
5.781 kelime · ~29 dk okuma
Beni hiç anlamıyorsun. Sana yardımcı olmaya çalışıyorum. Seninle konuşmaya çalışıyorum. Sana yakın olmaya çalışıyorum. Ama sürekli kaçıyorsun. Bana bir sarılsan. Bir yatıştırsan beni. Bir beni sevdiğini söylesen.
Bu kadar iyi gelecek ki. Neden yapmıyorsun bunu? Bıktım artık. Sürekli üstüme geliyorsun. Şu anda sana çok kızgınım ve sana seni sevdiğimi söyleyebilecek durumda değilim. Biraz zamana ihtiyacım var. Beni biraz bırakır mısın? Konuşmak istemiyorum. Eğer bu cümleler satanlık geliyorsa belki siz de kaygılı ve kaçıngan tartışma döngüsünün tam ortasındasınızdır. ve hangi tarafta olursanız olun, bu tartışma döngüsü hiç kolay değil. Eğer siz de bundan muzdaripseniz, hadi gelin bugün ben nereden bileyim'in yeni bölümünde kaygılı kaçıngan tartışma döngüsünü ben nereden bileyim diyelim ve bu konu hakkında konuşalım.
Ben psikolog Dr. Gizem Sürenkök. Ben Nereden Bileyim serisinin bu yeni bölümünde uzun zamandır konuşulan, hepimizin içinde bir noktada bulunduğunu düşündüğüm bir tartışma döngüsünden bahsetmek istiyorum. Ben bu konu hakkında ne zaman bir paylaşım yapsam mesaj kutum kaygılı insanların mesajlarıyla doluyor.
Gizem hocam evet söyleyin artık ya bir şeyler söyleyin kaçıngan partnerim anlasın benim bütün ihtiyacım olan sevildiğimi duymak bir yandan kaçıngan insanlardan şöyle mesajlar geliyor Gizem hocam söyleyin artık çok üstüme geliyor biraz bıraksın beni Ama söylemem lazım ki daha çok kaygılı insanlardan mesaj geliyor. Çünkü kaygılı insanlar ilişkileri hakkında uğraşmaya daha meyilli. Bu da aslında çok tipik bir davranış. Çünkü baktığımızda kaygılı insanlar ilişkilerini çok daha ön plana koyuyorlar. Çok daha kendilerini ilişkileriyle tanımlamaya meyilli oluyorlar. Kaçıngan insanlarsa ilişkilerini önemsiyorlar tabii ki. Ama bu kadar ön plana almıyorlar.
Şimdi bu podcastın hemen başında şunu söylemek istiyorum. Daha önce de kaçınganlık ve kaygılık hakkında konuştuğum zaman söylediğim bir şey bu. Ne kaygılılık kaçınganlıktan daha iyi, ne kaçınganlık kaygılılıktan daha sağlıklı. İkisi arasında teknik olarak bir fark yok. Şöyle bir yerden. İkisi de güvensiz bağlanma şekilleri. İkisi de aslında çocuklukta yaşadığımız bazı deneyimlerin sonucunda geliştirdiğimiz adaptasyonlar. Biri birinden daha iyi ya da daha sağlıklı değil. Biri birinden ilişki için daha kıymetli ya da değil, değil. Ben kaçıngan partnerime gıcık da olsam, benden uzaklaştığı için, bana yakınlaşmadığı için, ben kızgın olduğumda gelip de beni rahatlatmadığı için, Bu onun beni üzmek, beni kırmak, beni daha da kötü hale getirmek için yaptığı bir strateji değil aslında. Benzer bir şekilde kaygılı insanlar da bizi gıcık etmek, bizi rahatsız etmek, bizi sıkıştırmak için üzerimize gelip bizimle konuşmuyorlar. Kaygılı insanların da ihtiyacı olan şey sevildikleri hakkında bir teyit almak.
Evet, bu o anda size fazla gelebilir. Bunu çok iyi anlıyorum. Ama ikisi de yani hem kaçınganlık hem kaygıllık aslında tekrar çocukluk deneyimlerimize şekillenen ve bugüne kadar bizi bir şekilde getirmiş stratejiler. Eğer şu anda ya bu kadın kaygıllık diyor, kaçınganlık diyor, ne diyor Allah aşkına diyorsanız, sizi bundan önce kaygıllık ve kaçınganlıkla ilgili kaydettiğim podcastleri davet ediyorum. Linklerini açıklamada bulabilirsiniz.
Kaygılı bağlandığımı ben nereden bileyim ve kaçıngan bağlandığımı ben nereden bileyim isimli podcastlarım size aradığınız cevapları verecektir diye düşünüyorum. Orada çok detaylı bir şekilde her iki bağlanma stilinin ne şekilde ilişkilerimizi tezahür ettiğini görebilirsiniz. Bugün biraz daha odaklanıp yani böyle o kamerayı genişten zoomlayıp zoomlayıp zoomlayıp tartışma anlarına götürmek istiyorum. Çünkü tartışma anları dışında kaçınganlık ve kaygılılık bayağı regüle edilebilen davranışlar getiriyor aslında. Yani mesela ben kaçıngan bir insanım ve kaygılı bir partnerim var. Kaygılı partnerim insanlarla daha belki yakın ilişkiler kuruyor. Onlarla daha fazla görüşüyor. Etraftaki sinyallere karşı daha duyarlı. Bir şeyi çok güzel algılayabiliyor yani. Kimin ne duygusu var? Kim böyle biraz huzursuz? Konuşmayı daha çok seviyor. Kendini açmayı daha çok seviyor. Ve ben kaçıngan bir insanım. Bu beni rahatsız etmiyor çok fazla.
Eğer benim üzerime spesifik olarak gelinmiyorsa, bu beni rahatsız etmiyor. Hatta belki bu sayede ben daha fazla insanlarla iletişime haline giriyorum, daha fazla konuşacak bir şeyler bulabiliyorum. Belki kendimi açma konusunda biraz zorlanıyorsam, onun kendini açma halleri bana da bir böyle kanal açıyor, ben de orada bir şeyler anlatabiliyorum falan. İyi kötü, güzel, dengede götürebiliyorum. Kaygılı bir insansam ve kaçıngan bir partilerim varsa, onun kaçınganlığı çoğu zaman tartışmalarında değilsek, sakinlik, durgunluk, denginlik, hatta eğer böyle çok farklı farklı
alanlarla hayatı meşgul değilse, ilişkin içerisinde böyle stabil bir figür, eğer çok yükselmediysek yine tartışma anlarında, hatta duyguları daha stabil olduğu için benim böyle, hatta böyle çok yükselmediysek tartışma anlarında böyle Hafif çatışmalarda, minik anlaşmazlıklarda ben böyle bir anda yükseldiysem, o daha stabil duygularıyla ilgili olarak beni daha kolay kendime getiriyor. Artık güzel götürebileceğim bir ilişki var ortada. Çoğunlukla diyorum. Neden çoğunlukla diyorum? Çünkü her zaman söylediğim gibi kaygıllık ve kaçınganlık bir spektrum. Yani kaçınganlıkta çok yüksek olan biriyle, kaygıllıkta çok yüksek olan birinin ilişkisi belki tartışmaları dışında da zor olabilir.
Ama genellikle o kadar da ekstremli değiliz ve çoğu zaman bir dengede götürebiliyoruz. Ve hatta bu anlattığım sebeplerden dolayı birbirimize iyi geliyoruz yani seviyoruz da birlikte olmayı. Ta ki tartışana kadar. Tartışmalar eğer sürekli aynı döngüde oluyorsa yani bir anda kendinizi bir milyonuncu kez aynı tartışma şeklinin tam ortasında buluyorsanız Bu, bağlanma davranışlarınıza, bağlanma stillerinizle ilişkili olabilir. Ve belki de ilk defa bu podcast'ı dinlerken bunu fark edeceksiniz. Çok hızlı bir özet vereceğim. Ondan sonra detaylarına gireceğim. Şimdi bu hızlı özette hemen şunu söylemek istiyorum. Diyelim ki bir tartışma yaşanmaya başladı. Benim ilişki kaygım yüksekse, ben zaten çok yüksek olumsuz duygularla başlıyorum demeyeyim ama oraya çok hızlı çıkıyorum.
Karşımdaki insanın bir an önce beni görmesini, anlamasını ve yatıştırmasını istiyorum. Çünkü kaygılı bir insan olarak ben zaten yatıştırılmayı dışarıdan almaya daha meyilliyim. Benim güvenliği hissetmem için bir başkasının beni sevdiğini, beni anladığını, beni yatıştırdığını görmem lazım. Ama karşımdaki insan bunu bana o anda veremiyor. Kaçıngan partilerim bunu bana o anda veremiyor. Ve bu beni daha da panikletiyor. Yani onun o duvar oluşunun, duygusuz oluşunun tırnak işareti içerisinde beni panikletecek bir şey olarak alıyorum. Ve daha da çok kendimi açıklamak istiyorum.
Bu esnada neredeyse artık partnerime böyle düşmanca yaklaşmaya başlıyorum. Çünkü onun o duruşu beni ısrarla haksızlığa uğramış gibi hissettiriyor. O şekilde durabildiği her an ben daha fazla haksızlığa uğramış hissediyorum. Güvenli hissetmiyorum. Aklımda inanılmaz çok olumsuz duygu var ve neredeyse bir sel olup beni sarıyor ve ben o anını sakinleşebilecek bir alan bulamıyorum. Sürekli karşımdaki insanı suçlamaya başlıyorum. Çok yoğun şekilde eleştiriyorum. Saldırgan bir şekilde konuşuyorum. Bazen böyle hor görerek, küçümseyerek konuşuyorum karşımdaki insanı. Böyle onu... Aslında bütün yapmaya çalıştığım onu kışkırtıp onun tartışma içerisine girmesini sağlamak. Çünkü çoğu zaman karşımdaki kaçıngan insan tartışmaya girmekten kaçıyor zaten.
Bunları yaparken sesim yükseliyor. Makinalı tüfek gibi konuşuyorum. Mesajlaşıyorsam makinalı tüfek gibi yazıyorum. Böyle kısa kısa bir sürü mesaj gönderiyorum. Ve konuyu da tek bir yerde tutmuyorum. Zaten dallandırıp budaklandırıyorum. Peki bu esnada kaçıngan partilerim ne yapıyor? Kaçıngan partilerim nasıl hissediyor?
E zaten ben bu tartışmanın içinde olmak istemiyorum. Ve karşımdaki insan çok fazla duygu gösteriyor. Yani zaten çok yüksek geliyor. Geliyor yani. Karşıdan böyle akın akın bana saldırarak geliyor karşımdaki insan. Ben bunun içerisinde olmak istemiyorum. Küçülüyorum. Küçülüyorum. Sesim çıkmasın istiyorum. Hiç görülmemek istiyorum. Susmak istiyorum. Bir an önce bu bitsin istiyorum. Kaçıp gitmek istiyorum. Bu evden uzaklaşmak istiyorum. Bu mesajlaşmanın içinde olmak istemiyorum. Belki uyumak istiyorum. Hatta buraya da geleceğim. Ben stresliyim aslında. İçimde çok stresliyim ama bunu karşı tarafa belli edemiyorum. Çünkü bunu nasıl belli edebileceğimi, sağlıklı bir şekilde belli edebileceğimi bilmediğimi düşünüyorum.
ve elimden geldiği kadar rasyonel bir şekilde bu durumu çözmeye çalışıyorum. Hatta bu rasyonellik içinde karşımdaki insana şöyle şeyler söylediğim oluyor. Canım, biraz abartmıyor musun? Biraz sakinleşten de ondan sonra konuşsak. Tatlım bak, gel biraz dinlenelim. Ondan sonra buraya gelelim. Ya da ben şu anda hiç konuşabilecek durumda değilim. Biraz beni rahat bırakır mısın? Bunlar karşımdaki insanı rahatlatacağına maalesef küfür gibi geliyor. Ve karşımdaki insan daha da şiddetlenerek bana saldırmaya devam ediyor. Ben daha da uzaklaşmak istiyorum. Daha da uzaklaşmak istiyorum. Köşeye çekiliyorum. Yavaş yavaş o tolerans aralığım kapanıyor.
Artık problemi çözmek istemiyorum. Artık kendimi savunmak da istemiyorum. Bütün istediğim, karşımdaki bu insanın gözümün önünden yok olması. Ama onu yapmıyor. Karşımdaki insan daha da daha da büyüyerek bana doğru geliyor. Sonunda kendimi kapatıyorum. Susuyorum. Duvar örüyorum. Bazen kendimi dışarıya atıyorum.
Ya da dikkatimi dağıtacak bir şeyler yapmaya başlıyorum. Telefonla uğraşıyorum mesela. Televizyon açıp izliyorum. Gidip uyuyorum. Ama ben bunu yaptıkça karşımdaki insan da bir türlü rahatlamıyor. Ben o duvarı ördükçe ve aslında bütün ihtiyacım olan o duvarın arkasında kalıp biraz sakinleşmekken karşımdaki insan daha da fazla sevilmediğini, dinlenmediğini, görülmediğini hissediyor. İkimiz de. İçinden çıkamadığımız bir döngünün içerisinde kala kalıyoruz. İşte özetle kaçıngan kaygılı tartışması böyle oluyor, böyle gelişiyor. Hadi gelin biraz daha bunu anlamaya çalışalım. Neden bunu böyle yaşıyoruz? Kaygılı insanlar tartışma anlarında ilişkiyi bir tehdit altında görüyorlar. Kaygılı insanların en büyük korkularından bir tanesi ilişkinin bitmesi. Terk edilmek, sevilmemek. Zaten kaygılı insanların temel inançları arasında sevilmeyecekleri, değer görmeyecekleri, zaten sevilmeyi hak etmedikleri düşüncesi olur. Kaygılı insanların çocukluklarına baktığımızda tutarsız ebeveynler gördüğümüz için, kaygılı çocuklar büyürken kendilerini ebeveynlerine gösterebilmek için hiperaktivasyon dediğimiz duygularını o yüksekten yaşama,
daha tepkisel tepkilerini böyle yüksek yüksek göstererek yaşama halini benimsemişlerdir. Bu onların tercih ettikleri bir şey değildir. Bu onların aile dinamikleri içerisinde kendilerini gösterebilmelerinin tek yoludur. Ancak yüksek sesle ağlarlarsa ebeveynleri onlarla ilgilenir. Ancak öfkelerini pırçınlaşırlarsa birileri ona bir tepki verir. O yüzden de zor anlarda sakin kalıp duygularını kendi başlarına regüle etmeyi öğrenemezler. Yüksek yaşarlar, yüksek tepki gösterirler. Ve yine tutarsız ebeveynler tarafından büyütülmüş olmak, kaygılı bireylerde sürekli olarak etrafı okumak, duyguları anlamaya çalışmak, sinyalleri anlamlandırmaya çalışmak ve daha da önemlisi ve kaçıngan partnerler için daha da kötüsü akıl okumak gibi davranışlara sebep olur.
Ben kaygılı bir insan olarak, partnerimin devamlı nasıl hissettiğini anlamaya çalışırım. Ve davranışlarına çeşitli anlamlar yüklerim aslında. Hmm, bugün erken mi uyudun? Kesin benimle ilgili bir problem var. Ama bu mesajın biraz soğuk geldi bana. Normalde bu kadar kısa yazmazsın, bugün kısa yazdın. Neden telefonda sesin soğuk geliyor? Bir sıkıntı mı var? Ben kaygılı bir birey olduğum için ipuçlarını okuyarak ebeveynlerimin aslında iyi oldukları ya da kötü oldukları anları önceden sezmeye çalışıyorum. Çok dengesiz çünkü ebeveynlerim. Ben orada kendimi bir yer edinmeye çalışıyorum. Bu benim çocukluk deneyimim. Ve ben bununla aslında hayatta kalmayı öğrendim.
Öyle ki bütün ilişkilerimde bütün insanları okuyup anlamaya çalışıyorum ki... ...kendi davranışlarımı onlara göre şekillendireyim. Bu da kaygılı bireylerin aslında ilişki içerisinde sürekli... ...birazcık ilişkinin gerektirdiğini düşündükleri davranışları uyum sağlamalarına da sebep olur. Partnerleri, arkadaşları, iş arkadaşları onları sevsinler diye... Onların istedikleri gibi davranmaya daha meyilli olurlar aslında. Bütün o işaretleri okurlar ve o işaretlere göre hekt etmeye çalışırlar. Ama bütün bu işaretleri okumak akıl okumayı da, dediğim gibi, beraberine getirir.
Akıl okumak ilişkiler için hiçbir zaman iyi değildir maalesef. Çünkü akıl okuduğumuzda o ilişkinin aslında içinde bulunmadığı durumları da yaşanıyormuş gibi zannedebiliriz. Karşımızdaki insanın mesela gün içerisinde iş yerinde yaşadığı bir mutsuzluktan dolayı kendi kapatmasını bizimle ilgili zannedebiliriz. Ya da mesela bizimle çok da paylaşamadığı arkadaşlarla ilgili bir problemi biz bilmediğimiz için O anda gelişen bir durum tamamen bizimle ilgili diye düşünebiliriz. Buradan aslında podcast'ın sonlarına doğru bahsedeceğim. Kaçıngan partnerler ne yapmalı, kaygılı partnerler ne yapmalı konusunda küçük bir bağlantı vermek istiyorum. Çünkü bu çözüm noktalarından biri olacak. Orayı dinlemeyi ihmal etmeyin. Geri geliyorum buraya. Akıl okuma devam ettikçe karşımdaki insanın, ben zaten tartışma esnasındaki mesafesini de, soğukluğunu da bana karşı yapılmış, bizim ilişkimize karşı yapılmış bir tehdit olarak da algılamaya daha meyilli oluyorum maalesef. Ben yükseldikçe aslında alışkın olduğum şey benim hırçınlaşmam, öfkemi yüksek tonla göstermem, ağlamam, bağırmam, karşımdaki insanın dikkatini çekecek ve bir şekilde gelip beni sakinleştirecek. Ama karşımdaki insan kaçıngan bir partnerse bunlar onun için çok fazla. Şimdi kaçıngan partnerin gözünden bir bakalım istiyorum. Kaçıngan insanlar ailelerinde duyguların gösterilmediği ya da duyguların gösterildiği zaman bunun utançla, utanç verici bulunduğu aile ortamlarında büyürler genellikle. Kimse onlara ağladığı için mesela oturup yanına onu sakinleştirmeye çalışmaz. Kimse ona duygulardan bahsetmez, duyguların aslında değerli olduğunu ve ilişkiler için önemli olduğunu anlatmaz. Öyle olduğu için bir duyguları hakkında çok da bilgiye sahip değildirler.
Ben şu an üzüntülü mü hissediyorum, öfkeli mi hissediyorum, kırgılı mı hissediyorum, hayal kırıklığına mı uğradım, yetersizlik mi bu hissettiğimi bunu bilemezler. Genel olarak sadece olumsuz hissederler. Ve o olumsuzluk hissi onları bir an önce kendini kapatmaya ve yaralarını kendi başına sarmaya iter. Kaçıngan insanlar aradıkları desteği ebeveynlerinde bulamadıkları için kaçınganlık stratejilerini geliştirmişlerdir zaten. Eğer ellerini uzatsalar
ve onlarla ilgilenebilecek birilerini bulmuş olsalar, zaten bugün de ilişkide bunu yapabilmeyi daha fazla becerebilirler. Ama yetiştikleri ev, onların bakım verenleri, onların bu stratejileri geliştirmesine engel olduğu için bugün ilişki içerisinde bunu yapamıyorlar. En iyi bildikleri kendi içlerine dönmek ve kendi içlerinde duygularını yetiştirmeye çalışmak, ondan sonra tekrar iletişimde kalmaya geri dönmek. Ama kaygılı bir insanla birliktelerse, kaygılı insan onlara bu alanı vermeyebiliyor. Genellikle kaygılı-kaçıngan ilişki döngüsünde, yani bu bahsettiğim tartışma-çatışma döngüsünde, özgürlük alanını ihlal etme ya da ilişkiye ait gibi davranmama gibi konular gündeme gelebiliyor. Yani şunu kastediyorum. Kaçıngan insanlar biraz daha kendi alanlarını korumaya meyilli oluyorlar. Mesela, Daha fazla kendi başlarına kalabilecekleri zamanı talep edebiliyorlar. Daha fazla işleriyle ilgilenebilecekleri zamanı talep edebiliyorlar. Daha fazla arkadaşlarıyla takılmak isteyebiliyorlar. Bunlar, onlar için kendi özgürlük alanlarını tanımadıkları için önemli. Kendi sınırlarını belirlemek ve bu sınırlara saygı gösterilmesi kaçıngan partnerler için gerçekten değerli ilişkin içerisinde.
Kaygılı bireyler ise ellerinden geldikleri kadar karşındaki insanla iç içe olmak istiyorlar. Ben karşımdaki insanın kendisi için bir alan talep etmesini bana yapılmış bir hakaret gibi algılıyorum neredeyse. Ne demek işinle ilgilenmek istiyorsun? Nasıl yani? Bu hafta sonu bana vakit ayırmayacak mısın? Gerçekten full arkadaşlarına mı olacaksın? İnanamıyorum ya. Ben bütün hafta bunu bekledim. Bu hafta sonunu bekledim. Seninle vakit geçirmeyi hayal etmiştim. Nasıl yani bana sadece iki saat ayırabileceksin? Çünkü benim için o alan, ilişkisel alan yüzde yüz bana ait olmalı. Ben orada bulunmak istiyorum. Ben karşımdaki partnerin, hayatının bütün noktalarında olmak istiyorum. Ancak böyle kendimi güvende hissediyorum.
Ama bunu yaptığım zaman karşımdaki insanın sınırlarında saygı göstermemiş oluyorum. Çünkü onun başka bir hayatı da var ki arkadaşlar bu da beni yine podcast sonunda vereceğim önerilere götürüyor. O yüzden yine orayı dinlemenizi tavsiye ediyorum. Gelelim tartışma anındaki iletişimimize.
Ben kaygılı birey olarak yükseldikçe karşımdaki insanın dediğim gibi daha da daha da önce rasyonel konuşma yöntemleri tercih etmesini daha sonra ise kendisini kapatmasını sebep oluyorum. Ben görülmeyi talep ettikçe Ama görülmeyi böyle açık açık, direkt, tatlım, şu anda beni dinlemene ihtiyacın var. Ya da ben seni çok özlüyorum, senin vakit geçirmeye ihtiyacım var demek yerine, sen zaten bana hiç vakit ayırmıyorsun. Senin için zaten ben önemli değilim ki, ne zaman önemli oldum? Sen git git, uyu, keyfine bak. Zaten ben, benim senin için hiçbir değerli yerim yok. Bunlar çok büyük suçlama cümleleri. Ve zaten duygular, alanlar, sınırlar sebebiyle bugüne kadar hep suçlanmış olan kaçıngan partnerler için çok da tetikleyici.
Eğer ben karşımdaki insanı sakince konuşmaya davet edebilsem, onu suçlamadan, daha akılcı bir yerden konuşmanın içine çekebilsem, onlar da konuşmaya daha fazla angaja olabiliyorlar. Ama genellikle kaygılı bir biri olarak ben bunu yapamıyorum. Çünkü suçlamak ve yüksek tondan o tartışmaya başlamak benim de en iyi bildiğim bir şey. Suçlanan karşı taraf önce beni sakinleştirmeye çalışıyor, kendine en iyi bildiği yöntemlerle.
Ama onun bildiği yöntemler, onun kendisine iyi gelen yöntemler ve bana iyi gelmiyor. Mesela diyor ki hadi uyuyalım. Bak yarın konuşuruz. Ben uyuyamıyorum. Çünkü ben o anda çok yükseğim. Zaten bütün bedenimle çok yükseğim. Yani kalbim, nabzım, tansiyonum, her şeyimle böyle zangır zangır titriyorum belki. Kalbim ağzımda atıyor. Bir an önce bunu halletmek istiyorum. Ben bunu halletmeden uyuyamam. Ben bunu halletmeden bu geceyi kapatamam. Karşımdaki insanın uyumayı önermesi bile delirtiyor beni. Nasıl yani ne demek uyuyacağım? Bu halde uyuyabilir misin? Bu kadar mı beni az önemsiyorsun? Halbuki aslında belki bunu duymak şaşırtacaktır sizi ama kaçıngan bireyler için uyumak, sakinleşmek, kendilerini kapatabilmek, kendilerini regüle etmek için çok ideal bir yöntem. Eğer gerçekten uyumalarına biraz izin versek, gerçekten sabahı bekleyebilsek, o tartışma çok daha iyi bir yerde sonlanacak. Keşke yapabilsek bunu, çoğu zaman yapamıyoruz. Benim ihtiyacım olan kaçıngan partnerimin durup benimle konuşabilmesi. Ama onun benimle konuşup bana iyi bir şeyler söyleyebilmesi için ben ona alan tanımıyorum o esnada. Bu da kaygılı bireylerin çok da fark etmediği bir şey.
Ben o kadar saldırgan, o kadar yüksek, o kadar... Daha önce de kullandığım tabiri yine kullanacağım. Makinalı tüfek gibi konuşan bir haldeyim ki... Zaten bir aralık yok. Yani bana ulaşabileceği, bir sevgi sözcüğünü ya da beni rahatlatabilecek bir cümleyi bana ulaştırabileceği bir aralık bırakmıyorum. Ben konuşuyorum sürekli. Ben saldırıyorum.
Bu da zaten birkaç küçük hamleden sonra kaçıngan partneri daha da fazla uğraşmama yetiyor. Ben içeride kaygılı bir birey olarak içeride şunu hissediyorum. Ya bana nasıl böyle yapabilir? Nasıl bana bu haksızlığı yapabilir? Bütün istediğim gelsin bana bir sarılsın, bir öpsün, bir sakinleştirsin, birkaç güzel cümle kursun, iyiyiz desin, seni seviyorum desin, bunu hallederiz desin, ben rahatlıyım, normale döneyim, devam edelim sonra. Onun düşündüğü ise ben şu anda
Bu kadar yüksek haldeyken nasıl gidip sarılabilirim ki? Şu anda zaten bu kadar hırçın bir insana nasıl seni seviyorum diyebilirim ki? Ben aslında kaygılı halimle araya mesafeler koyuyorum. Karşımdaki insan da zaten o mesafeleri açıp bana gelmek istemiyor. Bu arada podcastlerimin düzenli dinleyicileri bilirler ki ben kaygılı bağlanan bir insanım. Yani burada şimdi söyleyeceğim şey kendimde çok yaşadığım için rahatlıkla söyleyebildiğim bir şey.
Oldu da diyelim ki karşımdaki insan başardı. O benim konuşmam ve saldırmam ve yüksek tonda atarlı giderli davranışlarım arasında küçük bir aralık buldu da bana yaklaştı, tuttu beni, sarıldı. Seni seviyorum Gizem dedi. Buradayım ben. İyiyiz. İyi olacağız. Bu böyle şey gibi, hayal gibi. Aa, keşke böyle bir şey yapsa. Ben rahatlayacağım, çok sakinleşeceğim. Tabii ki bunu istiyorum. Biliyorum şu anda bunu söylüyorsunuz, kaygılı bağlanan dinleyicilerim. Öyle olmuyor ama, biliyorsunuz değil mi? Çünkü o anda rahatlayamıyoruz. Kaygılı bağlanan çocuklara bile baktığımızda, ebeveynlerini onlara yatıştırmaya çalışması esnasında, önce bir yatışıp, sonra elleriyle ebeveynlerini ittirdiklerini görüyoruz, biliyor musunuz? Aynısını biz de yapıyoruz. Tam yatışır gibi olup,
Tam böyle sakinleşir gibi olup, ama bir dakika, hayır, şunu da söylemiştin bana. Bir toparlayalım, orası kaldı. Onunla ilgili de bir açıklama getir. Ya da, bana nasıl öyle söyledin ya? Tamam, yani evet şimdi seni seviyorum diyorsun ama bir de şunu yapmıştın diye tekrar tartışmayı harladığımızda kabul etmeden geçmek istemiyorum. Çok mutlu değilim bunu yapıyor olmaktan ama şimdi dürüstlük ilkesini podcastlerimde sizden esirgeyemem. Yapıyoruz bunu değil mi? Yapıyoruz.
Bu da aslında karşımdaki insanı çok yetersiz hissettiriyor. İyi ama ben uğraşıyorum. Yani benden istediğim, mesela sakinlik anlarında bunu talep ediyoruz. Diyoruz ki, ya bak tartışma anlarında gelsen, beni, bana şöyle şöyle şeyler söylesen, bir elimden tutsan, bir gözüme baksan, bir böyle sarsan beni, bana çok iyi gelecek diyoruz. Sonra kaçıngan partilerimiz bak bunu yapıyor. Ama biz yatışmıyoruz. Bu sefer karşımdaki insan, ee, ya ben daha ne yapabilirim ki? Zaten ne yapsam yetmiyor diye düşünüyor.
Şimdi buradaki ikilliliği de bir görelim isterim. Yani ben diyorum ki, gelip beni bir dakika sakinleştirsen ve iyi bir şey söylesen ben rahatlayacağım zaten. Karşımdaki kaçıngan partilerin de diyor ki, bir dakika sakinleşsen, saldırmayı bıraksan bana, ben sakinleşeceğim zaten. Bunun çatışmasını görmenizi çok isterim. Çünkü aslında ihtiyacımız olan, iki tarafında ihtiyacı olan şey bir an durup sakinleşmek. Şu ana kadar çatışmayı bütün hatlarıyla size aktardığımı düşünüyorum. Bundan sonrası neler yapabileceğimizle ilgili olacak. Hem tartışma anlarında hem de tartışmadan bağımsız ilişkinin gelişimi anlamında.
Tartışma anlarında ben kaygılı bir birey olarak öncelikle karşımdaki insanın beni sakinleştirmesini, ben o kadar saldırgan ve tetikleyici bir haldeyken bana beni sevdiğimi söylemesini, beni rahatlatıp tekrar normale, normal duygu durumuma, duygu salınımıma getirmesini beklemem gerçekçi değil. Öncelikle bunu kabul etmemiz gerekiyor. Ben kendi duygularımın regulasyonundan kendim sorumluyum. Size söylerken kendime de söylüyorum. Lütfen yanlış anlamayın. Herkes kendi duygusundan sorumlu olmalı. Ben tartışma esnasında kendi kendimi yükseltmeyecek eylemleri bulmak zorundayım. Mesela eğer makinalı köpek gibi konuşuyorsam, bunu fark ettiğim anda durup biraz daha farklı şekilde konuşmayı tercih etmem gerekiyor. Ya da mesaj yaşarken eğer bunu yaptığımı fark ediyorsam bir durmam gerekiyor.
Hem bu farkındalık anları başlangıçta çok zor gelebilir size. Bunu çok iyi anlıyorum. Ben de yaşadım. Ama gitgide, fark ettikçe bunları daha kolay yapabilir hale geliyorsunuz. Yine o konuşmaya başlıyorsunuz bu arada. Ama durabiliyorsunuz. Daha erken durabiliyorsunuz. Daha erken durabiliyorsunuz. Belki sonrasında bunları hiç yapmamayı başarabiliyorsunuz.
Ama önemli olan o farkındalığı kazanmanız birincisi. İkincisi, içerden kendi kendimizi gazladığımız, daha da daha da körüklediğimiz o iç konuşmayı tartışmanlarında durdurmamız lazım. Hani böyle o içerde, Gizem tabii ki ya sana nasıl böyle bir şey söyleyebilir ki? Önce bir özür dilesin. Özür dileyene kadar hayatta konuşmam ben onunla. Bak bak şimdi zaten çekecek gidecek evden. Ondan sonra sen işte oturacaksın kenarda sabaha kadar onun gelmesini bekleyeceksin. Gelmeyecek de mesaj atacaksın cevap vermeyecek. Ondan sonra şöyle olacak böyle olacak diye. İçeride yazdığımız o kötü senaryoları yazmamamız gerekiyor. Çünkü zaten o beklentiyle, zaten mesela karşımdaki insanın beni görmeyeceği, benimle ilgilenmeyeceği, zaten o tartışmanın içerisinde asla kalmayacağı, çekip gideceği gibi senaryoları ben içimde yazdıkça onlara da inanmaya başlıyorum ve onların olmasına alan açıyorum aslında. Yani içeride kendi kendimi gaza getirmemem gerekiyor. İçeride belki şunu söylemem gerekiyor. Ya evet sana bu söylediği yanlış oldu. Daha sonra konuşursunuz bununla ilgili.
Ya da, ya evet böyle yaklaşmasa daha iyiydi. Ama belki şu anda bunu öfkeyle söyledi. Daha sonra bunu halledebilirsiniz. Sen de öfkeyle bir sürü şey söylüyorsun. Hatta sen öfkeyle daha çok şey söylüyorsun belki.
Ya da eğer saldırgın halimi fark ediyorsam, yüksek tonda giden, belki o ses tonumu birazcık daha indirmek, biraz daha şefkatli bir şekilde söylemek. Ve en önemlisi, aslında öyle başlamalıydım belki, saldırmadan konuşmak, suçlamadan konuşmak. Sen öylesin, sen böylesin, sen zaten, sen hep, sen hiç. Bunlara girmeden. Ben ne hissediyorum? Bir onu söyleyerek. Çünkü karşımdaki insanın belki böyle bir repertuarı yok. Belki benim nasıl hissettiğime dair bir fikri yok. Belki davranışının bendeki karşılığını görmüyor. En tipik örnek. Bana hiç vakit ayırmıyorsun demek yerine. Seni özledim, birlikte bir şeyler yapalım mı demek. İkisi arasında o kadar büyük bir fark var ki. Bana günaydın mesajları göndermiyorsun. Zaten sabah kalkınca aklına bile gelmiyorum demek yerine.
Ya ben sabah kalktığımda senden mesaj almayı çok seviyorum aslında. Arada denk geldikçe bana yazsana demek. Ya iki ton numarasında o kadar fark var ki, o kadar çok şey değiştiriyor ki tartışmanın zehri içinde. Diyelim ki mesela bir tartışma yaşadınız ve bir şekilde dışarıda birlikteydiniz. O tartışmayı çözemeden ayrıldınız. Aradan birkaç saate geçti. Karşınızdaki insandan bir ses yok, seda yok. Mesaja, ''Neredesin sen ya? Benimle niye ilgilenmiyorsun? Ben ne haldeyim biliyor musun?'' diye başlamak yerine, ''Nasılsın? Biraz konuşalım mı? Bana hiç iyi gelmedi bugün yaşadıklarımız.'' demek. Mesela,
Bu bile, yani karşımdaki insanın benden ayrı geçirdiği süre içerisinde... ...beni hiç umursamadığını, zaten bizim ilişkimizi sallamadığını... ...zaten beni hiç değerli görmediğini varsaymaktansa... ...acaba o ne yapıyor şu anda? Hakkında neler var? Belki o da yoruldu bu tartışmadan. O da gergindi. Oralara bir değinebilmek. Daha yumuşak bir tonla başlamak. Bunlar benim bireysel olarak tartışmalarına yapabileceğim şeyler.
Bir de tabii karşımdaki insan benden biraz zaman ve alan istediğinde gidip gidip gidip gidip onu dürtmemek. Yani diyelim ki tatlım ben şu anda konuşmak istemiyorum. Şu anda o noktada değilim. Bana biraz zaman verir misin dediği zaman partnerim gidip gidip tamam mı şimdi oldu mu? Yeterli mi? Konuşabilecek durumda mısın artık? Hadi hadi ben bekliyorum. Sen bunu uzattıkça bana iyi gelmiyor. Hadi artık dememek ve onun bize gelmesini beklemek. Çünkü alana ihtiyacı olan, zamana ihtiyacı olan oydu. Ve döndüğü zaman belki o esnada o tartışmayı devam ettirmek istemiyor karşımdaki insan. Buna da saygı göstermek ve bu tartışmayı şu anda sonlandırabiliriz. Buradaki önemli noktalara daha sonra gelebiliriz diyebilmek.
Çünkü kaygılı bir birey olarak ben daha haklıyı ve haksızı görmek istiyorum. Ben haklıyım, sen haksızsın. Bak işte. Diyebilmek istiyorum. Bunu yapmamak. Çünkü tartışmalarda haklı ve haksız büyük ölçüde yok. Yani çok, çok ender birinin gerçekten çok büyük bir yanlış yaptığı ve diğerinin bununla ilgili tepki gösterdiği tartışmalar yaşıyoruz tabii ki. Ama çoğu zaman fikir anlaşmazlıklarından çıkıyor tartışmalar ve illa karşımdaki insan benim fikrime gelmek zorunda değil ya da ben onun fikrini kabul etmek zorunda değilim.
O zaman bütün mesele altta yatan dinamiği anlamak, altta yatan görülme, duyulma arzusunu ya da o mesela alan alma arzusunu anlayabilmek. Şimdi bunlar tartışma anlarında kaygılı bireylerin yapabilecekleri. Gelelim kaçıngan insanlara ve onların yapabileceklerini. Biraz daha geri gidiyorum. Bunlar kaygılı bireylerin kendi başlarına yapabilecekleri şeyler. Kendiler için. Peki partnerim için ne yapabilirim? Yani ben kaygılı bir insanım. Karşımda kaçıngan ve partner var. Tartışma anında onu rahat ettirmek için ne yapabilirim?
Bu arada bu çok önemli bir soru. Yani belki de podcastını çok daha başında söylemeliydim. Ben karşımdaki insanın benim istediğim gibi tartışmasını sağlamakla uğraşmamalıyım aslında. Bu çok bencilce bir duruş. Çok zaman bunu yapıyoruz.
Ben karşımdaki insanın kendi güvende ve iyi hissetmesini istemeliyim bu ilişki içerisinde. Zaten karşımdaki insanı bana getirmek, benim istediğim gibi olmasını sağlamak bizi ilişkide yapmıyor, bizi benim alanımda yapıyor. Ben onun bugüne kadar getirdiği davranışları görmeli ve Onun neyi neden yaptığını biraz daha anlamalı ve onun kendisini güvende ve iyi hissetmesini sağlayacak davranışlarda bulunmalıyım ilişki içerisinde. Tabii ki her zaman bunu yapamayabilirim. Özerka stres anlarında daha kendimizi korumaya yönelik, hayatta kalmaya yönelik adaptasyonlar devreye girdiği için karşımdaki insanla empati kurmam zorlaşıyor. Kaygılı insanlar özerka stres anlarında hiç empati yapamıyorlar. Bununki kaçındığın insanlara genellikle affederiz ama doğru değil aslında. Kendim, benimle ilgili hale geliyor her şey.
Ama ben eğer kaçıngan partnerimi değiştirmek değil de onu güvenli hissettirmek amacıyla bu ilişkin içerisindeysem o zaman tartışma anlarında onun için yapabileceğim şeyler var. Mesela az önce söylediğim gibi yani o arka arkaya konuşmamak ya da suçlamamak ya da ona alan tanımak dışında mesela konuşmayı dallandırıp budaklanmamak. Bir sürü konuyu bir tartışmanın içerisinde gündeme getirmemek. Konuları mümkün olduğu kadar tek ve basit tutmak.
Komplike cümleler, bir sürü duygu, sağdan soldan gelen ekstra suçlamalarla gitmemek de, neye kırıldıysak tek ve spesifik bir konu hakkında konuşmak. Elimden geldiği kadar o konuşmayı onun anlayacağı duygusal basitlikte tutmak. Ve böylece onun abondani olmamasına yardımcı olmak, onun böyle çok fazla duyguyla kendini kapatmamasına yardımcı olmak. Bunlar çok etkili yöntemler.
Bir de tabii onun tepkilerini de elimden geldiği kadar gözlemleyebilmek. Çünkü kaçıngan bireylerin, daha önceki podcastta bunu daha detaylı anlatmıştım, bir tolerans aralığı var. O tolerans aralığını geçtikten sonra kapatıp kendilerine bir buza dönüşüyorlar. Yani çok soğuk, daha da soğuk hale geliyorlar. O yüzden o tolerans aralığını iyi takip etmem ve oraya yaklaşıyorsak yani o pencere kapanıyorsa durmak gerekiyor. Durup bir nefes almak gerekiyor. Gel birazcık dinlenelim demek gerekiyor.
Gelelim kaçıngan partnerlere ve onların neler yapabileceklerini. Bana çok sık sorulan bir soru şu. Ben sizin podcastinizi dinliyorum. Anladım ki ben kaygılı bağlıyorum. Partnerim kaçıngan bağlanıyor. Ben ona sizin podcastinizi dinleteyim mi? Ona kaçıngan olduğumu söyleyeyim mi? Ona bir kitap alıp vereyim mi? Kaçıngan olduğunu ona anlatayım mı? Değişir mi? Düzelir mi?
Bu motivasyonu çok iyi anlıyorum. Çünkü genellikle kaygılı kaçıngan döngüsü içerisinde kaçıngan bireylerin şu tip söylemleri mevcut, yani sen zaten çok duygusalsın, sen zaten çok kolay tetikleniyorsun, tartışmalar zaten genelde senin yüzünden çıkıyor, tartışmalar genellikle senin yüzünden büyüyor. Ve biz de kaygılı bağlandığımız için ve bir şeye çok meyilli olduğumuz için suçu üstlenmeye, karşımdaki insanın aslında neyi benim için yanlış yapıyor olduğunu çok da dile getiremeyebiliyoruz bazen. Ya da bunun aslında ne açılardan bir mesele olduğunu dile getiremeyebiliyoruz. O yüzden de bir böyle şey duyduğumuzda, ''Aa evet ya bunlar benim partnerim Darneş'in açıklıyor aslında.'' gibi bir şey fark ettiğimizde bunu onunla paylaşmak için can atıyoruz. Bu çok anlaşılır bir güdü.
Ama genellikle bunu partnerimize şu şekilde yapıyoruz. Gördün mü bak sen kaçıngan mısın? Aslında her şey bunun yüzünden oluyormuş. Halbuki aslında ne o ne ben hatalıyız. Bunlar bizim geliştirdiğimiz stratejilerle çakışıyorlar bir şekilde. Yani bunu şöyle götürme. Eğer illa götürecekseniz ya
Tatlım bak biz tartışmalarımızda senin ve benim bazı stratejilerimizden dolayı daha fazla zorlanıyormuşuz. Ben böyle bir şey dinledim ya da böyle bir şey okudum. Tanık geldi hem senin açından hem kendi açımdan. Beraber dinleyelim mi? Neyi biraz daha farklı yapabiliriz bakalım mı? Bu gerçekten bu tutumu da değiştiriyor çok. Mesela şöyle yorumları çok alıyorum ve bu çok hoşuma gidiyor benim. Mesela kaçıngan bir insan yazıyor buna. Ya ben kaygılı partnerimin o esnada ne hissettiğini hiç anlamıyordum. Yani niye o hale geliyor hiç anlamıyordum. Ama sizi dinleyince fark ettim onun zihninden geçenleri. Ya da tam tersi. O yüzden böyle suçlamak gibi değil de ki zaten neden yani kaçınganlık böyle kötü
böyle hakaretsiz, kaçıngan susan öyle bir şey değil. Biz kaygılı, biz kaçıngan. Hepimiz, hepimizde var zaten bu mailler sadece ne boyutta olduğu önemli. Şimdi kaçıngan partnerine dönüyorum ve diyorum ki karşınızdaki insan bizim üzerimize üzerimize gelirken böyle saldırıyla, suçlamayla, çok konuşmayla, çok fazla duyguyla gelirken aslında tabii ki şunu söylemeden geçemeyeceğim yani yine de eğer böyle bir alan görebiliyorsanız hele de tartışmanın başlarında yani tartışma daha da yükselmeden böyle bir alan görebiliyorsanız yine de seni seviyorum bu tartışmanın bu kadar büyümesine gerek yok seni dinlemek ve anlamak istiyorum gel biraz sakinleşelim öyle konuşalım gibi bir şey söyleyebilirsiniz bakın buradaki şu tonu duymanızı isterim yani sakinleş sonra konuşalım değil gel biraz sakinleşelim ben seni dinlemek istiyorum Çünkü karşınızdaki insanın en büyük derdinin görülmek, duyulmak, dinlenmek olduğunu hatırlamanızda fayda var. O bundan muzdarip. Görülmemiş, duyulmamış. Bunu yapabilmek için zaten yükseliyor. Eğer ona, senin kırıldığını anlıyorum. Konuşacağız bununla ilgili. Gel ama birazcık daha yatışalım. Ya göğsüme biraz böyle kalalım istersen. Ya da gel bir 5-10 dakika nefesimizi toplayalım sonra devam edelim gibi. Daha şefkatli bir yerden yaklaşırsanız, kısa kısa, soğuk, hani böyle konuyu kapatmaya ya da böyle konuyu dağıtmaya yönelik değil de, görüyorum, anlıyorum, şunu öneriyorum gibi bir yerden yaklaşırsanız, karşınızdaki insan için durumu değiştirebilirsiniz. Bu birincisi. İkincisi, tabii ki alan istemekte. Çok haklısınız ve çok özgürsünüz.
Ama bunu yaparken bazen, ya tamam kapat konuyu, ben daha fazla konuşmak istemiyorum ya da benim şu anda bu konuyu konuşacak halim yok, yeter artık gibi tonlamalardansa biraz daha, ben biraz sakinleşmeye ihtiyacım var, yarım saat sonra tekrar konuşalım, bir saat sonra tekrar bir araya gelelim gibi. Birazcık daha sonu belli aralar vermeye çalışın. Çünkü kaygılı insanın en büyük derdi zaten sizin kaçıp gitmeniz. O ilişkinin içerisinde kalmamanız. Onu artık bu davranışlarından dolayı sevmiyor olduğunuz. O yüzden ona bir ben buraya geri geleceğim, senden gitmiyorum. Sadece kendimi sakinleştirmeye ihtiyacım var duygusunu belirtmeniz gerekiyor. Bu da önemli.
Onun dışında yine kaçıngan bireylerin şöyle bir meyli olabiliyor. Yani çok fazla olumsuzluk olduğu zaman bütün ilişkiyi olumsuz görüyor. Yani böyle zaten tam biz haftalardır tartışıyorduk. Mesela diyelim ki son bir haftada iki kere tartışma oldu. Biz zaten hiç yanlış anlıyoruz. Zaten hep böyle. Bu tip söylemlerden de yine tartışmalar esnasında kaçınmanızı tavsiye ederim. Çünkü bu tip söylemler karşınızdaki kaygılı partnere ilişkinin kötü olduğunu, sağlıksız olduğunu, zaten hani hep tartışmalar yaşadığınızı düşündüğünüzü gösterdiği için
Bu sefer karşınızdaki insan tamam, zaten biz böyle bir ilişkin içerisindeysek kesin bitecek bu ilişki. Duygusunu daha fazla yaşıyor, daha fazla panikliyor. O yüzden böyle düşünceleriniz olsa bile bunu tartışma içerisinde, öyle bir yükselme anı içerisinde dile getirmemenizi tavsiye ederim. Bununla birlikte yine eğer siz kendinizde o tolerans aralığınızın kapanmaya yakın olduğunu hissediyorsanız bir ara vermek, gerçekten o esnada fiziksel olarak bir ara vermek, kalkıp duşa girmek olabilir, dışarı bir yürüyüşe çıkmak olabilir, Odaya gidip biraz durmak olabilir. Bunu talep etmek iyi bir fikir. Çünkü kaçınılan insanlar oradaki çok fazla uyarıdan rahatsız oluyorlar. Birazcık belki böyle karanlıkta kalıp, sessizlikte kalıp, sakinleşip yatışmak size iyi gelecektir.
Bunlar tartışma esasında önerdiğimiz şeyler. Bir de şuna gelelim. Genel olarak bu tartışmaları yaşamanın dışında ben kaygılı bir partnerle birlikteysem veya kaçıngan bir partnerle birlikteysem nasıl daha farklı davranabilirim yani bu döngüleri genel olarak kırabilmek için diyelim ve öyle bitirelim podcastı. Birincisi, kaçıngan insanlar olarak kendi sınırlarımı önemsiyorum, kendi özgürlük alanımı önemsiyorum ve kendimi korumak istiyorum. Bu benim doğal içgüdüm. Bunda hiçbir sakınca yok. Ama bir ilişkin içerisindeysem karşımdaki insanın da ihtiyaçları olduğunu görmek zorundayım. Yani artık benim hayatımda bir kişi daha var değerlendirmem gereken.
ve kendimi koruma motivasyonumla ilişkiyi ilerletme motivasyonumun çakıştığı noktalarda her nokta her zaman kendimi koruma motivasyonu tercih edersem ilişkim ilerlemeyecek. Bunu hatırlamakta fayda var. Bazen ilişkimi ilerletmek adına bazı davranışları sergilemem gerekiyor. Bunu fark ettiğinizde aslında ilişkilerinizin size daha iyi gelmeye başladığını göreceksiniz. İkincisi, çocukluğunuzdaki deneyimleriniz bundan farklı olabilir. Ya da siz belki çocukluğunuzu da hatırlamıyor olabilirsiniz. Bu da çok gördüğümüz bir tepki.
Ama bugün eğer kimseden yardım istemiyor, kimseye yük olmamaya çalışıyorsanız, partilerinizin aslında size yardımcı olmak, yükünüzü almak gibi durumlardan mutlu olacağınızı hatırlamanızı isterim. Arada sırada ondan yardım isteyebilirsiniz. Arada sırada onu hayatınıza bu anlamda dahil edebilirsiniz. Ve bir de kaçıngan insanlar genellikle hayatlarında yaşadıkları olumsuz durumları partnerlerine anlatmıyorlar çok fazla. Mesela iş hayatında olup bitenleri anlatmayabiliyorlar, arkadaşlarıyla aralarında geçenleri anlatmayabiliyorlar. Çünkü genelde şu duygu var ya, ben yardım istesem de ya da bunları anlatsam da karşımdaki insan duymayacak, dinlemeyecek, fark etmeyecek.
Halbuki bunlar böyle kırılganlık anları, minik minik olumlu anlar kaygılı partnerinize sizin bu ilişkide olduğunuzu ve onunla bir şeyler paylaşmaya hevesli olduğunuzu gösteriyor. O yüzden biraz o içgüdünüze ters düşüp, yavaş yavaş, küçük küçük, bir anda büyük şeyler anlatamayabilirsiniz. Bu tamamen anlaşılır. Küçük küçük bilgileri anlatmaya başlamak, hayatınızdaki insanlardan, durumlardan, küçük küçük karşınızdaki insana haberdar etmek, aslında ilişkinize çok ilerletecek bir şey. Kaygılı tarafa gelirsek, ben karşımdaki insanla iç içe olmak istiyorum. Evet, bu ilişkinin içerisinde hiç ayrımız gayrımız olmasını istiyorum, bunu anlıyorum. Ama karşımdaki insanın belli sınırları var.
Ve sınırlara saygı duymayı öğrenmek de benim kaygılı bir birey olarak yapmam gereken şey. Benim sınırlarıma çok saygı duyulmamış olabilir çocukken ya da ben aradığım ilgiyi bulmak için sınırlarımın ihlal edilmesine açık olmuş olabilirim. Bunlar yine çocukluktan getirdiğim stratejiler. ama eğer bugün karşımdaki insanın alanına, duygularına, düşüncelerine biraz daha saygı gösterip onun sınırlarına saygı gösterebilirsem o zaman aslında karşımdaki insan kendisini çok daha güvende, çok daha birey olarak sevilmiş hissedecek. İlişkideki partnerimi de seviyorum ama ben partnerimi tek başına birey olarak da seviyorum. Bunu ona hissettirebilmiş olacağım. Üstelik onu o alana tanırsam o alandan
bana gelebilmesini ve benle güvende hissetmesini daha fazla mümkün kılacağım. Bu da önemli bir detay. Yani ben aslında kaçıngan partnerimin üzerine giderek onun duvarlarını yıkmaya çalışarak aslında ona iyilik etmiyorum. Daha çok onun oradan çıkıp bana gelmesini alan tanımam gerekiyor. Böylece bilsin ki karşımdaki insan ben ona zarar vermeyeceğim, ben onu küçümsemeyeceğim, ben onun duygularına saygılı olacağım.
Ve kaygılı bireylerin bir yandan da karşılarındaki insanların onlar kadar duygularla ilişkili, duygular konusunda hassas, sinyalleri okumaya meyilli olmadıklarını da hatırlamaları gerekiyor. Yani evet, biz belki kaygılı insanlar olarak bu yönde adapte olduk, bunu öğrendik. Ama herkes böyle davranmak zorunda değil. Herkes bütün bu sinyalleri kolaylıkla fark etmek zorunda değil. O yüzden, ya kim olsa anlar benim kötü hissettiğimi demek yerine, tatlım ben kendimi iyi hissetmiyorum şu şu şu konuda demek, karşımdaki insan için hayatı daha kolay, daha anlaşılır kılıyor. İlişkiyi daha kolay yönetilebilir kılıyor. O yüzden birazcık daha kendimizi bu anlamda açmaya ihtiyacımız var.
Biraz daha suçlamadan var olmaya iki farklı karakter olarak orada olabilme ihtiyacımız var. Bunları da hatırlatmak isterim hepimize. Umarım bu podcast size çok sık yaşanan kaygılı kaçıngan döngüsü konusunda biraz bilgi verebilmiştir. Biraz daha hem yalnız olmadığınızı hem de bunların çözümleri olabildiğini göstermeye yardımcı olmuştur. Tabi ki her zaman profesyonel destek de bir çözüm. Kendi döngülerinizi fark etmek için, karşınızdaki insanın davranışları nasıl algıladığınızı fark edebilmek için bazen bir profesyonelden destek almak iyi olabiliyor. Eğer böyle bir noktadaysanız mutlaka bunun opsiyonlarını araştırmanızı öneririm. Onun dışında güvenli bağlanmayı anlatan birçok kaynak da bulabilirsiniz. Mesela bizim de ekip olarak yaptığımız uygulamamız Relayt'te de bununla ilgili çok güzel kaynaklar var, yöntemler var. Buna da bakabilirsiniz. Ben Relayt'in linkini bunun açıklamasına da koyarım, podcast'ın açıklamasına da koyarım. Onun dışında aslında kendi duygusal farkınalıklarımız üzerine çalışmak bize her zaman çok iyi gelecek.
Hepinize sevgilerimi gönderiyorum. Bu konuyla ilgili sorularınız varsa bana gönderebilirsiniz. Belki bir soru-cevap şeklinde yaptığım bir podcast ekaletmeyi planlıyorum önümüzdeki günlerde. Belki orada daha da fazla yardımcı olabilirim.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.