Podcast

Özlemeye Övgü: Uykumu Kaçıranlar #6

Yakın İlişkiler

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Eski aşklarımız, alışkanlıklarımız ya da yitirdiklerimiz… İç acıtan ama bir yandan da gülümseten, çok tuhaf ama bir o kadar da alışkın olduğumuz bir duygu özlem… Bu bölüm de özleyebildiğimize bir övgü, ne mutlu.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.788 kelime · ~9 dk okuma

Seni çok özledim ve senin bundan haberin bile yok. Ellerini, gözlerini, kokunu, bana bakışlarını, uzaktan beni izlemeni. Her koşulda beni sevmeye devam etmeni. Ne olursa olsun gözlerin içindeki pırıltılarda bana duyduğun sevgiyi görmeyi. En kızgın anında bile bıyık altından gülümsemeni.

Seni çok özledim. Sesini, sakinliğini. Seni çok özledim. Seni çok özledim. Ne kadar tuhaf bir duygu özlem. Ne kadar alışkın olduğumuz ama bir yandan da çok korktuğumuz bir duygu. İç acıtan ama bir yandan da çok gülümseten bir duygu. O kadar tuhaf ki eski aşkımızı da çok özleyebiliyoruz. Yitip giden anneannemizi de. Kedimizi de çok özleyebiliyoruz.

Ne bileyim, güzel bir şarkıyı dinlediğimiz zamanları da. Özleme enteresan. Bir şehri de özleyebiliyorsun. Ne bileyim, herhangi bir zamanda da aslında. Bugün bu podcastı kaydetmeden hemen önce kedimin su kabına su doldururken diğer kedimi düşündüm. Ayrut'u. Yaklaşık bir buçuk yıl önce kaybettik Ayrut'u. Ne zaman su kaplarına su koysam evin neresinde olursa olsun koşarak gelirdi.

Transkriptin tamamını oku

Sadece su kabının çıkardığı su sesinden dolayı Hayrut'u çok özledim. Hayrut'un gözlerini, kokusunu. Ben örürken mutlaka gelip bütün vücuduyla bana yaslanıp orada sıcacık kuyuya kalmasını. Bir şekilde her daim eşimle benim tam aramda yatmayı başarmasını. Patizenin biriyle olan birisiyle bana yaslanabilmesini.

Haddut'u çok özlemek de özleme dahil. Sonra mesela gün içerisinde Bella'yı da çok özlüyorum. Bella evde. Bella hayatta. Aman Bella'yı çok özlüyorum. Bazen uzak bir yere gittiğimizde, onu bir hafta görmediğimde Bella'nın her şeyini çok özlüyorum.

Bazen gün içerisinde, sadece birkaç saat içerisinde bile onu özlüyorum. Annemi özlüyorum mesela. Annemle aynı şehirde değilim. Annemle farklı ülkelerde yaşadığım tam on bir sene var. Ama olsun, bir şekilde Türkiye'deyken onu daha çok özlüyorum.

İyiyken de özlüyorum. Ama kızgınken de ona özlüyorum. İyiyken, iyi olduğumuz halimizde neden daha çok vakit geçirmiyoruz diye ona özlüyorum. Kötüyken iyi olduğumuz zamanları özlüyorum. Sonra birlikte çalıştığım eşimi özlüyorum. Yan yana odalarda çalışıyoruz. Bazen yüzünü bile görmüyorum. Bir gün içerisinde. Ve ben onu çok özlüyorum. Bazen bir saat onu görmediğimde kapıdan çıkıp odasına koşarak gidiyorum. Sanki hemen o anda görmezsem gerçekten çok kötü hissedecekmişim gibi. Sonra mesela çocukluğumu özlüyorum. Çocuk olmayı, sokakta oynamayı. Yerden gazoz kapaklarını toplamayı özlüyorum. Sonra çiçek yapraklarını. ve topraktan yaptığım yüzlere o yaprakları yapıştırmayı. Dedemin yanıma gelmesini, beraber çiçek sulamayı ve dedemin sihir yapar gibi köpüklerin içine parmağını daldırıp köpüklerin bulunduğu yerin açmasını özlüyorum.

Çocukluğumdaki İzmir'i özlüyorum, Karşıyaka'yı. İnsanların birbirlerine daha saygılı, daha nazik, daha gülümser olduğu zamanları özlüyorum. Sonra mesela gelecekle ilgili daha umutlu olduğum zamanları özlüyorum. Ne yapacağımı bilmediğim ama önümde upuzun bir gelecek olduğunu düşündüğüm zamanları özlüyorum. Sonra Boğan'a geliyorum ve Boğan'da da şu an 40 yaşındayken 60 yaşında olacağımı zamanları düşünerek bu zamanda özlüyorum.

Arkadaşlarımı özlüyorum. Farklı zamanlarda hayatıma girmiş insanları. Kimisiyle bugün hiç temasım yok. Ama bana bıraktıkları çok güzel anılar var. Onlarla birlikte olduğumuz zamanlardaki beni de özlüyorum. Beraber eğlendiğimiz.

Başka hiçbir şey düşünmeden eğlendiğimiz zamanları özlüyorum mesela. Anne olmadan önceki gizemi özlüyorum. Daha az kaygılanmayı. Bir başkasının güvenliği için bu kadar çok düşünmemi özlüyorum. Sonra mesela Defne'nin büyüdüğünü düşünüyorum. Defne'nin büyüdüğü zaman.

Doğal olarak benden uzakta, benden ayrışmış olacağı haliyle onu özleyeceğimi düşünüyorum ve onu şimdiden özlüyorum. Ama Defne'yi bugün de özlüyorum. Sabah birbirimizden ayrıldığımızda ve ben işe o okula gittiğinde, bütün gün onu görmediğimde onu özlüyorum. Ayrıca uyurken de onu özlüyorum.

Bazen eşim de uyurken onu özlüyorum. Bazen aynı sabaha başladığımızda ve yarım saat birbirimizden ayrı çalıştığımızda eşimi özlüyorum. Bazen kardeşimi özlüyorum. Onun küçüklüğünü, küçükken çok tatlı bir çocuk oluşunu özlüyorum. Sonra mesela bugün yetişimimi zayıfladığında ona ulaşmayı da özlüyorum. Mesela babamı özlüyorum. Küçükken beni rahatlattığı, dünya üstüme üstüme geliyormuş gibi hissederken odama gelip 10 dakika sandalyemde oturup bütün hayatı o 10 dakika içinde çözümleyebildiği zamanları özlüyorum. Hayat daha basitti ve ben babama güveniyordum. Babama bugün hala çok güveniyorum ama hayat artık o kadar basit değil. Yine de babamla yakalayabildiğim 10 dakikalarda onun hayatı çözümlemesini seviyorum. Bir şekilde babamla konuştuğumda var olan problemlerimin hepsi çözebilir gibi oluyor.

Gerçek bu olmasa da, o an için bu duyguyu hissetmek güzel. Bu duyguyu hissedemezken, bu duyguyu da çok özlüyorum. Üniversite zamanlarımdaki İstanbul'u özlüyorum. Okuldan çıkıp Taksim'e gitmeyi. Nevzat'e de arkadaşlarıma buluşmayı. Beryaz Okulu'nda, sahip olduğumuz bütün parayla, B yolundaki barların hepsini tek tek dolaşmayı özlüyorum. Şimdi o arkadaşımla görüşmüyorum. Ama bu onu özlememe engel değil. Onun o zaman kellerini çok özlüyorum. Birlikte eğlenebilmek de güzel. Okulumu özlüyorum. Zamanında çimlerde oturup gerçekten dünyada hiçbir dert yokmuşçasına arkadaşlarımızla eğlenebildiğimiz zamanları özlüyorum. Bugün o çimler aynı tadı vermiyor. Ben yine de o çimlere oturmayı özlüyorum. Okulumda sadece 15 dakika mesafede çalışsam da okuluma gidemediğim her zaman

Okulumu, çimlerini ve manzarasını özlüyorum. Çalışmadığım zamanları özlüyorum. Evde boş boş aylaklık ettiğim zamanları. Ya da mesela doktora yaptığım esnada tezimi nasıl yazacağım diye kaygılandığım zamanları özlüyorum. Tezimi yazdığım dönemde gece saat 4, ben bilgisayar başındayım. İçeride kızım ve eşim uyuyor. Tezimi savunmamı sadece 20 gün kalmış. Ben daha 5. 6. sayfadayım.

O anda hissettiğim kaygıyı özlüyorum. Tezimi savunduğum andaki gerginliğimi özlüyorum. Ya da okulda, yürürken, ofisimin o güvenli alanında kendimce çok iyi hissetmeyi özlüyorum. Itaka'yı özlüyorum. Doktora yaptığım o güzel şehri. Şehir demeye bin şahit ister bu arada. Kasaba desem daha anlamlı. Nefes kesici güzelliğiyle Itaka'yı çok özlüyorum. Itaka'da ailemi özlediğim zamanları özlüyorum. Eşimle birbirimize uzak mesafede olmayı ve uzak mesafedeyken birbirimizi özlemeyi özlüyorum. Ama onunla yan yana olmayı da özlüyorum. Yan yanayken de onu özlüyorum, söylediğim gibi.

Arkadaşlarımı özlüyorum. Arkadaşlarımın her birinin kendilerine kocaman aileler kurmadan önce, bir araya geldiğimiz ve bütün dünyayı masaya yatırdığımız o zamanları özlüyorum. Kimi seveceğimize bir türlü karar veremediğimiz, her birimizin ayrı duraması olduğu zamanları özlüyorum. Amerika'daki yalnız zamanlarımı özlüyorum. Gelecek kaygısıyla orada kalmak istemediğimi hatırlıyorum. Ama orada kalmak istemediğim zamanları da özlüyorum. İstanbul'u özlüyorum. İstanbul'da kendimi güven içerisinde hissettiğim zamanları özlüyorum. İstanbul'da bugün ben sizin için bir podcast'ı kaydederken İstanbul'un içinde bulunmadığım bütün mekanlarını özlüyorum. Keşke şu anda bir yandan bunu kaydederken bir yandan ben başka başka yerlerinde İstanbul'un keyif olabiliyor olsam.

Ya da mesela aynı anda bu podcastle beraber arkadaşlarımın yanında oturuyor olsam, eşimle kızımın yanında uyuyor olsam ya da belki dünyanın farklı noktalarında olsam bugüne kadar dünyanın gördüğüm bütün ayrı şehirlerini özlüyorum. hepsinde bulunduğum ayrı ayrı mevsimleri özlüyorum. Mevsimler demişken ben bir mevsim içindeyken diğer mevsimleri de hepsini özlüyorum. Şimdi kıştayız ya ben çoktan sonbaharı özlüyorum. Ama aynı anda ilkbaharı ve yazı da özlüyorum. Hatta bu ılık kışın içerisinde buz gibi kışları da özlüyorum. Diz boyu kar içerisinde yaşadığımız zamanları da özlüyorum. Çok yağmur yağmasını da özlüyorum. Ama bir yandan yazın güneş açmasını,

Ve onun altında ısınmayı da özlüyorum. Bu kadar çok özlem tuhaf değil mi? Özlemek çok tuhaf bir duygu gerçekten zaten. Çünkü aynı anda insan bir sürü farklı duyguyu, bir sürü farklı zamanı, bir sürü farklı mekanı ve bir sürü farklı insanı özleyebiliyor. Hiçbirinde bir tuhaflık yok aslında. Bu potkesi kaydeden Gizem özlemeyi de özlüyor. Hani böyle ağzımın tadıyla uzun uzun oturup birilerini özlemeyi çok özlüyorum. Ya da bir şeyleri.

Çünkü bazen özlemeye fırsat bile bulamıyorum. Özlemeye fırsat bulduğum zamanları özlüyorum. Ama eminim ki özlemeye fırsat bulsam, özlemeye fırsat bulamadığım zamanları da özleyeceğim. Öyle de tuhaf bir duygu. Özlemeyi hep bir şeyin yokluğuyla, bir şeyi kaybetmekle bağdaştırıyoruz. Ama özlemek aslında tam olarak böyle olmak zorunda değil. Özlemek, biri yanımızdayken onunla olduğumuz başka zamanları özlemeyi de kapsayabilir.

Özlemek onunla bu esnada yapamadığımız şeyleri de kapsayabilir. Özlemek tabii ki sahip olamadıklarımızı veya sahip olmak istediklerimizi de kapsayabilir. Ama sahip olup da gönlümüzce faydalanamadığımız zamanları da kapsayabilir. Özlemek ciddi ölçüde aslında nostaljiyle ve hatıralarla ilişkili. Geçmiş hep biraz daha keyifli. Birazcık daha geçmişte kaldığı için

üzüntü uyandıran bir yerde. Ve o özlem aslında çok doğal olarak başka bir zamanda başka bir bizi hatırlatıyor. Yani bugün 3 Ocak 2024'ün bu ilk dakikalarında ben bu podcasti sizin için kaydederken daha önceki bütün versiyonlarımı özleyebiliyorum tabii ki. Çünkü o zamanlara bir daha hiç dönmeyeceğim. O zamanlardaki gizem bir daha hiç gelmeyecek.

Her an bir önceki gizemi kaybediyorum baktığınızda. Sürekli değişim, dönüşüm içerisinde olmak bu demek. İyiye, güzele gitmek zorunda değilim ki her zaman. Öyle olduğunu düşünsem bile geçmişte bıraktığım versiyonlarımı sevmiştim. O zamanlar da ben bendim.

Bugün de benim ve bir sene sonra ben bugünkü ben olmadığımda bugün tam şu andaki beni de özleyeceğimi biliyorum. Tabii bir de özlem gerçekleşmeyen potansiyellerimizle de ilgili olabiliyor bazen. Yani neyi yapabilirdik, ne farklı olabilirdi. O yol değil de bu yolu seçseydim nereye varırdım? Öyle değil de böyle olsaydı ne olurdu? Bütün bunlardan bahsetmişken şunu da söylemem lazım. Çünkü eminim bu podcastı eski sevgilisini özleyerek dinleyen insanlar da var. Eski sevgiliyi özlemek dünyanın en doğal duygusu bence.

Hani o sevgili bize zarar vermişse dahi, o sevgiliyle iyi değil de kötü zamanlar çoğunluktaysa bile, o sevgilinin yanında biz hiç biz olamadıysak bile, eski sevgili özleniyor. Özlemek çok anlaşılır. Ama eski sevgilimi özleniyor, yoksa eski sevgilinin yanındaki biz mi özleniyor? Yoksa o eski sevgiliyi atfettiğimiz anlamlar, o eski sevgiliden beklentilerimiz, o eski sevgiliyle olabileceğine inandığımız hayaller, Bunları mı özlüyoruz? İşte orası hep ayrı bir soru. O yüzden bir özlem varsa içimizde, o özlemin neye dair olduğunu keşfetmek bence çok güzel bir deneyim. Kendi içimize çok güzel bir yolculuk. Ben aslında tam olarak neyi özlüyorum? Çünkü aslında normalde hoşuma gitmeyen, o esnada beni hiç mutlu etmeyen, beni çok kaygılandıran bir zamanı özlüyorsam eğer doğal olarak o duyguyu özlemiyorum spesifik olarak.

ama o andaki durumun bende yarattığı başka bir duyguyu özlüyorum. Mesela ilk aklıma gelen podcast'te örnek olarak verdiğim doktor tezimi yazarken sabahın dördünde oturup tezimi yazdığım o anları özlüyorum dediğimde tabii ki o andaki gerginliğimi ve yetiştirme korkusunu özlemiyorum. Özlediğim şey o anda, o doktor bittiğinde olabilecek bütün potansiyelliğe dair duyduğum heyecan ve o anda o başarıyı elli etmek üzere olan gizemin içindeki o yüksek potansiyel duygusu. Bu muhteşem bir duygu ve o duyguyu her an hissedemiyor insan. Benzer şekilde mesela. Bir konuşma yaptığımda, o konuşmanın hemen öncesinde çok heyecanlı ama bir o kadar da kaygılı iken orada yaşadığım duygunun hiçbir benzeri yok aslında ve ben o duyguyu çok özlüyorum. Tıpkı bir konuşma yapmayı bitirdiğimde onu bitirmiş olmanın verdiği rahatlama duygusunu özlediğim gibi.

Bu arada bütün podcastlerimin başında ve sonunda da benzeri hissediyorum. Müthiş bir heyecan. Ben burada ne anlatacağım kaygısı ama ondan sonra bitirmenin verdiği rahatlık. Yani sevgili dinleyici, uykumu kaçıranların Özlem'le ilgili bu bölümünde ben gerçekten aklımda Özlem'le ilgili ne varsa sana anlatırken umarım sen de özlediğin her şeye doğru bir yolculuğa çıkmışsındır. Ve belki sen de benimle beraber Özlem'in ne kadar farklı inişle çıkışlı ve hayatımızın ne kadar farklı noktalarına temas eden bir duygu olduğunu tekrar hatırlamışsındır.

O yüzden eğer sen de özlüyorsan hadi bir bak bakalım orada ne var? Hangi duygu var? Sen neyi özlüyorsun tam olarak? Eğer bunu çözersen kendine çok daha güzel bir ışıkta bakıyor olacaksın.

Eğer bu bölümü sevdiysen, uykumu kaçıranlar için her zaman bir öneride bulunabilirsin. Eminim sorunu alıp, kafama takıp uykumu kaçırmayı başarırım. Bana her zaman sosyal medyadan ulaşabileceğini biliyorsun. Bana gönderdiğin bütün mesajları mutlaka okuyorum. Hepsine cevap veremiyorum ama hepsini okuyorum. Beni dinlediğin için teşekkür ederim. Bir sonraki podcastta görüşmek üzere. Çok sevgiler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)