Podcast

S3E19: Beni Manipüle Etme

Bibliyoterapi

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bibliyoterapi'nin bu bölümünde Aslı ve Tuna, manipülasyon sanatı üstüne konuşuyor.

Kitaplar:

Trendeki Kız - Paula Hawkins
Beni Asla Bırakma - Kazuo Ishiguro
Kadının Adı Yok - Duygu Asena
İktidar-Güç Sahibi Olmanın 48 Yasası - Robert Greene

Aslı ve Tuna’ya [email protected] mail adresinden yazabilirsiniz.


See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

5.406 kelime · ~27 dk okuma

Dermanı kitaplarda arayanların haftalık podcasti BiblioTerapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Tunuk İremitçi. Mahalleme okuyabilir miyim? Tabii buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için BiblioTerapi ne yapıyor? Başlıyor.

Bir Biblioterapi bölümüne daha hoş geldiniz. Sorumuz bayağı bir uzun. Daha doğrusu sorudan önce biraz altyapı var. Ondan bahsedeyim sonra soruyu soruyorum. Bir de yavaş yavaş çöküyor ki tam idrak edelim dinleyicimizin sıkıntısının ne olduğunu. Şimdi bütün şeyi okumayayım, e-mail'i okumayayım. Çünkü dediğim gerçekten uzun. Kilit noktalarını oku bize. Kilit noktaları söyleyeyim.

Şimdi hanımefendi 10 yıldır evliymiş. Evliliğinde mutlu olamayacağını 20 gün sonra hemen evlendikten 20 gün sonra anlamış. O günden itibaren de bunu belirtmeye başlamış eşine. 20. günde anlamış ve 10 yıllık evli. Evet. Zaten sorunu bu. Şöyle, ne tartışmaları olmuş, ne kavga gürültüleri olmuş bir şey olmamış. Beşinci yılda hala o ayrılmaya çalışırken işte eşi onu ikna etmiş. Bir de çocuk yapmışlar. Bir beş yıldır öyle gitmiş. Nasıl yani? Yirminci günden beri ayrılmaya çalışıyor ve ayrılamıyor. On yıl olmuş artık. Evet çünkü ve sonunda eşini şu an artık boşanmaya ikna etmiş. Yani. Bunca yıldır eşi çünkü şey diyormuş, biz de boşanılmazız işte bilmem ne falan filan. On yıl sonunda artık ikna olmuş da bir zamanlar da değişti herhalde eşi de onu görüyor. Bu hanımefendinin ismini vermememizi özellikle rica ettiği için böyle diyorum. Bize sorduğu şey şu yani diyor ki ben diyor manipüle edildim on yıl boyunca tatlı dille öyle böyle yani bir bağırış çağırış da olmadı. Bizde boşanılmaz demiş adam tehdit etmiş daha ne yapsın?

Transkriptin tamamını oku

Yok yani hani onu şimdi söylemiş, o zaman söylememiş. Demiş ki madem kabul edecektin, on yıldır niye kabul etmedin demiş. İlla bağırmak, çığırmak mı? Zaten bize de yazmış. İlla bağırsaydım, çağırsaydım, dur bakayım defol git, lanet olsun gibi ifadelerle mi söylemek gerekiyordu? Diye bize de soruyor, eşine de öyle söylemiş. Güzellikle niye anlamadın? O da bizle boşanmak iyi bir şey değil demiş.

Kime iyi bir şey ki zaten boşanmakta? Zaten hani kültür, bu bizim kültürümüzde yahut Katolik kültüründe... ...gerçekten zaten boşanmak zaten pek çok kültürde... Caiz değil. Evet, caiz değil. Öyle, doğru. Sonuç itibariyle diyor ki, ben diyor yani şunu anladım diyor... ...manipülasyonu çok açığım ve manipüle edildim. Şimdi ayrılıyorum. Bundan sonra manipülatif ilişkilerden nasıl korunurum? Bana ne önerirsiniz? Hadi bakalım.

Direkt o zaman başlayalım mı? Başla. Ama bir dakika bir reklamlar da yapayım mı? İyileştirici, besleyici ve motive eden harika sohbetleriniz için teşekkür ederim demiş e-mail'inin sonunda. İyileştirici, besleyici ve motive eden. Evet. Ne güzel. Şimdi tabii böyle şeyler bekliyoruz dinleyicilerimizden. Bunları sosyal medyada da paylaşmayı ne yapmıyoruz? Unutmuyoruz. Çünkü biblio terapi paylaştıkça çoğalır.

Evet. Manipülasyonun biliyorsun yeni bir adı var. Bunu daha önce de galiba konuşmuştuk. Gaslighting denen şey aslında. Manipülasyon da oluyor. Daha çok erkeklerin kadınlara uyguladığı. Sen yanlış anladın. Sen yanlış biliyorsun. Sen bilmiyorsun. Yanlış düşünüyorsun. İşte paranoyakçı davranışı. Manipülasyonun yeni bir çeşidi diyelim buna. Yahu beyin yıkamak da aslında çok manipülasyona girebilecek bir tanım.

Manipülasyon bütün bunlar için gereken araç, yöntem daha doğrusu. Evet. Manipülasyon yani. Beyni yıkarken de manipülasyon yapman lazım. Evet, doğru. Gaslighting yaparken de manipülasyon. Bu tekniğin genel adı. Evet. Manipülasyon deyince benim aklıma hemen ilk gelen kitap, roman Trendeki Kız Olurdu... ...benim aklıma gelmeden senin aklına geldi. Teşekkür ederim. Manipülasyon da gerçekten ürkütücü boyutlar.

Ürkütücü boyutlar. Trendeki kızı belki daha önce bu programda konuşmadık mı diye merak ettim ama... ...işin doğrusu bulamadım da emin değilim. İlk okuduğumda beni gerçekten müthiş çarpmış bir romandı. Hala da düşündüğümde beni üzen, içimde gerçek bir üzüntüye sebep olan bir romandı. Şimdi spoiler vermeden konusunu anlatmak da zor. Zaten filmi de var. Emery Blunt oynuyor. Evet, Emily Blunt oynuyor. Hatta bu böyle bir biblioterapi, sineterapi gibi olabilecek bir bölüm oldu. Çünkü bu kitap da, bir sonraki kitap da film olan kitaplar. Film çok başarılıydı, adaptasyon çok çok iyiydi. İyiydi hakikaten. Emily Blunt çok başarılıydı. Yani mesela ben... Romanı önce okumuş olmama rağmen, filmi sonra seyretmemiş olmama rağmen... ...şimdi artık romana tekrar baktığımda, düşündüğümde, gözümün önünde gerçekten... ...Emre Blunt geliyor. Tabii biraz sinemanın böyle bizim hayal gücümüzü... ...iyi diş eden bir tarafı da var. Şimdi Emre Blunt olmadın, artık o karakteri hayal edemiyorsun. O karakteri düşünemiyorsun, evet. Belki ben başka bir şeyde. Başka bir hayalin vardı senin. Öyle totaliter bir şey sinema yani. Ya bu şöyle, direkt konusuna, yani konusundan bahsetmeyelim.

...kocası tarafından çok çirkin ve insanlıklaşabilir biçimde manipüle edilen... ...ve bu yüzden de suçluluk duyguları içerisine savrulmuş, acı çeken... ...kendini içkiye vermiş bir kadındır Kahramanımız. Hatta o kadar ki... ...hatta o kadar ki bu kadın bir nokta gelir ve... ...kocasının söyledikleri tarafından... Eski kocası. Eski kocasının tarafından öyle manipüle edilir ki... ...biri suçlu olduğunu bile düşünebilir.

Evet. Çünkü, tabi burada şu da çok önemli. Gerçek suçlu yani. Gerçek suçlu. Şu nokta da önemli. Alkoliktir ve bu alkolizm krizlerinden sonra tamamen kendini kaybetmektedir. Blackout denilen İngilizce'de. Film koptu dediğimiz şey. Film kopar ve artık oradan sonra hiçbir şey hatırlamamaktadır. Dolayısıyla eğer kötü bir insanın eline böyle biri düşerse... ...o insana her şeyi inandırabilir kendiyle ilgili. Sen şöyle yaptın, böyle yaptın diyebilir. Eski kocası da onu gerçekten kendiyle ilgili çok kötü şeylere ikna ediyor. Ayık halinde tabii ikna ediyor. Ayıkken sen diyor dün akşam şöyle yaptın, böyle yaptın, şöyle dedin, böyle dedin. Ve manipüle ediyor. İçkinin zararları hakkında bir roman diyebilirim.

O da var. Evet, o da var. İçki bütün kötülüklerin anasıdır. Anlayan oradan da anlasın. Yani bu zaafından yararlanarak karısını adam korkunç şekillerde manipüle ediyor. Evet. Ve daha sonra bir suç romanı aynı zamanda bu tabii. Kadın bir suça şahitlik yaptığı zaman onun o hikayenin içerisine girmeden yapamıyor. Ve bir gerilim suç romanı ortaya çıkıyor. Gerçekten bu arada bir hani gerçekten hızla okunan, çok hızla okunabilen...

Son derece son ana kadar da seni bir şeyin beklediği, sürprizin beklediği çok güzel bir suç romanı. Burada tabii şey var yani manipülasyon yapan kişi acaba çoğunlukla narsistik kişilik bozukluğuna da sahip midir? Sahip olsa gerek ki hak görüyor bunu kendine. Bir de sosyopat olması lazım. Bir de şöyle bir şey var, farkında olmadan da çok yapılabilen bir şey bu. Şimdi manipülasyon öyle bir şey ki... Herkes birbirini yapar. Herkes birbirini aslında yapar. Az çok yapar. Çocuklar bile yaparlar anne babalar. Hatta en çok çocuklar yaparlar. Doğru. Hatta bunu bir kere şöyle konuşmuştuk. Yani bir çocuk, bir bebek ilk yalanını ne zaman söyler? Ağladığı zaman. 6 aylıktan genelde. Bu ağlama işi çalışıyor. Ben buradan yürüyeyim diye değil mi o zaman? Evet. Genelde 6 ayda başlıyor. 6 ayda bebek yalandan ağlamaya başlıyor. Yani şey işte emziği düştü ağladı. Bir şeyi istedi olmadı ağladı gibi. Dolayısıyla evet çocukların manipüle etme yeteneği mesela benim kızımınki müthiş. Şimdi bir de orada hangi düğmenin çalıştığını buluyorlar. Şimdi çocuklardan yola çıkacağım. Şimdi ağlama düğmesinin çalıştığını bulduğu zaman ona tekrar basıyor ya da anne baba da çalışan düğme neyse artık. Neyse artık tabii onu bulur ve manipüle manipülasyoncu insanlar da. Karşılarındaki insanın düğmelerini iyi bilirler. Hangi düğme nasıl çalışıyor? Bunu anlarsa o düğmeye tekrar tekrar basar. Bizim romandaki kızın da düğmesi kocası tarafında. Genelde karı kocalar da bilirler birbirlerinin.

Düğmelerini çünkü oraya basıyor. Yani bizim buradan önerebileceğimiz şifa nedir? Düğmelerinizi ona buna göstermeyelim. Yani ya da onları bir kontrol edin. Şimdi o düğmeleriniz, yani o zaaflarınız neden var? Onların adını koymak çok önemli olabilir. Oturup bunlar yazılabilir. Yani benim zaaflarım neler? Bunun bir listesi çıkarttım. Manipülasyona açık olduğum noktalar neler? Bu zaaflarım neden var? Nereden geliyor? Daha sonrasında da onun üzerine çalışmak, işte bir uzmana giderek çalışılabilir. Kendi kendine çalışabilirsin. Bugün olmuş bir psikiyatrist randevusu 5 bin lira. 10 ay 3 bin 500, 100 ay 5 bin falan gibi bir şey. O yüzden yani belki çok mümkün olmayabilir, kendin bunları çalışabilirsin.

Sonuç itibariyle bence bu bakımdan trendeki kız insanın nasıl... ...zayıf noktasından vurulabileceğini göstermesi bakımından... ...çok çok önemli bir roman diye düşünüyorum. Yazarımız? Okuması da çok zevkli. Paula Hawkins. Zaten en son Künye'de söyleyeceğim. Evet. Şimdi... 2000'li yıllar romanı. Evet, evet. 2010'lar hatta. Evet, 2010'lar. Evet.

Şimdi buradan başka bir şeye geçmek istiyorum. Aslında çocukluktan itibaren de yani çocuklar bizi manipüle eder ama... ...çocukluktan itibaren aslında hepimiz zaten manipüle ediliyoruz. Çocuklar manipüle edilirler, evet. Yani... Biz zaten maalesef şekillendirilerek büyüyoruz. Çocuk olan herkes bilir. Çocuk sahibi olan herkes de bilir. Ama kabul etmeyebilir. Aslında kabul etmek lazım ki. Gerçekten sen, evet çocuk kesinlikle, zaten psikologlar da bunu söylüyor, mizacı ile beraber geliyor. Bir mizacı her insanın var. Hamuru yani? Evet. Ama o hamuru gerçekten sen şekillendiriyorsun. Ve o hamuru nasıl yaptığın çok müthiş önem taşıyor. Sen şeyle ilgili bunu söyledin. Kadının adı yok olsun dedin. Evet. Hani bunu da konuşalım dedin. Ben de sana şöyle sordum. Dedim ki kadının adı yok. Benim çok sevdiğim bir roman, çok kıymetli bir roman. Ama nasıl bunu tam olarak manipülasyona bağlayacağız dediğimde... ...sen çok çok güzel bir laf ettin.

Bütün toplum tarafından manipüle ediliyor kız. Evet. Kadın dedin, Türkiye tarafından hatta. Türkiye tarafından manipüle ediliyor. Evet, doğru. Şimdi biz doğuyoruz. Bir toplumun içine doğuyoruz. Rahmetli Duygar Sena'nın 1987 tarihli kitabı. Kadının adı yok. Evet, sözünü kestim. 1987. Tamam. Yok, estağfurullah. Yani bir topluma doğuyoruz, bir ülkeye doğuyoruz... ...ve onun kurallarıyla beraber... ...önce ailenin içindeki, çekirdek ailenin içindeki kurallar... ...sonra onun biraz daha geniş çevresindeki... ...işte sülalemiz, etrafımız, nerede yaşadığına ilgili olarak... ...mahallenin kuralları. Daha sonra da açılıyor şehrin ve ülkenin kuralları. Bunlar zaten bizi yavaş yavaş, yavaş yavaş manipüle ediyor.

Dönemin kuralları da var tabii. Zaman boyutu da var. Doğru. O da var ve biz yavaş yavaş zaten şekillenmeye başlıyoruz. Biz sanıyoruz ki ben benim. Gülerim ben buna. Aklımı güldüm. Tam olarak öyle bir şey yani. Ben hani kendi karakterim var, kimliğim var, eğitimim var falan filan. Evet.

İşte yani dolayısıyla biz zaten asla tam olarak belki de potansiyelimizi gerçekleştirmiyoruz. Biz zaten belki düşündüğümüz, olmak istediğimiz kişi hiçbir zaman zaten olamıyoruz ve işin köşesi bunun çoğunlukla farkında bile değiliz. Farkında olsak zaten farkında olduğun anda... Belki bir şey yapmaya başlarsın. Bir uyarış başlıyor. Belki.

Kadın adı yokta da toplumun bunu çekirdek aileden başlayarak... ...çekirdek ailenin de ne tehlikeli bir şey olduğunu aslında gösteren... ...oradan halk halka yukarıya doğru adı bile olmayan bir kadın karakter. Zaten kitabın adı da oradan geliyor. Onun bir kız çocuğu olarak, bir genç kız olarak, daha sonra bir kadın olarak... ...iş hayatında, sosyal hayatında, aşk hayatında karşılaştığı zorluklar ve kendini var etme...

Evet. Kavgası. Tuna ben şimdi romanla ilgili birkaç bir şey söylemeden önce sana şimdi aklıma geldi. Sormak istediğim bir şey var. Bu şairin şarkıları gösterilerini senin anlattığım çok güzel bir duygu eserine hikayesi var. Onu böyle hemen bir anlatsana. Tabii tabii çok zevkli. Kısa anlatmaya çalışacağım. Duysunlar isterim. Çünkü herkes herkes niyesi gelemiyor şairin şarkıları gösterilerine. Evet gelemeyenler oluyorlar. Pişman oluyorlar. Çok üzülüyorlar.

Onları da yazıyoruz bir kenara. Burada kara kaplı defterimiz var. Onlar zaten cezalarını gelmeyerek bulmuşlar. Yani bundan mahrum kalarak şairin şarkılarından kendilerine en ağır cezaya vermişler. Neyse işte böyle 1988-89 gibi bir tarih. Artık yeni yetmenlik durumundayız.

Ergenlikteyiz. Ferhan Şansın'ın Ferhangi Şeyler oyununa gittik Beyoğlu'nda. İstikşe Beyoğlu'nun daha böyle kültürel, sanatsal olarak yükseldiği bir dönem. Ferhan abi sahnede devamlı Albert Camus diye birinden bahsediyor. Albert Camus aşağı, Albert Camus yukarı. Albert Camus'un felsefesi şöyle, kitapları böyle falan diye. Hatta eskort kız servisi buluyor bir yerden. Albert Camus'u konuşabilen eskort kız tutuyor kendisine. Karısı çok sıkılıyor çünkü artık bir yerden sonra.

Neyse, bu Albert Camus'u biz bilmiyoruz diye çok... Biz Ayı Cüneyt arkadaşım, Galatasaray'dan gitmişiz beraber seyretmiyoruz. Biz Ayı Cüneyt'le çok üzüldük Albert Camus'u bilmiyoruz diye. Çıktık tiyatrodan. O zamanlar Allah'tan kitap var, tepe başında düzenleniyor. Şimdiki gibi Fizan'a gitmek zorunda değilsin iki yazar göreceğim diye.

...Albert Karno'nun kitabı almak için tuttuk, tutar paranın yolunu. Birer kitap alacak paramız var zaten. İşte ben yabancıyı alacağım, o da Sisyfos söylenir mi? Ne alacak? Sonra yatakhanede değiş, dokuş yapacağız herhalde. Girdik böyle Fuad'ın içeri. Nerede bu Albert Karno? Gösterin, çıksın falan diye. Sonra böyle bir baktık, bir tane kuyruk var. Ben de hayatımda hiç imza kuyruğu görmemişim ama böyle elli, altmış tane... ...kişi dizilmiş imza bekliyorlar birinden. Allah Allah, kim o falan diye bir baktım. Sarışın çok güzel bir kadın, masada oturmuş, kitap imzalıyor. Pembe kapaklı bir kitap, üstünde yazıyor ki, Duygasen'e kadının adı yok. Kadın çok güzel. Biz de on altı, on yedi yaşındayız. Ayıcılıkla baktık birbirimize ve aynen sattık Alberta'yı. Girdik Duygasen'in kuyruğuna. Onu yakından gelebilirim diye.

Ve ilk imzamı aldım. Yıllar sonra Doğan Kitap'ta buluştuk. Duygu Hasene ile ben de yazar olduktan sonra. Beraber Edirne'de bir imza günü yaptık. Ben bu hikayeyi anlattım ona. Dedim ben senin için Albert Camus'u satmış adamım diye. Can Post, bütün varoluşluluğu satarım dedim. Çok güldü rahmetli. Ve bana o zamanki yeni baskısını Doğan Kitap'tan çıkmış imzalamıştı. Hayattaki ilk imza gününden beraber imza gününe diye. Hala durur şu baskıda bende. Çok, çok, çok güzel. İşte çok güzel hikaye. Anmış olduk kendisini. Evet. Bu şeyi hatırlamıyordum senin gösterilerden. Bir imza kuyruğundan beraber imzaya. Onu hatırlamıyorum. Çok güzelmiş imzası. Evet, Doğan Kitap'taki o...

İki bin yıllardaki baskısını öyle imzalamıştım. Senin de bu hafızan ne olacak ya? Çok iyi gerçekten. Hıncımı uç gibi oldum ben en sonunda. Bir sürü gerekli gereksiz şey hatırlıyorum. Hayırdır inşallah. Hınca ucudu yanında bir tane şapkalı amca vardı. O kimdi? Ben de o olayım bari. Ortaköy'deki değil mi? Ortaköy'de hep yanımda oturuyordum. Hiç adını öğrenmedim onun. Evet. Şimdi şöyle, ben de Kadının Adı Yok kitabını inanmazsın 1988 yılında okuyorum. Nerede okuyorum? Çok iyi hatırlıyorum. Erzurum'da.

En güzel yerde. Erzurum'da yaşıyoruz. 13 yaşındayım. Kitabı da iki biri almış. Demek ki annem mi aldı, babam mı aldı? Babam tabii yeni çıkan her şeyi alır bu arada. İkisinden biri almış. Şeyde okuyorum, odamda okuyorum. Şoktan şoka girerek okuyorum. Şimdi bir kız çocuğunu, 13 yaşında bir kız çocuğunun, bugün olsa anneler babalar saklarlar. Okutacakları kitap değil ama... Allah'tan bizim dönemimizde böyle bir korumacılık yoktu. Ben bundan dolayı çok memnunum. Anne babaların çocuğun yanında rahat rahat sigara içtikleri o güzel yıllar yani. O güzel değildi belki, ben evde o konuda teröristtiriyordum. Çok da zaten içmiyorlardı bizimkiler ama yine de. Neyse, böyle odada okuyorum, yüzümü al basıyor falan ki bu arada şunu da söyleyeyim. Tekrar kitaba baktım tabii ben buraya gelmeden önce. Mesela Duygu Asena'yı şimdiki yazar aklına düşündüğümde, yani yazısında, yazımında bazı, o zamanın tabii ilk kitabı bu. Şeyler var, mesela hiç al basmak falan dememiş, al al olmak dememiş. Direkt hep kızarmak, kızarmak. Yüzüm kızardı diyor. Mesela ama kız yüzünün kızardığını halbuki nereden biliyor? Ayna mı var? Görmüyor o anda falan. Onun da yazdığı küçük kız karakteri, ilk başlarda küçük bir kız ya. Onu da pek çok kereler kızarıyor. Evet, anlatıcı da zaten. Anlatıcı, evet. Ben Erzurum'da okurken kızarıyorum. Hiç daha önce duymadığım, bilmediğim acayip şeyler var.

Şimdi tekrar işte kitaba baktığımda şunu gördüm ki daha en başından mesela ki bu kız modern aile kızı aslında. Şey değil yani böyle hani daha muhafazakar. Kızıl goncalar ortamından gelmiyor galiba. Ama buna rağmen işte babası daha bu herhalde yaşını da vermiyor ama herhalde daha 6 yaşındayken 5-6 yaşındayken falan. Zaten oğlan çocuklarına sinir olmaya başlıyor baba. Ama sen bunu hep söylersin zaten. Sen de değil mi? Kızının etrafında dolaşan küçük çakallara sinir oluyorsun. Tabii, tabii. Benim oğlum da var. Bilmeyenlere söyleyeyim. On dokuz yaşında maşallah. Ama kız çocuğun olduktan sonra bir de ona kafaya gidiyorsun. Mesela çocuk parkına gidiyorsun. Kız mesela kızın kaç yaşında? Beş. Bir sürü de erkek çocuk var aynı yaşta. O erkek çocukların hepsi hıyarası gibi görünüyorlar sana.

Şimdi beni kızıma çarpacaklar, kızımı düşürecekler, hele bir çarp görürsün falan şeklinde böyle bir kız babası kafası geliyor, kafası geliyor bir yerden sonra. Bu baba da yani anladığım kadarıyla hani geri kafalı olmamasına rağmen o baba kafasıyla. Ben sana güveniyorum, topluma güvenmiyorum. Habire böyle oğlanlara böyle çatık kaşlarla bakıyor. Böyle bakacaksın tabii. Ondan sonra işte kız babadan zaten hemen çekinmeye başlıyor. Baba yokken eve, bahçeye daha doğrusu, eve değil de bahçeye çocukları çağırmaya başlıyor oynamak için. Oğlan çocukları o babanın o çatık kaşlarından orada olmamaları gerektiğini anladığı için baba yokken o kıza bir şey yapmaları gerektiğini anlayıp... O babayı haklı çıkartırcasına, işte bazı küçük oğlan çocuklarının hareketlerini yapıyorlar falan filan. Daha oradan gerçekten sonra işte öyle o gözle okumaya başlayınca şey düşünüyorum. Oradan hakikaten manipüle etmeye başlıyor. Kızı da, adam kendi kızını da, adam tabii şey, adam nezdinde bütün toplum diyelim.

Zaten kitabın yeşil tarafı senin benim gibi karakterlerin olması için. Yani uç karakterler değil söz konusu olarak. Evet, evet. Ve onları da şey yapıyor, yani kızı da öyle bir kız olarak şekillendiriyor. O olan çocukları hiç farkında olmadan, o bakışlarıyla, o sert haliyle şekillendiriyor.

Evet, yani gerçekten hani bir toplumun seni nasıl manipüle edip, seni nasıl... ...senin zaaflarını oluşturabileceğini anlatması bakımından bence bu kitap çok önemli. Evet, doğru. Yani yine bu şeyi... Bir kadının kendini tanıması, bir insanın... Zaten bütün kitaplar buna hizmet etmeli de. İnsanın kendini tanımasına. Burada Duygu Asena direkt bunun üzerine zaten. Bunun üzerine çalışıyor. Şöyle bir not almışım, onu da söyleyeyim. Duygu Asena ama diyorum ben, okuru da manipüle ediyor.

Duydu Asena okur manipüle. Ama yazar okur manipüle eder hep zaten. Evet. İşimiz bu. Hele ki polisiye de. Okuru da hani bu ama hani çok sosyal içerik olduğu için okuru da manipüle ediyor. Yani senin bir kadın olarak nasıl hissetmen gerektiğini de sanki... ...sana yüklüyor. Yani ben mesela diyorum ya, ben 13 yaşında okudum. Bir ideolojik bir yükleme mi yapıyordun? Evet, 13 yaşında ben bu kitabı okuduğumda orada bir otobüs sahnesi vardır, beni çok etkilemişti. O sahneyi asla unutamıyorum. Öyle bir şey hayatımda görmemiştim, duymamıştım. Sonrasında mesela benim için otobüse binmek bir şey olmuştur. Korkutucu bir eylem olmuştur. Beni de manipüle etmiş aslında. Feminist edebiyat tabii. Beni de korkutmuş yani bazı şeylerden. Beni de çekindirmiş. Sonra şunu da not almışım. İşte oğlan çocuğu geliyor kıza diyor ki... ...işte açsana kız da zaten merak ediyor. Açsana bakayım diyor. Kız da diyor ki sen de aç. Daha doğrusu kız söylüyor açsana bakayım. Oğlan diyor ki sen de aç. Ben de bakayım. O zaman ben de gösteririm diyor.

Kız hayır ben niye açayım ki falan diyor. Oğlan diyor ki bak diyor elinde böyle güzel pembeli membeli böyle bilmem neli yaldızlı dergiler var sana bu dergileri veririm diyor bak. Bu yine çok ince bir çizgi. Yani kıza özel bölgesini göstermesi karşısında bir de şey vermeyi teklif ediyor. Burada da yine aslında yazar gerçekten bizi manipüle ediyor. Yani böyle bir şey, böyle bir karşılıklı alışveriş şeyine sokuyor, kafasına sokuyor. Yani toplumda bu kadarı mesela var mı? Onu da bilemezsin aslında. Küçük çocuk arasına dergi vereyim, aç bilmiyorum var mı? Bir şey tartışıyor kitap işte. Evet bir şey tartışıyor. Feminist Edebiyat, duygasının zaten Türkiye'deki şehirli feminizmin... ...öncü isimlerinden biri. Bu yüzden başı da ağrımıştır çok kendisinin sağlığında. Yani sonuçta bir şey tartışıyor, seni de tartışmaya davet ediyor. Zaten tezli bir kitap olduğu için. Tam olarak bunu yapıyor zaten. Yani ben hani yine inceye okumaya girirsen bu metni... ...karşı görüşle beyan edebilirsin. Her kitap için yapabilirsin bunu tabii. Her tezli kitap için bu yapılabilir. Evet. Yani Dostoyevski için de yapabilirsin bunu. Hayır efendim öyle değil falan diyebilirsin yani suç ve cezayı okuduğun zaman. O zaman bir ara mani alalım mı senden? Olur. Dünya haylinden sıkılanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, kitapların şifasına inananlar için biblio terapi ne yapıyor? Devam ediyor.

Gelelim Kazuha Ishiguro. Bu arada demin bir şey söylemeyi unuttuk. İlk kitap filme çekilmişti. Trenddeki kız. Kadının adı yok da filme çekildi. 90'lı yılların başında. Atı Filmaz tarafından Hale Soygaz'ı canlandırdı. Adı olmayan kadın.

E bu sine terapi de olurmuş bu bölüm. Ara bir şey oldu bu yani. Biblio sine terapi. Evet evet. Evet geçelim o zaman kazı guro'ya. Işı guro'ya. Işı guro'ya evet. Çok zor ya bu isimle. 2007, 2017 Nobel Edebiyat Ödevleri sahibi. Tabii tabii bravo. Japon asıllı İngiliz yazarımız. Evet evet. Beni asla bırakma.

Çok, çok ilginç bir roman gerçekten de. Ben de bu bölüm vesilesiyle tanışmış oldum. Teşekkür ederim sana. Bunun filmi var mı? Bunun da var. Bayağı Hollywood Production filmi var bunun da. Ben seyretmedim. İşin doğrusu o yüzden fikir beyan edemeyeceğim. Buna benzeyen konusu bir film var, onu hatırlıyorum da. O, o budur. Bundan esinlenerek yazılmış bir senaryo. Yani gene klonlar var ve bu klonlar... ...yedek parça deposu olarak yetiştiriliyorlar. Herkesin bir klonu var. Üç tane çocuk mu var? Ortak şeyi böyle bir... Hep beraber bir şey demeye yaşıyorlar. Yok, yetişkin bunların hepsi. Yetişkin oluyorlar, bir kabinde yaşıyorlar. Yeraltı üstü gibi bir yerde yaşıyorlar bunlar. Bunlara da denmiş ki... ...dünyada sabah çıktı, her şey yok oldu. Bir tek biz varız. Çıkmayın dışarı diyor. Yok yok, hayır. Evet, şey...

O Island galiba. Anlattığın Island. Ama fikir olarak... O da çok benziyor. Bir yakınlıklaşma konusunu sen özetle istersen ki karışıklık çıkmasın. Şimdi bu da... Kitabın adı neydi? Beni Asla Bırakma. Bunun da anlatıcısı 30-31 yaşındaydı galiba. 31 yaşında bir kadın. Bunlar da üç çocuk üzerinden anlatılıyor hikaye.

Bunlar da böyle bir şey gibi, nasıl desem bir yurt gibi, yetimhane gibi bir yer, bir okulda... Garip bir yer ama yani, evet. Büyüyen, şey olarak büyüyen, zaten doğma sebepleri birilerinin organ ihtiyacını karşılamak üzere... Evet. ...klon olarak doğmuş çocuklar bunlar. Üretilmişler yani. Üretilmişler ve bunlara işte eğitim veren insanlar var. Bunlara nasıl yemeleri gerektiğini, nasıl cinse ilişki yaşamaları gerektiğini, nasıl spor yapmaları gerektiğini vesaire her şey. Yani sağlıklı olmaları gerekiyor ya çünkü. Tamamen bunun üzerine dayatılmış. Gözetmen Lucy şöyle diyor onlara. Gözetmen evet. Hayatlarınız sizin için önceden kararlaştırıldı. Yetişkin olacaksınız ve sizler yaşlanmadan hatta orta yaşa bile gelmeden hayati organlarınızı bağışlamaya başlayacaksınız. Her biriniz bu nedenle yaratıldınız. Filmlerini seyrettiğiniz aktörler gibi değilsiniz. Benim gibi bile değilsiniz. Bu dünyaya belli bir amaçla geçirildiniz ve geleceğiniz, hepinizin geleceği önceden belirlendi. Yakında Holsham'dan ayrılacaksınız. Hailsham'dan, okulun adı Hailsham. Çok zaman geçmeden organlarınızı bağışlamaya başlayacaksınız. Bunu unutmayın. Doğru düzgün yaşayacaksanız kim olduğunuzu ve sizin nelerin beklediğini bilmeniz gerek.

Evet. Yor çocuklara. Çocuklara, evet. Şöyle, şimdi mesela şeyin, romanın dili bir kere çok sade. Hatta Ishiguro bu yüzden eleştirildiği de oluyor. Spekülatif kurgu mu deniyor bu natural olarak? Ne deniyor?

Bilim kurgu diye geçiyor ama eleştirmenlerin şey demişliği var. Yani bu tam bir bilim kurgu da değil de senin dediğin gibi spekülatif. Ya şöyle olsaydı? Ama yani bayağı bilim kurgu. Bu insanlar, bu çocuklar bunun için doğuyorlar. Sonuçta günümüzde bu teknoloji yok henüz yani. Biraz önce unutmuştum bunu diyeceğim. Sen onu okurken, Lucy onlara konuşurken. Bunlar mesela ölmüyorlar. Bunlar ne yapıyorlar biliyor musun? Hayatlarını tamamlıyorlar.

Görevlerini tamamlıyorlar çünkü. Ve ondan sonra ölüyorlar. Zaten kara ciğer gerekti ve nakil yapıldığı zaman yaşayamayacak diye. Evet. Yani bunların hayatı tamamen yaşamak üzerine kurulu değil. Bir müddet ve sonra tamamlanan görevleri var. Ve böyle manipüle edilerek yetiştiriliyorlar zaten.

Zaten konu bu. Şimdi dediğim gibi basit bir dil. Bu yüzden Ishiguro... Fikir çok güzel ama. Fikir çok güzel. Geçmiş olsun bu fikri bulunca olur o iş yani. Hikayede yine de ama bazı boşluklar olduğunu düşünenler de var. Yine de evet fikir çok güzel. Zaten Ishiguro 14. bölüme kadar klon kelimesini bile kullanmıyor romanda. O zamana kadar sen... Bir gariplik var ama ne? Bir gariplik var ama ne? Yani bu çocukların yaşantısında, bunlar büyümüşler de işte... ...üç arkadaş oluyorlar, ikisinin arasında bir romantik bir ilişki var... ...ama aslında öteki ötekine aşık, platonik olarak falan... Yani orada korkutucu olan şu ki... ...yaşadıkları hayatın... ...senin benim yaşadığımızdan bir farkı yok aslında. Evet, evet. Normal olduğumu zannediyorum. Yani onlar öyle manipüle ediliyorlar, biz de böyle manipüle edilmişiz. Bravo, işte tam olarak zaten bu yüzden öneriyoruz bu romanı. Zaten bununla yüzleştirmek için yazmış baba bunu. Evet. Kesinlikle.

Yani... Siz çok farklısınız sanki falan. Hani... Bir, bence bir bu, bir de ölümle, ölüm fikriyle karşılaşmamız için... ...aslında bizi yazmış gibi geliyor bana. Çünkü hepimiz sonunda ölüyoruz. Nasıl öldüğümüz biraz şey gibi, hani esas konu gibi. Ne yaşadık daha doğrusu. Nasıl öldüğümüz değil de, ne yaşadık da öldük gibi. Bir şey okuyayım, alıntı okuyayım. Anlayabiliyorum dedi Bayan Emili.

Siz sadece bir oyundaki piyonlarmışsınız gibi görünebilir. Kesinlikle öyle görünebilir. Ama bir düşünün, siz şanslı piyonlarsınız. Daha büyük bir manipülasyon olabilir mi? Yani bu aslında hepimizin başına gelen bir şey değil mi? Şanslı piyonlar var, şanssız piyonlar var yani. Yani bir de öyle olduğuna inandırılıyorsun. Yani kadın manipüle ediyor. Siz şanslı piyonlar. Siyaset yapıyor kadın bayağı yani aslında. Siyasetin de görevi budur ya, manipüle ederler. Sonuçta herkes herkese dediğin gibi en başta da dedin ya manipülasyon herkes yapar zaten diye. Bunu organize şekilde yapan da siyasettir. Evet, bu işte zaten hepimiz her gün şanslı piyonlar olduğumuzu düşünüyoruz, düşündürtülüyoruz. Kimse bizi zaten şanssız olduğumuza ikna etmeye çalışmıyor da. Yoksa hani devletler yürümez. Sürekli bizim zaten bir avantajımız olduğu fikriyle. Çünkü Türk'üz, Müslümanız, işte erkeğiz, şöyleyiz, böyleyiz. Hep böyle bir şeyiz. Doğuştan bir şans. Allah bize bunları lütfetmiş. Kıymetini bilin, oturun oturduğunuz yerde. Evet, bu roman gerçekten hani manipülasyonun nasıl yapıldığının aslında kitabı gibi... ...ve sana nasıl yaşandığının, yaşaman gerektiğinin söylenmesi bakımından. Yani dinleyicimize düşmanını tanı diyorsun yani. Manipülasyonun... Nasıl yapıldığını anlatıyorum. Yani senin üzerinde nasıl bir manipülasyon yapıldığını anlaman bence... ...onunla savaşman bakımından çok önemli. Yani belki yıllarca eşi ona... Şimdi 10 yıl ayrılmıyorsan gerçekten sıkı, sağlam manipüle edildiğinde... Bir değil, üç değil, beş değil, yedi değil, on. On yıl çok sağlam manipüle edilmişsindir. Ben tanışmak istiyorum bu kişiyle, adamla yani. Bir şey söyleyeyim mi? Sırrı ne bu işin? Kardeş nasıl manipüle ettin sen ama ben de manipüle edilmiş bir insanım mesela. Ama herkes etmiştir ve edilmiştir. İşte yani o yüzden şeyi biliyorum. Herkes manipüle eder, herkes manipüle edilir. Neler sunuldu mesela? Bunun aslında farkına varması gerekiyor. Bu on yılda bu hanımefendiye neler sunuldu? Daha rahat bir yaşanma sunuldu. Mesela şöyle bir şey de var. Onu okumadım bir saniye. Diyor ki... Mesela biz bu podcast yaparken her bölümde birbirimizi manipüle ediyoruz. Üç beş kere en az. Kesinlikle. Yani. Ben seni sürekli manipüle ediyorum diye düşünüyorum. Benim anlayabildiğim üç beş zaten.

Zaten iyi manipülasyon anlaşılmayandır yani. Bak şu an bile manipüle ettim bence. Bu hanımefendi diyor ki bir yerinde dur e-mail'im şeyini bulmaya çalışıyorum. Kadın erkek ilişki, evlilikte vardır o manipülasyon çeşidi kadın tarafından gelen. Bir gün erkek kendisini çocuk isterken bulur.

Allah Allah, ben çocuk istemeye başladım. Hiç de böyle bir şey yoktu. Nasıl oldu falan der. Ama o böyle aylar boyunca kendisini, yıllar boyunca her gün doz doz doz doz verilmiştir. Bir gün evlenmek isterken bulur adam kendini. Aman istemeyin. Çok meraklıydık biz. Allah aşkına istemeyin ya. İşte gördünüz birinci manipülasyon. Kadının istemiyormuş gibi yaptı. Evet buldun mu alıntını? Ben daha fazla uzatamayacağım.

Şey zaten buldum, sen uzattığın için devam ediyorum. Sen bulamıyorsun ya alıntılarını, ben araya geleyim dedim. Yok, e-mail'den bu hanımefendinin sorduğun şey. Diyor ki, biz diyor birçok insanın konuşma tabusu olan konuları biz açık açık konuşabiliyoruz diyor. Mesela beyefendi böyle de manipüle etmiş. Bak biz her şeyi konuşabiliyoruz. Bak biz ne kadar medeni bir ilişkiye sahibiz. Ben niye evlensem adamla acaba? Bak ben de oldum hemen.

Yani belki koşullarla, şartlarla manipüle etti. Belki işte ne kadar medeni bir ilişkiler olduğunu defalarca göstererek manipüle etti. Yani tam böyle yeter artık bıçak kemiğe dayandı dediğinde şey de olabilir. Bulaşıkları da o gün yıkamış olabilir. Yani çok bunların ince ayarlar da olmuş olabilir. Sonuç her ilişkide var manipülasyon düzeyleri. Burada sadece ilginç olan hani 20. günde verilen bir kararın 10 yıl ertelenebilmesini sağlamak. İşte şeyi anlatmıştım daha önce. Hani böyle bir deney yapılıyor. İşte bir kadın olsun bir programa geliyor. Ve televizyon programına geliyor. Ve işte adam ona soruyor. Diyor ki, şu an neyin olsun çok isterdin diyor. Kadın da diyor ki, ya kırmızı bir bisiklet çok isterdim diyor. Adam da diyor ki, bunu biliyordum diyor. Ve tak diye perde açılıyor. Orada kırmızı bisiklet çıkıyor. Kadın şoka giriyor. Adam medyum olduğunu iddia ediyor. Hafazanallah.

Orada bir kırmızı bisiklet çıkıyor ve kadın hani nasıl, nereden bildiniz şu an benim zihnimi nasıl okudunuz diyor. Adam diyor ki biz senin zihnini okumadık. Biz diyor, aman yıllar diyorum, biz günlerdir seni manipüle ediyoruz diyor. Biz senin önüne diyor, sen farkında bile değilsin. Bu programa çıkacağını biliyoruz, geleceğini biliyoruz. Biz senin önüne günlerdir kırmızı bir bisiklet istemen için gerekli olan her şeyi koyuyoruz. Sübliminal yani. Sübliminal mesaj.

En son diyor, buraya girerken bile diyor, şeyden geçerken gördüğün en son şey bir bisikletti. Mesela o kırmızı bisiklet koymuyor ya da bisiklet bile değil, tekerleğini koyuyor. Yani çağrıştıracak bir şeyler koyuyor. Bu manipülasyon gerçekten enteresan bir şey. Dolayısıyla... Zevkli de bir şey bak. Şimdi hoşuma gitti benim bu konuda çalışmak. Manipülasyon nedir, nasıl yapılır? Böyle bir kitap var mı sırada? Var. Gerçekten de var. Hadi ona geçelim o zaman. Yani dolayısıyla çok uyanık olmak gerekiyor hanımefendi. Sizi on yılda eşiniz nasıl manipüle etmişti? Çünkü şey diyor, ilişkilerden tiksinmiş durumdayım diyor. Bir daha böyle bir şey başına gelsin Semiha. O zaman on yılda siz nasıl manipüle edildiniz? Çok cesur ve bir şekilde ve dürüst bir şekilde kendinize bunu sormak. Ve şimdiki kitabımızda da size manipüle etmeyi öğreteceğiz. Evet. Şimdi bu kitap... Şimdi sıra bizde evet.

Sadece Amerika'da bir buçuk milyon satmış bir kitap. Amerikalılar çok meraklı manipülasyona. Yirmi dört dile çevrilmiş bir kitap. Adı ne? Adı çok güzel. İktidar. İktidar. Güç sahibi olmanın kırk sekiz yasası. Güç sahibi olmanın. Zaten bu kitap Amerika'da yazılır ancak. Robert Greene. Bu kült bir kitap haline geliyor. Gerçekten bu arada okuyunca tüylerinin diken diken olma iyi bir insansan. Çok rahatsız olabilirsin yani. Dost kazanma ve insanları etkileme sanatı gibi bir şey yani. Bir şey. Bunu da neden yazıyor? Hollywood'da yaşıyor ve bir şeyde çalışıyor. Bir reklam ajansı gibi bir şeyde çalışıyor. İletişimci yani. Evet ve yazar yani. Şeyi inceliyor. İnsanların sürekli Hollywood'da başarılı insanların... ...nasıl başarılı olduğu konusundan kafaya takıyor, inceliyor. Onun üstüne kısaca yazdığı bir kitap diyebiliriz mi? Bak şimdi.

Anlatım yapacaksın. Evet. Harika. Şöyle kurallar kırk sekiz tane ya. Kırk sekiz yasanın birkaçını okuyacağım. Bir, senden daha güçlü olan birinden hiçbir zaman daha çok parlama. Şahane. Şimdi ben bunları İngilizce not aldığım için hemen şu an çevirerek okuyorum. O yüzden lütfen kusurum olursa affola. Senden da için ipini çekerler evet. Doğru bravo. İki, her zaman düşmanlarına dostlarından daha çok güven.

Düşmanını yakın tut. Üç. İyi, güzel. Gerçek niyetini sakla. Dört. Söylemen gerekenden fazlasını söyleme. Beş. İyi bir repütasyon sahibi olmak. Yani neydi? İyi bir intiba bırakmak. İntiba bırakmak çok önemlidir.

6. Diğerlerinden farklı ol ve insanların ilgisini üstüne çek. 7. Başkalarının işini başkalarına yaptır ama yine de krediyi sen alabil buna göre çalış diyor. Bu kararları öğrenerek mafyada mesela yükselebilirsin. Hani bir insanın da silahın her zaman dolu olsun falan. Parmak izi bırakmayı...

Parmak izlerini silmeyi unutma falan yazıyor mu? Neredeyse öyle. Sekiz, insanları önce kendine çekerek manipüle etme sanatı. Sekizinci kuralda ve sekizinci bölümde dolayısıyla bunu görüyorsun. İnsanları nasıl kendine bir siren gibi çekiyorsun, ondan sonra onları manipüle ediyorsun. Manipüle edilesi var insanların da zaten. Evet. İşte dokuz, her zaman diyor tartışmaları kazanmak için bir etkinliğin olsun. Yani sadece tartışma, bir şey yaparak o tartışmayı kazan. Silahını çek masaya koy. Silahını çek, bravo. Evet. Mutsuz ve şanssız insanlardan kendini uzaklaştır. Başkalarını sana bağımlı hale getir.

Amerika ne kadar ilginç bir yer. Ciddi ciddi oturup buna kitabını yazanlar var yani. Ve bir buçuk milyon kişi de alıyor. Bestseller oluyor. Hadi alıyor insanlar. Çünkü bu da bir manipülasyon işte. Kafa yazıyorsan ki bu kitabı alınca artık güç sende artık olacak. Sonuçta güç satıyor adam yani kitabı. Yani daha böyle, bunun gibi insanın gerçekten tüylerini diken diken edecek... ...ya ben ne okuyorum arkadaşlar, ben kötülüğün el kitabını mı okuyorum diyeceğin... Ama satmış adam kitabı sana. 48 adet madde... Eğlenceli aslında, evet. Doğru. Bence çok eğlenceli. Eğlenceli, evet. Ve bu hanımefendi neden bilmesin ki bu kuralları? Evet. Yani gücü elinde bulundurmanın kurallarını neden bilmeyelim ki? Tabii canım. Bir omuz hareketi yapıyor şu an Tuna Kiremici, onu görmüyorsunuz. Hiç. Hiç. Evet. Dolayısıyla bu kitabı da gerçekten sırf bir, eğlence olsun diyor. İki, canım biz de bilelim neymiş, ne değilmiş. Ben de buna maruz kaldım. Evet, bravo. Onun için önemli. Maruz kaldığımıza dikkat edebiliriz. Ya da kullanmak istersek de haberimiz olur ki. Zaten bunların bazılarını biz kullanıyoruzdur. Kesin canım, bizde hiç... İnsanoğlu iyi mi? Yani böyle bir şey yok. İnsanoğlu pislik ya. Evet, o yüzden... Ahmet abi der ya, insanoğlu pislik ya der. E çok doğru. Niye polisiye ve suç edebiyatının önemli olduğunu anlatırken. Böyleyken böyle. Künyeyi okuyayım mı? Güldük, eğlendik. Şimdi biraz da kün yener. Trendeki kız Polo Hawkins, İtaki yayınları çeviren Aslıhan Kuzucan, 360 sayfa. Beni Asla Bırakma, Kazuha Ishiguro, yapı kredi yayınları çeviren Mine Haydaroğlu, 272 sayfa. Kadının adı yok. Duygu Asena, Doğan Kitap, 182 sayfa. İktidar, Güç Sahibi Olmanın 48 Yasası, Robert Greene, Altın Kitaplar, Çevren Zeliha, İyi Doğan, Baba Yiğit, 622 sayfa. Kolay gelsin. Manipüle olmayalım, manipüle edelim. Olanları uyaralım.

Bize lütfen e-mail göndermeye devam edin. Biblioterapya at podbimedia.com. Manimizi alalım mı? Bu bölümün bu kadar eğlenceli olacağını hiç tahmin etmemiştim ben. Siz de güzel zaman geçirdiyseniz dinleyicilerimiz podcastimizi eşe dosta önermeye aman efendim şöyle güzel böyle güzel demeye devam edelim lütfen. Çünkü dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasını inananlar için biblioterapi şimdilik ne yapıyor? Bitiyor efendim.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)