Podcast

339: Bir Cinayetin Gölgesinde Türkiye - Somali İlişkileri

Trend Topic

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Somali Cumhurbaşkanı’nın oğlu Muhammed Hassan’ın motokurye Yunus Emre Göçer’in ölümüne neden olması ve buna rağmen adaletin elinden kaçabilmesi Türkiye’deki çürümenin boyutunu da gözler önüne seriyor. Hassan nasıl kaçtı? Bu bir ihmal miydi yoksa bilerek kaçmasına göz mü yumuldu? Olayın detayları ve Türkiye-Somali ilişkilerinin arka planı bu bölümde!

-
Bu podcast, Frink hakkında reklam içerir.
Frink uygulaması sol menüde bulunan ''Kupon Kodu Kullan'' alanına FRNKPOD kodunu tanımlayıp üyeliğini 200 TL indirimli başlatabilirsin. Hemen indir, üyeliğini başlat!: tıklayınız.
Bu podcast, Hiwell hakkında reklam içerir.
Hiwell'i indirmek ve podbee10 koduyla size özel indirimden faydalanmak için tıklayınız.

Bu podcast BtcTurk | Hisse hakkında reklam içermektedir.
Hesap açılışından alım/satım işlemlerine, takas süresi beklemeden bütünüyle dijital bir yatırım deneyimi için BtcTurk | Hisse'yi hemen indirin.
*"Hemen Kullan" özelliği ile gerçekleştirilen işlemlere komisyon ücreti yansıtılmaktadır.
**BtcTurk | Hisse, Eliptik Yatırım Menkul Değerler A.Ş. uygulamasıdır.
See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.583 kelime · ~18 dk okuma

Herkese merhaba, bu kaydı 13 Aralık'ta alıyoruz. Bu bölümün konusu Somali Cumhurbaşkanı'nın oğlunun Motokurye Yunus Emre Göçer'in ölümüne sebebiyet vermesinin ardından yaşananlar olacak. Sizlere bu skandalın detaylarını sunacağız ve neden Somali diye soracağız. Ama 11 Aralık günü Ankara Gücü Rize Spor Maçı'nın ardından yaşanan olayı da burada not düşmek adına paylaşmak isterim. Mutlaka görmüşsünüzdür, maçın ardından Ankara Gücü Başkanı Fatih Koca sahaya indi ve maçın hakemi Halil Umut Meler'e yumruk attı.

Bunun üzerine yere düşen meler yerde bir de tekmelendi. Bu yumruklar ve tekmeler sanırım bardağa taşınan son damla oldu çünkü gerçekten büyük bir öfke oluştu. Bu konu üzerine düşünmeye değer. Eğer gündem izin verirse haftaya Türk Futbolu'na randevu verelim.

Şimdi randevu verelim ama henüz bu bölümden Galatasaray'da bir selam gönderelim. Galatasaray 12 Aralık'ta Kopenhaga 1-0 yenildi ve Şampiyonlar Ligi'ne veda etti. Fakat UEFA Kupası'ndaki yolculuğuna devam edecek. UEFA'da yolu açık olsun Galatasaray'ın. Belki katılmayabilirsiniz ama bana sorarsanız belki de daha iyi oldu. Bunun dışında bugün Anayasa Mahkemesi önemli bir karar verecek. Daha doğrusu daha önce karar verdiği Can Atalay dosyasını bugün yeniden görüşecek.

Transkriptin tamamını oku

Gün içinde AYM'nin yeniden gündem yaratması muhtemel. Önümüzdeki günlerde bu konu da gündemi işgal edecektir. Ama bu bölümde tarihe not düşmek adına Somali Cumhurbaşkanı'nın oğlu Muhammed Hassan'ın işlediği cinayeti konuşmak görevdir. Çünkü benzersiz bir skandalla karşı karşıyayız. Bu nedenle uzatmanın alemi yok. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.

Tarih 30 Kasım Perşembe, saat 13 suları. Kuriyelik yaparak ailesinin geçimini sağlayan 38 yaşındaki Yunus Emre Göçer, kendisine teslim edilen paketi bildirilen adrese götürmekle meşgul. Onun için her zamankinden farklı bir gün değil. Kadıköy'den aldığı paketi Avrasya Tüneli'nden geçerek karşıya bırakıyor, Zeytinburnu'na götürmekle meşgul bu esnada. Fatih İlçesi sınırlarındaki Kennedy Caddesi'nde Bakırköy istikametine doğru ilerliyor. Hava güneşli, yağmur ya da kar yağışı yok, trafik de akıyor. Fakat her ne olduysa Yunus Emre göçer, en sağ şeritte ilerlerken durmuyor ama yavaşlıyor. Bu esnada onu 10-15 metre geriden takip eden Muhammed Hassan Şeyh Muhammud

İdaresindeki 06 CD 4581 plakalı siyah BMW, Göçer'in kullandığı motosiklete 65-70 km hızla çarpıyor ve Göçer'i altına alıyor. Şimdi bu 65-70 km hız afaki, bilirkişi raporunda böyle bir şey ifade edilmiyor fakat tahminler bu yönde olduğu için söyledim. O yüzden bir hakikati resmetmiyor. Daha hızlı da olabilir, daha yavaş da olabilir.

Bu haliyle ama şüpheli bir kaza ile karşı karşıya kalıyoruz. Çünkü Muhammed Hasan önündeki motosiklet yavaşlamasına rağmen frene basmıyor, hızını düşürmüyor. Manevra yapabileceği imkanı olmasına rağmen, sol şerit müsait olmasına rağmen bunu da yapmıyor. Her ne olduysa oluyor ve Yunus Emre göçeri eziyor. Belki o esnada telefonla ilgileniyordu, belki de önceden bir husumet gelişmiş darlığını bilerek çarptı, bilemiyoruz. Neden frene basmadığını, neden yavaşlamadığını bilemiyoruz fakat yavaşlamadığını 7 Arlık'ta yayınlanan bilirkiş raporundan biliyoruz. Raporda aynen şöyle deniyor.

16 AFL 804 plaka sayılı motosikletin en sağ şeritte yavaşladığı, bu esnada arkasında seyir halinde bulunan 06 CD 4581 plaka sayılı aracın görünürde yavaşlamayarak motosiklete doğru yaklaştığı, 16 AFL 804 plaka sayılı motosikletin en sağ şeritte durma derecesinde yavaşlayarak, direksiyonunu sağ tarafta bulunan banket boşluğuna doğru yönelttiği esnada arkasında seyir halinde bulunan 06C'de 45.81 plaka sayılı aracın yavaşlamayarak motosiklete arka sağ kısmından çarptığı, Muhammed Aslan'ın neden yavaşlamadığını ya da neden manevra yapmadığını bilmiyoruz. Ama şu açık. Yavaşlayabilirdi ya da manevra yapabilirdi. Yani Yunus Emre Göçer ölmek zorunda değildi. Bu haliyle ortada bildiğimiz anlamda bir kazadan ziyade asli kusurlu bir cinayet şüphelisi var. Ya görmedi ya da gördü bilerek devam etti.

Henüz 30 Kasım günündeyiz. Saat öğleden sonra bir suları. Kazanın ardından olay yerine ambulans ve polis ekipleri geliyor. Ambulans, yerde kanlar içinde yatan Yunus Emre Göçer'i Samadliye Devlet Hastanesi'ne kaldırıyor. Otomobil sürücüsü Muhammed Hassan da polis ekiplerinin eskortluğunda Aksaray Şehit Vedat Ulusoy Polis Merkezi Amirliğine götürülüyor.

Burada Muhammed Aslan'ın ifadesi alınıyor. Fakat elbette bu pozisyondaki bir kişi hakikati kendi lehine eğip bükecektir değil mi? Yani sonuçta suçlusunuz, bir kaza yapmışsınız ve nasıl oldu diye soruyorsunuz, bahaneler üretecektir. Muhammed Aslan da böyle yapıyor ve ilk ifadesinde olayı doğru anlatmıyor ve Yunus Emre Göçer'in bir anda sinyal vermeden sağ dönüş yaptığını ünle kırdığını, Bu sırada kaskının da bulunmadığını, kendisinin de frene bastığını istemeyerek çarpmak zorunda kaldığını söylüyor. Tabii olaya ilişkin ilk ifadesi alınan Muhammed Aslan'ın ardından Yunus Emre Göçer'den de ifadesi isteniyor. Fakat bu esnada Göçer ifade verebilecek durumda değil. Zaten hastaneye de öldü diye getiriliyor. Hastaneye getirilir getirilmez entübe ediliyor ve makineye bağlı biçimde hayatta tutuluyor. Yunus Emre Göçer'in eşi Öznur Geçer, Hulk TV'de anlatmış.

An itibariyle durumu kavrayalım. Kazanın ardından Yunus Emre Göçer'in ifadesi dahi alınamıyor zira makinaya bağlı yaşıyor Göçer. Doktorlar da yakınlarına fazla ümitli olmaması gerektiğini söylüyor. Göçer'in yakınları için zaten zorlu bir bekleyiş var. Peki bu durumu savcılık ya da emniyet biliyor mu? Biliyor. Zira Yunus Emre Göçer'in ifadesi alınması gerektiği için hastane polisine talimat veriliyor. Fakat Göçer'in bilincinin kapalı olması nedeniyle nöbetçi doktor ifade veremez tutanağı hazırlayıp polise teslim ediyor. Yani o dakika itibari Yunus Emre Göçer'in makinaya bağlı olduğu, bilinci kapalı olduğu biliniyor. Peki ya kamera kayıtları?

O bölgeyi kayda alan kameralar MOBESE değil, belediye kameraları olduğu için İBB'den görüntüler isteniyor. Bu görüntüler de saat 16 sularında geliyor. Gerisini Yunus Emre Göçer'in avukatı İyas Çimen'den dinleyelim. Kendisi Halk TV'ye konuşmuş. İBB kamera görüntülerini saat 16 civarında karakola gönderiyor. Karakoldaki görevli memurlar da bir görüntü inceleme tutanağı düzenliyorlar. Bunun da saati 17.20. 17.20'da... 5 saat sonra kazadan. Tabii.

Bu sırada şüpheli karakolda gözaltında bekliyor ve gözaltında olduğu sırada henüz ifadesi alınmamış ve savcı bu konuya dair talimat vermiş durumda değil. Ama akabinde savcı ilk kaza tutanağına istinaden ifadesini alınarak salıverilmesi talimatını veriyor. Tabii sözü talimat vermiş oluyor nöbetçi savcım. Şöyle bir detay var. Görüntü inceleme tutanağının saati 17.20. Şüphelinin ifadesinin alındığı saatte saat 18.00. Aslına baktığınızda karakoldaki görevli memurlar görüntü inceleme tutanağında şüphelinin beyanlarının gerçek olmadığını arkadan çarpmak suretiyle kusurun %100 biçimde görüyorlar, izliyorlar yani. Fakat

buna rağmen olay yeri tutanağı şüpheli Muhammed Aslan'ın ifadelerine paralel şekilde yazılıyor. Bu tutanak savcılığa gönderiliyor. Üstelik aynı anda kamera görüntülerinin de savcılıklı olduğunu biliyoruz. Bildiğimiz bir şey daha var bu arada. Yunus Emre Göçer'in hayati tehlikesi var. Zaten bilinci kapalı ve entübe halde. Ve savcılık, şüphelinin verdiği ifadeye göre hazırlanan bu tutanağa dayanarak, çok ilginç bir şekilde, izaha muhtaç bir şekilde Muhammed Hassan'ın karakoldan salıverilmesi talimatı veriyor. Peki,

Bu kişi salınırken hakkında herhangi bir tedbir kararı uygulanıyor mu? Hayır. Yurt dışına çıkış yasağı da konmuyor. Yani bir başka ifadeyle, şüphelinin kendi ifadesi esas alınarak, şüpheli Muhammed Hasan hiçbir tedbir kararı uygulanmadan salıveriliyor. Savcılığa bile çağrılmıyor. Saat 12.52'de olay yaşanıyor ve saat 18.00 sularında olayın faili karakoldan hani derler ya elini kolunu sallaya sallaya diye işte aynen o şekilde bırakılıyor. Ertesi gün, yani 1 Aralık'ta, motokuryelerin genel olarak avukatlığını da yapan Avukat İyas Çimen, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına bir dilekçe veriyor. Şüphelinin ifadesi alındıktan sonra şüpheli serbest bırakılmıştır. Şüphelinin suçu işlemiş olduğu sabit olup tutuksuz yargılanması usule ve yasaya aykırıdır.

Ayrıca şüpheli yabancı uyrukludur ve kaçma şüphesi mevcuttur. Dosya içerisinde bulunan kamera kayıtları incelendiğinde kusurun şüphelide olduğu açıktır. Kamera kayıtları için bilirkişi raporu alınmamıştır. Bilirkişi raporunun alınmasının ardından bu yeni delille şüphelinin kusurlu olduğu açıkça belli olacaktır. İş bu sebeple şüphelinin tutuksuz yargılanmasına itiraz eder, dosyadaki kamera kayıtları için bilirkişi raporu alınmasını ve şüphelinin tutuklu yargılanmasını talep ederiz.

İyas Çimen özetle diyor ki, yahu adam yabancı uyruklu, bu adamın yurt dışına çıkması gayet kolay. Ya tutuklayın ya da üzerine bir yurt dışına çıkış yasağı çıkartın. Bu kişi birisini öldürdü. Fakat maalesef, avukat İyas Çimen'in bu talebi de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yerine getirilmiyor. Halbuki tam da avukat İyas Çimen'in dediği gibi oluyor ve yabancı uyruklu bu kişi 2 Aralık'ta yurdu terk ediyor.

Yanlış anlaşılmasın. Yani kaçak yollarla gitmiyor. Böyle bir gemiye falan sığınmıyor. Baya tarifeli uçakla Dubai'ye gidiyor. Bazen sosyal medyada görüyorum kaçışına kim müsaade etmiş. Türk Hava Yolları müsaade etmiş. Adam bilet almış gitmiş. 3-4-5 Arlık'ta yargı makamı konuya ilişkin hiçbir adım atmıyor. 6 Arlık'ta ise beklenen oluyor ve Yunus Emre Göçer hayatını kaybediyor.

Böylece, taksirle yaralamaya neden olma suçundan başlayan tahkikat, taksirle ölüme sebebiyet vermeye dönüşüyor ve Muhammed Hassan yeniden ifade vermesi için çağrılıyor. Fakat telefonu kapalı. Bunun üzerine anlaşılıyor ki, Hassan kaçmış. E belli değil mi? Sürpriz miydi yani bu? Neyse. 7 Arlık'ta Bilirkişi raporu bitiyor ve dosyaya giriyor. Raporun sonuç ve kanaat kısmında Muhammed Hassan hakkında şöyle söyleniyor.

06-C'de 45-81 plakalı araç sürücüsü Muhammed Hasan Şeyh Mahmud'un, 2019-18 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile 2019-18 sayılı Karayolları Trafik Yönetmeliğinde yer alan kusurlardan, Madde 56'ya birce, Madde 84'te ve yönetmelik Madde 107 kurallarını ihlal ettiğinden, bu kazanın meydana gelmesinde asli kusurlu olduğu, nihai takdir ve değerlendirmenin savcılık makamına ait olmak üzere takdirlerinize arz olunur. Yani ilk tutanak kişinin serbest kalmasını sağlayan, kişinin serbest bırakılmasına neden olan o ilk tutanak tümüyle yanlış, bilirkişi raporuyla çelişiyor. Olay günü tümüyle Muhammed Aslan'ın ifadelerine dayanarak hazırlanan tutanan ne kadar yanıltıcı olduğu bilirkişi raporuyla da anlaşılıyor. Raporda Yunus Emre Göçer'in de herhangi bir kusuru olmadığı vurgulanıyor. Ve ne oluyor biliyor musunuz?

Trajikomik biçimde bu bilirkişi raporunun ardından Muhammed Hassan hakkında yakalama kararı çıkarılıyor. Tarih 8 Aralık 2023. Muhammed Hassan yurt dışına çıktıktan 6 gün, Yunus Emre Göçer hayatını kaybettikten 2 gün sonra. Polisinden savcısına iza muhtaç onca hatanın zincirleme yapıldığı ve sonucunda bir katilin adaletin elinden kaçarak yurdu terk ettiği bu olayda şüpheleri daha da enteresan hale getiren diğer vaka, şüphelinin kimliği. Evet, bu kişi, yani Muhammed Hasan Şeyh Muhammed, aynı zamanda Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Muhammed'in oğlu.

Acaba bunca zincirleme hatayı açıklayan detay bu muydu? Katil Muhammed Hasan, Somali Cumhurbaşkanı'nın oğlu olduğu için mi serbest bırakılmıştı? Bunu kısa bir aranın ardından konuşalım. Aradan önce, katil Muhammed Aslan'ın Somali Cumhurbaşkanı'nın oğlu olmasıyla bunca hatanın arda arda gelmesi arasında bir bağ olup olmadığını sormuştuk. Kiminiz, şöyle düşünebilirsiniz, herhalde yani, ya ne olacaktı? Adamı göz göre göre salmışlar ve adam Somali Cumhurbaşkanı'nın oğlu. Belli ki adama kaçması için yol vermişler.

Sevgili dostlar, eğer benim kanaatimi sorarsanız bence de öyle olmuş. Yani haklısınız. Ama ispat edemem. Şöyle düşünebilirsiniz. E zaten daha fazla da ispata gerek yok. Her şey yeterince açık. Daha ne kadar ispat arayacaksın? Daha ne kadar delil arayacaksın? Yani evet açık görünüyor ama birkaç soruyla eşlik edeyim size.

Soru 1. Bu bir hata mıydı yoksa bile isteğe mi salındı Muhammed Aslan? Yani cehaletten mi yoksa ihanetten mi kaynaklanıyordu bütün hatalar zinciri? Herhalde bile isteğe salındı. Böyle cehalet mi olur demeden önce bir düşünün. Yargı sistemimizde böylesi fahiş hataları yapabilecek, bu cahillikte, oturduğu koltuğun gerektirdiği liyakatta olmayan yargı mensupları da var. Ve evet, bu yargı mensupları edindikleri torpiller sayesinde İstanbul'da görev yapabiliyorlar.

Böylesi bir hatayı yapmaya muktedir savcılarımız var. Dolayısıyla, katilin kimliğiyle doğrudan ilgisi olmayan bir hata yapılmış olabilir. İhtimaldir yani. Evet, belki büyük ihtimal bu değildir ama ihtimaldir. Hangisi daha büyük skandaldır acaba? Böylesi bir cehalet mi, yoksa torpille bir katili salmak mı? Soru 2. Katilin kimliği salıverilmesinde etkili olduysa, savcılık makamına kim müdahale etti? Hah, işte bu soru üzerine düşünmeye değer.

Zira sosyal medyada ve kendi çevremde gördüğüm bir reaksiyon var. Şöyle diyor insanlar. Ya Somali'ye bile mi direnemiyoruz? Hadi egemen devletlerin postasını yemeye razıyız da Somali'ye de mi diş geçiremiyoruz? Ben bu akıl yürütmeyi yanlış bulanlardanım. Çünkü Somali ile Türkiye arasındaki ilişkilerin derinliğinin farkına varmayınca Somali'yi alelade bir Afrika ülkesi zannediyoruz.

Muhammed Aslan'ın oğlunun salıverilmesi, Somali devletinin tehdidi üzerine yaşanmamıştır. İzin verin, bu ilişkiyi konuşalım, Somali ile Türkiye ilişkilerini anlatalım ki, siz de bana hak vereceğinizi umuyorum bunun ardından. Çünkü alelade ve Afrika ülkesinden bahsetmiyoruz. Mesela Somali'nin komşuları Eritre'ye, Kenya'ya ya da Etiyopya'ya Somali kadar aşina değiliz. Biz Afrika'daki açlıktan, yoksulluktan bahsetmek isteyince ilk aklımıza gelen ülkedir Somali. Gariban ülkedir yani. Son zamanlarda dilimize girmiş bir deyim bile var. Hayaller Paris, hayatlar Somali. Hayaller

Paris, yaşantım Somali. Senin adın belli, Mokali, Ukali. Bu kadarı bu kadarı. Fakat bu hayaller, pariz, yaşantım, Somali ifadesinin böyle 30-40 yıllık geçmişi yok. Somali'nin Türkiye'de popülerleşmesi de 2010'lu yılların başına denk geliyor. 19 Ağustos 2011 günü ilk kez bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Somali'ye resmi ziyarette bulunuyor. Ziyaretin insani teması öne çıkarılıyor ve Erdoğan'ın Davos'tan itibaren büründüğü uluslararası role uygun bir çerçeve alınıyor bu ziyaret. Ziyaretin amacı da dünyanın gözlerini Somali'ye çevirmek olarak açıklanıyor.

Bu esnada Somali'deki insani drama da Türkiye medyasında geniş yer ayrılıyor. Bu ziyaretin insani yönüne vurgu yapıldığı için özellikle Emine Erdoğan öne çıkarılıyor. Somali'deki Erdoğan'ı TRT Haber takip ediyor. Hadi o güne 19 Ağustos 2011'e gidelim.

Açlığın penceresindeki Somaliye bugün tarihi bir ziyaret gerçekleşiyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Somaliye'ye geldi. Özellikle uluslararası camianın dikkatini çekmek istiyor. Başbakan Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan sevgi gösterileriyle karşılandı. Yardım kamplarını ziyaret eden Erdoğan kadın ve çocuklarla sohbet etti. Somalili kadınlar başbakanın eşi Emine Erdoğan'ı danslar ve şarkılarla karşıladı.

Emine Erdoğan, kadın ve çocuklarla yakından ilgilendi. Bu ziyaretin insani boyutu son derece öndeydi de diplomatik arka planı kamuoyuna hiç sunulmadı. Ziyaret tümüyle Türkiye'nin ve Başbakan Erdoğan'ın yüce gönüllülüğü olarak servis ediliyordu. Hatta diplomatik arka plan gözlerden o kadar uzak tutuluyor, meselenin insani yönüne o kadar vurgu yapılmak isteniyordu ki, ziyarete Serta Perener, Demir Temirkan ve Ajda Pekkan da götürülmüştü.

Bu sanatçılar Somali'deki insani sorunun Türkiye'de gündeme gelmesinde de etkili olmuşlardı. Artık biz Türkler için Somali'deki insani drama dur demek bir misyon olmuştu. Somali için bağış kampanyaları düzenleniyor, canlı yayınlarda paralar toplanıyordu. Ajda Pekkan kampanyaya destek için konserler düzenleyeceğini söylüyordu. Somali'deki dram hepimizin dramıydı. Yardım için de çağrı yapıyor bütün sanatçılarımız. Sizden birer cümleyle mesajlarınızı rica edeceğim. Ve daha sonra bağışların toplanmasına... Evet. Ayşe Hanım'dan başlayalım. Evet, SMS'ler harekete geçmeli. Bütün değerli iş adamlarımız... ...aynen katkıda bulundukları gibi... ...yine bu katkılarını lütfen unutmasınlar. Yine müdahil olsunlar. Ve bu arada da biz bu bağışla ilgili... ...böyle bir aktivite yapacağız ayın birinde, ekibin birinde. Bağışla ilgili. Bütün herkesi bekliyoruz orada. Arena Kuruçeşme'de.

Bir yandan da ziyaretin Ramazan ayının sonuna getirilmesi, Somali'nin de din kardeşimiz olması, Ramazan bayramında Türkiye'nin gözünü Somali'ye çevirmesini kolaylaştıracaktı. 19 Ağustos'ta gerçekleşen Somali ziyaretinden 10 gün sonra başlayan Ramazan bayramında da Somali'yle yardımlaşma mesajları her yerden yapılıyordu. Camilerden de çağrılar yapılıyor, fitre ve zekatların Somali'ye gönderilmesi tavsiye ediliyordu. Böylece Somali'ye son 10 yılda 1 milyar dolardan fazla yardım gittiğini Cumhurbaşkanı Erdoğan 2022'de açıklayacaktır.

Sağlık Bilimleri Fakültesi yalnızca Somali'li değil, bölge ülkelerindeki kardeşlerimizin dertlerine de derman oluyor. Son 10 yılda Somali'ye yaptığımız insani ve kalkınma yardımlarının tutarı 1 milyar doları aştı. Peki bu ziyaretin insani değil diplomatik arka planında ne vardı? Bu sorunun cevabı Somali'nin jeopolitik öneminde saklı.

Efendim, siz bu kaydı dinledikten sonra lütfen Somali'nin tam olarak nerede olduğunu bilmiyorsanız bakın. Ben size tarif edeyim. Türkiye'den çıkıyor, güneye doğru ilerliyorsunuz gemiyle, Akdeniz'e iniyorsunuz. Fakat batıya değil, doğuya ilerliyorsunuz. Doğu Akdeniz'e gelince yönünüzü güneye çeviriyorsunuz. Mısır'ı göreceksiniz.

Mısır'daki Süveyş kanalından geçin ve Kızıldeniz'e girin. Girdiniz mi? Güney'e doğru ilerlemeye devam edin. Kızıldeniz'i, Hint Okyanusu'na bağlayan Aden Körfezi'ni geçer geçmez Somali kıta sahanlığına girmiş bulunuyorsunuz. Eee ne önemi var bu yolculuğun derseniz, yolculuğunuzun sonunda, solunuzda Suudi Arabistan ve Yemen, sağınızda ise Somali yer alacak.

Yani her ne kadar bir Afrika ülkesi olsa da, Suudi Arabistan, Birleşik Arapa Birlikleri ve Katar'ı da kapsayan Arap Yarımadası'nın dibinden bahsediyoruz Somali derken. Bu haliyle önemli bir jeopolitik konumu var. Sadece bu değil, Mısır'la da aynı coğrafyada sayılıyor. Ve henüz 2010'lu yılların başındayız. Aynı yılın yani 2011'in Şubat ayında Mısır'da halk ayaklanmış, Hüsnü Mübarek istifa etmiş.

Yani Arap Baharı denen rüzgarın tam göbeğindeyiz. Erdoğan da bu rüzgarı arkasına alma gayretinde. Hatta o kadar ki Müslüman Kardeşler Hareketi'nin Mısır'daki Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, 2012 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi'nin, bakın altını çiziyorum, herhangi bir resmi davet değil, direkt partinin kongresine davet ediliyor, Mursi bizzat iktidar partisinin kongresinde konuşmacı oluyor. Eğer uygun görürlerse genel kurulumuza hitap etmek üzere kürsü teşriflerini arz edeceğim. Kardeş, Mısır, Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Muhammed Morsi Beyefendi aramızda bulunuyorlar. Kendilerini kürsüye arz ediyorum. Divan olarak ve sizler adına ülkemize, kongremize hoş geldiniz diyorum.

Bu Türkiye tarihi açısından bir ilkti. İlk kez bir devlet lideri Türkiye'deki bir partinin kongresine katılıyordu. Bu ilginin nedeni Mursi'nin Müslüman kardeşleri temsil etmesinden kaynaklanıyordu. İşte Somali Cumhurbaşkanı Şeyh Muhammed'in de tıpkı Mursi gibi Müslüman kardeşler hareketine mensup biri olduğunu şimdi kayda geçirelim. Peki kimdi Muhammed?

Kendisi 1955 yılında doğmuş, Müslüman kardeşlere bağlı El İslah Hareketi'nin içinde el oluyor. Yani Müslüman kardeşlerin mesela işte Filistin'deki kolu için Hamas derler ya, işte Somali'deki kolu için de El İslah deniyor. Nisan 2011'de de El İslah Hareketi'nin kurduğu Barış ve Kalkınma Partisi'nin genel başkanı olarak 2012'de Somali Cumhurbaşkanı oluyor. Bu söz konusu Mahmut.

Mısır'da Mursi, Somalya'da Şeyh Muhammed, Tunus'ta Ganushi. Bölgedeki Müslüman kardeşler hakimiyeti yaygınlaşırken tüm bunlar Türkiye'nin dış politikasında derinden etkiliyor. Fakat Müslüman kardeşlerin bu denli hızlı büyümesi Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'ni rahatsız ediyor. Fakat aynı coğrafyada Katar onlarla aynı fikirde değil. Nitekim tüm bu gerilimin ortasında Mısır'daki Sisi darbesi gerçekleşiyor ve darbenin ilk ve en önemli destekçileri

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri oluyor. Fakat Katar ve Türkiye darbenin karşısında. Biliyorsunuz, Türkiye'nin durumu zaten böyle. Katil Sisi'ler falan. O kadar ki 2019'da tekrar eden İstanbul seçiminden hemen önce Ekrem İmamoğlu, Mısır'ın darbeci lideri Sisi'yle bir tutuluyordu. İşte pazar günü. Sisi mi diyeceğiz? Binali Yıldırım mı diyeceğiz?

Mesele bu kadar önemli. Erdoğan'ın akıbetini Mursi'nin akıbetine benzetenler sessizliği niyetidir. 2012'den itibaren Türkiye coğrafyayla daha yakından ilgilenmeye başladı. Bu irtibatını da Müslüman Kardeşler destekçisi Katar ve Müslüman Kardeşlerin iktidarda olduğu Somali üzerinden kuruyordu. Fakat bölge de ateş kazanına dönüşmüştü. Mısır, Müslüman Kardeşler üyelerini tutukluyor, ihvancılar soluğu Katar ve Türkiye'de alıyordu.

Bu durum, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin başta Katar olmak üzere Türkiye ile de ilişkilerini geriyordu. İşte bu ortamda, Haziran 2017'de, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, Katar ile ilişkilerini askıya aldı. Gerilim çok yüksekti. Hatta Mısır, ikinci bir emre kadar hava sahasını Katar'a kapattı. Mısır'ı Bahreyn, Yemen'de takip etti. Katar, bir tür Arap ablukasıyla karşı karşıyaydı.

Suudi Bakan Amerika Birleşik Devletleri'nde konuştu. Görüşümüzü ortaya koyduk, adımımızı attık. Şimdi davranışını değiştirmek Katarlılara kalmış dedi. Değiştirmezlerse izole edilmiş şekilde kalacaklar diye konuştu. Kriz 5 Haziran'da patlak vermişti. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Yemen ve Mısır Katar'a sırt çevirmişti. Zamanla onlara başka ülkelerde katılmıştı. Diplomatik ve ticari ilişkileri kestiler. Katar'ın teröre destek verdiğini öne sürdüler. İlişkileri düzeltmek için 13 maddelikte bir liste göndermişlerdi. Türkiye ise Arap coğrafyasındaki bu krize tarafsız kalmayacak, Katar'ın yanında saf tutacaktı. Artık Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliklerinin karşısındaydık. Hem de öyle böyle değil. Katar ve diğer Arap ülkelerinin gerilmesi üzerine, Kasım 2016'da, 15 Temmuz'dan birkaç ay sonra, Türkiye Katar'da askeri üst kurdu. Bu, aynı zamanda Türkiye'nin kendi toprakları dışında kurduğu ilk üst.

Bu üssün varlığı, bu ülkeler arasındaki olası bir sıcak savaşta ne olacaktı bilinmez ama bu üssün kurulması, Türkiye'deki muhafazakar milliyetçi kamuoyuna, Osmanlı'ya geri dönüyoruz başlığıyla servis edilecekti. Birinci Dünya Savaşı'nda terk ettiğimiz topraklara geri dönüyordu. Sık sık terör saldırılarıyla karşı karşıya kalan Somali'ye Türkiye askeri destek veriyor. Somali'nin başkenti Mogadişu'da yaklaşık 50 milyon dolara 400 dönüm arazi üzerinde kurulan Türk askeri üssü resmen faaliyete geçti. Ve Türkiye'den yola çıkan askeri birlikler uçakla görev yapacağı askeri üsse ulaştı. Türk üssü yaklaşık 1000 asker kapasiteli görev yapacak olan askeri birlik hem Somali ordusunu eğitecek hem Aden körfesindeki deniz korsanlarıyla mücadeleye destekliyor. Katar'daki askeri üssü, 2017 Eylül'ünde Somali'deki askeri üssü takip etti. Böylece Türk askeri, Müslüman kardeşler ve Selefi İslam arasındaki gerilim de Müslüman kardeşlerin yanında, Selefilerin karşısında konumlanıyor. Bu tavrında da Katar ve Somali'ye askeri üss kuracak kadar kararlı olduğunu gösteriyordu.

Ha, işin bir de ekonomik boyutu var. Aynı zamanda bu askeri üst sayesinde Aden Körfezi'ndeki korsanlarla mücadele adı altında, oradaki ticareti de kontrol ediyordu. Sadece askeri üst değil elbette. Bakın, tarihleri birbirine yakın ve önemli olduğu için veriyorum. 6 Kasım 2016. Mogadiş Rüya, Recep Tayyip Erdoğan adında bir hastane yapıyoruz.

Bu hastanenin tüm masrafları Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı bütçesinden karşılanıyor. Yani sadece yatırım maliyeti değil, bugünkü cari giderler de hala Sağlık Bakanlığı'nın bütçesinden karşılanıyor. 2023 giderleri de dahil. Tabii, iktidarla teması kuvvetli sermaye çevreleri de Somaliya'ya yönlendiriliyor. Yeni Şafak Gazetesi'ni de bünyesinde bulunduran Albayrak Grubu, 2014'te Mogadişu Limanı'nın işletmesini satın alıyor.

2012'de Türk Hava Yolları'nın Somali'ye direkt uçuşları başlıyor. Böylece Somali'yle Türkiye arasındaki ticari ilişkilerde boyut atlıyor. An itibariyle, ya daha doğrusu 2022 itibariyle, Somali'nin en çok ithalat yaptığı ikinci ülke, en çok ihracat yaptığı beşinci ülke stasyonunda Türkiye. Bu arada Türkiye'nin en büyük büyükelçiliği de 80 bin metrekare alana inşa edilen Somali büyükelçiliği. Tabii bunca yatırım, ikili ilişki vs. derken Somali'de çok sayıda Türk şirketi, Türk iş insanı ve işi de bulunuyor. Yani orada artık Türkler yerleşik hale gelmeye başlıyorlar bu kadar yatırımın ardından.

Hatta ilginç bir örnek, Somalya'da çok yaygın olan Bajaj denilen 3 tekerlekli motorlara Türkler tuk tuk demeye başlamışlar. Bunu da yerel halk öğrenmiş, Türkler tuk tuk deyince anlıyorlar ki bunlar Bajaj'dan bahsediyor. Bu da bölgede bilinir olmuş yani. Üç tekerlekli, rengarenk bu araçlar Mogadishu'da nereye giderseniz gidin karşınıza çıkıyor. Tuk Tuk, Somali'nin başkentinin olmazsa olmazlarından. Eğer Mogadishu Somali'nin atan kalbi ise şu anda içinde bulunduğumuz Tuk Tuk adı verilen bu araçlar da bu şehrin atar damarlarını oluşturuyor. Bu Hindistan yapımı araçlara yerel lisanda bacaj deniyor. Ancak Türkler söylemesi daha kolay olduğu için bunlara Tuk Tuk adını vermiş.

Bölümün ikinci yarısında reklamdan sonra bir soru sormuştuk. Yunus Emre Göçer'in katili Somali Cumhurbaşkanı'nın oğlu Muhammed Hassan'ın iza muhtaç biçimde salıverilmesi ve yurt dışına çıkmasına izin verilmesi tüm bu hikayenin bir parçası olarak mı okunmalı yoksa savcılığın, emniyetin, el birliğiyle basiretin bağlandı? Böyle büyük bir hataya umursamazlık, liyakatsizlik mi neden oldu? Şimdi ikisi de skandal bana kalırsa ama ortada hakikat belli. Hakikat şu, çok büyük bir skandalla karşı karşıyayız.

Benim kendi kanaatim her ikisinin de, yani cehaletin de ihanetin de bu skandalda etkili olduğu yönünde. Ama hakikat ortada bir skandal olduğudur. Ya cehaletten ya ihanetten kaynaklanıyor ama bir skandalla karşı karşıyayız. Türkiye'nin düzeninin neden olduğu bir skandal bu. Hepimizi kimsesiz hissettiren bir skandal. Katilin güçlüğü, merhumun gariban olmasının sonuçlarını hepimizin bildiği ama çaresiz hissettiğimiz bir skandal.

Bölümün sonunda gazeteci Mustafa Hoşal'a bir selam gönderelim. Onun ifadesiydi, burada tekrar anmakta fayda var. Şefkatli, sıcak bir el Türkiye haritasını okşasa, bütün ülke hüngür hüngür ağlayacak haldeyiz. Tren Topi pod bir medyayla beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar, motokuryeler ölmesin. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)