Podcast

47 - Stresle Nasıl Başa Çıkarım?

Psikopatika

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Kronik stres, modern toplumun bir normu haline gelmiş durumda ve bize ciddi zararları var. Ama stres yalnızca negatif olmak zorunda değil. Bu bölümde 'iyi stres' - 'kötü stres' ayrımından, stresin kaynakları, nedenleri, hızlı ve uzun vadeli çözümlerinden bahsettim.






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.111 kelime · ~16 dk okuma

İnsanın kendini anlaması bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. PodB Medyayla beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz.

Merhaba, nasılsın? Bu bölümü dinlemeyi seçtiğine göre belki son zamanlarda yaşamında stresli hissettiğin ve bu streste başa çıkmakta güçlük çektiğin durumlar olabilir. Belki üzerine çökmüş bir ağırlık gibidir stres ve onunla ne yapacağını da nasıl başa çıkabileceğine dair yardımcı bir ses arıyorsundur belki. Ya da belki genel olarak belli miktarda herkesin rutin olarak yaşadığı kadar stres yaşıyorsun ve bu durumu nasıl iyileştirebileceğini düşünüyorsun.

Sonuçta ama az ama çok, hepimiz ama hepimiz istisnasız stresli hissederiz. Beklentiler, sorumluluklar, sosyal kaygı söz konusu olduğunda modern yaşam bazen biraz fazla talepkar olabiliyor. Ağır bir iş yükünü yönetiyor ve bunun sorumluluğunu omuzlarında hissediyorsan ya da günün konuşturması için de kendine zaman ayırmakta zorlanıyorsan mesela annelik, kariyer, eğitim gibi konular bütün zamanını alıyorsa kendini stresli ve bunalmış hissedebilirsin. Veya seni strese sokan şey ailevi bir mesele de olabilir. Bir takım finansal sorunlar olabilir. Geleceğe dair belirsizlikler olabilir. Ya da çok daha geçici bir unsur. Bir sunum yapacaksın mesela ya da sınav stresin vardır. Hepimiz hayatımızın belli dönemlerinde bunları yaşayabiliriz.

Transkriptin tamamını oku

Şimdi stres deyince ben konuya çoğu zaman yaptığım gibi onun tam olarak ne olduğunu tanımak ve anlamakla başlamamız gerektiğine inanıyorum. O yüzden stres nedir dersen öncelikle stres evrensel bir deneyim. Çeşitli zorluklar ve tehditlere karşı vücudumuzun verdiği bir tepki aslında. Evrimsel açıdan baktığımızda stres hayatta kalmayı sağlayan, tehlike anında hızlı bir şekilde buna tepki vermemizi sağlayan bir mekanizma.

Nasıl işliyor peki bu mekanizma? Vücudumuz önce bir tehdit ya da tehlike unsuru algılıyor. Sonrasında savaş ya da kaç tepkisi dediğimiz şey harekete geçiyor. Bu tepki evrimsel açıdan baktığımızda tehlike algılandığında hızla bir yanıt vermeye, hayatta kalmaya yönelik bir tepki.

Ne oluyor bu sırada? Sempatik sinir sistemimiz aktive oluyor. Adrenalin, noradrenalin, kortizol salınımımız artıyor. Kalp atışımız, kan basıncımız yükseliyor. Solunumumuz hızlanıyor. Kaslarımıza daha fazla kan pompalanıyor. Vücudumuz gerginleşiyor ki daha kolay kaçabilelim bunlardan. Yani evrimsel açıdan baktığımızda stres tamamıyla bir hayatta kalma mekanizması aslında.

Ve bu yüzden yalnızca insanlarda değil, neredeyse tüm canlılarda olan bir mekanizma. Doğadaki tüm hayvanlar benzer bir mekanizmaya sahip yani. Doğa belgesellerini düşün mesela. İşte bir kaplan saldırısından kaçan geyikler var. Onlar hızla koşarken, onların da vücutlarında adrenalin salınımı artıyor, kan basınçları yükseliyor.

Hatta yalnızca hayvanlar da değil, bitkilerin bile hayvanlarla aynı olmasa da yani bir stres mekanizması var. Eğer daha önce bitki yetiştirdiysen bilirsiniz, stres kelimesi botanikte kullanılır. Çünkü bitkiler de kuraklık, aşırı sıcaklık veya böcek saldırısı gibi tehlikelere belli kimyasal tepkiler verir. Yani stres dediğim gibi gerçek anlamda evrensel bir deneyim. Ve her deneyimde olduğu gibi yaşamda önemli bir işlevi var. Ama insanları bitkiler ve diğer hayvanlardan ayıran önemli bir fark var. Diğer canlıların birçoğu tehlike gerçekten varken stres tepkisi veriyor. Yani bir geyiğin yaşamı tehlikede değilken streste olduğunu görmeyiz pek.

Biz insanlarsa sadece fiziksel tehditler ve tehlikelerden değil, psikolojik tetikleyicilerden de stres deneyim yaşıyoruz. Ortada bir şey yokken sırf zihnimizde yarattığımız olası senaryolar bile strese sokabiliyor bizlere. Zihnimiz ve bedenimiz gerçeklik ve varsayım arasında pek ayrım yapmıyor yani. İkisine de fizyolojik tepkiler veriyor, ikisine de aynı hormonları salgılıyor.

Bu arada stres yalnızca kötü olmak zorunda değil. Aksine yani belli oranlarda, belli bir süreyle kısıtlı stres türleri bizim için faydalı bile olabilir. Yani iki çeşit stres var. Biri bildiğimiz, bize kötü hissettiren, kaldıramayacağımız bir yükmüş gibi gelen kötü stres türü. Hatta İngilizce kaynaklar distress olarak ayırırlar bunu. Bir de ö-stres denen e-stres var. Yunanca ö yani i kelimesiyle İngilizce stres kelimelerinin birleşimi oluyor bu da.

Aslında bu stres dediğimiz iyi stres, bize stres veren şeyin ne olduğuyla ilgili değil. Bizim bu stres etkenlerini nasıl algıladığımızla ilgili, algımızla ilgili yani. Çünkü bedenimiz aslında sıkıntı verici stresle iyi stres arasında bir ayrım yapmaz. İkisi de benzer hormonların ve kimyasalların tetiklenmesi sonuçta. Vücudumuz için farklı değiller birbirlerine. Vücudumuz bu ayrımı yapamıyor.

Bu yüzden iyi stresle kötü stres arasındaki ayrım psikolojik. Bizim duruma dair algımıza bağlı yani. Bize stres yaşanan durumu üzerimize binen bir ağırlık gibi değil de tırmanacağımız bir zirve veya yeni keşifler yapacağımız bir yolculuk olarak algılıyorsak orada kötü değil, iyi stres var. İyi stresi kötü stresten ayıran şeylerden biri de iyi stresin içinde umut, kontrol duygusu, arzu, anlam gibi duyguların olması.

Kontrol duygusunu yitirdiğimizde, işte bazen yoğun bir şekilde umutsuzluk, isteksizlik hissettiğimizde işte bu kötü stres oluyor haliyle. Ve tabii ki bu iki stres deneyimi arasındaki en önemli fark özünde beklentilerimizle ilgili. Yapabildiklerimiz, şimdiye kadar yaptıklarımız, yeteneklerimize olan inancımızla kendimizden beklentimiz arasındaki fark küçük olduğunda Biz iyi stres duyuyoruz. Yani iyi stres deneyimliyoruz. Kendimize koyduğumuz hedef ulaşılmayacak kadar uzakta değil burada. Ama yine de kendimizi ve sınırlarımızı zorlamamızı, mücadele etmemizi istiyor bizden. Yani aşırı basit ve yakın da değil bu hedef.

Ama kendimizden beklentimiz çok fazlaysa, mükemmelliyetçiliğimiz sebebiyle ulaşılması imkansız hedefler belirliyorsak, burada olmak istediğimiz noktayla aramızda bir uçurum oluşmuş gibi hissedebiliriz. O zaman da işte bir hedef uğruna motive olmak yerine stres ve kaygı duymaya başlarız. Peki, iyi stresin üzerimizdeki etkiler neler? Yani ne işe yarıyor tam olarak? Mesela zihinsel kapasitemizi artırmaya yardımcı oluyor. Hatta bazen mesela sınava girmeden önce kısa süreli hafıza kapasitemiz artıyor. Çalışmalar bunu gösteriyor. Ya da başarmak için bizi motive ediyor. Yani eğer optimal seviyede bir stres duyuyorsak, elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. O yüzden hedeflerimize ulaşmamız için bize enerji veriyor bu stres aslında.

Yani zorluklarla yüzleşme konusunda heyecan duyabiliyoruz. Elimizdeki işleri tamamlamak için motive oluyoruz. Sanırım sen de benim gibiysen, ertesi gün sınavın olduğu akşamlardan iyi bilirsin bunu. Çünkü ben hep son gecelicilerdenim. Ve insan hakikaten sabahlar çalışır o sınavı. Yani o stres aslında motive eder bir anlamda.

Bu arada kısa süreli stres bağışıklığı da arttırabiliyor. Yani bağışıklık sistemimizi harekete geçirebiliyor. Çünkü aslında stres duyduğumuzda vücudumuz bir yaralanma varmış, bir enfeksiyon varmış gibi hissediyor. Ve o yüzden de bu bağışıklık sistemimizi düzenleyen kimyasallarda kısa vadede artmış oluyorlar.

Ama tüm bunların içinde bu arada kronik ve kötü stresle bunu karıştırmamak gerek. Çünkü o gerçekten bağışıklığımızı çökerten bir durum. O başka bir durum. Biz burada iyi stresten bahsediyoruz. Peki o zaman negatif etkiden bahsetmişken, ne zaman sağlıksız olur stres? Yani ne zaman bize zarar vermeye başlar?

En önemli unsur tabii ki maruz kalan stresin yoğunluğu ve süresi. Kronik bir şekilde, yani sürekli ve aşırı yüksek düzeyde stres hissediyorsak, bu tabii ki hiçbir zaman yararlı olamaz bizler için. Çünkü vücudumuzun her şeyde olduğu gibi stres konusunda da bir kapasitesi var. Hatta uzun süre boyunca normalde bizi yormayacak, hatta iyi stres denilebilecek türden uyarıcılara bile maruz kalsak, bunlar üst üste birikince bize zarar vermeye başlıyorlar.

Buna ek olarak mesela kötü bir stres yaratılması için ortada bir diğer unsur nedir? Daha önce bahsettiğim gibi kendimizden beklentilerimizin ne kadar gerçekçi olup olmadığıyla ilgili. Yüksek beklentiler ve mükemmelliyetçilik yaptığımız işte bize motivasyon değil, umutsuzluk verebilir. Haliyle ortada hem umutsuzluk hem stres olduğunda sanki bir çıkış yolu yokmuş, sanki başarısız olacakmışız gibi hissetmeye başlayabiliriz.

Hatta böyle ufak tokezlesek bile bir hatanın her şeyi mahvedeceğini sanabiliriz. Bir de tüm bunların ekşi var tabii. Stresle başa çıkma stratejilerimiz var mı? Bu da stresi sağlıksız hale çeviren çok önemli bir unsur. Çünkü eğer stresi hafifletmeye yarayan stratejilere sahip değilsek, karamsarlığa kapılmamız da çok daha kolay. Özellikle bu arada söylediğim şey de sosyal destek ağı bu arada.

Yani stresimize yalnız katlanıyor, onu yalnız gözlemeye çalışıyorsak, bu da yine bizim için çok zor olacaktır. Zaten sosyal bağlardan çok sık bahsediyorum, biliyorsun. İnsanın güvenebileceği, paylaşabileceği insanlarla çevrili olması çok değerli bir şey. Her anlamda, yani hayatımızın zor dönemlerinde, ayrılıklarda, stres dolu dakikalarda, anlarda, birileriyle bunu paylaşmak her zaman iyi geliyor.

Peki diyelim ortada ciddi anlamda sağlıksız bir stres var. Biz bununla başa çıkamıyoruz. Başa çıkma yöntemlerimiz de yok. Elimizde kullanabileceğimiz şeyler yok. O zaman ne oluyor bize? Aslında bu konuda çok fazla şey sayabilirim. Çünkü stres çok yıkıcı bir şey bizler için gerçekten. Ama aklıma ilk gelen uyku sorunları. Yani bilirsin stresliyken uyku düzenimiz kolaylıkla bozulabilir. Ki yani uyku yaşam kalitemiz ve bağışıklığımız üzerinde çok etkili.

Ayrıca hepsi bir yana zaten yeterince uykumuzu alamadığımızda daha stresli oluruz. Stresle baş ekmemiz haliyle daha da zorlaşır. O yüzden başlı başına uyku sorunları stresin sebep verdiği şeylerden biri. Sonra mesela bazı hastalıkların oluşumunu hızlandırabilir. Mesela tipiki diyabet buna bir örnek. Şeker hastalığında stres kontrolü de çok önemli bir etmen zaten. Kalp hastalıkları da yine yüksek stresle artan şeyler.

Bir diğer şey de tabii stres dediğimizde yine akla belki ilk gelenlerden biri. Hemen mideye vurur stres biliyorsun. Mide asidi üretiminin arttırdığı için de gastrit, reflü, ülser gibi mide problemlerine de sebep olabilir. Bunlar hep fiziksel etkileri tabii stresin. Ama tabii ki bir de psikolojik zararları var. Ne gibi mesela? Kısa vadeli iyi stresin tam tersinde burada.

Düşüncende bulanıklık olabilir, kararsızlık, unutkanlık yaşayabilirsin, odaklanamama problemleri yaşayabilirsin. Buna ek olarak yine stresin bir diğer en sık görülen etkisi duygu kontrolünde bozuklukları olması. Yani öfke kontrolünden bahsediyorum tabii burada. Kronik stres altındayken çok daha hızlı sinirleniriz. Öfkemizi de aşırı biçimde dışarıya vurabiliriz. Bu da haliyle tabii sosyal ilişkilerimizi epey olumsuz etkiler. Sürekli sinirli olan biriyle ilişki içinde olmak istemez insanlar pek. Kavgalar çıkar, anlaşmak zor hale gelir. Tabii daha bir sürü olumsuz şey olur burada. Bir de çok uzun süre kronik stres, burn out dediğimiz o tükenmişlik de getirebilir yanında. Hatta bu durumlar çok uzun vadeli devam ederse de, bu iş depresyona kadar gidebilir. Peki, stres nedir? Ne zaman zararlı hale gelir? Bedenimize ve ruhumuza nasıl zarar verir? Bunları biliyoruz. Ne yapacağız peki tüm bunlarla? Stres nasıl yönetilebilir yani?

Ben burada bu soruyu iki bölüme ayırmak istiyorum. İlki anlık çözümlerden oluşuyor. Yani yoğun stres altında hissettiğin anlarda neler yapabilirsin. İkincisi ise kronik yani uzun vadeli çözümler. O zaman anlık çözümlerle başlayalım. İlk önerim en bariz olanı. Sana stres veren durumu, içinde bulunduğun ruh halini başkalarıyla paylaşmak.

Bu muhtemelen günlük hayatta sanılan stres falan pek çok durumda zaten yaptığım bir şeydir diye tahmin ediyorum. Çünkü stresli olduğumuz anlarda beynimiz bir nörohormon olan oksitosin salgılıyor. Bu çok ilginç çünkü oksitosin halk arasında aşk hormonu olarak da biliniyor. Hani o emzirdiğimizde salgıladığımız hormon bu, hani bebeğimizle bağ kurmamızı sağlayan.

Bu hormonda hoşgörü, güven, arkadaşlık, bağ kurma duygularımızı tetikliyor. İşte tam da bu yüzden stresli olduğumuzda nasıl hissettiğimizi başkalarına anlatmak isteriz. Çünkü oksitosin başkalarına olan güvenimizi artırıyor böyle dönemlerde. Biz ne kadar çok kişiye ulaşırsak vücudumuzda da o kadar çok oksitosin salgılanıyor ki bu da stres semptomlarından daha hızlı kurtulmamıza yardımcı oluyor.

Tabii ki bazen bazı stres veren olayları paylaşmak zor olabilir. Bize stres veren durum mesela cinsellikle ilgili ise bazen utanabiliriz paylaşmaktan. Veya işle ilgili ise ve yönetici pozisyondaysak stresimizi dışarı yansıtmaktan alıkoyabiliriz kendimize. Böyle durumlarda aslında bilmen gereken şey güvenli bir ortamda her şeyin paylaşılabilir olduğu. Aslında çoğu zaman sadece paylaşmaya, duyulmaya, rahatlamaya ihtiyaç duyuyoruz.

Daha önce dediğim gibi arkadaşların, güvendiğin dostların ya da ailenle böyle meseleleri paylaşmak çok iyi gelebilir. Tabii bu onlarla arandaki bağla da çok ilgili. Yani eleştirel, anlayışsız aile fertlerim varsa mesela, tabii ki her şeyini paylaş demiyorum. Ama mutlaka güvendiğin, yanında rahat hissettiğin, yaralarını paylaşmaktan çekinmediğin birileri de vardır hayatında. Bir de bu sorunlarını güvendiğin insanlarla paylaşman sadece stresini azaltmıyor yani. Aynı zamanda sorunlarını nasıl çözeceğim konusunda da farklı bir bakış açısı kazanıyorsun.

Onlar da benzer şeyler yaşamış olabilirler ve güzel tavsiyeler verebilirler yaşadıkların hakkında. Stres filan durum işinle ilgili ise mesela sorunlarını iş arkadaşlarına uygun bir biçimde paylaşman belki onlardan da öneri ya da yardım almanı sağlayabilir. Belki en azından sen ruhsal anlamda daha dayanıklı hissedene kadar yükünün bir kısmını paylaşmış olursun bu sayede. Gelelim ikinci anlık önerime. Bu da stres hissettiğin zamanlarda yaptığın şeylere ara verip hareket etme.

Bu tempolu bir yürüyüş olabilir, kısa süreli bir koşu olabilir, bisikletle biraz turlamak olabilir. Yani bir takım egzersiz hareketleri olabilir. Ama öyle vücudunu esnetmek, kollarını yanı açmak gibi şeylerden bahsetmiyorum. Bunlar da vücuttaki gerginliğini alan şeyler tabii. Ama benim kastettiğim şey kalbini daha hızlı kampon palamaya yeten aktiviteler.

Çünkü bunlar bedenimizdeki endorfini arttırıyorlar. Bu da kendimizi daha az gergin, daha rahat hissetmemizi sağlıyor. Stresle, stresliyken baş etmek, ona biraz mesafe alarak baş etmekten emin ol çok daha zor. O yüzden stresli olduğunda telefonu ve kulaklıklarını al yanına mesela. Etrafta tempolu bir yürüyüşe çık en azından. Ve tabii bir de yani egzersiz demişken, bunun psikolojimize ne kadar iyi geldiğini sürekli söylüyorum.

Onu günlük yaşamının bir parçası, bir alışkanlık haline getirirsen, uzun vadede de stresi çok daha iyi yönetirsin. Ve üçüncü önerime geleyim o zaman. Bu sana komik gelebilir ama gerçekten çok etkili. Uyumak ve gün içinde şekerleme, yani power nap diye deniyor ya, onu yapmak gerçekten çok iyi geliyor. Yani düşününce mantığa ayrı gelebilir stres altında, önünde seni bekleyen bir sürü iş varken uyumak. Ama aslında gün içinde 15-20 dakikalık kısa bir şekerleme stresten yıpranma sistemi dinlendirmene yardımcı olabilir.

Araştırmalarda gün içinde mini bir uykum olasının zihinsel yorgunluğu azalttığını, bilişsel becerilerimizde arttırdığını gösteriyor ki bu da birikmiş olan işleri daha hızlı, daha verimli bir şekilde halletmene yardımcı olabilir. Daha iyi odaklanabilirsin, daha verimli mantık üretebilirsin. Uyku gerçekten sağlıklı ve psikoloji için çok çok önemli. Stresli dönemlerde kendini zaman zaman uykusuz bırakabilirsin. Kısa vadeli olduğu sürece bunda bir sıkıntı yok. Ama hayatın genel akışında günde 7-8 saat uyumayı ihmal etmemek gerek. Peki, başka ne yapabilirsin mesela yoğun stresli anlarda? Mindfulness egzersizleri de yine stresle mücadele etmede gerçekten çok etkili bir yöntem.

Çünkü farkındalık egzersizleri bir meditasyon, zihnimizi sürekli gezindiği kaygı ve aşırı düşünme diyarlarından alıp, şimdiki ana, bedene, çevreye odaklar. Stres de haliyle bu ruminasyon, aşırı düşünme durumundan etkilendiği için böyle egzersizler ruh halimize iyi gelir. Araştırmaların bize gösterdiği gibi bunlar ansiyetiyi azaltır. Gün içinde, özellikle de stresli hissettiğin zamanlarda sadece beş dakikanı ayırarak yapabileceğin farkındalık egzersizleri var. Üç adımda nefes alanı, beden tarama, farkındalıkla yürüyüş gibi egzersizlerden bahsediyorum mesela.

Hatta belki telefonuna bir meditasyon uygulaması ekleyebilirsin. Böylece gün içinde belli bir zaman dilimi belirleyip meditasyon yapmayı rutin haline getirebilirsin. Psikopatikanın destekçisi bir süredir Salus, yani kişisel sağlık danışmanınız, fark etmişsindir. Onun uygulamasında da bu türden rehberli meditasyonlar var. Özellikle başlangıç için böyle meditasyonlar mantıklı. Ben açıkçası hala o guided meditation denen yönlendirmeli meditasyonları tercih ediyorum.

Peki, stres için anlık bazı öneriler saydım. Şimdi gelelim uzun vadeli, sorun odaklı başa çıkma metodlarına. Bu paylaşacağım nokta, stoğacılık felsefesinden ilhamla sürekli aklımıza getirmemiz gereken çok önemli bir hayat dersi bence. Senin de strese yatan şeylere bakış açını değiştirmen için ilham olabilir diye umuyorum. Stoğacılığa göre stres hayatın bir gerçeğidir. Stresli olmak ya da stresli hissetmek ise bir seçimdir. Oysa biz çoğu zaman stresi başımıza gelen bir şey olarak düşünürüz.

Bu konuda bir seçimimiz olmadığını varsayarız. Mesela, eşim beni strese sokuyordur, patronum beni strese sokuyordur, arkadaşlarımla yaşadığım tartışma beni strese sokuyordur. Fark ettiysem bu cümlelerin hepsinde, stres karşısında ben pasifim. Sanki o benim başıma gelen bir şeymiş gibi. Ama başta anlattığım gibi, stres aslında algıladığımız tehditle karşı verdiğimiz fiziksel ve zihinsel tepki. Stresin çoğu algıya bağlı yani.

Stoici filozof Epictetus bir keresinde kontrolümüz dışında olan şeylere verdiğimiz değer arttıkça kontrolümüz azalır demişti. Çünkü işin özünde kontrolümüz dışındaki şeyler için kaygı duymak, telaşlanmak yerine değiştirebileceğimiz şeylere odaklanıp burada ne yapabiliriz diye bakmak çok daha yapıcı bir eylem. O halde ne yapabilirsin? Stresli hissettiğin zamanlarda bunun altında yatan nedenleri belirlemeye çalışabilirsin öncelikle.

Sonra bu nedenleri üç gruba ayırabilirsin. Pratik çözümü olanlar, zamanla daha iyi olacak olanlar ve hakkında hiçbir şey yapamayacakların olanlar olarak. İlk gruptakiler senin kontrol alanının içinde. Onlar için neler yapabileceğini düşünebilirsin. İkinci ve üçüncü gruptakilerse kabullenip bırakmaya çalışacakların. Değiştiremeyeceğin veya kendi kendine düzelecek şeyler hakkında endişelenmenin ne bir anlamı ne bir faydası var çünkü.

Gelelim kadim bilgiler ışığında ikinci öneriyi o zaman. Bu da hayatındaki büyük değişimleri zamana yaymalı olacak. Bazen hayatta bazı heyecan verici değişiklikler ve üst üste bindiğinde stres kaynağı olabiliyorlar. Bunlar güzel değişimler olduğunda bile bir araya toplandıklarında kümülatif bir stres yaratabilirler üzerimizde.

Mesela bir taraftan işimi değiştirirken, bir taraftan da ev taşımaya başlarsam diyelim. Her ne kadar ikisi de heyecan verici durumlar olabilse de, üst üste bindiklerinde neyi nasıl idare edebileceğimi karıştırabilirim. Ve bütün bu güzel değişimler sonunda boğucu gelmeye başlayabilir bana. O yüzden hayatındaki farklı değişiklikleri yönetmen, yani bunlara uyum sağlaman için kendine biraz zaman ayırman, zamanı doğru planlaman yardımcı olabilir. Bazen de yapabileceğimiz bir şey yoktur tabii yani öyle denk gelmesi gerekiyordur her şeyin. O zaman da yine ilk maddeyi hatırla ve değiştiremeyeceğin şeyler için kaygılanmayı bırakıp ne yapabileceğine odaklan. Üçüncü önerim de zaman yönetimi ve planlama yapmakla ilgili.

Planlama yapmanın öneminden bahsetmiştim daha önce. Özellikle yeni kararlar aldığında bu kararları nasıl uygulayabileceğine dair bir planın olması işini kolaylaştırır. Nasıl hareket edeceğini bilirsin ve böylelikle de büyük hedeflerin içine kaybolmaktan kurtulursun. O yüzden özellikle sizesin mesela yapılacak işlerle ilgili ise. Önceden bir planlama yapmak ve sırasıyla adım atmak, yani o adımları önden belirlemek çok yardımcı olabilir. Sonuçta stresi yönetmek, biraz da stres veren faktörleri yönetmekle ilgili. Onun için ilk adım da onları somut, harekete geçmesi nispeten daha kolay adımlara bölmek, parçalamak. Bir nevi böl, parçala, yönet yani. Son olarak da yine en önemlisini sonra sakladım. Çünkü böyle küçük oyunları seviyorum.

Stresle başa çıkabilmek için bence belki de en önemli adım, beklentilerin konusunda gerçekçi olman. Daha önce dediğim gibi, stresin en büyük nedenlerinden biri gerçekçi olmayan beklentiler. Kendimize dair meyli malı ekleriyle kurduğumuz büyük cümleler yani. şöyle bir öğrenci olmalıyım, böyle bir eş olmalıyım, burada bunu bunu başarmalıyım türünden kurduğumuz cümlelerde bazen çıtayı biraz fazla yükseltebiliyoruz. Ve yapmamız gereken şeyleri dair beklentilerimizle kendimize olan inancımız arasındaki uçurum ciddi anlamda strese sokabiliyor bizi. O yüzden hayal kırıklığına uğramamak adına, cesaretinin kırılmaması için

Kendine gerçekçi, ulaşılabilir hedefler belirlemen iyi olacaktır. Peki o zaman, bölümün sonuna gelirken şunları da yine hatırlatayım. Unutma, stres her zaman kötü olmak zorunda değil. Bizi heyecanlandıran güzel gelişmeler karşısında duyduğumuz heyecan da bir bakıma stres aslında.

Mesela evleneceğin zaman nikah sabahı hissettiklerin. Aslında fizyolojik açıdan baktığımızda bu da bir stres. Veya biraz sonra bir topluluk önünde konuşma yapacaksın ya da iş görüşmesine gireceksin ve heyecanlısın. Fizyolojik olarak baktığımızda bunların hepsi stres. Ama biz onları daha çok heyecan diye adlandırıyoruz. İşte bu yüzden de iyi stres ve kötü stresi birbirinden ayıran en önemli unsur, bizi bekleyen şeye yönelik algılarımız.

Bu bölümdeki öneriler genel olarak tabii kendine yardım önerileri. Ama zaman zaman stresle gerçekten de tek başımıza baş edemeyeceğimizi düşünebiliriz. Bundan utanmaya, sıkılmaya gerek yok. Hepimizin başına gelebilir bu durum. Böyle zamanlarda bir profesyonelden yardım almayı da bölümü bitirmeden önceki son önerim olarak ekleyeyim. Çünkü psikoterapi aslında sadece stresini yönetmen de sana yardımcı olmakla kalmıyor.

Sana bu yolda eşlik eden bir dost, neden stres olduğunu anlamaya yardımcı olan bir ayna da olabiliyor aynı zamanda. Ve şimdiye kadar bahsettiklerimi üzerinden düşünmem gerekirse, ben hayatımın çok hareketli, yoğun ve birçok yenilik içeren bir bölümünde olduğum için, özellikle planla hareket etmem, adımlarımı belirlememin çok önemli olduğunu düşünüyorum stresimi yönetmem konusunda. Peki sen? Sen stresli olduğun zamanlarda bununla nasıl başa çıkmaya çalışıyorsun? Burada önerdiklerim dışında gerçekten işine yarayan başka stratejilerin de olabilir. Yeter ki elinde hayatını kolaylaştıran, stresi yönetmene yardımcı olan bir şeyler olsun. Bir sonraki patikada birlikte yürüyene dek, hayatın streslerinden fazla yıpranmadığın ufak heyecanlarla dolu günlerin olsun. Görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)