
2.707 kelime · ~14 dk okuma
Guten Morgen. Sizi yeniden görmek ne güzel. Hoş geldin. Hoş bulduk. Günaydınlar, Bay Klosner. Açıkçası buradan ilk sosis aldığım günden beri evden her gün sosis siparişi geliyor. Şuradan bana yeni bir kilo hazırlayın isterseniz ya, size zahmet. Tabii efendim.
Sahi, Bay Klosner, siz bu sosislerin içine farklı bir baharat veya özel bir yağ falan mı koyuyorsunuz? Doğru söyleyin. Geşekkürler. Sizin burada meslek sırrı diyorlar.
Diğer kasapların eti tatsız oluyor ama sizinki... Ben bilhassa Alman domuzu kullanıyorum efendim. Peki ya... Here.
Emin olun bir kasabın kim sırlarını bilmek istemezsiniz efendim. Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bugün bilinirliği Brezilya sınırlarının ötesine pek fazla ulaşmamış eski bir davadan bahsedeceğim sizlere.
Rua do Arvoredo Cinayetleri Bu bölümde gerçeklerle şehir efsanelerinin kesiştiği yerde dolaşacağız biraz sizinle. Ağaçlık, izbe bir yol ve şehre sonradan gelmiş, geçmişe dair sırlar saklayan üç yabancı hakkındaki söylentiler, 1800'lerden bugüne kadar Porto Alegre sokaklarında yankılanmaya devam etmiş. Yıllar içinde iç içe geçen söylentiler ve gerçekler, davaya ait bazı belgelerin kaybolmasıyla hiçliğe karışmış ve Rua do Arvoredo duyulduğunda tüyler ürperten bir sokak hismi olarak kalmış. Ne dersiniz? Bilinmezliklerin arasında gerçeğe dair ipuçlarını aramaya hazır mısınız?
1840'lar. Dünya tarihinin oldukça çalkantılı bir dönemi. Savaşlar, kıtlıklar, isyanlar, göçler ve Avrupa'yı etkisi altına alan bir devrim rüzgarı. Bu rüzgar ve kıtalar üzerindeki genel huzursuzluk herkesin hayatını bir şekilde alt üst ediyordu. José, Ramos ailesinin erkek çocukları arasında en büyük olandı.
Babası Manuel Ramos, Brezilya hükümetine karşı isyancılara liderlik eden General Bento Gonçalves da Silva'ya hizmet eden bir süvariydi. Onun olmadığı zamanlarda aileyi geçindirmek José'nin görevi olmuştu. Manuel aksi ve şiddet eğilimli bir adamdı. Evde olduğu nadir zamanlarda José'nin annesi Maria'yı öldüresiye döverdi. José, babasından çok korktuğu için bu gibi anılarda hiçbir şey yapamaz ama ona karşı bastıramadığı bir nefret duyardı. 1845 yılına gelindiğinde 10 yıldır devam eden Raga Muffin Savaşı bitmiş, taraflar arasında barış antlaşması imzalanmıştı. Bu, Manuel Ramos'un eve yani Santa Catarina'ya dönmesi anlamına geliyordu.
Jose hayatta en nefret ettiği insanla her gün bir arada olacağı için çok mutsuzdu. Ne var ki artık kendisini eskisi gibi çaresiz bir çocuk olarak da görmüyordu. Boyu babasından uzundu. Oldukça güçlenmişti. Çocukken annesini koruyamıyor, babasının yaptığı her şeyi sineye çekiyordu. Ama artık onun karşısında durabilirdi. Hem belki de buna hiç gerek kalmayacaktı.
Jose her şeye rağmen içinde babasının değişmiş olabileceğine dair bir umut besliyordu. Bu umut Manuel'in bitmek bilmeyen öfke patlamalarıyla yerle bir olacaktı. Sıcak bir yaz günü bahçedeki palmiyeleri budarken Jose babasının annesini yine ağır bir şekilde dövdüğünü duydu. Annesinin tüyler ürperten çığlıkları gözlerine perde inmesine sebep olmuştu. Artık susmanın sırası değildi. Hiç düşünmeden eve koşan Jose, sıkıca kavradığı budama bıçağını babasının karnına defalarca sapladı. Evin içerisinde bir küçük kıyamet yaşanıyordu. Maria korku dolu çığlıklarla Manuel'i uyandırmaya çalışıyordu. Birkaç dakika sonra eve gelen kardeşleri ise sorgulayıcı gözlerle Jose'ye bakıyorlardı.
Hosey babasının henüz ölmemiş olduğunu fark etti. Zar zor da olsa nefes alıyordu. Onun uyanması durumunda Hosey ölecek kişinin kendisi olduğunu çok iyi biliyordu. Hızlı bir kararla odasından birkaç parça eşyasını eskimiş bir çantaya doldurup evi terk etti. Artık bir ailesi yoktu. Geçmişini tamamen silecekti. Ve babasının o ayrıldıktan sadece üç gün sonra kan kaybı sebebiyle ölmüş olduğunu da hiçbir zaman öğrenemeyecekti.
Bu olaydan sonra kendisine yeni bir hayat ve kimlik oluşturmak için Rio Grande do Sul eyaletini seçen José, Porto Alegre'ye yerleşmeye karar vermişti. O dönemde oldukça hareketli günler yaşayan bu kozmopolit liman kenti, kalabalığa karışmak için ideal bir yerde. Şehirdeki aktif yaşamın tam merkezinde olmanın yanında Jose hem fiziksel gücünü hem de babasına saldırarak kazandığı psikolojik üstünlüğü kullanmak istiyordu. Bu doğrultuda geçmişini gizleyerek polis kuvvetlerine iş başvurusunda bulundu. Yıllarca zor işlerin altından kalkmış olması ve süvari olan babasından edindiği bilgiler birleşince işe alınması hiç zor olmamıştı. Tüm bunlara rağmen hala kalacak belli bir yeri yoktu.
Kimi zaman sokakta, fırsat bulduğunda polis merkezinde, bazen de tekinsiz hostellerde konaklıyordu. Ev aradığı dönemde Porto Alegre'nin merkezinde tanımadığı, sohbet etmediği insan kalmamıştı Jose'nin. Konuştuğu kişiler onu şehre yeni gelmesine rağmen oldukça başarılı olmuş bir Alman kasap olan Carlos Klasner'a yönlendiriyorlardı. Carlos uzun zamandır ağaçlık yol anlamına gelen Rua do Arvoredo'daki evi için bir kiracı arıyor ama gerçekten ahbaplık kurabileceği birini istediği için uygun kişiyi bulmakta zorlanıyordu. Ülkede hala yabancılık çekmesinin yanı sıra sosyal anlamda çok girişken birisi de değildi. José bunun kendisi için hiç problem olmayacağını düşündü. İnsanlarla ilişki kurmak konusunda her zaman çok yetenekli olmuştu.
Babasının savaşta olduğu dönemde, evi geçindirmek için her çeşit insanla çalışmıştı. Nabza göre şerbet vermeyi iyi biliyordu. Jose gerçekten de Carlos'a kendini sevdirmeyi başarmıştı. Savaşlara oldukça meraklı olan Carlos'a, babasının süvarilik anılarını kendisi yaşamış gibi anlatmış, onun gözünde hayranlık uyandırıcı bir mertebe edinmişti. Üstelik Carlos'la ilgi alanları da benzerdi.
İkisi de şehirde olup bitenlere karşı çok meraklıydılar. Carlos, kasap dükkanının merkezi bir konumda olması sayesinde Porto Alegre'nin tüm gündemine hakimdi. Burası ticaret hayatının çok aktif olduğu bir şehirde. Brezilyalı zenginlerin yanı sıra şehrin her yerinde Alman ve İtalyan tüccarlara rastlamak mümkündü. Carlos içten içe bu dünyaya ilgi duyuyor ama bir türlü kabuğunu kıramıyordu.
José'nin girişkenliği sayesinde merak ve imrenme duyduğu bu insanlar hakkında daha fazla bilgi sahibi olabilirdi. Carlos, yeni dostu José'ye sosyeteye karışmasını sağlayacak bir giyim tarzı ve saç modeli edinmesi konusunda da yardım etmişti. Kısa bir zaman içerisinde José fiziğinin de verdiği avantajla yüksek zümrenin içerisinde saygıdeğer, sanatla iç içe bir polis memuru olarak yer almaya başladı. Tiyatro püramiyerlerini, opera ve balo etkinliklerini kaçırmıyor, şehrin en zengin yerlileri ve gezginleriyle ahbaplık kuruyordu. Böyle gecelerden birinde karşısında tanışmayı hiç beklemediği biri çıktı. Kadehimi tazeler misiniz? Pardon? Beni garson sandınız sanırım. Hayır. Sadece içkimi sizin gibi yakışıklı bir adamın koymasını istedim. Beni geri mi çevireceksiniz?
Hı... Şey... Hayır. Yani sizin gibi güzel bir hanımı tabii ki geri çevirmek olmaz ama... Ama ne? Biraz heyecanlandınız sanırım. Buralı mısınız? Yabancı bir havanız var. Öyle mi? Nasıl bir havaymış bu? Sarı saçlar, renkli gözler... Alman mısınız yoksa? Hayır, Brezilyalıyım. Alman olmamı mı tercih ederdiniz? Hayır. Öyle olsaydı bu güzel sohbetimiz başlamadan biterdi.
Ama şimdi bu gece epey uzayacak gibi duruyor. Sağlığınıza. Jose'nin yanına gelen bu gizemli ve çekici kadının ismi Caterina Pels'ti. Kusursuz bir güzelliğe sahip olan Caterina 26 yaşındaydı. Ve sadece 6 yıldır Porto Alegre'de yaşamaktaydı. Avrupa'daki değişim rüzgarları 1848'de Macar Devrimi'nin de başlamasına neden olmuştu.
Katarina bu savaşta Habsburg hanedanlığının askerleri tarafından tecavüze uğramış ve tüm ailesinin gözleri önünde katledilişini izlemişti. Kendi kökenine rağmen Alman bir aile olan Habsburg'a duyduğu hınç, bu ırka mensup herkese karşı genel bir nefrete dönüşmüştü. Devrimde tüm sevdiklerini ve sahip olduğu her şeyi kaybeden Katarina, henüz 15 yaşındayken ülkeden kaçabilmek uğruna Peter Pels adındaki bir tüccarla evlenmişti. Ne var ki Peter, Brezilya'ya geldikten sonra savaşın bıraktığı travmalarında etkisiyle intihar etmişti. Katerina dilini hiç bilmediği bir ülkede, yaşam tarzlarını hiç bilmediği insanlarla tek başına kalmıştı. Yine de şehirde hatrı sayılır bir Alman nüfusu vardı ve bunların büyük bir kısmının hali vakti epeyce yerindeydi.
Katarina, güzelliğini ve Almancasını kullanarak bu kişilere ulaşabilmek için tiyatro, opera ve balo gösterimlerinin müdavimi olmuştu. Bekleme salonundaki erkekleri etkilemek için her yolu deniyor ve başarılı da oluyordu. Ne var ki, bu erkeklerden hiçbiri onunla uzun süreli bir birliktelik düşünmüyordu. Katarina, onlar için yalnızca uzak bir kıtada, gizlice yaşayabilecekleri bir eğlenceydi.
Gördüğü bu muamele karşısında öfkesi iyice büyüyen Katarina, Almanlara artık sadece onları kandırıp paralarını çalmak için yaklaşıyordu. Başlangıçta José'yi de kandırmak istemiş ama sonrasında onun diğerlerinden farklı olduğunu anlamıştı. Ondan gerçekten etkilenen ve onu geçici bir eğlence olarak görmek yerine tanımaya çalışan ilk kişiydi. Üstelik José oldukça iyi görünümlü ve bakımlıydı.
üst tabakadaki insanlara özgü bir hali tavrı vardı. José ve Caterina tanıştıktan çok kısa bir süre sonra evlendiler. Rua do Arvoredo'ya taşınan Caterina, tıpkı José gibi Carlos'la dost olmuştu. Onu diğer Almanlardan ayrı bir yerde tutuyordu. Konuştukları ortak dil sayesinde kolayca iletişim de kurabiliyorlardı.
Carlos, onun yanında çok daha az çekingen birine dönüşüyordu. Hatta neredeyse farklı bir kişiliğe bürünüyor, daha atak, korumacı ve konuşkan bir tavır sergiliyordu. Katerina'ya karşı dile getiremediği bir hayranlığı vardı. Çiftin evine para getiren kişi José'ydi. Polislik mesleğinde yükselmişti. Ne var ki, babasının şiddet eğilimi ve öfke patlamaları kendisine miras kalmıştı. Bu da mesleğine mal olacaktı.
José, Domingos Costa adındaki bir haydutun kafasını kesmeye çalıştığı için polis kuvvetlerinden atılmıştı. Suçlunun kaçmasını önlemek için böyle bir yola başvurduğunu söylemesi fayda sağlamamış, meslekten kalıcı olarak men edilmişti. Aşağılanmış hissetmenin yanı sıra Katerina ve kendisini geçindirmek için ne yapabileceğini de bilmiyordu. Carlos arkadaşına yardımcı olmak için ona kasap dükkanında çalışmasını teklif etti. José'nin kasaplıktan pek anladığı söylenemezdi. Ama Carlos'un çırağı olabilir, bu sayede gerekli becerileri kazanabilirdi. José'nin egosu birinin yanında çırak olmayı kaldırmasa da para kazanmak için başka şansı olmadığından bu teklifi kabul etmişti.
Yine de kazandığı para onların eski yaşam standartlarını devam ettirmelerini sağlayacak ölçüde değildi. Geçim sıkıntısı Jose'yi oldukça geçimsiz bir insan haline getirmişti. Katarina bu duruma daha fazla dayanamadığı için bir çıkış yolu önerdi. Artık yeter. Bu böyle gitmeyecek. Senin bu vazgeçmiş halinden bıktım. Benden ne bekliyorsun anlamıyorum. Hayır ne yapmamı istiyorsun? Kendimi daha ne kadar alçaltabilirim? Parasız kalmayalım diye çırak bile oldum. Buna gerek yok ki. Ezik bir kasap çırağı olmana gerek yok. Sadece benim yeteneklerime güvenmen lazım. Senin yeteneklerin?
Seninle tanışmadan önce ne yaptığımı unuttun sanırım. Yine yapabilirim. Yapabiliriz. Hem de daha organize şekilde. Şehir Alman sazanı kaynıyor. Bize sadece en zengin ve salak olanlarını seçmek düşüyor. Seni bundan kurtarmaya çalıştım ben. Ama istediğim buysa peki. Ben istediğimi değil gerekeni yapıyorum. Jose bu kararlılık karşısında tereddüt etse de ikna olmuştu. Zaten Katerina ile inatlaşmak genellikle pek sonuç vermezdi.
Planları belliydi. Porto Alegre'nin en ünlü opera binasına gittikten sonra çevredeki potansiyel kurbanları inceleyecek, aralarından en uygun gördüklerini kapana kıstırmak için de Katharina'nın baştan çıkarma becerilerini kullanacaklardı. Katharina, erkekleri güzelliği ve tatlı sözleriyle etkilemeye zaten alışkındı. Şimdilik bu şeytani plana kısa bir ara verelim. Sonrasında davamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Katarina, tıpkı konuştukları gibi gözüne kestirdiği bir erkeğin yanına gidip flört etmeye başladıktan sonra, onu Porto Alegre'de yaşayan yalnız bir kadın olduğuna inandırmış ve Rua do Arvoreda'daki evine davet etmişti. Bu teklife karşı koyamayan Lucas ismindeki adam, Porto Alegre'de iş için bulunan orta yaşlı bir gemi mühendisiydi. Opera izleme planından anında vazgeçip, büyük bir heyecanla Katarina'yı takip etmeye başlamıştı. Bu esnada Hosey'nin de kendilerini yakın takibe aldığının farkında değildi.
Rua do Arvoredo etrafı uzun ağaçlarla çevrili olduğu için şehrin geri kalanına göre çok daha karanlık bir yoldu. Geceleri bu ağaçlar şehrin tüm ışıklarını ve seslerini adeta emerdi. En küçük bir dal çıtırtısı bile yankılanırdı. Eve girdikten sonra Katerina hem kendisinin hem de Lucas'ın üstündekileri çıkardı. Parasını çalmak için önce onu etkisiz hale getirmesi gerekiyordu. Şerefe. Odaya mı gelsek artık?
Tamam sen de çok sabırsız çıktın. Her şeyin bir zamana bir bedeli var. Şarap içmekten sıkıldıysan şu bileğindeki saat karşılığında işleri biraz hızlandırabilirim mesela. Ne diyorsun sen ya? Oyun mu oynuyoruz? Gel buraya. Bırak elimi. Beni sen davet ettin. İstediğim her şeyi yapmak zorundasın. Bırak dedim.
Öldürdün. Onu öldürdün. Onu öldürdün. Sana zarar vermek üzereydi farkında değil misin? Onu öldürdün. Katil olduk. Kendine gel. Bir şey yok. Hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam edeceğiz. Tamam mı? Ne yapacağız biz? Cesedi nasıl saklayacağız? İyi
geceler. Rahatsız etmek istemezdim ama garip sesler duydum da. Her şey yolunda mı? Carlos geldi. Yakalandık. Şimdi bittik işte. Carlos'un sesini duymak, o ana kadar panik halinde olan Katarina'yı rahatlatmıştı. Carlos'un ona her ne koşulda olursa olsun yardım edeceğini biliyordu. Katarina'nın bir anda beden dili ve ses tonu bir tiyatro sanatçısı gibi değişmişti. Carlos... İsteyerek olmadı. Bana zarar vermek istemişti. Onu öldürmek zorunda kaldım.
Cesedi bulacaklar. Hapiste çürüyecek miyim şimdi? Hayır, hayır. Böyle bir şey olmayacak. Buna izin veremem. Bir fikrim var. Ondan kurtulabiliriz. Sanki hiç var olmamış gibi yapabiliriz.
Carlos'un bulduğu fikir akıllara durgunluk verecek cinstendi. Cesedi önce parçaları ayırıp sonra da kasap dükkanındaki makinesinde sosis haline getirmeyi önermişti. Sosis dükkanında en çok satılan üründü. Öğle saatlerine kadar hazırlamış olduğu sosislerin tamamı biterdi. Bu da cesede dair delillerin kimsenin ruhu bile duymadan yok olması demekti.
Katarina ve Jose dahiyane buldukları bu fikre dört elle sarıldılar. Ertesi sabah Carlos, Lucas'tan geriye kalanları müşterilerine satmak üzere tezgahına dizmişti. Birbirlerine itiraf etmekte zorlansalar da, üçü de kendilerince farklı nedenlerle bu mide bulandırıcı eylemden garip bir tatmin sağlamıştı. Jose içindeki şiddet dürtüsünü biraz da olsa bastırmış, Katarina zihninde ona yapılan yanlışların intikamını almış, Carlos ise Katarina'nın kahramanı olmuştu. Tüm bu duygular zihinlerinin gerisinde gizli kaldığı için cinayet konusunu bir süre kimse açmadı.
Ama ilginç bir şey olmuş ve Carlos'un son yaptığı sosislerin namı tüm Porto Alegre'ye yayılmıştı. Müşteriler daha fazlasını istiyordu. Klausner, cesetten kurtulmak için başvurduğu bu yöntemin işlerini açacağını hiç düşünmemişti. O hafta kazandığı para iki katına çıkmıştı. Oysa şimdi, müşteriler eski sosislerin yüzüne bakmıyordu.
Bu durumu Jose ve Katerina ile paylaştığında onların gözlerinde bir ışık yandığını fark etti. Böylece üçü de içten içe arzuladıkları şekilde yeniden cinayet işlemek konusunda anlaşmışlardı. Jose ve Katerina, opera binasındaki oyunlarına bu sefer doğrudan öldürmek amacıyla devam etmeye karar verdiler. En az 5 Alman daha Catharina tarafından tuzağa düşürülüp, Rua do Arvoredo'ya gelmiş ve ertesi günü göremeden Klausner'ın müşterilerine sosis olarak sunulmuştu. Carlos, başlangıçta kazandığı paradan ve sosis makinesi fikrini öne atan insan olarak Catharina'nın gözüne girmiş olmaktan mutluydu.
Ama şehirde Alman tüccarların ve sosyetenin önde gelen isimlerinin kaybolduğu fısıltıları yükselmeye başlayınca içini bir korku kaplamıştı. Yakalanıp idam edilme korkusu. Bu er ya da geç olacaktı. Bir yolunu bulup izini kaybettirmesi gerekiyordu. Katarina'dan uzaklaşma fikri onu üzse de öncelik kendi canındaydı. Bir akşam yemeğinde cesaretini toplayıp Jose ve Katarina'ya açılmaya karar verdi.
Kadehimi senin şerefine kaldırıyorum Carlos. Sana ve kasap dükkanının başarısına. Böyle kazanmaya devam edersek yakında yepyeni bir ev bile satın alabiliriz. Evet. Güzel olurdu tabi. Ama maalesef ben bir süre buralarda olamayacağım. Nasıl yani? Ne demek bu şimdi? Şey, Dünberg'den bir mektup aldım. Teyzem. Koleraya yakalanmış. Salgın var tabi.
Almanya'ya mı döneceksin? Yani, beni teyzem büyüttü. Yanında olmam lazım. Jose, Carlos'un söylediklerine bir an bile inanmamıştı. Porto Alegre'deki tek dostu açıkça onu ele vermeye hazırlanıyordu. Carlos yemekte içtikleri şarabın etkisiyle kolayca uykuya dalmıştı. Bunu fırsat bilen çift, Carlos'u bir yastık yardımıyla nefessiz bırakarak öldürdü.
Sonra da eski arkadaşlarına diğer kurbanlarıyla aynı kaderi layık görmedikleri için onun cansız bedenini bahçeye kazdıkları bir çukura gömdüler. Ertesi sabah Jose, kasap dükkanına gelen müşterilere Carlos'un ani bir kararla Uruguay'a yerleştiğini ve iş yerini kendilerine kiraladığını söyledi. Ama insanlar bu beklenmedik gelişmeyi şüpheli bulmuşlardı. Jose'nin kasaplık konusundaki beceriksizliği de gittikçe belirginleşmeye başlayınca, zaman içerisinde dükkana kimse uğramamaya başladı. Ne var ki, yerel halkın gözleri bu tuhaf çiftin üzerindeydi. Ruado Arvoredo, insanların kendi köşelerinden gizlice izlediği bir bölge haline gelmişti. Ama Jose ve Katerina bunun farkında değillerdi.
Kasap sinek avlamaya başlayınca eski yöntemlerine dönmeleri uzun sürmeyen çift, bu sefer çifte bir cinayet işlemeye karar vererek Portekizli tüccar Januario Martins ve yardımcısı Ignacio de Souza'yı ağlarına düşürdü. Ama o gece, Ruado Arvoredo'nun karanlık yolundan geçerken, çıt çıkmayan evlerinin perdelerinin ardında kendilerini izleyen gözlerin olduğunu bilmiyorlardı. Mahallenin tüm sakinlerinin olaya tanıklık etmesi, Januario ve Ignacio'nun cinayete kurban gitmelerini engellememiş olsa da kayıp haberi çıktıktan sonra yol üzerinde oturan herkes şahitlikte bulunmak üzere polise ifade vermiş ve Jose'nin evini hedef olarak göstermişti. Polisler bu şikayetler üzerine evi aramaya gittiklerinde korkunç gerçekle yüzleştiler.
Evin bahçesi kazılınca Carlos'un çürümekte olan cesedinin yanında Januario ve Ignacio'nun yeni gömülmüş bedenleri de ortaya çıkmıştı. İkisi de darp edilmiş ve karın bölgeleri deşilmişti. Polisler evin arka odalarına doğru gittikçe daha kötü manzaralarla karşılaşıyorlardı. Kıyıda köşede artık tanınmaz hale gelene kadar çürümüş olan vücut parçaları bulunuyordu.
Salondaki bir raf ise tamamen kurbanların saat, pusula, cüzdan ve şapka gibi özel eşyalarına ayrılmıştı. Jose, tüm bunları sanki bir koleksiyon parçasıymışçasına vitrine dizmişti. Bu kanıtlar üzerine Rua do Arvoredo'ya tüm girişler kapatılmış, Ramos çifti ise tutuklanmıştı. José müebbet hapis cezasına çarptırılırken, Catarina mahkemeyi de etkisi altına almış, kocasına yardım etmek zorunda bırakılan masum bir kadın olduğuna herkesi inandırarak sadece 13 senelik bir ceza almayı başarmıştı.
1983 yılında José bir hastanede yaşamını yitirdi. Suçunu son nefesine kadar inkar etmesi onu özgürlüğüne kavuşturmamıştı. Catarina ise 1877'de serbest kalıp, çok uzaklarda yeni bir hayata başlamak üzere Porto Alegre'yi terk etti. Nereye gittiği, bundan sonraki hayatında neler yaptıysa bir muamma.
Bugün Rua do Arvoredo'da yaşananlar, büyükannelerin çocuklarına biraz da uyarı amacıyla anlattıkları bir hikayeye dönüşmüş. Neye karşı uyarıyorlar diye soracak olursanız, özellikle erkek çocuklarına, kötü emelleri olan kadınların oyunlarına kanmamaları konusunda bir anlamda telkinde bulunulduğu söyleniyor. Oysa hikayenin her bir karakteri için farklı psikolojik çıkarımlar, hatta tarihsel bağlamda değerlendirmeler yapmak mümkün. Çünkü bu cinayetler zincirini ortaya çıkaran esas motivasyonu hala net bir şekilde bilemesek de, cevap buralarda saklı olabilir.
Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Yeni bir dosyada buluşuncaya dek yediğiniz etleri güvenilir bir yerden aldığınıza emin olmanızı öneririm. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.