
6.884 kelime · ~34 dk okuma
Herkese merhaba. Mücadele Sohbetleri'nin bu yeni bölümünde karşımda çok sevdiğim Bahar Eriş var. Bahar'ı nasıl tanıtayım size diye düşünüyorum. Bir yandan ben kendisini kendi o yazar, eğitmen kimlikleriyle tabii ki sizler gibi ben de tanıyorum. Ama bir yandan da benim için böyle çok fazla yüz yüze denk gelir misek de... ...sanki böyle çok yakından tanıyormuşum gibi hissettiğim bir insan. Yani biz bugüne kadar birkaç kere yüz yüze oturduk... ...ama her seferinde bana çok böyle samimi hissettiren biri. O yüzden bugünkü sohbet için ben çok heyecanlıyım. Hoş geldin Bahar'cığım. Hoş bulduk Gizem'ciğim. Teşekkür ederim davetimi kabul ettiğin için. Ben teşekkür ediyorum. Seninle buluşmak her zaman çok güzel. Çok teşekkürler. Bugün mücadele hakkında konuşacağız Bahar'la birlikte. Podcast'a başlamadan önce de biraz konuşuyorduk hangi mücadelelerden bahsetsek diye. Benim Bahar'a sorularım var ama... Şunu söyleyeyim sana önce. Şu soruyu sorayım. Mücadele deyince aklına ne geliyor? Ya Gizem, şimdi sen benim bu programa davet ettiğin için... ...ben de dün akşam bir arkadaşımla buluştuğumda... ...ona şöyle söyledim. Yarın mücadeleyle ilgili podcast'a gideceğim ama... ...benim hayatta bir mücadelem pek yok gibi ne yapacağız şimdi?
Tabii bu muhtemelen çok doğru da değildir. Ben öyle düşünüyorumdur. Biraz onun üzerinden de konuştuk. Sonra konuştukça konuştukça yok ya dedik var yani mücadele ediyormuşum. Evet evet ben mücadele ediyormuşum. Çünkü şunu söylüyordum ona zaten hayat bir mücadele çok klişeyimdir. Hayat zaten bir mücadele. Zaten içerisinde zorluklar olacak, güçlükler olacak, engeller olacak. Ben bunları mücadele olarak tanımlamıyorum. Çünkü mücadele çok yüklü bir kelime ya. Çok sanki orada daha fazla bir anlam var gibi... ...bir savaş var, aktif olarak bir şeye savaş açmışsın gibi hissediyorum. Ben öyle yaşamıyorum hayatımı. Normal günlük yaşantının içerisinde bu ülkede yaşayan bir vatandaş olarak... ...hepimizin verdiği mücadeleleri. Sürekli böyle bir mücadele var. Evet, veriyorum.
Sonra işte konuştukça konuştukça daha ziyade... ...mücadelelerimin içsel mücadeleler olduğuna karar verdim. Hani bir yazar olmaya çalışma yolculuğunda yaşadığım... ...bir mücadele var daha ziyade. Bir de hayatımın en zorlu dönemlerinden biri olan doktora yılları geldi aklıma. Onu da seninle birazcık... Evet, evet birazdan dertleşelim seninle onun hakkında. Dolayısıyla bilmiyorum bazı kelimeleri de konuştuk dün. Hani sanki çok mu fazla o kelimeleri kullanıyoruz?
O yüzden mi hayatı kendimiz için daha zorlaştırıyoruz diye. Travma da böyle bir kelime. Doğru. Her şeye travma demek sanki bir moda haline geldi. Halbuki bütün bunlar bir yorum. Mücadele de bir yorum. Travma da başına gelen olayı nasıl yorumladığınla ilgili diye... ...ben anlıyorum bu konuların uzmanı değilim elbette ama... Yani şu anda ben evet hayatta bir takım güçlüklerle, zorluklarla... ...herkes kadar mücadele ediyorum. Ama bunu çok normal karşılıyorum. ...böyle olmaması sanki daha büyük bir sorun olurdu gibi geliyor. Çünkü hayattan mücadeleyi çıkarınca orada gerçekten hayat kalmıyor gibi. Zaten yaşamak, birazcık zorlanmayı ve mücadeleyi gerektiren... ...kendi içerisinde taşıyan bir kavram gibi geliyor. Bunlar geldi aklıma ilk etapta... ...ama senin sorularınla birazcık daha şekilli bir biçimde konuşabiliriz belki.
Ben çok mutlu olmazdım bunu dile getirdiğine. Çünkü mücadele sohbetlerini insanların şey gibi algılamasını ben istemiyorum. Yani Allah'ım ne zorluklardan geçmiş bu insan da şimdi bu podcast'ı gibi algılamasını zaten istemiyorum. Çünkü mücadele dediğimiz şey, az önce seninle podcast'dan önce konuştuklarımızı buraya dahil ederiz. Doktora döneminde yaşadıklarımızı falan. ...bence aslında o herkesin başına gelebilen veya işte tam senin söylediğin gibi yaşamın... ...kendi içerisine verdiğimiz mücadeleler biraz içinde yalnız hissettiğimiz bazen... ...ya da sadece ben zorlanıyorum gibi hissettiğimiz aslında ama birçoğumuzun... ...ortak deneyimi olan o mücadeleler bana çok kıymetli geliyor. Sen bugün mesela 11 kitap yazarısın.
Ve belki biri, ya işte bu kadın da kitap yazıyor diye düşünüyor. Ben bunu bu arada çok değerli buluyorum. Seninle orada konuştuk ya, bence kitap yazmak benim için çok büyük bir mücadele. Mesela yazamadığımı düşününce benim için çok büyük bir mücadele. Mesela senin bunu yapabiliyor olman benim için senin başarabildiğin ve benim zorlandığım bir alan. Ya da mesela dışarıdan bakıldığında ikimiz de işte mesela Amerika'da okumuşuz, doktorumuzu yapmışız. Aa işte hatta tuzları kuru bunlar böyle orada okuyorlar diye baktıkları ama içinde bizim çok zorlu günlerden geçtiğimiz sadece şey değil, yaşam deneyimi anlamında değil, onu da konuşalım ama bence sadece doktora yapmak bile ciddi bir mental sağlık mücadelesi gibi geliyor bana. Kesinlikle öyle. Şimdi ben 98-2004 arasında New York'taydım. Master için oraya gittim ve Fulbright bursuyla gittim. Fulbright bursu muhteşem bir burstu. Ben onu daha sonra anladım. Her şeyimizi karşılayan bir burs. O burs bittikten sonra başarılı oldum. Ölüm birincisi oldum orada ve bana okul dedi ki sana doktora bursu verelim. Ben de alışmışım ya, oh bursla okuyorum. Yine Master'da nispeten doktoradan daha kolay bir şey. Ama doktor öyle, ha olur ya burs veriliyormuş... ...hadi ben doktora yapayım denilecek bir şey değilmiş. Onu onun içine girince anladım. Ve benim için belki de hayatımın en çok mücadele ettiğim dönemi... ...doktora eğitimim olmuştur. Dediğim gibi hani doktora yapmak kendi içerisinde çok büyük bir işmiş. Ben bunu ancak içine girdikten sonra anladım. Kaldı ki çok zorlandım çünkü bana doktora tez danışmanı olarak... ...verilen kişi ya da benim seçtiğim kişi... ...alanında ünlü bir isimdi, James Borland. Çok sevdiğim bir hocamdı. Fakat o kadar yoğundu ki... ...doktora tezimi savunduğum gün ilk kez gördü. Bir de benim böyle ekstra bir mücadelemim var. Biliyorsun tez yazmada ne kadar zorlu bir süreç olduğunu... ...ve ne kadar çok yardıma muhtaç olduğunu aslında. Neyse ki ikinci bir danışman vardı. O kişi devreye girene kadar ben çok tek başıma kaldım doktora sürecimde. Zaten hani New York'tayım, uzaktayım, yalnızım, yoksul bir öğrenciyim. Bu Fulbright Bursu gibi değildi okulun verdiği burs. Aynı anda ben bebek bakıcılığı yapıyordum, garsonluk yapıyordum, yer göstericilik yapıyordum.
...doktora yaparken ek işlerde de çalışıyordum hayatımı idame ettirmek için... ...ama şimdi laf lafı açıyor seninle az önce de konuşurken o günleri hatırlarken... ...böyle birazcık da evet çok zordu ama güzel de bir tarafı vardı o acıyı çekmenin şimdi hatırlayınca... ...tamamen böyle ne kadar zor günlerdi, ne acıydı, ne çektim duygusuyla değil de... ...iyi ki onları yaşamışım düşüncesiyle hatırlıyorum. Ve birazcık da bu zamanda bu mücadeleden yoksun kalan çocuklar için üzülüyorum. Benim ailem de korumacı bir ailedir. Çocuklukta pek sorumluluk evin içerisinde vermediler bana. Sen dersine çalış kızım, yeter. Dolayısıyla ben evin içinde pek iş yapmayı, çamaşır yıkamayı... ...yemek yapmayı, kendi işimi kendim halletmeyi bilerek büyümedim. Bu bir noktada size ağır gelmeye başlıyor. O yüzden bir çocuğun ailesinden uzaklaşmasının... ...ve biraz kendi başına kalıp mücadele etmesinin... ...çok değerli olduğunu düşünüyorum. Ben bunu ancak 26 yaşımda Amerika'ya gittiğimde yaşayabildim. 6 yıl boyunca ailemden uzakta kaldım. Böyle ilk çamaşır yıkama deneyimim sanki atomu parçalıyorum. O kadar büyük bir gurur. Çünkü o güne kadar çamaşır yıkamamışım. Bu çok ayıptı bir şey. Ama işte insan öyle öyle kendini tanımaya, gerçek bir özgüven inşa etmeye, hayatı tanımaya başlıyor.
Orada dediğim gibi hani okulun bursuyla okuyordum ama çok az bir burstu. Çok zor günlerim oldu. Sen de demin diyordun yani konserve yedik falan. Ben o konserveyi bile bulamadığım günler oldu. O derece hani ne yapacağım ben şimdi dediğim. Fakat bunların hepsinin bana çok şey kazandırdığını düşünüyorum. İyi ki o günleri yaşamışım diyorum. Hatta şöyle bir şey var. Bugün mesela şükür, kendi istediğim gibi bir hayat kurgulayabildim. Bütün bu yaşadıklarım sayesinde. İstediğim şekilde çalışıyorum, kitap okuyorum, geziyorum. Ve birileri buna bakıp, hayat sana güzel diyor.
Ben de diyorum ki hayatın bana güzel olması için bugün... ...bir dönem bana hayat hiç güzel olmadı. Bunun bedelini ödedim. Çünkü demin de anlattığım mesela işte o doktora zamanı... ...azıcık bir param var. Önümde bir seçenek vardı. Hatırlıyorum, kış zamanıydı.
Ya annemleri görmeye ülkeme gelecektim. İnsan özlüyor ailesini, arkadaşlarını o kadar uzakta kılınca. Ya da bilgisayarım yoktu. O para bir bilgisayara yetiyordu. Bilgisayar alacaktım. Bilgisayarım olmadığı için kaldığım yurdun en tepesinde böyle tavan arası gibi bir yerde üç tane bilgisayar var. Buz gibi. Oraya gidip her gün tez yazmaya çalışıyordum. Ama titreyerek böyle üstümde battaniyelerle öyle tez mi yazılır şimdi birçok insan için? Bu çok büyük bir konforsuzluk. Hele bu zamanda o kadar konfora alışkın ki insanlar. Ama öyle öyle öyle öyle. Sonunda bir seçim yaptım ve dedim ki ailemi görmeyeyim ben. ...hani kısa vadeli hazlar yerine uzun vadeli kazançları... ...tercih ederek bir bilgisayar aldım. Ve de tezimi tam zamanında bu şekliyle tamamlayabildim. Yani hayat bana eğer güzelse, hayatın bana güzel olmasına yönelik... ...çok da güzel olmayan seçimler yaptığım için diye de düşünüyorum.
Bir de şunu eklemek istiyorum. Herkes bu mücadeleyi o dönem veremedi. Benim çok sevdiğim arkadaşlarım vardı orada. Onlar da benzer aşamalardan geçerek oralara kadar gelmişlerdi. Düşünsene çok iyi okullarda okuyorsun. Sınavlara giriyorsun. Sınavlarda başarılı oluyorsun. Sana burslar veriliyor. Ve ilk kez ailenden ayrılıp başka bir ülkeye geliyorsun. Fakat o da ne? Sen tek başına yaşamayı öğrenmemişsin, bilmiyorsun. Ve bunu duygusal olarak kaldıramadığın için her şeyi bırakıp tekrar geri dönüyorsun. Bu bana acıklı geliyor. Ben bugün okullara gidiyorum ebeveynlerle konuşmaya, çocuklarla konuşmaya. Hep aynı şeyi söylüyorum. Ne olursunuz çocuklarınızın biraz zorlanmasına şimdiden izin verin. Bırakın şimdiden düşsünler ki nasıl kalkabileceklerini öğrensinler. Çünkü bir insan ayağa kalkabilmek için nasıl düştüğünü görebilmeli. Ama ebeveynler çocuklarının düşmemesi için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama o düşüş bir noktada gerçekleşecek bu hayatta. Tabii ki. Bir noktada gerçekleşecek.
Bu yüzden de ben iyi ki gitmişim diyorum. İyi ki o zor günleri yaşamışım. Şimdi hani bir takım şeyleri kendi kendime... ...şu an kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan... ...kendi hayatını tamamen yükünü kendi taşıyan... ...tabii ki etrafta ailem, arkadaşlarım var şükür ama... ...bunları yapabiliyorsam o zorluklara borçluyum. Bence hani mücadele iyi bir şey. Onu demeye çalışıyorum. Aslında Bahar'cığım, yani ben bunları mücadeleden sayıyorum mesela. Yani evet, mücadeleye sanki kelime olarak çok büyük bir anlam yüklüyor bazılarımız. Bazen hepimiz yani. Ama bana mesela bu anlattı. Senin bugün olduğun kadını oluşturan çok önemli bir mücadele gibi geliyor. Yani şeyleri daha konuşmadık bile. Belki fırsatı olmaz bile ama... ...sen döndükten sonra burada sonuçta kendi başına bir hayat kuruyorsun. Hayatı, belki bütün başarılarını... Aslında tek başına hallediyorsun. Yani bence o çok güzel bir şey. Yani tabii ki arkadaşların, ailen destek oluyor ama... ...gerçekten yani oradan dönüyorsun ve şu anda burada gayet alanında bilinen... ...çok saygı gören bir insansın. Bence onu oluşturmak da çok önemli. Çünkü mesela ben şeyi hatırlıyorum. Ben döneli dört buçuk sene oldu. Dört buçuk sene önce döndüğümde gerçekten kimseyi tanımıyordum... ...ve kimse de beni tanımıyordu doğal olarak.
Ve oradan sıfırdan bir şey kurmaya çalışmak da çok zor. Ve sen de bunu yaptın. Yani bu da mesela bence apayrı bir mücadele. Bak bunu konuşmadık. Evet. Tam sıfırdan mı kurdum emin değilim. Ben şöyle söyleyeyim. Kendimle ilgili gurur duyduğum bir şey varsa o da... ...hayatta hep iç sesimi en tepeye oturtup kendi istediğim yoldan ilerlemiş olmaktır.
Amerika'ya gitmeden önce, o bursu almadan önce ben burada çalışıyordum zaten. Simultane tercümanım ben. Ve simultane çeviriyi 3 yıldır yapıyordum aşağı yukarı. Çok da güzel bir hayatım vardı. Yani gayet iyi kazanıyordum. Şey de çok komik, gizem. Simultane çevirmenliğe ben 15 yaşımdayken karar verdim. Gerçekten mi? Çok seviyordum İngilizceyi. Ne yapsam hayatta diye düşünmeye o yaşta başlayabilmişim. Ve gazetede bir haber okumuştum. Her yeri geziyorsun, her seferinde ayrı bir konu. Masabaşı iş değil, her gün yabancı dil. Tamam dedim. Aranan kan bulundu. 18 yaşıma kadar düzenli olarak sınava çalıştım. Böyle benim için disiplin, düzen bunlar çok önemli şeyler. Hatta Türkiye ikincisi oldum da o kadar düzenli çalışmışım ki. Hep de mesela çocuklara onu anlatıyorum. Bakın, ben bile Türkiye ikincisi olduysam... ...çünkü zeki bir insan olduğumu asla düşünmüyorum. Sadece çalışarak bazı şeylere ulaştığımı düşünüyorum. Bir dakika, buna karşı çıkmak zorundayım. Hayır, hayır. Gerçekten. Sen kendin de karşı çıkmalısın buna ama. Yani zeka gerçekten aslında o disiplin ve motivasyonu sağlamak.
...bir zeka çeşidi aslında. İşte onu demek istemiyorum. Zihinsel kapasitenin yüksek olmasından ziyade... ...çalışma disiplininin ve iradenin olmasıyla ilgili bir durum bu. Biraz kaplumbağa tavşan hikayesi gibi. Tavşanın kapasitesi daha yüksek ama ben hikayedeki kaplumbağayım.
...aşı yavaş üç yıl boyunca her gün çalışarak... ...finiş çizgisini geçtim gibi düşünebilirsin. Simültane tercümanlık bölümünü seçerken... ...etrafta helalem terör örgütü et ödüyorum ben onlara.
...sen devlet memuru çocuğusun, simültane çevirmenlik de neymiş, kim yapıyormuş... ...onu da sen mi yapacaksın zengin kızları için o diye bir koro yükselmişti. Ben koroyu dinleyip yine kendi yolumdan ilerledim. Bir tercüman oldum dört yıl boyunca üniversitede okuduktan sonra. Çok güzel bir hayattı o zaman. Çok az kişiydik, çok niş bir alandı. Şimdi biraz daha genişledi. Ve işte bayağı iyi kazanınca sonra karşıma Dünya Üstün Yetenekli Çocuklar... ...Konseyi'nin konferansı çıktı. Üç gün boyunca onların çevresini yaptım. Aa dedim ne kadar enteresan. Ben tekrar acaba bunu mu denesem, okula mı dönsem? Ama tabii kendi imkanlarımla gitmem yine mümkün olmadığı için... ...Fulbright Bursu'na da başvurmuştum. O zaman o aynı koro... Böyle güzel iş bırakılır mı? Simültane çevirmenlik gibi mis gibi iş var. Yani insanlar sürekli olarak sana bir şey söylüyorlar. Bak bu da Türkiye'de ayrı bir mücadele alanı. Gerçekten etödür. Türkiye'nin en büyük mücadelelerinden biri. El alem terör örgütüdür. Çünkü sürekli bir fikirleri vardır.
Ve annemi, babamı asla bunun dışında tutuyorum. Kesinlikle dışında tutuyorum. Onlar hiçbir zaman böyle bir baskı yapmadıkları gibi. Ben yolumu seçmek istiyorum, bu yolda ilerleyeceğim dediğimde de... ...tamam sen bilirsin değil, destek oldular. Ama onun dışındaki insanlardan söz ediyorum.
O zaman da onun mücadelesini veriyorsun. Ya ben tekrar öğrenciliğe döneceğim. İyi ki de dönmüşüm. O kararı verebilmek de bir şey. Yani sürekli etraftaki insanların sesleriyle de mücadele etmek gerekiyor bu ülkede. Hani kendi başına bir kadının bir şeyleri yapması çok da kolay olmuyor. Ben evliydim, boşandım.
Evlenirken ayrı bir mücadele. Biliyorsun yine sesler yükseliyor. Boşanırken ayrı bir mücadele. Yine sesler yükseliyor. O yüzden kadın ya da erkek bu ülkede birey olabilmek bence bir mücadele gibi görüyorum. O anlamda evet hep yine kendi iç sesimi dinleyerek o yolda ilerlemiş olmaktan dolayı mutlu hissediyorum. Bu anlattığın hikayede bir şey daha dikkatimi çekti. Bence çok bir sürü önemli nokta var ama şunu da bir konuşalım isterim. Çünkü çok üzerine konuşulmayan bir konu bence. Şimdi biz başarılı öğrenciler olarak işte liseden mezun oluyoruz. Üniversiteye giriyoruz. İyi üniversitelere giriyoruz. İyi üniversitelerden mezun oluyoruz. Böyle hep önümüzde bir yol var zaten. Yani ben şeyi hatırlayamıyorum. Neredeyse üniversiteden mezun olana kadar... Hiçbir şey böyle düşündüğümü hatırlamıyorum. Yol benim için çizilmiş gibiydi. Benim için çizilmiş derken ben de hep kendi başıma karar verdim. Ben de senin gibi 15 yaşındaydım. Ben siyaset bilimi okumak istiyorum dediğimde. Yani benim için yanlış kararmış ama sen ne kadar güzel, seni mutlu edecek bir şey bulmuşsun. Ben diplomat olmak istediğime karar vermiştim. Ben de senin gibi gezeyim, farklı insanlarla olayım. Aslında bizim amacımız gezmekmiş. Gerçekten öyleymiş.
Aynen öyle. Sonra işte ben senin gibi üç yıl boyunca disiplin çalışmadım. Ben bu konularda çok başarısız bir insanım. Bahar'la podcasttan önce sohbet ederken biz... ...izdin de orayı. Anlatayım şimdi. Ben bir ineyim. Tescilli. Öyle söyleyelim istersen. İnek olmak kötü bir şey olmadığı için değil de. Bu senin eksiğin değil, benim inekliğim. Benim kendimi çok eksik gördüğüm bir şey var sevgili dinleyiciler. Ben disiplin konusunda çok kötüyüm. Ben ne kadar kötü olduğumu sana şöyle söyleyeceğim. Ben iki gün üst üste aynı saatte ilaç alamayan bir insanım. Mesela diyelim ki hasta oldum ve düzenli saatlik ilaçlar almam gerekiyorsa... Alarm kurmam bile işe yaramıyor. Ben alarmı çalıyor, kapatıyorum, normal hayatıma devam ediyorum. Ve mineraçlarımı eşim takip eder. Gerçekten çok başarısın. Zaten ciddi oranda dikkat eksikliğim de var. Bence o da benim düzenli olmamı çok engelliyor. Benim iki gün, bir karar verdim diyelim ki, ben her gün oturup, işte ne bileyim, bir sayfa yazı yazacağım.
İkinci gün yazmıyorum. Birinci gün çok güzel oturuyorum. Birinci gün çok güzel ama ikinci gün asla yapamadığım bir şey. O da benim kendimle mücadelem. Çünkü ben kendimi bildim bileli böyleyim. Ve düzenli yapamadığım şeylerden dolayı hep böyle çok son dakika... ...şimdi yumurta kapıya dayandığında panik halinde yaptığım şeyler ve... ...insanlar bana inanmakta çok güçlü çekiyorlar. Çünkü baktığında akademik olarak çok başarılı olmuş bir insan falan ama...
Benim mücadelelerimden biri de bu oldu yani. Hep böyle çok son dakika olan şeyler. Şuraya geleceğim. Buradan çok dağıttım konuyu. Bahar podcastten hemen önce konuşurken... ...ben Bahar'a yazdığı kitaplardan dolayı hayranlığımı dile getirdim. Ya ne kadar çok yazabiliyorsun diye. Bahar da bana benim asla yapamayacağıma... ...ben her gün oturuyorum ve üç saat kitap yazmakla uğraşıyorum dedi. Muhteşem bir şey. Ama işte orada sonra senin koşullarını konuşunca... ...benim ne kadar tuzu kuru bir yerden konuştuğum da belli oldu. Şimdi benim çoluğum çocuğum yok. Şu anda sezon olmadığı için çeviri... ...çünkü belli sezonları vardır. Simultane çevirmen diye ben halen devam ediyorum. Ama Ocak, Şubat aylarımız boş geçer. Ben o boş aylarda oturup yazıyorum. Önce onun altını çizelim. Çünkü çeviri sezonu olduğunda, çok yoğun olduğunda... ...ben de oturup günde üç saat bulamıyorum çalışacak doğal olarak.
Ama şöyle bir prensibim de var. O yoğun günlerde bile benim dosyam her zaman için... ...bilgisayarımda sekmesi açıktır. Ben o dosyanın içerisine her gün girip merhaba derim. Bir cümle olsa bile, bir fikir bile olsa oraya yazarım. Orayı soğutmak istemem. Eğer bir yazma sürecine girdiysem. Bu birazcık o kasları çocukluktan itibaren geliştirmiş olmakla ilgili. Yani çocuklarla, gençlerle bir araya geldiğimde de her zaman için alışkanlığın iradeden daha güçlü bir mekanizma olduğunu ve bu alışkanlığı oluşturmaya çalışmalarının iradeyi devreye sokma gerekliliğini ortadan kaldıracağını anlatmaya çalışıyorum çünkü. O kasları geliştirdikçe artık senin o masa başına oturmak için içinde o mücadeleyi... ...vermen gerekmiyor. Birazcık otomatikleşiyor bazı şeyler. Yani sabah kalkarsın, bilgisayarını açarsın ve yazmaya başlarsın gibi. Hani burada ben kendimi oraya gitmeye zorlamıyorum. Tabii burada şunun da etkisi var.
...sevdiğim bir şey yapıyorum. Bu da çok önemli. İçsel motivasyon dediğimiz konu da çok önemli. Kimse beni yazar olmaya zorlamadı. Ben bunu içimden geldiği için yazmayı sevdiğim için de yapıyorum. Ama hani disiplin çok zor değil. Benim asıl orada seninle konuştuğum mücadelem başka bir tarafta. Disiplin konusunda, yazma konusunda, teknik puanlarda sorun yok da... ...artistik puanlarla ilgili sıkıntım var birazcık. Çok güzel benzetme oldu bu gerçekten. Aynen öyle çünkü biliyorsun bir roman denemem oldu. Ona bir deneme diyorum. Tam olarak ona bir roman demek istemiyorum.
...böyle özellikle sosyal medyayla birlikte daha da güçlenen bir eğitimci kimliği oldu. Orada bir personamız var biliyorsun. Benim oradaki eğitimci personam daha didaktik bir yerden konuşup... ...iyi eğitimle ilgili işte bilimsel bilgiler vermeye çalışan... ...hani kendi çapında bu konulardaki bilinci yükseltmeye çalışan bir kişilik.
Şimdi roman yazmaya çalışınca bu önüme bir handikap olarak çıktı. Biraz sahtekar hissetmeme yol açtı. Çünkü oradaki kitlem benim ebeveyn. Özellikle anneler. %90 anneler. Çocuklarının eğitimini takip ediyorlar. Bu bir gerçek. Keşke babalar da daha çok... Bak yine didaktik kısmımı devreye sokmadan yapamıyorum. Bunu anlatmaya çalışıyorum. Anladın mı? İlla bir mesaj vereceğim. Topluma faydalı. İşte roman yazarken de aynı sıkıntıyı.
Sıkıntı diyorum buna. Yaşadığımı hissediyorum. Çünkü bir roman didaktik olmamalı. Fakat ben onu yazarken biliyordum o kitleye hitap edeceğimi. O yüzden hani bu alkışı nereden aldığını bilmek çok problemli bir şey. Ve bırakabilmek yeri geldi.
Evet, alkışı aldığın yerden ayrılabilmek benim mücadelem. Çünkü özgürlük ve özgünlük ve gerçek yaratıcılık orada gelecek. Ya bu birazcık başarıyla yaratıcılık arasındaki ayrım gibi. Ben o romanda hani belli bir düzeyde bir başarı yakalacağını yazarken biliyordum. Çünkü kitlemi biliyorum, beni okuyan kişileri biliyorum. Bu bence çok büyük bir üç kağıt çubuk gibi geliyor bir taraftan. Ama yani yazarken de mutlulukla yazdım. Hani öyle şey değil. Çok küçük hesaplara girerek falan yazmış değilim. Güzel oldu ya falan diyerek. Bu arada yazdığım hiçbir seriye dönük okuyamıyorum. Korkunç kötü geliyor bana. Gerçekten. Ben de podcast'imi dinleyemiyorum bu arada.
Ama işte kafandaki o endişeleri bıraktığın zaman... ...gerçekten içindeki potansiyelin ortaya çıkabileceğini düşünüyorum. Benim asıl içsel olarak yazarlıktaki mücadelem sanıyorum orada. Bir gün oraya ulaşacağımı düşünüyorum. En azından bunları sorgulamaya devam ettiğim ve bunun farkında olduğum için mutluyum. Ama gerçekten... ...böyle kim ne der diye düşünmeden... ...gerçekten içimden öyle aktığı için... ...bir roman yazabilmeyi bir gün çok istiyorum. Bunu nasıl başaracağım bilmiyorum. Çok fazla o dünyayla iç içe olduğun zaman... ...kendini ne kadar ayrıştırabilirsin gerçek anlamda... ...ondan emin olamıyorum. Belki gerçekten yine hani ailemden uzaklaşmıştım ya 6 yıl boyunca. Belki o ortamdan da uzaklaşmak. İçe dönüş gerçekten hani çok konuşulan... ...ama çok azımızın yapabildiği bir şey. Benim de hep söylediğim... ...insanın yaratıcılık için biraz içine dönmesi lazım. Çok kullandığım bir cümle. Bunu kendim de yapabilmeyi umuyorum. Yani kendi verdiğim oradaki didaktik mesajları okuyup... ...bir gün kendi hayatıma da uygulayabilmeyi diliyorum. Öyle söyleyeyim.
Bu anlattıkların şeyi düşündürttü bana. Şöyle bir benzerlik kurdum ama sen beni düzelt eğer sen görmüyorsan bunu. O az önce bahsettiğim bir yola çıkıyoruz başarılı olmak adına. Ne noktada düşünüyoruz? Orada aslında şunu soracaktım. Ben de dağıldım ondan sonra. Yani mesela sen bitirmişsin bölümünü ve ondan sonra üç sene mesleğinde çalışmışsın. Arkasından bir şey keşfetmişsin. Hoşuna giden. Ve oraya evrilmeye karar vermişsin. Sanki böyle en azından belki bizim nesilde bize çizilen yolda böyle çok koştura koştura koştura gidiyorduk. Bana da öyle oldu. Ben mezun oldum. Bir anda böyle gerçekten popo üstü ne yapıyor?
Ne oluyor ya? Bir de ben hani çok da düşünmedim. NBA yapmaya falan başladım. NBA'nin tam ortasındaydım. O bana dank etti. Ya ben hiç mutlu değilim. Ben hiç asla sevdiğim şeyi yapmıyorum. Ben psikolojiyi çok severim. Çok severek hani dahil ettim onu hayatıma. Ben ne arıyorum burada gibi bir duygu beni çarptı. Ve ondan sonra ben de zaten hayatımın yani yolunu değiştirdim. Ve ben de gittiğimde ve master yapmaya başlamaya 26 yaşındaydım.
O da bir cesaret aslında. Bizim nesil için en azından cesaretti. Tabii ki. Sen de öyle yapmışsın. Bir şeyleri bırakıp baştan başlayabilmek. Elbette. O cesaret kısmı işin çok önemli. Bütün bu hikayelerde.
Ama bak işte buradan da senin şeyine bağlayacağım yani o kitapla ilgili meselene bağlayacağım. Aslında orada sen bu Eto'dan bahsettin ya yani aslında bu kitaptaki özgünlüğüne blog kullananda sanki Eto yine gibi değil mi? Evet ama o kendi içimde sanıyorum yaratıyorum onu. Hani kimse sonuçta kitabı sen kendi isteğinle yazıyorsun artık hani bir yere de geldikten sonra. Ama evet, cesaret çok önemli. Bu söylediğinle ilgili şunu da eklemek istiyorum. Sen de işte belli bir yaşa geldiğinde ben ne yapıyorum demişsin. Şimdi bunu söylemek için daha fazla zamanımız da var. E biliyorsun yani 100 yıl kadar, 150 yıl kadar önce insan ömrü zaten 40-45 yılmış.
Düşünsene kırk yaşına geliyorsun ve bir dakika ben bu hayatta ne yaptım... ...dediğin zaman zaten ertesi gün ruhuna el fatiha. Ama şu anda ömürler iki katına çıkmış durumda. Ve yine insan o orta yaşa geldiği zaman o sorgulamayı yapıyor. Mesela özellikle kadınlar söz konusu olduğunda... ...araya evlilik, çocuk girdiğinde ve bunun sorumluluğu maalesef hala... ...çoğunlukla kadının üzerinde olduğundan... O kadınların o soruyu sorması biraz daha artık kırklı yaşlara doğru oluyor. Hani çocuklar birazcık daha büyümüş... ...veya işte evden ayrılmış olduğu noktada bir dakika ben bu hayatta ne yapıyorum soruyorsunuz. Bence bu soruyu insan hayatının herhangi bir zamanında sormalı, sorgulamalı, öbür türlü yani bir şeyin içerisinde... İlerliyorsun ve mutlu musun, değil misin, istiyor musun, istemiyor musun? Bu sorgulamayı yapmadan yaşamak bana çok boşa yaşanmış bir hayat gibi geliyor. Bunu çok büyük bir içtenlikle söylüyorum. Bu hayatı böyle yaşamış bir insan olarak gençlerle bir araya geldiğimde de bunu söylemeye çalışıyorum. Her gün şu bilinçle uyanırım ben. Bir tane ömrüm var.
Bir tane ömrüm var. Bir gün öleceğim. Bunu söylediğim zaman ne kadar karamsar. Hayır. Bir gün öleceğim düşüncesi kadar beni hayata bağlayan bir düşünce yok. Yani o yüzden ben bugünümü, bu yılımı bile değil, bugünümü gerçekten yaşamaya değer bir gün kılmalıyım. Aynı şekilde sadece iş bağlamını değil, kimseyle küs olmamak. Yahu zaten bir tane ömrümüz var. Niye bu kadar kendimizi abartıyoruz ki? O yoldan çıkıp öbür yola girsem ne olacak? Yani evet çok iyi para kazandığım bir dönemde... ...o paraları bırakıp gitmem birçok insanın sinirini boğulmuş olabilirim. O bir kayıp değildi benim için. Ve oradan aldığım eğitimle şimdi yine o kazanılıyor bir şekilde. Ama o deneyimi yaşamasaydım ben hayatta, o konserve bile yiyemediğim günleri yaşamasaydım çok büyük bir şey eksik kalacaktı. Onu yaşamamış olmak bence kayıp. O yüzden de insan hayatında bu sorgulamaları yapıp bazen risk alıp, yani delice bir riskten söz etmiyorum, acaba bu uçurumdan atlarsam ölür müyüm değil. Ama o yoldan çıkıp başka bir yola girdiğin zaman o bir kayıp değil. Oradan da bir deneyim elde ediyorsun. O deneyimlerle ceplerini dolduruyorsun ve daha sonra onlar zaten senin hayatına başka şekillerde yine fayda olarak geri dönüyor. Bir tane ömrüm var, bunu niye yani mutsuz olduğum bir şekilde yaşayayım ki? Bilmiyorum, belki bunları yapıyorum, bu konuşmaları yapıyorum. Kendim bahar olarak bulunduğum yerden yapıyorum. Bir başkası dinleyip, ya sen de öyle söylüyorsun ama işte her zaman koşullar öyle değil diyor da olabilir.
Ama ben hayatım boyunca yani hiçbir zaman çok böyle annem babam devlet memuruydu. Biz çok mütevazı koşullarda yetişmiş insanlarız. Hani sen bunu söylüyorsun çünkü annen şöyle, baban böyle, sırtında böyle bir destek var. Öyle bir yerden söylemiyorum. Öyle bir lüks içinde hiçbir zaman yaşamadım. Ama bence insanın o sorgulamayı yapması, o yoldan çıkması, yeni bir yola girmesi yaşamaktır. Bir tane ömrüm var, onu yaşamak istiyorum ben.
Yaşamak istiyorum. Söylediklerin yine bir sürü şey canlandırdı gözümde. Bir tanesi şu, Esat Hoca'yla yaptığımız söyleşte de şundan bahsetmiştik. Yani aslında ne zaman ömrümüzün biteceğini bilmiyor olmak aslında bir yandan da müthiş bir şey getiriyor. Yani söylediğin gibi ben mesela Amerika'dan Türkiye'ye dönme kararını bu şekilde verdim. Şunu düşündüm.
Bugün bir şey olsa ve ben öğrensem ki altı ay ömrüm kaldı ne yapardım? Ve benim için cevabı çok netti. Amerika'da yaşama devam etmezdim. Ondan sonra dedim ki ben burada bir işim yok yani belli ki benim dönmem gerekiyor. Ya da hani bazen bazı kararları verirken hala bunu yapıyorum. Ben şu anda altı ay sonra bunu yapıyor olmak ister miyim gerçekten?
Bunlar ömrümün son günleri olsa ben yine bunları mı yapıyor olmak isterdim? Ve o reality check diyelim belki. Bence çok önemli yani. Ben şu anda istediğim gibi bir hayat yaşayamıyorum. Buradan da ikinci o getirdiğin noktayı da bağlamak istiyorum. Dedin ki ben hani iki devlet memurunun çocuğuydum aslında. Ama bence senin çok büyük bir imkanın vardı. Ve aynı imkanı ben kendimde de görüyorum çok şükür.
...arkamızda olmayı başarabilen ebeveynler. Çok doğru. Yani bu mesela bence o cesareti gösterebilmemizdi, hayatta verdiğimiz. Ben de çünkü çok dümdüz gittiğim yollardan çok çıktım ve... ...artık bunu yapmıyorum dedim ve onu derken ekonomik kaygılara hep gittim, o apayrı. Ama hani en azından ya başıma bir şey gelirse en azından hani sığınabileceğim... ...birileri vardı yükseğime. Güzel dedin bana.
Güvenliğim hanım var, annem, babam, benim durumumda eşim... ...ve bana o hissi gerçekten veren insanlar değil mi? Bence bu beni çok güçlü yaptı. Evet, ya ben şimdi mesela annemle babamla konuşunca şunu görüyorum... ...aslında çok kaygılanmışlar. Çok kaygılı ama bana onu hissettirmediler. Ben oradan o kaygıyı değil, biz senin yanındayız duygusunu aldım. Kim bilir onlar ne fırtınalar yaşadılar içlerinde. Kolay mı? Bir de o zaman düşünsene telefon falan bile yok. Cep telefonu yok. Biz haftada bir görüşüyorduk. Öyle bir durum. Bir gerçekliğe oturtmak için dinleyicilerimiz de çünkü çok genç dinleyicilerimiz de var. Yani ben şeyi söylemek istiyorum. Ben 2008'de Amerika'ya gittiğimde daha iPhone yeni çıkmıştı. 2007'de mi ne çıktı iPhone yani? Vallahi ben gittiğimde internet falan yeni çıktı.
Yani şey yapamayabilir. Çünkü şu andaki hani şu anda FaceTime'dan çat diye arıyoruz, konuşuyoruz ya Skype'den. Ben şeyi çok iyi hatırlıyorum. Babamları ilk aradım Skype'den. İşte Amerika'ya ilk gittiğimiz hafta. Babam, kızım kapatalım diye. Ben diyorum ki babacığım yok, internetten konuşuyoruz. Sana yazmıyor şu anda falan. Ve babam uzun süre inanmamış, uzun süre faturayı beklemiş gelmesini. Çok şükür. Gerçekten çok tatlı bir hikayedir bu. Yani onlar için çok büyük bir şeydi. Yani çocukları gitmiş ve konuşabiliyorlar. Ve bunu göze almışlardı aslında yani. Ya şeyi hatırlıyorum. Şimdi sen bunları söyleyince anılar canlanıyor. New York hayalim benim. Zaten bir kitapta, hazırlık sınıfında gördüğüm bir Manhattan fotoğrafıyla başladı. Hatırlıyorum, Target diye bir ders kitabımız vardı. Orada bir aile vardı. Ailenin oğlu Manhattan'da diner diye bir yerde. Okun böyle yüksek yüksek. O zaman gökdelen falan da yoktu Türkiye'de doğru düzgün. Böyle gökdelenler var. İşte ilginç yüksek tabureler.
...tool denilen bambaşka bir dünya ve ben hayal kurmaya başladım. Neyse işte, sonra bu burs falan olayları olmadan önce... ...o kadar merak ediyorum ki New York'a. Para falan biriktirdim, ben ders veriyordum. Üniversite 1. sınıftan itibaren hep kendi paramı kazanma peşindeydim. O paraları biriktirdim ve New York yolculuğu yapacak kadar. Fakat şöyle bir sorun var, hayatımda daha yurt dışına çıkmamışım... ...ve New York'a gideceğim ve aileme bunu söylemek zorundayım. Ben ilk önce gittim, pasaportumu falan çıkardım.
Her şeyi kendin bir hallettin. Her şeyimi aldım. En son aşama hani en sonunda o kırmızı dev adamları yenme aşaması var ya orada ailemin karşısına çıkıp ben gideceğim New York'a bir bakacağım. Burası okuyabileceğim bir yer mi diye merak ediyorum gerçekten. Bir akşam vaktiydi.
Annemle babam salonda televizyon izliyorlar. Bence saati topladım, babamın karşısına çıktım. Baba dedim, ben karar verdim, New York'a gideceğim. Pasaportumu da aldım, okullara bakmak istiyorum. Düşünsene, daha bakkala bile göndermeye çekindiğin bir çocuğun New York'a gideceğim diyor mesela. Şimdi böyle şeyi bekliyorum, çok apartman.
Annem böyle depar atacaktı. Babam dedi ki, bak şöyle, tamam dedi sana bir harita alalım. Gerçekten ne güzel. Ya sana gelecek binlerce cümle arasından, o zaman tabii ne telefon var ne navigasyon var, bildiğin haritalar üzerinden hani yollu adamcağız şunu demeye çalışıyor, en azından oralarda kaybolma kızım. Yani kitapta da yazmıştım. Hayatta sana şu yoldan gideceksin diyen bir baba yerine... ...gittiğin yolda gel sana harita alalım diyen bir babaya sahip olmak... ...gerçekten çok büyük bir şans. Ve ben gittim, baktım. New York Üniversitesi'ne girdim, araştırdım. Kolombiya'ya gittim, baktım. Öyle kararımı verdim 15 gün. Kendimi iyi de hissettim ailemden uzakta. Hayatta kalmayı başarabildim. İki hafta boyunca bir ön hazırlık gibi de oldu.
O yüzden aileme hep minnettarım dediğine geri gelecek olursak... ...evet devlet memuru belli maddi imkanlar eksik olmuş olabilir. Her zaman da ellerinden gelenin en iyisini yaptılar ama en önemlisi... ...ben o evin içerisinde her zaman sevgi ve güveni hissettim. Her zaman evime gelmenin huzurunu hissettim. Her zaman anne babamın yanımda olduğunu, bütün dünya karşımda olsa bile... ...anne babamın yanımda olduğunu bilmenin güvenini hissettim. Bir çocuğun bence dünyada sahip olabileceği daha büyük bir zenginlik yok. Bunun için minnettarım. Her zaman da anlatıyorum, her zaman da onların hakkında böyle konuşuyorum. Çok şanslıyım, çok büyük bir şans bu. Dediğin gibi bizler şanslıydık aslında.
Bu bizim için şans. Bir yandan da yani sonuçta senin de bir ebeveyn kitlen var. Benim daha genç ve henüz ebeveyn olmamış büyük bir kısmı bir kitlem var. En azından onlara didaktik olacağız ya. Şöyle bir mesajı verebilmek isterim. Belki senin benim şansımızdı. Ama bugün ebeveyn olacakların ya da hali hazırda ebeveyn olmuş olacakların... ...çocukların şansını yaratabilme imkanları var elinde. Yani çocuklarına onların hayalleri için, onların hedefleri için... ...kuracakları cümleler, verecekleri desteğin şekli. Yani her şeyi değiştirebilir gerçekten. Orada mesela bu destek konusunda, literatürde farklı destek türleri vardır. İşte lojistik destek, finansal destek. Ama en önemlisi duygusal destek. Ben buradayım. Yani sanki tabii ki buradayım ben. En ufacık bir ihtiyacın da ben buradayım. Ve onu hissettirdiğin zaman çocuğa, bunu da şeyde bağlamak istiyorum. Dedin ya, şimdiki çocukların mücadele etmesine izin vermiyoruz. Yani o... Her anını koruyalım. Aman muhteşem olsun. Çocuk düşmesin. Çocuk şaşmasın. Çocuk yanlış bir şey yapmasın. Buraya da özgü değil. Ben şeyi hatırlıyorum. Doktora yaparken biz lisans öğrencilerine işte ders anlattığımız dönemde... ...Kornel'de veliler, ya benim çocuğum neden B aldı da A almadı diye hocaları ararlardı. Helikoptera ve benliğin şeyi.
Yani sen bunu yaptığın zaman üniversiteye giden bir çocuğuna... ...o çocuğun hayatta hiçbir şey için mücadele etmemesini garantilemiş oluyorsun. Tabii. Acizsin diyorsun bir de çocuğuna. Acilsin, aynen. Ya da mesela çocuk okulda bir problem yaşadığında... ...bugün de yani hani gidip okulu tırnak işler içerisinde basan... ...işte çocuğun kendi kavgasını vermesine izin vermeyen ebeveynler... ...aslında çocuğa hiç iyi bir şey yapmıyorlar. Ya tabii canım, çocuğa değil. Genel olarak dışarıdan bakımıza çok korkunç bir tavsiyem. Orayı geçiyorum. Hiçbirinizi koruyun değil. Çocuğa odaklan. Mesela şeyi çok önemsiyorum. Hani ben kendim de bir anne olarak mesela... ...Defne Okulu'da bir sorun yaşadığı zaman ve bana bunu gelip anlattığında... ...içimde kopan fırtınayı biliyorum. Mesela diyelim ki bir arkadaşı onu üzdü. İçimden gerçekten şey geçiyor. Gideceğim o okula ve o çocuğa gününü göstereceğim. Küçücük bir çocuk yani hani zaten böyle bir şey yapmak doğru olduğu için değil ama içimdeki o duyguyu biliyorum. Çünkü o senin çocuğun ve onu her şeyden korumak istiyorsun. Ama sonra ondan satıp, zaten bunu yapacağımdan değil ama ondan satıp çocuğa... Ya bak bir sürü seçenek var ve sen bu seçeneklerden bir tanesini seçebilecek kadar hem kendini hem arkadaşını çok iyi tanıyorsun. Mesela hangi yolu seçersen seç, o başarısız bile olsa... ...yeni bir yöntem buluruz merak etme dediğin zaman... ...aslında çocuğa muhteşem bir kuvvet vermiş oluyorsun. Tabii ki, tabii ki. Ya kaldı ki hani bizim zamanımızda anne babalarımızın... ...dediğin gibi bu tarzdan araçlara, cümlelere, yöntemlere erişimi bile... Bilgileri asla yoktu tabii ki. Yoktu.
Aslında bazen bilmemeleri daha mı iyi? Onlar sadece ne yapıyorlardı? Evin içerisinde bir düzen var. Önüne üç öğün yemek konuluyor. Sevgi var, güven var. Geri kalanını da sana bırakıyor gibi. O yüzden bazen de hani diyorum ya devlet memuru olmaları aslında belki çok büyük bir avantaj. Çok hırslı bebeğinler var ya. Hani kendileri de belki başarılı olmuşlar ve çocukları başarılı olmak zorunda. Çünkü bu çocuklarının başarısızlıkları kendi başarısızlıkları gibi görülecek. Tamamen ego üzerinden. Öyle bir ortamda olmayınca sen kendi yolunu daha rahat buluyorsun. Kendi yolunu bulabiliyorsun. Bir baskı yok üzerinde. Öbür çocuklar da eminim ki bir noktada kendi yollarını bulacaklar zaten. Belki daha geç olacak. Ben her zaman çocukların tarafında duruyorum. Gençlerin tarafında duruyorum. Ama bu tabii ki ebeveynler tarafına hoş karşılanmayabilir. Ama gerçekten insanın bir tane ömrü var. Gittiği bir tane yol olmak da zorunda değil. İnsan birçok yola da girip çıkacak hayatta. O yüzden hani ne böyle derbeder bir biçimde savrulmak. Hani en son bir kitap yazdım. Orada Sokrates insanın içindeki iç tehditler ve dış tehditlerden söz ediyor.
...iç tehditler dediği bir türlü bir hani odaklanamama diyeceğim ama o anlamda değil... ...hani bir yola girememe zamanını amaçsızca aynen evet amaçsız bir biçimde... ...boşa harcama işte sürekli belki bütün günün sekiz saatini sosyal medyada... ...YouTube'da TikTok'ta geçirmeme hani böyle bir içişsel tehdit... Bir de öbür taraftaki tehdit de çok fazla böyle başarı, şöhret, servet. Bunları bir değer kabul edip hiç istemediğin halde, içinde olmadığı halde o parayı getirecek, o başarıyı getirecek diye bir yola girme. Bunlar iki ayrı tehdit ama başka bir yol var. O da kendi iç sesini dinleyip, kalbin ne için çarpıyor, kapasitelerin hangi alanda, karakterin neye müsait, bütün bunları bir değerlendirip bir yola çıkıp... Yolda ara ara dinlenip bir dakika ya hani ben bu yolda mı ilerlemek istiyorum? İyi gidiyor mu her şey diye o sorgulamayı yapıp devam etmek. Mutlu ve başarılı bir hayatın bu şekilde gelebileceğini kendi açımdan gördüm. O sorgulamaları zaman zaman yaptım. İşte klasik simültane çevirmenliği bırakınca niye bırakılıyor diyenler. Ondan sonra işte üniversitede akademisyenlik maceram var on iki yıl. Onu da bıraktım. Niye akademisyenliği bırakıyorsun? O unvanlar bilmem nereye.
Çünkü oturdum tekrar, o yolda ilerlerken bir kenara çektim. Ne yapmak istiyorum ben bu hayatta? Bunu mu istiyorum? Nasıl yaşamak istiyorum bu hayatı? Evet, bir fayda sağlamak istiyorum, bu doğru. Ama bunu bu yolda mı yapmak istiyorum? Başka bir yolu var bunun. Kitaplar yazabilirim, yazmayı çok seviyorum. Bundan keyif alıyorum. Kendimi masa başına oturtmak bir efor değil.
Kitap okumayı çok seviyorum. O yüzden dedim ki öyle bir hayat kurgulayacağım ki her gün kitap okuyacağım ve kitap yazacağım. Ben her gün mutlaka en az bir saat kitabımı okurum. Ne olursa olsun. Yapmazsam kendi hayat amacıma ihanet etmiş hissediyorum. Bugün böyle yaşıyorum. Çok mutluyum. Kendi çapımda evet çok yüksek servetler içerisinde falan yüzüyor değilim ama... Zaten çok param olsa ne yaparım diye de düşündüm biliyor musun? Ne yaparım? Kitap okurum, kitap yazarım. Eee o zaman yani şimdi yapayım bunu. Fark etmiyor. Evet yani bu sorgulamaları yapmanın değerli olduğunu düşünüyorum. Mücadelem yok dedim ya. Mücadelem yoktan kastettiğim şey bunlar. Acaba ben yaşamak istediğim gibi mi yaşıyorum? Sorgulamalarını yaptığım için yani onun mücadelesini vermiyorum. İstemediğim ilişkilerin içerisinde değilim. Onları hayatımdan çıkardım. O yüzden mücadele yok. Kastım oydu.
Bunu da herkes de yaşasın isterim açıkçası. O yüzden hani ısrarla bunları konuşup duruyorum orada burada. Bazılarına çok ütopik geliyor olabilir. Hangi ülkede yaşıyorsunuz siz diyenler oluyor. Ben de bu ülkede yaşıyorum. Bu ülkeden çıktım. Bu ülkeden çıktık. Üstelik bu ülkeye döndük de bir yandan. Ve bu ülkeye de döndüm. Dönmeyi de seçtim. Ülkemi de çok seviyorum. Bir yere gideceğim de yok. Hiç başka kafamda bir plan da yok. Kaldı ki sen de ben de istersek herhangi bir noktada yaşamımızı başka bir yerde de idam... Yani aslında bilinçli bir tercihle burada kalıyoruz. Yani buradaki mücadeleyi bir nevi sürdürüyoruz. Yani ben doğrusunu istersen şurayı da vurgulamak isterim senin için de. Yani bugün o bütün bildiklerini sürekli aktarmaya çalışmaktır bir mücadele. Yani mesela sosyal medyada bazen paylaşımlarında... Sosyal medya en büyük mücadelem. En belli bir tane görüyorum isyanını. Sana çok komik bir şey söyleyeyim mi? Hayatımda mücadele yok ya. Sosyal medyadan o yüzden çıkmıyorum. Çünkü tek mücadelem orası kaldı. Oradan koparsam tamamen böyle lalala gibi bir dünya olduğu algısıyla yaşayacağım. Hayır diyorum ya bak kötü insanlar var sosyal medyada. Dolayısıyla orada hani öyle bir faydası da var bana. Sadece orası aracılığıyla değil ama ya ben senin sürekli bir paylaşım yapmaya çalışmanı bu kimi zaman didaktik bir yerden kimi zaman çok içten
...bir yerden. Ben çok takdir ediyorum ve bunun da aslında yani burada kalıp... ...ben bildiklerimi, deneyimlerimi paylaşmaya çalışıyorum da... ...bir mücadele olarak buluyorum. Her mücadele... ...gerçekten yani çok büyük bir yaşam mücadelesi, çok büyük bir siyasi mücadele... ...çok büyük bir kadın hakları mücadelesi. Bunlar da çok çok çok kıymetli ama... ...bu podcast'ın ilk bölümünün en başından söyleyeyim... ...herkesin bir mücadelesi var aslında. Ve onu duyalım istiyorum. Evet. Ben şunu da söyleyeyim didaktik bir kimse olarak. Ben ülkemden altı yıl uzak kaldım. Oradayken birçok insan dedi ki niye burada kalmıyorsun? Niye Türkiye'ye geri döndün? Bu da çok sorulan bir soru. ...sürekli. Ben mesela soruyu anlamıyorum bile. Ne demek niye Türkiye'ye girdin? Burası benim ülkem. Ailem burada, arkadaşlarım burada. Buraya bir katkı sağlamak istiyorum. Tabii ki döneceğim. Düşüncesi olduğu için. Dileğim buradan gençler uzaklaşsınlar ailelerinden. İster başka bir ülkeye, ister başka bir şehre. Bir kendilerini bulabilmek için gitsinler, farklı bir dünya görüşü edinsinler. Çünkü bu ekosistemin içerisinde hep böyle aynı hikayeleri duyup, aynı insanları görüp dünyanın buradan ibaret olduğunu sanıyorlar. Hayır, dünya çok daha fazlası, çok güzellikler var. Öğrenecek çok şey var dışarıda. Onları öğrensinler, kendilerini güzelce beslesinler. Sonra buraya geri dönsünler. Çok isterim. Burası bizim ülkemiz ve çok ihtiyacımız var. Ama şunu da tabii ki anlıyorum. İnsan nerede kendine tatminkar bir yaşam kuracaksa orada olsun. Bu sadece bir dilek.
Öyle diliyorum. Gidenler buraya geri dönsünler diye diliyorum. Ama tabii burada bizim de sorumluluğumuz burayı geri dönülebilecek bir ülke haline getirmek. O günleri görebileceğimizi umuyorum. Ben de aynı şekilde. Sana söylerken şunu düşündüm. Bence yurt dışında yaşamanın bana kattığı şeylerden bir tanesi de burada olan kötülüklerin aslında dünyanın birçok yerinde olduğunu fark etmek de oldu. Yani benim mesela Türkiye'de en çok üzüldüğüm şeylerden bir tanesi, bunu çok anlatacak bir mecra bulamadığımı fark ettim şu anda. Hadi anlat. Her kötü olayda bu sadece burada olur denmesi. Ve bu beni incitiyor. Yani şöyle incitiyor. Yani neden? Bu hastanın her yerinde oluyor. Biz bunu burada azaltalım mı? Tabii ki azaltalım. Tabii ki üzerine çalışalım.
Bunun karşısında değil ama buraya has değil bütün bu kötülükler ve bence o... ...vizyonun genişlediğinde ve her yerde de benzer problemlerin oluşabileceğini görmek... ...tabii ki Türkiye has problemler de var onları es geçmiyorum ama bazı şeylerde... Evet, evet. Hep böyle bir yorum yapılıyor ya, biz de böyle. Her yerde öyle senin söylediğin gibi. O yüzden evet, o bakış açısını ben de çok doğru bulmuyorum. Onun da öyle olmadığını görmek için de buradan çıkmak gerekiyor. Zaten gidenler de belki çok farklı hayallerle gidiyorlar ve burayı... ...çok özlüyor gidenler. Ama mecburiyetler yüzünden belki. İnsanlar gitsin zaten. Bence senin de tam... ...söylediğin gibi gitsinler, kendilerini geliştirsinler, eğitim almak için... ...ya da bambaşka şeyler için ayrışmak için, ülkeden de ayrışmak için... ...ya da bu ülkenin bize dayattığı kimliklerden de ayrışmak ve başka... ...taraflarımızı keşfetmek için mesela şey de çok önemli, bak söylemişim...
Başında podcastleri asla bitirmek istemiyorum. Mesela ben Amerika'da Gizem'in bambaşka bir karakteriyle karşınızdayım. Benim böyle bir özelliğim var mı? Ben bunu hiç Türkiye'de keşfetmemişim dediğim. Onları da keşfetmek adına bir gitsinler.
Dönebilirlerse, dönmek isterlerse, burada daha iyi hissedeceklerse... ...lütfen dönsünler ve dönen insanlara sen niye döndün... ...yani demeyelim çünkü tabii ki burası bizim evimiz. Dönmek de güzel, gitmek de güzel, dönmek de güzel. Bence işte herkes hayatının temel değerlerinin ne olduğunu bulmalı. Kesinlikle.
Değerler hiyerarşisi oluşturmalı belki kafasında ona göre seçimler yapmalı. Benim değerler hiyerarşimde ailem, ülkem bunlar tepede yer aldığı için geri döndük. Bir başkası için daha farklı olabilir elbette bu. O ayrışmaların ama her halükarda faydalı olduğunu ve dönüşün güzel olduğunu düşünüyorum.
Katılıyorum, seninle tecrübelerimiz birkaç sene arayla çok benzer olmuş gerçekten. Yani kendi hayatımda verdiğim mücadeleyi kendi ülkemde sürdürmek bana ekstra bir mutluluk veriyor. Evet, o mücadele... Bak mesela işte burada daha fazla bazı şeyler için mücadele veriyorsun. Ama bunun da ekstra verdiği bir zevk var. Zevk var. Konfor istemiyoruz biz ya.
Gerçekten yaşamsal bir şey mücadele. Hayatta kalmak için gereken bir şey. Bu belki ben yurt dışında kalsaydım belli açılardan daha rahat bir hayatım olacağı doğru. Bu tadı alabilir miydim? Çok da emin değilim. Burada sürekli bir şeyler için anlatıyoruz, yazıyoruz, çiziyoruz. Onun verdiği bir zevk var. O zevk işte o benim yoksul öğrencilik günlerimde... ...yiyecek bir şey bulamayıp saçma sapan malzemeleri birleştirmekten... ...aldığım zevk gibi bir şey, anlıyor musun? Evet, o kadar iyi anlıyorum ki. Halimiz itten beter, keyfimiz paşada yok gibi durumu yani. Onun gibi. Evet, bunun tadını alabilmek çok güzel diye düşünüyorum.
Bari çok teşekkür ederim geldiğin için. Çok iyi. Yani yine bana kalsa ben yine saatlerce devam edeceğim bu konuşmaya. Çok ben de mutlu oldum. Gerçekten. Konuşmak da sağ olasın. Teşekkür ederim. Umarım dinleyen herkesin çok hoşuna gitmiştir. Kendilerinden bir parça bulabilmişlerdir. Umarım. Her zaman ben de şunu söyleyerek bitireyim. Bu seriye dahil etmemi istediğiniz konuk öneriniz varsa bana her zaman yazabilirsiniz.
Ben kendimi çok sevdiğim ve çok keyifle takip ettiğim insanlardan seçiyorum. Ama her zaman önerileri de çok açığım. Bahar'cığım tekrar çok teşekkür ederim. Çok teşekkür ediyorum ben de güzel sohbet için. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.