
2.215 kelime · ~11 dk okuma
İnsanın kendini anlaması bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. PodB Medya ile beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz.
Merhaba. Bugün kültürümüze çok yaygın olan bir inanış hakkında konuşacağım. Yani nazar hakkında. Bu toplumumuzda o kadar yerleşik ve yaygın bir inanç ki, birçok yeni doğan bebeğin bileğinde, evlerin dış kapısında, arabaların arkasında bir nazar boncuğu veya nazar değmesin maşallah gibi ifadeler görmek mümkün. Nazar var mıdır, yok mudur tartışıla dursun. Söyleyebileceğimiz net bir şey var ki, o da nazarın objektif verilerle bilimsel anlamda kanunlanabilir bir şey olmadığı.
Biliyorum, çok ciddi anlamda nazarın hayatlarımızı kontrol ettiğine inananlar var. Bunun da arkasında birçok sebep var. Ben de bir psikolog olarak konuyu sosyolojik ve bilimsel bir yerden ele almak istiyorum. Bilim felsefesinin en önemli isimlerinden biri Karl Popper, belki biliyorsundur. Popper'a göre, bilimi bilim olmayandan ayırmanın en önemli kriteri yanlışlanabilirlik ilkesi.
Bu ilkeye göre bir teorinin bilimsel olarak kabul edilmesi için mutlaka test edilebilmesi ve yanlış olduğunun makul bir şekilde kanıtlanabilmesi gerekiyor. Nazar ise metafizik bir kavram ve dolayısıyla onu deneysel olarak ölçmemiz ve yanlışlayabilmemiz de mümkün değil. Yani söz gelimin nazar ölçer diye bir alet icat edilmediği sürece veya farklı bilimsel bir teknikle bu göremediğimiz bazı enerjiler keşfetmediğimiz sürece bu durum böyle kalmaya da devam edecek. Nazar hakkında bilimsel bir şeyler söyleyemesen bile, nazar inancı hakkında bir şeyler söylemen mümkün. Nazarı bir toplumsal fenomen, toplumda yaygın bir inanç olarak ele alıp bu inancın kökenleri, nedenleri ve üzerimizdeki etkileri hakkında konuşmak istiyorum. Daha önceki bölümlerde çok kez bahsettim. Biliyorsunuzdur belki, kendimize ve dünyaya dair temel ilançlarımız bizim davranışlarımızı ve duygularımızı şekillendiriyor.
Yani bir anlamda inandığımız şey, kendini gerçekleştiren kehanet gibi gerçek oluyor. Ben başarısız olacağım dersek ömür boyu mesela, özgüvenimizle motivasyonumuz da eksik olacağı için bu uğurda doğru adımları atmamamız çok olası. Halbuki ben ne olursa olsun bunu başaracağım inancıyla hareket eden biri çok daha azimli gayretli olur, zihnindeki hedefe ulaşmak uğruna atar tüm adımlarını. Bu anlamda inan çok kuvvetli bir şey ve nazarı da bu açıdan düşünürsek kendisi olmasa bile ona olan inancımız etkileyebiliyor bizi. Hani hatta derler ya nazar eğer inanırsan değer diye işte ondan bahsediyorum aslında. Şimdi öyle veya böyle bu kültürün içinde büyüdük. O yüzden hepimiz aşinayız nazar kavramına.
Onun ne olduğunu uzun yüzde diye anlatmaya da gerek yok. Ama kısaca şöyle diyeyim. Nazar bir tür lanet aslında. Yani kıskançlık ve haset duygularıyla çok yakından ilişkili bir lanet. Bu özellikle büyük bir başarı elde eden veya bir özelliğe fazlaca sahip birinin etrafındakileri kıskançlığının çektiği inancından kaynaklanıyor.
Yani işte güzel bir aile, mutlu bir hayat, güzellik, çekicilik, atletik başarı, kariyer, maddiyat, aşk... Birçok alanda olabilir bu. Hasret oldukça yıkıcı arzular içeren bir duygu. Yani onda var, bende yok, o zaman onda da olmasın gibi bir mantık üzerinden ilerliyor. İşte başkasına karşı bu yıkıcı arzuların
bir tür enerjisel yansıması olduğuna inanmak şeklinde ifade edebilirim nazar inancını. Ve bu enerjisel yansımanın da doğrudan göz ve bakışla ilgili olduğu düşünülür ki nazar savar göz sembolünü bir çoğumuz hayatımızın bir döneminde mutlaka takmışızdır. Dediğim gibi artık içimize işlemiş kültürel bir olgu bu. Bu arada nazar kelimesinin etimolojik olarak da gözle ve bakışla ilişkisi var zaten. Nazar Arapça'da bakış demek. Zaten nazar için kullanılan alternatifler de yine gözle ilgili, kem göz veya göz değmesidiriz mesela.
Yani genel bir yerden baktığımızda nazar için haset dolu bakış diyoruz. Ama tek tanıma bu değil. Çünkü aslında yalnızca kötü bakıştan değil, tam tersi. Aşırı sevgiden de nazar değiyor diye bir inancımız var. Yeni doğan bebekler için en çok annenin nazarı değer denilir mesela. Hatta kültürümüzdeki inanışa göre övgüler bile maşallah gibi koruyucu bir ifadeyle desteklenmezse nazar çekebilir insanın üzerine.
Bir de tabii halk arasında mavi gözlü insanların nazarının daha kuvvetli olduğuna da inanılır. Hatta bazı kimseler mavi gözlülerin kötü niyetli, kıskanç, başkalarına zarar vermekten hoşlanan kimseler olduğunu söyleyecek kadar ileri gider. Hiçbir bilimsel temeli yok tabii bu düşüncenin. Yani bunu söylemeye bile gerek yok sanırım. Bunlar sadece hurafe.
Neden özellikle mavi gözlüler dersek, bu inanışın tarihsel bir açıklaması var. Şimdi mavi göz-nazar ilişkisi özellikle Akdeniz coğrafyasında yaygın olan bir inanış. Ve mavi göz buralarda sık rastlanan bir genetik özellik değil. Mavi gözün genetik nadirliği, nadiri olan şeylere yönelik merak ve korku zamanla mitlere dönüşmüş olabilir o yüzden. Özellikle yabancıların mavi gözlü olduğunu düşününce buradan kaynaklanıyor olabilir diye düşünülüyor. Sonuçta nazar ötekinin kötü bakışı üzerinden geçiyorsa,
toplumda azınlık olan, yabancı kişilere duyulan korku, yani bir tür kültürel ötekileştirme sonucu ortaya çıkmış olabilir. Tabi bu düşünce, bu temelsiz inancı açıklamak için bir teori yalnızca. Temelsiz diyorum. Çünkü yoksa herkesin mavi gözlü olduğu Norveç'te insanlar nazar değmesinden ayaklarını sürdüremezlerdi diye düşünüyorum.
Bu arada Akdeniz coğrafyası demişken şunu da söyleyeyim. Nazara inananlar bir tek Türkler değil veya kültürel anlamda İslam coğrafyasına hasbı inanış da değil bu. Birbirinden çok farklı, uzak ve bağlantısız görünen kültürlerde bile bu inanış var. Mesela bir araştırma dünya nüfusunun yaklaşık %40'ının nazara inandığını ortaya koyuyor. Burada tabi coğrafya üzerinden farklılıklar var yani. Amerika deyince nüfusun yaklaşık %16'sı kadarının kem gözün gazabına inandığını düşünülüyor.
Ama tabii özellikle Akdeniz ve Orta Doğu coğrafyasına geldiğimizde bu inanç %60-%90'lara kadar çıkabiliyor. İtalya, Fransa, Yunanistan, Suudi Arabistan, İskoçya, Hindistan... O kadar farklı kültürlerde var ki nazar olgusu. Ve hepsinde de ondan korunma yöntemleri çok çeşitli. Bizim nazar boncuğu gibi İtalyanların ve Yunanlıların da çeşitli tılsımları var korunmak için. Bir de yine tabii çoğu kültürde onu defetmenin yolu çeşitli dualar ve ritüellerden geçiyor. Bizim kültürümüzde bunlardan en meşhuru herhalde kurşun döktürmek.
Diğer kültürlerde de farklı uygulamalar var dediğim gibi. Bu inancın bu denli yaygın olmasının en büyük nedenlerinden biri de köklerinin çok ama çok eskilere uzanıyor olması. Nazar inancının geçmişi neredeyse insanlık tarihi kadar eski. Sümerler, Babiller, Mısırlılar, Yunanlılar bu uygarlıkların hepsinde kötü niyetli kişiyle içlerindeki kötülükleri gözleri aracılığıyla dışarı yansıttığına inanılıyordu.
Hatta arkeolojik bulgulara göre ilk nazar boncuğu M.Ö. 2300 yıllara dayanıyor. Tabii bu en eski nazar boncuğu dediğin, bugün bildiğimiz nazar boncuklarından epey farklı, bir nevi nazardan koruduğuna inanan bir tılfın daha çok. Ve Suriye'de, yani medeniyetlerinin beşiği Mezopotamya'da bulunmuş o da. Bugün bildiğimiz, her yerde gördüğümüz anlamda mavi boncuğun da ilk olarak M.Ö. 1500'lü yıllarda Akdeniz bölgesinde ortaya çıktığı düşünülüyor.
Hatta bunun antik Mısır mitolojisindeki Tanrı Horus'u temsil ettiği de söylenir. Hani bir gözü ay, bir gözü güneş olan Horus'tan bahsediyorum. Aynı şekilde dediğim gibi antik Yunanistan'da da var olan bir inanç bu. Hatta Platon'un öğrencisi tarihçi Plutarkos, nazarı bilimsel olarak açıklamaya çalışmış.
İnsan gözünün kimi zaman küçük çocukları veya hayvanları öldürebilecek güçte gözde görülmez bir ışın yaydığını söylemiş. Yani ne kadar bilimsel bir çıkarım olmuş olup tartışılır tabii. Bu arada Yunan mitolojisini düşününce gözlerin lanetine dair çeşitli hikayeler bulabiliyoruz zaten. Bakışlarıyla insanları taşa çeviren Medusa'nın laneti bunlardan en ünlüsü. Ve bu arada da Medusa demişken yere batan sarnıcını görmediysen çok tavsiye ederim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi muazzam bir restorasyon tamamladı. Orada Roma heykel sanatının en özel örneklerinden olan Medusa başlarını görebilirsin diyerek konumuzdan geri dönüyorum. Böyle bir not çıkmak istedim çünkü ben çok çok beğendim ve çok mutlu oldum. Böyle değerli bir tarihsel yapıtın tekrardan bizlere kazandığı olmasından bu şekilde.
Şimdi, artık gelelim nazar inancının psikolojik yönüne o zaman. Burada iki soru sorulabilir. İlki, bu inancın psikolojik kaynaklarının ne olduğu? Yani neden, nereden çıkmış? İnsan psikolojisine dair ne anlatıyor? Psikolojik açıdan nasıl bir işlevi var? Neyi açıklamaya çalışıyor? Tek soruyu 25 tane daha soru ekledim bu arada, neyse.
İkincisi ise nazar inancının psikolojik etkileri. Nazara inanmak veya inanmamak bizi nasıl etkiliyor? Tarihsel açıdan ele aldığımızda nazar inancının bilinmeyene açıklama arzısından ve insanın anlam arayışından kaynaklandığını söyleyebilirim. Çünkü insan zihni kolay kolay boşluk kabul etmez. Özellikle de bilinmeyenden korkar. Ki tarih boyunca atalarımız doğa olayları, hastalıklar, diğer kontrol edemedikleri bilinmeyen durumları açıklamaya çalıştılar hep. Bilimsel anlayışları ve teknolojileri eksikti tabii. O yüzden de çoğu zaman bu tür olayları doğaüstü veya metafiziksel faktörlere bağladılar. Antik Yunanlılar için şimşekler ve gök gürültülerinin nedeni Zeus'tu mesela. Veya depremler tanrılar insanlara kızdığı için oluyordu. Ortaçağ Avrupası'nda yaşanmış kara ölüm diye bilinen veba salgınını görmüş insanlar için de bu felaket insanların günahları nedeniyle gerçekleşmiş bir lanetti.
Slavoj Žižek bu anlam arama arzusunu güzel açıklar. Korkunç bir şey olduğunda otomatik tepkimiz ve eğilimimizin bir anlam aramak olduğunu söyler. Çünkü bir felaketi ceza olarak yorumlasak bile bunu kabul etmek bizim için daha kolaydır. Mesela Tanrı'nın bizi cezalandırdığını düşünmek, bir şeyin öylesine, nedensizce olduğunu hissetmekten daha iyidir.
Yani ne kadar kötü olursa olsun burada yine bir anlam var. Sadece sebepsiz bir kör güç değil o zaman olayların arkasındaki. İşte nazar inanışının psikolojik temellerinde de bu anlamlandırma arzusu yatıyor olabilir. Bakterilerin, virüslerin, mikroorganizmaların ne olduğu bilinmezken insanlık enfeksiyonları da anlamlandırmakta zorlanıyordu. ve çeşitli inançlar üretiyorlardı. Bu bağlamda nazar inancı insanların kontrol edemedikleri ve anlayamadıkları olaylar karşısında güçsüzlük duygularının gidermelerine yardımcı olmuş olabilir. Buradan yola çıkarak nazar inancının psikolojik diğer işleminden bahsedebilirim. O da kişinin kendi sorunlarını dışarıda arama arzusu.
Nasıl mesela? Şimdi, nazar ve kem göz inancının özünde yanıtlamaya çalıştığı sorular var. Ben neden hastam, mutsuz ya da üzgünüm? Neden kötü hissediyorum? Başıma neden kötü şeyler geliyor gibi. Zaten nazar inancı işte tam da bu noktada yardıma koşuyor.
Öncelikle inanan kişiye bir kontrol duygusu veriyor. İçinde bulunduğum olumsuz durumu dışsal bir etkine bağlayabiliyorum böylelikle. Ve çeşitli ritüellerle, tılsımlarla bundan korunabileceğimi ya da kurtulabileceğimi düşünüyorum. İkinci sebep de şöyle. Çoğu insan psikolojik rahatsızlıkları kendisine yakıştırmakta zorluk çekiyor.
Bu yüzden yaşadıklarının sebebini bu tarz metafizik etkenlere bağlamayı seçebiliyorlar. Psikolojik rahatsızlıklar veya yaşanan zorluklarla yüzleşmek, hayatın belirsizliklerini kabul etmeyi gerektiriyor. Bir de tabii bazı olumsuzluklar karşısında sorumluluk almamız da gerekiyor. Ama bazen bunları kabul etmek zor geldiğinden, mesuliyetten kaçınmak için dışsal faktörlere yönelebiliyoruz. Yani kültürel ve geleneksel olarak ortaya çıkmış bu inancın, insanların psikolojik ihtiyaçları söz konusu olduğunda bir işlevi var.
Bu türden açıklamalar kısa vadede gerçekten bir rahatlama ve iyileşme sağlayabilir. Ama uzun vadede gerçek nedenleri anlamak ve iyileşmek için etkili yollara yönelmek yerine onları göz ardı etmeye de neden olabilir. Çünkü iyileşmek ve yaşamı daha iyiye götürmek ne kadar zor olursa olsun bu konuda sorumluluğumuzu da kabul etmekle mümkün. Son bir sebep daha söyleyecek olursam, burada kıskançlık ve hasetten bahsedebilirim.
Freud, nazardan batı inancın en tekinsiz ve yaygıl şekillerinden biri olarak bahseder. Ve şöyle anlatır bu durumu. Aynı anda hem değerli hem de kırılgan bir şeye sahip olan herkes ötekilerin hasedinden korkar. Ve bu korku, kişinin kendisinin ötekilerin yerinde olması durumunda hissedeceği hasedi ötekilere yansıttığı ölçüde şiddetli olur. Buradan anlıyoruz ki Freud'a göre kem gözden duyulan korku, ben onun yerinde olsaydım kesin kıskanır, haset ederdim gibi bir mantık üzerinden işliyor.
Kişi başkasını kendinden bilir derler ya hani biraz bunun gibi. Başkalarını kıskanmayan biri çok bariz davranışlar görmediği sürece insanlar beni kıskanıyor diye düşünmez pek. Tabii ki bu nazara inanın herkesin kıskanç olduğu anlamına da gelmiyor. Başta da dediğim gibi çoğu insan bu kültürün içine doğduğu için nazar inancına sahip aslında. Çocukluğumuzdan beri defalarca bunu duyduğumuz bu konuda korkutulduğumuz için yani. Son olarak, nazarın psikolojik etkilerini biraz ele almak istiyorum. Başta da söylediğim gibi, kendimize ve dünyaya dair temel inançlarımız, davranışlarımızı ve duygularımızı şekillendirme, olan biteni nasıl anlamlandırdığımızı belirleme gücüne sahip.
Bu açıdan bir inanç olarak nazar gerçekten üzerimize etkili olabilen bir şey. Psikolojide placebo etkisinin ne olduğunu bilirsin. Başın ağrıyordur, sana gerçek bir ağrı kesici yerine bir şeker verir ve bak bu baş ağrısına çok iyi gelen bir ilaç dersem, baş ağrın gerçekten de hafifleyebilir. Sahte bir tedavi beklentilerini yönlendirerek gerçek bir iyileşme sağlayabilir. İşte bunun tersine nocibo etkisi deniyor. Bu da tam tersi negatif bir beklenti içinde olduğumuzda haliyle negatif bir etki yaşayacağımız anlamına geliyor. Mesela bir kişi bir ilacın yan etkileri hakkında çok fazla olumsuz şeyler duyarsa, ve bu ilacı kullanmaya başlarsa nocibo etkisi nedeniyle ilaçla ilgili olumsuz yan etkileri deneyimleme olasılığı artabilir. Gerçekte ilacın yan etkileri olmasa veya çok hafif olsa bile zihinsel beklentiler deneyimlenen semptomları etkileyebilir.
Nazar inancı da benzer bir etkiyi tetikleme gücüne sahip. Nazara çok inanıyorum diyelim, eğer bir yerde çok fazla övgü alırsam, bana nazar değdiğine inanabilirim ve sonrasında başım ağrımaya başlayabilir mesela. Birinin bana nazarın değdiğine inanma psitesi seviyemi artırır, bu da gerçek fiziksel semptomlara yol açabilir. Ki tam da bu yüzden kem gözden en çok etkilenme ihtimali olanlar, ondan en çok korkanlardır denir.
Nazara inanmayanlara ise nazar dediği pek görülmez. Burada tabii bebekler hariç diyebilirim. Çünkü inanışa göre bebekler kem gözünün ne olduğunu bilmeselerdi bundan etkilenirler. Bu enteresan bir istisna. Tabii nazar inancının yalnızca noçibo etkisi yok. Olumlu ve plasibo bir yanı da var. O da nazarı def eden ritüellerle kötü şanstan ve hastalıktan kurtulacağına inanan biri bu ritüeller sonunda gerçekten de daha iyi olabilir.
Peki, bölümün sonuna gelmişken, hem göz ve nazar inancının toplumsal yönünden en önemli faydasına değinerek bitireyim. Haset etmek, bir başkasını kıskanmak, kabul etmesi belki de en zor olan duygulardan biri. Çünkü haset, bizde olmayan, bizde eksik olan bir şeyi kabul etmek anlamına gelir aslında. Toplumsal algı yönünden de böyle yıkıcı duygulara sahip olmaktan utanırız. Bu yüzden de haset ettiğimizi kabul etmemiz zordur, inkar ederiz genellikle. İşte nazar kavramı bir bakıma içsel dünyamızın pek hoş olmayan bir duygusunu bir nevi görünür kılan toplumsal bir anlatı. Çoğu zaman inkar ettiğimiz, göz ardı ettiğimiz bir duyguyu alan ve bir başkasına yansıtarak da olsa o duyguyu toplumsal bilinçle görünür kılan bir araç.
Peki o zaman, sen bu konu hakkında ne düşünüyorsun? Nazara inanıyor musun? İnanıyorsan hayatın hangi noktalarında gerçek anlamda etkisini gördün? Etkisinin gördüğünü düşündüğün zamanlarda aslında işin içine üçüncü bir neden olabilir miydi? Belki bu bölümden sonra bunları düşünmek istersin. Bir sonraki patikata birlikte yürüyene dek, sana nazar değdiğini düşündürecek kadar olumsuz olaylarla karşılaşmaman dileğiyle. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.