
2.084 kelime · ~10 dk okuma
Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?
Alo, Kayıp Eşya Bürosü, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour. Kayıp Eşya Bürosu'na tekrar tekrar tekrar hoş geldiniz.
Bundan birkaç gün önceydi. Eve dönmeye çalışıyordum. Telefonumun şarjının yüzde iki olduğunu fark ettim. Berbat! Normalde benim yapacağım amatörlük değil ha bu. Dışarıda ben en az yüzde yetmiş şarjla dolaşırım. Şarj aletiymiş, powerbankmiş, dışarıdaki şarj otomatlarıymış beni zerre ilgilendirmez. Ben ekrana baktığımda şarjımı dolu göreceğim kardeşim. Kendimi öyle güvende hissediyorum. Neyse nasıl olduysa olmuş.
Fark etmemişim. Bu arada iyi bir şey. Demek ki kaliteli bir vakit geçirmişim. Şarjım bittiğini fark etmemek ne demek? Telefona çok çok az bakmak demek. Bildirimleri görmemek demek. Çok güzel. Harika. Ekran sürem azalmış ama işte onunla beraber bataryam da azalmış. Gelmiş yüzde ikilere dayanmış. Neyse yapılacak şey belli. Telefonu akıllı telefon yapan her şeyden arındırırsınız böyle zamanlarda. Ekran parlaklığını yerlere çalarsınız, bluetooth, hücrese, airdrop ne var ne yok her şeyi kapatırsınız ve telefonunuzu bir Nokia 3310'a çevirirsiniz tabiri caizse. Yüzde iki çok çok kritik bir şarj.
Daha ben bu şarjla turnikelerden geçeceğim. Bir sıkımlık QR kodum kaldı. Alsın beni turnikenin öteki tarafına bıraksın. Sonra da kapansın gitsin. Bakın başka hiçbir beklentim yok şu an. Ulaşımımı sağla Aifur. Beni eve götür. Saat 16.50 suları. Taksi metrosuna ulaşmaya çalışıyorum. Yenikapı'dan. Bu Yenikapı'dan Hacı Osman'a giden metro taksi metrosu biliyorsunuz. Bunun yani kodunun ya da diğer semtlerin hiçbir önemi yok.
Turnikelere ilerlerken şarjımın %2'den %1'e indiğini fark ediyorum. Adımlarımı iyice hızlandırıyorum ama ulaşamıyorum. Herkes her tarafa doğru yürürken, koştururken turnikelere ulaşmak daha da zorlaşıyor. Orada, karşımda, görüyorum, duyuyorum, okutamıyorum.
O sırada ensemde bir ses, ''Pardon bakar mısınız pardon'' diyor. Bakmam kardeşim. Bakmam, bakamam, bakarsam şerefsizim. Sen zaten çok büyük ihtimalle bakmama değecek bir şey de söylemeyeceksin bana. Ben bakmazsam başkası bakar, bir sürü insan var burada. Belki onlar da bakmaz. Belki hiç kimse bakmazsa sen de artık buraya gelip ee pardon bakar mısınız demeyi bırakırsın. Hayır önceleri bakıyordum ben. Boşluğuma denk geliyordu, bakıyordum. Bir de genç genç de çocuklar biliyor musunuz. Belki paraları yok, belki bir yere gidecekler kaldılar buralarda. Olur olur. Pardon bakar mısınız diyor. Bakıyorum efendim diyorum. Çocuklar olsun ister misiniz diyor bana. Çocuklar ölsün ister miyim? Tabii ki isterim aşkım. Ne kadar güzel akıl ettin. İyi ki sordun. Kim istemez ki çocuklar ölsün? Bu hayatta bak herkesin hayalidir. Gerçekten teşekkür ederim. Sabahtan beri düşünüyorum. Ben bugün bir şey yapacaktım ama ne yapacaktım hatırlayamıyorum. Şimdi hatırladım ne. Çocuklar ölsün ister miyim? Ben senin gramerini tonlamanı ayrı ayrı sikeyim canım kardeşim. Güzel kardeşim benim. Genç adam.
Allah'ım ya. Ee, pardon. Pardon. Bakmayacağım. Bakmıyorum. Bakmayabilirim. Sakın çevirmiyorsun kafanı Özge. Şarjın olduğu yüzde 0.75. O turnikeye gidiyorsun. Bu QR kodunu tattırıyorsun ona. Düğülü ödüyor. Geçiyorsun içeri. Kafanı sakın ha sakın çevirmiyorsun kızım bak. Sakın. Bakabilir misin? Bakabilirsin. Bakacak mısın? Hayır. Sırf yapabiliyorsun ya yapacaksın diye bir şey yok. Bu kadar basit bir formül. Bakabilirsin ama bakmana müteakip telefon kapanırsa ne yapacaksın? Hı?
Yeni kapıda priz mi arayacaksın? Elinde elli lirayla başkalarına, pardon fazla akbiliniz var mı mı diyeceksin. İhtimallere bak, hepsi birbirinden kötü. Artık son pardon çok daha yakından, yani direkt bana bana söylendiği belli olan bir mesafeden ecra ediliyor. Pardon, pardon bakar mısınız? milisaniyeler içinde edinebilerin resting bitch face dediği surata geçiş yapıyorum. Zaten çok uzağında da değilim. Rest eden bir face'im var. E bitch olmam için de tanımadığım bir adamın benimle konuşmaya çalışması gayet yeterli. Resting bitch face çok önemlidir bakın sosyal hayatta. Kamusal alanda çok çok önemlidir. Kim bulduysa, hangi cinsiyetçi şeref yoksun ortaya attıysa bu kavramı Allah da ondan razı olsun. Türkçe'ye çevirdiğimizde dinlenik urus bu suradı gibi bir şeye tekabül ediyor. DUS diye kısaltalım. Dinlenik urus bu suradı.
Kristen Stewart'ın suratını falan şöyle bir gözünüzün önüne getirirseniz anlarsınız. Ya da Emma Darcy'nin. Onlar gibi. Türkiye'den bir örnek vereyim. Melek Subaşı. Mesela. Anladınız değil mi? Gözünüz de canlandı. Bakın, nefret dolu, öfkeli, böyle kaşları çatık bir ifadeden mertebe olarak çok yüksektedir. Duz.
Çünkü neden? Öfkeli, kızgın bir surat, onu gören kişi de o ifadeyi düzeltme isteği uyandırıyor ya da ona iyice bulaşma isteği uyandırıyor. Yani üzerine yorum yapacak bir şey vermiş oluyorsunuz. Ne zaman saçma salak bir şey yapıp gülünç duruma düşecek diye bekliyor insan. Bu kızgın surat bakalım mesela takılıp düşmemeye çalışırken de kaşlarını çatmaya devam edecek mi insan merak ediyor. Bir keresinde, inanır mısınız yine bir metrodayım, çantam mantam da çok ağır. Yani yeryüzüne asansörle çıkmak istedim.
Asansör de ağzına kadar her yaştan ve cinsiyetten çatık kaşlığıyla doluydu. Böyle yüzleri kırış kırış, canları sıkkın, bilmiyorum belki aralarında ter kokan vardı. Neyse asansörün içinde bana ve arkamda bekleyen diğer insanlara bakarak yukarı çıkmayı beklediler. Çok beklediler ama. Asansör kapıları ortamda tuhaf bir sessizlik olduğunu sezdi ve zaten yavaş olan hızını 0.25'e düşürdü gibi düşünüyorum ben.
Yap yavaş, kapandı o kapılar. Yap yavaş, hareket etti asansör yukarıya doğru. Ben de daha fazla dayanamadım orada hareketsiz durmaya. Hemen asansörü çağırma tuşuna bastım. Ve asansör ne yaptı biliyor musunuz? Yerden yükseldiği bir santimden geri döndü.
Yap yavaş bir şekilde kapıları açtı ve yukarı çıkamamış bir asansör dolusu çatık kaşlıyla beni baş başa bıraktı. Eyvah, eyvah, eyvah. Ay hakkınızı helal edin, deyiverdim. Çatık kaşlılardan bir iki tanesi böyle sağa sola bakarak hasbinallah çekti. Bir iki tanesinin siniri gerçekten çok bozuldu. Birkaç tanesi de tebessüm etti. Fakat hiçbiri hakkını helal etmedi. Neyse kapılar tekrar yavaş yavaş kapanırken basayım mı tekrar dedim.
Arkamdakiler güldü Allah'tan. Çatık kaşlar tabiri caizse. Mal gibi kaldı. Bütün duyguların hepsini iç içe geçirdim, çarpıştırdım her şeyi. Öyle yeryüzüne çıkıverdiler. Bu hoş öfke kadar komik bir şey olamaz. İşte bu yüzden dusunuz her zaman iç cebinizde hazır olacak. Bu yüzünüzü rahat bıraktığınızda oluşan nötr ifadeye diyorlar.
dinlenik urusbu suratını yani dümdüz ifadesiz durduğunuzda bunu asık surat zanneden küçümseyici bulan öf yanına da yaklaşılmıyor abi soğuk nevale diyen denyoların bulduğu bir tabir O denyolar ki dümdüz durmanızdan bile incinen narin canlılardır. O denyolar ki gururlarını avuçlarınızda fıstıklı çitos gibi ezebildiğiniz birer davardır. O denyolar ki çoğunlukla adamdır. Bu sonuncuyu söylememe gerek bile yoktu biliyorum.
Daha önce hiç dinlenik orospu suratı yapmamış olan varsa aranızda... ...eyvah ne yapacağım ben de yoktu çok hazırlıksız yakalandım falan diyenleriniz varsa... ...sakin olun özgeniz burada. Birlikte bu büroda DUS'a hazırlanacağız şimdi. Tamam mı bürosunun güleri? Şimdi öncelikle sağda solda kürdan var mı? İyice bakıyoruz. Baktınız mı? Yoksa en yakın lahmacuncuya gidiyoruz. İki lahmacun söylüyoruz. Onları bir güzel yiyoruz. Kasada limon kolonyamızı töküyoruz. Hesabı öderken kürdanımızı alıyoruz. Hatta birkaç tane alıyoruz. Cebimize atıyoruz. Yedeklemekte fayda var.
kürdanı jelateninden çıkarıyoruz usulca dişlerimizin arasına alıyoruz sağ taraf olabilir sol taraf tam orta artık hangisinde kendinizi daha belalı hissediyorsanız kürdanı orada tutun dişlerimizle kürdanı çok sıkmadan sıkıştırmadan dudaklarımızın arasından düşmeyecek şekilde tutmaya çalışıyoruz şöyle hafif serbest bir şeyle yani kuş gibi çok sıkarsak ölür, bırakırsak elimizden hepten uçar gider. Tutaklar böyle hafif aralık olacak, hafif böyle birazcık sedenak su gibi olabilir, yani çok azcık. Kürdan yere doğru 10-15 derecelik bir açıyla eğim yapacak. Tamam mı? Hah, harika. Şimdi orayı sabitleyin, şimdi bakışlara geçiyoruz.
Kaşları alabildiğince yukarı doğru ittir. İttir, ittir, ittir, ittir, ittir. Yukarı doğru alın, buruş buruş olsun. İttir. O sırada gözleri de aç. Aç, aç, aç, aç, aç. Böyle kötü bir casting ajansına mimik şeyiymiş gibi, fotoğrafı çekiliyormuş gibi. Aç. Şimdi üçten en geriye sayacağım. Bir anda bırakacağız bu ikisini. Üç, iki, bir. Bırak. İşte. Dinlenik uruspu suradınız. Gurur kırmaya hazır. Hem yanınıza it kopuk yaklaşamayacak, hem de kaşlarınızın ortası kırışmadığı için botoks masrafınız olmayacak. Win-win.
Pardon, bakabilir misin? Bakıyorum artık, ne yapayım? Baktım, bakıyorum. Düz devrede. Olası sapkınlık ve taciz ihtimallerine karşı anahtarlıktaki çakıyı sıkı sıkı tuttum cebimde. En yakın güvenlik görevlisi sağ omzumun iki metre gerisindeki turnikelerin hemen yanında duruyor. Bakıyorum, hazır mıyız? Bakıyorum, baktım.
Hemen hızlıca bir tarayalım. Boyu benden maksimum 5 cm. Uzun, zayıf, temiz yüzlü, kısacık kırlaşmış saçları olan, genç yetişkinliğinin sonlarında bir adam. Okey. Gömleğinin üstüne ince bir triko giymiş. Belli belirsiz gülümsüyor. Temiz birine benziyor. Belli olmaz. Elinde montunu tutuyor. Yani montunu diye düşünüyorum ama belli de olmaz. Biliyorsunuz bir kadın hiç ummadığı yerlerde birinin silkiyle göz göze gelebiliyor. Bilemezsiniz. Belki bana düşen de yeni kapı istasyonunda dinleyimlemek. Yani bunu. Bilmiyorum. O yüzden orada taraya çok bakmıyorum.
Kaşlarımı kaldırarak, ağzımı bile açmadan, ''Evet, ne var?'' diyorum. Pardon, ee, siz, siz acaba akademisyen miydiniz? Bu soruyla ilk defa karşılaşıyorum bir kamusal alanda. Akademisyen miydiniz? Vay be, akademisyen miydik ha?
Ya Özge'm ya bitti. Geçti gitti artık o eski dönemler. Artık siz bilgide mi okuyordunuz, kaça gidiyordunuz dönemi geçti gitti. Bir ara tanışmak isteyenler bunu sorardı bana yolda. Bilgi üniversitesi öğrenci olmaya çok yakıştırırlardı bana. Nedendir bilmiyorum.
Demek artık yaşımızı göstermeye başladık ha? Öğrencilikten akademisyenliğe geçtik. Yazıklar olsun sana Retinol. Sen de yalanmışsın. Bu arada o kadar akademisyen gözükmüyorum ki. Yani gerek yeterince uyumamanın verdiği şiş gözlerim, gerek tepeden dağınık toparlanmış tiftik tiftik saçlarım, gerek tight sweatshirt spor ayakkabım. Yani üniversitede akademisyen değil de böyle Nilüfer Hatun İlkokulu 2C sınıf annesi falan olurum. O görüntüyle. Maksimum. Hayır, değilim.
Burada üzülerek birazcık gülümsediğimi itiraf etmem gerekiyor. Tutamadım. Çok hazırlıksız yakalandım bu soruya çünkü. Ha. Ama... Pardon bir dakika. Şey... Peki, koç üniversitesinden miydiniz?
Bak! Allah Allah! Öğrencilikten akademisyenliğe geçiş yapamayınca, varisayımsal olarak okulumun senelik ücreti de 300 binden 500 bine çıktı. Aa, inşallah bursluyumdur, ne diyebilirim? Hayır, birine benzettiniz galiba. Artık ben bunu söyledikten sonra benim yüzüme boş boş bakman değil, ikna olman evet herhalde öyle oldu kusura bakmayın falan demen gerekiyor, kırsaçlı garip adam. Israrla peki şey dediğin için hayır ben o değilim demek zorunda bıraktın beni. Şarjım %0.025 olmasaydı bu saçma sapan konuşmayı ben uzatmayı çok isterdim aslında biliyor musun? Gerçekten öyle bir günümde olabilirdim yani. Şöyle uzun uzun sana anlatmak isterdim kafanı yakana kadar.
Evet, evet ben bir akademisyendim kır saçlı garip adam. Yıllar yıllar önceydi. Koç Üniversitesi'nde bir profesörle evliydim. Bir de oğlum vardı. Fakat kocam olacak adam, içimde kopan fırtınalardan bir haberdi. Beni görmüyordu, beni duymuyordu. Birbirimize saygı duyuyorduk, evet. Ama o kadar. Tutku evimizi terk edeli çok uzun zaman olmuştu.
Bir gün, bir gönül mancarası sebebiyle araları açılan erkek kardeşimle yengemi barıştırmak maksadıyla Moskova'ya gittim. Kontvronsky ile karşılaşmam ilk burada oldu. Birbirimizden çok ama çok etkilendik. Aradaki elektriği hissedebiliyordum. Kontvronsky bana aşık olduğunu belli edince panikle kendimi geri çektim.
Alel acele ailemin yanına geri döndüm. Bronski beni bırakmadı. Yolculuk boyunca bana eşlik etti. Aramızdaki aşk çok çok hızlı gelişti. Biz sık sık buluşup görüşmeye başladık. Kimseden sakınmadan. Herkesin görebileceği yerlerde de buluşuyorduk. Kocam Alexi Karanina bu davranışımdan dolayı kariyerini kaybetmekten endişelendi. Evet, benim onu aldatıyor olmam ikinci plandaydı.
İşte böyle. Lütfen beni gördüğünü kimseye söyleme. Kontvronsky ile Taksim'de buluşup, Jodor'da Olala Beatrice diyeceğiz. Hoşçakal, kır saçlı garip adam. Hoşçakal.
Of bu Anna Karinina'yı bir an önce okumam lazım ya. Of kaç yaşına geldim. Neyse maalesef şarjım çok çok çok azaldı. Olası bir tacizde kadese tıklayamamak ya da seni videoya çekememek. Kırsaçlı garip adam. Bu korku çok daha ağır bastığı için gecede iyi uyuyamadım. İşte ağzının ortasında bir tane çakamama ihtimalim de çok yüksek. Senden olabildiğince çabuk uzaklaşmak istiyorum şu an.
Sakın kişisel algılamıyorsun bak. Tamam mı? Sakın! Lütfen bak. Sorun kesinlikle sende değil. Bambaşka erkeklerde. Artık siz onu kendi aranızda şey yapın. Bizi karıştırmayın kadınları. Kendi aranızda denyoları ayıklayın. Hadım mı? Bilmiyorum. Bence hadım da çözüm değil. Erkeklerin sikini değil de gururlarını aldırabilsek aslında çok güzel olacak. Çok daha kullanışlı.
İstenmeyen gururlarınızı lisanslı buzlazer ve alanında uzman ekibimizle 8 seansta tamamen bitiriyoruz. Kasım ayına özel 5000 TL yerine sadece 3000 TL. Üstelik 3 seans bölgesel incelmede hediyemiz. Sadece beyin korteksinde geçerlidir.
İşte o zaman güzellik koçu Özge Özel ile tanıştınız siz. İşte o zaman güzellik koçu olurum. Bu uğurda yasa dışı bahis paralarının bir kısmını da benim aklamam gerekecekse artık yapacak bir şey yok. Bedeli neyse öderiz. Şarjım %0.02.
QR kodunu okuttum, türlü turnikeden geçtim, arkama bile bakmadan perona indim ve 4-5 kişilik bir grubun yakınlarında durarak metro gelene kadar yürüyen merdivenleri kestim. Kırsaçlı garip adam, neyse git gelmedi. Metro geldi. Telefon kapandı. Teşekkürler Alfor, bu süreçte elinden geleni yaptın dostum. Teşekkürler savunmadan sorumlu mekanizmalar, siz de elinizden geleni yaptınız. Artık vites düşürebiliriz. Asayiş berkeman gibi görünüyor.
Eveeet. Eğer siz de Yenikapı metronun oralarda verdiğim eşkale uygun birinin insanları durdurup durdurup, pardon siz, siz akademisyen miydiniz diye sorduğunu görürseniz bana muhakkak yazıyorsunuz, haber veriyorsunuz bürosunun gülleri. Bilmek isterim çünkü ne şeşit bir manyakla karşı karşıya olduğumuzu. Dinlenmiş yüzlerinizden ve avzunuzdaki kürdanlardan öpüyorum Urus Pular. Kendinize çok dikkat edin tamam mı? Haftaya görüşürüz. Kayıp Eşya Bürosu. Özgü Özel. Sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.