
5.223 kelime · ~26 dk okuma
Hiç çok uzun süre aynı insanla birlikte olmayı düşündünüz mü? Hiç sevdiğiniz o insanı ömrünüz boyunca, hayatınız boyunca yol arkadaşı olarak görebildiniz mi? Ben 17 yıl önce bir adamı öyle sevdim, öyle hayatıma soktum. Bugün bir değişiklik yapıp sevgili eşim Durul Utan'ı podcastime konuk olarak almaya karar verdim. Çünkü evlilik hakkında çok soru geliyor ve kendi başıma evlilik hakkında konuşmak istemedim. Madem bir yola girdik beraber, uzun süredir de burada ilerliyoruz, o zaman kendisi de evlilik hakkında konuşmama eşlik etsin istedim. O yüzden hoş geldin sevgili Durul. Hoş bulduk sevgili Gizem.
Benim için bugünkü podcast biraz enteresan, heyecanlıyım. Tam olarak nasıl seni bu konuya dahil edip sorularımı soracağım bilmiyorum. Ama sen bana yardımcı ol takıldığım yerlerde. Beni evlilik konusuna mı nasıl dahil edeceğini bilmiyorsun? Seni evlilik konusuna nasıl dahil edeceğimi belli ki biliyorum. Hani bayağı bir zaman geçmiş üstünden. Ama hani böyle insanlara nasıl aktarabiliriz? Tavsiye verir gibi de olmasın. Çünkü yani biz çok iyi becerebiliyor muyuz ki?
Yani çok kötü becerdiğimizi zannetmiyorum. 15 yılı geçti sonuçta evliliğimiz ama belli ki bir şeyleri doğru yapıyoruz. Bence doğru yaptığımız, düşündüğümüz şeylerden bahsedelim. Belki yanlış yaptığımız, düşündüğümüz şeylerden de bahsedelim. Hepsini bir araya getirip, yanlış yaptıklarımızı yapmayın, doğru yaptıklarımızı yapın diyebiliriz diye düşünüyorum. Çok büyük bir bilgiçlik taslamayalım elbette ki. Öyle bir amacımız yok sonuçta ama... ...hani bu bir örnektir, bir veri noktasıdır. İnsanlar bu noktayı alıp devam edebilirler bence. O zaman şöyle şey gibi, böyle bir pencere açıp... ...evliliğimize şöyle minik bir kesitten bakmak gibi. Olur, güzel bir tasvir oldu, evet. O zaman sevgili dinleyiciler, hazırsanız... ...ben nereden bileyim'in bu bölümüne başlayalım ve... ...evliliği ben nereden bileyim diye soralım.
Bu podcast'a başlamadan önce kendimce birazcık araştırdım. Evlilik için gereken önemli şeyler nedir diye baktım. Şimdi sana sayacağım bunları. Ve katılıyor musun diye soracağım. Eklemek istediğin var mı diye soracağım. Hadi başlayalım. Çünkü benim eklemek istediğim bir şey mutlaka var. Hazır mısın? Hazırım. Saygı. Sevgi. İletişim. Yakınlık.
...beraber geçirilen zaman. Birbirini takdir etme. Cömert olma. Tabii ki sadakat. Güven. Birbirini olduğu haliyle kabul etme. Birbirini affedebilme kapasitesi. Ki Zeynep daha önce affetme podcastı kaydetmiştik. İlişkiye bağlılık. Sabır. Birbirine karşı gösterilen sabır ekstra olarak. Anlayış. Bunlar gördüğüm şeyler arasında hatırladıklarım.
Ne görmedim biliyor musun? Ve bence bizim evliliğimizdeki en önemli unsur. Arkadaşlık. Doğru. Yani birlikte olacağın kişi, ömür boyu olacağını iddia ettiğin, ömür boyu birlikte olacağın, bütün bir hayatı paylaşacağın kişinin senin en basitinden en iyi arkadaşın olacağını da varsayamazsın. Zaten aslında boşanma hikayelerinde ya da ölüm hikayelerinde, yani eşlerden birinin kaybı hikayelerinde çoğunlukla hani şey cümlesi vardır ya, ben sadece eşimi değil aynı zamanda en iyi arkadaşımı kaybettim diye.
Tabii boşanma hikayelerinde her zaman oraya o cümle gelemeyebiliyor ama anladın sen ne demek istediğimi. Bu aslında doğru. Yani öncesinde, evliliğin öncesinde ya da en azından ilişkinin öncesinde insanların farklı, çok yakın arkadaşları olabilir. Ama hiçbir çok yakın arkadaşınla, umarım, her günün en az 8-10 saatini uyuyarak dahi olsa beraber geçirmiyorsun.
Bizim gibi örneklerde bu miktar biraz daha artabiliyor ayrı konu ama normal bir ilişki için söyleyelim en azından. Yani bu kadar uzun süreyi beraber geçirdiğin zaman o arkadaşlığın bulunması şart gibi sanki. Çünkü yani o kişiyle o arkadaşlığı iletemiyorsan her şeyi aynı düşünmek gerekmiyor, her şeyi aynı yapmak gerekmiyor, her şeyi aynı tercih etmek gerekmiyor ama birbirinin yaptıklarına, söylediklerine, tercihlerine yeterli miktarda saygı duyup o şekilde kabullenip Aynı zamanda da birlikte yani bunları bir tek bir potada eritebilmek aslında ilişki, arkadaşlık, bir evlilik birleşimini sağlayan şey diye düşünüyorum. Benim o listede görmediğim bir şey daha var ki görmeyi beklemiyordum doğrusunu istersen. Bizim ilişkimiz için hep tanımını yaptığım bir şeydir aslında. Sen bunu biliyorsun tabii ama insanlara belki enteresan gelebilir bilmiyorum. O da bencillik. Ben her zaman bir ilişkide insanların bencil olması gerektiğini savunuyorum. Bunu biliyorsun.
Ama benim bencillik tanımım biraz daha farklı herkesinkinden. Yani ben burada aslında bencil derken hep seni benden sayıyorum. Hep ailemizi benden sayıyorum. Yani bencil dediğim zaman benim için hep sen varsın, hep artık kızımız da var ama hep sen ve ben, bizim ailemizin çıkarı benim için hep çok çok önde. ve insanların bunu bu şekilde görebilmesi lazım gibi hissediyorum. Ben birçok ilişkide bunun eksik olduğunu hissediyorum. Birçok ilişkide daha klasik tanımıyla bencil olduğunu insanların ya da o tanımla da bencil olmadığını düşünüyorum. Yani klasik tanımıyla bencil olursan doğal olarak ilişki yaşadığın kişiye de bencil olabilir ya da seni bu bencilliğinle tolere edemeyebilir doğal olarak. ...ya da hiç böyle bir bencillik yoksa ama sen ailevi bir bencillik kavramı da yaratıp onu devam ettirmezsen... ...gerçekten doğru bir şekilde aile olma yönünde ilerler misin? Ondan çok emin olamıyorum doğrusunu istersen. Ama dediğim gibi yani bu benim bir nevi tanımını yaptığım kavram... ...herkese bir anda ''Aa hadi doğru ya!'' diye gelmeyebilir. Bunu anlayabiliyorum. Ama benim için bizim ilişkimizde önemli olduğunu düşünüyorum bir kavram.
Bence çok güzel bir noktaya değindin. Çünkü insanların en büyük tartışmaları... ...işte mesela ben mi? Arkadaşların mı? Ben mi? Hayallerin mi? Ben mi? Ailen mi? Bu tip sorular evlilikte çok gündeme geliyor. İnsanlar bu tip şeyleri çok soruyorlar. Ama zaten aslında evlilikte önce bir... ...kendi aileni bir tanımlamak... ...onu kendi benliğine katmak... ...arkasından kararları vermek gerekiyor sanki.
Evet, yani katılıyorum buna ve o şekilde olmadığında da... ...sanki evlilik kurumu doğru bir şekilde oluşmuyormuş gibi hissediyorum. Aslında aile cüzdanı, evlilik cüzdanı iyi çünkü. Doğru.
Biraz orada şey sıkıntısı oluyor gibi. Yani... Evlendiğimiz zaman ailemizin o geçişini... Yani benim artık ailem burası. Burada bir aile var. Tabii ki diğerleri de çok önemli. Ama burada artık çıkarını gözetmem gereken... ...en az iki insan ve belki de artacak, sayısı artacak insanlar var düşüncesi. Çok farklı bir şey getiriyor bence. Peki, benim sana...
Bugün sormak istediğim şeylerden bir tanesi. Sen evlenmeyi düşünen bir insan değildin biz tanıştığımızda. Hatta dur bir dakika. Biraz şey yapalım. Background verelim. Biz birbirimizi 9 yaşından beri tanıyoruz. Hatta Blunt Ortaçki'nin Eylül Akşamı şarkısının bizim için yazıldığına inanıyoruz. Aynı sokakta oturmuşuz. Aynı dershaneye gitmişiz. İlkokul 4. sınıfta. Başka?
Yani ondan sonrası da işte benim büyüdüğüm yerde işte senin annenin doktorluk yapmış olması, annenin ve benim babamın uzun süreler muhtemelen aynı serviste gidip gelmiş olması. O kadar çok ortak arkadaşımız var ki. Evet, yani benim ortaokul lise arkadaşlarımın büyük bir kısmının senin üniversite arkadaşın olması, senin ortaokul lise arkadaşlarının büyük bir kısmının benim üniversite arkadaşım olması. Beraber dershane sınavına girmişliğimiz var. Tabii, yan yana tamamen rastgele insanların oturtulduğu bir, herhalde en az 500 kişinin falan girdiği bir sınavdır diye düşünüyorum. Nasıl olduysa bir şekilde yan yana oturmuş olmamız. Ve senin o sınavın çıkışında benimle dalga geçebilmiş olman. Aynen öyle. O da büyük bir yetenek sonuçta. O zamandan bilmeliydim aslında. Neyin içine girdiğim ama. Yani belli bir tesadüf grubu var kesinlikle ortada. Ama bunların hiçbiri bizi aslında bir araya getirmedi. Aynı okulda, aynı dönemde okuyor olmak sayesinde tekrar belki yollarımız kesişti.
Yani biraz o, biraz işte ortak bir arkadaş grubuna sahip olmak o esnada. Ama yani işte bir araya geleceğimiz varmış diye düşünmek lazım. Belki de emin değilim şu anda. Yani bilimsel yöntemlerle de açıklayabiliriz bunu ama... ...tabii böyle tatlış bir tesadüfi şey de söyleyebiliriz. İkisini de kabul etmek istiyorum, ikisini de seviyorum zaten. Biz 9 yaşından beri birbirimizi tanıyor olsak da... ...23 yaşındaydım ben, Duru'yla çıkmaya başladığımda. 25 yaşımda da evlendim zaten. Ve bizim aslında evlendiğimiz andan itibaren bir mücadelemiz de başladı değil mi?
Yani aslında her evlilikte olan tarzda bir mücadele diye düşünebiliriz belki ama... ...bizimkisi biraz daha uzun yollardan geçti diyebilirim. Bir kere evlendik ve hemen arkasından Amerika'ya gittik. Ondan sonra 11 yıl orada büyük ölçüde yalnızdık yani. İkimiz verdik o mücadeleyi. Sonra 2 yılında kızımız da eşlik etti. Sonra Türkiye'ye döndük ve Türkiye'deki mücadelemize devam ediyoruz. Durmak yok çünkü.
Benim hep seninle, yani ben seni tanıdığımda... ...biz sohbet ederken seninle daha çıkmaya başlamadan önce... ...biliyordum ki sen evlenmeyi düşünmüyordun yani. Uzun bir süre evlenmeyi düşünmüyordun, hiç aklın yoktu. Ama... ...sonra çok hızlı bir şekilde bu düşüncenin aklına geldiğini biliyorum. Sonra zaten çok hızlı bir şekilde gerçekleştirdik. Neden? Ya burada aslında şöyle bir şey var. Şimdi...
İnsan herhangi bir yaşta ben evlenmeyi düşünmüyorum diyebilir. Ya da herhangi bir yaşta ben evlenmeyi düşünüyorum diyebilir. Evlenmeyi düşünen bir insan, ''Ah tamam, altı ay sonra evleneceğim.'' gibi bir durumu yok. Yani öyle bir sonuca ulaşmıyorsun. Ya da evlenmeyi düşünmeyen bir insanın yıllarca karşısında evlenmeyi düşünebileceği biri çıkmayacak diye bir şey yok. Hani konuşmaya başladığımız o esnadaki düşüncem daha çok şeydi yani, şu anda hayatımda kısa ya da orta vadede
...evlenmeyi düşünebileceğin biri yok. O zaman ben doğal olarak evlenmeyi düşünmüyorum... ...şeklindeydi. Yani... ...evlenmiş olmak için evlenmeye gerek yok anlamındaydı biraz daha. Ama yani... ...seninle çıkmaya başladıktan... ...sonra senin dediğin gibi çok kısa bir süre içerisinde... ...evet bu... ...benim... ...hani... ...istediğim... ...ilişki... ...benim istediğim insan... ...benim... ...ömrümü geçirmek için uygun gördüğüm insan dedim ve... ...sana da söyledim zaten biz seninle... ...evleneceğiz, beraber bir hayatımız olacak şeklinde...
Yani bunu gerçekten yüzde yüz hissederek söylemiştim. Bu noktada hani bunu bir evlenme teklifi olarak yapmadım. Bunu doğal olarak gelecekten gelen bir insan olarak söylemedim ama... ...hani sonuçta insan bazı şeyleri görebiliyor ve gördüğü şeyler sayesinde bazı şeyleri öngörebiliyor diye düşünmek lazım herhalde. Öyle, o şekilde. Yani burada aslında evlenmeyi düşünmüyordum, bir anda evlenmeyi düşünen bir insan oldum şeklinde yorumlamaktan ziyade... O esnada evlenmek için herhangi bir sebebim yoktu. Seninle tanışıp, işte çıkmaya başladıktan sonra... ...evlenmek için yüzde yüz bir sebebim oldu... ...şeklinde düşünebiliriz diye düşünüyorum. Ben seninle çıkmaya başlana kadar... ...herhangi bir insandan... ...sıkılmama ihtimalimi görmüyordum. Gerçekten. Hala bekliyorum benden sıkılacağın zamanı. Bayağı uzun zaman geçti üzerine. Hiç belli olmaz. Yani seninle...
Bence benim için, yani benim için sen çok renkli bir karaktersin. Benden çok farklı olmanı çok seviyorum. Bana çok benzeyen özelliklerin de var. Ama bunlar daha sanki böyle derinde yatan özellikler. Yani yüzeyde ikimizin hayattaki tercihlerine, zevklerine, genel karakter özelliklerine bakan birinin çok da ortak bir noktası bulamayacağını düşünüyorum. Ne dersin?
Öyle. Yani zaten bizi tanıyan birçok insanın da şey diyeceğini tahmin edebiliyorum yani. Gizem böyle böyle bir insanken, Duru böyle böyle bir insan. Nasıl bu insanlar bir arada? Ama asıl söylemeye çalıştığım şeyin bir kısmı da o. İnsanların birbirleriyle aynı şekilde davranması, aynı şekilde düşünmesi gerekmiyor. Bir arada olabilmek için. O nedenle çok da takılmıyorum doğrusunu istersen o noktaya. Yani birbirimizle aynı olmadığımız yerlere ya da birbirimizle aynı olduğumuz yerlere çok
...takılmayı anlamlı bulmuyorum. Sanki bence aramızdaki en önemli özelliklerimizden bir tanesi... ...farklılıklarımızı olduğu haliyle kabullenmiş olmamız. Yani çok da aşırı derecede birbirimizi değiştirmeye çalışmadık. Yani tabii ki değiştiğimiz yerler oldu, uyumlandığımız yerler oldu ama... ...sen bunları bırak, sen bunları sevme. Çünkü ben bunları uyum sağlayamıyorum. Ya da işte ne bileyim, sen o arkadaşlarına görüşme. Çünkü ben o insanlarla oturmayı sevmiyorum gibi şeyler hiç yapmadık. Yapmamız gerekmedi belki de, bilmiyorum ki. Emin değilim.
Yani yapmamız gerekmesi nasıl olur da onu... Yani insanlar karşılarındaki kişiyi tamamen değiştirip sevmeye çalışıyorlar. Ama yani benim mesela dediğim gibi hiç sıkılmamamı sağlayan şey senden. Tabii ki senin çok zeki bir insan olmanın birincisi. O özelliğini çok seviyorum. Ama ikincisi senin benden farklı olman. Benim aynım olsaydın senden çok çok sıkılırdım bence.
O yüzden, yani o farklılığını seviyorum. Bu arada, bununla ilgili de bir bilgi verelim. Durul'la benim alanlarımız da çok farklı. Durul bir mühendis. Maalesef değilsin gerçi ama demeyeceğim. Gizem de neyse ki bir psikolog. Neyse ki? Ne tabii ki? Bir psikolog değil olmak nasıl bir şey?
Buna normalde başka bir insan belki hani böyle sürekli analiz edildiğimi hissediyorum tarzı bir cevap verebilir ama ben sürekli analiz edildiğimi hissetmiyorum. O nedenle hani bir psikologla evliymişim gibi hissettiğim zamanlar neredeyse hiç yok. Hani spesifik olarak ya ben evliyim yerine ya ben bir psikologla evliyim dediğim bir zamanı pek hatırlamıyorum. Ben bunu güzel bir şey olarak almak istiyorum.
Evet evet güzel bir şey olabilirsin ve senin şey hissettiğini biliyorum yani evet ya ben bir mühendisle evliyim diye hissettiğin zamanlar olduğunun farkındayım. Bir sakıncası da yok. Sence mühendisle evli olmak nasıl bir şey? Mükemmel bir şey olsa gerek düşününce. Neydi o? I am an engineer. Bana güvenebilirsin ben bir mühendisim.
Yani pek öyle olmuyor her zaman ama... ...ev işleri falan konusunda söylüyorum. Senin evli olmanın... ...benim için en güzel taraflarından bir tanesi... ...ki evlilikle ilgili... ...dedin ya, doğru yaptığınız şeyleri de söyleyelim. Sana gerçekten her konuda güvenebilmek ve... ...yani hep tanımladığımız gibi eş, ebeveyn olmak ya da işte... ...hep her şeyi adil bir şekilde yapıyor olmak.
Aslında eşe bebeğinden önce eş partner olmaktadır diye düşünüyorum. Eş partner olmak bulamadım. Evet teşekkür ederim. Öyle bir tanımım var mı bilmiyorum bu arada. Yani ben şu anda tamamen attım ama. Yoksa dinleyen, bununla ilgili alanda çalışan insanlardan özür diliyorum. Eşe bebeğine yeni bir şey konu da biz uydurduk.
Eşref Efendi'ye de mi bir şey yok bilmiyorum. Daha önce duyduğumu hatırlıyor gibi değil mi? Yani aslında zaten o şekilde olması gerekir gibi hissediyorum. Yani bazı sosyal normlar sebebiyle ya da işte fiziksel farklılıklar sebebiyle... ...partnerlerin bir ilişkide aldığı varsayılan bazı görevler olabilir. Bunda bir sakınca görmüyorum. Ama genel anlamıyla bütün... hayat işlerini diyeceğim yani sadece ev işi olarak bakmamak lazım bunun paylaşılması lazım bir ilişkide eğer bu şekilde olmuyorsa aslında büyük bir problem var demektir ve bunda şöyle bir şey yok hani ben çalışıyorum sen çalışmıyorsun o zaman sen bütün ev işlerini sen yap ya bu da adil değil bence
ya da işte başka bir örnek bulabileceğimden emin değilim şu anda. Ama hani iki tarafın da kendisine zaman ayırabileceği kadar, iki tarafın da ilişkiye de zaman ayırabileceği kadar, iki tarafın da kendi yapmak istedikleri işiyle ilgili ya da hayatla ilgili her şeye zaman ayırabileceği kadar mutlaka bütün hayatla ilgili sorumlulukların paylaşılması gerektiğini düşünüyorum. Buna işte az önce eş partnerlik ismi verdim. Bundan sonra kullanabiliriz bu terimi diye düşünüyorum.
Bunun çocuk bakımıyla ilgili ya da yani sadece bakım olarak değil de çocuk büyütmeyle ilgili olan versiyonunu da eşe bebeğinlik diyebiliriz. Ondan ne eşe bebeğinlik yapabilmek için öncelikle eş partnerlik yapmak gerekiyor gibi hissediyorum. Yani birçok kişiden ilk işte kızımız olduğu esnada ya da olmadan önce şey yorumu aldığımı hatırlıyorum. Hani abi sen zaten ilk en az 3-4 yıl ...çok da alakalı olmayacaksın. Kız sürekli anneyi arayacak. Babanın hiçbir yeri yok. Aynen, babanın pek bir yeri olmayacak zaten bu... ...hani çocuk ilişkisinde şeklinde. Bende önceki deneyimlerimden yola çıkarak yani... ...olması lazım.
Olmaması garip değil mi? Bunu biz niye sanki varsayılan olarak kabul ediyoruz? Şeklinde düşünmüştüm. Yani geldiğimiz şu noktada hani şunu görüyorum. Hep şikayet ettiğim bir şey. Evet Defne bana düşkün değil. Özellikle. Bu konuda kandırıldım çünkü sevgili dinleyici. Bana hep kız çocuğu babasına düşkün olur dendi. Kız çocuğu 7 yaşına gelmek üzere hala babasına düşkün değil.
Beni dinleyince şikayet edemezsin. Şikayet ediyorum burada. Hala annesine düşkün. Ama bana daha önce söylenen ilk birkaç yıl sen alakasız olacaksın konuyla... ...ya da işte senin bir müdahelen olmayacak şeyinin kesinlikle gerçek olmadığını kendi gözlerimle gördüm. Eğer iki eş de ilişki içerisinde yeterli miktarda mevcutsa, eş partnerlik söz konusuysa... ...bu eşe bebeğinlik olarak da ortaya çıkabiliyorsa çocuk olduktan sonra çocuk...
Evet, anneye biraz daha yakın olabiliyor. O fiziksel teması istese de baba sağlayamadığı için belki. Ama babasıyla olan ilişkisi de, annesiyle olan ilişkisiyle üç aşağı beş yukarı eş değer olabiliyor. Yani bana düşkün olduğunu söyledin ya Defne. Orada %51 ile %49'dur yani. Çok da öyle bir farklılık yok. Öyle bir şey değil. Yok, bana hani söylenen babaya düşkün olacak dendiğinde... ...ben daha çok 80, ben 20'sen gibi düşünüştüm. Abartmışsın sen, ne tatlım. Ben kandırıldım, bunu söylüyorum sadece. Öyle bir durum söz konusu değil. Yani 50-50'ye çok yakınız şu anda.
Çocuktan sonra evliliklerin değiştiğiyle ilgili ciddi bilimsel çalışmalar var. Yani gerçekten çocuk, evliliğin ortasına biraz bomba gibi düşüyor yani. Çocuk, evliliğin seyrini ciddi anlamda değiştirebiliyor. Ama burada şunu da gösteriyor çalışmalar. Yani aslında evlilik sağlam bir temele oturduysa, çocuk, evet, biraz sarsıyor ilişkiyi. Şimdi dürüst olalım. Ama sonra tekrar bıraktığın yere gelebiliyorsun. Sence bizim evliliğimizde çocuk sahibi olmamız neleri değiştirdi?
Yani birçok şey değiştirdi elbette ki ama yaşama, hayata bakış açımızı değiştirmedi. Hayata bakış açımızı değiştirmediği için de bizi değiştirdiği konular çok da önemli olmadı. Yani mesela Defne doğmadan önce birbirimize çok daha fazla zaman ayırabilen bir çifttik. Defne doğduktan sonra çok normal bir şekilde onunla da ilgilendiğimiz için birbirimize ayırdığımız vakit biraz daha azalmış oldu.
Burada hani birimiz ayrıldığımız vakit derken ikimiz yalnız geçirdiğimiz vakit anlamında söylüyorum. Yoksa ailecek aslında biliyorsun defneye de dahil ettiğimiz üçümüz birlikte vakit geçirdiğimiz zamanları hep sayarız. Yani bu anlamda değişiklik olmaması zaten matematiksel olarak mümkün olmayan bir şey. En azından hani yetiştirdiğimiz çocuğu kendisiyle yeterli miktarda Eğer fazla değilse ilgilenerek yetiştirmeyi başarıp bir yandan da ilişkimizin dinamiklerini... ...çok da fazla yerinden oynatmayacak bir şekilde hayatımıza devam edebildiğimizi düşünüyorum. Peki nasıl? Ne yaptık da bunu sağladık mı diyorsun? Evet. Bence bunun için spesifik olarak bir şey yapmadık. Mesela o çok önerilen date'lere çıkmadık.
Aynen. Yani bizim işte dersimde doğal 6,5 yıl oldu. Hadi 7 yıldır diyelim. 7 yıldır date sayımız kaç? Onu geçmez gibi hissediyorum. Belki geçer bilmiyorum. Ben erkek tarafı olarak çok iyi hatırlamıyor olabilirim gerçi ama... Cinsiyetçilik yapmayalım. Tamam peki. Yani burada düşündüğüm şey illa dışarıya çıkıp dışarıda ikimiz yalnız başımıza bir yemek yiyip... ...ondan sonra o şekilde zaman geçirmemiz gerekmiyor. Seninle birlikte evli olduğumuzu hatırlamamız için.
Zaten aslında hani evlenmeden önceki dinamiği doğru bir şekilde oturtursan... Yanlış söyledim. Çocuk olmadan önceki dinamiği demek istedim. Çocuk olmadan önceki dinamiği doğru bir şekilde oturtursan, çocuk olduktan sonra da o dinamiği devam ettirme çabası içerisinde olduğun sürece özel bir efor sarf etmeye gerek olmuyor.
Peki, zaman ayırmak konusunda birbirimizle. Bence şöyle bir özen gösterdik. Yani bu konuşarak yaptığımız bir şey olmadı. Baştan karar verdiğimiz bir şey olmadı. Bu arada biraz konuyu dağıtmış olacağım ama... ...ben şimdi podcastlerde... Sen benim podcastlerimi dinlemiyorsun ama... Ben seni sürekli dinliyorum zaten. Ekstradan podcastlerini dinlememe gerek olduğunu zannetmiyorum. Tamam, peki. Bu arada yani... ...Semih'in podcastlerini dinlemen gerçekten tuhaf olurdu bence. Sürekli benimlesin.
Onun dışında da ben senin konuşmalarını dinliyorum. Bazen yanında geldiğim zaman. Podcastları bazen senin yanında kaydediyorum. Aynen öyle. Yani o nedenle ekstradan açıp da podcastını dinlemem biraz abesli işçi gay kalabilir gibi hissediyorum. Bazen arkada, tabii podcastta görüntü olmadığı için arkada durulun. Uzaklardan bir yerden beni izleyen gözlerini görebilirsiniz podcastlerde. Yani ben o podcastlerde insanlara bazen bilimsel olarak neyin ilişkiler için iyi ya da kötü olabileceğini anlatıyorum.
Ama her zaman şunu da söylüyorum yani size bunu anlatıyorum ama ben her zaman bunu yapamıyorum yani bilginiz olsun diye. Birazdan bu konuya geri döneceğim ama insan şöyle düşünüyor olabilir. Ben mesela bu konularda araştırma yaptığım için, yazdığım, çizdiğim, konuştuğum için belki evliliğimizde de hani böyle bazı şeyleri baştan konuşup yapmaya çalıştığımızı düşünebilir diye düşünüyorum dinleyiciler. Ama bizim doğal hayatımızda pek öyle bir şey olmuyor. Aslında mantıklı olurmuş. Şimdi düşününce, hani buna ground rules deniyor ya, evliliğin başında ya da ne bileyim, ilişkinin başında... Ya da çocuğun başında. Çocuğun başında. Çocuk sahibi olunca o zaman, hani oturup, bak böyle böyle böyle, spesifik kurallarımız olsun, buradan en azından hareket edelim denebilir aslında.
Mantıklı da olur gibi hissediyorum. Biz bu konuşmayı, bu bahsettiğimiz noktaların hiçbirinde yapmadık. Yapsak bundan farklı olur muydu emin değilim. Yani belki de bizim konuşmaya, bu tarz bir konuşma yapmaya ihtiyaç duymadan bunları zaten kabullendik iki taraflı. Hani o anlamda belki de şanslıydık gibi düşünebiliriz. Ama aynı şansı herkesin yakalanması mümkün olmayabilir. Onun nedenle aslında bu tarz hayat değiştiren olaylardan, noktalardan önce ya da hemen sonra hani iki kişinin oturup gerçekten şu şu şu temel kurallar üzerine inşa edelim şeklinde konuşması belki de daha mantıklı olabilir.
Olmazsa olmazlar ya da böyle kırmızı çizgiler falan gibi şeyler konuşulabilir sanki. Podcast'ın başına dedim ya, biz seninle çok farklıyız ama birbirimize çok da benziyoruz diye. O çok benzediğimiz düşündüğüm yerler biraz buralardan. Yani temel değerler ve beklentiler konusunda örtüştüğümüzü düşünüyorum. Şimdi farklı olduğumuz bir noktadan bahsedeceğim. Haydi bakalım ne geliyor? Çatışmalar. Peki ya. Şimdi bu kadar uzun zamandır birlikteyiz. Ne sıklıkla tartışıyoruz dersin? Hiç tartıştığımızı hatırlamıyorum ben seninle.
Bu arada aklıma şey geldi. Acaba dinleyici buna inandı mı? Aklıma ne geldi? Bu TEDx konuşmasında ben evliliğimiz ve ideal ilişki üzerine konuşmuştum ya, altta biri şey yazmış. Ne kadar tutuksuz bir ilişki, çok sıkıcı, niye bunlar evlenmişler falan gibi bir şey yazmış. Twitter'da yediğim linçlerde de bazen geliyor ya. Haksız değil, çok sıkıcı bir ilişkimiz var. Sürekli sıkılıyoruz.
Bir de şey vardı, şarap kadehlerimizi elimize alıp... ...şömineye bakarak birbirimizi hiç konuşmadan ve temas etmeden oturduğumuz iddiadan biri. Keşke şöminemiz olsaydı da bunu test etme şansımız olsaydı diye düşündüm şu anda. Sen bizim hiç konuşmadan oturabileceğimize inanır mısın? Hayır. Şey pardon... Ben belki. Ben konuşmadan... Ben konuşmadan bir süre oturabilirim gibi hissediyorum.
Yani en azından challenge olarak alırsam... ...belki birkaç dakika konuşmadan oturabilirim gibi hissediyorum. Ben birkaç dakika konuşmadığımda Durul girenlikle girip beni kontrol ediyor. Peki, şunu söyleyeceğim. Çatıştığımızı biliyoruz. İtiraf edelim. Tamam ama arada kavga ediyoruz. Ne sıklıkta dersin? Haftada bir, iki haftadır tarzı bir zamanlama mı istiyorsun ortalama olarak?
Ama hani küçük küçük anlaşmazlıkları her gün yaşıyoruz sonuçta. E tabi canım. Bu çok normal bir şey. Herhangi iki insan küçük anlaşmazlıkları her gün yaşamalı zaten. Yaşamıyorsa o insana biraz fazla aynı demektir gibi hissediyorum. Peki, daha böyle seslerin bir tık yükseldiği tartışmalar ne sıkıntıda yaşıyoruz sence? Yani ortalamaya vurursan herhalde haftada bir, belki iki haftada bir... Çıktan mı? Değil midir? Daha mı seyrek diye düşünüyorsun?
Bilmiyorum, herhalde bir iki haftada... Bu podcast'tan sonra bir anda sıklaştı. Hayır, hayır, dürüst oldum istiyorum gerçekten. Sonuçta... Çok enteresan bir şey var. Sonuçta bazen iki ay, iki buçuk ay geçiyor. Gerçekten sesimi yüzü bile yükselttiğimiz, o şekilde tartıştığımız bir zaman olmuyor. Bazen ise üst üste beş gün farklı farklı şeylerden tartıştığımız olabiliyor. Yani bu, o nedenle de ortalama alması biraz zor bir şey. Tamam sevgili mühendis. Bir de ortalama derken medyanın... Tamam, susar mısın? Tamam, peki, pardon.
Peki, şunu söyleyeceğim. İşte mühendisle evli olmanın celeri yani, görüyorsun. Hayır, üstelik aynı miktarda istatistik gördük. Yani ben niye böyle espriler yapmıyorum? Benimkisi daha gerçek olduğu için. Psikologlar olarak aforoz ederiz seni. Ama çok tehlikeli startı izliyorsun. Bence dinleyicilerimiz arasındaki psikologlar benim espri yaptığımı anlarlar. Merak etme. Tamam peki. Şimdi tartışıyoruz. Bazen o tartışmaları iyi yönetmiyoruz da. Onay mı arıyorsun anlamadım. Evet bence de bazen iyi yönetmiyorsun. Öyle
söyleyemezsin. Söyledim bile valla. Hiç sorumlu kalmayacaksın yani. Tamam tamam, ben de iyi yönetmiyorum bazen. Sence tartışmalarımızı iyi yönettiğimizde ne yapıyoruz, iyi yönetmediğimizde ne yapıyoruz? Soruyu sanırım tam olarak anlamadım. Çünkü iyi yönettiğimizde iyi gidiyor, iyi yönetmediğimizde kavga ediyoruz gibi. Hayır öyle bir yerde değil. Bir yere varacağım şu noktada. Yani sence benim tartışmalarda en çok yanlış yaptığım şey ne?
Hmm... Şimdi bir sıralama yapmam lazım. Yani şöyle söyleyebilirim aslında. Bence nasıl tam olarak cümleye dökebileceğimden emin olamadım da. Üst üste aynı şeyle ilgili böyle makineli tüfek gibi birçok şey söyleyebiliyorsun. Zannediyorum ki... Biliyorum bunun geleceğini. Ama daha iyiyim artık bu konuda. Evet evet kesinlikle zamanla kesinlikle daha iyiye gidiyor. Ama hani eğer tartışmalarda en sık yaptığın ya da en belirgin hata olduğunu düşündüğüm şeyi soracak olursan cevabım hala bu. Bu hani çok çok yapıyorsun demek değil illaki ama hani aralarında en fazlası. Yani böyle bir şeyle suçlayıp ondan sonra
Bir soru sorup, sonu soruya cevap almaya çalışmadan kendini cevap verip, ben bazen böyle... ...3-4 dakika üst üste senin bir şeyler söylemeni dinleyip, ondan sonra... ...hangi birine cevap vereceğimi şaşırıp afallayabiliyorum ve... ...hani arasından birine cevap veriyorum, ondan sonra da benim söylediklerim arasında buna mı takıldın diyorsun mesela. Ama hani... Birinden birine cevap vermek zorundayım. Ne yapabilirim ki? Falan gibi bir düşünce içerisinde kalıyorum. Bilmiyorum, bunun psikolojide bir yeri vardır eminim ki. Sen şimdi orayı güzelce bağlarsın ama... ...eğer burada hani terzi kendi söküğünü dikemez gibi bir durum söz konusuysa... ...herhalde bu nokta olduğunu söylerim en belirgin olarak. Ben podcastlarımda sık sık benim kaygılı bir insan olduğumu söylüyorum. Hatta senin kaçıngın olduğunu da söylediğim yerler olduğunu eminim. Bu da mı bağlanma stiline bağlanacak? E doğal olarak. Peki. Nasıl yani? Bunu bilmiyor olamazsın.
Tartışma esnasında üst üste bir dolu şey söylemen kaygılı olduğun için mi? Evet. Okey. Benim kaçıngan olmamın konuyla nereden bağlantısı var peki? Sana cevap veremiyor olmam mı? Ya mesela ben tartışmalar esnasında aynı anda sana birçok farklı yerden... ...birçok farklı şey söyledim de böyle makineli tüfek gibi. Senin o shut down etmen kaçıngan olmanla ilişkili bir şey.
Ben bir şey kapatmıyorum ki. Söylediğin şeylerin hepsini aynı anda algılama çalıştığım için başaramıyorum sadece. Kendimi kapatmaya çalıştığım için değil. Ama mesela ısrarcı olursam, yani artık yapmıyorum. İlişkimizin ilk zamanlarında ben de bu konulara hakim değilken daha çok yaptığım bir şeydi. Ve senin de kendini kapatman daha çok gördüğümüz bir şeydi. O zamanları hatırlıyor musun? Hayal meyal.
Yok, gerçekten yani dinleyiciye şeyi verebilmek istiyorum. Kaçıngan bir insan olarak, yani o kendi kapattığın zamanlarda hissettiğin duyguyu anlatabilmek isterdim. Yani anlatabilmeni isterdim, duymalarını isterdim. Çünkü ben kendi kaygılı olduğum zaman yani içimdeki dürtüyü tanımlayabiliyorum. Yani bir an önce çok acele bir şekilde Duru'la aklımdaki her şeyi anlatmam gerekiyor ki beni anlasın ve beni sevmeye devam etsin gibi bir böyle dürtü sarıyor beni.
Yani şöyle düşünüyorum, o en kaçıngan olduğum zamanlardaki hislerimi toparlayıp ifade edebiliyor olsam zaten muhtemelen kaçıngan olmazdım. O nedenle de, ya da bilmiyorum, ben kaçıngan olurdum ama hani ne bileyim, hani o sanırım anlatabileceğim en fazlasını yaptım şu anda. Merhaba, ben Duru Ulutan, kaçıngan bir bireyim. Ya ikimizin sonuçta ilişki içerisinde oldukça güvenli bir alana taşındığımızı biliyoruz. Hatta bağlanma testini çözdüğümüzde Selin benden daha güvenli çıktığını gördü bu gözler yani. Evet doğal olarak. Nasıl doğal olarak? Ben senden daha güvenli bağlanan bir insanım çünkü.
Sayemde değil mi? Yani ilişkinin başında da öyleydim ama istersen diyebilirsin. Nasıl yani? İlişkinin başında asla öyle değildin şimdi. Kaygılı değildim hiçbir noktada. Canım kaygılı bağlanmamak zaten güvenli bağlanmak anlamına gelmiyor. Off Allah'ım sen benim podcast'imi biraz dinlesene.
Ya şeyi hatırlıyorum. Kaçınganlığının doruk noktasında ilişkimizin ilk günü elimi tutmama çabanı hatırlıyorum. Yani ilişkinin henüz ilk gününde miyiz? Eksi üçüncü gününde miyiz? Eksi yirminci gününde miyiz? Hayır arkadaş ofisyalı başlamıştık o gün ya. Yani resmi olarak dediğin zaman zaten her şey bir duruyor. Resmiyet nedir şeklinde. Öpmüştün bir kere beni artık. Bizim, bir dakika bizim jenerasyonunda öpüştük mü zaten çıkıyor olmuyor muyduk? Bana öyle derdi.
Bu konseptler konusunda benim kafam çok karışık. O zaman seni başka bir podcast'a münavet edeyim. Yeter artık dinle şunları. Situation Ship'le ilgili podcast'ım var mı? Var. Tamam onu dinleyeyim ben o zaman. Biz Situation Ship demedik sence. Ne bileyim hiçbir fikrim yok. Atıyorsun yani şu anda. Random kelimeleri attın oraya. Yok ne olduğunu biliyorum sadece tanımlayamıyorum. Tanım koyma ihtiyacı hissetmemiştim hiçbir noktada. Dediğim gibi podcast'ımı dinlemelisin. Tamam peki.
Peki, son bir sorum var sana. Ondan sonra da bitireceğim. Sor bakalım. Sence bizim en büyük mücadelemiz ne oldu? Çok yüklü bir soru oldu. Cevap arıyorum. En büyük mücadelemiz... Bu soruyu sorunca... Sen cevap ver. İstersen ben senden feyz alayım.
Yani uzun bir süre mesela birbirimizden ayrı yerlerde okuduk. Ve birbirimizi görmek için ciddi bir çaba sarf ettik. Onu da hemen bir açıklama yapalım. Herkes bunu bilmiyor tabii ki. Biz Amerika'da okuduğumuz esnada birimiz Upstate New York'taydık, Itaka'daydık. Diğerimiz Güney Carolina'daydı. İkisinin arası Ağrı İzmir gibi. Değil mi? Arabayla 14 saat sürüyordu. Ve direkt uçuş yok. Evet. Ve biz birbirimizi her hafta sonu gördük.
Sanırım hiçbir haftasonu atlamadık. Ya da belki bir kere atlamışızdır, emin değilim. Yani öğrenci ailemizde yaptığımız bütün birikimi, uçak ve ten ayırdığımız düşününce... Ne birikimi? Neyden bahsediyorsun? Yani evet, kesinlikle birbirimizden ayrı bir şekilde ilişkiyi, evliliği götürme çabası. Üstelik sadece birbirimizden ayrı değil aslında. Türkiye'de bıraktığımız herkesten ayrı şeklinde düşünmek lazım. Bizim en büyük mücadelemizden bir tanesiydi. Başka bir tanesi de aslında beraber...
...olma halimiz olarak söyleyebilirim. Yani diğerinin tam tersi gibi gireceğim ama aslında değil. Şu şekilde yani biz evlendik ve Amerika'ya gittik. Amerika'ya gittiğimizde az önce senin de söylediğin gibi tamamen yalnızdık. 11 yıl geçirdik. 9 yılında tamamen yalnız. 2 yılında Defne ile birlikteydik. Yani aslında Defne evet bizim mücadelemize ortak oldu demek lazım ama... ...çok büyük bir katkıda bulundu denemez. Daha çok güzel güzel yan tarafımızda bizi zehir ediyordu mücadelemize.
Eminim çok genç arkadaşlar olacaktır bu podcast'ı dinleyen. Ben özellikle, mümkünse Amerika'da ama değilse bile yurt dışında doktora yapmaya gitmek isteyen ve ilişkimizi, evliliğimizi yurt dışına çeken kişi bendim. Ve bunu çok rahat bir şekilde söyleyebilirim ki, yurt dışında yaşamak, Buradan göründüğü gibi kolay bir şey değil. Oldukça zor bir şey. Ve yapım gereği bir de olabildiğince Türk komünitelerinden de uzak durmaya çalışıyordum orada yaşadığım süre boyunca. Yani buradan gidip ya orada Türk komünitesi içerisinde yaşayıp...
Aslında neden Türkiye'de olmadığını sorguluyorsun? Çünkü Amerika'ya gidip ya da başka bir ülkeye fark etmez. Türk komünitesi içerisinde yaşayacaksan, sürekli her gün Türkçe konuşup, Türk yemekleri yapıp, Türk insanlığıyla bir araya gelip, Türk kültürüne uygun bir hayat geçireceksen, o zaman niye Türkiye'de değilsin gibi bir soru olabilir. Ya da...
Gidip orada yine bir çevre edinmeye çalışıyorsun. Tabi bunu yapmanın en kolay yolu yine öğrenciyken. Çünkü öğrenciyken yine bir çok kişi, yeni çevre edinen kişi oluyor ama... ...yine bile aslında oldukça her türlü zorlayıcı bir durum söz konusu. Yani bunun bizim ilişkimize, evliliğimize etki etmediğini söylemek çok saçma olur.
Kesinlikle orada yaşadığımız süre boyunca sürekli olarak yaşadığımız yere alışma çabası içerisinde olmak ve bunu evliliğimizin gelişimiyle beraber götürmek zorunda olmak tabii ki bizi çok zorladı. Üstelik de bunu yaparken 11 yıl Amerika'da geçtik deyince insanlar hani bir eve girdik 11 yıl sonra o evden çıktık gibi düşünür diye endişe ediyorum. Biz Amerika'da 8 farklı yerde yaşadık 11 yıl içerisinde sürekli taşındık. Bütün taşımalarımızı sadece ikimiz yaptık bu arada. Bütün taşımalarımızı sadece ikimiz yaptık. Durul'un tır kullanmışlığı var. Herhangi bir tanesinde taşımacı kişi bile kullanmadan full evler taşıdık ve kesinlikle son derece zor bir şeydi. Bütün bunları değerlendirdiğimizde...
Aslında belki de evliliğimizi hem en çok zorlayan... ...ama hem de en çok güçlendiren şey... ...bu yolculuğu seninle beraber geçirmiş olmak. Bütün zorlukları da, güzellikleri de beraber yaşayıp... ...anılarımız içerisinde dahil edebilmiş olmak. Ben bu şekilde düşünüyorum en azından.
Çok güzel bir noktaya değindim. Valla yani biraz nutkum tutuldu. Nasıl devam edeceğimi bilemediğim... Kapat podcast'ı, kapat kapat. Seninle mücadele vermeyi çok seviyorum gerçekten. Yani senin benim için... Yapabildiklerini de çok seviyorum. Bugün sabahleyin podcastı düşünürken sana ne sormalıyım diye düşünürken. Çünkü bu arada arkadaşlar çok spontan gelişti. Yani ben stüdyoya gelecektim. Duralım buralarda işi vardı. Dedim ki hadi benimle gel ve bu podcastı kaydedelim. Seni en çok sevdiğim zamanlardan bir tanesi. Bunu hiç bilmiyorsun. Bak o podcastı öğren. Hayırdır inşallah. Domates. Yetiştirdiğin zaman. Ama nasıl?
Beni en çok domates yedirirken seviyormuş arkadaşlar. Duydunuz. Bundan sonra bunun üzerine gidiyorum. Sevdiğim zamanlardan biri dedim. Peki. Hani şu domates bitkimiz vardı ya. Toprağa böyle neredeyse üç santimken diktiğimiz fide. Bir aylık Türkiye'ye gelip gitmemizden sonra koca bir ormana dönüşmüştü. Ve o domatesle ciddi bir şekilde ilgilenmemiz gerekiyordu ama tam ben o sınavda hamile kalmıştım. Ve hiçbir şey yapamıyordum. Ve senin toprakla, bitkilerle hiç alakalı olmamasına rağmen, hatta özellikle hoşlanmamana bile rağmen... ...o domates de hiç söylenmeden, bir kere bile laf etmeden ve böyle gayet de keyif olarak böyle kokluya kokluya... ...aşkım domateslerimiz de çok güzel oldu diye... Ama çok güzellerdi, ne yapayım ya?
Yetiştirmiş olabilmen, bence bu seni çok güzel tanımlıyor. Yani bizim evliliğimiz içerisindeki seni. Hani o böyle... ...esnekliğin, uyum sağlayabilmen ve... ...bir şekilde her zaman orada olabilmen... ...benim için... ...inanılmaz kıymetli. İyi ki benim eşimsin. Belki bundan yıllar sonra Defne bu fotoğrafı dinler. Ve anne babasının ilişkisine birazcık daha... ...farklı bir yerden bakar. Yani ne kadar farklı bir yerden bakabileceğini bilmiyorum. Bütün ilişkimiz neredeyse tanık oluyor zaten.
...konuşmaktan bahsediyorum. Belki. Ama iyi ki geldin bugün. İyi ki varsın. Belki yaparız tekrar böyle bir podcast bölümü. Neden olmasın? Eğer dinleyicilerin soyları olursa, üzerine konuşmamızı istedikleri şeyler olursa... ...gördüğünüz gibi gayet ikimiz de açık insanlarız. Konuşmayı ben çok seviyorum. Durulda bana eşlik ediyor. Aynen öyle. Kızım çok seviyor, ben eşlik ediyorum. Her zaman soylarınızı gönderebilirsiniz. Hemen Durulda tekrar stüdyoya çekebilirim. O yüzden iyi ki geldin tatlım. İyi ki davet ettin, teşekkür ederim. Seni seviyorum. Ben de seni. Görüşmek üzere sevgili dinleyiciler. Hoşçakalın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.