Podcast

S3E18: Aşk, Meşk ve Düğün II

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Özgemiz candostu ile düğün görevinde.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.612 kelime · ~8 dk okuma

Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?

Alo, kayıt eşya bürosu, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour, kayıp eşya bürosuna hoşge... Neyse, hız kesmeden devam ediyorum. Geçen bölümden. Düğünün yapılacağı saklı cennet VIP kır düğün salonuna ulaştık. Ay pardon ya. Play tuşunun başına yeni geçen ve kız ne oluyor ne alaka diyen bürosunun gülleri için Previously on kayıp eşya bürosu. Can dostum damatla eski iş arkadaşı ve can dostumun sosyal aksiyetesi var. Can dostum tek başına düğüne gidemez. Gidişi olur dönüşü olmaz Allah muhafaza dur.

Sözde vermiş. Ne yapsın? Şimdi gitmese altın almamak için gelmedi derler. Dedirtmem. Can dostumun artı biriyim bu akşam. Çiftmişiz gibi yapacağız. İkimiz de oyunculuk eğitimi aldık bir noktada. Boşa mı gitsin öğrendiklerimiz?

Transkriptin tamamını oku

Evet, düğünün yapılacağı saklı cennet VIP kır düğün salonuna ulaştık. İçeri girmeden senaryonun detaylarını netlemeye çalışıyoruz can dostumla. Can dostumun eski ofisinden iş arkadaşının düğünü. Çok samimi değiller. Yani o ekip dalmasına rağmen WhatsApp grupları halen duruyor. Arada coin, hisse konuşuluyor. İşte birinin doğum günü ise oradan kutlanıyor. Arşivde eski bir fotoğrafa rastlanırsa paylaşılıyor. Ve herkes eşine, sevgilisine benimki diyor. Benimkine bir sorayım.

Benimkiyle bu ara limoniyiz. Benimki sevmez öyle. Zaman içinde benimkiler değişiyor. Adı değişiyor, yüzü değişiyor. Ve kimse kimsenin benimkisini tam olarak takip edemiyor, tanımıyor. Kimse doğru düzgün Instagram da kullanmıyor. Çoğunum ki can dostum da dahil. Son insta gönderisi 4 ay önce konmuş. Dolayısıyla bugün bu düğünde karşımızda

Tertemiz bir seyirci kitlesi var. Nadide bir deney grubu üzerinde çalışacağız. Şimdi, ben zaten Degajayaka askılı bir elbise giydim. Can dostuma bakıyorum, tişört üzerine blazer giymiş. Bu iki kombinle ilişkinin daha istekli, hevesli olan tarafı benim gibi gözüküyor.

İlişkimiz biraz sürüncemede, karabatak bir ilişki. Birbirimizi seviyoruz ama insan olarak, yani aşık değiliz. Aşık olmadığımızın da üstünü... Aşk biraz overrated ya, kaç yaşındayız abi, lisede miyiz? ...diyerek kapatıyoruz.

Yani böyle salonda yalnız oturacağımıza biriyle birlikte oturalım diye başlamış bir ilişki. Google Maps'ta belki lazım olur diye yıldızlanmış bir iki restoranda yemek yenmiş. Sonra işte gündüz gözüyle de bir bakayım diye kahvaltı deyitine çıkılmış. Ortalama öpüşmeler, sevişmeler yaşanmış. İşte benzer müzik zevkleri, film tercihleri derken derken üç koca seneyi devirmiş bu adamla kadın.

Ya, gürültülü ailelerde büyüdükleri için bu ölü ilişkide huzur buluyorlarmış. Gözleri başkasını görmüyormuş bu yüzden. Gözleri genel olarak görmüyormuş hatta. Kör gibi değil de hani yani gönül gözleri kapalıymış manasında. Gönül gözüm kapalı, bilerek sana yazılıyorum. Hah işte bak, bu şarkıda o anlama geliyormuş demek ki. Gönül gözün kapalıysa ve bilerek yazılıyorsan, yani zihinsel düzlemde işletiyorsan bu eylemi, bu mantık temellidir.

Evet tamam aradığımız motivasyonu bulduk. İlişkinin çekirdeği bu. Biz mantık evliliği yapma potansiyeli taşıyan bir çiftiz. Bu çift öyle bir çift. Ama bu mantığı kim yürütüyor? O da tam belli değil. Adam aslında düşünüyormuş arada. Şu an şu kapıdan çıksa gitse üzülür müyüm?

Yani alışkanlığın verdiği bir boşluk olur illaki ama... Belki bir yavru köpek sahiplenirim ya, çok büyümeyenlerinden. Böyle evde besleyebileceğim, küçük ırk dediklerinden. Papillon olur, Yorkshire Terrier, Maltese Terrier, Pekines, French Bulldog, Pug, Beagle, English Cocker... Düşünüyormuş. Ama ayrılamıyormuş da kadından. İyi biriymiş kadın çünkü, yani bir yanlışı, bir yamuğu yok. Kadın da düşünüyormuş arada. Şu an şu kapıdan çıksam, gitsem üzülür müyüm?

Yani alışkanlığın verdiği bir boşluk olur illa ki ama... Belki şu yeni çıkan şeylerden alırım. Geçen kızlardan biri çekiliş postuna etiketlemişti beni. Böyle kalem, ruj, gül şeklinde olanlar çıkmış. Hiç dildo gibi durmuyor. Vakum etkilisi olur, içten ısıtmalısı, dıştan uyarmalısı... İddialı iddialı da isimleri var ha. Stimülatör, tornado, amorina, tiger, cheese pot...

Düşünüyormuş ama ayrılamıyormuş da adamdan. İyi biriymiş adam çünkü. Yani bir yanlışı, bir yamuğu yok. İki iyi insan üç senedir adını tam koyamadıkları bir bağlılık içindelermiş. Fuck buddy değiller ama geleceğe dair ortak bir hayalleri de yok. Biri diğerine bir kere bile biz şimdi neyiz dememiş ama üç seneyi devirince yani herhalde evleniriz diye geçirmişler akıllarından birbirlerine söylemeden.

Adam, evlensek evleniriz ya, atla deve değil ya, annemle babam da yakamdan düşerim, diye geçiriyormuş içinden. Kadın, evlensek evleniriz, atla deve değil ya, Yunan'a tatile gideriz hem, takılan takılarla, diye geçiriyormuş içinden. Okey. Çalışır. Olur olur, tamam. Bu böyle olabilir. Operasyon başlasın. Hazır mıyız? Hazır mıyız? Gir Duygu'ya. Gir. Girdin mi? Kal orada. Tam orası orada kal. Derin bir nefes.

İyisin arkadaşım, iyisin. Hızlıca atlatacağız bu düğünü, sen hiç merak etme. Ben yanındayım, Özge'm yanında. Hadi bakalım, sağ ayaklarınız.

Hayırlı olsun, tebrikler, tebrikler, tebrik ederiz, mutluluklar. Bizim için ayrılan masaya geçiyoruz. Eski ofisten bir iki çalışan, bir çift lise arkadaşı, bunlar geçen sene evlenmiş galiba onbasına çıktıktan sonra. Ve biz. Ben zaten dış kapının mandalıyım. Zamanımı bekliyorum. Onlar öyle kendi aralarında küçük küçük konuşuyorlar işte. Şu an nerede çalıştıklarına ve nerede çalışmak istediklerine dair bilgileri takas ediyorlar.

Bir ayağı şimdi de bir ayağı belirsiz bir gerilecek tabi, manasız bir sohbet. Sonra topçuk topçuk mezelerin olduğu tabakları dağıtmaya başlıyorlar asansör müziği eşliğinde. Garson çocuk geliyor. Ne içersiniz? Beyaz, kırmızı, roze, bira, rakı diyor. Ben, ben beyaz şarap alayım. Konserve yaprak sarmayla iyi gidiyor. Diyorum. Bam bam bam masa buz. Tek cümlede tüm masayı irite etmeyi başardım. Çok güzel. Neden güzel? Çünkü bir saat içinde can dostumun içi bunalacak. Kalkmak isteyecek ama ayıp olmasın diye yapamayacak. Oturduğu yerde şıp şıp terleyecek, ertesi gün ziyanlık yaşanacak. Hayır, bunun önüne geçmek için ben bu akşam... Kalkalım mı hayatım artık? Çok kalmayı izlemiştik çünkü. Kusura bakmayın ben yarın erken kalkacağım da.

Diğer, pasif agresif şıllık olacağım. Arkamızdan, ay o kadın neydi ya öyle bulmuş sessiz çoruğu çökmüş ensesine. Yazık, gerçekten yazık diyecekler. Can dostum biraz merhamet toplayacak, biraz itibar kaybedecek. Yapacak bir şey yok. Yapacak bir şey yok. Ayrıca çok da sikindiydi sanki sizin merhametiniz. Neyse, bir saat sonraki bu eylemim için küçük bir tohum atmış oldum neticede. Karakter inşa etme yolunda elimde malayla ilk harcı vurdum attım.

Çatalın ucuyla yemekler tırtıklanıyor. Efendime söyleyeyim içkiler içiliyor. Gelinle damat geliyor. Aaa kız, çiftler pistte davet ediliyor. Böyle yalandan bir dans ediliyor. Başını göğsüme yasla sevgilim.

Can dostumun gözlerine baka baka saçlarımı geriye ata ata böyle cilveli cilveli sanki aşkımdan ölüyormuşum gibi söylüyorum şarkıyı. Gülmemek için kendini zor tutuyor, uzaklara bakıyor ve ağzının kenarıyla bana güldürmüyor köpek. diyor. Şarkı bitiyor. Masaya dönüp topçuk mezelerden sonra gelen mantar soslu kuru tavuğu yemeye çalışıyoruz. Ve o sırada gelinin kankası elinde saten bohçayla masalara dolaşıp takı topluyor. Can dostum cebinden küçük kırmızı keseyi çıkarıp bohçaya atıyor. İki saniye gözüme bakıyor. Tamam arkadaşım. Aldım mesajı tamam. Birazdan kalkacağız merak etme. Ben ağzımda çevirdiğim tavuğu abartılı bir kibarlıkla elimdeki peşeseyi çıkarıyorum. Ayy!

kusura bakmayın kıkırdak geldi de çok huylanırım ben öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf öf Biz yamaçtan kalkalım, içişleri bakımını verse o. Yazıklar olsun sana. Sana aşk olsun. Oldu mu şimdi? E oldu mu şimdi? Kapıda böyle mi konuştuk ya? Modern zaman situasyon şipinden muzdarip iki yaralı gönül demedik mi karakterlere? E sen şimdi neden sabahın sekizinde ziraatın önünde maaş sırasına giren emekli çift yaptın bizi ya? Valla yazıklar olsun ya. Stanislavski var ya, ters döndü mezarında. Tek tepikle yıktın attın inşa ettiğim karakterleri. Valla hakkımı helal etmiyorum.

Kocaman bir göz deviriyorum. Şöyle genişten alarak tam tur. El çantamı kapıyorum. Önden önden gidiyorum saçlarımı attırta attırta. Tam pistin ortasından geçerken o sesi duyuyoruz.

Hayır! Hayır! Hayır! Hayır! Hayır! Hayır! Olmaz! Olmaz! Olmaz! Bu şarkı çalarken arkamızı dönüp gidemeyiz! Yapamayız! İkimiz de rakkas çaldığında oynamamak uğursuzluk getirir, biliyoruz bunu. Bir yerde rakkas çalınıyorsa, rakkasta oynamak zorundasınız. Öyle hiçbir şey olmuyormuş gibi arkanızı dönüp gidemezsiniz. Kaç kere geldi bizim başımıza.

Ben üniversiteye yeni başladığım sene bir hafta sonra bir akrabamızın kınasına gitmiştik. Rakkas çalarken telefonuma bakmıştım. Ve o hafta final kağıdım kaybolmuştu. Sınav tekrarlanmıştı. Yazın Çanakkale'ye giderken sonra radyoda rakkas başlamıştı da kafam kaldırmıyor diye kanalı değiştiren can dostum yolda kamyonun altına girmekten son anda kurtulmuştu. Tabii. Bir de kızlar gecesi yapmak için gittiğimiz yeni nesil meyhanede yine rakkas çalarken o zamanki flörtümü ben anlatmaya dalmıştım. Bağır çağrı ortamda da sonra çocuk

Fetöcü çıkmıştı. Amerika'ya kaçmıştı. Oynayacağız. Oynayacağız, mecbur oynayacağız. Tikerler tamam zaten. Yandı, bitti, kül oldu. Karakter marakter kalmadı. Ben yine hani çaresizce okulda da yapardım bunu. Yani zaten sahne sıçmış daha bırak değil mi? Son bir dua açlamayla can dostuma bakıp diyorum ki aşkım bizim şarkımız ya diye bağırıp kucağına atlıyorum. Ne gerek var? Can dostumun refleksleri zayıf. Beni tutamıyor tabii ki. Ben sanki bir istinad duvana atlamışım gibi çarpıp yere düşüyorum. Sol memem askılı elbiseden fırlıyor. Tüm görünmezliğim kayboluyor. Gülmemeler çağlıyor. Can dostum görüyor panikle. Ay Özgen bu biz diyor. Üzerime ceketini atıyor.

Ceket keten olduğu için bana gelmeden yolun yarısında yeri düşüyor. Ben elimle mememi elbisenin içine geri sokuyorum. Ceketi belime bağlayıp oynamaya başlıyorum. Artık geri dönüşü yok. Artık bundan sonrası geçmiş olsun. Can dostum etrafa, kusura bakmayın benimki şarabı biraz fazla kaçırmış bakışları atıyor. Böyle sanki hiç istemiyormuş da beni alttan almak istiyormuş gibi karşımda yarım ağız göbek atıyor. Sonra gelinin babası geliyor ya da damadım yani bilmiyorum. Size diyor bir taksi çağıralım biz.

Ve rakka seçtiğinde saklı cennetten kovuluyoruz. Anlamlı. Dışarıda taksiyi bekliyoruz. Bir sigara sarıyoruz. Can dostum cebinde çakmak ararken cebinden gram altın çıkarıyor. Ağzımızda sigara gram altına bakıyoruz. Özge boş kese atmışız bohçaya diyor. Yüzü utançtan bembeyaz olmuş. Olsun diyorum. Herkes şeyde kaldık zannediyor.

Demek ki neymiş? Aşk ile Allah Allah. Vur tepe vur zile yallah. Cihan da böyle yanıyor yansın. Yosmam salla diyoruz ve bu bölümü de kapatıyoruz. Kayıp Eşya Bürosu. Özgü Özel. Sevgiler.

Salla, salla, gülmemeler çağlasın. Salla, salla, yer yerinden oynasın. Salla, salla, gülmemeler çağlasın. Salla, salla, yer yerinden oynasın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)