Podcast

348: Murat Kurum’un Adaylaşmasının Sırrı Ne?

Trend Topic

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

2011 Van Depremi’nde Emlak Konut Genel Müdürüydü. 2020 Elazığ Depremi’nde ve 6 Şubat Depremlerinde Şehircilik Bakanıydı. Popüler bir siyasetçi de değil. Bu kadar bagajına rağmen neden Murat Kurum?

Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ve Uygulama Sorunları



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

4.959 kelime · ~25 dk okuma

Herkese merhaba. Bu kaydı 9 Ocak'ta alıyoruz. Sanırım artık yılda söylemeliyim. 9 Ocak 2024'te alıyoruz efendim.

Bölüm girişlerini tarih söyleme alışkanlığımıza 8 Şubat 2023'te, yani depremin hemen ardından başlamışız. O zamanlar tarih söylemek gerekir diye düşünmüştüm çünkü gerçekten tarihi günlerden geçiyorduk. Bunun yanı sıra her geçen gün ve saat ölü sayısı artıyordu. Bu nedenle bilançoyu sunarken tarih belirtmek de zaruri hale geliyordu. 8 Şubat'ta yaşanan enkaz altında bir devletin anatomisi başlıklı Tren Topik bölümüne şöyle başlamışız.

İnsanların birbirine nasılsın diye sormaya utandığı, akşam sıcak yatağında uyurken kendisini suçlu hissettiği bir günden herkese merhaba. Bu kaydı 8 Şubat'ta hazırlıyoruz ve kaydı aldığımız saatlerde hayatını kaybedenlerin sayısı 8574, yaralı sayısı 49131, yıkılan bina sayısı ise 6444 olarak açıklandı. Herkesin aklındaki soruyu bu bölümde cevaplamaya çalışacağız. Nerede bu devlet? Nasıl da unuttuk depremi değil mi? Denebilir ki unutmadık. Nasıl unutulur? Şöyle unutulur. Mesela o gün bize deselerdi ki şehircilik bakanı Murat Kurum İstanbul'a belediye başkan adayı olacak. Nasıl tepki verirdiniz? 8 Şubat'tayız. Her ne olduysa oldu ve gelecekten bu bilgi size gönderildi. Nasıl düşünürdünüz? İşte unuttuk derken kastım buydu. Murat Kurum'a dönük bir öfke değil. Depremi o kadar unuttuk ki 6 Şubat depremlerinin şehircilik bakanı

Transkriptin tamamını oku

İmar Barışları'nın mimarı Murat Kurum, İBB'ye aday gösterilebildi. Yani siyasi bir endişe duyulmuyor bundan. Denilmiyor ki bu halk böyle bir sorumsuzluğu affetmez, başka aday bulalım. Tam tersine, yoo deniyor. Bu halkın derdi olmaz bu. Çünkü sadece iktidar cephesinde değil, muhalefet cephesinde de tablo benzer.

Hataya gösterilecek CHP adayının da lütfü savaş olacağı söyleniyor. Ya hakikaten yok artık ya. Depremi o kadar unuttuk işte. Haliyle siyaset kurumu da işi yüzsüzlüğe vuruyor. Hata bizde. Neyse, tümüyle vicdani bir maliyete dönüştü deprem, kaldırdık attık.

Hakikaten Murat Kurum mu? Yani kulağımıza geliyordu, kurumu gösterecekler falan deniyordu. Ama ya adam ilk kez bir yere seçilecek. Yani 2023 milletvekilini saymazsak hiçbir seçime girmiş değil. Hep atanarak gelmiş. Üstelik popüler biri de değil. Dahası 6 Şubat gibi, imarafları gibi bagajları da var. Yok ya diyordum kendi kendime. Ama öyle olmadı. Vallahi hayretler içinde kaldım. Hatta Erdoğan'ın ağzından duymayı bekledim.

Vakit tamam İstanbul! Yeniden İstanbul! Yeniden AK Parti! Hazırız! Kararlıyız! Hazır mıyız? İşte İstanbul'umuzun büyükşehir belediye başkan adayı! Murat Kuru!

Erdoğan İstanbul'u çok istiyor, onu biliyoruz. Ya adam 28 Mayıs'taki Zafer konuşmasında bile dediği sıra İstanbul'da diye. Öyle koymuş kafasına. E şimdi öyle bir kararlılık karşısında daha iddialı bir isim bekliyorsunuz. Kim mesela? Biçişleri Bakanı Ali Kerlikaya mesela.

Muhalifler yutar mıydı Zoka'yı? Vallahi yutardı. Ali Yerlikaya karşısında İmamoğlu'nun çok zorlanacağı açıktı. Ali Yerlikaya değil. Kim peki? Murat Kurum. Ya da mesela hepinizin aklına geldiği eminim, Selçuk Bayraktar. Biliyorsunuz kendisi dokunulmaz, akıl almaz bir itibarı var beyefendinin. Aslında onun için de Selçuk Bayraktar radiyallahu anh demek belki daha duygun olabilir. Yani Erdoğan'ın yanında kimin için dersiniz bunu? İşte Selçuk Bayraktar için söylenebilir. Allah ondan razı olsun. Neyse, Selçuk Bayraktar İVB'ye aday olsaydı vallahi duman ederdi ortalığı. Yani İstanbul'un kazanacak adayı Selçuk Bayraktardır, çok net. Erdoğan belki onu riske atmak istemedi, belki başka nedenleri vardır bilmiyorum ama şu çok açık. Belli kısıtları olmakla birlikte Murat Kurum'dan daha güçlü adaylar da vardı. O halde neden Murat Kurum? Bu bölümün sorusu bu olacak. Murat Kurum'u adaylaştıran ne? Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.

Gazetecilik bir tahmin değil, teyit mesleğidir derler. Fakat yerel seçimler öncesinde henüz adaylar belli değilken gazetecilerin çoğunun yaptığı buydu, tahmindi. Kulis haber olarak servis edilen bilgilerin çoğu asılsız olmasına rağmen gazeteciler bu tahminlerini sürdürdü. Bu tahminleri sürdürmek bence o değil bu olmalı demek ya da bu olmamalı şeklinde yayınlar yapmak bence gazetecilik çerçevesinin içine girmiyor. Fakat belli ki canları sıkıldı ve işleri güçleri Erdoğan'ın İstanbul adayına ilişkin akıl yürütmek oldu. Ya da Erdoğan'ın değil de Cumhur İttifakı'nın mı demeliydim emin değilim. Çünkü tıpkı 2019 yerel seçimlerinde olduğu gibi MHP İstanbul'da aday çıkarmıyor. Hatta Murat Kurum AKP'nin İstanbul adayı olduktan sonra kendisini

ilk arayanlardan biri de Devlet Bahçeli oluyor. Allah razı olsun efendim. Çok teşekkür ederim. Burada il başkanlığındayız. Türk il başkanımızın, milletvekillerimizin selam, saygı ve hürmetleri var efendim. Çok sağ olun, çok sağ olun efendim. Çok teşekkür ederim.

14 Mayıs seçimlerinde MHP'nin İstanbul'daki oyu %6.08, AKP ise %35.77 oranında oy almış. Her iki partilerin toplam oyu, İstanbul için söylüyorum, %41.85 ediyor. Bana kalırsa İmamoğlu kazanmak için bu oranı tek başına geçebilmek zorunda. Fakat İmamoğlu'nun arkasında İstanbul'daki oyu %28'lik olan CHP'den başka bir parti an itibariyle görünmüyor.

Ben AKP'nin ve MHP'nin bu oy oranını belki biraz düşürerek Murat Kurum'a taşıyacaklarını düşünüyorum. Yani Kurum %40'a yakın belki de üzerinde bir oy alacaktır. Peki karşısındaki İmamoğlu bu oranı tutturabilir mi? Görünen o ki işi oldukça zor. Zira İstanbul'daki 14 Mayıs oyu %8.22 olan İYİ Parti bu seçimde İmamoğlu'nun arkasında değil. Kendileri aday çıkaracaklar. Hatta bayağı da motive eder bu konuda.

Akşener, 14 Mayıs öncesinde Muharrem İnce ve Ümit Özdağ'ın takip ettiği üçüncü yola döven kırmış görünüyor. 5 Ocak'ta partisinin Bursa adayı Selçuk Türkoğlu'nu tanıtan Akşener, burada üçüncü yol ifadesini benim görebildiğim kadarıyla ilk kez kullandı. Özgür Özel bir konuşma yaptı. Çok enteresan, çok saygı duyuyorum herkese. Ama dedi ki, AK Parti'nin karşısında en güçlü adaya oy verin. Ben de buradan diyorum ki, evet. Üçüncü yolun en güçlüsü biziz. İnşallah Bursa'da, Cumhuriyet Halk Partisi'ne gıcık olan da, AK Parti'ye gıcık olan da, Selçuk Türkoğlu'nu destekleyecek inşallah.

AKP'ye gıcık olanlar CHP'ye, CHP'ye gıcık olanlar AKP'ye, her ikisine de gıcıksanız efendim İYİ Parti'ye. Şimdi yeni siyasal düzenimiz bu şekilde. İYİ Parti üstelik motive biçimde İmamoğlu'nun karşısına konumlanıyor. Her ne kadar yerel seçimlerde parti oylarının o kadar etkisi yok dense de, İYİ Parti'nin İmamoğlu'ndan koparacağı bırakın 8 puanı, 1-2 puanın, 2-3 puanın bile hayati önemde olduğu ortada.

İstanbul'daki oyu %8.13 olan DEM Parti'nin ise henüz ne yapacağı bilinmiyor. Velev ki DEM Parti aday çıkarmadı, bu durumda İmamoğlu, CHP ve DEM Parti'nin ortak aday olacaktır ki bunun nasıl bir sonucu olacağını tahmin edersiniz sanırım. Yani düşünün İmamoğlu var aday, arkasında kim var? DEM Parti ile CHP. Henüz 7 ay önce Erzurum'da miting taşlanacak kadar gerilmişti ortalık.

Bu sefer de benzer bir süreç yaşayabiliriz. Fakat aday çıkarsa bile Dem Parti, İmamoğlu'nun kaybetmesi neden olacak kadar güçlü bir aday çıkarmayacağı da söyleniyor. Yani söyleniyor diyelim. Çünkü bu konularda bilgilerine güvendiğim Bir Gün gazetesi Ankara temsilcisi Nurcan Gökdemir bu görüşte olanlardan. Benim şu anki değerlendirmelerimi soracak olursanız, ben İstanbul'da çok güçlü bir aday çıkartılacağına ihtimal vermiyorum, çok büyük bir değişiklik olmazsa. Burada Ekrem İmamoğlu'nun kaybetmesine yol açacak, partinin CHP'ye yönelebilecek, Kürt oylarının önüne geçebileceği güçlü bir adayla yarışa gideceğine

Şu an ihtimal vermiyorum. Şimdi Dem Parti'yi güçlü ya da zayıf adaya çıkardı ama her türlü 1-2 puan alacaktır o da. İmamoğlu'nun önceki seçimden farklı olarak İYİ Parti ve Dem Parti desteğinden yoksun olması, bu seçimi İmamoğlu için bir açmaza sokuyor. Sadece bu da değil, üstüne bir de CHP'deki küskün Kılıçdaroğlucular var. İmamoğlu'nun kurultay sürecinde açık şekilde Kılıçdaroğlu karşısına konumlanması, Kılıçdaroğlu'na duygusal olarak bağlı olan bir kısım seçmende reaksiyon yarattı.

Yani İmamoğlu kendi partisinden de 2019'daki biçimiyle destek göremiyor. Ama şunu da söylemek gerekir. Önceki seçimde İBB kaynakları İmamoğlu'nun rakibi için çalışıyordu. Rakibi de Binali Yıldırım'dı. Şimdi ise İBB, İmamoğlu için çalışıyor. Kentin her yerinde İBB afişleri, görselleri var. Tabii bu görsellerde İmamoğlu da var. E muhakkak sosyal yardımların geride kalan 5 yıla devam etmesi gibi avantajlar da var.

Şimdi avantajları, dezavantajları ortada İmamoğlu'nun ama yine de zorlu bir seçim. Son derece zorlu bir seçim. Gözlemleyebildiğim kadarıyla İstanbul adayının Murat Kurum gibi çok da popüler olmayan bir figürün olması muhalif kamuoyunu fazlasıyla rahatlattı. Fakat yine de ben bu rahatlama hissinin anlattığım nedenlerle çok gerçekçi olmadığını düşünenlerdenim. Yani en azından şimdilik. Çünkü Murat Kurum her ne kadar Ali Yerlika ya da Selçuk Bayraktar kadar popüler olmasa da

Sonuçta yani adam AKP ve MHP'nin ortak desteklediği bir aday ve daha önemlisi muhalefet cephesi çok parçalı. Ve AKP MHP'nin tabanının da ne kadar fanatik olduğunu 14 Mayıs'ta gördük. Gerçekten Erdoğan'dan veya bu rejimden vazgeçilmiyor. Dolayısıyla bugünden bakıldığında bana kalırsa seçimin favorisi Murat Kurum. Seçimin favorisi ama İmamoğlu'da yabana atılır gibi bir rakip değil. Belki dil sürçmesi, belki bilinçli bir tercih İmamoğlu'nun sözlerini Eyüp Sultan ziyaretinde tekrar etti Murat Kurum. Yeniden yetmişe, tüm İstanbullulara ilişkin projelerimiz var, hedeflerimiz var, heyecanımız var, gençliğimiz var, enerjimiz var. İnşallah bu anlayışla projelerimizle çok yakın zamanda sizlerle paylaşacağız. Dedik ki Murat Kurum'un en büyük avantajı muhalefetin çok parçalı olması. Fakat neden Murat Kurum sorusunun cevabı bu olamaz?

Zira mesela adı geçen diğer isimler Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu ya da Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan da aday olsaydı muhalefet yine çok parçalı olacaktı. O halde neden Murat Kurum? İşte bu sorunun cevabını bulabilmek için paranın izini sürmemiz gerekiyor. Bu izi sürerken öncelikle Murat Kurum'u daha yakından tanımak zorunlu. Bunun için Murat Kurum'un öz geçmişinin bir omurgasını dinleyelim. Murat Kurum ve kariyeri birkaç cümlede özetlense bu birkaç cümlede nelerden bahsedilmesi gerekirdi?

Murat Kurum, 1976 yılında Ankara'da doğdu. 1999 yılında Selçuk Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümünden mezun olduktan sonra inşaat alanında faaliyet gösteren özel kuruluşlarda çalıştı. Kurum, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı iştiraki, Emlak Konut GYOH Genel Müdürlüğü ve Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerini yürüttü. Murat Kurum, 10 Temmuz 2018 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanı olarak atandı.

Şimdi bu özet Murat Kurum'un kariyerinin omurgasını oluşturuyor. Bu omurgaya şekil veren en önemli şey de belli. Nedir o? İnşaat. Murat Kurum denince aklımıza gelen ilk şey inşaat. Kendisi Konya Selçuk Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümü mezunu. Yüksek lisansının konusu da kentsel dönüşüm bu arada. Fakat rakibi İmamoğlu gibi müteahhit değil. Kariyerinin daha en başlarından itibaren kamu inşaat tekerlerinin bürokratlığını üstleniyor.

Bürokratlık kariyerinde de son derece hızlı yükseliyor. Düşünün, 1999'da mezun oluyorsunuz ve 6 yıl kadar özel sektörde çalışıyorsunuz. 2005'te TOKİ'ye uzman olarak giriyorsunuz. Bir yıl sonra, 2006'da TOKİ İstanbul Uygulama Daire Başkanlığı Avrupa Yakası Şube Müdürü oluyorsunuz.

2 yıl sonra da, yani 2009'un başında, TOKİ'nin iştiraki olan Emlak Konut'un genel müdürlüğüne atanıyorsunuz. Emlak Konut'un genel müdürlüğünü 2009'dan 2018'e dek 9 yıl boyunca yapacaksınız. Bugün bile genç sayılacak bu kişi, düşünün 14 yıl önce Emlak Konut'a genel müdürü olduğunda sadece 34 yaşındaydı. Dönüyor, 2018'de şehircilik bakanı olarak atanıyor, 2023'e gelince de milletvekili oluyor.

Bu haliyle AKP ve inşaat arasında kurulan ilişkinin tam orta yerinde duran bir bürokrattan bahsediyoruz. Haliyle neden Murat Kurum sorusunun cevabını yine burada aramakta fayda var. Denebilir ki ya ne alaka Ozan adam inşaatçı işte neden İBB aday olsun ki sırf bu yüzden. E çok basit. Deprem var. Hepimiz de korkuyoruz değil mi? Kurtar bizi Murat Kurum. Yaparsan sen yaparsın. O da ilk konuşmasında kurtaracağız merak etmeyin diyor. Ay yaradana kurban.

20 yıldır diyor insanımızın güvenli konutlarda yaşaması için ter döktük gördünüz diyor. Bundan sonra da İstanbul için ter dökeceğiz diyor. İnsanımızın güvenli yaşam alanlarında hayat sürmesi için 20 yıl boyunca çalıştık, gayret ettik, ter döktük. İstanbul'da tek bir riski yapı kalmayıncaya kadar çalışacağız.

Bu ve devamındaki konuşmalardan anlıyoruz ki Murat Kurum'un kampanyasının üzerinde yükseleceği zeminde İstanbul'un deprem korkusu olacak. İşte tam da bu yüzden girişte depremi ne kadar çabuk unuttuk diye sitem etmiştim. 2018-2023 döneminin şehircilik bakanı, Deyin ki bu memleketin dairinde gördüğü en iyi şehircilik bakanı olsun, yine de İBB'ye aday gösterilememesi gerekirdi. Vay akılsızlar, adam imar barışlarının mimarı. Bu halk buna oy verir mi demeyi çok isterdim ama diyemiyorum. İsyanım tam da bu halkın Murat Kurum'a oy verecek olmasınadır. 6 Şubat depremleri sırasında sorumluluk makamında olan başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere

herkesin koltuklarına veda etmesi gerektiğini düşünüyordum. Fakat görüyorum ki halkımızın pek de umurunda değil bu işler. 6 Şubattan önce 24 Haziran Elazığ depremine gidelim. 24 Haziran 2020'de Elazığ'da yaşanan deprem 6.8 büyüklüğündeydi. 37'si Elazığ'da, 4'ü Malatya'da olmak üzere 41 vatandaşımız hayatını kaybetmişti. O deprem aslında kırmızı alan vermemiz için çok açık bir uyarıydı. Murat Kurum'un yeni Elazığ planı ise

depremden hemen sonra bile hazırdı. hasar tespitlerimizi depremin olduğu andan itibaren tüm çevre illerden gelen ekiplerimiz vasıtasıyla başlattık. 500 kişilik bir ekibimiz var. burada köklü bir dönüşüm projesi başlatacağız. dönüşümü şöyle yapacağız. bir kısmını mustafa paşa mahallesinde

Bir kısmını sürsür mahallemizde, bir kısmını da belirlediğimiz rezerv alanımız var. Güney Çevre yolunda, Yemişik mevkiinde. 1400 konutluk alanımız mevcut. O alana da Topuk Komut İdaresi Başkanlığımız, 1400 konutun yapımı için projelendirme çalışmalarını başladı.

Murat Kurum, Elazığ depreminden sonra bölgenin inşaat açığını kapatmaya odaklanmıştı zira kolay olan da buydu. Zaten iştahlı şekilde şehircilik bakanlığının kapısını tırmandıran müteahhitler de sıradaydı. Fakat başka bir yerde çok daha farklı şeyler yaşanıyordu. Doğu Anadolu fay hattı üzerinde, merkez üstü Elazığ, Sivrice'de olan 6.8 büyüklüğündeki bu deprem aynı zamanda bir işaret fişeğiydi. Bu deprem, Tunceli, kuzeyde Tunceli veya güneyde Maraş istikametine doğru yönelen failere stres transfer etmişti. Dolayısıyla aynı bölgede yakın zamanda yeni bir deprem beklemek gerekiyordu. Naci Görür başta olmak üzere bilim insanlarının uyarıları da bu yöndeydi. Şimdi bu 6.8'lik deprem yer bilimciler açısından her şeyden önce şunu ifade ediyor. Bilimsel olarak uyumakta olan, uzun dönemdir aktif olmayan,

büyük boyutta deprem üretmeyen Doğu Anadolu fayının uyanışını gösteriyor. Ben olabilecek yerleri söyledim. Bunlardan biri de Sivrice'ydi. Nitekim burada oldu. Ama şimdi aynı fay üzerinde yine deprem olma olasılığı fazla olan başka yerler de var. Örneğin Kahramanmaraş'ın Türkoğlu yöresi. Orada en son deprem 1513. Dolayısıyla uzun bir süre geçmiş. Orada da deprem olabilir.

Fakat Seyircilik Bakanı Murat Kurum'un bu uyarılar umrunda olmadı. Yani sadece Murat Kurum'un değil, açıkça siyasetin hiçbir yerinde, hiçbir makamda bu uyarıları dinleyen olmadı. Umrunda olsaydı Murat Kurum ne yapabilirdi? Hiçbir şey yapmasanız, bakın hiçbir şey yapmasanız, bölgeye çadır transfer edersiniz, çadır stoklarsınız. Yani bir tane namuslu uzman der ki, efendim bu bölgede deprem olacak, belli ki pek ilgilenmiyoruz bu konuyla, bari yıkılan evlerin altında kalanlarını kurtarmak için bir hazırlık yapalım, bari şuraya bir çadır kuralım, çadır stoklayalım. Yok, öyle bir şey de yok. Yani eğer siz bu halkın yüzbinlercesinin ölümünden hiçbir tedirginlik duymuyorsanız bile, yapacağınız şey bölgeye çadır stoklamak olur.

6 Şubat depremlerinden sonra çadırların bile yetmediğini acı şekilde tecrübe etmiştik. Çadır stoğu bile akıllarına gelmemişti. Bakın hiçbir şey yapmasanız, hiçbir şey, yani umurumda değil, o bölgede bir deprem bekleniyormuş da umurumda değil deseniz bile, bölgede hiç değilse kamu binalarını güçlendirirsiniz değil mi? Yani hepsini değil de bari hastaneleri falan güçlendirirsiniz. O da yapılmadı.

Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin çökmesi nedeniyle hayatını kaybeden hemşire Asiye Gül'ün eşi Abdullah Gül, depremden sonra savcılığa şikayetçi oluyor. Savcılık soruşturmasına da İsmail Saymaz ulaşmış ve 12 gün önce, bakın sadece 12 gün önce, Sözcü Gazetesi'nde konuyu köşesine taşımış. Bu haberi 10 ay önce dinlesek ortalık yer yerinden oynardı ama unuttuk diyorum ya işte. 72 can ödenek yok diye öldü başlıklı yazanın çarpıcı kısmını beraber dinleyelim. İki çocuk annesi Asiye Gül, bu binada hayatını kaybeden 8 hemşireden biriydi. Kendisi gibi hemşire olan eşi Abdullah Gül, yıkılması ya da en iyi ihtimalle güçlendirilmesi gereken hastanenin açık tutulduğunu savunarak şikayetçi oldu.

Eski İl Sağlık Müdürü Mustafa Hambolat ve Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Yunus Doğramacı hakkında soruşturma başlatıldı. Aradan onay geçti. Dava açılmadı. Hatay Cumhuriyet Başsavcılığındaki bu soruşturma dosyasına ulaştı.

ve gördüm ki Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi ek binasının güçlendirilmesine ilişkin Başhekimlik, İl Sağlık Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığı arasında 2021-2022 yıllarında defalarca yazışma yapılmış. Meğer 3 kurum bütün blokların yetersiz çıktığını ve binanın ya yıkılması ya da güçlendirilmesi gerektiğini biliyormuş. Buna rağmen Bakanlık Deprem Güçlendirme raporu için 997 milyon 690 bin TL'yi ödenek yok diye vermeye yanaşmamış. Depremden 10 ay önce Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne döner sermayeden karşılayın diye yazılmış. Yani başınızın çaresine bakın denilmiş.

24 Haziran 2020'de Elazığ depremi oluyor. Şehircilik Bakanı Murat Kurum. Depremden sonra yer bilimciler uyarıyor. Bu bir öncü depremdir. Maraş'a dikkat edin deniyor. Bu esnada bölgedeki bir hastane yana yakıla Sağlık Bakanlığı'na yazıyor. Binamızı güçlendirin diye. Yok. O da yapılmıyor. Döner sermayeden karşılığı verin deniyor. Öyle bile kayıttık yani. Şehircilik Bakanı yine Murat Kurum.

Sonuç ne oluyor? Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi tam 72 cana mezar oluyor. Sadece bu da değil, bölgenin en büyük hastanesi de tam da en çok ihtiyaç duyulan anda devre dışı kalıyor. Sadece Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi de değil, bölgede işlevi kalan hastane neredeyse kalmıyor. Fakat Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi bölgedeki en yeni hastanelerden biriydi. Yani öyle 30-40 yıllık bir binası da yoktu.

Ek Hizmet Binası'nın yapanı da kimdi biliyor musunuz? Hadi İsmail Saymaz'ın 10 ay önce HAK TV'de aktardıklarını dinleyelim. Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi şehirdeki en yeni hastane. 2013 yılında temeli atıldı, 2016 yılında hizmete açıldı. Ve burası Sağlık Bakanlığı tarafından kamu arazisine ve TOKİ'liyle yapıldı.

Bunca rezilliğin ardından çok değil, sadece 10 ay geçiyor ve son 5 yılın şehircilik bakanı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne aday olabiliyor. Henüz adaylığının sosyal medyaya düştüğü ilk konuşmasında Murat Kurum, İstanbullunun deprem kaygısından bahsediyor. Haklı da, kaygılıyız. Bizanlarımızın deprem riski kaygısını hep birlikte ortadan kaldırmak için tüm ekibimizle, tüm arkadaşlarımızla ki Kendi açık fikrim şu yönde, yani halkın acz içinde olması, siyasi tüccarların en önemli ürünü, yani halk korku içinde, endişe içinde olacak ki, yoksul olacak ki, örgütsüz olacak ki, hakkını arayamayacak durumda olacak ki, yalvaracak durumda olacak ki, veren el görünebilsin. Veren el anlayışı, AKP'nin sosyal politikasının özetini oluşturuyor.

Çünkü veren el ve alan el, yönetenle yönetilen arasındaki ayrımı kalın çizgilerle vurguluyor. Biz yöneticiyiz diyoruz, siz yönetilensiniz. Veren elin de hadisi şerifle sabit olduğu ortada, alan elden üstün. Yalvarmalı alan el, acz içinde olmalı, duacı olmalı. Veren ele de düşen bonkör olmasıdır. Nitekim 6 Şubat'tan sonra da Erdoğan'ın ilk vaadi ne oluyor? Önce bir onlar bin lira dağıtılıyor deprem zedeleri biliyorsunuz. sonra da bir yıl içinde evlerinizi teslim edeceğiz deniyor. Henüz 8 Şubat 2023'teyiz. Depremin üzerinden 48 saat geçmiş, Erdoğan deprem bölgesindeki ilk konuşmasını yapıyor. Enkazlardaki çalışmalarımız devam ediyor. Ama bir taraftan da enkaz kaldırma çalışmalarını Çevre Şehircilik Bakanlığımız inşallah yürütmeye başlayacak. Çünkü hedefimiz inşallah bir yıl içerisinde de aynen

Diğer felaketleri yaşadığımız illerde nasıl hemen toplu konut idaresi olarak bu operasyonları yaptıysak, gerçekleştirdiysek aynı şekilde Kahramanmaraş ve diğer 9 ilimizde de bunları gerçekleştireceğiz. Depremin ardından bir yılın geride kalmasına yani bu sözün tutulup tutulmadığını anlamamızda bir aydan az zaman var. Bir yıl içinde tüm konutları yeniden yapacağız sözünün havada kaldığını şimdiden söylemek maalesef mümkün. Hatta ne bir yılı, en az beş yıl gerekiyor ki deprem bölgesi yeniden kalkınsın. Fakat dedim ya, acz içinde olanı yönetmeye alışmışlar. Halkımız da kimsesiz, çaresiz. İnsan kahroluyor ama Murat Kurum ile bir depremde denil Sivas'taki diyaloğla kulak verelim. Henüz seçimden önce ilk günlerdeyiz.

Diyorlar ki o seçilsin, bu seçilsin. Eğer bu adamlar seçilmezse bak, ben yemin ediyorum gençliğimin hayrını görmeyeyim. Ben Depremzede olarak bu adamlar seçilmezse bir yıl içinde değil, on yıl geçsin yine yapamazlar, yine yapamazlar. Allah yolunuzu bahtınızı açık etsin. Allah razı olsun. Yemin ediyorum ben ta köşede de sizi gördüm. İnşallah hep beraber yapacağız. Tamam mı? Hep beraber. Allah yolunuzu bahtınızı açık etsin. Allah razı olsun.

Siz hiç merak etmeyin. Hiç üzülmeyin. Bu aralar sık duyuyorum bu ifadeyi. Layığımızı yaşıyoruz deniyor. İnsan gerçekten ilk duyduğunda hak veriyor. Yani layığımızı yaşıyoruz gerçekten ama öyle demeyin. Gerçekten zavallı durumdadır halkımız. Benim memlekete baktığım zaman yaşadığım his, öfkeden ziyade acıma hissi açıkçası. Kendimi de dahil ederek bu topluma, bu toplumsal düzene acıyorum. Acıklı bir hikaye halkımızın hikayesi. Neyse. Bunu geride bırakalım. Bir de kısa bir mola verelim. Moladan sonra yeni afet yasasını detaylandırarak devam edeceğiz.

Şimdi dedik ki Murat Kurum son 5 yılın şehircilik bakanı, ondan öncesi de emlak konutun genel müdürü. Ve buradan edindiği tırnak içinde tecrübeyi seçim sürecinde, propaganda faaliyetinde kullanacak. İstanbul'u depreme hazırlayacağız diyecek. Hoş, bizim İstanbul'un depreme zaten hazır olduğunu İçişleri Bakanı Süleyman Soylu 6 Şubat depremlerinden sonra söylemişti. Yani biz İstanbulluların da içine su serpilmişti. Oh, de düştük ya değil mi? Oh, iyi bari. İstanbul depremine hazırlıklıymışız meğerse.

Hadi 17 Şubat'a, depremin 11. gününe CNN Türk'e gidelim. Bakalım Süleyman Soylu o gün ne diyordu? 3-4 yıldır Türkiye'ye zaten AFAD kurulduğundan beri, 99 depreminden itibaren çok doğaldır ki deprem hazırlıklarını sürdürüyor. Aslında hazırlığımız İstanbul depremiydi Ahmet Erkan Bey. Yani İstanbul depremine karşı karşıya kalırsak milletimize nasıl ulaşırız, nasıl yardımcı oluruzun hep hedeflememizin bu olduğunu.

Depremden yani 6 Şubat'tan seçime kadar, 28 Mayıs'a kadar deprem hiç konuşulmadı. Konuşulduğunda da biz İstanbul'a hazırlıklıydık. Ya elimizden geleni yaptık, deprem çok büyüktü falan filan denmeye başladı. Fakat depremden sonra, affedersiniz seçimden hemen sonra ne dendi biliyor musunuz? İstanbul'da 1,5 milyon konut risk altında.

6 Şubat'ta Maraş merkezi depremlerin ardından iktidar temsilcilerinin savunma çizgisindeki açıklamalarının merkezinde bu vardı. Bizim hazırlığımız İstanbul depremiydi. Fakat Maraş'ta, Adıyaman'da, Hatay'daki tabloyu gören vatandaş İstanbul'un depreme hazır olduğu yalanını yutmadı. Telkin edici bu şekilde konuşmalara rağmen endişe İstanbulluları kasıp kavurdu. Şimdi endişemizi gidermeye geliyor Murat Kurum Bey.

Tıpkı 2012'de endişemizi giderdikleri gibi. Ne alaka 2012 demeyin. 29 Ekim ve 9 Kasım 2011'de Van'da gerçekleşen iki büyük depremde 644 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, yine o zaman da deprem endişemiz artmıştı. Bu endişe artınca 2012'de 6306 sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi başlıklı kanun yayınlandı. Kanun mevzuata yeni bir kavram da sokuyordu. Nedir o? Rezerv yapı alanı.

Kanuna göre idare yerleşim alanı olmayan bir bölgeyi yerleşim alanı ilan edebilecek. O bölgedeki arsalar acele kamulaştırma kapsamına alınacak. Böylece idare herhangi bir araziyi yerleşime açabilecektir. Herhangi bir arazi mi? Evet, herhangi bir arazi. Tek şartımız var, üzerinde yerleşim yeri olmayacak.

2012'deki bu kanunla ilgili meslek mensupları, avukatlar ve mimarlar neler yazmış diye arşivi biraz karıştırdım, Mimarlık Dergisi'nde avukat Fevzi Özüer konuya ilişkin kapsamlı bir yazı kalemi almış. Rezerv yapı alanı hakkında o yıllarda, ta 2012'de şunları söylemiş. Meralar, zeytinlikler, orman ve kıyı alanları bu kapsamda afet riski çatısı altında rezerv alan haline getirilerek yapılaşma baskı altına alınabilecektir. Rezerv yapı alanı kavramsallaştırmasının dışarıda tuttuğu tek bir kara parçası bulmak bu haliyle mümkün değildir. Yapılaşma biricik ve temel hedef haline gelirken, yasanın amacı olarak gösterilen sağlıklı ve güvenli yaşama çevreleri oluşturma hedefi de bu bağlamda silikleşmiş ve giderek kaybolmuştur.

6309 sayılı kanunla idare herhangi bir alanı rezerv alan ilan edebiliyor ardından bu alan TOKİ ve emlak konut eliyle yapılaşmaya açılabiliyordu. Yasayı eleştirenler de depreme hazırlık yapılmasına karşı çıkıyorlar diye yaftanılacaktı. Halbuki yasanın temel amacını avukat Fevzi Özyür şöyle noktalamış. 2008 yılında tüm dünyayı vuran konut piyasalarındaki finansal krizden beslenen yapısal sorunlar, geç kapitalistleşen Türkiye açısından bir fırsat olarak görülmekte ve bu anlamda afet, bu ekonomik fırsatçılığın bir gerekçesi haline dönüşmektedir. Bu fırsatçılığın ortadan kaldırdığı ise en temelde hak ve özgürlükler olacaktır. Bu yöndeki deneyimler, önümüzdeki günlerde tüm sonuçlarını doğuracaktır.

Mimarlık Dergisi'nin temmuz 2012'de yayınladığı bu yazının linkini açıklamalar kısmında paylaşıyorum. Yazıda ne anlatılıyorsa geçmiş 10 yıl içinde oluyor arkadaşlar. Söz konusu 6309 sayılı yasa Van depreminin yarattığı endişeyle çıkarılan bir rant kanununa dönüşüyor. Kimsenin derdi deprem riskli bölgeleri dönüştürmek olmuyor. Zaten Van depremi de birkaç ayda unutuluyor. İlk etapta arsa fiyatı en yüksek olan bölgelerden başlanıyor dönüşüme.

E para orada çünkü. Kim ne yapsın bağcıları niye dönüştürsün? Bağdat Caddesi orada dururken. Alın İstanbul'u bilenler Fikirtepe'ye şöyle bir baksınlar. Fakat 2012'de çıkarılan 6309 sayılı yasanın da yıllar içinde sınırına geliniyor. Çünkü artık büyük kentlerin çeperlerinde yerleşim alanı olmayan arazi kalmıyor ki. Bu nedenle rezerv yapı alanı denilen şeyin yeniden tanımlanması icap ediyor. İşte 6 Şubat depremleri de bu yeniden tanımlamaya gerekçe yapılıyor.

Seçimlerden önce kimse İstanbul'daki deprem riskinden bahsetmezken, seçimin ardından 1,5 milyon konutun riskli olduğunu yeni şehircilik bakanı Mehmet Özasik'i sürekli ifade etmeye başlıyor. İstanbul'da 5,8 milyon bağımsız birim var. 1,5 milyon bağımsız birim çok riskli gözüküyor. Ama 600 bini ilk etapta yıkılacak konutlar olarak önümüzde duruyor.

Şimdi kafası çalışan bir toplum şunu sorar değil mi? 1,5 milyon riskli konut olduğunu 20. yılını dolduran bir iktidarın şehircilik bakanı söyler mi? Söyler de zerre kadar bir öz eleştiri duymak hakkımız değil mi? Bu kenti 1994'den 2019'a kadar 25 sene siz yönettiniz. Bu ülkeyi 2002'den bu yana 21 yıldır siz yönetiyorsunuz.

ve eli kulağında bir deprem bekleyen İstanbul'da 1,5 milyon riskli yapı mı var? Ne diyelim, Allah hepimizi kahretsin. Sizi değil, hepimizi kahretsin. Madem 1,5 milyon riskli yapı var, o halde daha da olağanüstü önlemler gerekiyor değil mi? Herkesin aklındaki soru şu. Ya bu 1,5 milyon konut İstanbul'un neresine taşınacak? Yani İstanbul'un etrafında yerleşim yeri olmayan arsa mı kaldı? 20 milyona dayandı kent. Kocaeli'nden Tekirdağ'a kadar neredeyse yerleşim yeri olmayan arazi yok.

Ve Van depreminden sonra çıkarılan 6309 sayılı yasada 6 Şubat depremlerinin ardından çok küçük bir değişiklik yapılıyor. Gerçekten çok küçük. Üç kelimecik. Eski yasada rezerv yapı alanı şöyle tanımlanıyor. Bu kanun uyarınca gerçekleştirilecek uygulamalarda yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere TOKİ'nin veya idarenin talebine bağlı olarak veya RESEN bakanlıkça verilen alanlar.

Peki şimdi bu tanımda ne değişiyor? Aslında bir şey değişmiyor. Bir ifade çıkarılıyor. 2012'de çıkarılan afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi yasasında rezervi yapı alanı tanımlanırken ifade edilen yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere ifadesi çıkarılıyor.

Ne anlama geliyor bu? Yani eskiden yerleşim yeri olan bir alan da bu sayede rezervalan ilan edilebiliyor. Bu eski yasada yoktu. Yerleşim yeri varsa rezervalan ilan edemiyorduk. Ama şimdi yerleşim yerleri de rezervalan ilan edilebiliyor. Daha önce yerleşim yeri olmayan bir arazi üzerine devlet inanılmaz bir yetkiye kavuşmuştu.

Şimdi yerleşim yeri olan bölgelerde de devlet aynı yetkiye sahip olacak. Şehircilik Bakanı Mehmet Öztürk 28 Arlık'ta CNN Türk'te ifade etmiş bu hakikati. Bakın 2012 yılında çıkan kanunla bugünkü kanun arasında 3 kelime fark var. O da şu. yeni yerleşim alanı diye bir tabir var. Ekrana getirdik. Eski kanunu, yeni kanunu. Uzunca kanun maddeleri, sadece orada bizim çıkardığımız yeni yerleşim alanı diye bir tabir var. Onun dışında kanunda hiçbir değişiklik yok. Yani Murat Kurum İBB başkanı olur ise, olağanüstü yetkilerle donatılmış bir hükümetin İBB başkanı olacak. Daha önce yerleşim yeri olmayan bölgeler rezerv alanı ilan ediliyordu. Şimdi yerleşim yerleri de rezerv alanı ilan edilebilecek.

Konu çok teferruatlı ama bir o kadar da önemli. 2024 yerel seçimlerinin iktidar cephesindeki en büyük motivasyonu bu rezervalan yasası. Bu yasayla elde edilecek rant değil önemli olan. Önemli olan, bu rantı dağıtma kudretine sahip olabilmekte.

İşte o kudretin en önemli koltuklarından biri de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğu. Bakın, Türkiye Varlık Fonu'nun kurulmasıyla birlikte tamamen paralel bir hazine yaratılmış oldu. Varlık Fonu üzerindeki tam yetkili kişi, tek bir kişi var zaten, Cumhurbaşkanı Erdoğan. Başkanlık sistemiyle birlikte, Merkez Bankası bağımsızlığı da rafa kaldırıldı. Yani egemenlik gücünün en önemli ayağı, para basma yetkisi de Erdoğan'a devredilmiş oldu.

Bu iki adım, yani Varlık Fonu ve Merkez Bankası'nın bağımsızlığının tasfiyesi, Erdoğan'ın 2016 ve 2018 arasında kotardığı icraatlardı. 2023 seçimlerinden sonra ise petrol rezervleri ve maden rezervleri üzerine tam hakimiyet sağlandı. Burada da Aile ve Gençlik Fonu devreye sokuldu. Kamuoyu Fatih Terim Fonu'nu konuşurken, medya Aile ve Gençlik Fonu'nu bir müjde olarak duyuruyordu. Halbuki arka planı bambaşkaydı.

Aleve Gençlik Fonu kurulmasına ilişkin kanun teklifi meclis genel kurulunda kabul edildi. Fonla öncelikle gençlere faizsiz evlilik kredisi sağlanacak. 150 bin lira kredi desteği ilk olarak deprem bölgesindeki dört pilot ile uygulanacak. Karşı çıkanın canı çıksın. Gençlere 150 bin TL faizsiz kredi. Ne güzel. Peki, aile ve gençlik fonunun kaynağı ne? Yasada gelir kaynakları şöyle sıralanıyor. Türk petrol kanunu kapsamında tahsil edilen devlet hissesinin ve maden kanunu çerçevesine tahsil edilen devlet hakkının %20'si, Yürürlükte olan ve yeni kurulacak başka fonların gelirlerinden, Erdoğan'ın kararıyla kesilecek %10 paylar, yurt içi ve yurt dışı her türlü bağış, yardım, HİB'e benzer. Yani ne yapılmış? Tüm yeraltı kaynaklarından devletin himayesinde elde edilen gelir Erdoğan'ın emrine veriliyor, Erdoğan da bunu gençlik ve aile fonu kapsamında dilediğince kullanabiliyor. Peki fonun yetkilisi kim? Tabii ki Cumhurbaşkanı Erdoğan. Böylece Türkiye'deki petrol ve madenlerden devletin elde ettiği gelirlerin %20'si de doğrudan Erdoğan'a bağlı bir fona devredilmiş oluyor. Mesele buradan üretecek ranttan öte, rant paylaştıran mekanizmanın iplerinin tümüyle tek bir kişinin elinde toplanmasıdır. Yani siz bu kadar yetkili bir yürütme organı yarattığınız zaman, Ne bağımsız bir medya oluyor, ne bağımsız bir merkez bankası oluyor, ne bağımsız bir iş dünyası oluyor, ne bağımsız bir sendika oluyor. Herkes bir kişinin eline bakıyor. İşte rezerv alan ile de murat edilen bu, inanılmaz bir yetkiyle donatılmış, hatta anayasal bir güvence olan özel mülkiyeti bile gasp edecek bir yetki. Elbette bu soru, şehircilik bakanı Ösesaki'ye de soruluyor.

Ve bakan bey, olur mu öyle şey? Ya yasa bize böyle bir yetki verir mi hiç? Demiyor. Ya ne diyor? Böyle bir yetkiye sahip olabiliriz ama bu zamana dek kimseyi mağdur etmemişiz ki, diyor. Yani herkesin kafasındaki şu. Rezerv alanı ilan ederek siz bizi buradan, evimizden, yuvamızdan edip başka yerlere mi götüreceksiniz? Burayı da başkalarına getirip verecek misiniz? Yani kendi mahallemizi bizi çıkarıp başka yere, başka yerlerdeki özel torpilli adamları da bizim mahalleye mi getireceksiniz? Bana dedim bir tane örnek gösterin ki o mahalleye dışarıdan insanlar transfer edilmiş olsun, o mahallenin insanları boşaltılıp başka yere getirilmiş olsun. Bir tane örnek gösterin.

Böyle bir örnek yok. Yani yetkiyi alıyoruz ama merak etmeyin kullanmayacağız deniyor. Ama zaten mesele bu yetkinin bir kişinin elinde olmasında. Neyse, konuyu çok uzattık. Demiştik ki neden Murat Kurum? Cevabı bence ortaya çıkıyor. Mesele inşaat rantıdır. Bir hikayeyle bitirelim bölümü. Belki bu hikayeyi duymuşsunuzdur.

Evliya Çelebi rüyasında Hz. Muhammed'i görünce heyecanlanır. Şefahat ya Resulallah diyesi gelir ama dili sürçer. Seyahat ya Resulallah deyiverir. Hz. Muhammed de Evliya Çelebi'nin bu ricasını kırmaz ve onu hayatı boyunca seyahat etmesini sağlar.

Erdoğan için de benzer bir hikaye anlatılıyor. Erdoğan bir gün rüyasında Hz. Muhammed'i görür. Şefahat ya Resulallah diyecekken dili sürçer. İnşaat ya Resulallah diyebilir. Belli ki duası tutmuş. E o kadar evliya, o kadar şeyh efendi, o kadar hoca efendi arkasında. Yani şimdi onun duası değil de benim duam mı tutsun Allah aşkına?

Hükümet acil önlem tedbiri alması lazım. Bir senelik süreçte yapacağız diyor Tayyip Bey. Mesele bazı şeyleri güzel ama inşaat işini çok güzel yapar. Onun için bir senede Allah'ın izniyle ben inanıyorum ki bu hükümet devam ederse bir sene içinde inşallah herkesin evini barkını yapar. İstanbul'da sakın bir buçuk milyon direnmeyin.

Hükümet, devlet nereye diyorsa oraları kabul edin. Metresi, numaramızı kabul edin. Bir metre fazla derken, çoluğun, çocuğun, torununla beraber enkazın altında can vermek var. Bir metre için bu rezillikleri yapmayın. Bir de sizinle beraber aynı apartmanda öleceklerin, enkazda kalacakların vebâne girmeyin. Bunu ödeyemezsiniz dünyada, ahirette. Tayyip Bey inşaat işini iyi yapar. O'nu yaradana kurban olsunlar. Allah O'nu başımızdan eksik etmesin. Allah bizim varlığımızdan alsın, O'nun varlığına katsın, canına can katsın inşallah. Murat Kurum'a da başarılar dilerim. İnşallah kazanır İstanbul. Kendisini Tren Topik'te ağırlamayı çok isterim. Bakalım önümüzdeki günlerde teklif edeceğim. Belki kabul eder. Zannetmiyorum ama kabul ederse güzel olur.

Önümüzdeki bölümde seküler milliyetçilik kitabının yazarı, Türk milliyetçisi, tam da Türk'ün de genel yayın yönetmeni Bahadır Handinç hastanıyla birlikte olacağız. Beğeneceğinizi umduğum ilginç bir söyleşi olacağını düşünüyorum. Tren Topiği pod bir medyayla beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar inşallah İstanbul'da deprem olmaz. Olursa da Allah yardımcımız olsun. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)