
2.750 kelime · ~14 dk okuma
Sevgili dinleyici, yeni bir uykumu kaçıranlar bölümünde birlikteyiz. Bugün affetmek hakkında konuşmak istiyorum. Neden birini affetmek bu kadar zor? Bu affetmek söz konusu olduğunda bazen bir tartışmanın hemen sonunda o tartışmayı geride bırakmaktan da bahsediyorum. Bazen daha büyük bir güven sarsılmasından sonra tekrar partnerime karşı güven elde etmekten de bahsediyorum.
Ya da çocukluğumda beni incitmiş ebeveynlerimi affetmekten de bahsediyorum. Yani çok böyle kapsamlı bir affetme hali var zihnimde. Bu aralar bunun üzerine çok düşünüyorum. Affetmek ne demek? Affetmedikçe ne oluyor bizde?
Buraya şöyle bir yerden geldim aslında. Bir egzersiz var. Birine karşı öfke doluyken onun için şefkatli bir şeyler düşünme egzersizi. Bir insan sizin canınızı çok acıtmış. Onun için şefkatli bir şey düşünmek çok zor. Hatta yani baktığınızda mesela genel olarak öfkemizde hep o insanın da canının yanması, onun da bizim kadar için acıması, Onun da böyle bizim hissettiğimiz duyguları hissetmesi gibi bir yerden çıkartıyoruz ortaya. Sen benim canımı nasıl bu kadar acıtırsın? Umarım sen de aynı şekilde hissedersin. Hatta bazen insanları affedemememizin en önemli sebebi o adaletsizlik duygusu. Benim canım çok yandı. Onunki yanmadı ama. O böyle hissetmedi. Sadece ben böyle hissettim.
Sanki benim hissettiğim hisler... ...karşı taraf tarafından hissedilmediğinde... ...o adalet sağlanmıyor ilişkin içerisinde. Farklı bir düzleme geçiyoruz sanki. Böyle baktığımızda... ...mesela çocukluktan getirdiğimiz... ...o duyguları... ...mesela ihmal edilmişlik halini... ...fark ettiğimizde, yetişkinlikte... ...bunun acısını... ...o esnada aslında artık... ...kendisi de farklılaşmış bir ebeveynden çıkartmaya çalışmak da çok zorluyor bizi.
Çünkü biz belki mesela 30 yaşında fark etmişiz çocukluğumuzdaki travmalarımızı, belki yeterince sevgi görmediğimizi ya da ebeveynlerimizin bize göstermeye çalıştığı sevgi şeklinin bize yetmediğini ya da belki onların gündeminin hep bizim önümüze geçtiğini ve sesimizin duyulmadığını. Belki 30 yaşında fark etmişiz. Ama biz 30 yaşındayken artık ebeveynlerimiz o günleri geride bırakmışlar. Bugün başka türlü ebeveynler. Belki bugün çok daha anlayışlılar, nazikler, belki daha sevgi dolular, belki bizi ön plana almayabiliyorlar. Ama ben bu farkındalıkla yeni tanıştım. Peki nasıl hesaplaşacağım?
Bugün ebeveynlerime kızdığımda ben hangi ebeveynime kızıyorum? O zamanki ebeveynim, bugünkü ebeveynim değil. Ve tabi ebeveyn için de hiç kolay değil. Belki kendisi gençken, tecrübesizken, belki hayatında bambaşka şeylerle mücadele ederken ihmal ettiği ebeveynliğinin yıllar sonra tekrar karşısına getirilmesi de çok zor.
En iyi bildiğim buydu diyoruz. Peki en iyi bildiği o mu gerçekten? Daha iyisini yapamaz mıydı? Kırılgan tarafımız da bunu söylüyor tabii ki. Neden daha iyisi için uğraşmadın? Neden beni görmedin, benim ihtiyaçlarımı görmedin?
Ya da mesela romantik ilişkiler içerisinde güvenimizi sarsan bir durum olduğunda... ...ilişkiyi bitirmek yerine ilişkide kalmayı tercih ettiğimizde... ...durup durup karşımıza çıkıyor aynı soru. Tekrar güvenebilir miyim ben bu insana? Geride bırakabilir miyim? Geride bırakmış gibi gözükürken... ...aslında geride bırakmadığımda... ...kendi zihnimde aynı soruyla tekrar tekrar karşılaşıyorum. Şimdi nasıl güveneceğim ben ona?
Affetmek kolay olan mıdır yoksa zor olan mıdır? Hani böyle daha acısız olan yöntemin affetmek olduğuna, daha kolay olan yöntemin affetmek olduğuna inanan insanlar var. Halbuki gerçek böyle değil. Gerçek de affetmek. Hem daha komplike olan, hem daha çok acıtan. Çünkü aslında çok daha derin bir bilissel süreç içeren bir durum affetmek. Affetmek zaten unutmak demek değil. Unutmak çoğu zaman mümkün de değil.
Ama affetmek, karşımızdaki insanın bu durumla ilgili bir borcu olmadığına kaniyet getirmek. Yani bizim artık alacaklı olmadığımıza, bizim artık ondan bir ödü almamız gerekmediğine karar vermek. Çok zor bir şey. Ve aslında uzun da bir süreç affetmek. Affettiğini sanıp affedemediğini fark etmek çok sık yaşanan bir durum. Bir taraftan çünkü karşımızdaki insanlar, sevdiğimiz insanlar olduğunda onları affetmeyi çok istiyoruz. Affedelim ki bu olay hiç yaşanmamış gibi olsun istiyoruz. Ya da ben bu farkındalığa hiç varmamışım gibi, eskisi gibi hissedeyim istiyoruz.
Sanki o anın gerisine gidebileyim ve oradan devam edebileyim istiyoruz. Ama bir kere yaşanmış oluyor bu durum ve geriye gidemiyoruz. Daha önceki podcastlerde mutlaka dile getirmişimdir bunu ama bir kere daha üzerine konuşmakta fayda görüyorum. Çünkü madem bu seri benim zihnimden geçenler üzerine, Bunu da konuşmakta fayda var. Canımıza en çok en yakınımızdakiler acıtıyor. Bizi en iyi tanıyan, en zayıf noktalarımızı bilen, böyle damarımıza tam nereden basmaları gerektiğine çok hakim olan insanlar var hayatımızda. Biz onlara vermişiz zaten bunun reçetesini bir nevi. Bak bunlar benim en hassas noktalarım demişiz yıllar içerisinde.
O yüzden de o insanların söylediği şeyler daha bir etkili. Dahası da bu insanlar bizim için daha önemli. Bana ne? Yeni tanıştığım bir insanın benim hakkımda ne düşündüğü belki. Ama mesela çok sevdiğim partnerim bana düşüncesizsin dediği zaman bunun bir anlamı var. Bu arada bu
Tam da bu sebeple tartışmalar esnasında o genellemelerden kaçalım diyoruz. Çünkü ben eğer bir insana hiç tereddütsüz, sen düşüncesizsin diyorsam, karşımdaki insan o anda, özellikle ben bunu söylediğim anda bunu şöyle algılayamıyor. Gizem aslında şu an çok sinirli ve evet ben bu durum içerisinde düşüncesizlik etmiş olabilirim ama aslında sadece bu duruma atfettiği bir durum. Normalde benim düşüncesiz olduğuma inanmıyor diyemiyoruz. Benim için düşüncesiz gibi bir tabiri kullanan bir insan beni nasıl sevebilir diye düşünüyoruz.
Karakterim benim eğer düşüncesizlik gibi zor bir özelliği barındırıyorsa, o zaman o kadar sevilmeyi hak etmiyor olabilirim bu insan tarafından diye düşünüyoruz. O yüzden aslında o genellemeler çok yıpratıyor. Geçmişte bir ilişkimde, bir arkadaşlık ilişkimde karşımdaki insanın bana karşı çok kaba davrandığı bir durum olmuştu. Ve ben, çok kaba davranıyorsun şu anda demiştim. Karşımdaki insan kendisine kaba dediğimi almıştı buradan. Ben de, hayır bak bu davranışın özelini de söylüyorum bunu diye açıklamaya çalışmıştım kendimi. Ama işte o öfke anında çok farklı algılayabiliyoruz birbirimizi. Ağzımızdan çıkan her kelime normaldeki ağırlıklarının çok ötesinde ağır.
O yüzden de aslında mesela böyle bir tabiri, mesela kaba gibi, düşüncesiz gibi bu tip tabirleri kullandığımızda karşımızdaki insanların kırılmışlıklarını çözmek biraz daha zor oluyor. O kalp kırıklığı, aslında tam gerçekten varmaya çalıştığım duygu bu. Kalp kırıklığı, duygusal acı, derinlerde bir yerde. Bir insanın bizi öfkelendirmesine geçebiliyoruz. Öfke yatışıyor. Ya da üzüntü.
Bunlar geçiyor ama eğer o bıçak derine saplandıysa gerçekten derinlerde bir yerde incinliysek o kadar kolay tamir olmuyor. Ve karşımızdaki insanın bizim canımızı bir kere bu kadar çok acıtmış olabileceği düşüncesi sonraki seferler için de bizi inanılmaz temkinli hale getiriyor. O yüzden basit tartışmalar ya da basit olaylar sonucundaki kırılmışlıklarımızdan değil de... ...biraz daha derine inen durumlardan bahsediyorum bugün. Affetmenin adaletsizlik getirdiğini düşünenlerimiz var.
Aslında podcast'ın başında biraz söylemiştim bunu. Yani karşımdaki insan davranışlarının sorumluluğunu alıp bununla ilgili bir yaptırma maruz kalmadığı sürece ben onu niye affedeyim ki? Böyle düşünmek çok insani aslında. Mesela diyelim ki partnerim beni aldattı.
Ve ben onunla ayrılmadım. Onu affetmeye karar verdim. Ama affedemiyorum da bir yandan çünkü istiyorum ki benim çektiğim o acıyı o da çeksin. Hatta sırf bu yüzden kendileri aldatıldılar diye ilişkide ya da güvenleri sarsılı diye ilişkide birebir aynısının partnerini yaşatmaya çalışan çok insan var.
Bunun bir şekilde bir adalet sağlayacağına inanıyorlar. Her ne kadar bu dışarıdan bakıldığında, çok anlaşılır olsa da, içeriden aslında ilişkiye çok zarar veren bir durum. Çünkü eğer ben affetmeye karar vererek ilişkinin içerisinde kalıyorsam, bunu yapmayacağımı da taahhüt etmiş oluyorum. Tabii ki güvenin inşası çok uzun sürüyor. Güven belki aylarca, yıllarca süre gelen etkileşimlerle kuruluyor. Hele bazılarımız için güveni inşa etmek imkansa yakın zor. Ve güvenin yıkılması bazen bir anlık, bazen bir mesaj görüyoruz ve her şey yıkılıyor. Bazen bir sahne, bazen tek bir cümle duyuyoruz birinin ağzından.
Ve o kadar uzun zaman sürmüş olan güvenin tekrar baştan inşa edilmesi gerçekten çok ama çok zor gözüküyor. Yani karşımdaki insan davranışlarının sorumluluğunu alsa dahi, pişman olsa dahi, bir daha böyle yapmayacağını bana aktarmış olsa dahi benim onun sözüne tekrar güvenmem gerçekten uzun bir zaman alabiliyor. Bir de affetmekle ilgili başka bir önemli konu şu. Bazılarımız o mutsuzluk, kırılganlık, kırgınlık içerisinde kalmaya daha aşina, daha konforlu geliyor. Kızgın olmak, mutsuz olmak, bir şekilde haklı durumda kalmak, haklı ve hınç dolu kalmak. bir türlü orayı bırakamamak. Çünkü orayı bırakırsa belki bambaşka duygular girecek. Yani o duygular oradan çıksa oluşan boşlukta başka belki olumlu duygular girecek. Ve o olumlu duygulara hazır değil bazılarımız. Bu da sık rastladığımız bir durum. Özellikle aile içerisinde olumsuz duyguların çok sık yaşandığı durumlarda çocukluktan beri mesela kırgın olduğumuz, affedemediğimiz durumlar varsa
Hele de çocuklukta yaşadığımız durumlardan dolayı kimse bir sorumluluk kabul edip bizimle yüzleşmediyse bu öfke, bu hınç, bu içimizin acıması durumuna çok aşina olabiliyoruz. Maalesef o kadar sık rastladığımız bir durum ki ebeveynlerin ya da aile büyüklerinin diyelim bizimle oturup bizim hissettiğimiz acıyla veya bize yaşattıkları zorlu durumlarla hiç yüzleşmemeleri. Gerçekten kaçımız bir ebeveynimiz tarafından şu cümleye maruz bırakıldık. Tatlım sana bunları yaşattığım için çok üzgünüm. Hiç hak etmiyordum böyle olmasını. Ya da canım bunları yaşadık ama senin bunda hiç bir payın yok. Bunlara maruz kaldığın için çok üzgünüm. Ve neler hissettiğini anlıyorum. Bir daha bunları yaşamamak için elimden geleni yapacağım.
Hatta şey gibi, öyle geliyor ki birçoğumuz sanki ailelerimizin hayatında, çocukken yani, ailelerimizin hayatında böyle oradan geçen izleyiciler gibi, şahitler gibi yani. Biz sanki o durumların içerisinde biz hiç etkilenmiyormuşuz gibi davranılmış bize. Biz böyle televizyondan izleyen izleyicilermişiz gibi ya da tiyatro sahnesini izleyen izleyicilermişiz gibi davranılmış bize. Sanki mesela annemle babamın tartışmasından bence etkilenmiyormuşum. Ya da bir aile büyüğümüzün kaybı, ben çocuk olduğum için bana hiç dokunmuyor. Şey de çok enteresan. Yani mesela çocukları ölümden korumaya, ölüm kavramından uzak tutmaya çalışıyoruz.
Ama o zaman çocuk için o esnada mesela bir aile büyüğünün hayatını kaybetmesi çok anlaşılmayan bir durum olarak kalıyor. Ve o oluşan boşluklar aslında çocuk için çok daha zor. Yani oturup anlatabilsek aslında şu an halde herkes üzgün çünkü mesela dedenin başına böyle bir şey geldi ve biz hepimiz onun kaybıyla ilgili kendimizi çok kötü hissediyoruz. Sen de çok üzgün olmalısın. Bu konuşmayı yapabilsek aslında çocuk için çok daha anlam kazanacak evdeki o matem havası. Ama hayır bunu çocuğa yapmıyoruz. Ya da mesela anne babası boşanan birçok insanın tecrübesidir. Kimsenin oturup ona bu durumu açıklamamış olması. Biz boşanıyoruz ve ondan sonra evlere ayrılıyor. Konuşmasının bir anda yapılması. Kimse çocuğa şunu söylemiyor. Bunun seninle hiçbir ilgisi yok. Biz iki yetişkin olarak anlaşamıyoruz. Biz hala senin annen ve baban olarak kalacağız.
Ama maalesef artık bir evliliği sürülebilecek gibi hissetmiyoruz. Çocuk kaç yaşında olursa olsun yaşadığı duruma anlam katan cümleler bunlar. Ama birçoğumuz böyle cümleleri hiç duymadı. Sanki o evliliklerin dağılması bizi hiç ilgilendirmiyormuş gibi. Ya da aile büyüğümüzü kaybetmemiz bize hiç dokunmuyormuş gibi. Çocuğuz ya hiç etkilenmiyormuşuz gibi yaşamışız.
Öyle olunca o ihmal edilmişlikler, hiç söylenmemişlikler, hiç dilenmemiş özürler kalmış bizimle. Büyüdüğümüzde ve canımız yandığında geçmişten getirdiğimiz o bütün birikimle alışkınız duyulmamaya ya da biri tarafından özür dilenmemesine ya da dilenen özrün de çok böyle göstermelik geçici olmasına. O yüzden de mesela bir ilişki içerisinde bizden özür dillendiğinde bu özrünün samimi olduğuna inanmakta bile güçlük çekiyoruz. Ya da karşımızdaki insan davranışlarının sorumluluğunu alıp daha farklı davranacağını iddia ettiğinde bunu kabul etmek ve bunun için kırılgan bir yerden beklemek, buna hazır olmak çok zor geliyor bize. Biri birini affetmek tekrar kırılabilme ihtimaliyle eş anlamlı ya. Yani o korku ya tekrar başıma gelirse? Bir kere affettim ama ikinciyi affedemem ki. Bir kere canım çok yandı, ikinci kere canımın yanmasını kaldıramam ki. O yüzden de o korku benimle kalıyor ve gerçekten ilerlememe engel oluyor.
Tabii şeyler de var bence. Mesela diyelim ki aldatılma durumu için. Yani aldatıldım ve ben bunu affedersem bu beni zayıf bir partner yapar. Bu beni aldatılmaya açık bir partner yapar. Bu benim ilişkide daha güçsüz olmama sebep olur. Bu beni daha zayıf bir pozisyona getirir ilişkide. Yani o maalesef aslında hiç olmasını istemediğimiz iktidar savaşları ilişki içerisinde kim daha güçlü, kim daha zayıf, kim karar veriyor? Sahi kim karar veriyor ilişkilerde? Biri aldattıysa ve ben onu affediyorsam bu beni mi güçsüz yapar? Yoksa aldatmış olan insan bizim ilişki taahhütümüzü bozduğuna göre ve böyle bir davranışta bulunduğuna göre aslında hatayı yapan o değil mi? Neden ben güçsüz olanım? Affediyorum diye. Ve tamam, bugün affedebilirim. İkinci tekrar yaşanırsa burada kalmayacağım çok aşikar.
Tekrar tekrar affetme durumu bambaşka bir podcast'ın konusu olmalı bence. Çünkü o biraz ilişki bağımlılığıyla da ilişkili. Yani ben bu ilişkiden ayrı kendimi düşünemiyorum. O yüzden kalbim kırıldıkça bu ilişkinin içerisinde kalmaya devam ediyorum. Orada başka türlü bir bağlanma hali, travma bağlanması dediğimiz durumda söz konusu olabiliyor.
Yaralarımdan seviliyorum, yaralarımla kalıyorum. Yaralarım tekrar tekrar kanadıkça o ilişkin içerisinde olmaya devam ediyorum. O bambaşka bir şey. Ama sağlıklı bir ilişkiden bahsediyorsak, sağlıklı ilişkilerde de hatalar yapılabilir. Hatalar yapılabilir ve hatalar telafi edilebilir. Telafi edildikten sonra insanlar kaldıkları yerden devam edebilirler.
Bağlanma yaralanması denilen bir durum var mesela. Bağlanma yaralanması, aradaki sağlıklı bağın bir tecrübeyle kopması ya da ciddi hasar alması. Kopması demeyeyim ama ciddi hasar alması anlamına geliyor. Belki mesela ilişkiniz içerisinde bir an var, bir cümle, belki bir tartışmanın içerisinden bir sahne. Sizi hiç bırakmıyor, tekrar tekrar hatırlıyorsunuz. Size o anı ya da o duyguları yaşatmış bir insanı hala seni devam ediyorsunuz ama tekrar eskisi gibi hissedemeyeceğinizi düşünüyorsunuz. Bu bir bağlanma yaralanması. Ama mesela şunu da biliyoruz ki bu tip bağlanma yaralanmaları tamir edildikleri zaman ilkinden çok daha sağlam bir şekilde devam edebiliyor ilişki. Peki ben nasıl affederim? Nasıl tamir ederim bu tip yaralanmaları? Her şeyden önce karşımdaki insanın bu durumla ilgili düşünmüş olduğunu bilmem gerekiyor. Bu insan davranışının sorumluluğunu alıyor mu?
Beni neden incittiğinin farkında mı? Ne yaparak değil sadece. Yaptığı davranışın bende neye tekabül ettiğinin farkında mı? Ben ne hissediyorum? Nereden kırıldım? Mesela söylediği cümle hangi çocukluk travmamı tetikledi? Ya da yani ben neyden vazgeçmiştim de bu ilişki içinde olmak için ve şu anda bu yaptığıyla aslında belki orayı tetikliyor bende. Bunların farkında mı? Beni dinledin mi hiç? Ben ona anlattım mı? Neden kırgınım? Neden böyle hissediyorum? Ya da mesela yaptığı davranışın sorumluluğunu tamamen benim üzerime mi atıyor? Tamamen ben mi sorumluyum? Onun hatasından, onun gözünde en azından. Farklı davranabileceğini düşünüyor mu karşımdaki insan? Bundan sonra bir şeylerin değişebileceğini, daha iyi yönetilebileceğini düşünüyor mu?
Bunun için gereken çabayı harcamaya hazır mı? Çünkü ilişkiler emek istiyor. O emek lafta değil, gerçekten gün be gün, an be an ben o ilişkiye o emeği harcayabiliyor muyum? Her ilişki bence şöyle bir şey, yani sadece romantik ilişkilerden bahsetmiyorum bu arada. Ben her gün mesela iyi bir abla olmayı tercih ediyorum, iyi bir anne olmayı tercih ediyorum, iyi bir eş olmayı tercih ediyorum mu? Yoksa bazı anlarda
Kendi bencil dürtülerim ön plana mı çıkıyor? Tabii ki çıkıyordur bu arada. Çünkü hepimiz benciliz. Ve kendimizi koruma ihtiyacımız da mevcut ve bu gayet doğal. Çünkü iki motivasyon sürekli çatışma halinde. Kendimi koruma ve ilişkiyi geliştirme. Ben her seferinde ilişkiyi tercih edemiyorum. Bu okey. Ama kendimi korurken karşımdaki insanı inciterek mi koruyorum? Yoksa sınırlarımı doğru yerlerde çizip karşımdaki insanı da incitmeden mi bunu yapıyorum?
Sınırlar konusu bu arada bambaşka bir uykumu kaçıranlar gündemi olsun istiyorum çünkü nasıl sınır koymak hakkında konuştum ben nereden bileyim serisinde ama bazen sınır koymaya çalışırken nereleri silip atıyoruz onları hakkında konuşmadım bazen sınır koymaya çalışırken ne kadar ekstreme gittiğimizi konuşmadım bunu da konuşmak istiyorum bir noktada neyse gelelim affetme mevzusuna tekrar Karşımdaki insan benim affetme sürecimde zaman zaman geri gideceğim zamanları hazır mı? Çünkü ben affetmeye çalışırken tabii ki bazı günleri affedememiş hissedeceğim. Tabii ki bazı günler tekrar hortlayacak korkularım. Bunlarla yüzleşmeye hazır mı mesela?
Peki ben o adalet duygumun farklı şekilde tatmin edilmesine okey miyim? Ya da kalbimin acısını geride bırakıp tekrar orada iyi duygular için bir boşluk açmaya hazır mıyım? Belki unutmayacağım ama o kasetin üzerine yazmaya hazır mıyım? Üzerine yazabilirim çünkü. Tekrar güzel hatıralarla üzerine yazabilirim. Tekrar doldurabilirim güzel anılarla o kaseti. Bunu yapmaya hazır mıyım?
Ve belki de inanır mısın? Ben birini affetmeye karar verdiğimde bazen şöyle bir beklenti içerisinde olabiliyorum. Her an benim onu affediyor olduğumun bilincinde olsun. Ve kendisini hep kötü, hep bir nevi ezik hissetsin. Ve hep beni böyle el üstünde tutsun. Çünkü ben onu affediyorum, ben büyüklük ediyorum.
O yüzden hep bunu böyle demokrasinin kılıcı gibi tepesine taşısın, daima bilsin yani. Ben bunu yaptım, ben onu affettim. İşte bu, bir ilişki için çok tehlikeli bir şey. Ben eğer affediyorsam, karşımdaki insana bu duyguyu yaşatmayacağımın da taahhütünü veriyorum. Ben eğer affediyorsam, evet bu olay yaşandı ama bu olayı unutmasak da bu olay geride kalmış şekilde hareket edeceğiz demiş oluyorum. Karşımdaki insanı sürekli bu olay yaşandı ve o yüzden sen artık farklı davranacaksın ve bunu sürekli ben sana hatırlatacağım. Senin normalleşmeye çalıştığın zamanlarda bile ben bunu senin karşına çıkaracağım demeden bu ilişkin içerisinde olmayı tercih ediyorum.
Bundan vazgeçebiliyor muyum? Yoksa affetmek benim bu ilişkide daha güçlü olma yöntemim mi? Eğer ikincisiyse, o zaman sağlıklı bir ilişki içerisinde değilim. İlişkiler iki eşit insanın iki eşit noktadan birbirine bağlanmasıyla oluşur. O yüzden de iktidar savaşları ilişkilere hep zarar verir. İşte böyle sevgili dinleyici. Umarım affetmekle ilgili senin de kafanda oluşan düşüncelere belki sorulara iyi gelmiştir bu bölüm. Eğer aklına başka sorular gelirse bana her zaman yazabilirsin. Ben uykumu kaçıranlar da senin de uykunu kaçıranları konuşmayı seviyorum. O yüzden her zaman burada senin de düşüncelerin hakkında konuşabiliriz. Bana her zaman sosyal medyaya ulaşabiliriz. Çok teşekkür ederim orada olduğun ve beni dinlediğin için. Sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.