
5.621 kelime · ~28 dk okuma
Trendspor'dan herkese merhabalar. Türkiye milli takımı tarihinde ilk kez grubunu lider bitirerek Avrupa Futbol Şampiyonası'na gidiyor. Galler'den de beraberlik aldık. Bu bölümde milli takımı konuşacağız. Aynı zamanda milli takımın Avrupa Şampiyonaları tarihine de bir göz gezdireceğiz. Hasan Hüseyin Halimoğlu ile birlikteyiz. Başlıyoruz.
Abi hoş geldin. Hoş bulduk. İlk olarak Montella gayet güzel performans sergiledi. Namalük bir şekilde Türkiye'yi gruptan çıkarmayı başardı. Almanya ve Galler maçları üzerinde senden bir genel Montella yorumu alabilir miyiz? Dört maç, üç galibiyet, bir beraberlik. Galler beraberliği Hırvatistan ve Letonya ile başladı. Hırvatistan'ın taktiği çok iyiydi bir kere. Barış'ı önde kullanması ve orada yorgun hırvatları o şekilde geçti. Letonya biraz sıkıntılı gidiyordu. 1-0 iken pozisyonlar o maç sonradan açıldı. Yani sonradan farklı galibiyet getirdi ama o maç biraz galler maçı gibi diyebilirim. Çok taktiğin bence oturmadı. Almanya maçı yine çok iyi bir galibiyet. Orada Nagelsmann'ın maç sonu açıklaması bence çarpıcıydı. Biz Türkler kadar istemedik diyor. Ona çok katılıyorum. Maçın başında taktik olarak yine Almanların üstün geldiği pozisyonlar oldu, golleri. Mesela direkt sol-back-forward gibi kullandığı ilginç bir tarzı var Haversi. 4-2-2-2 gibi oynuyor ama dörtlünün sol-back'i gibi olan Haversi sol-forward'a kadar gidiyor. Kanadı boydan boya kullanıyor. Mesela onu boşa çıkardılar, fazlalık yarattılar, gol attılar falan. İlk 10-15 dakika taktik olarak üstünlükleri vardı. Fakat oradan sonra Türk milli takımın iştahı, Alman milli takımın iştahından çok daha yüksekti. Nagelsmann da onu vurguluyor. Ve onları da o şekilde yendik. Ve sonra Gallier maçı. Gallier maçında kötüydük. Bu dört maçta Almanya ve Hırvatistan bizden daha iyi olanlara karşı çok iyi performanslar ve galibiyetler var.
Bizden zayıf veya bize yakın olan Galler ve Letonya'da bence biraz sıkıntılar var. Özellikle Galler maçında ilk yarıda biz önde baskımızı etkisiz yaptık. Rakibin kolay çıkmasına izin verdik. Onlar da bize iyi önde bastı. Mesela Cenk tarafından oyun kurmayacağımız belli. Sabek Ferdi üzerinden kuracağız. Daha dördüncü dakikada Ferdi bir top kaybetti. Devamında şutu direğinin dibinden avuta gitti.
İlk golde bir 5-10 dakika sonra bir daha aynısı oldu. Bu sefer golü yaptılar. Bunda Ferdi'ye de kızamıyorum çünkü Ferdi topu aldığında hiç pas çıkacak doğru oyuncuyu bulamadık. Maç öncesi böyle Ferdi, Yusuf Sarı o kanatta etkili olur mu diye düşündüm, hayal ettim ben de. Muhtemelen hoca da öyle hayal etmiştir ama hiç orayı işletmediler. İyi oynadı Galler bizden. Hiçbir şey yapmadık diyemem. Yine Kerem'in bir pozisyonu var ilk yana sonunda. Yusuf Sarı'nın iyi bir şutu var. Hiç pozisyon bulamadık diyemem ama yarım puanla Galler daha galibiyeti hak eden bir oyun oynadı. Burada biraz şansımız da yaver gitti. Hakem faktörü de. Hakem faktörü de gerçekten. 3 penaltı diyor. 3 penaltı değil bence bu arada. Ama İsmet'in yaptığı ikinci çok net penaltı yani. Bir de o Galli'ler rezisi tam aynı anda verdi ya pozisyonları. O çok çarpıcıydı. Bence üçüncüde o Yusuf yazıcının ayağını koyduğu yerde, Yusuf fark ediyor, son anda ayağını basmıyor. Orada bence Galli oyuncu biraz yatıyor. Üçüncü bence penalti değil, birinci ortada. Verse bir şey diyemem. Çünkü Samet topla birlikte karışık adamı da biçiyor.
Ama ortada yani faal eşiği böyle şey geçen bir maçta verilmeyebilir. Sertliğe izin verilen bir maçta verilmeyebilir ama ikincinin hiç izahı yok yani. Adamın arkadan diz mis, kol karışık giriyor. Bence maçtan baştan sona bu arada hakem çok dengesizdi yani kartlarda. Mesela Galleri'nin Abdülkadir Ömür'ü biçtiği bir pozisyon var orta sahada Galli oyuncunun, ona devam diyor. Çok basit bir pozisyona faal çalabiliyor. Çok kötü bir hakem yönetimi vardı. Kritik anlarda bizden yana olması güzel oldu tabii de. Genel olarak kötüydü bence bayağı.
Montella'nın aslında oyuncu tercihi de çok tartışılıyor. Yani sahaya Samet Akaydın'ı falan da attığında bayağı eleştiri gelmişti ilk maç öncesi. Ama garip bir şekilde puan dağıldı. Ne düşünüyorsun oyuncu tercihleri hakkında? Ya biz de geçen milli arada da yine bir milli takım bölümü yapmıştık Trenspor'da. Ve orada da şundan bahsetmiştim, yani bizde ciddi bir dönüşüm var. 2021 kadromuz full lejyoner kadrosu. Yani herkes işte Çağlar Parlıyor, Leicester'da falan, Merih Juventus'lara gitmiş. Sol bekimiz en zayıf noktamız Umut Meraç bile Fransa 2. Liginden. Yani böyle lejyoner olmayan kadroya giremiyor gibiydi. Herkes lejyoner.
Şimdiki ise sadece 3 yıl geçmiş olmasına rağmen aradan çok daha fazla denge ve hatta süperlik oyuncuları öne geçti. Yani şu anda mesela İsmail Fenerbahçe'den, Abdülkerim Galatasaray'dan, Kerem Aktürkoğlu Galatasaray'dan ve Ferdi Kadoğlu Fenerbahçe'den bu dördü bir kere omurga en önemli oyuncular. Kale de çok büyük ihtimalle süperlikten olacak. Ya Uğurcan ya Mert Günok olur diye tahmin ediyorum. Çünkü 6 ay yedek zaten. O da olacaktır ve bence bu Galler maçında da gayet iyi kurtarışlar yaptı. Kritik performansı vardı oynamayan bir kaleciye göre. Ama kale de büyük ihtimalle Süper Lig'den olacak. Bir kere 5 isim garanti gibi. Sağ tarafta Yusuf Sarı, İrfan Can Kahveci rotasyonu var şu anda. Cengiz Parlarsa tekrar o da Süper Lig. Hani oradan sağ kanatla 6. Center 4 duruma göre Enes düzelip performansını sergilerse bir İspanya olabilir. Arda'nın oynama ihtimali, Arda Güler'in ilk 11'e girme ihtimali ne kadar olur emin değilim. Bana daha çok sanki turnuvada sonradan giren oyuncu olacak gibi geliyor. Yani galiba Süper Lig'den Galatasaray-Fenerbahçe ağırlıklı olmak üzere. Kalede Uğur Can, Trabzon veya işte Mert, Beşiktaş olabilir ama... Galatasaray-Fenerbahçe ağırlıklı olmak üzere bir 6-7 oyuncunun süperlik, 3-4 oyuncunun lejyoner, Avrupa'dan olacak gibi geliyor. İşte Kenan olabilir falan. Kenan da ama Arda gibi yani. Biri Juventus'ta süre almakta zorlanıyor, biri de Real Madrid'te süre almakta zorlanıyor. Yani çok potansiyelli wonder kit olduğunu biliyoruz ama, hani devamlı oynamayan oyuncu da genelde böyle
Joker gibi sonradan girip oynar diye tahmin ediyorum. Direkt 11 yapacağını düşünmüyorum şu an itibariyle. Ama yine de mesela Abdülkerim'in yanına oynayan oyuncu Samet olmalı mı? Ondan çok emin değilim ben. Yani Çağlar Söğüncü şu an itibariyle mesela en iyisi toperlerden bir tanesi. bizim için. Sadece 5 maçta oyuna girdi Atlético Madrid'de. 70 küsur dakika süre alabildi. Sağlıklı bir çağların rotasyon olan yani Atlético'da direkt 11 olmasa bile rotasyon bile olsa Samet'in falan önünde olduğunu düşünüyorum. Abdülkerim hem formu hem kalitesi olarak Banco yazıyoruz işte. İsmail Ferti, Kerem ve Abdülkerim Banco gibi bu 4 isim. Abdülkerim'in yanındaki Stopper de şimdi bir sıkıntı da yaşandığı için Samet oynuyor. Yani Çağlar kendi takımında oynamıyor. Merih Demiral sakatlandı zaten işte Arabistan'a gitti. Fiziksel durumunda düşüş yaşanabilir. Ozan Kabak da Almanya maçında oynadı. Ozan Kabak Bundesliga'da oynuyor devamlı. Bir küçük sakatlığından dolayı iki maç kaçırdı. Bir de bir maçta da hasta olduğu için oynamamış ama. 3 maç kaçırmış, geri kalan maçlarda full 11. 8-9 maçı var 11 Bundesliga'da, 90 dakika oynuyor. Hatta Salahi'yle aynı takımda, Hoffenheim'de. Fenerbahçe ile Salahi mesela full yedek. Ama Ozan full 11. Üçlü savunmada oynuyorlar ama. Ve Almanya maçında mesela yenen golde Ozan hatalıydı. İyi de bir performans göstermeyince, işte Hırvatistan maçlarında falan da Samet iyi oynayınca o oynadı diye düşünüyorum ama turnuvada Abdülkerim'in yanındaki isim Çağlar olsa iyi olur gibi geliyor bana.
Ama ikisinin de boyu biraz şey, ortalama. Ama yine de orada bir değişim olabilir diye düşünüyorum. Genel olarak da dün bir tweet attım. Türk futbolunda da bir değişim var ve genel olarak bir yanılgı da var. Onu da bir öz eleştiri yapmamız gerektiğini de düşünüyorum. Biz 3-4 yıl önce bu oyuncularımız, lejyonerlerimiz Avrupa'ya gittiği zaman ve çok ciddi yükseliş yakaladıkları zaman, işte Cengiz mesela bir sene müthiş oynadı, bir gitti Romalarda falan coştu.
Merih Demiral, Juventus'lara kadar gitti. Birçok oyuncu böyle, Çağlar, bir sürü oyuncu var, hepsi Avrupa'ya gitti ve ilk 1-2 senelerinde çok hızlı bir yükselişe geçtiler. Fakat hep söylenen bir şey var, bütün büyük oyuncular söylüyor bunu, ben de hep söylüyorum. Zirveye çıkmak çok zor ama zirvede kalmak çok daha zor diyorlar. Bizim oyuncularımız, bu grubete giden oyuncular, Yusuf Yazıcı falan da, İlk 1-2 senelerinde çok iyi bir giriş yattılar. Orada bir performans gösterdiler. Olabildiğince zirveye çıktılar. Ama zirvede kalmakta çok zorlandılar. Yani neredeyse hiçbiri zirvede kalamadı ve hepsi düşüşte şu anda. Mesela işte 2019-20'lerde gitti onlar. İşte 3. 4. senelerindeyiz. İlk 2 sene çok iyi ama 3 ile 4'te ciddi bir düşüş var. Biz şöyle düşünmüştük. Bizim Türkiye'de yetişen oyuncularımız bir an önce yaşlarını almadan 20, 21, 19 gitsin. Avrupa'da çeşitli takımlarda 5 büyüklükte mümkünse
oynasın ve orada gelişsin. Orada antrenman kalitesi de çok daha iyi. İşte hocaların da daha kaliteli olduğunu falan düşünüyoruz ve orada çok daha gelişebileceklerini düşünüyorduk. Fakat son iki senede baktığımız zaman Fenerbahçe ve Galatasaray'ın Bilasya içinde bulunduğu güçlü rekabet Fenerbahçe ve Galatasaray'daki yerli oyuncuları çok daha ciddi bir anlamda geliştirdi. Bugün mesela Borussia Dortmund'da oynayan Salih'in, Fenerbahçe'de oynayan İsmail'den bazı fiziksel özelliklerin eksik kaldığını görüyoruz. Bir Bundesliga oyuncusunun bundan 3-4 yıl önce Süper Lig'de aynı yaş grubundaki bir oyuncuya göre fiziksel olarak dezavantaj yaşayabileceği söylense çok şaşırırdık. Biz fiziksel olarak çok geride kalırdık özellikle.
Ama mesela İsmail çabukluk olarak, dayanıklılık vesaire olarak, dinamizm olarak, tempo olarak Salih'in oldukça önünde mesela. Şimdi Abdülkerim'in gelişimi çok üstte. Ozan Kabak gitti Almanya'ya, Bundesliga'ya, oradan Liverpool falan gördü. Ama Ozan hala 23 yaşında bu arada, hala genç ama gelişimi Abdülkerim'in gelişiminde. Konya'da, Galatasaray'da oynayan Abdülkerim'in gelişiminin çok uzağında. Ferdi Kadıoğlu'nun gelişimi işte 5 yıldır Serie A ve Lig 1 oynayan, Roma'da oynayan Zeki Çelik'ten çok daha yukarıda.
İşte Yusuf Yazıcı 22 yaşında Lille'ye gitti, 18 milyon euroya. Onun 2-3 yıldır gelişimi aynı yaşlarda, 21-22 yaşında Erzincan'dan Galatasaray'a gelen Kerem Aktürkoğlu'nun gelişiminden aşağıda. Ve özellikle biz 3-4 yıl önce şunu düşünüyorduk, yani bırak Roma'da Zeki'nin Fenerbahçe'deki oyuncudan geride olmasını, bırak Dortmund'daki Salih'in geride olmasını, biz böyle Augsburg'a falan gitsin, gene bizim üç büyüklerden iyidir diyorduk. Halbuki şu anda baktığında Dortmund'daki adam Fener'den kötü, Roma'daki adam Fener'den kötü.
Hafeneim'deki, Galatasaray'daki Abdülkerim'den kötü. Yani orada bence ciddi bir yanılgı oldu ve son dönemde bu Fenerbahçe ve Galatasaray'daki rekabet de ciddi anlamda geliştirdi. Bunu bence Şampiyonlar Ligi'nde de görüyoruz. Galatasaray gayet iyi futbol oynuyor. En az Dortmund'un Şampiyonlar Ligi performansı kadar Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi performansı var. Bence Fenerbahçe de belki Konferans Ligi zayıf rakipler falan ama Şampiyonlar Ligi oynasaydı Fenerbahçe, Galatasaray'daki gibi böyle dikkat çekebileceği bir performans sergileyebileceğine inanıyorum. Yani şu an iki büyük takım, Galatasaray ve Fenerbahçe Türkiye'deki gerçekten son yıllarda hiç olmadığı kadar belki 2000'lerin başında oldu bu. Yani son 20 yılda olmadığı kadar güçlü bir gelişim gösteriyorlar. Bence bu süperlik puan durumuna da yansıyor. Avrupa performanslarına da yansıyor.
Ve milli takıma da yansıyor. Bizim şimdi konuşacağız zaten Avrupa tarihimizde. Bizim milli takımın başarılı olduğu süreçlerde Galatasaray ve Fenerbahçe'nin başarılı olduğu dönemler var. Ve 2021 lejyonerlerinden hemen 3 yıl içerisinde tekrar güçlü Fenerbahçe-Galatasaray kadrosu geliyor 2024'te. Bakalım neler olacak?
Burada girmeyelim ama aslında bahsettiğin, yani dün attığın tweet de yabancı kuralı yanılgısını da bence içinde barındırıyor. Onu bence ilerleyen programlarda bir gün ayrı bir bölüm ayırarak detaylı konuşmak gerekiyor. Çünkü yanılmış olabiliriz. Evet, çok detay girmeyeceğim. Sadece bir cümle. Orada tamamen serbestliği kaldırabilecek birikim, tecrübe, akıl ve ahlaka sahip olmadığımızı düşünüyordum.
Bu transferlerin, full yabancı transferin, menajerler ve yöneticiler tarafından para kazanma aracı haline dönmesiyle alakası vardı. Hiç oyuncu yetiştirmemeye sebep oldu. Bu çok detaylı bir konu dediğin gibi. Şeye girmek istemiyorum ama üç yerli oynatma zorunluluğu, Abdülkerim'e daha çok süre, ne bileyim, Yunus Akgün'e Adana Demir Spor'da daha çok süre, Yusuf Sarı'ya daha çok süre... İsmail Yükse. İsmail Yükse'nin belki işte Bursa Spor'dan Fenerbahçe'ye gelip denenmesini sağlayan şey.
Bunlarda net katkı sağladığını düşünüyorum ama dediğim gibi çok uzun bir konu. Oraya giremeyiz şu anda. Avrupa şampiyonaları tarihimizi konuşacağız. O zaman ilk gittiğimiz turnuvayla başlayalım. Euro 96. Az önce konuşurken bu maçları böyle bir heyecanla hatırlama çabam vardı. Herhalde ilk izlediğim maçlar. Senin anılarınla beraber dinleyelim. Geçen hafta Kumsal'ın 6. yaş günüydü. Benim kızım Kumsal. 96 turnuvası öncesi önelemeler benim hatırladığım en eski futbol müsabakaları. Ve 6,5 yaşında falandım. Ben de 88 sonbahar, yani Ekim doğumluyum. O da işte 2017 Kasım'da.
Aşağı yukarı ondan böyle 6 ay falan büyüken bu maçları hatırlıyorum. Hatta Spiker'in söylediği cümleyi bile hatırlıyorum. Birazdan anlatacağım. Şu an mesela kumsala baktığım zaman bunları hatırlıyor olmam şaşırttı beni bayağı. 6,5 yaşında. Şimdi 96 turnuvası çok özel bir turnuva.
Türk futbolu tarihinde yeri bambaşka bir yerde. Yani onu mutlaka konuşmak lazım. Çünkü 1993'teki Akdeniz oyunları şampiyonluğuyla gelen bir kadro var. Ve çokları şunu der mesela, Fatih Terim'in en büyük başarısı UEFA Kupası'da, Milan vs. de değil, 4 yıl üst üste şampiyon olmak da değil, Euro 96'ya Türk milli takımını taşıyabilmek der. Çünkü Türk milli takımı o dönemde 5. torba veya 4. torbadan katıldı. Yani bugünkü kadrolara baktığın zaman Ermenistan bile değildik. Yani Letonya falan seviyesindeydik.
Ve o dönemde, yani 16 takıma gidilen ilk turnuva. Yani daha önce daha da azdı, 8'di galiba. 96 ile birlikte 16 takım gidiyor. Şimdiki gibi böyle 24 takım falan da gitmiyor. Cümbür Cemaat de katılmıyor yani. Bütün Avrupa'da kaç ülke varsa hepsi katılmıyor. Katılım çok daha zor. En iyi 2. olarak zaten katılabiliyoruz o turnuvaya.
O yüzden çoğu kişi Fatih Terim'in en büyük başarısı olarak UEFA Kupası'nın bile önüne bunu yazıyor. Çünkü Fatih Terim'den önce P10 tekli dönem, 90'ların başlarında. A milli takım inanılmaz başarısız. Yani 25 maç 22 mağlubiyet falan böyle. Aşağı yukarı böyle bir şeydi yani hatırlıyorum. Daha sonra böyle bir başarının gelmesi çok önemliydi. Hatta işte o 95'lerde, yani ön elemede, 96'ya gitmeden önce sanırım spiker İlker Yasin'di. Maçı hatırlıyorum işte ben de 6-6,5 yaşlarındayım. Hakan'ın bir golü vardı. Aşırtma böyle yarım voleyle ceza sazı dışından. Çok güzel nefis bir vuruş ve gol! Hakan! Hakan! Hakan! Nefis bir gol! Harika bir gol! Şapka çıkaracaksınız!
İsviçre'yi yenmiştik diye hatırlıyorum ve 96 Avrupa Şampiyonası'na katıldık. Ama 93'te Akdeniz oyunlarını kazanan genç jenerasyon 3 yıl sonra katılıyor buna ve çok tecrübesizdik. Yani çok tecrübesiz olduğumuzu yine Türk futbol tarihinin bence en komik olayı Alpay Özalan'ın fair play alması. Alpay Özalan dünyanın en fair olmayı uzak uçan insanlarından bir tanesi olabilir. Yani futbolcunun kariyeri de öyle. Daha sonra milletvekili kariyeri falan da öyle. Yani adam böyle hep agresif, yeri geldiği zaman kavga etmekten hiç kaçınmayan, çok kırmızı kart gören. Meclisteki bir hamlesini şurada, şu maçta yapsaydı Türkiye'nin ilk puanını... İmzası vardı. Kesinlikle. İlk maç, Hrvatistan maçı 0-0 giderken 86. dakikada rakip yarı alandan geçiyor, karşı karşıya kalacak. Herhalde Rüştü'ydü kalede. Onu takip etti, etti. İndirmedi, faal yapmadı ve golü yedik. 1-0 yenildik ilk maç. Ve faal yapmamasından dolayı da Fair Play ödülünü aldı. Turnuvanın Fair Play ödülünü aldı Alpezo'dan. Hani kariyeri kırmızı kartlarla geçen...
Daha sonra büyük stoper oldu. Premierlik stoperi oldu. Aston Villalara vesaire gitti ama o şeyi yapmamıştı, faulü. Daha sonra Alpay tabii onu açıkladı. Benim fair play ile falan alakam yok, aklıma gelmedi dedi yani. Aklına gelmemesi de işte o tecrübesizlik, deneyimsizlik. Mesela bir daha öyle bir pozisyon olduğu zaman Alpay hiç düşünmeden yaka paça indirir oyuncuları ama genç stoper. Mesela oyunu oynamayı biliyoruz, keyif alıyoruz, güzel oynuyoruz ama böyle amatörlüklerimiz veya eksiklerimiz, tecrübesizliklerimiz yüzünden kaybettiğimiz bir turnuva olmuştu.
O dönemde de maçları izlediğimi hatırlıyorum. Diğer maçlarda, grupta kimler vardı? Portekiz ve Danimarka. Danimarka'dan fark yemiştik galiba. Danimarka bir önceki 92 Avrupa şampiyonu. O plajdan gidip de şampiyon olma hikayesi.
Ama Portekiz ve Hırvatistan maçlarında kafa kafaya bir oyun var yani. Tecrübesizlikten puan alamamış olmamıza rağmen, mesela 2021 Avrupa şampiyonasından çok daha iyi bence performans. Çünkü 2021'deki de bence en kötüsü o. En kötüsü 96 değil. 96'da da puan alamıyoruz.
Hatta gol de atamıyoruz galiba. Ama oyun olarak daha şey yani puan alıyorduk az daha mesela Hırvatistan'dan. Bir de beklenti işi yani 96'ya gitmek büyük başarı olarak görülüyor. 2020'de giderken turnuvanın işte Dark Horse'u falan gözüküyorsun. Aynen. Burada da 4. 5. Torba takımı olarak gidiyorsun. Arada öyle de bir fark var tabii ki. Burada bölüme küçük bir ara veriyoruz. Döndüğümüzde devam edeceğiz.
4 yıl sonra bu sefer Mustafa Denizli ile bir kere daha Türkiye Avrupa Şampiyonası'na katılmaya kazanıyor. Bu tabii o Akdeniz oyunlarından gelen kadronun artık doyuma ulaşma, tecrübelenme belki form olarak en sağlam olduğu dönem. Birçokları burada Mustafa Denizli için kadronun hakkını veremediğini söylüyor. Gerçi çeyrek final oynuyoruz ama ben de katılıyorum ona.
Bilhassa eleştiriler şu yöndeydi. Galatasaray o dönem işte 17 Mayıs'ta vefa şampiyonu oldu. Önüne geleni yeniyordu. Leeds'ler, Arsenal'ler, Mallorca'lar, Dortmund'lar. Hep beş büyüklük takımlarını eledi Bolonya. Böyle bir takımdan sadece 3-4 oyuncuyu kullanıyordu Mustafa Hoca. Ve o dönem hatırlıyorum, ıncalı uluşlar falan işte o dönemin en popüler... Şimdi mesela Mehmet Demirkol o dönemde bu ıncalı uluştu. Şeyi diye eleştiriyordu. Sadece 3-4 Galatasaraylı kullanıyor, Galatasaray kompleksi var, Fatih Terim kıskanıyor falan gibi böyle yorumlar vardı. Ama gerçekten mesela... Bülent Korkmaz'ı biliyorsun, o dönemler inanılmaz yani, UEFA şampiyonu oluyor. Bülent Korkmaz'ı oynatmıyor, elemelerde de oynatmıyor Bülent Korkmaz. Mesela o gün Alpay stop eriklisi, sol bekte Abdullah Ercan. Mesela Hakan Ünsal'ı da oynatmıyor. Hakan Ünsal o dönem tren gibiydi, Blackburn Rammers'ta transfer oldu zaten, premierlik yaptı sonra. Hakan Ünsal yerini Abdullah oynatıyordu. Stop eriklisinde Alpay-Bülent beklenirken, Şenol Güneş sonra 2002'de öyle yaptı mesela. O gün Alpay yapıyordu.
Sabek'te zaman zaman Tayfun, zaman zaman Fatih Akgel, zaman zaman Ümit Davala, Sabek değişiyor. Kalede rüştü zaten. Orta sahada da yine Tayfur Havuççu var, Beşiktaşlı. Yani Tugay, Okan, Emre, Suat. Orta sahasında Okan oynuyor, Okan Buruk. Ama Tayfur daha çok oynuyor mesela. biraz böyle 4-3-1-2 gibi kanası işte Arif Hakan ileride 10 numara Sergen Yalçın. Orada Tayfur, Okan, Suat, Ümit Davala, Tayfun Korkut falan bunlarla bir orta sahada var. Ama yani biraz katılıyorum. Çünkü öyle bir oyuncu grubu aynı anda, aynı takımda oynayan bir grup varken onların uyumundan faydalanmak herkesin isteyebileceği bir şey. Mesela senelerce Almanya, işte Bayern Münih'teki oyuncu grubunun birlikteliğini vesaire kullanıp turnuvalarda başarılı oldu falan. Mesela İrlanda'yı da işte meşhur açıklaması var ya,
Bundan sonra kazandığımız maçlarda Türkiye 6 puan versin UEFA'ya. 3 içerideki İrlanda için, 3 rakip İrlanda için. Şimdi içerideki İrlandalıları bir göreyim bu hafta. Çıksınlar onlarla konuşalım. Orada mesela İrlanda'yı 0-0 ve 1-1 ile, yani yenemeden geçiyoruz Playoff'ta. Yani giderken bile biraz zorla gittik. İlk maçımız İtalya, 2-1 kaybettik. Hatta Okan Buruk gol atmıştı. Kafayla. Galiba Rovaşata golü gibi bir şey yedik yani. 2-1 yenildik, Konte de attı ama hatırlıyorum.
Sonra İsveç beraberliğimiz var, onu hiç hatırlamıyorum. Sonra da Belçika'ya karşı 2-0'luk bir galibiyet. Bu o nefis kafa golünün olduğu maç, Hakan'ın. Hakan'ın yine kalecinin üzerinden kafa vurduğu. O gol bayağı çarpıcıydı. Hatta galiba De Wilt kaleci işte. De Wilt galiba o golü yedikten sonra futbolu mu bıraktı? Yaşlıydı herhalde zaten. Öyle şeyler hatırlıyorum. Bugün olsa foil verilir ama o goli.
Ya bence faal değil ama. Bence değil. Ama bugün olsa verilir. Çok veriliyor ya çünkü kaleciyle aynı anda kafaya çıkan forvattan. Belki Vardan dönerdi. Vardan golü şey yaparlardı.
Sonra Portekiz'de oynuyoruz çeyrek finali. Ve yine Alpay'ın kırmızı kart gördüğü, Arif'in penaltı kaçırdığı şanssızlık da var. Portekiz'e yeniliyoruz. Ama bak Mustafa Denizli İtalya'ya kaybettikten sonra ilk maçta ilk 11'deki gaz saraylı sayısını arttırıyor. Yani İtalya yine 3-4 gaz saraylı ile çıkıyor. Sonraki maçlarda Belçika'yı yenerken falan da 6'ya kadar çıkıyor Tugay'ı da sayarsak. Tugay o sezonun devre arasında gitti İskoçya'ya. Ama sonuçta hep aynı oyuncu grubuyla oynadı. Ve 6 tane Galatasaraylı oyuncu var. Sonra Portekiz maçında falan ama. Portekiz maçında tabii Figo'nun falan efsane olduğu dönem o. Figo'nun Figo olduğu dönem. Zaten Hakan Gürsal'da falan perişan etmişti, öyle hatırlıyorum. Sağından atıp sonundan geçmişti galiba. Öyle kaybetmiştik.
Şimdi buradan 2008'e geçmeden önce aslında bir süreklilik olduğunu görüyoruz. Yani 93'te sen bahsettin Fatih Serim'in şampiyonluğu, işte daha sonra 96'da ilk defa gitme, 2000'de bir daha gitme, 2002'de Dünya Üçüncüsü olma, arada bir de Galatasaray'ın UEFA Kupa ve Süper Kupası gibi iki tane çok majör başarı var. Yani bu süreç Türk futbol tarihinin altın çağı mı? Evet, kesin yani. Peki o süreç neden oldu, bugün neden olmuyor? Yani aradaki fark ne? Ne vardı o dönem? Çünkü ben 2000'liyim yani hatırlamıyorum, bilmiyorum. O dönem çok fazla oyuncu yetişiyordu gerçekten. Mesela şurada diyoruz ya, Galatasaray UEFA Kupası'nı almış. Eleştirebilirsin Mustafa Denizli'yi ama. 3-4 oyuncu alıp geri kalan işte Abdullah Ercan, Trabzon'da Ogun falan. Trabzon Spor'da çok oyuncu yetiştiriyor. 90'ların ortalarında mesela Ünal Karamanlar vs. sonrasında da biraz bozuldu ama o dönem 90'larda yetiştirdi onlar da. Ogun, Abdullah, Trabzon'da. Rüştü, Fenerbahçe'den. Alpay, Fenerbahçe, Beşiktaş.
Tayfur, öyle. Nihat Kahveci yeni yeni yetişiyor o zaman 19-20 yaşlarında. Sergen Yalçın, Beşiktaş. Ertuğrul, sağlam. Beşiktaş falan. Yani Beşiktaş da çok oyuncu yetiştiriyor. Sadece Galatasaray değil. Trabzon Sporu da çok oyuncu yetiştiriyor. Ne bileyim Gaziantep Sporu, Gençler Birliği, bunlar da çok oyuncu yetiştiriyor. Denizli Spor.
O dönemde çok oyuncu yetiştirme dönemi vardı. Fakat 2000'lerin başıyla birlikte biz nedense Avrupa ile yarışamayız diye yabancı kuralını böyle çok hızlı bir şekilde açtık. Ve oyuncu yetiştirme hızımız düştü. Daha çok oyuncu almaya başladık. Yani para verip oyuncular getirmek. İşte Alex de Souza'lar, Anelka'lar çok kaliteli oyuncular da geldi tabii ki. 2005-2006'lara geldiği zaman Fenerbahçe çok güçlendi ve Fenerbahçe böyle ligleri Türkiye'yi domine ediyor. Avrupa'da da böyle iyi performanslar. Hatırlıyorum Aziz Yıldırım 2006'larda
Bu yabancı koralı da o zaman 6-7 olmuştu. Daha da açmak lazım. 8-9-10 gerekirse ilk 11'in tamamı yabancı olsun istiyordu. Çünkü mesela zayıf halkası Önder Turacı falan oluyordu işte. Serkan Balcı oluyordu falan. Oralara da yabancı, Sabek'e de yabancı alayım falan istiyordu. Bence yetiştirme konusunda orada bir düşüş başladı. 2000'lerin başlarında bir düşüş başladı.
Kaliteli transferler geldi ama daha sonra mesela kalitesiz transferler de mesela o dönem Türkiye'nin ekonomisi de futbol ekonomisi de daha güçlüydü. Aziz Yıldırım mesela ekonomik açıdan çok güçlüydü. Anel kayıt şat getirebiliyordu. Fakat 2010'lardan itibaren kulüplerin ekonomik gücü de düşünce o zaman çok kötü transferler de gelmeye başladı. Oyuncu da yetiştiremiyorsun. Futbol ciddi anlamda düştü. 2008 mesela bu anlamda işte mesela 2021'i lejyonerler turnuvası diyoruz. 96-2000 işte Akdeniz oyunlarından gelen bir jenerasyon diyoruz. 2002 Dünya Kupası'yla da artık taçlanıyor yani zirveye, nirvana'ya ulaşıyor. Ama mesela 2016'yı da karam tayfaya diyebiliriz. Karam tayfa turnuvası atlarına yakışır şekilde kavga gürültüyle son bulmuştu.
Ama 2008 mesela hiçbir kalıba uyduramıyorum. Çok çorba bir takım aslında. Mesela Arda Turan gibi çok potansiyelli genç wonder kit de çıkıyor. Mehmet Aurelio gibi devşirme çok kaliteli bir orta sahada var. Tuncay gibi genç potansiyel var. Servet var. Mehmet Topal'ın genç potansiyeller varmış gerçi. Mehmet Topal, Tuncay, Arda öyle. Ama mesela Emre Aşık gibi tecrübeliler de var. Rüştü gibi tecrübeliler de var.
düşen, biten bir jenerasyonla yeni başlayan bir jenerasyon arası gibi. 2008'e geçelim o zaman. Benim orası hakkındaki yorumum şu. Ne bir jenerasyon başarısı ne başka bir şey. Tamamen hoca ve takım başarısı. Yani mesela milli takımları ele alırken şöyle bahsederiz, yani Belçika 2000'lerde başladı, bu işe şimdiye geliyor, işte İngiltere şöyle bir devrim yaptı, geliyor falan. Terim elemelerde gelmiş takım başına. Takım da sen dediğin gibi çok karma bir takım, çorba bir takım. Ve o takımdan en iyi verimi alabilecek şekilde oyun, belki işte oradaki takımdaşlık meselesi 2016'ın tam tersi olacak şekilde, tamamen bir dönem başarısı. Yani Aziz Yıldırım'ın bir ifadesi var ya, tesadüf diyebileceği. Biraz oraya sıkışabilecek bir ifade. Evet, kesin. Veya Fatih Terim'in en önemli başarılarından biri de denebilir. Çünkü adamın elinde ne bir iyi bir jenerasyon var ve bence bir teknik direktör için en zor ortam var. Şu en zor ortam. Tarihin en iyi jenerasyonunun bitiş dönemi. Rüştü Reçbe'nin en yaşlı dönemi. Hakan Şükür'ün en yaşlı dönemi. Hakan Şükür'ü almadı mesela Fatih Yerim kadroya. O çok çarpıcı. Hatta elemelerde mesela Ersun Yanalı, Hakan Şükür'ü kesti. Bir sürü olay oldu. Kavga gürültü, canlı yayınlar, telegoller falan. Bir sürü olay oldu. Fatih Yerim geldi, elemelerde Hakan Şükür'ü oyun attı. Ama Euro 2008'e götürmedi. Hakan Şükür de o sene futbolu bıraktı zaten. Galatasaray'da yanılmıyorsam 10-12 tane gol attı. O sene 2008'de Galatasaray şampiyon oldu.
Hakan da o yaz bıraktı ama mesela şey diyebilirdi, Fatih Terim'le anlaşsa, turnuvada da oynayayım hocam gideyim, sonra bırakayım diyebilirdi. Orada Fatih Terim'in gücü mesela, orada almadı. Mesela Ersun Yanal almadığında bir dünya olay olurken Fatih Terim almadığında bir şey olmadı. Bir de başarılı oldu. Şimdi şey kısmı zor. Rüştü'yü mü oynatacaksın, Volkan Demirel'i mi oynatacaksın? Ne Volkan Demirel? Bildiğimiz işte 2010'lardaki kadar kaliteli Volkan. Henüz toy mesela Sevilla'ya karşı penaltıları kurtardı vesaire ama yediği gollerde de eleştirildi mesela Firkik'ten vesaire.
Hatta Daum'un o dönem sözleri var Volkan Demirel için. Kalede görünce biraz geriliyorum vs. gibi. Kendi kalecisi yani. Ben Volkan Demirel'i çok beğeniyorum. Kaleci olarak da beğeniyordum. Ama o dönem erken dönemi. Henüz tecrübeli dönemi değil. Hatta Volkan'ın da bir sözü var böyle. Kaleci olduğumu 29 yaşından sonra anladım gibi bir sözü var. O dönem mesela toy dönemi. Ama Rüştü'nün de düşüş dönemi. O da Hırvatistan maçında mesela penaltı kurtardı ama yediği gol de çok hatalıydı. Yine zaten yarı final, close. Evet. Servet'in kariyer top sezonu, 2008 Servet Van Dijk gibi bir şeydi yani, olağanüstüydü. Turnuvada da Ronaldo'yu böyle bir taç çizgisinde yakalayıp ezmişliği var ilk maçında, Portekiz maçında. İşte Emre Güngörler falan var, Emre Aşıklar var, Sabri, Hamit. Bir yandan Lejoner Hamit de mesela, Hamit de iyi döneminde. Nihat oynuyor falan, tam böyle bir karma. Eski o oyuncuları mı tutacaksın? Rüştü'yü tutuyorsun, Hakan'ı tutmuyorsun ama mesela. Sıkıntı. Problem olabilirdi. İkisi de mesela. Eski kaptanlarında olmadı. Orayı Fatih Terim iyi götürdü. Gençlerden hangisini alacaksın, hangilerini almayacaksın? Arda'yı 11 oynatacak mısın, oynatmayacak mısın? Zor bir dönem. Lejoneri de var, devşirmesi Aurelius'u da var. Oradaki olayı çok iyi bir şekilde götürdü. Şansımız da yaver gitti son dakika gollerinde. Ve Almanya maçına çıktığımız zaman özgüven olarak da güçlüydük. Almanya maçı en iyi oynadığımız maç kaybettik, yarı final. Ama o kadar adam kalmamıştı ki, sakatlıklar falan. Şeyi konuştuğumuzu hatırlıyorum o hafta. Yedek kaleciler oyuna girebilir mi, oynayabilir mi? Tartışmaları vardı yani. Zaten yani maçı hatırlayan herkes bilir. İşte kıran kırana bir maç, her hoca hamle yapmak ister. Uğur Boral çıkıyor 94, 3 değişikliği var. Kazım çıkıyor 90. Hani Ayhan çıkıyor 90. Gelen oyuncuların hepsi 90'dan sonra oyuna atılabiliyor. Ki kulübede 2, 4, 6, 7 oyuncu var. Almanların kulübesi dop dolu. O zaman daha fazla, 21-24 kişi sokabiliyorsun. O açıdan büyük bir sıkıntıydı ve hatırlıyorum o maç Türkiye çok çata çata oynamıştı yani. Bu güncel Almanya maçına da gelmişken Ferdi'nin golü ile Lahm'ın golü arasındaki editleri gördün mü? Evet, görmedim ama şimdi söyleyince anladım. Kesinlikle çok benziyor. Benzer de oyuncular bu arada. Stil olarak benzer. Bence de. Seviye olarak değil tabii ama stil olarak Ferdi Lahm'a benzer bir oyuncu. Acaba kariyerini ilerleyen döneminde Lahm gibi orta saha merkeze oynayabilir mi? Bence oynar. Bakalım. Çevre kontrolünü çok geliştirmesi lazım.
Türkiye bundan sonra Euro 2012'ye gidemedi ve Euro 2016'ya yine Fatih Selim'le katılma hakkı kazandı. Ancak bambaşka bir kadro, bambaşka bir Türkiye. Fatih Selim Galatasaray'dan sorunlu ayrıldıktan sonra gelmişti takımın başına. 2016'ya da bu sefer en iyi üçüncü olarak, 24 takıma çıkmıştı 16 takımdan, 24 takıma yükselmişti. En iyi üçüncü olarak gitmiştik.
O süreç giderken çok mutluyduk falan ama büyük bir kabus olarak sona erdi. Şimdi biraz uzaktan bakınca sanki gitmekle o kadar büyük başarı değilmiş gibi geldi bana. Yani Çek Cumhuriyeti, İzlanda 3. olarak gidiyoruz. Arkamızda Hollanda var. Bir Hollanda'yı altı almak başarı o kadar. Hollanda'da ama çok kötüydü yani. İzlanda çok iyiydi. Müthiş güçlüydüler yani. Fiziksel olarak olağanüstü seviyedeydiler.
Ama mucizeydi yani Selçuk İnan'ın frikiyle gitmek. Yani gittiğimiz kadro düşünüldüğü kadar, bugünden bakıldığı kadar güçlü bir kadro değildi. Bugünden bakınca mesela Arda Turan'ın prime dönemi, Burak Yılmaz'ın en iyi dönemleri, Selçuk İnan'ın prime dönemleri falan diyorsun, en iyi dönemleri diyorsun ama... Stoper ikilesine baktığın zaman Mehmet Topal'la kim oynuyordu? Hakan Balta. Sol bekle, önlü veroyu oynatıyorsun. Stoper bile değil adamlar. Kaleci Volkan Babacan. Evet. Hakan Balta sonradan Stoper'i daha iyi oynadı hızlı düşünce falan ama yine de şey yani... Yedek planlı her zaman ya. Hani Stoper olmazsa çok benzer değil ama Kaan Ayhan formülü gibiydi yani. Ozan Tufan vardı işte, formda geliyordu. Şenol Hoca ile Bursa'da çıkış yaptı falan son fenerbahçe ama Emre Mor'dan beklenti çok büyüktü. 19-20 yaşlarında lejyoner, işte yine grubetçi şey olarak. Hakan yine lejyoner. Belki o takım içerisinde hiç görülmediği kadar kilit oyuncuların birbiriyle çok yakın arkadaş olması durumu var. Arda, Burak, Selçuk. Bunlar işte Karam Tayfa denen tayfa. Çok yakın arkadaşlar. Gökhan'la Caner. Caner, Gökhan da öyle. Bu çok yakın arkadaşlık genelde pozitif yansır. Burada, teknik direktörün de egosu büyük olduğu için Fatih Hoca'nın, orada çok negatif yansıdı. Yani işte oyuncuların, ya bu bir hoca takımı değil, bu oyuncu takımı demesi, hocayı böyle biraz küçük, bu direkt söylenmiş yani, oyuncular arasında konuşulmuş bir şey. Arda Turan tarafından söylenen. İşte oyuncular hani bu bizim turnuvamız, biz kendimizi göstereceğiz, prime dönemimiz diyor. Fatih Hoca da durun bakalım diyor. Belki kendisini daha böyle geri çekebilecek bir hoca olsa, belki bir şey yapmaz ama bu gruplar arasında çıkan tartışmalar olan Türkiye'ye oldu. Çok kötü oldu yani. Benim 2008'de hissettiklerim veya hissettiklerimiz genel anlamda 2016'da tam tersi. Hiçbir turnuvaya eş değer değil. Bu başarısızlıkla bile ölçülemez. Başarısızlık olarak adretmiyorum ben onu. Çünkü aslında çıkıyorduk yani. İtalya'ya, Seilland'a, beklenen olsa çıkıyorduk ama çıkamadığımız gün ben kimsenin üzülünü hatırlamıyorum yani. İyi ki çıkamadık diyen de çok vardı. Doğru diyorsun.
Özdeşleşemedi insanlar. Tamam, büyük egolarsınız ve çok büyük başarılar elde ettiniz. Şampiyonlar Ligi finali gördü, bir Fatih Terim vesaire. Yani tartışmasız ama milli takımın en yukarıda olduğunu ve gerekirse onun için alttan almak gerektiğini kabul etmemeleri Türk halkında da gerçekten tepkiye sebep olmuştu. Kimsenin taraf tutmadığı bir kavgaydı. Bir de o da çok önemli. Doğru. Bir şey de olmuyor. Kazanma ihtimalin yok. Luz luz. Kaybedeceğinin kesin olduğu bir kavgaya giriştiler ve çok uzun sürdü.
Basın toplantıları bile iki saat sürüyordu. Yani aylar sürdü. İşin sonu da çok acayip yani. Sonradan barıştılar. Hepsi yan yana. O zaman yani biraz şey de geliyor. Hepsi yan yana değil gerçi. Evet. Orada futbolcular bozuştu bu sefer. O dönem çok iyi olan karam tayfa sonradan bozuştu. Ama şey değil bence. Yani bu kadar kalıcı değil. Bu kadar medya önünde değil. Yani yarın onları bir düğünde yan yana görebiliriz. Yani aslında biraz bizde şey yok. Kardeşim 2016'da biz bu şeyi niye yedik o zaman yani? Anlatabildim mi? Önce bu Luch'un mesur hikayesi.
Evet. Neden oldu? Maalesef öyle olmuştu. Sonra da bu karam tayfadan belki rahatsız olduğumuz için de olabilir. Euro 2021'deki lejyonerlere de ekstra sevgi vardı. Yani hepsine işte bunlar pırıl pırıl çocuklar, çok iyi çocuklar falan diye. Hani sanki mahallenin kahvehane abileri gitmiş de okuyan çocuklar gelmiş. Evet, bir de bizde kompleks de gelişti yani. Bizden olmasın, gitsin orada öğrensin, orada gelişsin kafası. 2021'de komple neredeyse takımın çoğunluğunun lejyoner oldu. Merih Çağlar, Solbekler'e Umut Meraj, Sabek Zeki, Hakan Çalanoğlu, Cengiz işte Roma'da falan. Burak da Lille. Burak da Lille. Hadi Burak Türkiye'den gitti diyelim. Çok uzun süre zaman geçirip gitti ama çoğunu şeyde geçiren ekip. Ve burada elemeler çok başarılıyken Fransa'ya iki maçta yenilmiyorsun, kazanıyorsun. Hollanda'ya karşı dört gollü galibiyet alıyorsun. Norveç'e karşı üç gollü, 3-0 çok net galibiyet alıyorsun. Bu Norveç'te de işte Haaland'ın sağlam olduğu çıkış yaptığı sezonlar yani. Haaland şey değildi, ergen değildi yani. Bayağı çatır çatır oynuyordu. Bu galibiyetlerden sonra turnuvaya gittiğimiz zaman işte Dark Horse diyorlardı. Türkçesi sürpriz yapması beklenen gizli favori. Hiç öyle olmadı. Yani İtalya maçıyla başlayıp bu kadar sürkülese bir mağlubiyet, elemelerde yine iyi oyunlarımız yani Fransa'ya karşı falan çok iyi savunma oyunlarımız varken mesela İtalya'ya karşı niye hiç yapamadık? Onun cevabını hala Şenol Hoca da bilmiyor bence. O kadar uzun süren basın toplantıları falan hiç dişe dokunur bir açıklama yok. Çünkü bence hala Şenol Hoca'da nasıl bu kadar düştüğümüzü herkes gibi Şenol Hoca dahil hiç kimse bilmiyor. Fransa'ya, Hollanda'ya işte Norveç'e bu kadar sağlam savunma yapan takım. Hiçbir zaman çok iyi set oyunu oynamıyorduk Euro 2020'de hiçbir zaman zaman. çok iyi hücum takımı değildik. Ama çok iyi savunma takımıydık. Yani ne oldu da İtalya dağıttı, Galler dağıttı, İsviçre. Hepsi birden dağıttı. Ve savunma çok zayıftı yani. Hiç oyun kuramıyorduk. Her topu Burak Yılmaz'a şişiriyorduk. Burak da artık yaşlanmıştı, alamıyordu o topları. Çok kötüydü yani. Bence oradaki başat neden turnuvanın ertelenmesi ve oradaki bütün oyuncuların formunun düşmesi. Çünkü 2019'da oynadık elemeleri 20'ye gidecek gibi. 21'de artık tüm oyuncular aşağı inmeye başlamıştı, bugüne gelmeye başlamıştı. Pandemiden de kötü etkilendik herhalde. Pandemiden yine mesela en güçlü etkilenen Almanlar, mesela Barcelona'ya 7-8 tane atan. Belki orada disiplin falan, bizde bir şey vardı yani. Pandemiden etkilenme durumu, o düşüş dediğin gibi çok barizdi gerçekten.
Ve bugüne geliyoruz. Dünle beraber artık ilk defa lider olarak Avrupa şampiyonasındayız. Sana şeyi soracağım, orası çok enteresan. Euro 2024 Kraliçe ekibini görmüşsündür. Dün eğer Türkiye mağlup olsaydı, 3. torbaya atıyordu kendini. Orada Hırvatistan var. 2. torbada biriz olarız. Yani hakem ittire ittire bizi daha zor torbaya atmış olabilir. Yani daha zor yere atmış olabilir. Senden bir gönlünden geçen Kraliçe ekibini isteyeceğim.
Valla ben zor torbaya da düşmüş olsak birinci olarak gruptan çıkmanın kalıcı olarak yani tarihe bir not olması açısından iyi olduğunu düşünüyorum. Ben de ikinci torbaya gidip liderliği her türlü isterdim. Gönlümden geçen grup Belçika diyesim var çünkü onlarda da bir jenerasyonun bitişi, yeni jenerasyonun başı biraz çalkantılı geçebileceğini düşünüyorum bu sürecin. Almanya'da olabilir diye düşünüyorum. Coşkulu bir maç oynarız en azından. Onlara ekstra hazırlanıyoruz gerçekten Nagelsman dediği gibi. Daha motive oluyoruz yani. Üçüncü torbadan İskoçya'ya kesinlikle gelmesin. Bu gallerin yaptığı gibi bize böyle fiziksel bir sıkıntı çıkarabilirler. Yani orada bir şey olabilir. İskoçya çok sağlam takım. Çok güçlü takım fiziksel olarak. Böyle bir takımla oynamak istemem. Slovenya gayet uygun gözüküyor. Slovakya'da olabilir ama Slovenya bir tık daha iyi.
Ve dördüncü torba, play-off'tan da gelecek üç tane takım var burada. Oradan Ermenistan, Yunanistan falan gelecek herhalde. Oralardan biri, hangisi gelirse artık. Ermenistan veya Yunanistan'ı isteriz tabii ki. Ben de genel atlarıyla katılıyorum ama oldukça zor. Yani şöyle bir grup çıkabilir karşısına Türkiye'nin. İşte Fransa veya İngiltere, Türkiye, Hırvatistan veya Hollanda ve İtalya. Böyle bir grupta da bulabilir bir anda kendi Türkiye.
Ama her Euro turnuvası öncesi, her Avrupa Şampiyonası öncesi heyecan oluyor, takıma daha yüksek umut oluyor. Ben bu Türkiye'nin bu grupta dahi ikinciliği kovalayabilecek ekip olduğunu düşünüyorum tek maçlarda. Evet, olabilir ya bence de. Yani Hırvatistan'ı da sonuçta yenebildik. Gerçi turnuvaya gidince farklı motive oluyorlar ama mesela geçen Dünya Kupası'ndan az daha gruptan eleniyorlardı. Yani yarı final üçüncü olmuş takım, grupta gidiyordu. Belçika bir dünya gol kaçırdı, Lukaku falan kale ağzından bir sürü gol kaçırdı. Belki grupta eleneceklerdi yani. Bir doymuşluk ve yorgunluk var Hırvatlarda. Modrić artık 37-38 oldu, Brozoviç Arabistan'a gitti falan. Hırvatistan olmayabilirler Dünya Akbası'ndaki. O grupta üçüncü torbadan Hollanda dışında bir takım çektiğimizde ilk iki şansımız, tabii dördüncü torbadan da İtalya'yı çekmezsek eğer, ilk iki şansımız bence de kuvvetli.
Ağzına sağlık. Sağ ol senin de. Güzel bir derleme oldu. Türk futbolunun yakın tarihini de konuşmuş olduk aslında. 96'dan itibaren 6 Avrupa şampiyonası, bu 6. olacak. Değinmiş olduk. Dinlediğiniz için size de teşekkür ediyoruz. Gelecek hafta görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.