
1.667 kelime · ~8 dk okuma
Heh, hoş geldiniz. Ben de tam gazetedeki burç yorumlarına göz atıyordum. Bakın şu an okuduğum epey ilginç. Hangi burç olduğunu söylemeyeceğim ama. Tahmin edin bakalım. Çok mağrur, kendine güvenen, cesur ve iyi niyetli birisisiniz. Dürüstlük sizin için her şeyden önemli. Karşı tarafın yalan söylediğini anladığınız an ondan soğur ve uzaklaşırsınız. Cömertsiniz ama bir o kadar da savurgan. O yüzden para biriktirmek sizin için çok zor.
Sevgi dolusunuz, sevdiklerinize çok düşkünsünüz ve onlar için yapamayacağınız bir şey yok. Peki bu kadar yeter. Hangi burcun özellikleri bu? Var mı bir tahmininiz? Neyse neyse uzatmayayım. Bunlar herhangi bir burcun özellikleri değil. Ben uydurdum. Ama bazılarınız için tanıdık gelmiştir. Bu benim demiş olabilirsiniz.
Merak etmeyin, suç sizde de değil. İstisnasız, farklı şekillerde de olsa yaşıyoruz bunu. Kimi zaman burç yorumlarında, kimi zamansa fallarda. Ama dedim ya, suçlusu siz değilsiniz. Suçlusu, Barnum etkisi adı verilen bir psikolojik olgu. Ve bu etkiyi anlamak hayatınızı ciddi ölçüde değiştirebilir. Öyleyse gelin bunu birlikte anlamaya çalışalım.
Öncelikle sadece Burçlar özelinde ele alalım konuyu. Evet, burçları takip eden herkes hayatını buna göre yönlendirmese de, belirli bir kesim için tüm kararlarını şekillendiren bir olgu var karşımızda. Yani doğum tarihinin, gezegenler veya yıldızların belirli günlerde bazı şekillerde dizilmesinin, kendisinin iş yerinde terfi alıp almayacağını veya karşısına çıkan kişinin doğru insan olup olmadığını belirlediğine inananların sayısı oldukça fazla. Ancak bilimsel gözlükleri taktığımızda bu insanların Barnum etkisi altında olduğunu görüyoruz.
En baştan alırsak. Dünyada şu anda 8 milyarın üzerinde insan yaşıyor. Tabii tam olarak net bir rakam veremiyoruz. Ama yaklaşık olarak bu sayıyı mevcut burçların sayısına yani 12'ye böldüğümüzde fazlasıyla tuhaf bir sonuç ortaya çıkıyor. Zira sizin günlük burç yorumlarınızın yaklaşık 650 milyon farklı insana da uygun olduğunu düşünmeniz gerekiyor. Kaldı ki söz konusu burç yorumlarını hangi yaşta okuduğunuzu da hesaba kattığımızda işin içinden çıkılamayacak düzeyde aşırı bir genelleme oluşuyor.
Fakat bu yorumlar kimi zaman o kadar uygun geliyor, o kadar bizi anlatıyor ki inanasımız geliyor. Peki nasıl oluyor bu? İlk ve en önemli neden insan olmamız. Ve insan hayatının her anında bir açıklamaya ihtiyaç duyar. Bunun burçlarla veya fallarla da doğrudan bir ilişkisi yok aslında. Bir açıklamaya, bizi onaylayacak bir dış sese ihtiyaç duyarız. Bunu ararız sürekli. İşte Barnum etkisi de tam olarak burada devreye giriyor.
En basit haliyle bir insanın Burj özellikleri gibi genel tanımları, spesifik olarak kendisi için yazıldığına inanması olarak açıklayabiliriz Barnum etkisini. Aslında bu gibi tanımların yüz milyonlarca kişiyi kapsaması söz konusu olsa bile. İsminin hikayesi de ilginçtir bu arada. P.T. Barnum isimli bir sirk ve ilüzyon ustasından geliyor bu etkinin adı.
gösterilerinde herkesin ağzını açık bırakan şovlar yapıyor ve herkesinden insanın ilgisini çekiyordu Petey Barnum. Özellikle de her şovunda herkese uygun bir gösterimiz var gibi bir söylem kullanması nedeniyle bu etkiye kendisinin adı verilmişti. Bu etkinin psikoloji sahnesinde ilk araştırması ise 1947'de. Psikolog Ross Stagner'ın yaptığı çalışmayla olmuştu. Farklı şirketlerden gelen çalışanlara yazılı bir test yapıldı önce. Bu kişiler cevaplarını sunduktan sonra Stagner her birine kendilerini anlatan bir kişilik tanımı ortaya çıkardığını söyledi. Ve bu tanımları kendilerine verdi. Fakat sadece bir tane tanım yazmış ve herkese aynısını dağıtmıştı.
Katılımcıların yarısından fazlası da bu tanımları çok doğru, tam olarak beni anlatıyor şeklinde değerlendirmişti. Ve neredeyse hiç kimse bu tanımlamalara tamamen yanlış cevabını vermemişti. Başka bir çalışmada da psikolog Bertram Forer bu etki üzerine çalışmıştı. Onun çalışması da çok popüler olduğu için bu etki Forer etkisi olarak da biliniyor. Forer de 1948'de benzer bir şekilde 39 psikoloji öğrencisinden oluşan bir gruba yazılı bir test yapıyor ve uyguladığı bu testin sonucunda öğrencilerine özel kişilik tanımları ortaya çıkaracağını söylüyor.
Bir hafta sonra her bir öğrenciye sonuçlar iletiliyor. E tabii tüm öğrenciler de bu tanımların kendilerine özel olduğunu düşünüyor. Fakat işin aslı Forer tüm öğrencilerine aynı açıklamayı göndermişti. Bakalım bu açıklama size de uyuyor mu?
İnsanların seni sevmesini ve sana hayranlık duymasını istiyorsun. Kimi zaman kendini eleştiren bir insansın. İçinde henüz kullanmadığın çok büyük bir potansiyel var. Bazı zayıflıkların olsa da güçlü yönlerinle bu zayıflıklarını telafi etmeyi çok iyi biliyorsun. Dışarıdan disiplinli ve güçlü görünsem de içinde kimseye göstermediğin endişelerin var.
Bazen doğru kararı verip vermediğine ya da doğru olanı yapıp yapmadığına dair çok ciddi şüphelerin oluyor. Hayatında değişiklik istiyorsun ve engeller çıktığında da çok mutsuz oluyorsun. Bağımsız düşünebilen birisin ve yeterli kanıt olmadan başkalarının fikirlerini kabul etmen çok zor. Kendini başkalarına anlatırken bir sınır olması gerektiğini, her anlamda başkalarına çok açık olunmaması gerektiğini düşünüyorsun.
Kimin zaman çok dışa dönük olabiliyorsun fakat bazen içe dönük olmanın da faydalı olduğuna inanıyorsun. Bazı hayallerin çok uç ve gerçekleşmesi imkansız gibi görünüyor. Diğer taraftan hayattaki en büyük hedeflerinden biri her anlamda güvende hissetmek. İşte bu açıklamaları okuyan öğrencilerden kendilerine ne kadar uyduğuna dair bir değerlendirme yapmalarını istiyor Forer. 1 ila 5 arasında değerlendirme yapan öğrencilerin sonuçlarıysa çok çarpıcı.
Bu açıklamanın kendilerine uyduğunu söyleyen öğrencilerin puan ortalaması 4.3 çıkıyor. Yani öğrencilerin çok büyük bir bölümü bu açıklamayı bana tamamen uyuyor, tam da beni anlatıyor diye değerlendirmişti. Kendilerine yazılmamış olmasına rağmen. Bu çalışma da bizi başka bir olguya götürüyor. Son dönemde sıkça duymuşsunuzdur adımı. Ama ona da kısa bir aradan sonra değineceğiz.
Forel'in yaptığı çalışmanın sonucunda ortaya çıkan başka bir olgu daha var demiştik. Bu olgunun ismi ise size çok tanıdık gelecektir. Polyannacılık. Bu gibi çalışmalarda tanımlar ne kadar pozitifse uygunluk oranı o kadar yüksek çıkıyor. Negatif tanımlarsa genellikle daha düşük bir oranda kabul ediliyor. Peki asıl soru neden?
Bu etkiyi yani Barnum etkisini neden yaşıyoruz? Çünkü beyin bağlantıları görme ve bu bağlantıları kurma konusunda harika bir makine. Günlük yaşamınızda siz farkında olmadan beyniniz birçok olayı, kişiyi birbirine bağlıyor ve bir sonuca ulaşıyor. Misal doğum tarihiniz ve saatinize göre size hitap eden bir ifadeyle karşılaştığınızda beyniniz bu tanımı kelime kelime inceleyerek günlük hayatınızla, yaşantınızla karşılaştırır.
Bağlantıları bulmaya çalışır. Ve inanır mısınız bu konuda da çok iyidir. Size uyuyan kısımları bulur ve kabul eder. Uyumayanları ise tamamen görmezden gelerek yok sayarsınız.
Yine daha önce konuştuğumuz doğrulama yanılgısı nedeniyle de kendi inanışlarınızı ve düşüncelerinizi desteklemeye çalışırsınız. Burada egonuzu tatmin etmek de söz konusu olabilir. Garip ama öz saygınızı yaralayacak bir neden de arıyor olabilirsiniz. Yahut kendinizi kurban olarak gösterecek, sizi doğrulayacak ve haklı çıkaracak nedenler de. Bunu yani bu karar verme sürecini de üç faktör etkiliyor.
Bu faktörlerden birincisi tanımın ne kadar kişiselleştirildiğidir. Yani sizi anlattığını iddia eden tanım ne kadar kişiselleştirilirse inanma olasılığınız da o kadar artar. Sadece kadınları veya erkekleri hedefe aldığınızda işi yarılarsınız mesela. Ardından bunu 12 burca böldüğünüzde daha da kişiselleştirmiş olursunuz. Mesela 3 tane burç olsaydı muhtemelen bu konu bu kadar çok konuşulmazdı. Üstüne fal gibi. Sadece size özel olduğu iddia edilen bir durumda beyniniz inanmak ve bağlantıları bulmak için hazır ve nazır hale gelir.
İkinci faktörse yetki seviyesi. Size sizinle ilgili bilgiler verdiğini iddia eden kişi statü olarak ne kadar yüksekteyse inanma eğiliminiz de o kadar artar. Üçüncüsü de tabii ki bahsedilen karakter özelliklerinin ne kadar negatif ya da ne kadar pozitif olduğu da çok önemli burada. Genellikle göstermelik negatif özelliklerin yer aldığı, bolca pozitif tanımları kabul etmeye daha eğilimli oluyoruz. Egonuzun ne kadar okşandığı da burada çok önemli bir etken elbette.
Bu arada hep burçlardan ve fallardan örnek verdik. Ama elbette bu konu çok daha geniş bir yer tutuyor hayatımızla. Astroloji, tarot kartları veya benzeri şekilde geleceğinizi gördüğünü ve geçmişinizi okuyabildiğini iddia eden tüm olgular en yaygın örnekleri elbette. Bunların uzmanları olduğunu iddia eden kişilere dikkat ederseniz sürekli ama sürekli tahminler yürütürler. Ve bu tahminlerin bazıları doğru olduğu gibi yığınla yanlış tahminle de doludur. Fakat bahsettiğim gibi biz geriye dönüp baktığımızda doğru olanları hatırlıyor. Ve vay be falcı bunun olacağını söylemişti diyoruz.
Bununla birlikte internette karşılaştığımız kişilik testleri de çok güzel bir örnektir. Hangi ünlüye benziyorsun ya da hangi içecek sizi yansıtıyor tarzındaki testlerin sonuçları ne kadar size uygun gibi görünürse bunları sosyal medya hesaplarınızda paylaşma ihtimaliniz de bir o kadar artıyor haliyle. Uymayan da zaten paylaşmıyor. Bu uymayanların sayısının daha fazla olmasına rağmen uyanlar paylaştığı için ortalık uygun olduğunu söyleyen paylaşımlarla kaynıyor. Ve bu yine bir yanılgı doğuruyor.
Bir de psikolojide de oldukça tartışılan ve şirketlerin hala kullandığı kişilik testleri var. Myers-Briggs gibi oldukça iyi analiz edilmiş ve üzerine çalışılmış testler olsa da en nihayetinde güvenilirlikleri çok tartışmalıdır. Diğer bir örneği de film veya şarkı önerileridir. Aslında tamamen teknik analize dayalı önerilerin size özel olduğunu, streamer servislerinin sizi tanıdıkları ilüzyonunu yarattığını söyleyebiliriz.
Reklamlarda da olduğu gibi. Yani Google ve benzeri büyük şirketler için çok gelişmiş astrologlar da diyebiliriz aslında. Belki de daha başarılıları. Zira sizi normal bir astrologdan çok daha iyi tanıdıkları su götürmez bir gerçek. Peki, son ve en önemli sorumuza geldik. Bununla nasıl başa çıkacağız? Aslında çok da zor değil. Belirli becerileri geliştirdiğiniz zaman zaten kendiliğinden çok zayıflayacak bir etkiden bahsediyoruz bu noktada.
İlk olarak, hiç tanımadığınız bir kaynaktan sizinle ilgili olduğunu, size uyduğunu iddia eden bir bilgiyle karşılaştığınızda bir şüpheyle yaklaşmanız gerekiyor. Bunu aslında gördüğümüz, duyduğumuz her şeye, dozunda şüphecilikle yaklaşmak diye de genelleyebiliriz. Yani bir paragrafa sığacak kadar yüzeysel bir insan olmadığınızı, rastgele bir insanın veya 3. sınıf sitelerin sizi tanıyamayacağını kabul etmeniz gerekiyor.
İkincisi, bu bilgileri okumak. İnanmak elbette size kalmış. Ancak bu bilgilere ya da Facebook testlerine dayanarak çok önemli kararlar almamaya çalışın. Yaptığınız herhangi bir kişilik testinin sonucu bir gezgin olduğunuzu söylüyorsa maaşlı işinizi bırakıp hiçbir birikiminiz olmadan yola koyulmayın mesela. Koyulacaksanız da bunu kendi şartlarınızı değerlendirerek, iyi planlayarak yapın. Ve tabii ki sizi sizden daha iyi kimsenin tanıyamayacağını, özellikle geleceğinizi kimsenin tahmin edemeyeceğini de unutmayın.
Düzeni ne kadar konuşursak konuşalım, hepimiz zaman zaman Barnum etkisine kapılabiliyoruz. Bunda bir sorun da yok aslında. Fallar, burçlar, testler bizi kimi zaman mutlu edebilir, motive edebilir. Okumakta, konuşmakta, paylaşmakta aslında sıkıntı yok. Fakat kozmik skalada Jüpiter'in, Satürn'ün, Mars'ın veya tüm evrenin hareketlerini sizin için düzenlediğini ve bu düzenin sizi doğrudan etkilediğini düşünün.
ve tüm hayatınızı buna göre şekillendiriyor. Geri dönülmez kararlar alıyorsanız kendinizi bir kere daha gözden geçirmenizde fayda var. Bilimin ve kozmolojinin bu kadar gelişmiş olmadığı zamanlarda astroloji daha popülerdi. Buna rağmen bilim geliştikçe, bizler evreni anlamlandırdıkça bu tarz yaklaşımların popüleritesinin gittikçe azaldığını da görüyoruz.
Tabii yarın bir gün bilim bize gezegenlerin dizilmenin sevgilimizle kavgamızı etkilediğini kanıtlarsa o zaman tekrar konuşuruz. O vakte kadar sevgilinizle aranız iyi değilse Merkür'ü suçlamadan önce ilişkinizi bir gözden geçirin derim. Beynimizin algılama şekli çok enteresan diye linkten ulaşabilirsin.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.