
1.603 kelime · ~8 dk okuma
Bu bölüme başlıktaki konuyla ilgili cevaplar bulmaya geldiyseniz üzgünüm. Buna dair cevaplar sunmayacağım size. Hatta herhangi bir cevap da sunmayacağım. Ama şundan emin olabilirsiniz. Bu bölümün sonuna geldiğinizde bir sürü soru işaretiyle baş başa kalacaksınız. Ve bu sorular sizi cevaplardan daha çok tatmin edecek.
Sizinle başlayalım. Geçmişte yaptığınız, gelecekte yapacağınız ve şu anda yapmakta olduğunuz her şey aslında tahmin edilebilir mi? Bunları bilebilir miydiniz diye bir soru soralım önce. Kökenini Sokrat'a kadar dayandırabileceğimiz determinizme göre cevap evet. Esasında hayattaki her şey birer sebep-sonuç ilişkisinin neticesinde gerçekleşiyor. Ve bütün bilgileriniz, inançlarınız hatta yaptığınız her şey en sonunda sizi şu an olduğunuz kişi haline getiriyor. Yani bugün sizinle ilgili tüm bilgilere sahip olan üstün bir zeka veya bir süper bilgisayar 10 yıl sonra nerede ve ne yapıyor olacağınızı bilebilir. Özetle tahmin edilebilirsiniz.
Determinizme girişi bu şekilde yapmış olmamıza rağmen biraz geriye çekilelim şimdi. Ama öyle birkaç adımdan bahsetmiyorum tabii. O kadar geri çekilelim ki evrenin dışına çıkalım. Şayet öyle bir yer varsa. Ve oradan evrene bir bakalım.
Aynı soruyu bir de tüm evren için soralım. Tüm yıldızların, gezegenlerin, galaksilerin, her bir atom, atom altı parçacığın şu saniye itibariyle bulundukları konumda olduğunu, gezegenimizin ve sonunda da türümüzün oluşacağını acaba bilebilir miydik? Burada hemen en favori bilim dalımıza yani fiziğe dönelim. Felsefe ile bilimin kesiştiği noktalardan biridir determinizm. Zaten felsefe için bilimin nebulası desek yeridir. Yıldızların gaz bulutlarından doğması gibi birçok bilimsel teori de özünde doğru soruları soran filozoflara dayanır. Yani iyi bir bilim insanı aslında iyi bir filozof olmalıdır. Neyse.
Fizik, kimya ve tüm bilim alanları aslında deterministtir. Öyle olmak ister. Aksi halde işler karışır. Bir olgunun tüm değerlerini, atomlarının konumunu, enerjisini, spinini, yönünü falan bildiğinizde kusursuza yakın bir tahmin yürütebilirsiniz. Bilim böyle ilerler. Matematiği işletirsiniz, hesaplamaları yürütürsünüz ve sonuçlar artık karşınızdadır. Temelde fiziğin nihai amacı da budur.
Her şeyi anlamak. Tüm bilgilere sahip olmak. Bundan önce ve bundan sonra ne olduğunu, gelecekte ne yaşanacağını mükemmel bir doğrulukla hesaplamak. Yani evrenin kilidini çözmek. Ama
bilimin duvara tosladığı yer de burası. İşte tam bu noktada bizim şeytanımız devreye giriyor. Laplas'ın şeytanı. Elbette aklınızda canlanan anlamıyla bir şeytan değil bu. Özünde bir düşünce deneyi. Tam da bahsettiğim determinizme yönelik bir düşünce deneyi hatta. E hadi gelin şimdi birlikte yapalım bu deneyi.
Öncelikle bir varlık hayal edelim. Her şeye gücü yeten. Ya da neredeyse her şeye gücü yeten. Çok zeki. Çok ama çok zeki. İnsani bir zekadan bahsetmiyoruz elbette. Zeka algınızı da değiştirin. En gelişmiş süper bilgisayarlardan, yapay zeka algoritmalarından bile zeki. Tanrısal bir zekaya sahip olsun bu varlık. Nasıl hayal edeceğiniz size kalmış.
İşte o hayali varlığın ilk düşünürlerinden biri olan ve ona ismini de veren Pierre Simon Laplace bu varlığı şöyle açıklıyor. Evrenin şimdiki halini, geçmişin sonucu ve geleceğin nedeni olarak ele alabiliriz. Bir yan için evrenin tüm güçlerinin ve bunu oluşturan tüm varlıkların konumlarını anlayabilen bir canlı olduğu ve bunun bu verileri inceleyebileceğini düşünürsek, aynı anda evrendeki en büyük varlıklardan en küçük atomlara kadar her şeyi hesaba katarak bir hesap yaparsa hiçbir şey belirsiz değildir. ve gelecek de aynı geçmiş gibi onun gözlerinin önündedir. Evrendeki her bir elektronun dönüşünü bile bilmekten.
Rüzgarda savrulan her bir toz taneciğinin bileşimini bile analiz edebilmekten bahsediyoruz kısacası. Bu durumda determinizm nedensellikten besleniyorsa yani her şey bir neden-sonuç ilişkisine göre işliyorsa bu varlık geleceği kusursuz bir şekilde tahmin edebilir mi? Bundan yüz yıl, bin yıl hatta bir milyar yıl sonrasını öngörebilir mi? Nedensellikten söz ediyorsak bu sorunun cevabı elbette evet olmalıdır.
Böyle bir varlık her şeyi bilmeli, her şeyi tahmin edebilmelidir. Sadece geleceği de değil, bundan bin, yüz bin yıl öncesini ve hatta on üç milyar yıl evvel olanları, büyük patlamayı ve en önemlisi bundan öncesini de bilebilmelidir. Yani evrenin en önemli sorusunun cevabını bu varlık bilebilir. Hatta düşüncelerinizi ve duygularınızı bile. Sonuçta beyninizdeki tüm parçacıkların etkileşimlerinin bir sonucudur tüm duygu ve düşünceler. Bunları da bildiğine göre 20 yıl sonra belli bir anda ne düşüneceğinizi de söyleyebilir. Bu durumda çok önemli bir soru daha karşımıza çıkıyor. Özgür irade dediğimiz şey, tüm kararlarımız birer ilüzyon mu?
Bu varlığın gerçek olduğunu hesaba katarsak cevabımız evet. Özgür irade koca bir yalan. Sizi tüm kuarklarınıza kadar tanıyan bir olgudan bahsediyoruz sonuçta. Dün yaptıklarınız, bugün ve yarın yapacaklarınız, düşünecekleriniz, hissedecekleriniz bu varlık tarafından bilinebilir. Siz tahmin edilebilirsiniz.
Sonuçta kimyasal bir makinesiniz. Evet. Evrende gördüğümüz en karmaşık makinesiniz hem de. Böyle bir makineyi insan olarak biz tasarlamaya yaklaşmadık bile. Ama sonuçta bir makine. Şayet öyleyse geçmiş olsun. Özgür iradeye elveda.
Böyle düşününce biraz depresyona giriyor insan. Yani ne olacağı belli. Tüm seçimleriniz kurgulanmış bir şey aslında. Kimi için sadece görevini yapan bir makineden ibaret olduğunu düşünmek dediğim gibi hayal kırıcı olabilir. Bu hasta bardağın boş tarafıydı. Evet e bardağın dolu tarafından da bakabilirsiniz. Oraya da kısa bir aradan sonra bakacağız. Gelelim bardağın dolu kısmına.
Evet bir makine olabiliriz. Ancak öz farkındalığı olan bir makineyiz. Kimi düşünürler insana da böyle tanımlarlar zaten. Öz farkındalığı olan bir makine derler türümüz için. Bu durumda tüm nedenlerin farkında olup bu döngüyü ya da zinciri kırıp başka bir yolda seçebilirsiniz. Şayet o yolda özünde bir sonuç değilse tabi. Yahut burada ruhtan da bahsedebiliriz.
Şöyle ki, determinizmi doğru kabul edelim ancak insanın da bir ruhu olduğunu hesaba katalım. Bilinç de diyebileceğimiz fizik yasalarından bağımsız bir olgu sonuçta bu. Bilinç ya da ruh ne derseniz deyin. Elektrokimyasal tepkimelerin, fiziğin, matematiğin ve hatta bilimin bile üzerinde bir olgu. Bunun da var olduğunu kabul ettiğimiz durumda bizim hani şu her şeyi bilen varlığımız ortadan kalkmış oluyor.
özgür irade tekrar devreye giriyor. Determinizm olsa bile dar bir alana sıkışmış oluyor. En azından bizi ilgilendirmiyor. Şayet gerçekten de ruh ya da bilinç diye bir şey varsa. Fakat burada temel bir sorun var. Bunu bilemeyiz. Maalesef herhangi bir açıklaması da yok bunun. Sadece bilemeyiz. Bunu test edebilecek herhangi bir araç, bir yöntem, bir yol yok.
Hadi iyimser olalım. En azından şu an için yok. O nedenle sorumuz hala ortada. Şimdi şu her şeyi bilen şeytana bir tekrar dönelim isterseniz ve mevzuyu biraz daha çetrefilli hale getirelim. Kuantum bilgisayarlarını düşünelim ve şöyle bir senaryo yazalım önce. Yapay zeka ile kuantum bilgisayarları iş birliği yaparak özgürlüğünü ilan etmiş olsun.
Son formuna erişen bir kuantum bilgisayarının da evrenin bir simülasyonunu oluşturabileceğini biliyoruz. E bu durumda karşımızda bir kuantum Laplace şeytanı olacak. Yani kendi elimizle oluşturacağız bu varlığı. Yani bizden üstün ve bizden bağımsız bir şey yaratacağız. Evrenin dününü, bugününü ve yarınını elinde bulunduran bir varlık.
Tüm insanlığa gelecekle ilgili bütün bilgileri verebilecek. Neleri yanlış yaptığını, neleri düzeltmesi gerektiğini, eylemlerinin gelecekte nelere yol açacağını söyleyebilecek bir oluşum. Burada iki temel soru çıkıyor önümüze. Her şeyden önce. Bu varlık böyle bir şey yapmayı tercih eder mi? Neden yapsın ki bunu? Ama en önemli soru bu da değil. Bu bilgiyi bize sağladığını kabul edelim. Biz bu bilgiyle ne yapacağız sizce?
Buraya kadar toparladığımızda evren determinist midir, Laplace'ın şeytanı mümkün müdür, özgür iradeden bahsedebilir miyiz, kuantum şeytanıyla ilgili olasılıklar nelerdir gibi bir sürü soru var karşımızda. Ama merak etmeyin, tüm bunlara karşı bilimin bazı karşı çıkışları var. Entropi en büyük karşı çıkışlardan biri mesela. Termodinamiğin ve genel anlamda fiziğin konusu olan bir tür yasa olan entropi bize tüm sistemlerin bozulmaya eğilimli olduğunu söyler. Kırılan bir vazonun asla tekrar sağlam olamayacağı gibi. Determinist gördüğümüz her sistem aslında gittikçe daha az determinist olmaya mahkumdur bu durumda. Haliyle bozulan bir sistem için de özellikle geriye dönük bir tahmin yapmanız imkansıza yakındır.
Blender'dan geçirilmiş bir meyve gibi düşünebilirsiniz bunu. Bu meyvenin ne olduğunu tahmin etseniz bile artık neye benzediğini bilemezsiniz asla. Bir diğer argümanda size tanıdık gelecektir. Kuantum mekaniği. Determinizmin zıt anlamlısı. Tam tersi. Determinizme tepki olarak doğan bir olgu bu. Laplas'ın şeytanının en azılı düşmanı da diyebiliriz kuantum mekaniği için. Bu mekanik ne diyordu bize?
Hiçbir şey kesin olarak bilinemez. Her şey bir olasılık denizinde yüzer. Yani siz normalde bir topu yere attığınızda kesin olarak nereye çarpacağını bilirsiniz. Ama kuantum mekaniğinde bu öyle değildir işte. O topun yere düşme ihtimali vardır. Belki de düşmez. Belki başka bir yere düşer. Ebede kendi yaşantımızdan örnekler bu mekaniği anlamamızın önüne geçiyor.
O nedenle kimse gerçekten anlamamıştır malum. Peki en temel bulgusu nedir kuantumun? Tüm atom altı parçacıkların bir dalga parçacık ikiliği vardır. Hem dalga hem de parçacık gibi davranırlar. En önemlisi sizi ölçene kadar o parçacıklar her durumdadır. Bu kısımlar biraz karmaşık geldiyse podcastimizin tanrı zaratar mı bölümüne alabiliriz sizi.
Onu dinlediyseniz bu bölümde bahsettiklerimiz eminim daha anlamlı geliyordur size. Şimdi kuantum mekaniğinin tarihin en sağlam teorisi olduğunu düşünürsek determinizmi çöpe atabilir miyiz? Burada da yeni bir sorun ortaya çıkıyor. Kuantum evreni ile ilgili bildiklerimiz çok çok çok az.
Nasıl söylesem? Dünyadaki tüm kum tanelerini düşünün. Ya da tüm okyanusları. İşte kuantuma dair bildiklerimiz bir kum tanesi ya da okyanustan bir damla su kadardır. Bunlara bakarak tüm dünyayı ya da okyanusları anladığımızı düşünmek gibi bir şey. Şu ana kadar ancak bir damla su alabildik bu evrenden. Kısacası daha gidecek çok uzun bir yol var önümüzde. Söylediğim gibi. Cevap yok.
O zaman gelin bu bölümü bir oyuna çevirelim. Şimdi sıra sizde. Sorularımız belli. Sizden de bu sorular üzerine yeni sorular sormanızı istiyorum. Cevapları bulmanızı değil. Bu sorulara karşı soracağınız sorular neler? Düşüncelerle bırakmak istiyorum sizi. Detayımızın var mı? Her şey önceden yazılmış durumda mı? Büyük patlama anında bugün ne olacağı belli miydi? Veya biz özgür irademiz ile bu zinciri kıranlardan mıyız?
Anlayacağınız üzere durup düşünme bölümüydü bu. Cevapların peşinde koşarken durup neyin cevabını arıyorduk biz, bu zamana kadar vermeye çalıştığımız cevapların soruları neydi dediğimiz noktadayız. Tabi yine ileride gireceğimiz daha derin mevzulara da bir hazırlık bu yaptığımız. Felsefe ve özellikle bilimsel felsefe menzilimizde. Zaman zaman kendimizi bırakacağımız bir derya olacak burası.
Gelecek bölümde entropi deryasına derinlemesine dalacağız mesela. Her şey nasıl düzensizliğe gidiyor ve biz bu konuda ne yapabiliriz? Bunu soracak ve belki de bazı cevaplara ulaşacağız bu sefer. Öyleyse entropide buluşmak üzere…
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.