
3.164 kelime · ~16 dk okuma
Trendspor'dan herkese merhabalar. Süper Lig'de 19. hafta tamamlandı. Lider Fenerbahçe ve Galatasaray birçok eksikleri olmasına rağmen kazanmaya devam ettiler. Beşiktaş yeni teknik direktörü Fernando Santos'u açıkladı. Nasıl bir hoca o, ona bakacağız kısaca. Ve genç basketbolcumuz Alperen Şengün NBA'de All-Star'a göz kırpıyor. Biraz da güzel bir konuyla kapanışı yaparız. Vakit kaybetmeden başlayalım.
Lider Fenerbahçe ile başlayalım. Bu haftanın teması Fenerbahçe ve Galatasaray'da ciddi eksikler olmasına rağmen yine de kazanmayı biliyor olmaları ve puanlarını 47'ye çıkardılar. Arkalarındaki takımlarla farkı açmaya devam ediyorlar. Bir önceki hafta lige bir hafta ara verilmişti. Bir önceki haftada Fenerbahçe kendisi aslında biliyorsunuz Galatasaray'ı ağırlamıştı ve bu maç sonrasında
Sert çarpışma sonrasında iki takımdan birçok oyuncu cezalı duruma düştü. Eksilenler oldu, sakatlananlar oldu. O yüzden iki takımda maçı oldukça eksik çıktı. Fenerbahçe ile başladık. Fenerbahçe'nin savunma dörtlüsünün 3'ü yoktu. BK, OGQ ve Osai Samuel. İdeal dörtlüden 3'ü yoktu. Ve yerlerine Meldmüldür, Serdar Aziz ve Osterwolde şeklinde bir
Üçlü oynadı, Ferdi de savunmanın solundaydı. Bu üç isim dışında orta sahada Fred ve sağ kanatta İrfan Can'da. Takımın ideal ilk 11'inden 5 isim yoktu. Buna rağmen taraftarları da oldukça etkiliydi. Cengiz Ünder şov yaptı ve Fenerbahçe bol gollü bir galibiyet aldı. 5 gol attılar, 5 tane daha atabilirlerdi çok rahatlıkla. Daha fazla gol atabilirlerdi.
Hatta ben bazı Fenerbahçe arkadaşlar da haklı stemler gördüm. Sadece 3 sezon önce şampiyonluk gol avarajıyla gelmişti. Beşiktaş o şekilde almıştı şampiyonluğu. Bu kadar kafa kafayla gidilen bir sezonda da avaraj çok belirleyici olabilir ve İstanbul Sporu bu durumdayken yakalamışken ve Fenerbahçe bu kadar formda bol hücum, bol atak geliştiriyorken daha çok gol atması gerekirdi bence de.
Ama biraz gülün dikeni gibiydi İstanbul Spor Maçı için bu söylem. Cengiz Ünder müthiş bir oyun oynadı. 0.28 xg'den tam 4 gol çıkardı Cengiz Ünder. Yani golleri o kadar jeneriklikti. İlk golü 0.01 xg idi yani çok uzaktan vurulan bir goldü. Zaten 3. golü de öyle, 2. gol Presley oldu ve 4. golde yine
ayak içiyle attı. Zaten 4 golün 3'ü o sol ayağının içiyle yaptığı kalite vuruşlarla geldi. Bu gollerin birçoğunda şu dikkatimi çekti ama Mert Müldür'ün hakkını vermek lazım bence. Mert Müldür çok uzun süredir ilk 11 başlayamıyordu, oynayamıyordu. Maç ritmi olmayan bir oyuncu. Zaten geçen seneyi full sakatlıklarla geçirmiş bir oyuncu.
Fenerbahçe'de de henüz böyle maç ritmi bulabilmiş değil. Yani bir buçuk yıldır herhangi bir maç ritminden söz etmek mümkün değil. Fakat bugün ilk 11 görevi düştüğü zaman da oldukça fit gördüm ben Mert Müldür'ü ve Cengiz'in attığı gollerin çoğunda Mert Müldür'ün sağ tarafta bir pas opsiyonu yarattığını görüyoruz. Bu yaratılan pas opsiyonu sayesinde Cengiz topu sol ayağıyla merkeze doğru sürebiliyor. Yani rakip bekle ikiye bir oynayabilme avantajı yakalıyor ve şut açısı yakalıyor aslında kendisine. ve oradan da mükemmel şutlarını çıkardı. Mert bir de asist yaptı o da güzeldi tabii ki. Tabii Cengiz Ünder dışında en beğendiğim oyuncu her maç olduğu gibi bence son derece istikrarlı bir oyuncu, bir istikrar abidesi. Simanski yine maçın en ilerindendi ve maç 4-1 iken, maç artık kopmuşken ikinci yarada yakaladığı pozisyonda ceza yayındaydı.
asisti yapmadan önce Cengiz'e dördüncü golünü attırmadan önce kendisi de şut atabilirdi maç kopmuş zaten ben de gayet iyi bir şutörüm deyip kendisi de vurabilirdi ve vursaydı da büyük bir sitem edilmezdi kendisine ama çok doğru bir şekilde Cengiz'e yakın olan oyuncunun kendisine çıkmasını bekledi ve şut çekecek gibi gösterip onu Cengiz'den uzaklaştırınca Cengiz'e pasını çıkardı ve dördüncü golü de Cengiz'e o şekilde attırmış oldu Tam bir takım oyuncusu o yüzden çok beğeniyorum ve seviyorum Simanski'yi. Çok güzel bir asist yaptı. Daha sonra gitti penaltıyı da aldı. Kaleci Alpino'nu indirmesi sonucu penaltıyı da yakalattı. Fakat 6. gol gelmedi. Penaltıyı Tadic kaçırdı. Takımın tabii ki penaltıçısı Tadic ama bu sene çok da iyi penaltı attığından söz etmek zor. 3. kez penaltı kaçırıyor Tadic. Ve maç 5-1 iken ve Simanski Cengiz'den sonra bence takımın en iyisiyken ve penaltıyı da o almışken
Cengiz'e beşinci golü de çok güzel bir şekilde attırmışken kaptanlardan bir tanesi olan Tad için yani takımın ikinci kaptanı olan Tad için bir büyüklük gösterip bu maçta o penaltıyı Simanski'ye attırması gerekirdi bence onu yapsa güzel olurdu ama Sorun değil tabii Fenerbahçeliler için. Fenerbahçe'nin çok net bir galibiyetini izlemiş olduk. Ayrıca bir parantezde taraftarı açmak lazım. Bence Fenerbahçe taraftarı da bu galibiyeti yaşamayı hak etti. O olimpiyat stadına giden taraftarlardan bahsediyorum. Önemli bir kalabalık gitmişti. Ocak ayında olimpiyat stadı, yağışlı bir gün bir de. Hava çok soğuk değil deniyordu ama olimpiyat stadı öyle olmuyor. O soğuğu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Yağmurlu soğuk bir günde stadı bence gayet iyi bir şekilde doldurmuşlardı ve destekleri de gayet iyiydi yani çoğunluğa göre. Çıkan ses de oldukça iyiydi çünkü biliyorsunuz olimpiyat stadında sesinizi duyurmak da zor o rüzgarda. Ama Fenerbahçe tarafları oldukça etkiliydi. Onları da tebrik edelim ve Galatasaray'a geçelim.
Galatasaray'da da tam 8 eksik vardı. Özellikle bu 8 eksiğin 4'ü bence takımın en kaliteli 4 oyuncusu. Bazılarına göre olmayabilir. En iyi, en formlu 6 oyuncudan 4'ü diyebiliriz ama. Davinson Sanchez sağ stoper, Sashaboy sağbek, orta sahada Lucas Torreira ve santerforda Mauro Icardi. Bence kalite olarak, futbolcu kalitesi olarak en iyi 4'lü bu 4'lü.
Ama genel performans olarak Abdülkerim'in mükemmel performansını ve takım kaptanı Fernando Muslera'yı da yazmak lazım. Bence takımın en iyi altta oyuncusundan 4'ü diyelim. Ama hani satılığa çıkarsanız en pahalı, en kaliteli 4 oyuncu bence. En maliyetli, en çok maaş alan yıkardı.
Dört oyuncu bunlar. Davinson, Boyd, Horeyra ve Icardi yoktu çeşitli nedenlerden dolayı. Farklı isimler de aynı şekilde. Afrika Uluslar Kupası'na giden Ziye var, Bakambu var. Çok sayıda eksik vardı. Galatasaray bu eksiklerini hesaba kattığımızda bence iyi oynadı.
Yani bu kadar eksik olmasa tam takım olsa Galatasaray bu maçı daha erken koparmasını beklerdim ben bir futbol sever olarak ama bu kadar eksiğin olduğu bir maçta 3-0'luk bir galibiyet. Maç geç kopmuş olsa da 2. gol 89. dakikada geldi.
Yine de bence iyi bir galibiyetti. Çünkü Galatasaray 30 tane şut attı. Etkili oynadı, çok gol kaçırdı. Sadece Kerem Akturkoğlu'nun 4 tane net fırsat kaçırdığını söyleyelim. Bir tanesi çok net değildi, adı Kaan'ın biraz arkadan kestiği o orta, sağ ayağıyla vurduğu top.
havada bir vuruş yapmak zorunda kaldı. O çok kolay bir vuruş değil, kabul edelim ama diğer Kaan'ın ortasına vurduğu kafa vuruşu olsun, Halil Dervişoğlu'nun atmadığı pasta, sol ayağıyla vurduğu şut olsun ve Zaha'nın çıkardığı topu kalesası içinden üst tarafta attığı pozisyon olsun. Üçü çok çok net pozisyonlardı. Net pozisyonlar harcadı. Abdülkerim Bardakçı bu kez Galatasaray'ın imdadına yetişti ve çok güzel bir ilk gol attı. Bir center for vuruşu yaptı gerçekten. Sonra kafa golünü de attı.
Onun yanında Nelson da bence oldukça iyi oynadı. Bu senenin ilk etapında Nelson geçen seneler gibi değildi, ilk iki sezonu gibi değildi. Ve düşük bir performans sergiliyordu bireysel olarak da ama Davinson Sanchez'in sakatlığında arda arada birkaç maç oynayınca sanki geçen seneki Nelson performansına erişti gibi. Bence oldukça iyiydi Nelson'da. İstatistiklere de yansımış durumda bu. Tam 7 tane pas kesmesi var, uzaklaştırmaları var, hava topluları var. Başarılı bir oyun oynadı Nelson'da.
Abdülkerim'in en son ikilisi yine iyiydi. Kaan Ayhan'ın çok iyi ortaları vardı. O da sağ bekte oynadı uzun bir süre sonra ve Moreno gibi ligin en hızlı kanatlarından bir tanesine karşı oynadı. Gayet de iyi oynadı ortaları ve ikinci gol öncesi çektiği şut vuruş kalitesini gösteren aksiyonlardı.
Bu isimler dışında Kerem Nemirbay da yine performansını yükselten isimlerden bir tanesi oldu. Nelson, Kaan Ayhan, Kerem Nemirbay arda arda oynamaya başlayan bazı isimlerin performans yükselttiğini gördük Galatasaray'da. Endombele'de geldiğinden beri en iyi maçını oynadı. Hala idealden ve beklenenden uzak olabilir. Veya tam olarak yakalamış olmayabilir. Ama geldiğinden beri en iyi maç olduğunu da söylemek lazım. Okan Hoca da antrenmanlarda iyi olduğunu, iyiye gittiğini söyledi basın toplantısında. Endon Bell'in özellikle bugün tabii ki topla ayağında çok fazla pas zabit yüzdesi de çok yüksekti. Top kaybı çok fazla yapmadı. Öne doğru topu da taşıyan bir oyuncu oldu. Oynadıkça tabii ki daha iyiye gideceğini de net bir şekilde biliyoruz. Sosyal olarak da daha ileri gidiyor. Fiziksel olarak da çok iyiye geldi. İyi çalışıyor, iyi hazırlanıyor. Bunu bize de antrenmanlarda gösteriyor. Devamında da daha iyi şeyler yapacağını düşünüyorum. Birçok açıdan iyiydi Galatasaray. Eksik olarak belki Icardi'nin yokluğu arandı diyebiliriz. Özellikle 30 tane şut atılan ve birçok pozisyona girilen maçta Halil Dervişoğlu 9 numara pozisyonda oynayıp hiç pozisyona giremedi.
O tabii ki Icardi'nin yokluğunu arattığını bir göstergesi yani. 30 şut atılan ve iç sahada oynanan bir maçta 9 numaranızın, Santervon'unuzun birkaç gol pozisyonuna girmesini beklersiniz. Halil buralarda eksik kaldı. Bence pres organizasyonunda Icardi çok daha doğru hareket ediyor. Orada da arandı. Hatta bazı hava topu indirme sekanslarında da ben Icardi'nin arandığını düşünüyorum. Ama Galatasaray iyi bir galibiyet aldı ve yarış son hızıyla eksiklere rağmen kayıpsız bir şekilde devam ediyor. Burada bölüme küçük bir ara veriyoruz. Döndüğümüzde devam edeceğiz.
Kan kaybeden bir takıma gelelim şimdi. Beşiktaş'a gelelim. Beşiktaş hafta başında Kasımpaşa'ya kendi sahasında 3-1 mağlup oldu. Tabii ki Beşiktaş'ın bir sürü eksiği var. Yaz döneminde yapılan hatalar nedeniyle Afrika Uluslar Kupası'na da giden birçok oyuncu var. Kadro dışı oyuncular var, sakatlar var. Sıkıntı büyük fakat
Kasımpaşa maçını Beşiktaş'ın eksikler üzerinden okuyabilme lüksü yok. Çünkü Kasımpaşa'nın da Afrika Uluslar Kupası'na giden oyuncuları ve ciddi eksikleri var. Kasımpaşa'nın iki stoperi 17 yaşındaydı. 17 yaşında iki stoperle oynadı Kasımpaşa. Bundan yaklaşık 15-20 gün önce biliyorsunuz Rıza Çalınbay konferans liginde
Genç Aytuğ 17-18 yaşındaki stoperini oynatmaya erinmişti. Oynatamamıştı eksiklerine rağmen. Bir tanesini bile oynatamadı Beşiktaş. Kasımpaşa 2 tane 17 yaşında stoperle çıkıp 3 günlük bir galibiyet aldı. Ve Kasımpaşa'nın yedek kulübesine baktığınızda hiçbiri tanınan oyuncu değil. Yani tamamı altyapı oyuncusu yedek kulübesinin. Birçok eksikleri vardı. İlk 11'e de yansıyordu. Yedek kulübesine ise tamamen altyapıdan oyuncuları koymuşlardı.
O yüzden burada bir mazeret üretmek mümkün değil. Yine de kötü bir maçın tek pozitif tarafı neredeyse iğne deliğinden gol vuruşunu kayarak yapan Semih'ti. Yine etkili bir oyun gösterdi genç oyuncu. Ve Beşiktaş'ta ana konu tabi maç değil. Ana konu Fernando Santos'un açıklanması. Fernando Santos'u tabi ki
Euro 2016'da şampiyon olan Portekiz'in teknik direktörü olarak hepimiz hatırlıyoruz. Hatta son dakikalarda Cristiano Ronaldo o maçta da bir sakatlanıp oyundan çıkmıştı ve son bölümde artık uzatmanlarında falan Fernando Santos'un da önünde takım arkadaşlarına taktik veren ve bir teknik direktörmüş gibi davranan bir oyuncu olarak hatırlıyoruz. Fernando Santos Açıkçası Portekiz ile Avrupa şampiyonu olmasının yanı sıra Yunanistan milli takımında da büyük başarılar elde eden bir hoca bence. Biraz onun üzerinden gidelim. Şimdi Fernando Santos'un 2010 yılından beri yaklaşık 14 yıldır sadece milli takım çalıştırdığını söylemek lazım. 69 yaşında bir teknik direktör ve çok uzun bir süredir sadece milli takım çalıştırıyor. Yunanistan milli takımının başına geçiyor 2010'da. 2010'dan önce de 3 sezon PAOK'u çalıştırıyor. Son döneminde son 6 maç Polonya'nın başına geçti ve Polonya gruptan çıkamayınca son dönemde oradan ayrılmıştı. O Polonya macerasına kadar
20 küsur yıllık teknik direktörlük kariyerinin tamamı Yunanistan ve Portekiz arasında geçti. Son 10 senesinde de bunların işte milli takımlarını çalıştırmıştı. Daha önce de kulüp takımlarında çeşitli başarılar elde etti ama 2010'dan beri bir milli takım hocası. onu söylemek lazım ve bence Yunanistan başarısı milli takımda Portekiz'in bile önünde olabilir. Yani o Avrupa şampiyonluğu olmasa daha önünde ama tabi Fransa'ya gidip Euro 2016'da finalde Fransa'nın elinden o kupayı almak tabi ki çok daha öne çıkarıyor ama 2010-2014 aralığındaki Yunanistan işleri de bence oldukça iyi. Özellikle Yunanistan'ın Santos sonrası döneminde turnuvalara katılamayan
bir duruma düşmüş olması belirleyici. Şimdi 2010'da Yunanistan'ın başına geçen Santos 2012'de Avrupa şampiyonasına götürüyor takımı. Ve 2012 Avrupa şampiyonasını gruptan da çıkarıyor. Çeyrek finalde ise Almanya'ya yeniliyorlar. 4-2 yeniliyorlar ve çeyrek finale kadar çıkıyorlar. Bence gayet iyi bir başarı ve sonra 2014 Dünya Kupası'na da takımını götürüyor Santos. Ve daha sonra yine gruptan çıkarıyor 2014 Dünya Kupası'nda.
Bu kez Sononaltı yakalıyorlar ve Costa Rica ile eşleşiyorlar. Hala hatırlıyorum o maçı. Costa Rica'nın kalesinde de Keylor Navas var tabi. Çok büyük bir kaleci. Ve Navas son penaltılarda Theofanis Gakas'ın penaltısını kurtarıyor ve Yunanistan eleniyordu. Yani iki kez Yunanistan gibi bir takımı, düşüşte olan bir takımı iki büyük turnuvaya götürmek ve ikisini de gruptan çıkarmak bence gayet iyi. Yunanistan'ın başında çıktığı 49 maçta 1.92 puan ortalaması var. Yunanistan için gerçekten yüksek bir puan ortalaması bu. Sonra Portekiz'e gidiyor. Portekiz'le EURO 2016'yı kazanıyorlar. 2018 Dünya Kupası'nda son 16 turnunda Uruguay'a eleniyorlar. 2021 Avrupa Şampiyonası'nda biliyorsunuz pandemi nedeniyle bir sene ertelenmiş ve öyle oynanmıştı 2021 yazında. Son 16 turnunda Belçika'ya elendiler o turnuvada ve 2022 Dünya Kupası'nda da çeyrek finalde FAS'a elenmişlerdi.
Avrupa şampiyonlukları sonrasında çok iyi gittiklerini söyleyemeyiz. Çok kötü de diyemeyiz ama gruptan çıkıp hep son 16 ve çeyrek finalde elendiler. Daha sonra Polonya'ya gitti Hoca. Polonya yakın dönem kariyerinin en kötü macerası oldu. 5 maç gruplarda, 1 maçta hazırlık maçıyla Almanya'ya karşı oynadılar. 6 maçta 3 galibiyet, 3 mağlubiyet. Hazırlık maçında Almanya'yı yendiler 1-0. Bu dikkat çekiciydi fakat
Gruptaki 5 maçta çok kötü mağlubiyetler aldılar. Polonya'nın başında Moldova'ya kaybetti, Arnavutluk'a kaybetti ve Çekye'ye kaybetti. İkinci Arnavutluk maçında kazandı ve Faroe Adaları'nı yendi ama grupta E grubunda Arnavutluk ve Çekye'nin ardında Polonya 3. sırada kaldı ve Avrupa şampiyonasına gidemediler. Polonya'nın Arnavutluk'tan daha iyi bir takım olduğunu düşünüyorum. Ben ve Arnavutluk'un arkasında kalıp Avrupa şampiyonasına gidememek bence net bir başarısızlık.
Ama Polonya öncesi hocanın kariyerine baktığımız zaman Portekiz ve Yunanistan'da iyi işler var. Kulüp takımlarında da iyi işler var ama kulüp takımı çalıştırmayalı dediğimiz gibi 14 sene oluyor. Ve bu gerçekten çok uzun bir süre. Bir de milli takım çalıştırmak biraz daha az efor harcanılan bir meslek.
Her 3 günde bir, her hafta maçlara çıkmak, transfer için oyuncu izlemek başka bir şey. Milli takım başka bir şey. Özellikle son 14 yılda, scouting'in en geliştiği 14 sene içerisinde, Fernando Santos'un herhangi bir takıma transfer yapmak gibi bir derdinin olmaması bu açıdan bazı günümüz futbol gerçeklerinden uzaklaşmış olabileceği konusunda beni endişelendiriyor. Özellikle Beşiktaş'ın bu yaz transfer döneminde yaptığı faiş hatalardan sonra transfere bu kadar uzak kalmış bir Fernando Santos'la çalışılacak olması da bu şüpheleri arttırıyor. Dediğim gibi milli takım teknik direktörleri daha az enerji harcayan teknik adamlar ve Santos da zaten 69 yaşında. Son 3 Beşiktaş teknik direktörü Şenol Güneş, Rıza Çalınbay ve Fernando Santos'un yaşları oldukça yüksek. Ben aksine bu dönemde Beşiktaş'a çok daha idealist, genç ve hırslı bir teknik direktör gelmesini bekliyordum. Öyle olması da gerekiyor çünkü Beşiktaş'ta çözülecek çok problem var. Birinin oturup büyük emek harcaması lazım ekibiyle birlikte.
Çok sayıda gönderilecek oyuncu var. Yerlerine gelecek az paraya oyuncuların çok daha yüksek potansiyelli ve bu yazı alınanlardan çok daha verimli çıkması gerekiyor. Onun için de çok inceleyip çok sık dokunmak gerekiyor. Bunu da 69 yaşında 14 yıldır transfer yapmayan bir hoca ne kadar erinerek yapar, ne kadar yapmaz emin değilim. Mesela Amarti'yi aldıran Şenol Hoca'nın Amarti'yi ne kadar izleyip ne kadar izleyemediğinden emin olamıyorum.
Bu konularda biraz şüpheciyim açıkçası. Fernando Santos'un milli takımda önemli işler yapması Yunanistan'da ve Portekiz'de hem kulüp takımlarında hem milli takımda önemli işler yapması ayrı bir konu. 14 yıldır kulüp takımı çalıştırmıyor olması da bence ayrı bir konu. Gelelim Trabzonspor'a.
Trabzonspor'da konuşmak istedim çünkü 3. sıraya artık yerleştiler ve 4 puanda fark attılar 4. sıradaki Kayseri Spor'a. İyi gidiyorlar. Abdullah Öcü yakın dönemde gelmiş olmasına rağmen tanınan, bilinen bir sima olduğu için Trabzonspor'la artık özdeşleştiği için sanki uzun zamandır oradaymış gibi bir durum yaşanıyor ve bence şampiyon oldukları sezonun taktiğini de kolayca yeni takıma da aşılamış durumda.
Abdülhavcı, Ankara gücü deplasmanında 1-0 kazandılar. Fazlasıyla şampiyon oldukları sezon bir deplasman galibiyeti gibi bir maçtı. O sezon çok ilginç bir durum bu. Trabzonspor puan farkıyla lider giderken bile ligde kalesine en çok şut attıran takımdı. Yani ligde ilk devrenin sonuna gelmiştik. Puan farkıyla lider olan bir takımın aynı zamanda kalesine şut attıranlar sıralamasında da birinci olması çok inanılmaz bir statistikti.
Daha sonra ikinci yarı biraz daha normale doğru evrilmişti istatistikler ve Trabzonspor ligi şampiyon tamamladığında son haftanın ardından kalesine en çok şut attıran 6. takım olarak ligi bitirdi. Trabzonspor'dan daha çok şut attıran 5 takımın 3'ü zaten küme düşmüştü. Zaten genelde böyle olur. Kalesine en çok şut attıran takımlar ligin dibinde olur. En az şut çektiren takımlar da ligin zirvesinde olur. Mesela geçen sene ilk 2'de bulunan Galatasaray ve Fenerbahçe kalesine en az şut
attıran ilk iki takımdı. Bu sene de zirvedeki Fenerbahçe ve Galatasaray yine kalesine en az şut attıran takımlar. Bu hep böyle olur. Yani birçok ülkenin birçok liginde, birçok sezonda liderler kalesine az şut attırır. Ligin dibindekiler de çok şut attırır. Fakat Trabzonspor puan farkıyla liderken bile en çok şut yiyen takımlardan bir tanesiydi. Bence bu bir Abdullah Avcı taktiğiydi ve Abdullah Avcı
birçok büyük takımın aksine savunma çizgisinde oldukça geride kuruyordu. Yani savunma dörtlüsü geride kuruyordu ama asla birbirinden kopmuyordu bu dörtlü. Savunma şablonu bozulmuyordu. Olabildiğince katı bir şekilde yer alıyorlardı dörtlü ve rakiplere bol bol uzaktan şut imkanı veriyorlardı. Bu uzaktan şutlar çekiliyor ama böyle biraz boşluk bulamayınca çekilen şutlar. Biraz böyle zorda kalınıp vurulan şutlardı.
Bu Ankara gücü maçı da tam öyle oynandı. Tam 16 tane şut attılar Trabzonspor kalesine ama sadece 2 tanesi isabetliydi ve çoğu bloklandı veya avuta gitti. O şampiyonluk maçları da öyleydi ve Trabzonspor bunu böyle kurguluyor. Cezasız dışından şuta izin veriyor, savunmayı bozmuyor. Sabit duruyor, sağlam duruyor ve kazandığı toplarla da 2-3 topla planlı geçişlerini yapıyorlar ve bu şekilde de gol buluyorlar. Özellikle böyle zorlu deplasmanlarda Trabzonspor ilk golü atan taraf olursa golü bulup öne geçerse o zaman bu plan çok daha tıkır tıkır işliyor. Bu Ankara gücü maçı da öyle oldu ve golü bulduktan sonra Trabzonspor böyle pozisyonlar da yakaladı. 1-0'lık net bir galibiyet aldı. Uğurcan da bu tip böyle uzaktan şut kaleciliğine daha uygun bir kaleci. Refleksleri daha iyi. Yine o tip bir galibiyet aldılar. Biraz ben Balıkçı'nın ağ atma taktiğine de benzetiyorum bu Abdullah Özen'in taktiğini. Ağı atıyor. Balıkların gelmesini bekliyor. Balıklar biraz geliyor. İşte yavaş yavaş şutlar atıyorlar. Kendilerine çok inanmayan şutlar. Ve dönüşte 1-2 pasla o kontraya yakalanıyorlar. Mesela 2. yerin ortalarında böyle bir şut geldi. Hemen geçiş yakaladılar. Wischar'ın pasında onu açıp karşı karşıya kaldı. Kaçırdı mesela. Tam bunları planlıyorlar. Golü de biraz öyle buldular zaten. Ve 1-0 kazandılar.
Bence ligi 3. bitirecekler. Zaten bunu başka yayınlarda geçtiğimiz haftalarda Trabzonspor 4. 5. iken böyle bir tahminde bulunmuştum bence 3. bitirecekler diye. Şimdi 4 puan fark attılar bence baya bir orayı perçinliyorlar. Bakalım güçlenerek devam ederek ilerleyecekler mi onu da önümüzdeki haftalarda göreceğiz. Şimdi son olarak Alperen Şengü'nden bahsedelim.
Alperen genç basketbolcumuz. 21 yaşında henüz. Giresun doğumlu Alperen. Bir pivot. Ve Beşiktaş'ta da oynamıştı bir dönem. Daha sonra da NBA'ye gitti. Houston Rockers'da oynuyor ve Houston Rockers'ın kendi sahasında geçtiğimiz günlerde Milwaukee Bucks'ı 112-108 yendiği maçta da yine 21 sayı 11 rebound'la double double yapmıştı. Çok iyi bir performans sergiliyor. Performansını günden güne güçlendirerek devam ettiriyor.
Hatta takım arkadaşı Fred VanVleet geçtiğimiz günlerde kendisiyle ilgili bir açıklama yaptı. bir süperstar doğuyor, gelişimine tanıklık ediyoruz, her gün daha iyi hale geliyor. Onunla birlikte oynamak ve onu seyretmek bir keyif. Bizi taşıyan isim o. Bu şekilde devam edeceğiz." dedi. Gerçekten Alperen çok hızlı bir şekilde büyüyor ve All-Star oylamasında da siz de ona oy atabilirsiniz ve All-Star'da yeniden bir Türk basketbolcunun oynamasında rol oynayabilirsiniz.
Oylarınızı 20 Ocağa kadar verebiliyorsunuz. Aksatmayın diyoruz. Hatırlarsınız 2007 yılında Mehmet Okur Old Star'a seçilmişti. İlk ve Türk basketbolcuydu Mehmet Okur. Eğer Alperen bunu bu genç yaşında başarırsa ikinci olacak. Başarılarının devamını diliyoruz Alperen'in de. Bu haftada gündemimiz böyleydi. Dinlediğiniz için teşekkürler. Gelecek hafta yeniden sporun gündemiyle karşınızda olacağız. Görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.