
2.299 kelime · ~11 dk okuma
Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?
Alo, Kayıp Eşya Bürosü, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour. Kayıp Eşya Bürosü'ne tekrar tekrar tekrar hoş geldiniz.
Hazır Öğretmenler Günü'nü geride bıraktık. Geç de olsa bir kutlama yapmak isterim. Çünkü eğitim hayatımın her döneminde en az bir adet çok iyi öğretmenim oldu. Çok şükür ki.
desteğinin, sevgisini, hafif tatlı azarını eksik etmeyen öğretmenlerin sayısı, umarım genel öğretmen sayısı içerisinde bizim tahmin ettiğimizden de fazladır. Sırf benim yakinen tanıdığım 4-5 tane var öğrencilerinin bir tanesi öğretmen arkadaşım. Umarım ülke genelinde çok daha da fazladır diye ummadan edemiyorum. Çünkü bir love language'dır öğretmen-öğrenci ilişkisi, usta-çırak ilişkisi gibi yani.
Tabii ki bu gözlerle bile bir kadar çocuğa tokat patlatan, erkekleri kapıdan tıraşa gönderen, yüzlerini kazırcasına soğuk suyun altında permatikleten, kızların naylon çorabını kesen, slush hemleyen çok öğretmenler de gördü, görmedi değil. Şimdi burayı kelebeklere boğacak halim de yok, özel bir gün geride bıraktık diye. Ovalak Burcu halimizle göte göt diyeceğiz başka bir şey diyemeyiz. Fakat onlara zihnimin içerisinde bir masa vermeyi tabii ki reddediyorum. Tek ayak üstünde beklemeye mahkumlar. Hadi bakalım nasıl oluyormuş.
Ben bana içten bir şekilde nasılsın diye soran, şakalarıma gülen, bizi filmlere, sergilere, müzelere götüren, ruhumuzu besleyen öğretmenlerim için manzaralı, hoş bir oda döşemeyi uygun gördüm zihin özel idaremde. Bu VIP öğretmenler odasında hepsi yan yana oturuyor, sigarasını içiyor, efendime söyleyeyim mandalina yiyor, bölüyor, birbirine veriyor. Hatta evden getirdikleri kupalarında duble Türk kahvesi hüpletiyorlar. şu baş köşede oturan Esmer Güleç hanımefendiyle tanıştırmak isterim sizi. Kendisi, kreş öğretmenim Selma Hanım olur. Selma Hanım'a dair çok canlı anılar bulamıyorum büroda. Gerçekten çok az var. Aradım taradım, her tarafa baktım. Yüzünü bile çok zor hatırlıyorum. Böyle hayal meyal. Bir de bizi öyle uykusuna yatırdığı zaman diğer öğretmenlerle kendi aralarında şakalaşıp kıkırdaşmaları kalmış kulağımda hep.
Geçenlerde anne evine yapılan ziyaretlerden birinde eski karnelerimi karıştırdım. Evet, her bir karne, takdir, teşekkür, onur belgesi hepsi bir dosyanın içinde duruyor. Anaokulu karnemde Selma öğretmenin 5 yaşındaki halim için, 5 yaşındaki özgürlüğümüz için yazdığı bir dönem sonu değerlendirmesine takıldı gözüm. Ve ilk defa okuyormuş gibi hissettim. Bilmiyorum, belki de ilk defa okuyorum. Yani daha önce okumuş muyum bilmiyorum. Şöyle hızlıca bir göz attım, bir baktım götümde bir bıçak. Evet, tam 30 sene önce yazılmış bu karne yorumu tarafından gödümden bıçaklandım. Dur yere ha! Dur yere! Hayatta henüz 5 senedir varlık gösteren bir çocuk için şu cümleleri yazmış Selma öğretmen. Güzel sanatlara karşı oldukça yetenekli. Bu özellikleri göz önünde tutulmalı ve desteklenmeli. Özellikle müzik ve anlatım faaliyetlerine çok büyük ilgi duyuyor. Büyüklerinin destek ve güven vermesi halinde son derece başarılı ve aktif olacağına inanıyorum. Duygusal, ilgili ve sevecen olan bu öğrencime hayatta başarılar dilerim. O sırada büyüklerin destek ve güveni... Kanka çok acil bir işim çıktı ya. Kusura bakma başka zaman.
Bir tarafıyla sevindiren, bir tarafıyla yüreğimi parçalayan bir değerlendirmedir bu arkadaşlar. Ben yaptığım her şeye yabancılaşmışken, önümü göremezken, hayal kurmaya dair en ufak bir istek duyamazken ve herhangi bir şeye, herhangi bir heyecan geliştiremezken, yüzünü zar zor hatırladığım ve şu an nerede olduğunu dahi bilmediğim bir kadın, 30 sene önceden bana bir mesaj bırakmış gibi okudum ben bu değerlendirmeyi. Küçük bir hatırlatma. Anlatım faaliyetlerine çok büyük ilgi duyuyor.
Son birkaç senedir yaptığım her şeyin daha iyi bir özetini ben arasam bulamazdım açıkçası. Anlatım faaliyetleri, keşke üzerinde anlatım faaliyetleri yazan bir vergi levhamı olsa diye düşünmeden edemedim. Gerçekten Mecidiyeköy'de bir iş anında bir büro tutup yani ruhsatnameyi oraya yapıştırmak, masada beklemek hakikaten bu büronun fiilen, somut bir şekilde, kanlı canlı bir şekilde bir örneğini yaratmak inanılmaz istedim bu değerlendirmeyi görür görmez. Özge Özel, Anlatım Faaliyetleri Liddet şirketi. Büyüklerin destek ve güven vermesi halinde son derece aktif ve başarılı olacağına inanıyorum. Valla hocam onunla herkes son derece aktif ve başarılı olur.
Asıl büyüklerin destek ve güven vermemesi halinde nasıl aktif ve başarılı olunur, onu yazmanız gerekiyordu. O benim çok daha işime yarardı açıkçası. Yani çünkü bok kadar çocukken ilgi duyduğunuz, gözünüzü parlatan şeyi hatırlamanız tam 30 senenize alabiliyor. Öteki türlü. Neyse olsun, iyi haber.
Bir yere de gitmiyormuş işte. Yani öyle pazarda kaybolmuş çocuk gibi durduğu yerde duruyormuş. O ilgi gösterdiğin şey, anlatım faaliyetleri neyse ne bokumsa. Gidip onu bulmanı, bulup eve götürmeni bekliyormuş. Neyse geç olsun güç olmasın gerçekten. Siz de nereden bileceksiniz tabii bu arada. Asla sizi suçlamıyorum. Oraya yazmışsınız ince gibi el yazınızla. Uzun, uzun. Bu çocuğa öyle yapın, böyle yapın. Bu konularda iyi. Daha ne yapacaksınız? Tebelleş olup sürecin takipçisi olacak haliniz yok. Bin tane çocuk. Şu an neredesiniz? İyi misiniz? Bilmiyorum. Ama 1993 senesinde Pendik Kızılay Rahmi Küçük Anaokulunda öğretmenlik yapan Selman Hocam, soyadınızı söyleyemiyorum Kvkk'dan ötürü, beni gören gözlerinizden ve ellerinizden öpüyorum. Öğretmenler gününüz kutlu olsun.
İyi öğretmenlerin çok sevdiğim özelliklerinden bir tanesi budur. Her şeyden habersiz işlerini yaparlar ama karşılarındaki çocuk da o dönem artık hangi figür eksikse, o boşluğa böyle cuk diye oturuverirler. En fazla kaç figür eksik olabilir? Yani maksimum nedir bunun şeyi diyeceksiniz ama sakın bu hataya düşmeyin. Çeşit çeşit ana baba var bürosunun gülleri. Hangi birinin eksik olduğuna şaşırırsınız yani. Az önce gördünüz. İlgili, şefkatliyi kucaklayan bir ebeveyn figürü eksikti bende. Kaç yıl süreyle eksikti diye sormayın. Canımızı sıkmayalım baştan baştan. Mesafeli görünen ama seni iyi tanıyan, doğru şeylere yönlendiren figürlerimiz var. Burada bakın şöyle eğer eksiğiniz oysa.
Hemen yanında hata yapmana müsaade eden daha chill, sakin figürlerimiz var. Bakın. Özel meseleleri konuşabildiğiniz modellerimiz mevcut. Bunu bayanlar kapış kapış alıyor vallahi. Gidiyor yani, bayağı gidiyor. Tabii bunlar katmanlı, kaliteli ürünlerdir bunlar. Bizde öyle sadece isim hatırlayan, öyle ebeveyn figürleri olmaz. Yok. Yani bilmiyorum. Çok bir olay yok gibi geliyor bana yani. Size hangisi lazım tam? İlkokula başlarken bana lazım olan tek şey, evde tek başına olmamaktı. Yine.
Tüm eğitim, öğretim hayatım evden çıkmak motivasyonun üzerine kuruludur benim. Yani evden çıkayım da okula gideyim, o okul nerede olursa olsun. İzlemişsinizdir, kimse benimle oynamıyor deyip kendi kendine parkede araba süren ve hepimizin yüreğini dağlayan bir şerefsiz, bir Koreli şerefsiz izledik geçtiğimiz haftalarda. Ben çocuğu izlerken konuş, anlat aslan parçası, köpek olsunlar sana diye bir hal oldum. Ama işte insan ne istediğine 7 yaşında da olsa dikkat edecek.
Tek başına olmamak isteye isteye çıktığım evden 67 kişilik bir sınıfa denk geldim. Ya ilk sınıfım 1C tam 67 kişiydik. Bu sayıyı asla unutmuyorum. Tek seferde tüm gün tam 67 çocuktan sorumlu bir öğretmenin yani sinir harbi geçirmeden mesai tamamlaması burada da öğretmenler odasının ikinci figürünü.
Sizlerle tanıştırmak istiyorum. Zerin hocam. 5 senelik ilkokul dönemimin, o zaman 5 seneydi yani, 4 senesi 60 küsur çocuğa öğretmenlik yapan Zerin hocamıza dair tabii daha çok anı var kafamda ama yani yine de az. Çok güzel bir gülüşü olduğunu hatırlıyorum. Böyle gözlerinin çekik olduğunu, neredeyse afroya çalan kıvırcık saçlarının olduğunu hatırlıyorum. En net hatırladığım an, dördüncü sınıfın sonunda ayrılıp başka bir okula geçeceğini bize söylediği an. Bir öğretmenin gidişine elbette ki üzülünür.
Daha küçücüksün, 9-10 yaşlarındasın, 4 seneni birlikte geçirmişsin, alışmışsın. Ama yani 60 küsür çocuğun aynı anda üzülmesi, benim ömrümde gördüğüm ilk toplu histeri krizi olabilir. Şimdi, hep beraber 1999'a gidiyoruz. Hazır mısınız? Hadi gelin, 1-2 takvim yaprağı hışırtısıyla hop! 99'dayız. Selam.
Ben Özge. 11 yaşındayım. 1999 senesi. Yani milenyuma bir var. Akıllarda tabii ki tek bir soru var. Bu dokuzlar bitince ne olacak? Yani bilgisayarlar mı sıfırlanacak? Uzaylılara mı teslim olunacak? Basacak mıyız, çıkacak mıyız? Hepimizde bir kaygı gözlemliyorum. Başka bir şey de düşünülmüyor. Ve bir şekilde alüminyum folyonun da çok parlak bir dönemindeyiz. Yani her anlamda mutfaktaki kullanım alanını genişletip tüm dünyayı ele geçirmesine ha şu kadar var.
Dev jileğin bir bayramlık çikolata gibi geziyoruz sokaklarda. E tabi uzay çağına öyle ev haliyle girilmez sonuçta. Ayıp istila mistila olacaksa da hani bari ne bileyim yöresel kıyafetleriyle karşılayalım. Gurbetçi ellerimizi. Belki istiladan vazgeçerler. Bir çay içip dönerler bilmiyoruz.
Benim şahsen 11 yaşında bir çocuk olarak, bu seneden, yani 1999'dan da, milenyumdan da çok bir beklentim yok. Düzenim daha fazla bozulmasın, başka hiçbir şey istemiyorum. Son iki senedir bir kardeşim var. Aynen, evet, abla oldum ben. Yani başında artık tek çocuk değilim diye bayağı sevinmiştim peşin peşin. Ama tüm ilgi alaka kardeşimin üzerine boca edilince ben çok şey oldum yani. Onu tahmin edemedim.
Eve daha küçük birisi gelirse, benim çocukluğumun otomatikman düşeceğini kimse söylememişti. O konuda uyarmadılar. Ve artık eskisinden de yalnızım. Bana da sürpriz oldu, evet. Bu yetmiyormuş gibi, Zerrin Hoca da çok şık bir gol attı gerçekten. Bırakıyormuş bizi, öyle dediler.
Yani tabii ki bana düşmez. Ama yani bir senecik daha sabretse, ortaokula geçerken biz zaten organik bir kukuş yaşayacaktık. Önlükten formaya geçirecekti, yakalıklar gidecekti, kravat gelecekti. Öğretmenim gidecek, hocam deneyecek artık. Ergenlik çanları ufaktan kulak tırmalayacaktı. O şekilde azıcık, birazcık daha sabretse işte biz zaten yüzüne bakmayacaktık belki bu kadar yeniliğin arasında. Neyse. Bir de özel okula geçiyormuş biliyor musunuz?
Valla, yani yerine kim gelecek bilmiyorum Zeynep Hoca'nın. Biri illa ki gelecek. Nasıl biri olacak? Sadece bir sene okutacak bizi. Bir sene ne ki Allah aşkına? Yani harika bir insan çıksa bile, onu tanıyanı sevene kadar... Ooo, sene bitecek. Yok yere ikinci bir aylık sancısı yaşa. İşte bütün bağlanma problemleri. Valla bizi telef ettiniz ya. Bağlanma stillerimizi mundar ettiniz be yetişkinler. 4C sınıfı olarak dört bir yanda kızlı erkekli hüngür şakır aldadığımız bir gündeyiz.
Niye öğretmenim? Öğretmenim, gitmeyin öğretmenim. Diye sürmüş çekiyoruz dört bir köşede. Bir yandan da öğretmenimizin verdiği bu kararı çok mantıklı buluyoruz. Ee, sonuçta özel okula gidiyor. Birazcık rahat etmek onun da hakkı. Diyorlar mesela şu köşede. Üniversiteye giden kızı var. Önce onu düşünmesi lazım. Diyen grup şu tarafta. Artık yaşlanıyor. Daha az öğrencili sınıflarda olmak istemesi... ...çok normal. Deniyor.
Olgunlar bak, 11 yaşındayız ulan kendinize gelin. Neyin farkındalığı bu ya? Zerrin Hoca da kıyamam. Sakin sakin hepimize sarılıyor. Bahçede koşturanları izliyor. Ağlayanların gözünü siliyor. Ben de tam o sırada, aynı zamanda beslenme saatiydi... ...babamın beslenmeme koyduğu sandviciyi yiyorum. Bir ara Zerrin Hoca bir ısırık alabilir miyim diye soruyor bana. Ben çok seviniyorum tabii. Son bir lokma paylaşacağız Zerrin Hoca'mla. Son bir lokma yiyelim.
Öyle git gideceksen ne olur yavaşça çiğne. Aa diyor ne var bunun içinde? Beyaz peynirle bal diyorum. Hmm tatlıyı ve tuzluyu aynı anda mı yiyorsun? Diye soruyor. Ben tabi bu soruyu pek anlamamakla birlikte yani belli ki de yiyorum. O yüzden evet öğretmenim diyorum. Siz Kürt müsünüz Özgecim? Diye soruyor. Siz Kürt müsünüz Özgecim?
Hocam giderayak ben... Bilmiyorum sizce doğru oldu mu şimdi? Ben sabahın kör karanlığında kalkıp okula gelmişim. Derste tahtalara kalkmışım, bütün sorularınızı cevaplamışım. Teneffüslerde ağlamışım, gidişinizi hazmetmeye çalışmışım. Beyaz peynirle balın aynı anda yenmesinin normal olmadığına dair bir soru işareti koyuyorsunuz kafama. Ve ilk defa o soruyu duyuyorum sizin sayenizde. Siz Kürt müsünüz? Ne bileyim, 11 yaşındayım ben.
Özge olduğumu biliyorum. Oğlak burcuyum. Ocak'ta doğduğum için. Bir de anlatım faaliyetlerine ilgim varmış. Kürtlükle ilgili bir şey denmedi. Öyle bir karne yazısı hatırlamıyorum. Kürtlükle ilgili. Gerçekten bugünün duygusal yükü altında ezildim küçücük bedenimde.
Allah'tan gün bitiyor. Zil çalıyor. Herkes evlerine dağılıyor. Ben babaanneme gidiyorum. Günün yorgunluğunu üzerimden atmak için sobanın yanında yaptığı yer yatağında küçük bir power nap patlatıyorum. Uyandığımda tulum peyniri, yumurta ve çayla brunch yapıyoruz. Bakıyorum, hepsi tuzlu. Sürekli yaptığımız bir şey değil demek ki tatlıyla tuzluyu karıştırmak. Ama benim aklıma soktu bir kere bunu. Ben bunun takipçisi olacağım. Güzelce ödevlerimi yapıyorum. Ve sonra günün
En sevdiğim kısmı geliyor. Çocukluk mesaisi. Annemle babamın beni almadan önceki öğrencilik ve ablalık arasında yaşayabildiğim o küçük çocukluk aralığı. Babaannem mutfaktayken küçük amcamın odasına parmak ucunda gidip yatağının başında yükselen lamanlardan okumadığım bir sayıyı çekip alıyorum.
Biraz anlayarak, biraz anlamayarak her bir köşesini okuyorum. En çok da Bahadır Baruter'in çizdiklerine bakıyorum. Gerçekten çok ilginç resimler yapıyor. Bunu yukarıdan sekiz sayarak aldım. Bir, iki, üç, yedi miydi ya yoksa? Yok yok tamam sekizdi. Yukarıdan sekiz sayıp aldığım yere olduğu gibi bırakıyorum nemanı. Kimse anlayamaz bu odaya girip çıktığımı.
Televizyonun başına geçiyorum. Birazdan Şirinler başlayacak. Ana haber büktüğün öncesi son çıkış. Yetişkinlerden önce son çıkış. Bebekli bir evde çalışan anne babaya yardım etmek için... ...mini yetişkin olmadan önceki son çıkış. Evet. Başlaman şart artık Şirin baba. Evet seni bekliyorum. Bugün gerçekten çok yoruldum. Lütfen bir darbe de senden yemek istemiyorum. Çok çok yoruldum. Her konuda çok yoruldum. Şirin, heh başlıyor. Başladı, başladı, başladı, başladı, başladı, başladı, başladı, başladı. Şirinler başla. Ne oldu? Niye dondu? Dondu mu şu an? Yayın gitti. Ne oluyor ya?
Ya hayır, hayır. Hayır, haber yok ya. Habere daha var. Habere daha bir saat var. Haber saati değil şu an. Son dakika haberleriyle karşınızdayız. PKK lideri Abdullah Öcalan, Kenya'nın başkenti Nairobi'de, MİT ve Genelkurmay Başkanlığı'nın operasyonuyla kıskıvrak yakalandı. Önceki gece sabaha karşı uçakla Türkiye'ye getirildi.
Kim bu ya? Kim ya bu adam benim? Şirinler saatimi rezil etti. Şurada bir çizgi film keyfimiz var. Çocuk olabildiğimiz şurada zaten. İki saat mi, üç mü, kısacık bir zaman dilimi ya? Kim bu ya? Yakalanmış bir de. Saça başa bak, hayret bir şey. Sondaki kada değil işte. Önceki gece getirmişler zaten. Şu an yakalanmamış ki şu an. Niye siz kesiyorsunuz benim çizgi filmimi ya? Hayır madem yakalayacaksınız, koca gün yakalasaydınız zaten. Ben okuldayken niye yakalamadınız? Hazır biz bahçede ağlıyorken yakalasaydınız. Zerrin Hoca ekmeğimden kıtlatırken yakalasaydınız ya. Ya ben uyurken niye yakalamadınız ya? İnanılmaz gerçekten yetişkinlerden hepinizden nefret ediyorum ya. Nefret ediyorum! Berbatsınız! Hiçbir şey beceremiyorsunuz. Koskoca adamlar, kadınlar hiç ne ağzınızdan çıkandan haberiniz var. Ne attığınız adımdan haberiniz var. Bu ne biçim bir büyümek ya? Allah'ım sen beni benzetme ya Rabbim ya. Tamam mı? Bak konuştuk daha önce de biliyorsun. Dualarımın şeyimi ben başkayım. Tamam mı? Öyle konuştuk.
Şekerim düştü ya. Babaanne! Bal var mı? Ya işte böyle. Vallahi iyi geldik ha bu yaşlara. Ne diyorsunuz? Aynı fikirde miyiz? Omzumuzdan öpüyoruz. Seri öpüyoruz. Hem de seri bir şekilde. Duyacağım. Herkes cok cok cok. Bir kendi omzundan öpüyor. Bir çocukluğunun omzundan öpüyor. Sonra da gidiyor bir bardak soğuk su içiyor. Kayıp Eşyal Bürosu. Özgü Özel. Sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.