Podcast

340: Trend Spor: Hakem Linci ve Yeni Şampiyonlar Ligi

Trend Topic

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Süper Lig'deki yumruk skandalını, temsilcilerimizin gruplardaki son maçlarını ve değişen Şampiyonlar Ligi formatını ele aldığımız bu bölümde Türk takımlarının yakın geçmişte sergilediği Şampiyonlar Ligi grup performanslarına da yer ayırdık. Keyifli dinlemeler!



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.319 kelime · ~17 dk okuma

Trenspor'dan herkese merhabalar. Bu hafta farklı konularımız var. Bir tanesi maalesef hakeme saldırı. Ankara Gücü Kulübü Başkanı Faruk Koca'nın Hakem Halil Umut Meler'e yumruk atması. Biliyorsunuz bütün hafta gündem oldu. Buna biraz değineceğim. Onun dışında temsilcilerimiz Galatasaray Fenerbahçe ve Beşiktaş Avrupa'da maçlarını oynadılar.

Avrupa'da yollarına devam edecek Galatasaray ve Fenerbahçe. Bu maçları da konuşacağız. Aynı zamanda temsilcilerimizin bu sezona kadar Şampiyonlar Ligi gruplarında yaşadığı serüvene de bir göz kestirmek istiyorum. Şampiyonlar Ligi'nde bundan sonra neler olacak bunları konuşacağız. Vakit kaybetmeden başlayalım.

Öncelikle herkesi sarsan yumruk olayı. Ankara Gücü Kulüp Başkanı Faruk Koca, Ankara Gücü Rize Spor maçı bir bir berabere bittikten sonra maçın son düdüğünün ardından sahaya giriyor, yanındaki yönetici arkadaşlarıyla birlikte hakemin üzerine yürüyorlar ve direkt olarak hakem Halil Umutmeler'in yüzüne yumruk atıyorlar. Halil Umutmeler bir şoku vuruyor, yere düşüyor ve yerdeyken de yönetici arkadaşları Halil Umutmeler'i, hakemi tekmelemeye devam ediyor. Bu olay infial yarattı toplumda ve Herkes bu konuyu konuştu, beklediğimden daha büyük bir öfkede oluşturdu. Ve fakat bu yoğun konuşma durumu bence yanlış okumaları da beraberinde getirdi. Genel olarak insanlar bu konuyu neresinden tutacağını bilememiş olabilir.

Transkriptin tamamını oku

bir süredir devam eden, hakemle alay etme, bütün suçları hakeme yıkma, hakemlerin çok kötü olduğunu her defasında tekrar etme gibi işler yapan Türk spor kamuoyu veya işte hemen hemen herkes, ya biz hakemlere sürekli yüklendik yüklendik dedi ve belki biraz vicdan yaptı. Hatta o yüzden mesela Fenerbahçeli ve Galatasaraylı arkadaşlar böyle sürekli kedi köpek gibi birbirlerine girme vasıtasıyla her konuyu oradan ele aldıkları için de bunu da şöyle değerlendirdi. Mesela Fenerbahçeliler dedi ki, Erden Timur geçen sene böyle çok sert açıklamalar yapmıştı, hakemleri hedef almıştı ve bu ligi bitirtmeyiz demişti biliyorsunuz. İşte bunları zamanında söylerseniz sonra böyle olur gibi açıklamalar yaptı. Galatasaraylılar da Fenerbahçeliler için bu hakemleri tokatlayın dedi, işte AVM'de gördüğünüz yerde fotoğrafını çekin, rahatsız edin gibi açıklamaları oldu Ali Koç'un.

İşte bu açıklamalardan dolayı buraya geldik diyor Galatasaraylılar da Fenerbahçeliler için. Bu açıklamaların hepsi çok yanlış. Zaten Erdentimur özür de dilemişti geçen seneki açıklamasından dolayı. Bence Ali Koç da özür dilemeli. Tüm bu açıklamalar son derece yanlış. Türk futbolundaki hakem odaklı iklim de son derece kolaycılık ve yanlış buluyorum.

Ben bir futbol yorumcusu olarak hakem konuşmaktan tamamen kaçan biriyim. Buradaki tren sporda da biliyorsunuz hakemin gündem olduğu haftalarda dahi hakem konuşmamaya özen gösteriyorum. Çünkü bence işlerini en rahat yapamayan meslek Türkiye'de ve herkes hakem hocası gibi takılıyor. O yüzden ben ekstradan hakem konuşmak istemiyorum. Genel olarak kariyerim boyunca da öyle davranıyorum. Hakemlere karşı gösterilen tavırdan da hiç memnun değilim ve haksız olduğunu da düşünüyorum her zaman. Fakat bu olayın hakeme karşı oluşturulan iklim yüzünden gerçekleştiğini de hiç düşünmüyorum. Bu aksine bizzat federasyon başkanı tarafından da bir kaçış yöntemi olarak kullanıldı bu durum.

Ve dedi ki işte siz böyle böyle konuşursanız televizyonlarda böyle böyle konuşulursa öyle öyle şeyler söylenirse tribünler böyle böyle derse hakemlere en sonunda çıkar biri yumruk atar diyor. Fakat o çıkar biri yumruk atar denen kişi herhangi biri değil ya. Yani bu yanlış okuma oradan geliyor. Yani bu yumruğu Ankara Gücü tribünlerindeki 15 yaşında bir ergen bir çocuk çıkıp da sahaya girerek atmadı. Zaten öyle bir eylem gerçekleştirmek istese 15 yaşındaki bir çocuk arkasından 10 tane de polis koşturuyor olurdu.

Belki yine de genç olduğu için, hızlı olduğu için birine yetişebilir veya birine vurabilirdi. Biliyorsunuz geçen sene oldu Joseph olayında Beşiktaş-Ankara gücü. Daha doğrusu Ankara gücü Beşiktaş maçında oldu. Fakat bu öyle bir olay değil. Yani öyle bir olay da olabilirdi ve bu iklim hakikaten öyle bir olaya da götürebilir. Tribünden kendini bilmez birileri çıkabilir veya Ali Koç'un dediği gibi AVM'de birileri bir hakemi yakalayabilir ve hiç istemediğimiz şeyler olabilir. Ve bunların da olması gerçekten bu yüzden futbol ikliminin yanlışlığı yüzünden olabilir. Fakat bu olay bahsedilenden, bu okumadan çok daha bağımsız bir olay. Bu olay bir kulüp başkanı tarafından gayet statüsü, aklı yerinde olan bir kişinin şiddet uygulaması olayı. Bu olayı ne spor kamuoyuna, ne yorumcuların hakemleri eleştirmesine, ne tribünlerin hakemleri küfür etmesine falan bağlayamazsınız.

Bu olay şu, kendisini çok güçlü gören ve her şeyi yapabileceğini düşünen birinin gidip de hakemi yumruklaması ve buna izin veren güç de siyasetten geliyor. Yani bu konuyu Ozan zaten gelecek hafta Trend Topik'te işleyecekmiş, bu da isabet oldu bence. Çünkü bu konu spordan çok siyasetin alanına giriyor. Biliyorsunuz Türkiye'de siyasiler çok uzun süre spora siyaseti karıştırmayın diye tepki koyarken birçok kulübün başkanı direkt siyasetten atandı. Ve en nihayetinde bu kulüp başkanları daha önce görülmemiş şekilde bir cesaret gösterip, bir kendini bilmezlik gösterip bu tip olayları şimdi de karışıyorlar. Şöyle ben geçen sene Ümraniye Spor Ankara Gücü maçını yerinde izledim. Ankara Gücü yöneticileri sürekli hakeme küfür ediyorlardı. Son derece öfke doluydular ve ligin son haftalarıydı Ümraniye Spor da küme düşmüştü. Hatırlıyorum en sonunda bir Ümraniye Spor yöneticisi yahu beyler biz zaten küme düştük lütfen biraz sakin olun falan dedi.

Fakat onlar da bizim sizinle bir işimiz yok zaten kardeşim falan deyip tekrar böyle coşkun bir halde tavırlar sergilemeye devam ettiler. Bu seneki maç Kasımpaşa-Ankara gücü maçı. Yine İstanbul'da oynanan ve yine benim basın türbünde olduğum bir maçta. Yine Ankara gücü yöneticilerinin böyle küfürler ve agresif tavırlar sergilediğini tanık oldum. Ve maçın son dakikasında da Kasımpaşa bir gol atınca Kasımpaşalı yöneticilerle Ankara gücü yöneticiler birbirine girdi.

Tekme, tokat vs. biliyorsunuz. Şimdi bu olaylar yaşanıyorken bir önceki sene Ankara Gücü Beşiktaş maçında tribünler girmiş sahaya. Hadi bu tribünlerle ilgili bir olay. Fakat benim bahsettiğim örnekler Ümraniye Spor ve Kasımpaşa maçındaki örnekler az önce bahsettiğim bir takım yöneticilerin sağa sola saldırmalarıyla alakalı. Yani doğru okuma bu.

Yani geçmişte de siyasetin gücünü arkasında hisseden kulüp başkanları çokça oldu. Fakat sahaya girip hakem dövenini, hakem yumruklayanını da ilk defa görüyorum. O yüzden bu konuyu Ozan'ın incelemesi çok daha doğru oldu. Gelecek hafta onun da yorumlarını ayrıca merak ediyorum. Şimdi futbolun tatsız tarafını bir kenara bırakalım ve Avrupa'da bizi temsil eden üç büyük takımımıza yönelelim.

Öncelikle Galatasaray şampiyonlar liginden elendi. Deplasmanda son maçını Kopenha'ya karşı oynadı son hafta. Ve 1-0 mağlup oldu. Bu mağlubiyetle ilgili kısa bir değerlendirme yapacak olursam benim beklediğim bir sonuçtu. Yani en azından galibiyet beklemiyordum. Bence maçın hakkı da beraberlikti açıkçası. Galatasaray yine biraz fazla gol kaçırdı. Ama dediğim gibi Kopenha'nın da kaçırdığı goller var. Ve bence maçın hakkı beraberlikti. Ve beraberlik de Kopenha'nın istediği bir sonuç oluyordu. Yine Galatasaray Avrupa ligine gidebiliyordu. Açıkçası burada galibiyet alınamamasının bence birinci nedeni hem Ziyeh'in hem Zaha'nın tam form tuttukları dönemde yani yaklaşık 2-3 hafta önce Hatay maçlarıyla bir form tutmuşlardı. Son olarak Ziyeh Pendik maçında da golünü atmıştı. Goller atıyorlardı, bir ritim yakalıyorlardı geldiklerinden sonra ilk kez seviyelerini yükseltmişlerdi ve bu maç öncesinde ikisi birden tekrar sakatlandı. İkisi de Galatasaray'a geldikten sonra ikişer kez sakatlanmış oldu ve maç ritimleri sıkıntılıydı. İşte zaten zaha ağrısıyla oynamış, ziyehte yarım saat oynayabilmiş vs. Icardi uzun süredir sakatken iğneyle oynadı ve işte belli bir fitlik düzeyinden uzaklaştı. O da çok formda bir dönemden geçmiyordu. Üstüne bir de savunmanın en önemli isimlerinden Davinson Sanchez de yine sakatlıktan dönüyordu.

En zorlu deplasmanlardan bir tanesi olan Kopenhag'dan galibiyetle çıkmak zaten bence biraz pozitif bir beklentiydi. Kopenhag'da çok iyi bir takım, Avrupa'nın en çok koşan takımı, en iyi kapalı savunma yapabilen takımlarından bir tanesi ve beraberliğin onlara yarayacak olması yani maçın başından sonuna kapalı savunmalarını devam ettirebilecek olmaları Zaten Galatasaray'ı aslında maça 1-0 yenik başlatıyordu. Bence yani. Bir de üstüne ikinci gol yendi. İkinci yarının 55-60'cı dakikaları arası. Bu da hep yaşanıyor. Çünkü ilk yarıda takım kendini zorluyor. Belli bir yorgunluk oluyor. Bir 15 dakika arada bir dinlenme molası oluyor oyuncular için. Ve ondan sonra ilk değişiklikler, hemen hemen her takımın en çok yaptığı dakika 55-60 aralığı. Bunun sebebi şu. Yorulan oyuncular dinleniyor belli bir 15 dakika devre arasında. ikinci araya başladığında 55-60 arası tekrar gücünü veriyor. Fakat 55'ten sonra yorulanlar düşmeye başlıyor. Siz eğer o 55'ten sonraki değişiklikleri uzatırsanız 60'lara doğru, o 3-5 dakika içinde yorulanlar ciddi anlamda oyundan düşebiliyor ve 1-2 kişi eksik gibi oynayabiliyorsunuz 55'ten 70'e kadar olan arayı. Eğer değişiklikleri doğru yapmazsanız. Ve maalesef Galatasaray Şampiyonlar Ligi gruplarında bunu 3.-4. kez yaşıyor. 55'ten sonra birkaç oyuncu düşüyor.

Aslında yani Mertens ve Ziyehy'i yanıma çağırdığımda tam oyuna girerken maçta 0-0'da 55. dakikada çağırdık. Yaklaşık 58. dakikada girebildi. Galatasaray zaten kendi limitlerini zorlayan bir takım. Yani Kopenhag 126 kilometre koşarken Galatasaray 116 koşmuş. Arada çok büyük bir fark var diyeceksiniz ama Türk takımları bu seneye kadar 105-106 kilometreleri zor geçiyordu.

116 aslında bir Türk takımı için çok iyi bir koşu mesafesi. Fakat takım da bunu ilk senesinden bu kadar yapabiliyor ve çok alışkın değil. Ve belli oyuncular düşüyor. Mesela Zaha gibi, Ziye gibi o bahsettiğim isimler. Ziye zaten bu maçta sonradan girdi. Icardi, Zaha... Bunlar zaten sakatlık vs. problemleriyle ağrıyla oynayabilen vs. oyuncular. Kaan Ayhan bir stoper, orta sağ oynatıyorsunuz, belli bir yere kadar koşabiliyor.

Anhelion'un fizik kalitesi vs. derken Galatasaray düşüyor ve bunu tekrar yaşadı ve tam o düştüğü anda tekrar oyuncu değişikliklerine hazırlanırken gol yedi. Bence burada bir geç kalma durumu oluyor. Ama dediğim gibi bence rezavantajlıydı. Çok fazla orta kesildiği için eleştirenler var. Ben orta kesilmeyi bir zorunluluk olarak okuyorum, bir tercih değildi. Yani Okan Buruk ve Galatasaray'da orta keselim, bu takım en iyi orta ile aşılır diye düşünmüyordu zaten.

Kopenhag takımı basketboldaki üçlük çizgisi gibi bir hayali üçlük çizgisi çiziyor futbol sahasının üzerine ve böyle merkezi kapatan ve korner direğine doğru yavaş yavaş kanatlara sizi yönlendiren bir çizgi çiziyorlar. Merkezi çok iyi kapatıyorlar, sizi kanatlara yönlendiriyorlar ve kanattan orta keserseniz de etkili uzun boylu savunmacıları var, kalecileri de, yan topları da iyi vs. oraları da iyi savunuyorlar. Galatasaray kanatlara topu yönlendirmek zorunda kaldı. Neden? Niye merkezi delemedi Galatasaray? Adana Demir maçında bunu çok iyi yaptı Mertens ve Kerem Akturk oğluyla. Icardi'nin arkasında topsuz buluşup orada verkaçlarla pozisyonlar üretebildi Galatasaray. Bu maçta neden olmadı derseniz bence Zaha, Icardi ikilisi topsuz oyunda yeterince hareketli değil. Kerem hareketli ama Kerem de topsuz oyunda hareketli olduğunda forvet arkasında

Ziyeh ve Mertens kadar iyi bir hücum üreticisi, organizatörü değil. Ve tek başına yetmiyor. Tete de bireysel oynayan bir kenar oyuncusu. Yani Mertens bu tip kilit açılması gereken maçlarda Galatasaray için hala olmazsa olmaz. Zaha'nın, Ziyeh'in, Icardi'nin topsuz oyunda çok hareketli olmaması, markajdan kolay çıkamamaları, merkezden pas alışverişinin yapılamamasına ve topun sürekli bekler ve kanatlarla çizgiye açılmasına sebep oldu.

Bence durum bu. Belki Mertens'in biraz daha erken girmesi gerekiyordu diye düşünüyorum. Yine 55'te kenara geldi ama belki 45'te bu değişiklik yapılabilirdi diye düşünüyorum. Ama bugünden maçın sonucundan bunları konuşması tabii ki kolay. Burada bölüme küçük bir ara veriyoruz. Döndüğümüzde devam edeceğiz.

Fenerbahçe 4-0'lık bir tırnava galibiyeti aldı. Ve grubunu lider tamamlayarak bir üst tura yükselmiş oldu. Son 16'ya yükselmiş oldu. Eğer grubu ikinci bitirseydi Fenerbahçe son 32 turuna yükselecekti. Ve Şubat ayında iki Avrupa maçı daha oynayacaktı. Yani grup liderliği çok önemli. Bir tur fazladan geçiyorsunuz. Son derece önemli. Ve bu sayede bunu başararak Mart ayına kadar bir Avrupa maçı oynamayacak Fenerbahçe.

Bu maç öncesinde aslında avantajlı değildi. Norselant'ın Ludogores'i yenmesi halinde Fenerbahçe kaç farklı kazanırsa kazansın ikinci oluyordu. Ve Ludogores'in Norselant'ı farklı yenmesi halinde de bu durum gerçekleşebiliyordu. Beraberlik ve Ludogores'in fark atmadığı bir galibiyet senaryosunda da Fenerbahçe'nin farklı bir galibiyet alması gerekiyordu. Fenerbahçe üstlerine düşen görevi yaptı. 4-0'luk bir galibiyet aldı.

İdeal kadrosuyla sahaya çıktı. Ceko'nun yine kalitesini konuşturdu. Ferdi'nin yine Beşiktaş derbisinde olduğu gibi şov yaptığı, çok iyi oynadığı bir maç. Tadic yine kalitesini konuşturdu. İrfan yine etkiliydi. Fredi, Simanskisi, İsmail, Merkez, Ortasay yine güçlüydü.

Ve Fenerbahçe adına yakışır, büyüklüğüne, gücüne yakışır bir galibiyet almış oldu. Diğer maç da istediğimiz gibi geçti. Ludogores 1-0 kazandı North Shellant karşısında ve Fenerbahçe lider olarak bu gruptan çıkmış oldu. İşin ilginci Ludogores'i 7-1 yenen kendi sahasında ve Fenerbahçe'yi de maalesef 6-1 yenen Nordsjælland grubu artı 10 avarajla 3. sırada bitirdi. Bu da Avrupa Kupalarında ilk defa olan bir şey. Bu kadar yüksek avaraj elde etmiş olmasına rağmen grupta ilk iki sırayı yer alamayan ilk takım oldu Nordsjælland. Ama Nordsjælland da biraz böyle bir takım. Kendilerine karşı açık oynayan Ludo Goretz gibi, Fenerbahçe gibi takımları. Avlayabiliyorlar. Hatta beklentinin üzerinde skorlar alabiliyorlar. Ama kendi sahalarında Spartak Tırnavayı yenemediler. Bir bir beraber kaldılar. İlginç bir takım. Kapalı savunmayı açmakta bu kadar eksikken Tırnavayı bile yenemeyecek kadar kendisi aslında. Ama açık oynayan, denk oynamaya çalışan takımlara da fark atabilecek kadar ilginç, tehlikeli bir takımlar. Üçüncü olmaları gerçekten ilginç oldu.

Burada önemli olan Fenerbahçe'nin lider olarak gruptan çıkması ve Mart ayında da son 16 turunda oynayacak olması. Fenerbahçe'ye başarılar diliyoruz. Konferans liginde. Beşiktaş da son maçını oynadı. Lugano deplasmanındaydı Beşiktaş ve 2-0'lık iyi bir galibiyet aldı. Çok da beklenmiyordu açıkçası bir galibiyet. Çünkü Beşiktaş'ta hiç işler iyi gitmiyor.

Son olarak hafta arasında 5 oyuncu da kadro dışı kaldı. İşte aralarında Eric Bailey gibi, Abu Bakar gibi çok önemli oyuncuların da olduğu 5 oyuncu Beşiktaş'ta kadro dışı bırakıldı. Bu kararın doğru olduğunu da düşünüyorum. Ve bu maçta işte hem sakatlar var hem konferanslık kadrosuna alınmayan isimler var. Bu kadar eksiğin olduğu bir senaryoda böyle 2-0'lık bir galibiyet alınması güzel. Daha güzel olanı Solbeck genç Emre Can'ın gol atmış olması. İkinci golu onun atmış olması. Ve altyapıdan bir oyuncu nihayet Rıza Hoca oynattı bu maçta ve galibiyet geldi. Ve oyuncu da gol attı. Rıza Hoca'ya naz yerisini yapar gibi. İkinci yarıda da birçok genç altyapı oyuncusu girdi sahaya. Rıza Hoca çok gençleri oynatmayı seven bir teknik direktör değil. Biliyoruz bunu Sivas Spor döneminde.

Bu maçta ama gençler onun yüzünü kara çıkarmadı. Özellikle Emrecan iyi bir performans sergiledi. Fizik olarak da diri gözüken bir genç. Bir tek ilk yarıda böyle arka direğe kesilen bir ortada kolay bir kafa vurdurdu, boş bir kafa vurdurdu. Ama onu da Ersin kurtardı. Rakip daha çok şut attı. Denkti maç. Biraz şansımız da yaver gitti. Cenk'in golünde de rakipten sekiyor falan. Emrecan'ın golünde de Amartya'yı ayağını çekiyor vesaire. Yine karambolden gelen iki gol.

Ama en azından nihayet Beşiktaş'ın direnç gösterdiği, oynamak istediği, karakter gösterdiği bir maç olması bakımından ve bunu da galibiyetle sonuçlanmış olması bakımından, ülke puanını da arttıran bir sonuç olmasından dolayı güzel bir son oldu. Hem Fenerbahçe'nin hem Beşiktaş'ın kazanması, Galatasaray'ın da en azından 3. olup Avrupa Ligi'nde devam etmesi güzel oldu. Şimdi bu haftanın teması Şampiyonlar Ligi'nde grup formatının değişecek olması. Bunu biraz açayım hem de Türk takımlarının Şampiyonlar Ligi gruplarında bugüne kadar neler yaptığını, kaç kere katıldığını, ne kadar başarılı olduğunu, ne kadar başarısız olduğunu biraz irdeleyelim. İlk olarak bu Şampiyonlar Ligi'nde yeni grup nasıl olacak, yeni format nasıl olacak biraz ondan bahsedeyim. Pek böyle podcast ile açıklanabilecek basitlikte değil. Biraz fazla karmaşık.

Şimdi 2024-2025 sezonuyla birlikte yani gelecek sezonlar itibaren lig sistemine geçiş olacak. 36 takım dahil olacak Şampiyonlar Ligi'ne ve bu 36 takımdan her takım 4'ü iç sahada, 4'ü de deplasmanda olmak üzere 8 farklı takımla 8 maç oynayacak. Yani 2'şer maç oynamıyor artık takımlar. 8 maç oynuyor ve 8'i de farklı takımlarla. 4'ü içeride, 4'ü dışarıda. Bu oynanan 8 maçın ardından şampiyonlar liginde ilk 8 sırada yer alan takımlar doğrudan son 16 turuna kalmayı garantilecek. Yani devler, güçlüler bu şekilde bir avantaj elde edecek. Sıralamada 9 ila 24. sırada yer alan takımlarsa puan durumunda

Son 16 turuna kalabilmek için iki maçlı bir play-off oynayacaklar. Yani onlar da 16 takım oluyor. 9 ila 24 sıra arasında yer alan takımlar 16 takım oluyor. Bunlar kendi arasında play-off oynayacak, eşleşecekler. İkişer maçlı, iç sağ dış sağ şeklinde. Ve bunlardan da 8'i elenecek, 8'i kalacak. O 8 takımla ilk 8 sırada yer alan takım da son 16'yı bu şekilde oluşturmuş olacak.

UEFA Avrupa Ligi ve Konferans Ligi'nde de gelecek sezondan itibaren lig usulüne geçileceği belirtilmişti. Avrupa Ligi'nde de her takım yine 4'ü içeride, 4'ü dışarıda olmak üzere 8 farklı takımla 8 maç oynayacak. Konferans Ligi'nde ise 3'ü içeride, 3'ü dışarıda olmak üzere 6 farklı takımla 6 maç oynanacak. Böyle bir düzene geçildi. Bu düzene geçilmesinin sebebi tabii ki büyük takımların, dev takımların işte o en iyi 8 takımın falan

doğrudan son 16'ya gidebilmesi yani. Burada sürprizi daha azaltan bir formata doğru geçiş var. Biliyorsunuz geçtiğimiz yıllarda bu Royal Madrid başkanı, İngilizlerin en büyük kulüplerinin başkanları vs. bir araya gelmiş ve böyle NBA gibi bir lig sistemi kurmak istemişlerdi. Fakat işte UEFA ile müzakereler olmuştu ve UEFA Şampiyonlar Ligi'nde devam dedi. Bu takımlar UEFA'ya darbe yapamadı.

ama ciddi de ödün almış oldular. O yafa Şampiyonlar Ligi sistemini yine büyük takımların daha avantajlı olabileceği şekilde değişmesine karar verdi. Gelecek sezondan itibaren de böyle. Peki Şampiyonlar Ligi'nde format nasıldı? Biliyorsunuz 90'lı yıllara kadar zaten Şampiyonlar Ligi'nin ismi Şampiyon Kulüpler Kupası'ydı ve sadece liglerinde şampiyon olan Avrupa kulüpleri birbirleriyle

eşleşiyordu ve aynı geçmiş yıllardaki Türkiye Kupaları gibi başından sonuna kadar karşılıklı eşleşmelerle gidiyordu ve sürpriz daha fazla oluyordu tabii ki. 90'lardan itibaren yani 1992-93 sezondan itibaren hatta Şampiyonlar Ligi adı altında oynanmaya başladı ve burada biliyorsunuz yine Galatasaray'ın Manchester United elemesiyle sonuçlanan bir önelemenin ardındaki sezonda grup sistemine geçildi. Ve o yıldan itibaren yani 93-94'lerden itibaren gruplar oynanıyor Şampiyonlar Ligi'nde bu seneye kadar. Ve Türk takımları toplamda 34 kez Şampiyonlar Ligi gruplarına katılımı hakkı elde etti. Bu 34 katılımın yarısı Galatasaray'dan. 17 kez Galatasaray Şampiyonlar Ligi gruplarına katıldı. 8 kez Beşiktaş.

6 kez Fenerbahçe, 1 kez Trabzonspor, 1 kez Bursaspor ve 1 kez de Başakşehir Şampiyonlar Ligi gruplarında mücadele etti. Toplamda 34 katılımımız var. 34 kez yer aldığımız gruplarda ilk ikiye kaç kez katılmışızdır diye size böyle hemen bir tahmin sorusu sorayım. Cevabı birazdan vereceğim.

İlk olarak 90'ların olduğu bölümde yani 2000'lere kadar olan bölümde tek takımımız katıldı. Ağırlıklı olarak Galatasaray'ın katıldığı. İşte bir kez Fenerbahçe ve Beşiktaş da bu arada katılıyor. Ağırlıklı olarak bir takımımız katılabildi. Sadece 97-98 sezonunda iki takımımız birden hem Galatasaray hem Beşiktaş katılabiliyor.

Sonra 2000'lerden 2010'lara kadar daha böyle katılımımız artıyor. O aralar zaten özellikle 2002-2005 arası Türk futbolunun altın dönemi olduğu için genelde ikişer takımlı temsilimiz oluyor. 2002-2001'de mesela yine Galatasaray-Beşiktaş, 2001-2002'de hem Galatasaray hem Fenerbahçe, 2003-2004'de hem Beşiktaş hem Galatasaray gibi katılımlarımız var. Daha sonra da 2010'lardan itibaren de yine teke iniyor önce ve son 4-5 yılda da Türk futbolunun gerilemesi devam etti ve son 4-5 yılda hiç şampiyonlar liginde takımımız olmadığı grup bile yaşadık. En nihayetinde bu yaklaşık 30 sezonluk serüvende 34 takımımız şampiyonlar ligi gruplarında

yer aldı ve bu 34 takımdan sadece 4'ü şampiyonlar ligi gruplarından çıkıp işte son 16'ya kalabildiler. 3 tanesi çeyrek finale de kaldı sonrasında. Tabi 2000-2001 ve 2001-2002 sezonunda şampiyonlar liginde kısa dönemli bir değişim oldu ve orada ikişer gruplu sistem oldu. Yani bir gruptan çıktığınızdan sonra tekrar bir gruba giriyorsunuz. Oradan da çıkarsanız çeyrek final oluyor.

Galatasaray o dönemde iki kez ard ardı o gruplardan çıkmıştı. 2002-2001 yılındaki ilk çeyrek finalinde Real Madrid'e elenmişti Galatasaray. Orada iki grup birden atlamışlardı. İlk o sene gruplardan çıkıldı Türk futbolunda. 2002-2001'de Mircea Lusescu ile birlikte ve Real Madrid de elenildi çeyrek finalde. İkinci kez Fenerbahçe, 2007-2008 sezonunda gruplardan bir üst üste yükselmeyi başardı. Daha sonra Sevilla'yı da eledi yine ve çeyrek finalde bu kez Chelsea'ye elenildi ki o Chelsea'de biliyorsunuz Mourinho'nun o en formda, en güçlü olduğu Chelsea'lerinden bir tanesiydi. Ve o sene onlar da zaten kupayı almışlardı.

2012-2013 sezonunda Galatasaray yine bu kez Fatih Terim'le birlikte gruplardan çıkmıştı. O Manchester United'ın yine grupta olduğu Kuluj'un, Braga'nın olduğu gruptan Galatasaray çıkmıştı. Ve daha sonra Şalke'yi eledi. Ve daha sonra da yine çeyrek final oynadı. Yine Real Madrid'e takıldı Galatasaray. Ve son olarak en iyi grup performansımız da Beşiktaş'tan geldi. 2017-18 sezonunda Şenol Güneş'in başında olduğu Beşiktaş gruplardan nam-alüp lider olarak çıktı.

Gol, gol, gol. Kazanarak bitireceğiz. Evet, iyi deniz. Fakat bir sonraki tur güçlü bir takımı geldi. Son 16 turunda Bayern Münih'e Beşiktaş elenmiş oldu. Dört kez gruplardan bir üst tura çıkabildik. 34'te 4. Bence biraz düşük bir başarı oranı. Dört farklı teknik direktörle bu başarıldı. Luchescu, Zico, Faziterin ve Şenol Güneş'le başarıldı. Bunları da bu şekilde iletmiş olalım.

Umarım gelecek sezonlarda da güzel Şampiyonlar Ligi maceralarımız olur ve yeni formatta da eskisi kadar eğlenebiliriz, keyif alabiliriz. Bizim takımlarımızda biraz daha dev takımların altında kalan bizim gibi takımlar da daha başarılı serüvenler yaşayabilir. Ama maalesef bu 34'te 4 bile bazı takımları rahatsız etmiş olacak ki yine sürprizi daha da azaltan bir formata doğru geçiş var. Umarım biz de daha iyi yönetiliriz ve daha başarılı Şampiyonlar Ligi sezonlarımız olur diyorum.

Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Gelecek hafta yine haftanın spor gündemleri ile birlikte karşınızda olacağız. Görüşmek üzere hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)