
4.819 kelime · ~24 dk okuma
Herkese merhaba, bu kaydı 26 Aralık'ta alıyoruz. Haftanın en önemli olayı kuşkusuz 12 askerin şehit olması olayıydı. Askerlerin acılı halelerine başsağlığı ve sabır dilerim. Gören gözler için bir şey anlatmak nafile, görmeyenlerin de gözünü açmak pek mümkün görünmüyor. Bu olay ve ardından yaşananlar hakkında çok uzun konuşulur ama
Öyle inanıyorum ki ne sizin buna takatiniz var ne de benim. Ama şunu söyleyelim. Süleyman Soylu. An itibariyle ne durumdadır kendisi? Siyasi itibarı neredeyse iki paralık olmuş.
Halefi Ali Yerlikaya operasyon üzerine operasyon yapıyor ve çökertilen çete liderlerinin soyluyla bir bir fotoğraflara yayınlanıyor. Aylardır kendisinin sesini duymuyorduk. Onu savunan trollerin de sesi çıkmıyordu. Ta ki 12 şehit haberini alana kadar. Mecliste sırılsakı konuşmasını yaparken ne zamandır duymadığımız sesini duyuverdik soylunun.
bırak onu da. Sabahtan beri bak bağırma, bağırma, bağırma. Haddini bil, haddini bil. Terbiyesiz adam. Terbiyesiz adam. Sabahtan beri insanlar konuşuyor. Sen orada bunu zaten tanırız, biliriz. Tükenmiş bizim üzerimizden var olmaya çalışıyor. Dedim ya, gören gözlere göstermek anlamsız, görmeyenin gözünü açmak imkansız diye. İşte tam da Süleyman Soylu gibi siyasilerin rahatladığı, onlar gibilerin konforlu siyaset yapabildiği atmosferler bu tip atmosferler. Kan aktıkça unutturabiliyorlar suçlarını. Nefret iklimi işlerine geliyor. Kandil'deki savaş baronları ise bu atmosferi yaratarak bu siyasete yardımcı oluyor.
Bu siyasette subjektif olarak değil belki ama objektif olarak PKK'nın işine geliyor. PKK'nın seçimden önce nasıl bir misyon üstlendiği ortadaydı. Şimdi de misyon ortada. PKK, varlığıyla bu rejimin ayakta kalmasının gerekçesi oluyor. 21. yüzyılda böyle bir örgütün bölge halklarının hiçbirine fayda sağlamadığını düşünüyorum.
Bu konu tatsız konu, bu nedenle izin verin meseleyi geride bırakalım. Bu hafta yaşanan bir diğer kritik gelişme, Anayasa Mahkemesi'nin Canatalay hakkında ikinci kez ihlal kararı vermesiydi. Süleyman Soylu'nun sesini PKK sayesinde aylar sonra duyduk ya, Canatalay'ın da sesini annesi Şükran teyze sayesinde aylar sonra duyabildik. Haftalık telefon görüşmesini kayıt altına almışlar, bu bölümde de size o kaide dinletmek istedim.
Son nefese kadar Filistin halkının derdini dillendirme iradesini gösteren Hasan Bitmez'in hatırası önünde saygıyla eğiliyorum. Şimdi bu 6 Şubat'tan sonra yani o büyük depremden sonraki iç merkeziye bütçe genel bütçe görüşmesi biraz önce buraya gelmeden Türk iş logosu önünde bir işçinin Türk işçinin asgari ücreti Eski komisyonuna temsilci olarak gönderdiği işçinin konuşmasını dinledim. Sadece benim gibi dinleyen herkesin şiiri dağlanmıştır. Diyor ki o işçi kardeş, çocuğum benden öğretmenler günü için yapılacak faaliyete katkı payı, bu olmak üzere 10 lirayı seni veremedim, 10 lirayı borç almaya gittim.
Türkiye'nin başka gündemi yoktur. Türkiye'nin tek gündemi budur. Türkiye'nin tek gündemi yoksulluğun istismarıdır. Türkiye'nin tek gündemi işçilikte adaletsizliktir, gelirde işitsizliktir, vergide adaletsizliktir, vergide işitsizliktir. Türkiye'nin tek gündemi ölüm atlamak zorunda kalan çocuklardır, yatağı aç diren çocuklardır. Türkiye'nin tek gündemi kamu hizmeti kötü ifa ediliyor diye ya da bir yasa koşullarına teslim ediliyor ya da falanca tarikatı cemaate teslim ediliyor. diye göz güne göre ölüme gönderen insanlardır. Türkiye'nin gündemi budur dedim. Şimdi derdi ne? Büyük ama madem hataylılara bir şey söylemek gerekir şunu söyleyeyim.
Bu genel bütçeyle çözülmesi gereken, konuşması gereken şeylerin hiçbiri yok. Hatay'ı yarın gün takip etmeye çalışıyorum. Hatay'da çözülmesi gereken sorunlar çözülmedi. Altyapı çöktü. Buna ilişkin alınması gereken tedbirler neredeyse on birey olacak. Alınmadı hala. Hatay'da enkaz kaldırmaya ilişkin
Artık yönetim eleştirisi sorunlar çözülmedi, ilerek belirleşiyor. Hatay'da öyle bir altyapı sorunu, öyle bir sıkıntı yaşanıyor ki havalar soğudu, sürekli elektrik kesiliyor, elektrik kesilen yurttaşlar ısınamıyorlar, herhangi bir faaliyet sürdüremiyorlar. Şimdi şunu konuşmak durumundayız. Depremden bu yana son 10 aydır 4 kere, 4 kere İskenderun çok ciddi taşkın mesele yaşadı. Bu geçtiğimiz 10 ay içerisinde buna hiçbir nefret yorumunda bunu konuşmadık. Ve
telefon kesilir. Bu hukuksuzluğa razı gelenle, bu adaletsizliği hazmedebilenle mücadele etmek gerekir. Cenat Alay'ın hakkı artık hepimizin hakkıdır bana kalırsa. Burada artık söz bitti. Fakat gündemin çok enteresan bir tren topik konusu var. Bir televizyon dizisi.
Fox TV'de yayınlanan Kızıl Goncalar gündeme bomba gibi düştü. Hiç duymamış olabilirsiniz, eğer öyleyse bu bölümde bol miktarda spoiler yiyeceksiniz, baştan uyarayım. Eğer diziyi izlemeye niyetiniz varsa önce izleyin, bölümü sonra dinleyin. Yok, izlemeye niyetiniz yoksa gönül rahatlığıyla bölümü dinleyebilirsiniz. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.
Bu bölümde ele alacağımız şey, basit bir televizyon dizisi gibi görünse de aslında hepimizin hayatının içinden bir kesit sunacak bizlere. Dizinin adı Kızıl Goncalar. YouTube'a yüklenen ilk bölüm 4 milyon izlenmeye ulaşmış durumda. Pazartesi günü de ikinci bölüm yayınlandı. Fakat Fox TV'de yayınlanan bu dizi aynı zamanda Türk televizyonlarındaki bir ilk niteliğinde. Çünkü ilk kez bir tarikat hayatı televizyon ekranlarına yansıyor.
İlk diyorum zira daha önce Netflix'de yayınlanan Bir Başkadır ya da televizyonda yayınlanan Kızılcı Şerbeti ya da Ömer gibi örneklerde muhafazakar yaşam tarzı konu edilmiş olsa da Kızıl Goncalar dizisinde ilk kez tarikat hayatı işleniyor. Yani muhafazakar hayattan daha da öteye geçiliyor. Daha önce takva filminde beyaz perdeye yansıyan tarikat hayatı Kızıl Goncalar dizisiyle ilk kez televizyon ekranına yansıyor. Dizi bir zikir sahnesiyle açılıyor.
illallah illallah İlla Allah! İlla Allah! İlla Allah! İlla Allah! İlla Allah! İlla Allah! İlla Allah! İlla Allah! İlla Allah! İlla Allah! İlla Allah! İlla Allah! İlla Allah! İlla Allah! İlla Allah! İlla Allah! İlla Allah! İlla Allah! Muhammeden Resulullah!
Bu ilk olma halinin sınavını veriyor Türkiye. 2023 yılında, yani Erdoğan düzeninin hakim olduğu zamanın tam orta yerinde, tarikat hayatını işleyen bir diziyi tartışıyoruz. Tarikatlar cephesinde diziye karşı ciddi bir öfke hakim. O kadar ki İsmaila Cemaati konuya ilişkin Kızıl Goncalar dizisi son bulmalı başlıklı bir açıklama da yayınlamış. Tarikat çevrelerinden yükselen ses Rütük Başkanı tarafından da duyulmuş ve Rütük Başkanı Ebu Bekir Şahin konuya ilişkin 21 Ağlık'ta bir açıklama da yapmış.
Fox TV'de yayına gelen son diziye ilişkin çağrı merkezimiz aracılığıyla vatandaşlarımızın şikayet bildirimleri tetizlikle kayıt altına alınmaktadır. Tüm şikayetler söz konusu yayın kuruluşunun denetimiyle sorumlu üst kurul uzmanlarımız tarafından incelenmektedir. Tarikat ve cemaat çevrelerinden diziye yönelik tepkiler, devamında Rütü'nün ''İnceliyoruz'' açıklaması, iktidar cenahının kitleleri manipüle etmek için beslediği kanaat önderlerinin tepkileriyle devam ediyor. ''Açın kombiyi'' çıkışıyla hafızalara kazanan Abdurrahman Uzun da diziye vermiş veriştirmiş.
İslam'a bütün hakaretleri yapmalarına rağmen, bütün o kirli, sapıkça düşüncelerini İslam'a mal etmeye çalışmalarına rağmen, son 100 yıldır özellikle operasyon üzerine operasyon yapmalarına rağmen bu milletten imanı ayıramadılar. Peki nedir bunca tepkinin nedeni? Evvela asıl nedene odaklanalım, ondan sonra dizideki olayları sırasıyla inceleyebiliriz. Öncelikle asıl neden şu, çok açık. Bu kadar kapalı yapılar gözlenmekten çekiniyor. Yani konu olmak istemiyorlar. Görünür olmaktan çekiniyorlar demiyorum. Görünür olmak istiyorlar ama gösteren kendileri olmalı. Onu dışarıya ancak kendileri tanıtmalı. Böylece işlerine geleni gösterebiliyorlar. Fakat başkası onların gerçekliğini incelememeli. Bu yüzden görünür olmaktan korkmuyorlar. Gözlenmekten, incelenmekten çekiniyorlar diyorum.
Kendileri dışındaki kesimlerle kurdukları ilişkilerle tüm yetki kendilerinde olsun istiyorlar. Tarikatları dışarıdan bir gözle incelemek, gözlemlemek işlerine gelmiyor. Onlar kendileri dışındaki tüm kesimlere olmadık hakaretler edebilir fakat onlar dışarıdan bir gözle incelenemezler. Fakat Kızıl Goncalar dizisi tam da bu tarikatların hiç de istemediği bir şey yapıyor. Tarikat hayatını uzaktan gözlüyor. Objektif de gözlüyor bu arada. Yani bana kalırsa böyle mesafeli bir tavırları da yok. Objektif bir şekilde konuları ele alıyorlar.
Böylece dizi 10 kusurlu hareketten birini yapmış oluyor ama. Zikir sahnesine bir otobüs sahnesi takip ediyor. Henüz dizinin ilk sahnelerindeyiz. Özgün Hamal'ın canlandırdığı Meryem, kızı Zeynep ve Meryem'in eşi Naim otobüste İstanbul'a doğru ilerlemekte. Bu esnada Zeynep susuyor kız çocuğu, Meryem muavinden su isteyemiyor ama.
kocasına el ediyor. Çünkü izin alması gerekiyor. Fakat Naim de yani kocası da uyumakta. O esnada durumu fark eden muavin Meryem'in yanına geliyor. Su. Naim.
Naim. Naim. Yenge buyur. Su. Tabii yenge. Balık.
Halkın gündelik İslami yaşayışından ayrışan bir anlayışa sahip olduklarını böylece anlıyoruz. Yetişkin bir kadın, muavinden su bile isteyemiyor bakın. Bunun için kocasının yardımına muhtaç. Başka bir erkeğin gözlerinin içine dahi bakamıyor. Sadece su diyebiliyor. Muavin suyu getirince, kocası Naim uyanıyor. Karakusum, susazdın mı sen? He, susazdım. Buyur yenge.
Ne yapıyorsun edepsiz? Ya kocası burada, görmüyor musun? Abi uyudum, yenge... Cık, cık, cık.
Tarikatlarda kadının bundan farklı bir yeri var mı? Tarikat hayatında kadın el üstünde tutuluyor da biz mi yanlış düşünüyoruz? Acaba bu dizi bu haliyle iftira mı atıyor tarikatlara? Ya da dizide işlenen bu olay gerçeklerden uzak mı? Hadi bu olay üzerinden adıyla sanıyla konuşalım. Bir kadın yanında kocası varken yabancı bir erkekle konuşabilir mi?
Yabancı bir erkekten bir şey isteyebilir mi? Mesela su isteyebilir mi? İsmail A. Cemaatinin yayın organı Lale Gül TV'de bu soruya daha önceden cevap verilmiş. Biz şimdi dinleyelim. Bir kadın bir erkekle, bir erkek bir kadınla zaruret miktarı bir soru soracaksa sorar. Ahmet burada mı? Hasan geldi mi? İşte o veyahutta. Efendim Ayşe Hanım orada mı? Gibi. Sordu, cevabı bu kadar.
Kur'an-ı Kerim'de malumunuz Ahzâb suresinde... "...min verâ-yihicâb." Derdi arkasından konuşsunlar, istesinler vesaire. Burada buna dikkat etmek lazım. Mesela bir şey alıp verileceği zaman... ...mümkün mertebe kapı arkasında. Karşılıklı muvâcihenin olması doğru değil. Çok açıktır. Nakşibend ekoli, kadın ve erkeğin kurabileceği ilişkileri son derece detaylı şekilde ele alıyor.
Buna göre bir kadın, yabancı bir erkekle ancak zaruri hallerde iletişim kurabilir. Sohbet edemez, onun yanında kahkaha atamaz, hatta gülümseyemez. Kocası yanındayken bir kadın, bir yabancı erkekten bir şey isteyemez. Bu anlatılarla zihni dolan Naim, karısı Meryem'e gösterdiği tepkide haklıdır. Meryem, yanında kocası varken, yabancı bir erkeğin elinden su almaktadır. Günaha giriyorsun, beni de çağırıyorsun ardına.
Kız harlandı. Su istedi. Beni uyandıracaksın. Bu haliyle kendisinin uyandırılmasını isteyen Naim karakteri çelişkili bir tavır içinde değil. Türkiye'de de hakim konumdaki tarikat düşüncesine uygun hareket ediyor. Evet belki geniş halk kesimlerinin yaşadığı İslam'a aykırı bir davranış bu kadar da olmaz dedirtiyor ama tarikat hayatına uygun hareket ediyor. Dizide resmi bir din görevlisi yok. Dizide dini temsil, adına faniler dedikleri bir tarikat üzerinden anlatılıyor. Faniler kim mi? Hangi cemaat mi?
Hepsi olabilir. Hiçbiri de olmayabilir. Bu haliyle üyelerine faniler denilen bir tarikat ele alınıyor. Biz bu kadarını biliyoruz. Tarikat üyeleri de birbirine fani diye sesleniyor. Bu haliyle menzil cemaatinden alışageldiğimiz bir uygulama dizeye aktarılmış. Menzilciler de birbirine Sofi diye hitap ediyordu. Ama tarikatın adı menzil. Yani söz konusu Kızıl Goncalar dizisindeki tarikata faniler demek doğru değil. O zaman menzilere de Sofiler demeliyiz.
Türkiye'nin menzili bölümüne değinmiştik bu Sofi ifadesini hatırlarsınız. Hadi Sofiler çorbaya, Sofiler çorbaya! Çorbaya Sofiler! Bu nedenle esinlenilen tarikat menzile benziyor. Ama aynısı mı? Aynısı değil. Menzile benzemesinin bir nedeni de tarikatın ata toprağı dediği kasabanın Meryem ve Naim'in geldikleri kasaba olması. Yani ne demek bu? Tarikatın merkezi İstanbul'daki bir cami değil, alışageldiğimizden biraz daha farklı. Uzaktan gelinilen bir yer. İstanbul'a gelinme nedeni de deprem bu arada. Naim ve Meryem ile kızları Zeynep depremden kaçıp dergaha sığınıyorlar.
Bu haliyle İsmailağa, Erenköy ve İskenderpaşa eleniyor. Çünkü onların merkezleri zaten İstanbul. Fakat menzil öyle değil. Menzil Nakşibendi tarikatının Adıyaman şubesi gibi düşünülebilir. Yani menzilin ata toprağı İstanbul değildir.
İsmail Ağa üzerine alınıp diziye ilk tepi gösteren grup olmuş ama bence menzil dizide anlatılan tarikata daha çok benziyor. Ama menzil mi o da değil. Esinlenilmiş diyebiliriz. Neyse bu konu magazinel. Meselemiz hangi tarikatın anlatıldığını tespit etmek değil. Ama şunu bilelim. Bizde adı sanı bilinen tarikatların hemen hepsi Nakşibend'dedir.
Hatta o kadar ki biz Menzil Şeyhi diyebiliriz, diğer Nakşibendliler Adıyaman Şeyhi derler. Çünkü bir şube gibi kavrarlar Adıyaman Şubesini ya da Menzil Cemaatini. O da Nakşihalididir çünkü. Halk TV'de Ayşegül Arslanlı'nın Üstün Mahalli'nin programında Adıyaman Şeyhini Abdülbaki Efendi Hazretleri'nin resmini gösterdiler. Çok alay ettiler. Allah muhafaza etsin. Bir Allah'ın dostuyum. Ben Adi Ali'ye veliyim fakat bir araziyim.
Yani bu meseleyi anlamak istiyorsanız türlü türlü cemaatlerle kafanızı karıştırmayın. Ana gövde an itibari Nakşibend'dedir. Mezil diye ayrı bir cemaat tasarladığınızda kafanız karışıyor. Ama karışmasın. Her ikisinden Nakşibendi, Halidiye kolu. İşte biri Adıyaman'a bakıyor, diğeri Fatih Çarşamba'ya bakıyor. Her birinin merkezi bir cami. İsmaila Cemaat denilen şey de İsmaila Camii.
Her ikisi de aynı kolun ayrı cemaatleri. Nakşibendi tarikatı Halidiye kolu. Neden Halidiye? Çünkü bu ekolün yaratıcısının adı Halid-i el-Bağdadi. Irak Süleymaniye doğumlu, daha yeni sayılır 1779'da dünyaya gelmiş. Onun halifeleri 19. yüzyılda, daha 1800'lerde Anadolu'ya yayılıyor. Misal, İsmail Ağa'nın geçen yıl ölen yarım asırlık şeyhi Mahmut Usta Osmanoğlu'nda şeyhi olan Ahıskalı Ali Haydar,
Halid-i El-Bağdadi'nin halifelerinde. Yani bu kol, 19. yüzyılda Anadolu'daki en yaygın tarikat haline geliyor. Kastamonu'ya gidiyorsun Ahmet Siyah Hazretleri, halifesi. Konya'ya gidiyorsun. Ne diyorlardı? Memiş Efendi. İsmi de var mübareğin. Ben ziyarete gidemedim, daha gideceğim. Her yere gidiyorsun. Doğu zaten bütün onun halifeleri. Hep Halididir. Doğu'daki bütün şeyhler Halid-i Bağdadi'ye çıkar. Yoksa Doğu'da belki de İslam kalmazdı şimdiye.
Hep de Marksistleriniz olurlardı. Hep Halidî tarikatı, Nakşî Halidî kolunun bereketiyle, o seydahların, şeyhlerin bereketiyle şu an bir Müslüman kaldıysa, bu vatan bölünmüyorsa yine Mevlana Halidî'nin bereketi. Gidin bütün tekkelere, hepsi Halidî'dir orada. Bu topraklarda bin yıldır var tarikatlar. Yüzlercesi hüküm sürdü. Bektaşiler, Rıfailer, Kadiriler, Mevleviler… Fakat şunu da unutmamak gerekir. 20. yüzyıla Nakşibendiler damga vurdu. 19. yüzyılda halifeleriyle Anadolu'ya yayılan Nakşi Şeyhi Halide el-Bağdadi bu toprakların kaderine bu haliyle damga vurdu.
Onun öncesinde Anadolu'da onlarca tarikat, dergah, cemaat hüküm sürüyordu. 20. yüzyıla gelindiğinde Anadolu'daki en yaygın tarikat Nakşibendiler haline gelecekti. Cumhuriyet döneminde ise tekelleştiler.
Şu sıralar çok tartışılan Şeyh Said Nakşibendi tarikatı Halidiye kolundandı. Ya da bir başka örnek, Menemen olaylarının sorumlusu Derviş Mehmet Efendi de aynı tarikattandı. Şimdi, sadece bu bilgilerden yola çıkarak Nakşili'yi tamamen vatana ihanet konseptiyle ele almayın. Çok ama çok enteresan bir konu bu Nakşilik.
Lütfen düşünün, Şeyh Said de Nakşi'dir, Şeyh Said isyanını bastıran ordunun genelkurmay başkanı Fevzi Çakmak da Nakşi'dir. Hayda! Misal, milli görüş geleneğini kuran İskenderpaşa cemaatidir, onlarda Nakşi Halid'i kökenlidir. 1969'da milli görüşün ilk partisini kuran Erbakan Hoca da cemaatin efsanevi lideri Mehmet Zahid Kodku'ya bağlıdır.
Sadece Necmeddin Erbakan değil, Milli Nizam Partisi'nin tüm kurucu kadrosu da hemen hemen İskender Paşa'cıdır. 1980'de Mehmet Zahit Kodku ölünce, Necmeddin Erbakan milli görüşü tümüyle bağımsız ayrı bir teşkilat olarak inşa ediyor. Cemaatin 1980'den sonraki lideri Esat Coşan'a biat etmiyor, böylece ayrışıyorlar yani. 8. Cumhurbaşkan Turgut Özal mesela. Nakşibendidir. O da İskender Paşacıdır. Zaten ilk milletvekilli adaylığı da 1977 seçimlerinde Milli Selamet Partisi'nden yani Erbakan'ın partisinden olacaktır. Dolayısıyla 20. yüzyılda Türkiye'nin her şeyine damga vurmuş bir tarikat olarak Nakşibendi hali diye orada duruyor. O halde şunu diyebiliriz. Kızıl Goncalar dizisinde esinlenilen ekol de Nakşibendi hali diyedir.
bilinçli veya değil. Ama Türkiye'de kurgu da olsa bir tarikatın sosyal hayatla kurduğu ilişkiyi el alıyorsanız, o tarikat Nakşibendi Halidiyeden esinlenmek zorundadır. Fanilik de bu ekolün en temel temalarından biridir. Siz faniler, bu dünya için değil, diğer dünya için varsınız. Ananı, babanı, evladını Allah'ın rızasının önüne koyduğun vakit buna değer mi?
Yahu ölecek, bitecek, batacak, olmayacak. E hadi sen de onunla beraber öl o zaman. Ölemezsin ama. E niye? Fani can tatlı. Ey fani, sen burası için yaratılmadın. Şunu artık bir anla. La ühibbel afil.
Aslında son derece ilgi çekici olan bu konu, tarikatların tümüyle içe kapanık yapılar olması nedeniyle yeterince işlenemiyor. Hal böyle olunca, seküler kesimlerin tarikatlar üzerindeki bilgisi safsatalar düzeyinde oluyor. Ama çok büyük bir ekonomiyi de döndürüyorlar aynı zamanda. Örneğin, Türkiye'nin en büyük market zinciri BİM'in sahibi Topbaş Ailesi, Erenköy cemaatini yönetmektedir. Mesela BİM, halka açık bir şirket ve şirketin sahibinin Erenköy cemaatine bağlı olduğunu biz biliyoruz ama Erenköy cemaati hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. Halbuki öyle olunca, BİM'in muhalif karar gazetesine ilan vermesiyle enflasyonun sorumluluğunun 3 arslı marketlere yıkılması arasında bağ da kuramıyoruz. Halbuki bu ikisi arasında muhakkak bir bağ var.
sürekli zam yapan zincir marketlerin FETÖ ile irtibat ilişkisinin titizlikle araştırılması gerektiğine de inanıyorum. Milletimizin sırtına zam kamburu yerleştirmek isteyen her yerde bizi karşılarında bulacaktır. Bu aç gözlülere müsamaha gösterilmemeli. O bağı kuramayınca bugün İsrail'in onca suç ortağı marka dururken, Türkiye'deki İslamcıların neden Starbucks'a taktığını da iyi soruşturamıyoruz. Eskiden köylerde yaşar, tarımla uğraşırdık. Ama son 40-50 yıldır kentlerde yaşıyoruz, fabrikalarda çalışıyor ve ticarette uğraşıyoruz. Fakat geleneksel anlamda tarikatlar modern öncesi çağın kurumlarıydı, yani biz köyde yaşarkenki hayatımıza uyumlulardı.
Hepimizin köyde yaşadığı, tarımla uğraştığı, hayatı boyunca köyünden çıkmadığı, ailesinin de yüzlerce yıldır aynı köyde yaşadığı bir kapalı düzende, tarikatların fonksiyonu ile bugünkü tarikatların fonksiyonu bir değil. Bugünkü tarikatlar, kapitalizme uyum sağlamak için türlü çelişkilerin içine girmek zorunda kalıyorlar. Dizide bu meseleye de atıf yapılıyor. Ana karakterimiz Meryem, yani Özgün Amal'ın canlandırdığı karakter, tarikatın işlettiği bir börekçiye mutfak çalışanı olarak giriyor. Kendisine verilen malzemelerle börek yapmaya başlıyor, beş tepsi yapıyor, fakat tereyağı bitiyor, ondan 20 tepsi yapılması istenmiş. O da işletmenin sahibi İdris Efendi'den tereyağı istiyor. Hayırdır bacım? Tereyağı istedim de. Sana verilenle sana denildiği kadar yapacaksın. Yetmedi. Öbür yağı da yapacaksın.
O usulü bilmiyorum ben. Öğren, öğretsinler. Olur. İyi, tamam. E hadi, vakit takit. Ama kutuların üzerindeki yazıyı değiştirirseniz olur. Ne kutusu? Sattığınız kutular. Üzerinde has tereyağlı yazıyor. Onları değiştirirseniz o zaman olur. Ha, başka? O kadar, o vakit olur.
Tereyağı yerine margarin koyulmasını öğütleyen İdris Efendi, Meryem'den esnaflık dersi alınca tabii hiddetleniyor. Topla pılını pırtını. Seninle mi uğraşacağız? Bana ticaret öğretiyor kadın başıyla. Estağfurullah.
Dizide herhangi bir din görevlisi resmedilmiyor bu arada. Tarikat eleştirel bir dille ele alınıyor. Ama belli ki ana karakterlerimizden birisi de tarikat liderinin torunu Cüneyt. Nasılsın Cüneyt? Sağolun. Cüneyt. Evet, özür dilerim. Cüneyt.
Evet, Cüneyt değil, Cüneyt. Dizimizin belli ki derinlikli bir karakteri bu Cüneyt. Ana karakterlerimizden biri kendisi. Hakkaniyetli biri, adaletli biri. İlk bölümden yola çıkarak ön yargıya kapılmamak gerekir ve belli ki ilerleyen bölümlerde daha iyi bir karaktere dönüşecek. Yani izleyicinin sempatisini kazanacak bir karaktere dönüşecek belli ki.
İzleyen bölümlerde ana karakterlerimizden birine dönüşecek olan bu kişi tarikatın da en önemli isimlerinin başında geliyor. Efendi hazretleriyle yani tarikatın lideriyle düzenli görüşebilen iki kişiden biri bu Cüneyt. Dizi bu haliyle tarikatçılığı hakiki bir yerden ele alma çabası içindi. Yani dışarıdan gözlemiyoruz, doğrudan dergahın içinden gözlüyoruz olan bir teneffüs. Bu da zaten diziyi daha enteresan hale getiriyor. Dergahın içinde de Efendi Hazretleri bir numara, tartışmasız. Yani o kadar ki onun kapısı yüz sürülen bir yer ama biz Efendi Hazretlerini görmüyoruz. İşte bu Cüneyt Efendi Hazretleri'nin torunu. İşte burada kısa bir ara verelim, ondan sonra devam edelim.
Söz konusu bu dergahta resmi bir din görevlisi yok. Dergahın dışında da dizide bir din görevlisi canlandırılmıyor. Yani bir cami imamı, bir müftü vs. görmüyoruz. Bu dergahın içindeki meseleleri izliyoruz. Fakat Mil Diyanet Sen talihsiz bir basajlaması yaparak dizinin din görevlilerini kötü gösterdiğini ifade etmiş. Din görevlilerimizi ahlaksız yayınlarınıza alet ederek neyi amaçlıyorsunuz?
Bizler Nil Diyanetsen olarak ısrarla savunduğumuz Rütük'te ahlak denetim kurulu kurulması teklifini tekrarlıyor ve yetkililerimizi bu konuyu acilen gündeme almaya davet ediyoruz. Mil Diyanet Sen bir tür sansür kurulu talep ediyor ama dizide resmi anlamda herhangi bir din görevlisi canlandırılmıyor. Yani dizide ikinci bölüme de dahil ederek söylüyorum hiçbir cami imamı ya da müftü bir anlamda resmi bir görevli görmedik. Böyle kimse yoksa o zaman nasıl kötülenebilirler? Ha neyden tetiklendiler peki bu kişiler? Orayı da anlatalım. Orada da fol yok, yumurta yoksa ne oldu da böyle tetiklendiler? Aslında fol da var, yumurta da var. Tetiklenecek çok şey var da hedef göstermez için meşru bir dayanağınız olması lazım. Yani ne diyeceksiniz? Biz diziye kıl olduk, biz bu diziyi kaldırın çünkü bu dizi bizi gözlüyor, rahatsız olduk diyemezsiniz. Meşru bir dayanağa ihtiyacınız var.
O dayanak da şu oldu, gelin anlatayım. Şimdi bizim bu ana karakterimiz Cüneyt'e, dergahın yetkilisi Sadi Hüdaye Efendi'nin kıza aşık. Bu kızımız dergahın kız çocuklarının öğretmeni bu arada. Dergahtaki kız çocukları tabi okutulmuyor, okula gidemiyorlar. Bunların eğitimini yine dergâhtan öğretmenler üstleniyor. İşte bu öğretmenlerden biri de bu bahsettiğimiz kız. Bir vesileyle genç ve yakışıklı Cüneyt karakola düşünce, bu öğretmen kız endişeli bir gün geçiriyor. İşte arkadan enteresan gergin müzikler falan duyuyoruz. Endişeli işte yani bunu anlıyoruz. Aşık olduğu çocuk karakola düşmüş anlayabiliriz. Neyse, kız çocuklarıyla bu bizim öğretmen dersteler, çocuklardan biri Kur'an okuyor, bir anda genç ve yakışıklı Cüneyt'i görüyorlar.
Cüneyt Efendi geldi! Bana baksana sen! Sen nasıl Kur'an'ı bölüyorsun? Nasıl sadaka oluyor nezimde birden kalkıyorsun? Geç yerine! Geç! Geçin yerinize! Size ne Cüneyt Efendi'den? Size ne?
İşte tam da bu anda Cüneyde Meftun genç öğretmen çocuklardan birine tokadı yapıştırıyor ve biraz önce dinlediğiniz şekilde azarlıyor. Diziyi hedef gösterirken kullanılan dayanak bu. Ne var burada, nereye tutulmuşlar diye düşünebilirsiniz. Yani Kur'an eğitimi sonrasında gösterilen bir şiddet var. Vay diyorlar, şiddet olur mu? E oluyordu. Peki niye tepiyi gösteriyorsunuz? Şöyle manipüle ediyorlar meseleyi. Sosyal medyaya şu şekilde lanse ediyorlar. Kur'an kursunda öğretmen çocuk dövüyor.
Ya burası Kur'an kursu değil ki. Burası yasa dışı bir yer. Neden Kur'an kursu diyorsunuz? Yandı gülüm keten elva. Tabii herkes kışkırtılmış oluyor. Çünkü hepimiz biliriz Kur'an kurslarını. Mahallenin camisinde açılır. Yazları çocuklar bir ay gider Kur'an kursuna. Veli kendisi teslim eder. Çıkışta caminin bahçesinde top falan oynanır. Fakat dizide işlenen tema Kur'an kursu değil. Bu çocuklar dergâhtan dışarı bile çıkamıyorlar. Öğretmen de cami imamı değil. Bakın durum şu. Okula gönderilmeyen çocuklar var.
Bu çocuklara dergâhta din eğitimi veriliyor, bu din eğitimi sırasında yaşanan ve dramatik arka planda size anlattığım bir olay bu. Fakat, Aç'ın Kombi'yi çıkışıyla milyonların tanıdığı Abdurrahman Uz'un diziyi şöyle hedef göstermiş. sahnenin içerisinde Kur'an kurslarında okuyan çocuklar var. Şimdi bakın bu diziler bu dönemde niye yapılıyor biliyor musunuz arkadaşlar? Şu anda Türkiye'de önceki yıllara nazaran çok ciddi oranda aileler çocuklarını Kur'an kurslarına gönderiyorlar. Okullarda özellikle muhatiplerde hafızlık eğitimleri yapılıyor. Bugün Türkiye'nin dört bir tarafında her ilde
Hale bak. Sirke döndü memleket. Tren topu dinleyen çok sayıda dinler insan var. Onlara selam olsun. Gözünüzü seveyim şu heriflerin gazına gelmeyin. Bir de paniği görüyorsunuz değil mi? Ya bu neyin paniği? Ne olur yani? Alt tarafı bir dizi. Takıldığınız şeye bak. Çocuğa vurulmuş, Kur'an kurslarında çocuğa vuruluyormuş gibi gösteriyormuşuz.
Sinsiliğe bak. Milyonlarca insanı kışkırtmak için uydurdukları yalana bakın. Şimdi soralım. Yüreğiniz yetiyorsa deyin ki, yoo tarikatlar kız çocuklarının eğitimine engel olmaz. Hadi böyle deyin. Alın gözünüzün önünde kız çocuklarını okula göndermeyen bir getto var. Hem de öyle çevrede, uzakta, diyarlarda da değil. İstanbul'da, Fatih ilçesinde, Çarşamba'da. Hadi gidin.
Buradaki İsmail Ağa Camii'nde görev yapan Mahmut Usta Osmanoğlu, yıllarca bunu öğütledi cemaatine. Kızlar katiyen orta, lise, üniversiteye gitmez İsmail Usta. Bunu tekrar tekrar söylüyorum size, avanaklık etmeyin. 224 bin peygambere gidip tanışsanız, 104 kitabı arasanız bunun fetvası yoktur. Siz melek gibi, nur gibi çocuklarınızı, kızlarınızı nasıl o gibi yerlere teslim edersiniz? Ama buna hiçbir şey demeyen ya da diyemeyen İslamcılar son derece haksız şekilde bu sahne üzerinden diziyi hedef alıyorlar.
Çünkü ele alınırken hiçbirimizde olmayacak derecede yüksek bir saygı hak ettiklerini düşünüyorlar. Halbuki bir Kur'an kursu değil, bir tarikat medresesi orası. Dolayısıyla eleştirilen devletin resmi din görevlileri değil, yasa dışı bir faaliyetin elemanları. E ona da eleştirelim bir zahmet.
Deyin ki olmaz öyle şey. Burada eğitim birliği var. Eğitim işi kamu tek elindedir. Yoo, oluyor. Anadolu'nun her yeri medreselerle dolu. Bu medreselerde de pedagogik bir eğitimden geçildiğini savunan var mı? Dayak, tokat, hafifçe vurma... Bundan 30 yıl önce devlet okullarında bile vardı. Medreselerde yüzyıllardır var.
Ne oldu da 2023'te din eğitimine yeni bir yorum mu geldi? Artık dayaktan vaz mı geçildi? Mil Diyanet Sen'in din görevlisi dediği kişiler yasa dışı bir sübyan okulunda çalışıyorlar. Böyle sübyan okullar ülkemizde yoktur diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsunuz. Ama diziye Kur'an kursu burası. Tokat atan da din görevlisi diye tepiyi gösterebiliyorsunuz. Manipüle ediyorsunuz sinsice. Sadece o değil. Tarikatta yaşanan olumsuz bir olayı televizyon ekranına taşıyanların asıl derdi tarikatlar da değil. Çünkü asıl derdi İslam. Arkadaşlar bu kızıl goncalardan neyse artık tamamen İslam düşmanı. Onlar tarikattan yola çıkıyorlar da dertler İslam'la. Daha ne sahneler çıkacak? Bak görün. Rabbim celle celaluhu reytiklerin yerin dibine batırsın ağabey.
Gerçi bunlarda para çok. Bunları dizi reyting almasa bile sürdürürler. Niye? Tabii tarikatları bitirelim kardeşim. İzlenmiyor, para gelmiyor. Olsun baba. Rabbim cellece bunları bizlerden def eylesin amin. Rabbim cellece uzak eylesin amin. Bunları hak ettiği yerde haş eylesin amin. Birkaç soruyu sıralayalım. Üzerine konuşulamayacak bir hadise midir tarikatlar? Eğer üzerine konuşulamayacak bir hadise ise, başka böyle hadiseler var mıdır? Neleri konuşmak yasaktır mesela? Eğer her şeyin üzerine konuşulabiliyor ve tarikatlar üzerine konuşamıyorsak, tarikatların ayrıcalığı nedir? Bu ayrıcalık hangi yasada, hangi kitapta yazmaktadır? Denebilir ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti her dini görüşe saygılıdır.
İnsanlar dini inançların çerçevesinde bir araya gelmekte, inançlarını yaşamakta özgürdür. Her dini inanca mutlak bir saygıyı tesis eder devletimiz. Eğer böyle bir yaklaşım içindeysek, o halde Erem Şentürk adlı gazetecinin Noel Baba hakkında söylediklerini nereye koyacağız? Noel Baba dediğiniz kimdir? Karakter olarak bir çocuk sapığıdır, pedofilidir. Evlere girer, gece çocuklara tecavüz eder. Çocuk tecavüzsüz bir adamdır Noel Baba. Bu adam kutlanır mı? Bunun günü kutlanır mı yani?
Bir yanda tümüyle hayatımızın orta yerinde duran bir gerçeği işleyen bir dizi. İslam'a hakaret başlığıyla servis ediliyor bu dizi. Diğer yanda Hristiyanların Aziz diye bildikleri Aziz Nikola'ya ya da Nuhal Baba'ya alenen hakaret edilebiliyor. Kimse dine saygıdan bahsetmiyor. Kimse toplumun bir kıspının dini duygularını alenen aşağılamak suçundan yargılanmıyor. Aman diye ayağa kalkıyor İslamcılar.
Hepsini toplasanız memleketi marjinal bir azınlığa ediyorlar. Fakat geniş kesimleri kışkırtmaları, arkalarında toplamaları lazım ya, Kur'an kursu diyorlar. Yasa dışı din eğitimi diyecek halleri yoktu. Yahu yasa dışı bir yer orası. Yoktur böyle yerler de diyemiyorlar.
Küçücük çocuklar okula değil, bu yasa dışı medreselere gönderiliyor. Buralarda başlarına türlü türlü işler geliyor, hiçbirinin gıkı çıkmıyor. Ama kıytırık bir dizide, yasa dışı bir tarikat medresesinde çocuğa tokat atılınca, ooo, ortalığı birbirine katıyorlar. Bu kadar hassaslar ama Şanlıurfa'nın menzil tarikatına bağlı bir medresesinde ölü bulunan Abdülbaki Dakak'ın neden öldüğünü sorgulamazlar bile. 12 yaşında bu çocuk medresede gördüğü muamele yüzünden iki kez medreseden kaçmış, sonunda kendisini asarak intihar etmiş ya da belki de öldürülmüştü. Akıbetini bilemiyoruz. Şanlıurfa'nın Haliliye ilçesinde 12 yaşında bir çocuk üç gündür kayıptı. Kaldığı yatılı Kur'an kursuna yakın bir yerde ölü bulundu. İddiaya göre 12 yaşındaki Dagak bir yıl önce ailesinin zorlamasıyla Menzil Tarikatı mensuplarının kurduğu Semerkant Vakfı'nın denetiminde olan medreseye gönderildi. Hem medresede hem de mahallede bulunan ilk öğretim okulunda eğitim görüyordu. Bir yıl içinde
İki defa kaçarak eve gitti. Ancak ailesi tarafından zorla geri getirdi. Tarikatların elindeki kaçak yurtlardaki cinsel istismar suçu artık vaka-i adiyeden sayılıyor, biliyorsunuz. Bu olayları sorgulayan gazeteciler de İslam düşmanı ilan ediliyor. Ve bir gün, bir TV dizisinde, bir kaçak medesede, bir çocuğa tokat atılıyor ve tüm bunlara tek ses etmeyi aklına bile getiremem bir guruh ayaklanıyor. Nasıl tokat atılırmış? Ya bizi nasıl gösteriyorsunuz böyle? Yahu tokadı bırakın, ölen, tecavüze uğrayan çocuklar var. Fakat umurlarında mı?
Bak yine bir film programıyla Müslümanları aşağılamak, kötülemek ve dizide bir sahne geçiyor. Kız Kur'an kursu, bir erkek hoca geliyor, o sahneyi gösterdiler. Kızların hepsi cama gidiyor. Yani küçücük kız çocukları bir erkeğe bakmaya çalışıyor. Görüyor musun ahlaksızlığı? Benim arkadaşlarımın kız Kur'an kursları var, kapısına yanaşamıyoruz biz. Peki
toplumumuz tarikat ve cemaatler hakkında nasıl bir yargıya sahip? Sonuçta siyasal iktidar tümüyle bu yapıların arkasında konumlanıyor. Bu durumda bu yapıların toplumun geneline hitap ediyor olması lazım değil mi? Hayır. Öyle olmuyor. Ankara Enstitüsü'nün Türkiye'de dindarlık algısı başlıklı çalışmasından birkaç veri sunacağım sizlere. Buna göre toplumumuzun yarısından çoğu dinini ailesinden öğreniyor.
%20'si ailesinin yanında kendisi de araştırmış, öyle öğrenmiş. %15'i kadarı camide öğrenmiş, Kur'an kurslarında. Sadece %3.3'ü cemaatlerden öğreniyor dini. Yani bu cemaatler olmasa memleketin %96.7'si zaten dinini biliyor. Sadece %3.3. Son derece marjinal bir grup bunlar. Tarikatları güvende ölçülmüş. Sorulmuş, tarikatlara güveniyor musunuz?
%59.5 bakın %59.5 kesinlikle güvenmem diyor. Sadece %13.9'u güvenirim diyor. Geri kalanlar ne güvenirim ne güvenmem diyorlar. AKP seçmeninde güvenirim diyenlerin oranı bile %28'i geçmiyor. Bu araştırmayı yapanlar da muhafazakar isimler bu arada. Yüzlerce yıldır bu topraklarda olan ama kente göç, sanayileşme ve kapitalizme entegrasyonla birlikte çürüyen, yozlaşan, holdingleşen yapılara dönüştü tarikatlar.
Ve çok açık ki toplumumuzun antipatiyle yaklaştığı yapılar bunlar. Yani toplumumuz içinde de bir karşılıkları gerçek anlamda yok. Hayatta kalabilmelerin tek nedeni siyasal iktidardan gördükleri destek. Ve görüyorlar. Okullara sokuluyorlar, müfvedata müdahale edebiliyorlar, çocuklara manevi danışman yapılıyorlar ama yine de sevilmiyorlar.
Fakat yine de destekleniyorlar. O kadar ki Milli Eğitim Bakanı, tarikat ve cemaatlerle yapılan protokolleri, onlar çocukların dağa çıkmasını engelliyorlar diye savunabildi. Sayın Vekil, o sizin yaşadığınız Türkiye, eski Türkiye ora bitti. Vedalaşın, uyanın, uyanın. Türkiye artık bambaşka bir ülke. Bakın, Milli Eğitim Bakanı şu anda 2023 yılı itibariyle
geçerli iki bin yedi yüz dokuz tane protokolümüz var. Bunların içerisinde sizin tarikat, cemaat dediğiniz bizim STK dediğimiz yapılarla toplasanız on tane on tane protokolümüz vardır. Ve ben bu protokollerden dolayı bu protokollerle bize hizmet eder, bize destek olanlara da teşekkür ediyorum. Onlarla da protokol yapmaya da devam edeceğiz. Çünkü onlar çocukların dağa çıkmasını engelliyor. Onlardan siz bunun için rahatsızsınız. İnsanın zihni, karşıtlıklar üzerinden tanımlar fikirlerini. Karşıtlık kurduğunuz fikir ne kadar nitelikliyse, insanın zihni de o kadar derinleşir. Yani, esaslı bir ideolojiyi eleştirmek için sizin de esaslı bir ideolojiye sahip olmanız gerekir.
Fakat Türkiye'de İslamcılık öyle pespaye, öyle sığ, öyle vasata hitap eder hale geldi ki bu bizi de çürütüyor. Yani bunu eleştirmek de çok zor. Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Umarım Müslüman halk kesimleri ya da hiç değilse bu kaydı dinleyen dindar insanlar bunların kışkırtmalarına aldanmaz.
Bu ülkede bir arada yaşayabilmemizin yolu bu kışkırtıcılardan kurtulmaktan geçiyor. Aksi halde geleceğimiz endişe verici durumda. E korkuyor musun? E korkmamak elde değil.
Bu korkmamazlığım ile, bu korkmamazlığım ile Vallahi bala, billahi bala, tillahi bala Nerede bir yobaz görürüm, nerede bir softa görürüm Nerede bir bolla görürüm, korkurum bala, korkurum bala, korkurum Dalgalı fikirlerinden, riyaka sikirlerinden Korkurum bala, korkurum bala, korkurum bala Vallahi korkuyoruz, billahi korkuyoruz. Dalgalı fikirlerinden, riyakar zikirlerinden korkuyoruz. Türkiye bir Nakşihalidi cehennemine döndü. Peki nasıl oldu da yüzlerce tarikat içinde devlet gücünü Nakşihalidiler arkasında topladı? 20. yüzyıla neden ve nasıl damga vurdular?
Bu konuları siyaset bilimci Behlül Özkan'la konuşacağız. Son derece ilgi çekici bu sohbeti bir sonraki bölümde dinleyebilirsiniz. Bu bölümün bir ek paketi gibi düşünün lütfen. Normal şartlarda yıl sonunda o yılı özetleyen bir almanak yayınlıyorduk.
Geçen yılda yapmıştık. Fakat bu yıl bir almanak yapsak, 2023'ü özetlesek, hepimiz depresyona girecek haldeyiz. O yüzden bu yılki almanağı lütfen es geçelim, siz de beni affedin. Ne sizin dinleyecek haliniz var, ne benim yılın olaylarını özetleyecek takatim kaldı. Hele ki 6 Şubat. Tren Topi'yi Podbimedia ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar din tüccarlarının oyununa gelmemenizi dilerim. Yeni yılınızda kutlarım. Hoşçakalın.
Çeviri ve Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.