
1.507 kelime · ~8 dk okuma
Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bu hafta benden yıllardır çok istenen ama yapacak cesareti kendimde bir türlü bulamadığım bir davayı, Hello Kitty cinayetini anlatacağım sizlere. Ne dersiniz? Bugüne kadar anlatmaya da araştırmaya da yeltenemediğim bu kapkara dosyayı benimle beraber açmaya hazır mısınız?
14 yaşındaki bir kız elektrik bantlarıyla tavana bağlanan ve işkenceyle öldürülen bir kadının hayaleti tarafından takip edildiğini bildirmek üzere Hong Kong polis karakoluna gittiğinde hiç kimse ona inanmamıştı. Polisler çocuğun bunları uydurduğunu düşünüp onu başlarından savmaya çalıştılar. Ta ki kız onlara gördüğü hayaletin kim olduğunu söyleyene kadar. İşkenceyle öldürüldüğünü iddia ettiği kadın, o sıralarda bir genel evde çalışmakta olan 23 yaşındaki Fen Man Yee'di. Fen, küçük yaşta anne-babası tarafından terk edildikten sonra yetimhanede büyümek zorunda kaldığından zor bir çocukluk geçirmişti. 16 yaşına geldiğinde, yaş sınırından dolayı ona artık yetimhaneden ayrılması gerektiği söylendiğinde kendisini ne kadar sıkıntılı bir yaşam beklediğini bilmiyordu.
Dışarıda onu bekleyen hayatı hazır değildi. Ne parası vardı ne de başını sokabileceği bir yuvası. Üstelik para kazansa bile bir ev tutmaya yetmeyecek ve yine sokaklarda kalacaktı. Bunu biliyordu. Bunun için kendine hem para kazanabileceği hem de yatacak yer bulabileceği bir yol buldu. Fuş! İstemeyerek de olsa bu yola girmişti artık.
Paraya ihtiyacı vardı. Zaman içerisinde etrafındaki hayata uyum sağlamaya başlamış, ufak tefek suçlara da bulaşmıştı. Bir süre sonra onun için işler iyice rayından çıkmaya başladı. Bununla mücadele edemiyordu. Hayatın getirdiği zorluklarla mental olarak başa çıkamayınca çözümü uyuşturucuda buldu. Ve kısa zamanda bu maddelere bağımlı hale geldi. Artık bütün parası buraya gidiyordu.
1997 yılında 21 yaşına geldiğinde kendini sokaklardaki fıhış çetelerinden kurtarmak için daha güvenli olduğunu düşündüğü bir genel evde çalışmaya başladı. O yıl içinde aynı zamanda bir erkek çocuğu da doğurdu. Çocuğun babası müşterilerinden biriydi. Ancak o da kim olduğunu bilmiyordu. Fenn sokakta çalışmanın getirdiği tehlikelerden kaçmayı başarmıştı.
Artık yaşayabileceği bir yer de vardı. Ancak hala güvende değildi. Çalıştığı genel evin daimi müşterileri tehlikeli ve güçlü insanlardı. Patronları dahil müşterilerinin çoğu triad yani mafya üyeleriydi. Fenn içinde bulunduğu tehlikenin farkında olsa da gidecek başka bir yeri olmadığını düşündüğünden başına bir şey gelmemesini umarak hayatına devam ediyordu.
Ama bir gece Fenn bunların hiçbirini umursamadan hiç yapmaması gereken bir şey yaptı. O tehlikeli adamlardan birinin parasını çaldı. Parasını çaldığı kişi Chen Man Lok adında düzenli müşterilerinden biriydi. O da trayet mafyasının üyelerindendi. Fenn'in parasını çaldığını fark ettiğinde bu durumu ürpertici bir sakinlikle karşıladı.
Önce ondan aldığı tüm parayı iade etmesini, ardından da kendisine 10 bin Hong Kong doları daha ödemesini istedi. Tabii ki Fan'in bunu karşılayabilecek bir durumu yoktu. Bu yüzden Chen, onun borcunu ödemesine yardımcı olmak amacıyla kendi planını yaptı. Bu yardım bildiğimiz yardımlardan değildi.
17 Mart 1999'da Fenn, Chen ve başka iki arkadaşı tarafından kaçırılıp bir daireye hapsedildi. Yanlarında Ah Fong isimli 14 yaşında bir kız daha vardı. Planları Fenn'i fuhuşa zorlayıp onun üstünden para kazanmaktı. Fenn kaçırıldığı ilk geceden itibaren sabahın erken saatlerine kadar defalarca dövüldü ve tecavüze uğradı.
Ah Fong da Chen'i reddetmesi durumunda başına gelebileceklerden korktuğu için fena yapılan işkenceye bizzat katılmak zorunda kaldı. Başlangıçta sadece çıplak el ve yumruklarla ona işkence edilirken zamanla sopa, metal çubuk, mutfak eşyaları ve hatta mobilya parçaları gibi aletler kullanmaya başladılar. Bununla birlikte Fenn'i zorla gülümsemeye, hatta kahkaha atmaya zorluyor, yediği dayaklardan ne kadar mutlu olduğunu söyletiyorlardı. Eğer Fenn suratını asar, ağlar veya kötü bir şey söylerse onu daha da kötü dövüyorlardı. Bir keresinde kafasına yaklaşık 50 kez tekme atılmış, kafa travmasının eşiğinden dönmüştü. Bir noktada şiddetin seviyesi o kadar artmıştı ki Fenn artık onlara cinsel anlamda bir hizmet sağlayamıyor, para kazandıramıyordu.
Çektiği tüm o acılardan ve yorgunluktan zar zor hareket edebilmesi bir yana dursun, vücudundaki yara izi ve morluklar, onun hizmetlerine para ödeyen erkeklerin ondan hoşlanmamasına neden oluyordu. Fen'in artık Chen'e borcunu ödemesini sağlayacak bir yol kalmamıştı. İstese bile yapamaz haldeydi. Ama Chen bunu umursamıyordu.
Çünkü onun için mesele artık ne borçtu ne de para. Her gün taciz edebileceği ve işkence yapabileceği bir rehinesinin olması hoşuna gidiyordu. Bundan resmen zevk alıyordu. Fanny dövmedikleri zamanlarda onu ayrı bir odada bağlı bırakıp oturma odasında takılıyor, video oyunları oynuyor, televizyon izliyor ve ağır uyuşturucular kullanıyorlardı.
Ama artık bu işkenceler onlara yetmediğinden Fenn'e zarar vermenin başka yollarını aramaya başladılar. Mum ve plastiği vücudunda eritiyor, doğrudan cildini yakıyorlardı. En çok da ayaklarının altını. Böylece Fenn ayakta duramıyor ve yürüyemiyordu. Fenn'in vücudunda büyük açık yaralar olduğunda yiyecek, baharat, kir, idrar ve dışkı alıp yaralarının üzerine sürüyorlardı.
Hatta onu kendi idrarını ve dışkısını yemeye bile zorladılar. Reddeder veya kusarsa onu daha da çok dövüyorlardı. Esaretin ikinci haftasına girdiklerinde Fenden biraz sıkılmaya başladılar. Çok ağır yaralandığı ve sağlığı iyi olmadığı için artık pek hareket etmiyordu. Onların istismarına tepki bile gösteremiyordu.
acısını belli edecek bir hali kalmamıştı. Onlar da işleri yeniden heyecanlı bir hale getirebilmek için yeni yöntemler denediler. Bu sefer de onu havada asılı bırakıp bu şekilde dövmeye başladılar. Bileklerini elektrik bandıyla tavan mantilatörüne bağlayıp onu saatlerce havada asılı bıraktılar.
15 Nisan günü yani kaçırılmasından neredeyse bir ay sonra üç adam ve kız yemek almak için dışarı çıktı. Fen'i normalde de evden çıktıklarında yaptıkları gibi banyoya kilitlediler. Geri döndüklerinde Ah Fong banyoya gitti ve Fen Man Yi'yi küvette ölü buldu. Fen bu işkenceye ancak bir ay dayanabilmişti. Cesedini bulduklarında kalın, yapışkan, turuncu bir akıntı sızıyordu. Vücudundan nasıl turuncu bir irin aktığı bilinmiyor. Ancak bu büyük olasılıkla ciddi bir enfeksiyondan kaynaklanıyordu.
Sizleri şimdiden uyarıyım. İnternette Fenn'in vücudunun görüntüleri var. Bu nedenle bu vakayı kendi başınıza daha fazla araştırmaya karar verirseniz dikkatli olun. Çünkü istemeden bu görüntülere rastlayabilirsiniz. Şimdi kısa bir ara veriyoruz. Ardından dosyamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Grup, Fenn'in ölümünün bu kadar çabuk gerçekleşmesini beklemiyordu.
ve onun cesedinden nasıl kurtulacaklarına dair bir plan da hazırlamamışlardı. Ertesi sabah çete lideri Chen Man Lok, cesetten kurtulmanın en kolay yolunun onu parçalamak olduğuna karar verdi. Zaten küvette olduğundan yapılacak en kolay şey bu olurdu. Chen bir kasap bıçağı alıp onu parçalamaya başladı. İşi bittiğinde etini ve kaslarını kemiklerinden çıkarmayı kolaylaştırmak için vücut parçalarını kaynatmaya karar verdiler.
Bazı kaynaklar etini pişirmek için kullandıkları tencerenin aynısını daha sonra gerçek yemek pişirmek için kullandıklarını söylerken bazıları tencerenin hemen yanında yemek pişirdiklerini iddia ediyor. Hangisi doğrudur bilinmez fakat kesin olarak bildiğimiz somut bir kanıt olan ve bu davaya adını veren bir gerçek var. Kafatasının etini kaynatmayı bitirdikten sonra onu büyük bir Hello Kitty deniz kızı bebeğinin içine tıktılar. Sonra bebeği tekrar dikip kaldıkları yerde hatıra olarak sakladılar. Polisler her ne kadar adamları gözaltına alsa bile ortada inceleyebilecekleri bir ceset olmadığı için Fenn'in gerçek ölüm sebebini tespit edemediler. Onlar da 14 yaşındaki Ah Fong'un ifadesine başvurdular. Davada onun dışında hiç kimse konuşmadı. Olayla ilgili tüm bilgileri ve detayları Ah Fong'dan dinlediler.
Polisler cesedinin parçalanıp yok edildiğine dair delilleri olmasına ve 14 yaşındaki kız tarafından kendilerine verilen tüm bu korkunç ayrıntılara rağmen kesin sonuçlara ulaşamıyordu. Suçu işleyen 3 adamın onlara anlattığı tamamen farklı bir hikaye vardı. Chen ve adamları çok küçük bir genelev işlettiklerini iddia ettiler. Onlara göre Fan bu planın gönüllü bir katılımcısıydı.
Ancak uyuşturucu bağımlılığı vardı ve oradayken aşırı dozdan öldü. Paniklediler ve polisin kadının kendi gözetimleri altında öldüğünü öğrenmesi durumunda başlarının büyük belaya gireceğini biliyorlardı. Bu nedenle dürtüsel olarak o an cesetten kurtulmaya karar verdiklerini söylediler. Polisin elinde adamları cinayetle suçlayacak yeterli kanıt olmasa da onların şahitliğinde öldüğüne ve cesedini tamamen parçaladıklarına dair delilleri vardı. Bu nedenle adamların hepsi en az 20 yıl süreyle şartlı tahliye imkanı olmaksızın ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Her üç adam da psikiyatristler tarafından incelendi.
Ancak hiçbirine akıl hastası olduğunu düşündürecek herhangi bir teşhis konulmadı. Onların sosyopat oldukları ve herhangi bir duygu ya da empatiye sahip olmadıkları düşünülmekte. Ancak hepsi yaptıkları şeylerin tamamen bilincindeydiler. 14 yaşındaki Ah Fong'un polise gelip, o olmasaydı belki de asla öğrenemeyecekleri tüm bu bilgileri sunduğu gerçeği göz önüne alındığında ona bir savunma anlaşması teklif ettiler. Ah Fong teklifi kabul etti.
ve tüm yardımları karşılığında serbest bırakıldı. Bu olayın 1999'da yaşandığını ve şimdi 2024'te olduğumuzu düşünürsek bu adamların yakında serbest kalması mümkün. Sonuçta kasıtsız öldürmekle ve panikten ötürü vücudu parçalamakla suçlanıp bundan ötürü ceza almışlardı. Cinayetten değil. Ah Fong'un Fan Man Yee'nin hayaletinin ona musallat olduğu hakkında anlattığı hikayeyse o zamanlar kamuoyuna duyurulmuştu. Hayaletlere ve benzeri şeylere inanan birçok insan bu davaya ilgi duymaya ve hatta ona bağlanmaya başladı. Bu insanlar davanın gerçekleştiği apartmana geliyor ve Fan'in ruhuyla temas kurmaya çalışıyorlardı.
Bina adeta ruhlar ve ölümden sonraki yaşam hakkında konuşmak isteyenler için bir buluşma noktasına dönüşmüştü. Bunlar da aslında çok normal ve masum bir şekilde başladı. Ancak birkaç yıl sonra işler oldukça tuhaf ve karanlık bir hal aldı. İnsanlar binada çok şüpheli ve uygunsuz şeyler yapmaya başladılar. Bina 1999 yılından 2012 yılına kadar ayakta kalabildi.
2016 yılında ise boş arsaya otel yapıldı. Bu davadaki her detayı hem araştırması hem de anlatması çok zordu. Fena bütün bu işkenceleri yapan, böylesine dehşet verici bir ölüme kurban gitmesine sebep olan kişilere insan demek bile zoruma gidiyor. insan müsveddesi demeyi tercih ederim. Bu olay bizlere insanoğlunun bu dünyadaki en kötü varlık olduğunu ve fırsat verildiğinde hayal edilemeyecek canavarlara dönüşebileceğini bir kez daha hatırlatıyor. Umarım Fenn'in ruhu her neredeyse huzur içerisindedir. Ona bunları yapan insan müsveddeleri ise umuyorum ki demir parmaklıkların arasından bir an olsun çıkamazlar.
Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.