
5.560 kelime · ~28 dk okuma
Sevgili dinleyici, bugüne kadar benden, benim sesimden, ilişkilerle ilgili bir sürü şey dinlemeye alıştın. Ben yeni bir seriye başlamak istiyorum. Bu seride bugüne kadar benim en çok ilgimi çeken mücadele konusuna değinmek istiyorum. Çünkü bence bizi biz yapan şey aslında bugüne kadar verdiğimiz mücadeleler.
Neden dersen, bakıyorum da aslında sahip olduğumuz unvanlar, bitirdiğimiz okullar, o sahip olduğumuz para, arabalar vs. Bunların aslında bizi biz yapan bir değeri yok. Bunların herhangi biri Bizden çekip alınsa geriye kalan şey aslında o noktaya nasıl vardığımız olacak. Ve bu mücadele değilse nedir? Ve hepimiz, her birimiz farklı farklı mücadeleleri farklı farklı şekillerde veriyoruz. Bugün sokağa çıktığımızda elimiz kime değse onun verdiği başka bir mücadele var. Çoğumuz birbirimizin mücadelesinden habersiz hareket ediyoruz üstelik.
Sanki her şey yolundaymış gibi, karşımızdaki insanın hayatında her şey normalmiş gibi düşünüyoruz. Halbuki onu o noktaya getiren neler var? Ne savaşlar var? Ne kazanımlar var? Ne vazgeçişler var? Ne yenilgiler var?
Ben bunları oldum olası hep merak ettim. Neyse ki hayat bana bugün yaptığım işte bu mücadeleleri dinleyebilme şansı verdi. Ama istiyorum ki sen de farklı farklı insanların farklı farklı mücadelelerini dinleme şansını bul. O yüzden de mücadele sohbetlerini ortaya çıkardık. Ve birbirinden farklı, birbirinden değerli insanlar gelip benimle beraber bu konuyu konuştular.
Ben karşılarında oturdum, onlara sorular sordum ve onlar bana hayatta verdikleri türlü türlü mücadeleleri anlattılar. Kimisi çok eğlenceli, kimisi çok acıklı. Kimisi çok bizden, kimisi belki bize biraz yabancı. Ne olursa olsun, bütün bu mücadelelerden öğreneceğimiz çok şey var. Ama bence hepimizde kalması gereken şey, bu mücadelelerden hiç vazgeçmemek ve bu mücadeleleri elimizden geldiği kadar aktarmak, anlatmak, böylece daha görünür olmak ve başka insanları da aslında onların mücadelelerinde yalnız olmadıklarını hissettirmek.
Bugün mücadele sohbetlerinin bu ilk bölümünde karşımda bir onkolog var. Kendisi Dr. Esat Namal. Esat Hoca'ya merhaba demeden önce kendim ufak bir anekdota anlatmak istiyorum aslında. Ben bu podcastlerde kendimden çok şey anlatıyorum. Ama galiba bugüne kadar hiç değinmediğim ve aslında benim hayatımın çok önemli bir noktası olan bir insan var. Dedem. Annemle babam hekim oldukları için beni anneanneme dedem büyüttü büyük ölçüde. Ve ben bugün bu insansam dedemin benim üzerimde o kadar büyük bir etkisi var ki. Biz dedemi kanserden kaybettik. Kendisi iki buçuk yıl boyunca bu mücadeleyi verdi.
Dünyanın en neşeli insanlarından biri olabilirdi. En hayatı tutunmuş, yaşamayı çok seven, yaşayan her canlıdan enerji alan ve o enerjiyi etrafına saçan insandı dedem. Ben ondan çok şey öğrendim ama o sondaki mücadelesinden daha çok şey öğrendim. Dedemin yolculuğuna eşlik ederken birçok hekimle tanıştım. Benim için hekimlerle tanışmak aslında çok olağan bir şeydi. Ama eğer çok sevdiğiniz bir insan kanser gibi zorlu bir hastalıkla mücadele ediyorsa o zaman tanıştığınız hekimler sizin için daha da önemli bir yerde oluyor.
Çünkü iki dudakların arasında o çok sevdiğiniz insanla ilgili o kadar önemli bilgiler taşıyorlar ki. O kadar muhtaçsınız ki onların ağzından çıkacak şeyleri duymaya, iyi hissetmeye, inanmaya, mücadeleye devam edebilme gücünü bulmaya. Ben bir hasta yakınıydım ama bir de bunun hekim tarafı var. Orada olmak, bütün hastaların mücadelesinde orada bulunmak, Bazen çok zor haberleri vermek, bazen onlarla birlikte sevinmek, bazen onlarla birlikte yıkılmak. İşte bu bambaşka bir mücadele ve aslında pek de dinlemediğimiz bir mücadele. O yüzden ben bugün mücadele sohbetlerine Esat Hoca ile başlamak istiyorum.
Bu sohbetleri dinlerken eğer hakkına mücadelesiyle seni etkilemiş ve mutlaka bu podcast'a yer almasını istediğin birileri gelirse benimle her zaman temasa geçebilirsin. Ben istiyorum ki elimizden geldiği kadar çeşitli insanlar burada olsunlar ve onların hikayelerini herkesle paylaşabilelim. Bugün mücadele sohbetlerinin bu ilk bölümünde karşımda bir hekim var. Bu hekim çok zor bir branşta çalışıyor ama çok güzel işlere imza atıyor.
Bugün benimle birlikte olan insan, onkolog, doktor Esat Namal. Hocam çok teşekkürler geldiğiniz için. Ben teşekkür ediyorum. Gerçekten bu davet bana onur verdi. Estağfurullah, sağ olun. Çünkü başarılı bir hekim, onkolog hani bu tür şeylere girmek istemiyorum ama ben... ...bu hayatı altmış sene yaşadım. Tam altmış yaşındayım. Hep mücadele ettim. Zaten konseptinizin mücadele olması beni çok heyecanlandırdı aslında.
Peyami Safa'nın Yalnız Romanında der ya aşk mücadelesi mi yoksa mücadele aşkı mı? Ben mücadele aşkıyla doğmuşum demek ki. O kadar çok mücadele ettim ki bilmeden. Çok küçük bir çocukken bile hiçbir şeyi kolay elde edemeyeceğimizi anlamıştım zaten. Mücadele etmeden hiçbir şey olmayacaktı. Zaten teknoloji dünya şimdiki gibi de değildi ki. Çok büyük çabalar vererek bir takım şeylere ulaşabiliyordunuz. En önemlisi bilgiye ulaşıyordunuz. Sonra hayat hiç istemediğim halde benim doktor olmamı gerektirdi. Hiç istemiyordum. Ben tarih öğretmeni olmak istiyordum.
Neden doktor oldunuz? Bilmem. Bizim zamanımızda böyle çalışkan çocuklar doktor olur diye bir kural vardı sanki. Rehberlik öğretmenleri öyle yönlendiriyordu bizi. Tabii aile büyükleri. Bir de şöyle bir şey var. Ben bunu sonradan tespit ettim. O dönemler ekonomik olarak zayıf ailelerin çocuklarını... ...sınıf atlayabilmesi ihtimali sadece doktor olmaktan geçiyordu. Ben de öyle bir çocuktum. Ancak doktor olarak, ekonomik olarak sınıf atlanabileceğini zannediyorduk. Hiç de öyle olmadı zaten doktor olunca da. Hiçbir şekilde de o sınıfı atlayamadık. Bu memlekette doktor olmak da çok zor. Yani ve ben hiç isteyerek ve severek doktor olmadım, çok enteresan. Çok uzun bir süre ihtisas yapmadım, kırk yaşına kadar. Gerçekten mi? Kırk yaşına kadar hiç ihtisas düşünmedim bile hekim olmayı. Sonra kırk yaşından sonra ihtisas yapmak ve bir branşta hizmet etmek isteği geldi ve mücadele başladı. Ağır bir mücadele. Çünkü kırk yaşındasınız, yirmi beş yaşındaki çocuklarla beraber ihtisas yapıyorsunuz. Gecede on bir nöbet tutuyorsunuz, on iki nöbet tutuyorsunuz. Sonra daireye uzman oldum. Daireye uzman olmanın da yetmediğini anladım. Bir yandal yapmak gerektiğini. Eskiden bizim zamanımızda süper ihtisas denirdi buna. Bu da büyük bir emek gerektiriyordu. Yeni baştan bir sınav, yeni bir ihtisas. En sonunda onkolog olarak çıktığım zaman hayata bambaşka bir dünyayla karşı karşıya kaldım.
Bildiğin doktorluk veya iç hastalıkları uzmanlarının dışında bir şeydi bu. Bu tamamen psikolojiyi yönetmek, her hastanla üzülmek, her hastanla sevinmek, her doğru yaptığında çılgınca sevinmek. Bunların ne demek olduğunu tek tek gördüm ve ben bunları elli yaşından sonra görmeye başladım. Elli yaşına kadar hep başka mücadeleler.
Ama şimdi mücadelemin çok büyük bir anlamı var. Hani herkes tabii ki onkolog değil, herkes mücadele ediyor. Herkesin herkese bir katkısı var. Ben aslında şuna inanıyorum. Hepimizin bu dünyada bir varoluş nedeni var. Her birimizin en az bir kişiye bir katkısı var. Ya da bir şeye, bu bir kediye, bir köpeğe, bir ağaca, kuşa, bir insana. Şöyle bir örnek verir mi? Ben kalp krizi geçirdim. Kalbim durdu.
Bir süre yoğun bakım çıktım taburcu ettiler bir süre sonra. Eve giderken arabada yolun kenarında bir arabanın çarptığı bir köpek yavrusu gördük. Onu aldık yardımcımla beraber götürdük veterinere bıraktık. O hayvancık yaşadı. Ben o zaman düşündüm. Ya ben eğer kalp krizi geçirip o saatte oradan geçmek durumunda olmasaydım o köpeğe dokunamayacaktım. Ya belki de ben o köpek için ölmedim o gün.
O köpeği kurtarmak için yaşadınız. Belki onun için. Şimdi hayata böyle bakmaya başladığınız zaman, o hastalar yanına geldiği zaman, senin gözlerine baktıkları zaman, bir kayıp olduğunda seninle helalleşmeye geldikleri zaman, sarılmadan helallik olmaz deyip sarılırım. Ama o odadan çıkar, onun yerine bir başkası gelir. Sen hafif bir gözyaşını silersin, yeniden mücadeleye başlarsın. O sırada senin yanına gelen kişi senden bir şey beklemektedir. Senin bilgini beklemektedir. Bir güler yüzünü, bir açıklamanı, bir konuşmanı veya neyse. Ama her bir gelen hasta beni de bir daha hayata getiriyor. Ben her odaya giren hastayla bir daha bir daha doğuyorum. Her defasında. Onları kaybettiğim zaman her defasında ölüyorum. Arkasından girenle bir daha doğuyorum. Nasıl mücadele ama?
Of, hem de nasıl? Yani sizi dinlerken gerçekten bu kadar ekstrem duyguları... Aynı gün içerisinde belki defalarca yeni hastalar, kayıplar... Neden peki? Yani bunu neden kendinize yapmaya karar verdiniz? Aslında hiçbir sebebi yok. Hiçbir. Tamamen rastlantı. Ama rastlantıyı...
Biliyorsunuz rast gelmektendir. Rast doğru demektir. Ve ben mesela bunu yine Allah rahmet eylesin nur içinde yatsın bir hastamızın eşinden öğrenmiştim. Neyi çalardı sevgili Volkan? O anlatmıştı bana rast gelmek. Tasavvuftaki yerini anlatmıştı. Rast geldi. Doğruya geldi. Hiçbir şekilde ben on kolok olayım falan diye hiçbir planım yoktu benim. Öyle bir planım yoktu. Tamamen rastlantısal. Ben masanın bu tarafında oldum. Ama ben masanın öbür tarafında da oldum. Ben hasta oldum. Gerçekten mi? Hasta yakını da oldum. Asper Kader'de burada oldum. Rabbim bana nefes verdiği sürece de burada olacağım. Hiç bu kadar seveceğimi de zannetmiyordum ben mesleğim. Şimdi aşığım.
Demek ki, başta söylediğim gibi, mücadele aşkıyla doğmuşum ben demek ki. Ve bu bana da çok iyi geliyor. Ayrıca ben hastalarımın, her hastamın, her hastamın duasıyla yaşıyorum. Buna inanıyorum da yani. Onların benim için ettiği bir dua bana çok iyi geliyor. Hocam, hasta olan mı sizce daha büyük mücadele veriyor, hasta yakın mı?
Çok güzel bir soru. Benim birkaç sene önce yaptığım bir YouTube programım vardı. İzlendi kendince. Programın konusu hasta yakını olmaktı. Çünkü onkologlar çıkar böyle YouTube'da, televizyonda, şurada burada konuşurlar. İşte şu olur, bu olur falan. Oysaki hasta yakını tarafını hiç ben izlememiştim ve ben yapacağım dedim bunu. Hasta yakınlarını konuk aldık. Bazen hastaları aldık. Hatta değişik bir şey yapalım dedik. Konuklarımızla biz program biterken çok başı program içerisinde çok böyle acıklı şeyler de konuşuluyordu falan. Ama programı şarkı söyleyerek bitiriyorduk.
Gitar çalıyorduk, şarkı söylüyorduk. O hayat devam ediyor aslında. Vurgusuydu bizim için. Hasta yakın olmak gerçekten çok zor. Çok zor. Hasta olmak tabii ki çok zor. Bir yerin ağrıyor. Canın yanıyor. Ve bu ağrını ifade etmek istiyorsun. Kelimeler kifayetsiz kalıyor bazen. Hatta bazen yabancı hastalara bakıyoruz. İşte İngilizce konuşalım diyorlar. Ben de diyorum ki hayır, tercüman dursun. Kendi dilinde anlat.
Ağrıyı ancak ana dilinde anlatırsın diyorum. Şaşırıyorlar. Çok zor bir şey hasta olmak. O ağrıyı çeken. Ayrıca psikolojileri sizin alanınıza girmek istemiyorum tabii ki ama. O psikolojiyle yaşamak, ölüm fikriyle yaşamak çok zor. Hasta yakınının yaşadığı psikoloji daha değişik. Onsuz ne yaparım? Onu kaybedersem ne yaparım? Ama aslı şu, sonuçta onkoloji konuşmuyorum, ontoloji konuşuyorum şu anda.
Var olursa sonuçta ölüm hepimizin genlerinde var olan bir şey. Doğduğumuz günde biz yaşlanmaya başlıyoruz. Öyle bir şiir vardı değil mi? Metin Altınok. Güzel bir şiirdi. Bak şimdi aklıma gelirse söylerim. Doğduğumuz dakikada yaşlanmaya başlıyoruz ve her an ölüme doğru gidiyoruz. Bu ölümün nasıl olacağını biz bilmiyoruz. Herkes aynı doğar. Herkes farklı ölür ama. Ne olur mu? Ama işte o kanser ölümle beraber eşdeğer olunca hiç başka bir probleme dönüyor. Ama çok açık konuşmam gerekirse, hani bir de burada mesaj vermek gerekir ya bazen öyle mesaj falan. Yani ben son on yıl içinde bile o kadar büyük ilerlemeler gördüm ki kanserde.
Eskiden yok birkaç ay ömrü var filan denen hastalarla ilgili yeni tedaviler, yeni takip yöntemleriyle filan gerçekten uzun, daha uzun, kaliteli yaşam sunulabiliyor hastalara artık. Buradaki asıl hedef teslim olmamak oluyor. Çünkü yarın ne olacağını bilmiyoruz. Bilim dünyası sürekli çalışıyor. Ben hastalarıma bunu vermeye çalışıyorum. Ayakta kalın, ayakta kalın. Yarın ne çıkacak bilmiyoruz. Yarın öyle bir şey çıkacak ki, yani belki ölümsüzlüğü bulacak.
Adam. Onun için aman durun. Aman ayakta durun. Aman psikolojinizi bozmayın. Devam edin. Neler çıkacağını bilmiyoruz. Şimdi bunu yönetebilmek çok kolay değil. Ama öleceğimizi hepimiz biliyoruz. Bir gün öleceğiz. Ama ben şöyle diyorum hastalarıma. Bana soruyorlar bazen. Hocam işte annem ölecek mi? Ölecek. Ama diyorum bu hastalıktan ölmeyecek o. Başka bir sebepten ölecek.
Ve inanın şu anda kanserden ölme ihtimalimiz trafik kazasında, savaşta, terörde. Ölme riskimizden daha fazla değil. Hele ki yani yaşadığımız dünya gittikçe kötüleşiyor. O halde bu hastalığı ölümle eşleştirmek bana hiç iyi gelmiyor. Hiç doğru bulmuyorum. Çünkü çok güzel sonuçlar alınıyor. Günün mesajı da aslında bu olsun. Geri adım asla atmayacağız.
Ha tabii ki kayıplarımız olacak. Ama başarılarımız daha çok olacak. Güzel günler geleceğiz. Hayata normal devam etmeleri aslında. Kesinlikle. Neden buna izin vermiyoruz? Bilmem. Niye vermiyoruz? Sizin bir yorumunuz var mı psikolojik olarak?
...hastalıklarını kabullensinler, üzerlerine giysinler istiyoruz herhalde. Ben yani böyle yapılmasına karşıyım tabii ki. Kanımın son damlasına kadar çünkü... ...neden yaşam bir yerde dursun ki hastayız diye? Yani... ...ben eğer öleceğimi öğreniyorsam bir şekilde... ...zaten hani hep böyle demez miyiz? Altı ay ömrüm kaldığını öğrensem ne yaparım? Altı ay ömrüm kaldığını öğrensem... ...son anına kadar yaşamımı sürdürmeye çalışırım. Olabilecek en iyi şekilde.
Ve şüphesiz en doğrusu da bu zaten. Yani biz de bunu anlatmaya çalışıyoruz hastalarımıza. Tabii ki. Bir de altı ay ömrüm kalma falan. O muhabbet de vardı eskiden. Evet eskiden vardı yani. Doktorlar derdi ki üç ay ömrüm var falan. Böyle bir şey zaten yani. Bir de niyeyse hep üç ay ve altı ay üzerine dönüyor işler. Bana da soruyorlar mesela hocam ne kadar? Ya ben diyorum ben o işe bakmıyorum. O işe daha üst merkezlerden bakılıyor. Daha farklı bir konsept o. Ben onu bilmiyorum. Ben bilimin dediğini yaparım. Ardından duamı ederim. Ne olacağını bilmiyorum ben.
Üç ay ömrü var deyip yıllarca yaşayan hastalardan bahsedilir. Doğru. Üç ay ömrü var deyip o gece ölen hastalar da var. Bazen üç ayı arar hale gelmez miyiz? Geliriz. Dünya böyle. Senin dediğine kesinlikle katılıyorum. Hastalığı tabii ki kabul etmek ve bu hayatın içerisinde onunla birlikte yaşamayı öğrenmek. Mücadeleyi asla bırakmamak. Asla.
Bu mücadele içerisinde sadece git bir yerde işte kemoterapini al, imbiloterapini al değil ki. Arkadaşlarınla dışarıya çık. Arkadaşlarınla sohbet et. Çocuklarınla, torunlarınla, sevdiklerinle dolaş. Bir kedi al, kediyi sev. Köpek al, köpeği sev. Kırlara çık, bahçeye çık. Hayata bak. Ayağını toprağa bas. Enerjini topla. Ha bir gün ne zaman hak vaki olacak? E o olacak zaten. Ama hayatın tadını çıkar. Ben hep bunları söylüyorum hastalara. Başarabilenler oluyor. Büyük çoğunluğu. Yolumun kesiştiği bütün hastalarım değil mi? Kardeşlerim. Yolumun kesiştiği bütün kardeşlerimle bu tür şeyler konuşuyoruz. Büyük çoğunluğu bunu başarıyor. Başaramayanlar olduğu zaman da sizlerden yardım istiyoruz.
Sizin katkınız çok büyük oluyor. Psikolojinin ve psikiyatrinin bize çok ciddi katkısı var. Onun için de teşekkür ediyoruz hepinize. Çünkü onkoloji demek sadece kemoterapi vermek, immunoterapi vermek, hedefli tedavi vermek değil ki. Onun psikolojisini yönetmek. Orada da sizden yardım istiyoruz. Başarabiliyorsak ne mutlu. Ama dediğin gibi yakınlarını yönetmek.
Orası gerçekten... Oraya gelmeden önce çok ufak bir şey söylemek istiyorum. Dinleyen... Dinleyicilerimiz için şunu söylemek istiyorum. Yani kanserli hastalarla yapılan birçok araştırmada... ...psikolojisini iyi tutan, moralini yüksek tutan, arkadaşlarıyla sosyalleşen... ...yanında kendisine destek olabilecek insanlar olan... Hastaların süreçlerinin çok daha iyi olduğunu bilim gösteriyor bugün. Kesinlikle doğru. O yüzden de oraya devam etmek, orayı bırakmamak, izole etmemek kendini. O kadar önemli bir şey ki aslında. Yani bazen şu psikolojiyi görüyoruz çünkü. Ben hastayım. Mesela bir köpek almayayım, bir kedi almayayım. Arkadaşlarım yani...
...aralarında olamayabilirim yakında. Onlara... ...onlarla daha fazla... ...yakınlık kurmayayım. Üzmeyeyim daha fazla. Seven, beni seven insanlarla daha fazla vakit geçirmemeye çalışayım. Birazcık daha mesafe koyayım. Aslında bu hastayı... ...daha zora sokan bir durum. Halbuki... ...hepimizin onlarla daha fazla vakit geçirmeye, onlara daha çok... ...doymaya, hem onları hissetmeye hem de onlara kendi varlıklarımızı hissettirmeye ihtiyacımız var değil mi?
Kesinlikle altına imza atarım söylediklerinizi. Doğru. Çok daha, daha kalınları uzun oluyor. Birçok çalışma var. Yaşam kaliteleri çok daha iyi oluyor. Sadece psikolojisi değil tabii. Hani bazı zaman zaman düşmeler olur. İşte kemoterapi yan etkisi yapar. Tabii ki. Kemoterapi yan etki yapar. Aslında biraz düşer. O sırada işte çıkamaz. Biraz mudu düşer. Tabii ki bunları yaşıyoruz. Ama genel anlamda baktığımız zaman hayatın içinde olmak ve mücadele etmek. Mücadele aşıkı. Yani mücadele edersen her şey daha güzel oluyor. Teslim asla olmayacaksın. Hasta yıkının mücadelesinde biraz kendi psikolojini sağlam tutmak kadar... ...bir şekilde hastaya yansıttığın duyguları sürekli düzenlemek de var tabii ki. Yani üzül, üzüntünü bir şekilde... Ben mesela şey, şu geldi aklıma. Kendi kendime doğru ifade etmek istiyorum ama yani... ...ben üzülüyorsam bu benim gizlemem gereken bir şey mi?
...yakınımdan, yani hasta yakınımdan gizlemem gereken bir şey mi? Yani siz... Ben hasta yakınıyım, kanserli bir yakınım var. Ben üzüntümü ondan gizlediğimde ona iyi bir şey yapıyor muyum? Üzüntünü ondan gizlediğin zaman iyi bir şey yapıyor musun? Olayın ciddiyetiyle ilişkili aslında bir şey. Hasta yakınının... Çünkü hiçbir hastalık birbirinin aynı değil. Tabii ki. Yani bir meme kanserinin bile yüz kırk iki tane tipi var. Yani hangisi ne oluyor, ne bitiyor bilmiyoruz. Hani olayın ciddiyetiyle ilişkili bir durum varsa... ...ister istemez hastalar mesela bilmiyor gibi görünüyorlar ama hastalar o kadar iyi biliyorlar ki her şeyi. Sizin yaptığınız her türlü tavrın yorumunu çok, çok, çok güzel yapıyorlar kafasını. Onun için üzüldüğünüzü tabii ki saklayamazsınız. Onlar anlıyor zaten sizin üzüldüğünüzü. Ya benim bir hastaya, odada ki ben profesyonelim hesapta, bir bakışımı anlıyor hasta benim. Tabii ki.
Bir bakışımı anlıyor ya. Sesimdeki titremeyi anlıyor. Şimdi sizin bunu gizlemeye çalışmanız doğru mu? Duruma göre doğru. Gizlemeniz gerekebilir. Duruma göre de gizlememeniz gerekir. Ama bunu Aslı da biliyor zaten. Hani yakınları hep ona, bana gelirler mesela, hocam Aslı da bilmiyor. Ya birçoğu biliyor. O da bilmiyor ya oynuyor. Çünkü onun öyle olmasını istediğini düşünüyor. Böyle bir şekilde idare ediyoruz. Bana da söylüyorlar, ben de çok güzel oynarım.
Ama çoğu biliyor. Ve hastalar bana söylüyor bunu. Hocam bilmiyorum sanıyorlar ama ben biliyorum diyor adam. E tamam. Biz de onunla zaten büyük bir sırdaş oluyoruz. Kendileriyle. Öyle bir diyaloğumuz oluyor. Ama yani duruma göre... ...saklaman da gerekebilir. Saklamaman da gerekebilir. O durumu artık... ...doktor, hasta, hasta yakını birlikte yönetecek. Zaten aile oluyorsunuz. Tabii ki.
O sırada onu gayet rahat yönetebiliyorsunuz. Sanki şöyle geliyor bana, hasta yakını için şu zorlu bir süreç yani. Ben üzülüyorum ama bir yandan güçlü de durmak zorundayım. Bir yandan o süreci yönetmek zorundayım. Bazen mesela başka aile bireylerinin durumunu yönetmek zorundayım. Kendi hayatımı bir şekilde sürdürmek zorundayım ama bir yandan... ...hastamın durumu ile ilgilenmek zorundayım. Yani o çok acayip bir sıkışma şekilsi de. Çok büyük sıkışıklık. Ama başka bir şey söylemek istiyorum. Genelde hastaların hani yakınları arasında herkes tabii ki ilgilenir, herkes üzülür falan. Ama bir kişi bu işi üstleniyor. Bak bir kişi. Bu kızı olabilir, oğlu olabilir, kardeşi olabilir, annesi olabilir. Hani herkes o duyguyu yaşıyor ama o iş aslında bir kişiyi en fazla yıpratıyor.
O çünkü bazı hani genelde ailelerde böyle bir görevliler var. Mesela bizim ailemizde bu görevli ben değilimdir hiç. Yani bu kadar hani profesyonel olmama rağmen kanser şeyinde bağlamında söylemiyorum bunu. Genel olarak benim ablama kalır bu işler mesela.
Böyledir yani hani her ailede böyle bir kişi vardır. Bu kişi bütün o yükü, bütün o negatif enerjiyi, şuyu buyu hep üzerinde taşımak zorunda kalır. İşler yolundaydı derken problem değildir zaten. İşler yolunda gitmeyince ailede bir sürü fertler çıkar ortaya. Şunu niye yapmadık, bunu niye yapmadık, bir de şunu gösterseydik. Ya şu ana kadar neredeydiniz der o kişi. O kişinin yıpranması çok daha fazladır. Bir kişinin üzerine kalır bu.
Bir de başka bir konu. Bu sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada böyle. Şimdi kanser tedavisinde ve takibinde her an yeni gelişmeler oluyor. Fakat maalesef bu tedaviler, bu yaklaşımlar çok pahalı tedaviler. Şimdi siz hekim olarak bunları takip ediyorsunuz zaten. Her gün bir şey oluyor, takip ediyorsunuz. Şimdi hastaya bunu da bir noktada önermek zorunda kalıyorsunuz. Hani böyle bir durum da var.
Fakat hastalar bunları, herkes öyle ekonomik durumu çok iyi değil ki. Erişemiyorlar. Çok canları yanıyor. Onlarla benim de çok canım yanıyor. Ne yapılabilir bilmiyorum ama bu sosyal politikalar, ekonomik politikalarla ilgili bir şey ve bir ülkemize ait bir şey değil. Bütün dünyayla ilişkili bir şey. Yani bizim Türkiye'de çok rahat verdiğimiz kemoterapi rejimleri birçok Afrika ülkesinde yok bile.
Hani Türkiye'de ucuz dediğimiz gibi. Yani yok bile. Bütün dünyanın sorunu bu. Hasta yakınları bir de burada çok büyük sıkıntı yaşıyorlar. Hani olayın sadece biz psikolojisine yöneldik ama... ...bir de bu tarafı var. Bu çok acı veriyor aile bireylerine. Bunlarla da mücadele etmek çok zor.
Çok çok zor. Bir de tabii ilişkiler sizin alanınız. Çok yaşadığımız tatsız bir şey daha var. Özellikle... ...kadın hastalarımız, genç kadın hastalarımız da bu hastalıktan sonra mücadele sırasında bırakın mücadeleyi... ...yapayalnız bırakılıp terk edilen o kadar çok kadın hasta var ki. Yapayalnız bırakılıyorlar. Eşleri tarafından, işte sevgilileri tarafından veya neyse.
Ve bu zannettiğimizden çok daha fazla oluyor. Büyük bir travma çünkü hasta zaten bir travma yaşıyor. O travmadan dolayı belki etrafına kötü şeyler yansıtıyor ama karşısı anlayışsız olabiliyor. Yani ilişkiler konusu hani dediğim gibi sizin alanınıza girmeyeyim ama... Bunları yaşıyoruz. Tabii ki. Birçoğunda da ne yapacağımızı bilemiyoruz. Acı çekmekten başka bir şey gelmiyor elimizden ya da yol göstermekten başka. İşte size, sizden yardım istiyoruz vesaire ama sıkıntılı bir süreç yani yakınları konusu.
Hocam şey gerçekten çok zor bir yandan yani bu çok ağır bir yük ve o yükü üstlenmek yani omuz vermek buna kolay bir şey değil. Yani ilişkinin şey doğru bir şey anlamında söylemiyorum. Sadece herkesin gücü bunu bu yükü taşımaya yetmiyor. İlişkinin gücü de bunu taşımaya yetmiyor. Yani bazı ilişkiler var ki her türlü mücadeleyi beraber omuz omuza veriyor o insanlar. Görüyorsunuz yani. Ve ilişkinin, aşkın o mücadeleyle ne kadar büyüdüğünü de görüyorsunuz. Yani o insanların önünde gerçekten hiçbir şey duramıyor. Hiçbir mücadele... Zaten takım arkadaşı olmuşlar o insanlar.
Büyük çoğunluğu da böyle zaten. Hani ben küçük istisnaları örnekledim. Hani neler görüyoruz, bunu da görüyoruz diye ama... ...büyük çoğunluğu gerçekten bizim insanımız dostluğu seven insanlar. Yani sevgili olsa, eş olsa bile hani dost olabilmeyi başarabilen insanlar bizim ülkemizin... ...insanlarını ben çok seviyorum yani. O yönden çok memnunum ayrıca bu ülkede olmaktan.
Yani Batı'da, şurada, burada da birçok şey gördük, gittik, çalıştık, geldik falan oralarda da... ...bizim ülkemizin insanı gerçekten o dostluğu beceriyor yani birlikte olmayı. Bir yanında olmayı beceriyor. Beceriyor. Beceriyor. İşte ilişkilerde bence sizin, az önce söylediğinize çok katılıyorum. O ailede bir birey, onun böyle bütün sorumluluğu üstlenen bir birey... ...ve romantik ilişkilerde de dediğim gibi yani ilişkinin sağlamlığı... ...bu süreçte ne kadar yanında olabileceğini insanın çok belirliyor.
Ama burada çok küçük bir şey daha var bahsetmek istediğim. Doğal olduğunu düşündüm ama kaçtığımız da bir duygu. Aslında hasta yakın olmanın o sıkışmışlık hissi hastayı kaybettiğimizde bir rahatlama da getirebiliyor. Ve yasa eşlik eden bir duygu o rahatlama. Yani artık bu sürecin içinde yer almama tabii ki bu insanı kaybettim değil. Artık bu süreç bu zorlu mücadele çok
Doğru bir yere temas ettin. Aslında bizim toplumumuzda bunu büyüklerimiz, atalarımız bir şekilde söylemişler. Allah çektirmesin diye bir laf var bizde mesela. Bu şekilde bir hasta kaybettiğimiz zaman, ya çok çekti, kurtuldu kız gibi yorumlar tabii ki alınıyor ve bu rahatlama gerçekten bir mantığa oturtabiliyor. Biliniyor ama yaz başka bir şey. Yaz çok başka bir şey. Benim çok sevdiğim bir yine örnekleme vardı. Bir insanın bir sevdiğini kaybettiğinde kalbinde kırk mum yanar derler. Her gün biri söner. Ama en son mum hiç sönmez derler.
Bir tanesi seninle yanar. Yaz böyle bir şey. İster istemez gittikçe azalıyor. Ya ben babam kaybettiğim zaman yani dünya yıkılmıştı başıma. O gece acıktığımı fark ettim. Karnım acıktı ya. Hayat devam ediyor dedi bana bir şey. O hayat devam ediyor. O mumlar da söndü söndü ama bir tanesi yanmaya devam ediyor. Onun için bu yaz böyle bir şey.
...ve baş edilebilir bir şey. İnsan... ...insana bu sabrı vermiş... ...yaradan. Enteresan bir şey. Bomba atıyorlar, adam... ...bir geliyor evine... ...yıkılmış. İşte görüyoruz aşağıda. Karısı gitmiş, çoluk, çocuk kim varsa ölmüş. Ev yıkılmış. Adam duruyor şöyle bir. Sonra kalkıyor, arkasını dönüyor. Hayata bir şekilde devam ediyor. Yas tutmuyor mu? Tabii ki tutuyor. Ağlamıyor mu? Tabii ki ağlıyor. Ama bir şekilde...
Allah o sabrı da veriyor yani bir şekilde. Bu nedenle de dediğiniz gibi... ...hani yaz insanların baş edebilme duygusuyla doğmuş, öyle yaratılmış olduğunu düşünüyorum. Yani yazla baş edebiliyoruz bir şekilde.
Çok karmaşık bir süreç yaz. Yani şu yüzden vurgulamak istedim burada. Yani yaz tutarken insanın arada kendisini... ...farklı duygular, olumlu duygular içerisinde bulması da normal. Çünkü biz bazen toplum olarak yaz tutan insana bu saygıyı göstermiyoruz. Bunu hissediyorum. Ben de yani Türkiye'de olmayı... Bu toplumun insanlarını çok seviyorum ama kültürel olarak bazen bu böyle birbirini ayıplama, birbirinin yasına müdahale etme halini sevmiyorum. Yani böyle yas tutan bir insanı gülerken gördüğümüzde ya da normal bir şey ya da normal hayatın normal bir parçasında bulunurken gördüğümüzde tıpkı az önce sorduğum soru gibi yani kanserli bir hastayı
...normal hayatını devam ederken gördüğümüzde gösterilen tepki orada da oluyor ve... ...yasını birçok duyguyu barındırdığına vurgulamak istedim sadece. Kesinlikle katılıyorum ama bunun ben bir çağ yangını olduğunu düşünüyorum. Yani eskiden geçmişte böyle olduğunu düşünmüyorum ya da... ...dünya küçüldü işte sosyal medya şu bu bilmem ne ya... ...çok sevgili birçok hastamızı kaybettik her hastamızda yas tuttuk hepsinde ağladık ama... ...Allah rahmet eylesin Ayşe Nur'u kaybettik.
...bir sosyal medya fenomeniydi. Kızın hastalığına önce inanılmamış. Kız vefat ettikten sonra babasını eleştiriyorlarmış. Ben... ...bilmiyorum işte şunu yapılıyor, adamın normal bir şey yapmasını eleştiriyorlarmış. Ya biz nereye gidiyoruz? Ama bu... ...dediğim gibi bu ülkeyle ilgili bir şey değil, çağ yangını bu. Yani böyle bir şey. Mesela biz şimdi bunu konuşuyoruz, yarın öbür gün bunu...
Bir yerde dinlesinler, bakın bize neler yazacaklar aşağıya. Şimdi olumlu ya da olumsuz şey. Bu çağ yangını sizin söylediğiniz. Bu yasını insanın yaşarken işte diğer duygularına falan hemen karşı çıkmak, ona saygısızlık kesinlikle katılıyorum. Ama bu maalesef gittikçe de artarak devam ediyor.
Ne yapacağız bilmiyorum. Çok fazla göz var birbirini izleyen. Değil mi? Ben bu arada podcast'ı dinleyenlere... Benim için Esat Hoca'yla rast gelmek, bugün rast gelmekten de bahsetmişken çok enteresan bir deneyim oldu. Çünkü belki hatırlarsınız uykumu kaçıranlarda yazla ilgili bir bölüm vardı... ...ve Ayşenur'dan bahsetmiştim ben orada. Benim sosyal medyada tamamen rast geldiğim bir insan... ...ve çok yakın hissettiğim, yani hiç kendisiyle tanışmadan çok yakın hissettiğim bir insandı ve mücadelesi... ...bana, yani bir psikolog olarak da, bir anne olarak da... ...bana inanılmaz ilham veren bir insan oldu. Yani hayatına devam etmesi... ...kanserden bağımsız hayatına devam etmesi. Kesinlikle. Ayıp konuştuğumuz o mücadele aşkıyla ilgili bir şey yok. Her hastada tabii onu göremiyoruz ama ben o süre içerisinde o kadar büyük travmalar yaşadım ki...
O Ayşenur'un vefat süresinde. Mesela sevgili Ezgi'yi kaybettik. O da çok gençti. Aynı benzer şeyleri vardı. O da uzun süre beraberdik. Sonra üzerine Müjde ablayı kaybettim. Abla diyorum bak. Sonra üzerine Ayşenur'u kaybettim. Travma üstüne travma. Ama bir baktım ki...
Mesela Ezgi'nin eşi sevgili Volkan. Ayşenur'un eşi sevgili Savaş. Müjde ablanın oğlu. Ya inanın nasıl mücadeleler verdiler biliyor musunuz? Tabii şimdi hatırlayamadığım onlarca hasta. Tabii ki. Hepsine Allah'tan rahmet diliyorum. Hani bu şu anda gündemde olduğu için söyledim. Ya o çocukların savaşları çok büyüktü aslında. Yani hasta... Yani bugünkü konuda açarken dedin ya hasta mı, hasta yakın mı? Ya olağanüstü bir girişti aslında bu. Bizim de fark ettiğimiz.
Bu hastalarımızın yakınları büyük mücadeleler verdiler. Ve tabii ki hala mücadele veriyorlar. Yasları var. Ama hayatları da devam ediyor. Hayat devam edecek zaten. Ve o yasla nasıl baş edildi? Yanındaki kişiler, yakınları güçlüyse... ...daha güzel baş ediyorsun. Kesinlikle. Kesinlikle. Yalnız kalmazsa çok daha rahat baş ediyorsun.
Hocam ben size, yani şu ana kadar kanser hakkında konuştuk. Şimdi birazcık da Esat Hoca hakkında konuşalım. Ha, Esat Hoca. Şöyle bir yerden soracağım. Biraz da sizi, hani bu podcast'ta siz de... ...siz, siz olarak var olun diye. Sizce sizin en büyük mücadeleniz neydi bu hayatta?
Benim en büyük mücadelem neydi? Düşünüyorum. Benim öyle çok büyük mücadelelerim yok ya. Öyle bir kavgam falan olmadı. Ben az önce bahsettim. Doğdum. Nazilli Sümerbank basma fabrikasında bir memurun çocuğu olarak büyüdüm.
Bir sokak çocuğu ama daha beş yaşındayken yaşadığım birkaç tane olaydan dolayı... ...mücadele etmem gerektiğini anladım. Çünkü etrafımda yalan vardı, dolan vardı, hep vardı. Ben gördüm. O anda itibaren mücadelem başladı benim. Ben beş yaşından beri mücadele ediyorum.
En büyük mücadelem kimle oldu biliyor musun? Kendimle. Ben hep kendimle mücadele ettim. Hep kendimle. Yaptığım bir hatadan dolayı kendime kızdım. Hayatla ilgili hiç onkolojik konuşmuyoruz. Kendime kızdım. Birisini kırdıysam kendime kızdım. Kendimden nefret ettim. Ama çok çabuk barıştım kendimle. Hatta hastalarıma onu söylerim ya depresyonda olurlar bazen. Diyorum ki ben sizi çok iyi anlıyorum. Depresyon çok kötü bir şey.
Çünkü ben de girdim depresyona. Yaşadım. Biliyorum. Gerçi benimki üç dakika sürdü ama olsun. Yani bir travmaydı o üç dakika diyorum ben. Üç dakikada ben çıktım hep.
Yani canımı yakan şeyden, kendime kızdığım şeyden benim en büyük mücadelem hep kendimle oldu. Ve ben hala kendimle mücadele ediyorum. Hala benim daha okumam gereken o kadar çok kitap var ki. Görmem gereken o kadar çok film var. Konuşmam gereken o kadar çok arkadaşım var. Aramam gereken bir sürü dostum var arayamadığım. Ve gerçekten zaman yetmiyor bana. Ben bunlarla mücadele ediyorum.
Kimseyi kırmamak için, kimsenin kalbini kırmamak için... ...canını yakmamak için en büyük mücadelem hep kendimle oldu. Peki altmış yaşındayım dediniz. Altmış bitiyor, altmış bir. Maşallah. Oldunuz mu? Sizce yani olmak istediğiniz insan oldunuz mu? Bilmiyorum. Olmak istemek diye bir şey yok. Hayat kendini getiriyor zaten. Hayat kendini yaşatıyor. Sen hayatın içerisinde öğrendiklerin, yaşadıkların, tecrübelerin içerisinde ne yaptığınla ilgileniyorsun. Hiçbir zaman olmak diye bir şey yok ki. Ben dün kim bilir kimin kalbini kırdım. Bilmiyorum. Kırmamışımdır diye düşünüyorum ama ee oladabilir. Tabii ki olmak diye bir şey mümkün değil. Ha hamdım, piştim, oldum. Olmaya çalışıyorum. Hala da pişiyorum yani.
Peki sizce bugüne kadar hayatınızda bıraktığınız en büyük etki kimin üzerindedir? Bıraktığım en büyük etki kimin üzerindedir? Öyle bireysel bir şey düşünmüyorum. Ama tanıdığım herkes, özellikle uzun zamandır tanıdığım herkes... ...abi biz senden çok etkilendik, çok şey öğrendik diyorlar. Bazısı abartıp, hocam sen bizim idolümüzsün falan diyorlar.
O kadar abartılı değil ama o kadar çok insandan bunalıyorum ve bundan da çok gurur duyuyorum. Mutlu oluyorum. Yani ben doğru yaptığım işlerden dolayı birilerini etkileyebiliyorsam harika bir şeydir. Ama öyle bir şu diyeceğin biri yok. Daha doğrusu şu diyeceğin biri var ama çok ya. Saysam şimdi bayağı olur. Ama belki de beni kandırıyorlar öyle deyip. Ben ne bileyim? Onu bilmiyorum ben. Ama diyorlar yani. Ben de havaya giriyorum. Benim... ...sizi takip ederken benim en çok etkilendiğim şey. Mesela sözünü unutma bir dakika mesela şimdi konuşuyoruz seninle bir yaklaşık yarım saattir. Sen benden etkilendin mi mesela? Ben senden etkilendim. Etkilenmemek mümkün değil. Bence bir kere... Bir kere her şeyden önce yani Esat Hoca ile podcasttan önce de çok kısa görüşme şansım oldu. Yani çok yani pozitifsiniz, pozitif ama bu böyle kötü bir yerden yani böyle her şeyi iyi görmek gibi bir yerden değil.
Yani böyle insana gerçekten o duygusal varlık, duygusal buradalık deriz. Yani hani bir insan bir odaya girdiği zaman odanın ortamı değişir ya yani böyle... ...iyi, daha iyi olur veya daha kötü olur. Bence hani sizin duygusal buradalığınız yüksek belli ki. Harika bir şey. Özellikle böyle sizin gibi bir bilim insanından, bir profesyonelden bunu almak ayrı bir hava. Güzel oldu. Çok teşekkür ederim. Ama yani öyle...
Hissediyorum da ben kendimi. Bir de dediğim gibi iyi hissetmek falan için değil. Ben neşeli bir çocuğum. Asla büyümeyen, küçük, neşeli bir sokak çocuğuyum. Hep böyle oldum zaten. Hep merak ediyorum hala. Aslında bunda, yani tabii öğrendiklerimin katkısı çok. Ben hala şaşırabiliyorum biliyor musun?
Şaşırmak çok güzel bir şey. Çok güzel, hala şaşırıyorum. Şaşırabilmek muhteşem bir şey. Dediğim gibi hala şaşırabilen, meraklı, biraz yaramaz bir sokak çocuğuyum. Ama seviyorum bu durumu yani. Ben beni en çok etkileyen tarafını sizinle bireysel olarak tanışmadan da önce. Yani o hastalarla kurabildiğiniz yakın ilişki aslında. Çünkü bence çok ihtiyaç var buna. Yani orada bir karşı... ...tabii hastanın bir insan görebilmesi yani onları bir hasta olarak değil de insan olarak... ...bir kardeş olarak az önce onu söylediniz hastalarım değil kardeşlerim demek istiyorum dediniz. Öyle alabilen hekimlere çok ihtiyacımız var bence. Çoğunun böyle olduğunu düşünüyorum aslında. Yani hekimlik öyle bir şey. Şimdi bilmiyorum tabii. Hani biz üniversitede hocalık da yaptık yani. Şu anda yapmıyorum. Hani küçük bir ara verdik ama üniversite hocalığı da yaptık. Gerçekten hekimlik mesleğine adım atmış insanların böyle olduklarını düşünüyorum. O kolay bir şey değil. Ama ben kendi adıma hani biraz da Esat'ı konuşalım dedin ya. Ya ben bir inşaat işçisi olsaydım da. Molalarda böyle elli derece sıcakta inşaatta çalışırken aşağıda helva ekmek yerken de... ...yine çok neşeli olup oradaki arkadaşlarımla veya işte oradaki mühendislerle, ustabaşlarıyla falan da çok eğlenirdim gene yani. Onun için benim için hani doktor olmak, insanlar... Yani ben ne olsam buydum yani. İnsan olmak, doktor olmak yani. Bu mizaç mı? Yoksa yani o neşeyi beslemek için ne yapıyorsunuz?
Vallahi hiçbir şey yapmıyorum. Herhalde mizaç bu sizin konunuz. Bilmiyorum ama böyle hiçbir şey de yapmıyorum. Ben çok neşeli bir insanım. Hep yani çocukluğumdan beri. Hiçbir özel bir şey de yapmıyorum. Hatta ulan bu kadar neşeli olunur mu falan diye kınandığım bile oluyor. Ne yapayım yani? Bu işte. Daha ciddi olmanızın beklendiği oluyor mu? Ne bileyim? Çok ciddi oldum mu da çok pis ciddi oluyorum zaten. Aman hocam burada olmayın ne olur. Fazla ciddiyet de yani o bazen oluyor. Ama mesela hastalarımla şunlarla bunlarla falan olmuyor. Yani o iş mesela benim hastamı birisi bir şekilde bir mağdur ettiği zaman... ...benim ne kadar ciddi olduğumu görenler var. Anlatabiliyor muyum? Yani benim hastamı efendim on beş gün sonra birisi bir MR randevusu vermeye kalktığı zaman... ...ben çok ciddileşiyorum.
Onun için daha ciddi olmamı böyle isteyenler yok yani. Aman diyorlar bu ciddi olmasın. Çünkü olursam pis oluyor. Ama hep eğlenceliyim yani. Neşeyi korumak çok... Tabii ki mizah çok önemli. Ama bir yandan da yani sonuçta... ...sizin bireysel olarak başınızdan geçenler ya da bir hekim olarak aslında... ...her gün karşınıza çıkanlar aslında insanın dirayetine kırabilecek potansiyelde şeyler.
Öyle diyorlar ama hiç öyle bir şey düşünemiyorum. Benim hiç bir şey irayetimi direncimi kıramaz. Hastalarımla ilişkimde hiç çok iddialı konuşuyorum. Ve zaten direncimin ve dirayetimin kırılması için her şey var bu dünyada zaten kırılmıyor. Daha ne olabilir ki yani? Daha kötü ne olabilir ki yani? İşte orada da insan biz burada kanserle savaşıyoruz işte bilmem mimino terapi verelim. Bir tane bomba atıyorlar binlerce yüzlerce çocuk ölüyor orada. Yani dünyanın her yerinde böyle şeyler oluyor. Afrika'da açlıktan ölüyor insanlar. Ya daha kötü ne olabilir ki direncimin kırılması için? Ama kırılmayacağız. Bireysel mücadeleye devam. Kırılmayacağız.
Devam. Hocam. Mücadele aşkıyla doğduk. Mücadele aşkıyla. Aşk mücadelesi değil. Ben sizi tanımaktan gerçekten çok mutlu oldum. Bir mukabele. Ben de öyle. Umarım dinleyen herkes bu mücadele aşkını keyifle dinlemiştir. İnşallah. Ben sizin gibi insanların daha çok çoğalmasını çok isterim. Bu mücadeleyi. Ne kadar güzel bir cümle bu. Bu cümleyi aldım kalbime yazdım.
Çok teşekkür ederim. Gerçekten yani hakikaten... ...şu odada sizinle bu konuşmayı yapmak benim için yani... ...çok çok mutlu etti beni. Bir mukabeye ben de öyle. Çok teşekkürler. Katıldığınız için dinleyen herkese de çok teşekkür ediyorum. Herkese iyi akşamlar diliyorum. Dinlediğiniz için, hissettiğiniz için teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.