
2.915 kelime · ~15 dk okuma
Trenspor'dan herkese merhabalar. Süper Lig son hızıyla devam ediyor. 26. hafta maçları oynandı bu hafta. Galatasaray ve Fenerbahçe kazanmaya devam etti. İki takımın durumlarını konuşacağız. Galatasaray'ın Avrupa'da müsabakası var. Avrupa Ligi'nde Spartaprak'la ilk maçını oynadı ve Perşembe günü ikinci maçını oynayacak. Bu maça küçük bir değiniriz. Aynı zamanda basketbolda, NBA'de All-Star heyecanı yaşanıyor. Ve milli güreşçimiz daha bir kez daha Avrupa şampiyonu oldu. Bu konulara da değiniriz. Başlayalım.
Öncelikle lider Galatasaray'la başlayalım. Bu haftayı da kayıpsız geçti ve Ankara gücünü 3-0 yendi Deplasman'da. Oldukça zor olması beklenen bir maçtı. Ankara gücü zemininin çok kötü olduğu konuşuluyordu haftalar boyunca. Ve Galatasaray zorlanmadı. İyi bir galibiyet aldı. Aslında ilk 10 dakika itibariyle Ankara gücünün de bir şutu var. Muslera'nın sağ alttan oldukça iyi çıkardığı ve sonra Alissov'un offside nedeniyle sayılmayan da bir golü var.
Fakat daha sonra Galatasaray son haftalarda birçok kez yaptığı gibi duran top silahını kullanarak kilidi açmış oldu. Dries Mertens'in çok güzel kornerinde Kerem Demirbay arka direkte kafayı vurdu ve golünü attı. Galatasaray 1-0 öne geçirdi. Hemen ardından 2 dakika sonra Galatasaray bir gol daha bulunca 2-0 ve maç koptu. Şimdi bu çok tanıdık geldi bana ve o yüzden bakmak istedim. İstatistiklerde zaten Galatasaray penaltı harici duran topta en çok x'ci üreten kulüp ligimizde. Geçen sene de bu böyleydi. Rakiplerine bu alanda fark atıyor Galatasaray. Bu sezonda böyle devam ediyor ve bu sezon özellikle son haftalarda golleri de çok fazlasıyla bu şekilde buluyor Galatasaray. En önemli konu da ilk golün yani kilidi açan golün duran topla gelmesi. Genelde en zor gol kilit açan gol ilk goldür yani
Bazen 3-0'ı 4-0 yapan gol aynı değerde olmayabiliyor. 0-0'ı 1-0'a çeviren golle. Kilit açacak olan gol çok değerli. Ve son 12 maçta yani sezonun ikinci yarısının başladığından beri oynanan 12 resmi maçta Galatasaray'ın işte Avrupa Ligi de var, Türkiye Kupası da var. 12 tane resmi maç çıkarmış Galatasaray ligin ikinci yarısında. Ve bunların 7 tanesinde ilk golü Durantop'la bulmuş. Bu çok çarpıcı.
Mesela ilk Konya maçı, Abdülkerim bardakçı golü atıyor Kerem Demirbay'ın ortasında. Sonraki üçüncü hafta, Kayseri maçı, Mert Enso ortaya kesiyor, Nenson atıyor kafayla. Dördüncü hafta Türkiye Kupası'nda, Kerem Demirbay kesiyor, Barış Alper atıyor. Altıncı hafta, İstanbul Spor Maçı, Kerem Demirbay korneri kullanıyor. Kerem attı, Türk oğlu penaltıdan attı bu golü ama korneri engellemek için öndirekte elle kestiler ve penaltı oldu. Penaltıyı da Kerem attı.
Normalde penaltıyı saymıyoruz duran toptan fakat korneri engellemek için yapılan penaltı da aslında bir nevi korneri çok etkili kullandığınız için ve bu sene Galatasaray'a bu çok kez oldu. Mesela Beşiktaş maçında Derbi'de Amir Azyam Atölyeviç aynı şekilde kornerden golü engellemeye çalışıp penaltı yapmıştı. Kayseri maçında yine galibiyeti getiren gol öncesinde Barış Alper'i indirmişti Hasan Ali. Bunlar çok oluyor o yüzden onu da aldım. 8. hafta Samsun Spor maçında yine Kerem Demirbay korneri kullanıyor. Icardi arka direğe aşırtıyor, asisti o yapıyor ve Nelson gole atıyordu.
Hemen ardından oynanan kupa maçında bu kez Genç Eyüp Aydın korneri çok iyi kullandı, Davinson Sanchez gol attı ve şimdide bu haftada Mertens korneri çok iyi kullandı ve Demirbay da gol attı. 12 maçın 7'si. Gerçekten çok çarpıcı bir oran ve Galatasaray'ın ligin en kısa takımlarından bir tanesi olduğunu da söylemek lazım. Yani takım boy ortalaması bu kadar kısayken duran toplularda hem XC üretiminde bu kadar fark atıyor olmak hem gol sayısında bu kadar fark atıyor olmak rakiplerine net bir teknik direktör ve teknik heyet artısı burada Okan Hoca'nın ve yardımcılarının ön plana çıkarılması gerek diye düşünüyorum.
Tabi Galatasaraylılar için bir diğer konu da Derrick Cohn'un performansı. Derrick Cohn biliyorsunuz Bundesliga 2'den Hanover'den transfer edildi. Galatasaray'ın son gün transferlerinden bir tanesi ve o yüzden de UEFA listesine yazılamadı. Yani Galatasaray'ın Avrupa'da oynadığı maçlarda Derrick Cohn oynayamıyor.
Liste verildikten sonra yapıldı bu transfer. Tabi bu da Türk Futbolu'nun bir saçmalığı aslında. Ona çok değinilmiyor ama transferlerin listeye eklenememe sebebi, Türk Futbolu'nda transferin bir hafta fazla uzatılması. Yani Avrupa'dan bir hafta sonraya kadar uzatılıyor Türkiye'de transfer. Bunun da sebebi, Avrupa'da bütün transfer sezonu kapanınca elde kalan futbolcular Türkiye tarafından transfer edilebilsin. Bunu bir fırsat olarak görüyorlar. Yani elde kalan futbolcuları alma fırsatı olarak görüyorlar. Derikan çok öyle değildi. Takımının starıydı, yanıyordu. Son 3 maçında 4 asist yapmış bir oyuncuydu Hanover'de. O, o modele girmez. Ama bu iş bir hafta sonraya olduğu için biraz oyalanıyor. İşte Galatasaray'da o sırada Levent Mercan'la Rıdvan'la uğraşıyordur. Levent Mercan'ın menajeri, aynı zamanda Derik Kön'ün de menajeri. Levent işi olmayınca Derik Kön önerildi ve biraz şapkadan çıktı ve çok da faydalı oldu açıkçası. Çok çok iyi bir performans. Bence ilk maçına göre şöyle bir değerlendirme yapmak lazım.
İki farklı kanat oyuncusuna karşı savunma yaptı Derikkön. İlkinde Çepas. Çepas normalde sol kanat oynuyor ağırlıklı olarak. Fakat Derikkön çok hücuma çıkar diye muhtemelen veya Barış Alper'le oynamasın diye, eşleşmesin diye. Barış Alper de inanılmaz formdaydı. Onu sağ kanata attı Emre Belözoğlu bu maçta. Kön'ün arkasını kullanmak hızıyla ligin en hızlı oyuncularından biri Çepas. Her ne kadar final işlerini hiç iyi yapamasa da çok hızlı bir oyuncu. Onun hızından yararlanıp kontra atakları düşündü Emre Belözoğlu. Ve Derik Kön kendisi de çok hızlı bir oyuncu olduğu için Çepas'ın hızına oldukça iyi bir karşılık verdi. Ve Çepas hep çizgiyi kullanan, sıfıra inmeye çalışan bir sağ açık oynadı. Yani düz ayağıyla, sağ ayağıyla sağ açık oynadığı zaman çizgiyi kullanmak istedi.
Ona karşı oldukça iyi bir performanstı. İkinci yarı pozisyon değiştirdiler. Çepas sola geçti ve Olympiu Moruzsan girdi oyuna eski Galatasaraylı. Moruzsan da herkesin bildiği üzere tam tersi sol ayağını kullanmaya çalışan, ters ayakla oynayan bir kanat oyuncusu. Ve merkeze doğru dribbling yapan bir oyuncu. Kön merkeze doğru ters ayakla dribbling yapan oyunculara karşı da oldukça iyi durabileceğini gösterdi. Bence Moruzsan'a karşı da çok iyi durdu Kön. Ve çok başarılı bir oyun çıkardı iki farklı kanat oyuncusuna karşı.
Öte yandan kendi takımında da iki farklı kanat oyuncusu önünde oynadı. Yani Kerem Aktürkoğlu ile başladı. Kerem Aktürkoğlu biliyorsunuz çok fazla merkezde konumlanan bir oyuncu. Taç çizgisine basması gereken, yani kanada açılması gereken pozisyonlarda bile fazlasıyla merkezde durduğu oluyor. Kerem merkezde oynadığında Kön bu oyuna çok alışkın. Çünkü Hanover'de de, bu sene maçlarını izledim, Hanover kanatsız bir oyun oynuyor. Yani bütün bir kanadı boydan boya köyüne bırakıyorlardı zaten. 4-3-2-1 veya 3-4-1-2 gibi sistemlerde sol kanat boydan boya köne emanet oluyordu. Galatasaray'da da Kerem Aktürkoğlu sol kanatta oynadığı zaman aslında kanat boydan boya Solbek'e emanet oluyor. Kerem'in merkezde konumlanması könün Hanover'den de çok alıştığı bir şey.
Ve bunu gayet kolay bir şekilde uyguladı Galatasaray'da da. Hiç yadırgamadı yani. Sanki Anonfer'de oynuyormuş gibi oynadı. Fakat benim esas merak ettiğim Zaha'yla olan uyumuydu. Çünkü Zaha, Kerem Aktur kolunun tam tersine çok fazla taç çizgisinde konumlanan bir oyuncu. Yani mesela merkeze girme işlerini de çok fazla görmüyoruz Zaha'yı. Taç çizgisine çok basan ve orada top alıp driblinglerle içeriye girmeye çalışan bir oyuncu. Kön bu tip bir kanatla oynamadı.
Bazen Zaha'nın bu topu ayağına isteme durumu çapa etkisi de yaratabiliyor. Backleri biraz bloklayabiliyor, kendi backlerini. Fakat Kön burada hiçbir problem yaşamadı ve topu Zaha'ya aktarıp sıfıra inme koşullarını yaptı. Çok pas alamadı ama Zaha'yla da uyum içinde oynadığını düşünüyorum. Bu açıdan da iyi bir oyun sergiledi. Kön'ün tabii hücumunun iyi olduğu herkese malum. Orta sayısından, gol sayısından bile anlaşılıyor. Direkt istatistiklerinden bile belli hücumunun iyi olduğu. Fakat savunma konusunda bazı soru işaretleri vardı medyada.
...ve bazı pozisyon alma hataları vesaire yaptığı olabiliyordu geçmiş takımında. Fakat birebir savunmayı çok iyi oynadığını gördük. Yani pozisyon bilgisini zorlayacak Ankara gücü hücumları olmadığı için... ...pozisyon oyununun çok test edilemediğini düşünüyorum. Ama birebir oyunu test edildi. Çepas ve Mortusan tarafından. Ve birebir savunması oldukça sert, agresif ve yakın markajdı. Bunu beğendim açıkçası. Çünkü Galatasaray'ın 4 gün önce oynadığı Avrupa Ligi maçında Berkan Kutlu Solbek oynadı. O da elinden geldiği kadar iyi oynuyor. Hatta bence Angelinho'dan daha iyi oynuyor mesela Berkan Kutlu. Kön tabii daha da etkili oldu ama Berkan iyi oynadığı bir maça rağmen
Sol back'te rakibine yeterince yakın oynayamadığı için, yeterince agresif oynayamadığı için... ...Pranatti ilk gol öncesinde kolay bir ortaya izin veriyor. Top dönüyor, Barış Alper arkası dönük adama faal yapıyor. Duran top oluyor ve duran topun dönüşünde Galatasaray ilk golü yiyor.
İkinci gol de yine Preciado, Sparta Pıran sağ kanat oyuncusu. Yine onun ortasında Berkan yine ortaya izin verdi ve Kucsa kafayı vurup golü atmıştı. Ortalara kolay izin vermişti Berkan, iyi bir oyuna rağmen. Fakat Derik Kön bu maçta çok sayıda orta blokladı ve çok yakın durdu. Ben bu beklerde çok önem verdiğim bir konu bu. Yakın markaj. Eskiden iyi Süper Lig izleyicileri hatırlar. Mesela İbrahim Üzülmez çok iyi yapışırdı rakip kanatlara.
Dedik ki Kön'ün de öyle bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. Birçok uyanık back oyuncusu, mesela Masu Aku, Galatasaray'da eskiden Patrik Fanenold, rakiplerinden çalım yememek için o mesafeyi açıyorlar ve rakiplerin çok kolay orta kesmesine izin veriyorlar. Fakat Kön'ün etkili, agresif ve sağlam bir birebir savunması vardı. Bence oradan da geçer not aldı. Sadece bir negatif konu, biraz kolay faal yapıyor. Dört tane faal yapmış maç boyunca ve bir tane yaptığı faal de çok sertti. Kisio'ya. Orada haklı olarak sarı kart verdi hakem. Bunlara da biraz daha dikkat etmesi lazım. Çok anlamlı bir hareket değildi o. İkili mücadelelerde çok sertti. Ona da dikkat etmesi lazım tabii.
Hiç aslında ilk maçı olduğunu hissettirmedi. Bence takıma çok çabuk adapte oldu. Bunu sahada da gösterdi. Bence hem bir hücum beki. Yani bu hücum beki olduğunu oyun içerisinde net bir şekilde gösterdi. Bence savunmada da doğru hamleler yaptı. Birebirlerde doğru işler yaptı. Karşısında da Sepas gibi tabii ki birebire iyi bir oyuncu olmasına rağmen, hızlı bir oyuncu olmasına rağmen bence savunma görevini de doğru bir şekilde yaptı. Performansından memnunum. Tabii ki üzüntümüz. Avrupa'da onu kullanamıyoruz. Yani bu bizim için. Bu performanstan sonra biraz daha üzüntü olacak tabii.
Tabii Perşembe günkü Sparta-Prak maçını da konuşalım. Çok önemli bir maç. Deplasmana gidecek Galatasaray ve sakatlarla ilgili sıkıntılar var. Okan Hoca, Abdülkerim Bardakçı ve Kaan Ayhan'ı oynayabilecek gibi görüyoruz dedi. Ağrıları olduğu. O yüzden de Ankara gücü maçlarına hiç götürmediler. Direkt Prak deplasmanına gidecek bu iki oyuncu.
İkisi de oynayabilirse büyük ihtimalle Kaan Ahyan sağ bek, Berkan sol bek yine başlayıp Davinson ve Abdülkerim şeklinde bir savunma dörtlüsü göreceğiz bırakta. Biliyorsunuz Nelson da cezalı. Kalede tabi Mustara. Orta ikili de Toreira, Kerem Demirbay'ı. Sağ kanatta Barış Alper'i, sol kanatta Kerem Aktürkoğlu'nu, on numarada Mertens'i ve Santerford'a da Icardi'yi görürüz diye düşünüyorum. Abdülkerim veya Kaan'dan bir tanesi bile olmazsa da Barış Alper sağ bek, Sakat olmayan Dissim, Abdülkerim veya Kaan Stopper'de. Ve sağ kanatta da Tete'yi görebiliriz gibi geliyor. Bu maçta Zaha sonradan da oyuna girdi. Ama Tete kadar iyi bir performans sergileyebildiğini söylemek zor. Zaha'nın, Tete'nin de gerisinde olması, Kerem Aktürkoğlu'nun, Barış'ın vs. bu isimlerin hepsinin gerisinde kalması, yedek kulübesinde kalması da gerçekten çarpıcı. Ama Okan Hoca da kazanmaya devam ettiği sürece bu zorlu kararları vermeye de daha cesur bir şekilde devam ediyor gibi gözüküyor.
Burada bölüme küçük bir ara veriyoruz. Döndüğümüzde devam edeceğiz. Fenerbahçe de çok kritik bir galibiyet aldı. Ki olası bir puan kaybı puan farkını dörde çıkarabilirdi. İki puan fark var arada. Ve bu konuda aslında maçın ilk yarısında biraz korkulu rüyada gördü Fenerbahçeliler. Ama ikinci yarı reaksiyonu da çok tatmin ediciydi. Fenerbahçelilere çok motive mutlu edecek bir ikinci yarı reaksiyonuydu bu. Tabii şundan bahsediyordum ben de yaptığım yayınlarda. Geçen sene Jorge Jesus şampiyon olamadı ama yaptığı en iyi işlerden bir tanesi şuydu.
Bazen çok ağır mağlubiyetler aldı geçen sene Jorge Jesus. Mesela kendi sahasında Beşiktaş'a karşı çok önde götürdüğü bir maçta 4-2'lik bir mağlubiyet yaşamak gibi. Veya işte İstanbul Spor'la oynadığı maçta kendi sahasında 3-1'den 3-3'e razı olmak gibi bazı çok sıkıntılı maçlar oynadı. Fakat en kırıcı maçlardan sonra bile bir sonraki maçı Fenerbahçe çok motive ve çok hırslı bir şekilde oynadı ve galibiyetler aldı.
Mesela Galatasaray'a son derbide 3-0 mağlup oldu şampiyonun olduğu, çıktığı Galatasaray maçında. Ve Fenerbahçeliler için çok mutsuz, rahatsız edici bir maçtı. Fakat hemen ardından oynanan Türkiye Kupası maçında da rakiplerini sahadan silip çok net bir galibiyet alabilmişlerdi. Yani çok çarpıcıydı bu reaksiyonlar. Değerliydi de. Ve İsmail Hoca'nın nasıl reaksiyon vereceği de çok önemliydi bu maça. Alanya Spor'un maçındaki beraberlik de o az önce bahsettiğim maçlara benziyor. İsmail Hoca'nın 2-2'lik yaşadığı beraberlik. Açıkçası Rize maçına da ilk yarıda bence doğru reaksiyon verilemedi. Çünkü bence yine
Belli başlı kalıplara uymak zorunda hissetti İsmail Hoca. Yani Kurniç'i aldı, oynatmak zorunda hissetti. Cengiz'i oynattı. Ve bence bu saha zeminine, bu yağışa uygun futbolcuları başlangıçta düşünmedi. Fakat devre arası da çok doğru reaksiyon verdi.
3 oyuncu değiştirdi Fenerbahçe ve 3 oyuncu çok net bir şekilde takımın ikili mücadele gücünü, isteğini, arzusunu çok yukarı çekti. Biraz istatistikler vereceğim. İlk yarıda mesela Cengiz Ünder 5 ikili mücadeleye girmiş ve 0 ikili mücadele kazanmış. 0. Bir de üstüne ilk yarının sonunda sarı kart görmüştü. Yerine gelen İrfan Can Kahveci 45 dakikada 9 ikili mücadeleye girmiş ve 6'sını kazanmış. Çok net yani.
Zaten Cengiz'de İrfan'da benzer stil oyuncular olsa da İrfan bu sezon çok daha mücadele gücü yüksek bir oyun oynuyor. Bu da bu maçta da gözüktü ve bu zeminde mücadele gücü öncelik alınmalı. Yine Krunich mesela bence hiç bu zeminin oyuncusu değil. Bu zemin çok böyle incecileri isteyen bir zemin değil. Daha çok böyle kalın oynayan, kafa göz girebilen, mücadeleden sakınmayan, gözünü budaktan sakınmayan oyuncuların zemini. ve Kurunic sadece 3 ikili mücadeleye girerken bu ilk devrede ve bunların sadece birini kazanırken Mert Akan mesela 6 ikili mücadeleye giriyor ve 5'ini kazanıyor ikinci yarada. Yine Simanski ilk yarıda 5 ikili mücadeleye giriyor 3'ünü kazanıyor. Serdar Dursun ise onun yerine giren Center 4'a girdi zaten direkt 4-4-2'ye döndü İsmail Hoca ve Serdar Dursun 13 ikili mücadeleye girip 6'sını kazanıyor ki ilk golden önce de orta sahaya kadar geliyor topu kazanıyor devamında da golu atıyordu.
Tabi Rizeliler de bu konuda çok iyiydi. 25 ikili mücadeleye girip 12'sini kazanan bir Olovoyin var. Çok etkili oynadı. Shelby bile veteran. Hani mesela Krunich biraz daha böyle veteran, CV'li oyuncu falan diyoruz. 3 ikili mücadeleye giriyor, birini kazanıyor falan. Shelby daha da CV'li ve daha da veteran bir oyuncu.
ama o bile 12 ikili mücadeleye girip 8'ini kazandı yani. O da bayağı etkili oynadı. Aslında ilk yarı bittiği zaman zaten skor çok şeydi. İkili mücadeleden okunabiliyordu. İlk yarının sonunda Fenerbahçe takımı toplam 21 tane ikili mücadele kazanırken Çaykurcu Espor 38 tane kazanmıştı. Neredeyse iki katı. Ve bu da skora yansımıştı. 1-0 daha fazlası bile olabilirdi. Yani 2-0'u bile bulabilirdi Rize. Kafa vuruşu falan böyle bir yaklaştılar ilk yarının özellikle sonlarında.
Fakat ikinci yarıda tam tersi oldu. İkinci yarıda ya üç oyuncu değişikliğiyle girdi ve bu bahsettiğim üç oyuncu da az önce söylediğim gibi Fenerbahçe'nin mücadele gücünü net bir şekilde yukarı çekti. Ve hemen ikinci yarıya golle başlayan bir Fenerbahçe beraberlik 65'te 2-1'i buluyor. Ve İlhan Hoca, ki beğendiğimiz, övdüğümüz, iki senedir önemli işler yapan İlhan Hoca, bence bu maçta net bir şekilde İsmail Kartal'a kaybetti. Hatta bence aldığı maçı verdi gibiydi. Yani oyunu da almıştı, skoru da almıştı fakat oyuncu değişiklikleriyle maçı çeviren net bir şekilde İsmail Kartal oldu ve İlhan Hoca'nın orada cevap vermekte çok geç kaldığını düşünüyorum. Maç hızla 1-1 olmuş, 2-1 olmuş. Fakat İlhan Hoca oyuncu değişikliklerini ilk yarada bir Ben Hur yerine Zekiriye almıştı mecburiyetten. Ama ikinci yaradaki ilk oyuncu değişikliklerini 69. dakikada yaptı ve oyuna giren Veresanovic'di. Gayic'i de aldı onunla birlikte. Barisanovic ve Gajic zaten takımın en çok gol atan oyuncuları. Gajic'i bu zeminde çok olmayabilir. Biraz pivot bir center forward. Biraz ağır kalabilir ama Barisanovic özellikle çok mücadele eden çift yönlü bir oyuncu. O da bu zemine uyan bir oyuncu. Bence yedek kulübesinde de Gustavo gibi bir oyuncu var. O da girebilir. Daha sonra giren Mithat da girebilirdi. Yani İsmail Hoca'ya daha erken cevap verebilirdi.
Hadi ikinci yarı da düşünmedi, devre arası düşünmedi. Takımı zaten çok iyi oynuyordu ama maç 1-1 olduktan sonra da işlerin döndüğünü görüp ki bence maç Ulu dönüşü yaptı, tamamen 180 derece değişti yani. Fenerbahçe'ye geldi maç. Onu bu kadar uzun süre görememesi, neredeyse 25 dakika o maçı izlemesi ve 70'e kadar oyuncu değiştirmemesi İlhan Hoca için bence ciddi bir eksiği yazdı. En azından 1-1'den sonra net hamleler yapması gerekirdi bence. Orada İsmail Hoca'nın rakibini net bir şekilde şahmat yaptı.
Fenerbahçe'de ayrıca son olarak Çağlar Söğüncü'nü de çok iyi oynadığını düşünüyorum. Yavaş yavaş formunu yakalıyor Çağlar ve bu maçta da çok etkili bir oyun oynadı. Yine takımının en çok hava topu kazanan oyuncusu, sanırım en çok ikili mücadele kazanan oyuncusu bu istatistiklerde baya bir farkını göstermişti. Onun dışında arkaya atılan toplarda da oldukça iyi sezip, arkayı da çok iyi süpürdü. Bence çok iyi bir oyun oynadı Çağlar Soyuncu. Onun da hakkını vermek lazım. Güzel maçtı. Tempolu, keyifli. Hem Galatasaray Ankara gücünü yenerken hem de Fenerbahçe Rize Sporu yenerken bu yarışı ne kadar istediğini ve sonuna kadar götürme konusundaki azimlerini de ortaya koymuş oldular.
Bakalım nasıl devam edecek. Umarız hem ligde hem de Avrupa Kupalarındaki müsabakalarda bu inatçılığı göstermeye devam eder iki takımda. İki takımda tebrik ediyorum. Buradan biraz da basketbola geçelim. Basketbolda All-Star heyecanı yaşanıyor NBA'de. Benim kaydı aldığım dakikalarda 3-4 gibi alıyorum. Maç başlayacak fakat ne yazık ki basketbolcumuz Alperen Şengün kadroya alınmadı. Yedeklerde de seçilmedi. Geçtiğimiz ay bu konuda bir podcast'ta değinmiştik.
Yine de umarız güzel bir All-Star maçı olur ve Alperen de önümüzdeki senelerde All-Star'daki yerini alır, yükselişini devam ettirir diyelim. Türkiye'de de Türkiye Kupası finali oynandı. ING Türkiye Kupası finalinde Fenerbahçe, Anadolu Efesi 80-64 yendi ve kupayı müzesine götürdü. Bir de güreşten haber verelim. Milli güreşçimiz Taha Akgün serbest stil 125 kiloda Avrupa şampiyonu oldu. Arda arda 4. Avrupa şampiyonluğunu aldı Bükreş'te ve toplamda 11. Avrupa şampiyonluğu oldu bu. Gürcü rakibi Petri Aşvili'yi yendi Taha Akgün ve bir kez daha Avrupa şampiyonluğu altın madalyasını göğsüne taktı. Tebrik ediyoruz kendisinde ve bu haftanın da sonuna geliyoruz.
Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Gelecek hafta gündemle birlikte yeniden karşınızda olacağım. Görüşmek üzere hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.