Podcast

S3E10: Yarıçıplak

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Özgemiz bu hafta kara cuma köpeği olarak kabuslarda.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.635 kelime · ~8 dk okuma

Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?

Alo, kayıt eşya bürosu, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour! Kayıp Eşya Bürosu'na tekrar tekrar tekrar... Bu kadar tekrar dememe gerek var mı ya? Bunu bir güncelleyelim mi? Kayıp Eşya Bürosu'na hoş geldiniz!

Neler yaptınız görüşmeyeli? Kelenacılar, he? Umarım siz de benim gibi Black Friday indirimleriyle 2024 enflasyon tahminlerinizi gece gündüz karşılaştırmış, kafa kafaya tokuşturmuş, öyle mi yapsam böyle mi yapsam diyerek işin içinden çıkamamış ve aklınıza gelen her şeyi alarak iflasınızı açıklamışsınızdır. Yalnız değilim değil mi?

Transkriptin tamamını oku

Kredi notumu yükseltmek için sembolik bir kredi çekerek girmiş bulunduğum bu bankacılık sisteminin kelimenin tam anlamıyla köpeği olmam inanır mısınız? Bir tam sene bile sürmedi ya. Bir tam sene bile sürmedi. Her telefonla aradıklarında limit arttırımını onaylıyor musunuz? Evet onaylıyorum diyen birine ben nasıl dönüşebildim ya? Böyle mi olacaktık? Borçlanma fobisinden, KYK'dan bile destek almadan üniversite hayatını tamamlayan Özgem 2009 senesinde küçük bir kalp sıkışması yaşıyor şu an. İletişim kantinin ortalarında bir yerde. Maalesef benden ötürü. Özür dilerim yürenci Özgem. Dayanamadım, direnemedim. Köpeğe oldum, yenildim. Hayır bir de ben kendimi bilinçli bir tüketici olarak bilirdim. Hani eşyaya değil, kendisine yatırım yapan, harcamalarını ona göre ayarlayan bir tüketiciydim ben. Anlatabiliyor muyum? Bir şeyi alırken ihtiyacı olup olmadığını düşünen bir tüketiciydim. Hani elindeki her şeyi son damlasına kadar kullanan, güzel günlerdeki gibi üzerinde parılansın dedikleri şeyi harfiyen uygulayan bir kişi olduğumu zannediyordum ben.

Meğerse fakirmişim arkadaşlar. Olay bundan ibaretmiş. Param olmadığı için ben minimalist zannediyormuşum kendimi. Param olduğunda bütün bunlar... Param olduğunda derken o kadar çok bir param da yok bu arada. Yani onca şeye rağmen o bolluk bereket ritüelleri, efendime söyleyeyim cüzdana konan hurma çekirdekleri, gösteriler, bilmem neler, kesilen faturalar, ödenen vergiler derken meğerse yani açlık sınırından yoksulluk sınırına terfi etmişim ben.

Ya, Kasım 2023 verileri öyle diyor. Bekar bir çalışanın yaşama maliyeti aylık 18 bine yükselmiş ama insanın elinde mat, antrasit bir kredi kartı olunca da hemen cicik unutuveriyor bu gerçekleri. Neyse, borç yiğidin kamçısıdır diyor, askerimizden öpüyoruz. Geçen akşam bankaya borçlu olduğum düşüncesinden kaçarken mandalina soyarak Kral TV müzik ödülleri izlemeye başladım. Herhalde bu aralar hepimiz bunu yapıyoruz. 94'ten başladım. 95, 96, 97 derken koltukta uyuyakalmışım. Zaten beklenen bir son. Neyse rüya gördüm. Rüyamda bir yere gidiyormuşum. Böyle sokakta çekiçekli bavulu sürüye sürüye metro ilerliyorum. Hızlı hızlı da yürüdüğüm için tartar tartar tartar diye bütün sokak inliyor. Ben yürürken bir teyze ağzına cuvarası elinde kahvesiyle balkonumdan bana bakıp beni kınıyor. Nasıl bu kadar yüksek bir volümle...

yapıyor diye düşünüyorum. Çünkü yani bütün sokak duyuyor sadece yaptığını. Neyse diyorum şimdi bulaşmayayım ağız dalaşına falan girerim uçağı kaçırırım. Önüne bak Özgem diyorum. Sokağa bavulumla tar tar tar terörize etmeye devam ediyorum.

Yürüyorum, yürüyorum, yürüyorum, yürüyorum. Bir türlü sokağın sonuna ulaşamıyorum. Bir de bakıyorum ki ayaklarımın altındaki yol meğerse komple yürüyen bantmış sokak baştan sona. Ve ben en başından beri tersine tersine gidiyormuşum. Yerimde sayıyormuşum yani. Tam arkamı dönüyorum, bant duruyor yine benim tersime. Ben yine yerimde sayıyorum. Oraya dönüyorum olmuyor, buraya dönüyorum olmuyor. Yok bir şekilde oradan çıkamıyorum. Ne oluyor ya? Geç kalıyorum diye bağırıveriyorum. Balkondaki teyze bir daha patlatıyor.

Allah bin Allah diyorum. Bulaşmayacağım. Bir... Ne var be? Ne var? Ne kına yaptırıyorsunuz hanımefendi? Sizin hiç başınıza gelmedi mi? Diyorum. Dönüp bakıyorum, kadın da meğerse Safiye Soyman mıymış?

Yanlış anladın bu kaçıncı oldu biz belediyeye hep söyledik gittik dilekçe verdik şu yürüme bantlarının bakımını Allah aşkına yaptırın dedik bizim vergilerimiz nereye gidiyor. Hayır kimse bizi kale almadı. Bir uyarı bir şey de koymadılar. Adımını atan yerinde sayıyor bak etrafına bak millette laf oldu bir tek sen değilsin ki. Cimere yazdık olmadı. Faik Twitter'de hashtag başlattı yok. Çare etmedi bak kala kaldınız burada bu kadar insan.

Sonra hakikaten şöyle bir etrafıma bakıyorum, te sokağın başından sonuna kadar genci, yaşlısı, öğrencisi, çalışanı, kargo getireni, kuryesi, köpek gezdireni herkes olduğu yerde yürüyor. Bir de kuzey otoyoluna bağlanıyormuş bu yürüme bandı. Onu kim söyleyebilir mi? Yani rüyamda o bilgiyi ben bir şekilde biliyormuşum. Te oralara kadar bandın üstü yerinde sayan bir sürü insanla, kediyle falan doluymuş.

Yürü, yürü, yürü. Ben tabii nefes nefese kalıyorum bir noktada. Sırtım, başım da kanter içinde, üstüm de gocuk. Keşke diyorum, lanet olsun bu gocuğu niye giydim, daha ince bir şey alsaydım diyorum. Sonra diyorum ki neden sadece belimden yukarısı terliyor da belimden aşağısı niye terlemiyor diyor. Hani sonuçta yürüyorum ya, onların da terlemesi lazım diyerek. Şöyle aşağı bir bakıyorum, bir de ne göreyim? Belimden aşağısı komple çıplak mı?

Çırılçıplak. Ayakkabı bile yok. Cook'um götüm başım hep ortalarda. Tabi hala lazara başlamadığım için istenmeyen tüyler kendiliğinden bir sansür uygulamış Cookişko'ya. Ve böylece istenmeyen tüylükten ne öldürür ne güldürür çok şükür varlıklarına tüylüğe terfi ediyorlar. Ona da çok seviniyorum. Rüyamda yani çok seviniyorum.

Sonra ama içim kuşkuyla doluyor. Ya diyorum Allah Allah benim bildiğime göre şu an utanç falan hissetmiyordum. Hani utanç hissetmediğim için neden hani kendimi insan içinde çıplak gördüm diye düşünüyorum. Çünkü maksimum uçağı kaçıracağım diye incecik bir işte kaygı taşıyorum. Kaygı varsa da onun için rüyada dişlerin dökülmesi gerekiyor. Onu da biliyorum. Acaba diyorum benim bilinçaltım mı bozuldu diye düşünüyorum rüyamda. Kendi bilinçaltımın içinde şey yapıyorum.

Neyse, Safiye'ye dönüyorum. Hanımefendi diyorum, bir bakar mısınız? Siz gerçekten Safiye Soyman mısınız? diye soruyorum. Hiç cevap vermiyor. Bu sefer elinde bir kova patates kızartması, böyle bantta yürüyenleri izlemeye dalmış. Patates yiyor bir taraftan, bir taraftan yürüyenleri izliyor. Sonra bir anda bağırarak şarkı söylemeye başlıyor üçüncü kattan, bütün sokağa. Feda olsun canım sana Yeter ki gel kollarıma Bırakma hiç ellerimi Sıkı sıkı sarıl bana Kurban olsun

Ablan sana... Sizin şarkınız değil ki bu. Safiye diye bağırıyorum, duymuyor. Devam ediyor şarkıya. Bakar mısınız bu diyorum, sizin şarkınız değil. Bu şarkı sizin değil, söyleyemezsiniz. Ben itiraz ettikçe band hızlanmaya başlıyor. Ben bir yandan koşuyorum, bir yandan da Safiye'ye bağırırım. Söyleyemezsin başkasının şarkısını.

Söyleyemezsin. Bülent Ersoy'un şarkısı bu. 92'de çıkardığı albüme ismini veren parça. Star parçası o albümün. Söyleyemezsin. Sen kimsenin ablası değilsin. Kurban olamazsın. Sus! Diye ağlamaya başlıyorum bantla koşarken elimde bavulla. Asla duymuyor Safiye beni. Sonra bir ses cevap veriyor.

Sana ne kız deli ben izin verdim söyle Safiş. Diyor. Dönüp bakıyorum ki karşıki balkonda da Bülent Ersoy mu? Valla onun da elinde dilli kaşarlı tostu. Ben belimden aşağısı çıplak kanter içinde koşuyorum elimde bavul. Bunlar karşılıklı şarkı söylüyor, yiyor, içiyor birbirlerine oynuyorlar.

Bu kayıtsızlık karşısında pes ediyorum tabii ki. Biraz da yorulduğum için olduğum yere bırakıveriyorum kendimi. Oturuveriyorum çıplak gödümle bandın üstüne. Yürüyen bandın da götürdüğü yere gideceğim artık diyorum içimden. Dışımdan bir ses de bana müdahale ediyor. Bülent Ersoy. Ne götün açık geziyorsun kız deli elindeki bavulda bir tane don da mı yok? Diyor. Aa diyorum gerçekten haklı bu arada. Neden çıplak gödümle oturuyorum? Bir tane don çek altına yani bavul var elinde. Neyse, bant ilerlerken oturduğum yerde bavulu açıyorum. İşte içinden bir bavul daha çıkıyor. Haydi diyorum, haydi bakalım. Rüyanın içinde sembolikliğe başladık. Onun içinden bir bavul daha. Onu açıyorum, bir küçük bavul daha. Artık diyorum yani, bunun içinden mi çıkacak? Onun içinden bir tane tapır çıkıyor. Kapaklı, yeşil tapır çıkıyor.

Tapırın içinden de acaba diyorum annemin koyduğu işte hani sarmalar falan mı çıkacak? Kapağı açıyorum. Tapırın içinden üstünde etiketiyle bir zara ceket çıkıyor bürosunun gülleri. Ceketin ben ceplerini arıyorum. Sağ cebinden kırmızı bir kese çıkıyor.

Kırmızı kesinin içinden de bir külçe altın. Bir külçe. İlk defa rüyamda görüyorum. Ben altını elime alır almaz, bant hareket etmeyi durduruyor. Herkes banttan çıkıyor. Nasıl sevinç çığlıkları, festival havası. Mahalledeki herkes cama çıkmış, tencere, tava, ıslı ne varsa çalıyor. Birden sokakta bir halay başlıyor. Utuzun bir halay. Sağdan geliyor, beni de aralarına katıp soldan devam ediyor. Ben halaya zaten hiç direnmiyorum. Ben artık akışına bıraktım. Elimdeki külçeyle diz kırçak, bas kırçak, aa! Yapa yapa halayın götürdüğü yere gidiyorum. Sonra bir noktada diyorum ki sağımdaki adama, nereye gidiyor bu halay diyorum. Nereden geçiyor yani? Yol üstünde bir yerden ineyim diye.

Diyor ki bu halay diyor Gürcistan'a gidiyor diyor. Gürcistan'a gidiyoruz biz sınıra doğru halay çekiyoruz. Masak hepimizin peşinde diyor. Ay yok diyorum benlik bir yanlışlık oldu. Benlik bir şey yok. Beni yol üstünde bir kuyumcuya bırakın. Ha bu ben bu külçeyi bozdurup kredi kartımın asgarisini ödeyeceğim diyorum. Asla bırakmıyorlar. Allah aşkına bırakın diyorum. Bak benim adım Özge Özel. Ben güzellik uzmanı değilim. Benim bu halayda yerim yok diyorum. Aa hayır diyorlar işte sen Özge Özel'sin. Seni de araştıracağız. Masak seni...

değilim diyorum bırakın isim benzerliği var değilim bırak falan diye bağırınıyorum tam o sırada bir anda biri beni belimden kavrayıp gökyüzüne doğru çıkarıyor Halaydan. Tanımadığım bir adam. Adamın sırtında ben gökyüzüne doğru ışık hızıyla yükseliyorum. Ay nasıl tatlı bir Meltem vuruyor yüzüme, nasıl huzur doluyorum. Adama bakıyorum bir süper kahraman kostüm de yok, hani öyle pelerin melerin bir şey de yok. Sırtındayım, yüzümü de göremiyorum. Normal, takım elbise giymiş, 1.60 boylarında. Balık etli bir adam. Neyse adam gidiyor, gidiyor, gidiyor. En sonunda beni böyle vali konağı caddesinin üzerindeki bir ATM'in önüne usulca bırakıyor. Sonra da diyor ki, 20 liracık da olsa askeri tutardan biraz fazlasını öde. Yoksa ileride uğraşır durursun başın ağrır, diyor bana.

Ben de teşekkür ediyorum bu gizemli kahramana. Yüzünde bir ışık huzmesi var, yüzünü seçemiyorum. Ben ona dikkatli baktıkça o huzme yavaş yavaş açılıyor. Beni kurtaranın Osman Yağmurdere'li olduğunu fark ediyorum. Biros'un gülleri, evet. Osman Yağmurdere rahmetli. Vallahi rüyama girdi.

Rüyada Osman Yağmur dereli görmek ne demek diye arattım. Kişinin daha çok para kazanmaya başlayacağına, rahatının yerine geleceğine, oturduğu koltuğun kendisine gurur ve güç vereceğine delalet ediyormuş. Yani tabii bilmiyorum, Rahmetli'nin AK Partilik İstanbul milletvekili olmasıyla bir alakası var mı bu Rüyad abinin ama neyse bunlar artık çok küçük detaylar. Gerçekten ilgilenmek istemiyorum. Sabah niyetine diyelim bürosunun gülleri. Hayırlara yoralım. Peşin fiyatınıza 3 taksitinizden öpüyorum ve gidiyorum. Haftaya görüşmek üzere. Kayıp Eşya Bürosu. Özge Özel. Sevgiler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)