Podcast

S3E12: Giderayak

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Özgemiz; Merkür retrosu, yol çalışması ve haset kem göz nazardan kaydedemediği bölümün kazasını kılıyor.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.714 kelime · ~14 dk okuma

Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?

Alo, Kayıp Eşya Bürosü, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour! Kayıp Eşya Bürosü'nün telafi bölümüne hoş geldiniz.

Geçen pazar türlü çeşit aksiliklerden kaydedemediğim bölümün kazasını kılıyoruz şu an burada bugün. Kem gözüyle beni dur yere yatağa düşüren herkesi, efendime söyleyeyim kapımızın önünde hiltiyle aşkı yaşayan belediyemizi ve geri geri gitmek suretiyle elektroniklerime nefes aldırmayan Merkür Gezegeni'ni selamlıyorum ve sağ ayakla bölüme başlıyorum Büros'un Güleri. Geçen hafta çoğunuzun gelemediği bir dinleyici buluşması gerçekleştirdik biliyorsunuz. İşinden, gücünden, okulundan, dersinden ve coğrafya kaderinden gelemeyen tüm bürosunun güllerini omuzlarından öpüyorum rızaları dahiline tabii.

Transkriptin tamamını oku

Peki, buluşma nasıl geçti? Size çok kısa ondan bahsedeyim. Madem gelemediniz, birazcık da sonrasında ben de uyanan hisleri sizlerle paylaşayım. Büromuzda palavera yapacak halim asla ve kata yok. Elimde oturup yazdığım bir bölüm metni olmadan, yüz yüze, canlı bir şekilde doğaçlayarak geçen bu bir saat, abartısız bir şekilde benim ömrümden ömür götürdü. Biliyor musunuz? Net bir şekilde. Sanki elin bürosundaymışım gibi bir haller, bunu kimseye çaktırmamak için sarf ettiğim o efor, gerginlikten sürekli mikrofonu ıhıhıhı diye gülmeler, çok rahatmışım gibi yapmalar falan milletin gözleri önünde, a-a dersin ki hayata bu sabah gözlerini açtı, Özgem. Hayata bu sabah gözlerini açtı, göbek bağını kestiler ve mikrofonun bacına oturttular. Öyle bir gerginlik yani nasıl bir anda piston aşağı indi, asla anlamadım. Asla bilemiyorum.

Ki bu arada gayet iyi hissediyordum. Sabah uyandım, hava güneşli, leoparlı bir etek giydim bir risk alıp ve üzerimde ilginç bir şekilde iyi de durdu. Galata'da yürüdüm, mekanın kapısında gelenlerle selamlaştım. İçeri girdim, bir baktım saluse gibi herkese şahane ajandalar getirmiş ki iyi ajanda yapmak zordur biliyorsunuz. Sticker'lar, çaylar, püskivitler, böyle tatlı bir heyecan. Sonra...

Sonra ne oldu da ben paramparça oldum bu atmosferin içinde dört bir yana dağıldım? Hiçbir fikrim yok ya. Bir anda içimi saran o gerginliği ben neremden çıkardım acaba? Acaba neremden? Yani tövbe estağfurullah çağırmayayım diyorum çocuklara ama ben acaba iletişim becerilerimin yavaş yavaş dibini sıyırıyor olabilir miyim ya? Ha? Ne diyorsunuz? Şu koluma yaptırdığım konuşma balonu dövmesinin yanına bir tane de mute dövmesi mi yaptırmak acaba?

Böyle bir şey olamaz. Daha geçen hafta kişisel enerjinin sürdürülebilirliği konusunda ahkam kesen Özge'mize bakın. Social bataryası sıradan çinkopil çıktı. Ben şu an şok. Niye böyle oldu?

Aman üf neden böyle olduysa da oldu. Bunun altında yatan sebepler konusunda şu an analiz kunaliz kasamayacağım gerçekten. Bu meseleyi böyle olduğu gibi parmağımı kıpırdatmadan rafa kaldırıyorum müsaadeniz olursa. Orijinal batarya değişimi yapmak için sonuçta koskoca bir sene var önümüzde. Hatta gitmişken belki kendimi komple hayalet ekranla kaplatırım. Şöyle baştan aşağı. Ne diyorsunuz? Mantıklı gibi. Kayıttan birkaç kupleyi önünüze atıyorum ve değerlendirmeyi size bırakıyorum. Evet, birinci kağıdı açıyorum. Hazır mıyız?

Ay çok yüksekten aşmışım. Evet bu elimdeki kağıtta bu sene aldığın en iyi kararın neydi sorusuna yazan kişi hayatımın aşkıyla evlendim yazmış. Aa evet alkış, alkış, alkış. Gerçekten çok iyi. İsterim ki bunu iki sene sonra da yapalım bakalım aynı cevabı. Hala verebiliyor musun? Bu sene aldığın en kötü kararın neydi? Seçimlerde görev almak. Boşuna oldu.

Gülüşük koymuş bir de. Ben boşuna olduğunu düşünmüyorum. Garip bir maç izlemek gibi bir heyecan verdi bana. Olaylara birazcık dışarıdan bakmak için. Dedim ki kim çıkarsa çıksın. Şu an ben sayı sayarken bir çeşit meditasyon gibi katıldım ben seçimlere. Size de öneririm. Bundan sonrakinde de görürsek eğer. Bu sene aldığın en zor kararın neydi? Burada kalmak. İnsan

tabii bir soruyor. Gerçekten senin aldığın bir karar mıydı diye. Değil mi? Döviz kurunduğunun hiç bir etkisi yok. Bu sene aldığın en iyi kararın, evlendim. Bu sene aldığın en kötü kararın, evlendim. Bu sene aldığın en zor kararın, evlendim. Tabii ki. Bu sene aldığın en iyi karar, sendikalı oldum. Ha şöyle be.

Bu sene aldığın en kötü karar, 5 senedir araba kullanmamama rağmen, 3M'yi de bir kere dokuldum dikkatini çeksin değil mi? Kullanmamama rağmen, eskile arkadaşlarıma şoförlük yaptım. Arkadaşlar bir risk alınacaksa tabii ki yani, ben de araba kullanmıyor olsam ve herkes yüz yüzünü olsa kullanırdım. Bu sene aldığın en zor karar, tip mi? TKP mi? Karar veremedim.

Evet valla Allah herkese böyle dertler versin. Arkadaşlar böyle bir kararsızlık benim çok özendiğim bir kararsızlık. Sonuç olarak sonucunu yazmamış yalnız fark ettiyseniz. TKP mi karar veremeyip Zafer Partisi'ne mi bastım biz nereden bileceğiz yani. İnsan böyle anlarda ne yapacağını hiç bilemiyor. Evet bu utanç yürüyüşünün sonuna geldiğimize göre şimdi gelelim mail kutusuna bırakılan ve benim önceden yazıya döktüğüm raporlara. Güvenli alanın gözünü seveyim ya.

Evet, sevgili Gözde'nin raporuyla başlamak istiyorum. Gözde şöyle yazmış. Bu yıl aldığım en iyi karar, 2023'ün mükemmel bir yıl olacağına dair kendimi inandırıp, öyle huylarım vardır benim, olmayacağını bildiğim şeylere inandırırım kendimi, diye parantez açmış. Öyle başlamayıp ve öyle de devam etmeyince 2023, demek ki böyle olmayacak dedim ve 2023'ün bitmesine ramak kala terapiye başladım.

Yetmedi. Jaas denen spritüel bir üstün farkındalık çalışması da yaptırdım. O da yetmedi. Köken aile açılımına gittim ve beynimin ve gönlümün derinliklerinde ne kadar çer, çöp varsa, ne kadar diken varsa, e çıksın o zaman gün yüzüne de, hatta çıkarken şöyle kanata kanata çıksın da, şu overthinklerim, özdeğersizliğim, ilişkilerimde dikiş tutturamamalarım falan, yani kısaca kendimle girdiğim şu kan davası 2023'te bitsin dedim.

Helal olsun kız. 10 bin bakımına girmiş Gözde'miz. Gerçekten helal olsun. Girmediği bakım kalmamış. Bu jas ne yalnız bunu bilmiyorum. Sonra bir bakayım ben de. Bu yıl aldığım en kötü karar üretmek iyidir, güzeldir, gençleştirir, tazeler dedim ve harika bir fikirle arkadaşlarıma gidip hadi podcast yapalım dedim. Artık herkes yapıyor. Bizim neyimiz eksik? Belki bizi de keşfederler. Belki Zeki Müren de bizi görür gibisinden. Bana mı diyorsun kız? Herkes yapıyor diye. Yok bana demiyorsunuz.

Dört bölümlü podcast maceram, arkadaşlarımın keyfinin gelmemesiyle son buldu ve bu projeye üç başka kişiyi daha ortak etmeye çalışmam karar verdiğim en kötü şeydi, demiş. Vallahi gözlem evet, arkadaşlarımızı ne kadar seversek sevelim, onlara ne kadar güvenirsek güvenelim. Bazen de olmuyor. Nerede çokluk, orada bokluk. Allah daha kötü kararlar verdirmesin, podcast yine kaydedilirsem, boş ver.

Ve bu yıl aldığım en zor karar demiş Gözdem, aşık olmama kararıydı. Aaa çocuklar ama ya, bu kadar bölüm hiç ama olur mu? Bu duygular üzerinde bir karar alamıyoruz diye. Konuşmadık mıdır? Neyse devam etmiş. Demiş ki bu yılın en zor kararı olduğunu aşık olunca anladım. Ya işte aşk öyle. Aşk öyle bir büyü ki, öyle bir büyü ki anlayamazsın.

diyor, sonraki raporumuza geçiyoruz. Evet, ilk bölümden beri bürosunun gülü olan ve beni Ankara gösterilerimde asla yalnız bırakmayan Deniz'in raporuyla devam ediyoruz. Özgem, sana bu satırları yorganımın altında buruk bir gülümsemeyle yazıyorum. Tam dişime göre bir dinleyici. Hayatımın son 6 yılında yoğun bir depresyonla boğuşurken özellikle 2 senedir bu depresyonun arttığını ve dindirmek için yaptığım saçma şeyleri düşündükçe çıldıracak gibi oluyorum.

2023'ü depresyonla hatırlamak istemezdim ama maalesef durum bu. Yine de ardımızdaki bıçakları görmezden gelerek omzumuza bir öpücük kondurup besmeleyle giriş yapıyoruz yıl sonu değerlendirmemize. Bu yıl verdiğim en iyi karar ardımdaki bıçaklarla oynamamak. Ben birisinin bana taktığı bıçakla oynayıp kendimi üzmeyi çok seven biriyim. Hangimiz değiliz ki. O bıçağı en çok kendim itiyorum içeri. Bırak dedim ya en son. Bırak olduğu yerde kalsın bir de sen acıtma canını dedim.

Kurban verene! Evet, bir kere daha hatırlatmış olalım Deniz'in açtığı yolda. Gödümüzdeki bıçaklarla oynamıyoruz, Birosun'un gülleri. Bak, dilimde tüy bitti. Daha kötü oluyor, bakın, sivilce gibi. Varlıklarını kabulleniyoruz, itselleştiriyoruz, kucaklıyoruz onları. İttim, çıkardım, döndürdüm. Bunlar kesinlikle gödümüzdeki bıçaklara yapılacak şey değil. Maksimum, madem oradaki şeylerle, bıçaklarla bir şey yapmak istiyorsunuz, ne yapabilirsiniz? Twerk öğrenebilirsiniz. Krizi fırsata çevirin.

Bu yıl verdiğim en kötü karar diye devam etmiş Deniz. Kesinlikle kendim hariç herkese koşturmamdı. Kendimden feragat ede ede kendime bir şey kalmadı. Demiş bu gerçekten çok kötü bir karar ya.

Ama yani sonuçta kimse de dur ben kendimin dibini sıyırana kadar fedakarlık yapam diye uyanmaz böyle bir karar alınmaz çocuklar. Bunu saymıyorum bu bir kaza olmuş başımıza gelmiş diyelim geçelim. Bu yıl aldığım en zor karar bazı insanların ve davranışların hayatımda olmaması gerektiğine inanmaktı. Bu verdiğim en zor karardı. Bazı şeylere inanmak da çok zordur, bilirsin Özge'm. Henüz sadece inanç düzeyinde. Hemen uygulamaya geçemiyorum. Ya bir şey diyeyim mi? Acele işe şeytan karışır zaten. Ne acelemiz var? Tabakhaneye bok mu yetiştiriyoruz be Deniz'im? Ha? Az az, sık sık uygulamak. Bak en güzeli, her zaman. Bu bencesi yani, bencesi tabii. Ve önümüzdeki yıl için aldığım en güzel kararı da paylaşmak isterim demiş. Aa bu sürpriz oldu. Ekleme...dir koca konak gibi. Biten her şeyin ardından helva yapmak. Aa!

Ney? Bir dakika. Önümüzdeki yıl için aldığım en güzel karar, biten her şeyin ardından gerçekten helva yapmak, demiş. İlişki olabilir, kitap olabilir, zihnimi boğan bir düşünce olabilir, hiç fark etmez. Onların arkasından helva yapacağım, demiş. Bu benim hiç aklıma gelmedi ya. Arkadaşlar, gerçekten biten her şeyin arkasından bir lokma, evet, dökülebilir, dağıtılabilir, helva yapılabilir. Sevaptır. Bir de tekrar terapiye başlıyorum, demiş. Bu da ikinci yenil kırarım ve bu yılda seni dinlerken evimde hissettiğin için teşekkür ederim, Özgen. Demiş.

Ağlamaya başlamadan cümlelerimi burada bitireceğim. 2024 bir omuza bol kahkaha getirsin. Amin! Amin! Kısa ve öz bir raporumuz var. Üstünü vermek istemeyen bir dinleyicimizden geliyor. Bu yıl aldığım en iyi karar henüz üniversite birinci sınıf olmama rağmen grafik tasarım stajyeri olarak çalışmaya başlamaktı demiş. Ay minik kuşum ya! Üniversiteye başlamış, birinci sınıf olmuş, grafik tasarım stajyeri olarak girmiş. Allah maşallah!

Çok güzel birosunun güllerinin hepsini alırım, kurban olurum size. Aldığım en kötü karar sigaraya başlamak. Bu aslında anlaşılabilir, bunu üstünde çok yorum yapacağım. Aldığım en zor karar, son 5 senedir hayatımda çok önemli bir yere sahip insanları hayatımdan çıkarmak olduğu. Demiş arkadaşlar gerçekten size helal olsun ya. Dinleyenim de enerji kesintisi yapan herkesi çatır çutur fişten çekmiş sizlerle gurur duyuyorum ya. Basit bir hesaplamayla tabii senin lise hayatında köşelere tutan dangozlar gitmiş gibi oluyor. Son 5 senedir dediğine göre ve üniversite 1. sınıfı olduğuna göre. Allah'ım bugün de çok zeki olduğum bir günümdeyim.

Evet, gerçekten. Kanatlarını açıp semaya süzülmüşsün resmen. Sigara konusunda işte bir şey diyemiyorum. Sağlığa zararlı, evet. Ama bu sazan gibi atladığımız emziklere sarmandan ve sağa sola böğürtlerini danone üflemenden yine de iyidir biliyor musun? Güzel bir sene olmuş senin için. Ve son raporumuz İpek'ten geliyor.

Merhaba, bürosunun baş gülü. Ben İpek. 5 yaşında bir çocuk annesi ve öğretmen bir bürosunun gülü olarak neredeyse ilk günden beridir dinliyorum. Sana kurban olarak... Bugün çok yerel bir tarafımdayım. Bugün çok... Vallahi kusura bakmayın. ...bizler için hayat depremden önce ve depremden sonra olarak ikiye ayrılıyor diye giriş yapmış. Ooo... Bir dakika, bir...

Bir hızımızı keselim bir saniye burada. Evet, sendeyim İpek. Depremden önce gayet mandalinalı, çerezli, klasik bir yeni yıl kutlaması yapmıştık. Geldiğini kutladığımız yıl bizden canımız hariç her şeyimizi aldı. Deprem bölgesinde ve özellikle Hatay'da hayat hala 2023 biterken çok zor.

Ama bu sene omuzumdan öptüğüm birkaç durum oldu, onları paylaşmak istiyorum. 1. Deprem sonrası, kızıma yeterli psikolojik desteği sağlayabildiğim için, yani kendi yaz sürecimi yönetmekte zorlanırken, onun bu süreci olabildiğince hasarsız atlatmasını sağlamaya çabalamak, cümlelerime, davranışlarıma dikkat etmek, yeterli açıklamalarda bulunmak ve bol bol ona sarılıp onu koklamak. 2. Kurban rolüne girmeden benim gibi depremzede olan insanların temiz su ihtiyaçlarını karşılamak adına sürdürülebilir bir sistem olan su filtresi dağıtımı için, Amerika'dan gelen STK ile gönüllü çalışmalar yürüttüğüm için. 3. Gençlerin ve öğrencilerimin hayallerine ulaşmalarına yardımcı olabildiğim için. 4. Almanca mı ilerlettiğim için. 5.

Her şeye rağmen kızıma, kendime daha iyi bir gelecek sağlayabilmek adına Almanya'daki Duisburg Esen Üniversitesi'ne kabul alabildiğim için, oha dünyanın en iyi üniversitesi arasındaymış, en çok da hayatta kaldığım için ve başkalarını hayatta tutabildiğim için kendimi omzumdan öpüyorum demiş İpek! İpek! Evet, artık bunun üstüne yorum yapmak için gerçekten şerefsiz olmak lazım. Sözün bittiği yerde omuzların öpüldüğü noktada bırakıyorum sizleri. Kayıp Eşya Bürosu, Özge Özel, sevgiler. Hepimizin kendi sabote eden tarafları var. Bir teraziye koyalım. Sabote etmek mi daha ağır basar, onu bıraktığımızda ne olacağı mı?

Muhtemelen bırakamamızın sebebi biraz burada olabilir. Çok mu karışık konuştum? Hayır, hayır. Ben şu an kendi duygularımla yüzleşiyorum. Pardon, öyle bir şey yapmak istemedim. Ama onu siz kontrol edemiyorsunuz işte. Duygu olunca evet şey oluyor.

Yani evet, aşırı bir korku oluyor öteki kefede. Bunu bırakırsam ne yapacağıma dair ve yapabilecek miyim, yapamayacak mıyıma dair bir korku oluyor. O da yani her zaman çok böyle yani hissetmeye göğüs gelebildiğim bir his olmayabiliyor yani. Ama tabii korkunun da bir çekiciliği var.

Yani biraz şuna benzetiyorum. Düştünüz, diziniz yaralandı. Bir koltuk DNA'yı aldınız. Artık bir süre onunla yürüyeceksiniz. Şimdi bir anda o koltuk DNA'yı tutup çekip almak iyi gelmeyecek dizinize. Daha çok canınız acıyacak. Bir süre gitsin o koltuk DNA'yı. Biz ne zaman iyileşecek? Hangi ilaç lazım? Ne olacak? Onu anlayana kadar.

Biraz toparlansın sonra bakarız, sonra bırakırız. Ama ihtiyaç var ki orada diye düşünüyorum. Zaten benim kafamı karıştıran şey şurası oluyor. Tam olarak sizin söylediğiniz gibi başlıyorum. Benim bu desteğe ihtiyacım var. Kol değneğiyle yürüyorum, yürüyorum, yürüyorum. Sonra kol değneğini ben süslemeye başlıyorum. Oğla böyle ayrı bir büfe yapıyorum. Işıklandırma onu oraya koyuyorum. Sabah onunla konuşuyorum. Akşam onun üstünü örtüyorum. Artık onsuz yapamayacak bir duruma geliyorum falan. Dolayısıyla böyle... Sanki onu kapının önüne bırakınca hani böyle bir şeye... ...ya haksızlık ediyormuş gibi de değil de tam nasıl söylesem... ...ya o halimi geride bırakmak istemiyor gibi oluyorum. Oranın böyle bir garip, biraz hafif varoş bir çekiciliği var. Ben nerelerden geldim falan değil. Rahat batması dediğimiz şey tam olarak bende o yani. Şu an buna ihtiyacım yok demektense... ...hani şu ben ve bütün koltukta eneklerim gibi... ...tabii biraz hız kesiyor.

Orası tanıdık çünkü. Yani biz tanıdık şeyleri ve konforu, rahatlığı genelde tercih ederiz çoğunlukla. Koltuk değnekleri rahat tanıdık bizim için. Devam orayla. Bir şey gelene kadar, bir kaos, bir kriz gelene kadar. Aynen öyle. Bir şeyi mecbur bırakmadığı sürece ben şahsen kılımı kıpırdatmıyorum diyebilirim.

Yaptım herhangi bir işte yani. Peki 2024 ile alakalı, şimdi ben bu konuda karar alsam gerçekten yapamayacağımı biliyorum. 2024'te artık sel sabotajı hayatımdan çıkarıyorum diyemem. Sel sabotajı devam ediyorum gibi de bir karar alamam. Ne yapacağım? Bu kararı almaya nerede karar verdin? Ne oldu da ben bunu artık bırakayım dedin? Ay hangi birini sayayım çocuklar? Hocam.

Zaman yalnız... Of... Bilemedim ya. Benim yerime cevap vermek isteyen var mı? Böyle bir genel hatta açıklamış olayım. Bir karar, bir ihtiyaçtan geliyor. Yani benim bir ihtiyacım oluyor. Bir noktada ona ulaşmak için bir karar veriyorum. Bir beklentim oluyor.

İhtiyaca dönüp bakarsak kararla olan ilişki biraz daha orada kolaylaşabiliyor, rahatlaşabiliyor. Yani hangi ihtiyaçla dedin ki ben bunu bırakayım ya? Beni zorluyor. İstemiyorum. Aslında tam olarak böyle içsel bir his değil de, artık yaşın da getirdiği, kendime biçtiğim bir yetişkin olma imajı var herhalde. Dolayısıyla kendime biraz böyle parmak sallamaya başladım. Kaç yaşına geldin artık, tamam yapma bunu.

Yani böyle yapamayacağına göre bir yerde parmak sallandı sana. Yetişkin ol. Yani tabii aynada ben onu zaten kendime yapıyorum. Kendine gel. Ayağındayım kaldım. Nereden tanıdık bunlar? İnanır mısınız? Hiçbir yerden de değil. Niye siz biz olduk yine? İki soru sorduk diye şurada. Hocam zorlandığım noktada mesafeleniyorum.

Yani parmak sallayan hiç kimse olmadı. Bunun üstüne ben isterseniz bir sene konuşayım dedim. Hani parmak sallayan, bana sınır koyan, işte hani ne yapacağıma ne yapmayacağıma karar veren kişi hep ben kendim oldum. Dolayısıyla kendi... Aynen. Anlatabildim mi? Bunu yapmazsan ne olacak ki? Bunu yapmazsam ben yataktan kalkamam. Bunu yaptığınızda o kadar uyuz oluyorum ki. Ne yapıyorsun? Hiçbir şey yapmadın.

Öyle mi? Bir de şunu merak ediyorum mesela. Biz mesela karar almama kararını toplumsal olarak almak zorunda kaldık gibi bir durum oldu yani belirsizliğin. Bir kere denedik almayı. Evet. Mayıs gibi. Aynen öyle. Alabildiğimizi aldık. Alacağımızı aldık. Ama yani şunu merak ediyorum mesela. Bunu öğrenmenin bir yolu var mı bilmiyorum ama yani bu kadar belirsizlikle yaşamayan

...insanlar, başka ülkelerde, başka kültürlerde neyse ne... ...hani onların mesela... ...kararlı olan ilişkisiyle bizim kararlı olan ilişkimiz... ...illaki farklıdır diye düşünüyorum. İllaki ne arkadaş? İllaki... ...farklıdır. Peki biz yani... ...kazara zen olduk gibi bir durum oldu Orta Doğu'da mı? Bence öyle. Ya hani bir... ...temel ihtiyaçlar okey olacak, işte barınma... ...yedik içtik. Orada kaldık mesela direkt.

Devam edemedik. Sonra. Sonrası. Ben gerçekten, yani... ...dünya gözüyle şu mazlumun ihtiyaçları yararsın tepesini bir göreyim çok istiyorum artık. Yani ölmeden görmek istiyorum. Ya şu sosyal barınma, güvenlik, kendini gerçekleştirmeye giden yolda... ...çok istiyorum ama Everest tepesi gibi de bir şey orası yani. Yolda ölüp kalacağız gibi diyerek, inanılmaz... ...olumlu bir yerden kapatayım mı kahvedi ister misiniz? Çok teşekkür ederim. Rica ederim. Biz çok teşekkür ederiz. Hayır, ben teşekkür ederim.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)