelim. Beşiktaş adında en başta söylediğin şeye katılıyorum. Bu maç deplasmanda da farklı bitebilirdi. Öyleyse hatta belki futbolun adil olanıydı. Ama olmadı. Ama Fenerbahçe için hiç bu beklenmiyordu. Hatta çeviriyordu da Fenerbahçe maçı bir iki yerde. Orada işte offside'lar, eller falan. Bir yerde koptu maç. Sence kırılma anı neresiydi?

Bence merkezden gelmeleri gerektiğini çözdü Norselantlılar. Şimdi plan şuydu. İlk maçta onlarda Osman diye bir çok hızlı kanat oyuncusu var. İlk maçta da onu kullandılar. Çok da etkili bir oyuncu ve aslında Farioli'ye çok benzer bir oyun planı var hocalarının. Savunmadan yani en geriden pasla çıkıyorlar ve merkezden kanatlara doğru oyunu açarak kontra ataklara gidiyorlar.

Bunu ilk maçta da denediler ve ilk maçtaki İsmail Hoca'nın planı çok doğruydu. Bir back'te Osterwolde vardı, diğer back'te Bright Osei Samuel vardı. İkisi de çok atlet oyuncular ve o kanat oyuncularını durdurdu. İlk maçta İsmail Hoca'nın planı bu yüzden doğruydu. Bence bu maçta da yine Osterwolde'yi sol back, Osei Samuel'i sağ back yapma nedeni bu. Çünkü bunlar savunmadan çıkıyor merkezden, topu kanatların arkasına atıyorlar ve back'lerin arkasından oradan atak geliştiriyorlar.

Ama Norselant'ın hocası da çok iyi bir hoca. 34 yaşında. O da yeni fariyoli gibi olur yani. 5 büyüklüklere gider bence. Bunu çözdü ve dikkat edersen Osman'ı da kullanmadı kanatta. Ve merkezden deldi sürekli. Ve merkezde iki stoperinin, işte birinin İsmail, birinin Genç Yusuf olduğunu biliyor. O dezavantajını iyi kullandı.

Üçüncü gol tam bu şekilde geldi zaten, dediğin şekilde geldi. Aslında şimdi böyle geriden oyun kuran takımlara karşı fark yemek istemediğinizde ikinci bölgede karşılayabilirsiniz. Savunmada daha kalabalık, hatların arasını daha sağlam tutabilirsiniz. Savunma hattı ile orta saha arasını daralt, 20-30 metrelere kadar. Daha böyle kendi yer alanında bekle, fark yemezsin en azından.

Yani yine istediğin gibi bir sonuç çıkmaz ama senin bu takımlardan fark yemen için açılman ve önde baskıya gitmen lazım ki arka taraf genişlesin. Hani bunu dördüncüyü yedikten sonra artık tamam çekilelim, bitsin maç. 4-1'de bitsin diyebilmesi lazımdı İsmail Hoca gibi. Tecrübeli bir teknik direktörün bunu görebilmesi lazımdı. Bunu göremedi. Şimdi İsmail oradaki kritik tercih. Ya İsmail Yüksel'i stoper yapacaktı ya da Osterwolde'yi stoper yapıp Solbeck'e ya bir genç altyapı oyuncusunu ya da Kent'i falan koyacaktı.

Bence Osterwolde'yi stoper yapmak, çünkü Adana-Demir maçında da Osterwolde iyi oynadı. Trabzon maçından sonra toparladı Osterwolde. Hem Adana-Demir maçında iyiydi, hem de son Karagümrük maçında Samet daha çok hatalıydı. Osterwolde gene daha iyiydi. Osterwolde'yi sol stoperda tutup, yanına Yusuf'u koyacaksın mecbur. İlk baştaki kadro tercihiyle ilgili hatadan dolayı. Yusuf'u koyacaksın mecbur. Sol bekede ya başka bir altyapı oyuncusu ya da bir Kanat Kent falan koyacaksın. ama kenti de oynatmayıp oynatmayıp en az adam olduğu yerde de back yapmaktan çekindiği için, hoca, hierarşik olarak orada zor bir karar o, anlıyorum, o yüzden yapamadı onu. Ve herkes diyor ya işte B planına geçsin, B planı, B planı, bu B planı işte aslında. Bu B planıydı ve 6 tane yedi. Hani herkesin düşündüğü gibi B planı o kadar iyi bir şey değilmiş yani. A planında devam etseydi bence böyle ağır bir yenilgi yaşamazdı. Niye B planı diyorum? 4-2-3-1'e döndü. Orta ikiliyi Crespo-Şimanski yaptı. Şimanski daha geride şey yaptı ve on numarada da Tadic oldu. Şimdi Tadic gibi bir forvet arkasıyla ön alan baskın o A planındaki kadar kuvvetli olmuyor işte. Rakip mesela Norçelant ikinci golünde orada ön alan baskısı gevşek kaldı. Ve o alandan böyle 40-50 metrelik bir İsmail'in arkasına bir ara top ve oradan gelen ikinci gol.

Aslında İsmail Hoca ilk 20 dakikada da önde baskı yapmak istemedi. Norçalanta baskı yapalım, Norçalanta arkaya top atmasın dedi yani. Bekleyin dedi. Fakat 21. dakikada ilk golü duran toptan yiyince ki burada da hani bu maç ortada gidiyor işte. Bu şekilde adamların en büyük gol silahı duran top. Buna çok daha dikkat etmek gerekirken çok basit bir duran top gole attılar.

Durantop golünü yedikten sonra hem Jesus'tan gelen hem İsmail hocayla gelen ön alanda baskı yapma ve savunmayı öne çıkarma alışkanlığı 2 senedir devam eden alışkanlık birden kendini gösterdi. Yenik duruma da düşünce Fenerbahçe öne çıktı. Hemen 4 dakika sonra Bunu hemen cezalandırdılar. Fenerbahçe ne zaman öne çıktı? Ama öne çıktığında da İsmail'li, Şimanski'li iyi baskı yapabilen oyunculardan azade bir şekilde baskı yapınca, Tadic gibi zayıf baskı yapan oyuncuyla baskı yapmaya çalışınca kolayca çıktılar ve İsmail'in arkasına top attılar.

İsmail, iki sene önce Bursa Spor'da rotasyon oyuncusuydu. Bursa Spor, TFF Birincilik'ten küme düşerken, İsmail son haftalarda yedek kalan bir oyuncuydu. İsmail, son iki senede inanılmaz bir yükseliş gösterdi futbolculuk olarak ve bu yükselişi gösterirken, geçen senenin sonbahar aylarında Jesus'la birlikte ilk yükselişini yaptı. Şu anda da devam ediyor müthiş yükselişini ama ilk Jesus'la yaptı. Aslında bir Jesus'un çıkardığı oyuncu İsmail. Kariyeri bittiği zaman İsmail'in CV'sinde

Jorge Jesus'la birlikte büyük bir sıçrama yapan İsmail, Bursa Spor'dan sonra Fenerbahçe ilk 11 oyuncusu haline geldi, yazacak. Wikipedia'da böyle bir cümle geçecek yani. Ve Jorge Jesus İsmail'i bu hale getirirken ona çok iyi bir baskı oyuncusu olmayı öğretti. Yani pozisyon tutma konusunda İsmail geçen sene de çok zayıftı.

Hikmet Hoca ile yaptığımız programlarda hatırlarsın, bazen tutması gereken merkezdeki ofansif ortasayı boş bırakıp kanada baskıya gidiyordu. Kara gümrük maçı. Evet, o 5-4 biten kara gümrük maçında direkt böyle bir gol yedirdiği var. Şimdi İsmail bunu öğrendi, yani baskıya git, rakibin oyun kurmasına izin verme, sert bas ve son dönemde tackle becerisini çok geliştirdi.

Liginde en çok top kazanan oyuncularından bir tanesi şu anda. İkinci sırada hatta. O konularda çok gelişti. Ve bu tip oyuncular stopere geçtiği zaman stoper tam bir pozisyon alma bölgesi. Bu tip oyuncular, önde baskıyı presi seven tipte oyuncular stopere geçtiği zaman pozisyon hatası çok yapıyor, kayma hataları çok yapıyor.

İsmail orada da çok sıkıntı yaşadı ve bu yenen altı golün dördünde direkt İsmail'in hatası var. İkinci golde pası geçiriyor, alanını boşaltıyor, pas açısı açıyor. Arkasına top yiyor. Dördüncü golde çok basit bir çalım yiyor. Altıncı golde sırtı kaleye dönük. Korner direğine bakan oyuncuyu atlayıp çalım yiyor devamında. Gol geliyor. Pardon, beşinci golde basit çalım yiyordu. Dördüncü golde Livakovic'den seken topu boş kaleye attı biliyorsunuz. Norşenant'ta oyuncu. Orada takip etmiyorlar. O sayısa Mahir'le ikisi.

Yani o altı golün dördünde İsmail'in hatası var. Ama İsmail'i stoper oynatmak da böyle bir sıkıntı. Crespo da çok benzer oyuncu İsmail'e. Hemen hemen aynı oyuncu. Onu da stoper oynatsa o da zorlanırdı. O yüzden son haftalarda öğrenmeye başlamış Osterwolde ile devam edip, sen Crespo-İsmail-Şimanski orta üçlüsünü kursan, bu kadar kolay top attırmazsın Orsalanta. Oyun kurmaya çalışan takıma geride, Oyun kurdurmaz bunlar. Çünkü hem Crespo sağlam basıyor, hem İsmail sert basıyor. Prestijli oyuncular... Simanski en prestijli ofansif orta sahalikteki. En çok top kazanan üç oyuncudan biri o da. Ve bir ofansif orta sahal olmasına rağmen bunu yapabiliyor. Böyle bir orta üçlüyü bozarsan, adamlar da seni delmek için fırsat buluyor. Merkezden deliyorlar zaten. Topları merkezden getiriyorlar.

Böyle bir üçlüyü bozmayıp, kanatlarında yine Tadic'i, Cengiz'i kullanabilirsin. Çok bir problem çıkmaz. Ama merkezi gevşettiğin zaman, goller merkezden yenir. Çok meşhur bir teknik direktörle 4-5 yıl önce bir yerde konuşmuştuk. O da İbrahim Toroman'la ilgili, o zaman belki 4-5 yıldan daha eski. Çünkü İbrahim Toroman oynuyordu. İbrahim Toroman'la ilgili anlatmıştı. Güzel bir söz söylemişti. Gol, taç çizgisinden yenmez. Gol merkezden yenir demişti. İbrahim Toroman'la böyle pozisyonunu terk edip, taç çizgisine baskıya gittiği bir pozisyon vardı. Burada merkezi feda etti Fenerbahçe ve yedek kulübesinde bile kinkler vesaire dolu. Yani kadroyu seçerken bile merkezi feda etti. Yani Samet'i almadı mesela bu kadroya ama 4-5 tane kanat aldı. 4-5 kanat değil de stoperlerin orta sahan yerinde olsa böyle hezimet yaşamazsın.

Mevcut oyuncu grubuyla bile dediğim 11 bence olsaydı, Krespo, İsmail, Şimanski orta üçlüsü olsaydı kanatlar herhangi bir oyuncu olabilir. Çünkü merkez taşıyacak onlar. Merkez delinmediği sürece böyle bir fark yemezdin diye düşünüyorum. İsmail hocanın burada problem yaşadığını düşünüyorum.

Hadi gördün, düşündüklerinin olmadığı, adamlar bek arkasına sarkmadı ve merkezden deliyor. Dördüncü golden sonra mutlaka kapatacak hamle yapmalıydı. Buralarda hocanın büyük sıkıntı yaşadığını düşünüyorum. Özellikle Ludo Gores'i 7-1 yendiği maçtan sonra Nürselent, İsmail Hoca basın toplantısında açıklama yapıyor. Çok merak ediyorum, nasıl böyle farklı bir sonuç olmuş. Bu maçı da izleyeceğim diyor. İzlediği, bildiği bir takım bile bile lades olmuş maalesef. Böyle yorumluyorum.

Tek bir eklemem olacak. Senin İsmail Yüksek hakkında söylediklerinden sonra çok iyi bir portre çizdin. Bence tam olarak bu portrenin karşılığı İsmail 6 değil, 8 numara. Olabilir. Yani 6 değil, 8 numaralaşabilir. Yani şu an iti 6 başladı ama kariyerin devamında 8 numara oynayabilir ki. Son Karagümrük maçında 8 numara oynadı ve fena oynamadı bence de. Burada bölüme küçük bir ara veriyoruz. Döndüğümüzde devam edeceğiz.

Buradan Galatasaray maçına da değinelim. Bu hafta içi temsilcilerimizden bizi tek mutlu eden, yani o da mutluluk mu bilmiyorum ama mutlu eden takım Galatasaray'dı. Mutlu etmemesinin belki sebebi maçtan sonra yaşananlar oldu. İstersen hem Galatasaray maçını hem de grubu genel bir değerlendir. Bayern München'den dolayı mı diyorsun? Evet etkiledi tabii ki yani beraberlik şey olsun ama ben maç içinde de bayağı gerildiğim bir maçtı. İzlemesi çok gergin, stresliydi. Hatta 98'deki atletik Bilbao maçından sonra en zor izlediğim maç oldu diye düşündüm. Evet. Çünkü ben maç planının başlangıçtan itibaren çok sıkıntılı olduğunu düşünüyordum. Endombele'nin takip edememesi,

Galatasaray, Bayern Münih maçlarında ve Manchester United deplasmanında çok başarılı oyunlar oynadı. Aldığı skorlardan bağımsız. 115 kilometrelere kadar koşu mesafesini çıkardı. Şampiyonlar Ligi temposunda oynadı. United deplasmanında galibiyeti alırken üçüncü golü 80. dakikalarda attı. İlk Bayern Münih maçında son 30 dakika düştüğü oyundan belki ama hem ikinci Bayern Münih maçı son dakikaya kadar tempo ile devam etti. Hem o Manchester United deplasmanı aynı şekilde devam etti. Şampiyonlar Ligi temposuna ayak uydurabilen bir Galatasaray vardı.

Ama bu 11, Endon Belli vesaire 11, bana 2-3 yıl önceki Ogaltı sırayları hatırlattı. Birazdan değineceğiz işte Real Madrid'den 6 tane yiyen, Paris St. Germain'den 5 tane yiyen, tempo olarak ayak uyduramayan, 103-104 kilometre koşan, bu sefer gene yani şu hali bile 108 de, o daha felaketti yani. Şampiyonlar Ligi temposunu kaldıramayan, başta yani fizik kalite olarak orayı hak etmeyen oyuna yakın bir oyundu. Biraz böyle o eski kabusu gördüğüm gibi olduğu için de canım sıkıldı.

Şimdi bunu niye böyle yaptı hoca? Niye Endombele'yi oynattı hazır olmadığı halde? Ve bu kadar pres hocası, ön alan baskısına bu kadar odaklanan bir hoca nasıl Mertens, Endombele, Ziyeh, Zaha... Bunlar o presçi oyuncular değil artık kariyerlerinin bu dönemlerinde değil en azından. Geçmişte de çok değildi Mertens hariç. Şimdi bu oyuncularla presin zayıflaması zaten kaçınılmaz. Okan hoca niye böyle bir oyun tercih etti? Basın toplantısındaki söylemelerinden biraz anlaşılabiliyor.

biraz Pep Guardiola'nın şampiyonlar ligi finallerinde falan yaşıyor ya bazen overthinking deniyor fazla düşünmekten A planını bozan hamleler yani ana planı bozabilen hamleler onu yaşadığını düşünüyorum fazla düşünüp overthinking yapıp ana planı göz önündekini bozan bir fikir çıkardığını düşünüyorum şöyle Manchester United bu maç öncesinde şampiyonlar liginin en kötü üçüncü PPDA değerine sahip takımıydı. Yani rakibine pas için en çok izin veren üçüncü takımıydı. Bu şu demek, önde baskıya gitmiyor, rakiplerinin top dolaştırmasına izin veriyor. Yani muhtemelen orta blokta bekliyor ve top kayıplarını hızlı geçişlerle değerlendiriyor. Aslında birçok Anadolu takımının da düşük seviyede yaptığı geçiş oyununu Manchester United garnacolarla Fernandes en üst düzey oyuncularla yapmaya çalışıyor.

Şimdi böyle bir takıma karşı Okan Hoca diyor ki ben geriden oyun kurmak durumunda kalacağım çünkü basmayacaklar. En sonunda geriden oyun kurmaya çalışırsam yapacağım muhtemel pas hataları veya topun hızını arttıramamam nedeniyle kaptıracağım toplulardan hızlı geçişlerle goller yeme ihtimalim yüksek diyor. Evet yüksek. O yüzden de Kaan Ayhan'ı alıyor. O yüzden de diyor ki, etkili kanat oyuncularıma, top tutabilen, birebir de adam eksilten Ziye gibi, Zaha gibi oyuncularıma hem Abdülkerim hem Kaan'la uzun toplar da atarım diyor. Bu da tuttu. Kaan, Icardi'nin offside olan golünde çok güzel top da attı. Ziye'yi de sağ kanattan boyu da, 30-40 metre paslarla da iyi beslediği oldu 3-4. Sağ taraftan işledi, sol taraftan Anneli Inio ile Zaha tarafı hiç işlemedi. Ki Anneli Inio da o topları çok atan bir oyuncu. Zaha'ya gitmedi o toplar. Kaan'dan çapraz da gitmedi, Abdülkerim'den de gitmedi. Bir türlü Zaha'ya gitmiyor zaten yeterince pas. Yani onu çözmesi lazım Galatasaray'ın. O toplar oradan gitmedi ama böyle bir plan zaman zaman işledi. Fakat bu planı işletirken, yani Galatasaray oyun kurabildi. Hatta Okan Hoca da diyor %58 topa sahip olduk. İlk yarıda daha da fazlaydı bu oran.

Bu açıdan istediğimizi aldık diyor. Doğru, bu açıdan istediğini yapabildi Galatasaray. Ziyeyi, boyu topla buluşturdu, Icardi'nin pozisyon kılpayı gitti. Ama bunu sağlarken orta sahada büyük bir eşleşme problemi yarattı. Scott McTominay gibi en fizikli, Avrupa Futbolu'nun en kuvvetli oyuncusuna, en dayanıklı, en tempolu oyuncusuna karşı aynı zamanda güçlü. Oyuncuya karşı Endombele gibi en hazır olmayan oyuncuyu kullanmak zorunda kaldı ki... Bir de Okan Hoca diyor ki, orta sahada daha da fiziksel olalım. Çünkü Kaan'ı stoper yapınca ya Sergio'yu oynatacak, ya Kerem Demirbay ya Endombele. Tabii onlar arasında yine en güçlüsü, yere sağlam basan Endombele de... Ama koşamıyor. Öyle bir dezavantajı var.

Yani Endombele'nin fizik gücünden anca Çayır'da yararlanırsın, Yaldı Güreş'te. O oyun için iyi bir fizik gücüne sahip. Ama 100 metre geniş bir alanda koşmak için iyi bir fizik gücüne sahip değil. Yani alanı daraltırsan, 10 metre karede oynarsan yine iyi bir fizik gücüne sahip olabilir de, 100 metre de olmuyor. Hele Mctominay gibi durmayan bir oyuncu karşısında. Bu da maç boyunca yansıdı.

Fizik olarak sıkıntılar yaşadı Galatasaray. Angelinho'nun üçüncü golünü paylaşıyor herkes, görüyorum. Angelinho orada doğru pozisyon alıyor ama orta geldiği zaman yani top sağ tarafa açılıp oradan galiba Sabekleri yapmıştı falan bir sakka yaptı galiba ortaya, asisti yani. Oradan top geldiği zaman Anhelio doğru pozisyon alıyor ama tekrar ortayı kapatmak için çok yavaş kalıyor. Hemen orada yani 2-3 metrelik bir alan orası, top kanada açılacak, kanattan da öndüreğe orta gelecek. O öndüreği çok daha hızlı bir şekilde kapatmaya çalışması lazım ama Anhelio'nun o hız, çabukluk problemleri çok yaşanıyor. Yoksa akıl olarak doğru yerde duruyor.

Doğru pozisyon alıyor. Orayı kapatması lazım. Çünkü Abdülkerim öne çıkmış. Abdülkerim çıktığı zaman o alana birinin geçmesi lazım. Merkezi kapatması lazım. Merkezi kapatarak doğru yapıyor ama çok ağır kalıyor. Endombele de çok ağır kalıyor. Bu konularda Galatasaray problem yaşadı. Bunlara rağmen de kaleci avantajıyla, Onana'nın sağ olsun yardımıyla, Ziyech'in vuruşu, Kerem'in kontrol artı vuruşu gibi ekstra gollerle puan alındı. Ama Manchester'ın attığı gollerde de ekstra vuruşlar çok vardı.

Bruno Fernandes'in golü çok ekstra bir vuruş. İlk golde de Garnaccio'nun tabana vuruşu da gayet iyi bir vuruş. Bence Garnaccio ve Kerem'in golleri eşdeğer gibi. Evet, Kerem'inki daha zor bence. Kontrol çok zor çünkü pas çok zor. Ve çaprazdan vuruyorsun. Yani karşı karşıya değilsin tam aslında. Savunmacı o, hala orada hemen vuruş yapmak zorundasın. Ve çok iyi bir vuruş. Zor vuruşlar yani, zor pozisyonlardan çıkan goller. Zaten iki takımın 1.5 civarı ikizcisinden 3'er gol çıkması var. Onana da yine sağ olsun burada bir kez daha kendisine teşekkür edelim. Böyle neyse ki kaybedilmemiş olması çok önemli ve son maç Kopenhag maçı Galatasaray kendi kuyruğunu kendisi kesecek.

Evet, Avrupa'da oynanan maçlardan bahsettik, bu hafta içerisinde oynanan. Şimdi gelelim ana konumuza. Türk takımlarının yakın geçmişte Avrupa'da yaşadığı hezimetler. İlk maçı seçelim. İlk maç Leeds United 6, Beşiktaş 0, 2001-2002 sezonu. Evet, bu hezimetleri konuşacağız, hatırlamaya çalışacağız. Hem de ondan sonra o sezon, o takımlar ne yapmış, toparlanabilmiş mi? Avrupa'da ve ligde neler yapmışlar, onlara bakacağız. Bu haftanın teması da bu.

Bu 6-0'lık Leeds maçı şu açıdan ilginç. Bundan önce aynı grupta Barcelona'da var, Leeds'de var işte. Çampiyonlar Ligi grubunda. Beşiktaş, Barcelona'yı 3-0 yeniyor. Ahmet Dursun'un attığı, Pascal Neumann'ın attığı gollerle. Barcelona'yı 3-0 yendikten sonra devamı çok kötü geliyor. Ve Leeds United maçı da 6-0. Bu maçta Pascal Neumann'ın rakibine tokat, yumruk karışımı bir şey var. Mills'e vurmuştu. Dazlak bir oyuncuydu Mills. Bayağı adam kendini şaşırmıştı.

Acayip bir vuruştu ve Pascal Nouma'nın bu kırmızı kartından sonra Beşiktaş taraftarıyla sevgisi de arttı. Hatta Beşiktaş taraftarı şey dedi, işte mağlubiyeti hazmedemeyen, kabullenemeyen Nouma bizim yapacağımızı yaptı gibi bir şeyler dedi. Ama saçmaydı. Yani kırmızı kart ve bir sürü ceza ki 1-2 sene sonra da Nouma biliyorsun başka bir olaydan dolayı 6 ay falan ceza almıştı ve Beşiktaş kariyeri de kötü bir şekilde son bulmuştu.

Bu sezon Beşiktaş bu mağlubiyetten sonra şampiyonlar liginde de dördüncü olarak sezonu tamamlıyor. Diyelim ve sonraki maçımıza geçelim. Yakın bir tarih bu. 6 Kasım 2019, Real Madrid 6, Galatasaray 0. Hatırlıyor musun maçı? Hatırlıyorum tabii. Tarih de yine denk gelmiş Galatasaray'a 6 Kasım.

Real Madrid'e karşı hem bu var, hem 6-1'lik bir 2013'te bir mağlubiyet var. 2013'teki 6-1'de Galatasaray ilk 30 dakika baya tempolu oynayıp gol mol kaçırıyor Melo'yla, kafası var, şeyi var. Sonradan dağılıyor, tempo düşüyor ve dağılıyor. Bu maçta ama öyle değil. Bu maçta ilk böyle 20 dakikadan, ilk 15 dakikadan 3-0 oluyor. Sonradan biraz daha vites düşürüyorlar ve 6-0 bitiyor. Bu dönemde Galatasaray hakikaten Avrupa sahnesi için hiç yeterli gözükmüyor. Yani hiç o seviyelerde gözükmüyordu. Bu grupta Paris St. Germain vardı. Orada da bir 5-0'luk mağlubiyeti var. İçerideki Real Madrid ve Paris St. Germain maçları da mağlubiyet ama yine de daha dengeli oyunlardı. Hatta ilk 30 dakikaları falan fena değildi. Galatasaray'ın kaçırdığı goller falan da vardı. Özellikle Real Madrid maçında vardı. Ama deplasmanında fark ve el kırıklığı bir gruptu. Ama ilginç bir şekilde

O dönemde şunu hatırlıyorum. Belki burada teknik direktöre güven çok önemli bir durum. Şimdi mesela İsmail Kartal için bu maçta daha böyle hani ligde lider, ligde bütün istatistiklerde açık farklı önde. XG olarak, savunma XG olarak. Çok net galibiyetler, attığı gol sayısı vesaire her şeyde zirvede. Bir mağlubiyette hemen herkes şey dedi ya, İsmail Kartal gönderilsin, Fenerbahçe'ye birçok hesap gördüm, sosyal medya hesabı.

Hatta işte geçen sene Jesus gönderilmedi. Sonradan lig kaybedildi. Şimdi bunu yapmamalıyız vesaire diyen Fenerbahçeliler var. Hiç katılmıyorum da. Burada mesela bunun aksine bu sezon, Galatasaray, Paris St. Germain'den 5-0, Real Madrid'den 6-7 dönemde, bu sezonda 14 maçlık bir periyot var, yanlış hatırlamıyorsam. 14 maçlık bir galibiyeti var. Ekim-Kasım aralık ayları dönemi. Takımlar için en berbat dönem bu dönem. Hatta bence FIFA, UEFA birlikte karar alıp takvimin bu aşamasını biraz gevşetmesi lazım.

Çünkü dikkat edersen Hem Fener, Hem Galatasaray'da bir sürü sakatlık, Beşiktaş'ta bir sürü sakatlık yaşanıyor. Bütün büyük takımlar da böyle bu arada. Çok yoğun takvim, iklim çok sert, zeminler çok sertleşiyor. Yani şu an sporcu sağlığı için de zorlayıcı bir dönem. Neyse, bu dönemi 2019'da 14 maçta bir galibiyetle falan geçmişti.

Galatasaray yani çok çok kötü bir süreç. Buna rağmen hoca görevde kaldı ve takım sonra ikinci yarının başında bayağı toparladı. Sekizde sekiz yaptı pandeminin hemen öncesi. Ve pandemi gelmese taraflı tarafsız birçok kişi şey diyor, çok büyük ihtimalle Galatasaray şampiyondu diyor. Pandemi dönemi olmasa. Pandemi araya giriyor. 2-3 ay düşüyor Galatasaray'da. Hemen sonraki Rize maçında da işte bir sürü sakatlar vesaire olunca Galatasaray kaptırmıştı. Başakşehir-Trabzonspor şampiyonluk yarışı vermişti devamında. Ama bu mağlubiyetlerden sonra Galatasaray toparlamış, oyunu da yaratmış, bir pas oyunu yaratmıştı. Galibiyet serileri de bulmuştu. Sonra tekrar düştü. Yani bu kadar ağır mağlubiyetlerden etkilenmemek, tekrar toparlayabilmek de önemli bir başarı. Bakalım Fenerbahçe bu sene bu şeyi atlatabilecek mi? Nostradamant mağlubiyetini.

Yeni maçımız biraz daha eski bir tarihten. 4 Kasım 1992. Sigma, Olamuk, Fenerbahçe, 7-1. Yine farkındaysan Kasım. O dönemde de takvimin daha zor olduğu aşamalar. O maçı herhalde hatırlamıyorsundur. Yok, hatırlamıyorum ama baktım daha sonradan. O maçın da ilk yarısında, maç 3-1 iken İsmail Kartal atılıyor, kırmızı kart görüyor. Daha sonradan 8 kişi de kalıyor Fenerbahçe ve 7-1 bitiyor. 8 kişi kalınca farkı anlayabiliyorum. Dün öyle bir durum yoktu yani.

En nihayetinde 7-1'lik bir mağlubiyet. Fakat o sene Sigma'yla birlikte eleniyor Fenerbahçe. Bir eleme maçı o aynı zamanda. Ve ligde de beşinci bitiriyor. Az önce Galatasaray'ın topladığından bahsettin. Bir toplama hikayesi daha var. Yani fark yemesine rağmen sezonun geri kalanını iyi bir şekilde bitiren bir takım. Dinamo Kiev-Beşiktaş maçı 6-0'lık. Aslında bu maç sadece sahiçiyle açıklanabilecek bir maç değil bence. Orada hatırlıyorsun Andreas Pekin kırmızı kartını falan. O maç hakkındaki fikirlerini alayım. Craig Thompson'dı hakem ve orada 2-0 oldu o. Kırmızı kart artı penaltı gibi bir şey oldu. Daha sonra işte hem 10 kişi kalmak hem büyük demoralizasyon. Çünkü kazanırsan Şampiyonlar Ligi'nde gruptan çıkıyordu. O maça kadar da Beşiktaş zaten iyiydi. O maçtan sonra da böyle tam arada bir kaza gibi oldu. Nağmalüptü ve son maçlı. Evet. Yani çok başarılı gidiyordu. Hem Şampiyonlar Ligi hem ligde hem de

Ardından da devam etti. Burada bu ağır mağlubiyetten yara almamak çok önemli. Çünkü o sezon mesela şampiyon bitirdi ligde Beşiktaş, Şenol Hoca ile birlikte. Avrupa Ligi'nde de çeyrek final gördü ve Lyon'a penaltılarla elendi. Yani Lyon'u elese yarı final falan artık yani. Avrupa'da da bence bayağı başarılı oldu. Ligde de şampiyon oldu. Bu 6-0'luk ağır mağlubiyetten neredeyse hiç etkilenmediler. Bu da çok önemli bir başarı yani. Ertesi sezonda şampiyonluk gruplarından bu sefer namalup lider olarak çıktılar.

Yine bir ayağa kalkma hikayesi. Bu sefer Fenerbahçe'den. Manchester United de 2004-2005 sezonunda 6-2 gibi ağır bir skorla mağlup oluyorlar. Ama sezon sonu, hem de Galatasaray'ın 100. yılında şampiyonluğa ulaşan Sarılağac'a verdikler oluyor. Bence ağır bir sonuç değil bu. Skor olarak bugünden bakınca ağır gözüküyor ama 6-2 falan iki takımın da gol bulduğu, bir takımın kalitesiyle kazandığı bir maç biraz da şeydi düşünüyorum şimdi bakınca.

Manchester United, Manchester City arasında da böyle farklı galibiyetler olabiliyor. Liverpool ile United arasında da bunlar denk güçler aşağı yukarı. City biraz önde de. Denk güçler ve bazı maçlarda kırılmalar yaşanıp farka gidebiliyor. Bu pekala olabilen bir şey. Bunu biraz olağan da karşılamak lazım. Mesela büyük takımlar olağan karşılıyor. Bizde ise çok daha böyle ağır karşılanıyor, ağır yenilgi ve sonrasında da devam ediyor. Ama bak bu Manchester United maçında öyle olmadı. Yani 6-2'lik mağlubiyet, Rooney hat-trick yaptı vs. Ama bir sonraki United maçında 3-0 Fenerbahçe kazandı ve bu kez de Tuncay Şanlı hat-trick yaptı.

Daha sonra Avrupa'da 9 puanla 3. oluyor Şampiyonlar Ligi'nde Fenerbahçe. Avrupa Ligi'nde de Zaragoza'ya eğleniyor ama ligde de şampiyon oluyor. Hatta Daum'un bu işlerden iyi kurtulduğunu gösteren bir durum olabilir. Türkiye Kupası finalinde 5-1 yeniliyor Galatasaray'a ama hemen ardından derbide, ligdeki derbide Nobre'nin golüyle Fenerbahçe Galatasaray'ı yenmişti ve ligde de Fenerbahçe şampiyon olmuştu. Birazca Susvari. Evet, yani hiç şey yapmadı. Orada finali iyi götürmüştü Fenerbahçe, Daum'la. Sıradaki maç Galatasaray vs. Chelsea. Aslında geçen hafta da Galatasaray'ın Avrupa yolunda kırılma noktalarında falan buna biraz değinmiştik. Bu da aslında bir ayağa kalkma hikayesi. Galatasaray vs. Chelsea'ye mağlup oluyor. Çok farklı mağlup oluyor. O maçta da biraz iyi bir oyun var sanırım. Sen daha detaylı biliyorsun ve hatırlıyorsun da sanırım. Evet, maçı hatırlıyorum. Maç öncesi Fatih Terim'in çok böyle basın toplantısında Chelsea'yi perişan edeceğiz, mahvedeceğiz gibi çok iddialı açıklamaları vardı. Çok gaz bir maç başlangıcı vardı. Fakat erken yenen gollerle takım kırılmıştı, 5-0 olmuştu. Bu maç herkes tarafından olumlu hatırlanıyor çünkü... Bu maçın ardından Galatasaray gruptan da çıktı. Herta Berlin'i 4-1 yendi, Milan'ı 3-2 yendi. Gruptan üçüncü olarak çıktı, UEFA Kupası'na gitti ve UEFA Kupası'na da Beşik Büyük Lig'in önemli takımlarını yenerek şampiyon olmuştu. Üstüne Süper Kupayı da almıştı Real Madrid'le. Ligde de dört yıl üst üste şampiyon olarak Süper Lig'de bu rekoru kıran ilk takım olmuştu. Son derece sağlam bir ayağa kalkış hikayesi oldu Chelsea maçından sonra.

Gelelim son maçımıza. Bu, bizim kulüp takımlarının Avrupa'da aldığı en ağır mağlubiyet. Ve Şampiyonlar Ligi'nde de bu mağlubiyetten iki tane var. Biri Almadid-Malmö 8-0 ve Beşiktaş-Liverpool maçı. Daha doğrusu Liverpool-Beşiktaş maçı 8-0. Buradan ayağa kalkamıyorsun çünkü bu hakikaten çok ağırdı.

Şampiyonlar Ligi'nde dördüncü oldu Beşiktaş bundan sonra. Ligde de aynı puanda işte Sivas'la Fenerbahçe 73'er puanla aynı puanda Avaraj'la Ligi üçüncü bitirmişti. Çok ağır bir skordu. Böyle artık savunmadan seken, sırtına çarpan falan da gol olmaya başlamıştı. Yani biraz acayip bir maçtı hakikaten. Hatırlıyorum, Çanakkale'de üniversitedeydim. Herkes odasında maçı izliyor. Normal bir şey yani. Sıradan bir maç, başlangıcı. 4-0 5-0 olduktan sonra herkes benim odaya gelmeye başladı böyle ne oluyor gibi hani sanki inanılmaz bir doğa olayı yani darbe oluyor gibi falan darbe olduğunda öyle toplanırsın ya bir şey oluyor yani çok ağır bir darbe oldu hakikaten Beşiktaş içinde Türk futbolu içinde

8-0'du ve bunun altından kalkmak da zor oldu. Olabilecek maçlardan olabileni bu olmuş. Yani Galatasaray'da Real Madrid'e 15 dakikada 3 tane yedikten sonra 8-0'a gidebilirdi olmak. Yine farklı maçlar da var. Yine 8-0'a gidebilecek, hatta belki daha üstüne çıkabilecek. Burada olmuş. Hani o deniyor ya 8 olmuyor. Burada olmuş yani. Orada fark o bence. Evet, kesinlikle.

İyi geri dönüşler de var. Tekrar ayağa kalkmalar da var. Ve ağır mağlubiyetlerin ardından kan kaybını durduramamak da söz konusu. Bakalım Fenerbahçe ve Beşiktaş nasıl geri dönüş yapacak bu mağlubiyetlerden sonra? Bunları da önümüzdeki hafta programlarımızda işleyeceğiz. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Gelecek hafta görüşmek üzere. Hoşça kalın. Hoşça kalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)