
2.885 kelime · ~14 dk okuma
İnsanın kendini anlaması bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. PodB Medya ile beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz.
Merhaba, bugün sırların merak uyandıran dünyasına giriş yapacağız. Çoğu insan gibi senin de muhtemelen kendine dair hiç kimseyle paylaşmadığın ve hiçbir zaman paylaşamayacağın bazı bilgiler var hayatında. Yani şu anda hayatında sakladığın bir sır olduğuna eminim. Yanılıyor muyum? Aslında bakarsan sır saklamak oldukça yaygın bir durum.
Columbia Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma insanların %97'sinin hayatında en az bir kez sır saklamak zorunda kaldığını gösteriyor mesela. Ayrıca ortalama bir insan hayatı boyunca yaklaşık 13 kadar sır saklıyor. Bunlar ilişkide sadakatsizlik, aldatma olabilir, geçmişte işlenen bir suç olabilir, romantik veya cinsel arzular, travmatik bir deneyim, kulağa garip gelebilecek alışkanlık veya hobiler gibi çeşitli kategorilerde sırlar olabilir. Peki, bir şey ne zaman sır haline gelir? Neden onu saklama gereği duyarız? Ben bunu açıklayayım her şeyden önce. Öncelikle bir meseleyi sır haline getiren şeyin içerikten çok onunla ilintili duygular olduğunu söylemem lazım. Hatta bu yüzden insanın sır olarak saklamalıyım dediği bir şeyi bir başkası onur madalyesi olarak da görebilir.
Bu sebeple de özellikle bunu sergilemek isteyebilir. Farklı insanlar aynı olaylara farklı duygular ve anlamlar yükler. Söylediğim kulağına biraz soyut geldiyse şöyle bir örnek vereyim. Mesela kanseri yenmiş, atlatmış biri hayatına yeni giren insanlara bu konuyu hiç açmayabilir. Bir nevi kişiler bir sır olarak saklayabilir bunu. Ama bir başkası kanseri yendiğini gösteren işaretler, bileklikler, kurdeleler ileştirebilir kıyafetlerine.
Bu durumu gururla göğsünde taşır, hatta chemoteypiden sonra hastaneden fotoğraflar, selfie'ler paylaşabilir. Veya başka bir örnek, cinsel saldırı veya taciz mağduru olmuş birisi hayatının çoğunda travmalarını açığa vurmak istemeden, utanç ve acı ile sessizce kendi içinde mücadele edebilir. Bu travmatik geçmiş diğer insanlarla paylaşmaya uygun olmayabilir onun için. Ama bir başkası yaşadığı bu acı deneyimi açıkça dile getirebilir, bununla ilgili sivil toplum hareketlerine katılabilir, başkalarının benzer deneyimleri için onların sesi olmayı isteyebilir. Verdiğim örnekler acı veren durumlar tabii ama zaten çoğu sırrımız da biraz öyle aslında.
Demek istediğim, bir şeyi sır yapan olayın kendisinden çok o olaya yüklediğimiz anlam, onunla ilintili duygular. Bu yüzden bir insan için sır olarak saklanması gereken şey, bir başkasının hayatında hiç de gizli bir şey olmayabilir. Hatta bir adım daha öteye taşıyabilirim bunu. Öyle ki bir olay aynı kişi için bir sosyal bağlamda saklaması gereken bir sır iken başka bir bağlamda sır olarak görülmeyebilir. Aslında çok iyi biliyorsun bunu çünkü sen de çocuk oldun, ben de oldum tabii ve eminim bir yaramazlık yaptığımızda bunu arkadaşlarımızla gururla paylaşmışızdır. Ama ailemizden bir sır gibi saklamışızdır ikimiz de. Şimdi anılarımı düşününce benim aklıma geliyor böyle durumlar mesela.
Hatta benim çocuklarım da yapıyor bunu. Yani halazlıklarını arkadaşlarına anlattıklarını duyuyorum bazen. Böyle gururla işte, böyle böyle yaptım falan diye anlatıyorlar. Çok mutlu oluyorlar bazen o çizginin dışına çıkmış olmaktan. Yani burada diyeceğim şey, bir insan için bir bilginin sır olup olmadığını, onu kiminle paylaşıp paylaşmayacağı da belirler.
Bilgiyi öğrenecek kişinin kim olduğu, bir bilgiyi sır olarak görüp görmememizle yakın ilişki içinde diyebilirim. Bir ergen bazı şeyleri ailesinden saklarken arkadaşlarıyla gururla paylaşabilir bu yüzden. Peki o zaman baştaki bir şeyin ne zaman sır haline gelir soruma yanıt olarak? Sır olarak sakladığımız şeye yüklediğimiz anlamın, duygunun önemli olduğunu, Bu anlamın ve duygunun da farklı ortamlara, farklı kişilere göre değişebileceğini söyledim. O zaman ikinci adıma geçelim buradan. Neden bir şeyi sır olarak saklama gereği duyuyoruz? Nedir yani bir şeyi sır yapan o duygu ve anlam?
Sır saklamının en öne çıkan nedeni tabi ki paylaşmaktan utanmak veya çekinmek. Utanç ve suçluluk duyguları sırlarımıza en çok eşlik eden duygular. Toplumsal tabuları çiğneyen ya da çalmatik olan deneyimleri paylaşmak. Onlara eşlik eden utanç ve suçluluk duygusu sebebiyle zordur.
Sır saklamamızın bir başka nedeni de biraz utanç ve suçluluğa bakan ama farklı kaygıları da taşıyan başka bir korku. Onaylanmama, tasdik edilmeme, dışlanma korkusu. Bir nevi aidiyet ihtiyacı yani. Özellikle yeni bir ortama dahil olduğumuzda kabul edilme, sevilme kaygısıyla bazı yanlarımızı tam olarak göstermekten çekinebiliriz.
Hatta bu konuyla ilgili çağdaş Fransız filozof Gilles Deleuze'nın Sinema 1 hareket imge kitabında paylaştığı bir söz var. Şöyle diyor Deleuze, ''Bildiğimiz gibi şeyler ve insanlar başlangıç aşamasında hep kendilerini gizlemeye zorlanırlar, gizlenmek durumundadırlar. Başka ne yapabilirler ki? İçine düştükleri kümeye henüz ait değillerdir ve dışarıda bırakılmamak için o kümeyle paylaştıkları ortak nitelikleri öne çıkarmak zorundadırlar.''
Bir şeyin özü asla başlangıç aşamasında belirmez. Ortalarda, gelişmesinin akışı içinde, kuvvetleri pekiştiğinde ortaya çıkar. Yani, kısacası kendime dair paylaşacağım bilgi, bunu duyan diğer insanlar tarafından dışlanma ihtimalimi içeriyorsa, bu bilgiyi paylaşmak yerine sır olarak saklamayı tercih ederim. Sırlar bu açıdan koruyucu işlev görürler aslında.
Kırılganlığımı incinebileceğim noktalara kaparım böylelikle ve başkalarına sunduğum kişiliğim üzerinde kontrol sahibi olurum sırlarım sayesinde. Evet, yani sır olarak sakladığımız şeyleri çoğu zaman kendimizi korumak için yaparız. Ama bu kendimizi koruma isteğimiz her zaman etik bir amaca hizmette etmeyebilir. Bu yüzden sır saklamamızın bir diğer nedeni olarak eylemlerimizin sorumluluğunu üstlenmekten kaçmak diyeceğim. Ne demek bu?
Mesela partnerini bir başkasıyla aldatmış biri, bunu birçok sebepten sır olarak saklamayı seçebilir. Pişmanlıktan veya belki ilişkiyi korumak adına ya da gerçekten sadece hataları için sorumluluk almaktan korktuğundan, cesaret edemediği için saklıyor olabilir bunu. veya kendisine, karakterine, ilişki geçmişine, finansal durumuna dair bilgileri birlikte bir gelecek kurmayı vadettiği kişiden saklayan biri de bir anlamda manipülatif davranıyor diyebiliriz. Kendi çıkarları için yalan söylüyor ve bazı konuları saklıyordur yani. Peki, ilişkide sır saklamak normal midir?
Evet, normal, sağlıklı ve gereklidir. Bunun hakkındaki fikrimi de daha detaylı söyleyeceğim. Ama önce sır saklamayı ne zaman öğrendiğinizden bahsetmek istiyorum. Yani böyle doğmuyoruz aslında. Toronto Üniversitesi'nde buna dair bir araştırma var. Burada ortaya çıkıyor ki 4 yaş 6 çocuklar sır saklayamıyor.
Böyle bir yetileri gelişmemiş. Yani deneylerde mesela doğruyu söyleseler ellerinden beğendikleri çıkartma alınacağı söyleniyor. Bunu duyan 4-5 yaş çocuklarının hepsi gerçeği saklıyor. Yanlış yönlendiriyorlar mesela başka çıkartma gösteriyorlar bunu beğendim diye. Veya hiç söylemiyorlar gerçekten hangisini beğendiklerini. Ama 3 yaş çocuklar bunu bilseler bile yani o çıkartmaların ellerinden alınacağını bilseler bile gerçeği söylüyorlar.
ve deney ne kadar tekrarlanırsa tekrarlansın sonuç değişmiyor. Bunun da sebebi aslında 4 yaşından önce benim düşündüklerim ve inandıklarımla başkalarının düşünceleri arasında hiçbir fark yok sanıyorum. Yani hemen hemen herkesin dünyayı aynı şekilde gördüğüne inanıyorum. Ben bir çıkartma beğendiysem yani en beğendiğim oysa karşı taraf da bunu biliyor ve bunu düşünüyor diye düşünüyorum.
Bir sırrı saklayabilmem için başkalarının da benim zihnimden ayrı zihinleri olduğunu kavramış olmam gerekiyor. Hatta birinden sır saklayabilmem için bir şeyi bilmem ve aynı zamanda karşı tarafın bunu bilmediğini bilmem gerekiyor. Ve 4 yaşından önce bunu yapmamız mümkün değil. İşte bu yüzden bazı araştırmacılara göre sır saklayabilmek sağlıklı bir kognitif gelişimi gösteren bir kapasite. Yani toplumun tabuları var.
Ve bizim bunları öğrenmemiz, uyum sağlayabilmemiz için de bazı şeyleri kendimize saklayabilmemiz gerekiyor. Yani mesela toplumsal doğrular ayrı ama bir çocuk olarak bir sır saklamayı keşfettiğimizde diğer insanlardan ayrı bir iç dünyamız oluşmaya başlıyor ki bu da sağlıklı bir şey. Bu yüzden diyebilirim ki sır saklama, kişisel bir kimlik oluşması için gereklidir. Yani sakladığımız bir sır, bize benliğimizin bir derinliği olduğu hissini verir. Kim olduğumuza dair bir bilinç, kişisel olarak varlığımızı gösterir bize. Böylece bedenimizden, davranışlarımızdan, dışarıya yansıttıklarımızdan çok daha fazlası olduğumuzu hatırlarız. Ve sır saklayabilme kapasitemiz, iç dünyamızla dış dünyamız arasındaki ayrımı yapabilme kapasitemizle paralel olarak ilerler.
Tabi sır saklamaya dair her şey bu kadar olumlu değil. Sırların ruh halimiz üzerinde olumsuz etkileri de epey bir araştırmanın konusu. Mesela saç saklamanın stres ve anksiyete ile yakın bir ilişkisi var. Sürekli olarak bir şeyi saklamaya çalışman, özellikle öğrenilmesinden gerçekten korkuyorsan, anksiyeteye yol açabiliyor. Bir başka sorun da izolasyon hissi. Özellikle başkalarıyla gerçek duygularını paylaşamamak, onlardan bir şeyler saklaman gerektiği düşüncesi, kendini çevrendeki insanlardan izole hissetmene yol açabiliyor.
Bir de tabi sırların senin ilişkilerinde sorun yaşamayı etmesi de muhtemel. Özellikle yakın ilişkilerde sır saklamı güven sorunlarına ve iletişim kubuklarına neden olabiliyor. Partnerin, ailen veya arkadaşlarınla aranda açık iletişim olmaması ilişkilerini zorlayabilir haliyle. Bir başka soru sır saklamın sürekli bir zihinsel enerji istemesiyle ilgili.
Hani meşhur bir söz var pembe fili düşünme diye. Hatta çok sevdiğim Zeynep Selvi'nin de bu isimde harika bir kitabı var. Ben sana pembe fili düşünme dediğim andan itibaren aslında zihnin ister istemez pembe fili düşünmeye başlıyor. Bir sırı saklamak da biraz böyle işliyor aslında. Özellikle paylaşmamamız gerektiğini düşündüğümüz bir sırı saklıyorsak zihnimiz sürekli sakladığımız şeye tekrar tekrar dönüyor. Onu saklamak da sürekli bir mental enerji harcamak anlamına geliyor.
Hatta bununla ilgili University of California'da 2014 yılında yapılan bir deney, insanların bir sırrı sakladıkları sırada gerçekleştirdikleri zeka testlerinde 3'te 1 oranında daha kötü performans sergilediklerini gösteriyor. Yalan da böyledir mesela. Bir yalanı aklında tutmak, her defasında aynı şekilde paylaşma gerekliliği de ciddi anlamda zihinsel enerji gerektirir aslında. Kısacası sır saklayabilmek, zihinsel ve bilissel anlamda bir olgunlaşma belirtisi olsa da aslında bize o kadar da iyi gelen bir şey değil. Bu da bizi sırlara dair diğer bir konuya getiriyor, sırlarımızı paylaşmak meselesine.
Daha önce söylediğim gibi sırlarımızı utanç veya dışlanmaktan korkmak gibi nedenlerle başkalarından gizleriz genellikle. Bu kesinlikle meselenin bir yönü, tamam. Ama eminim sen de kendi deneyiminden biliyorsun ki çoğu zamanda bize ne kadar utanç verirse versin sırlarımızı başkalarıyla paylaşmayı da içten içe isteriz aslında. Yani utandığımız bir konu bile olsa insanlar sırlarını sıklıkla başkalarına anlatırlar, başkalarıyla paylaşırlar. Ama peki neden?
Burada sosyal psikolojik alanında yapılan çalışmalar var. Onlar sırları ifşa etmeye, paylaşmaya yönelik farklı sebepler, farklı güdüler tanımlıyorlar. Bunlardan biri mesela kendini açıklama ihtiyacı. Hepimiz kendi konumumuzu, tam olarak nerede durduğumuzu, genellemelerin içinde kaybolmamak için ayrıştığımız kısımlara belirtme arzusu taşırız işimize.
Mesela muhafazakar bir siyasal görüşe sahip biri, buna rağmen kürtaj anlısı olduğunu, çünkü eskiden kendisini de kürtaj yaptırdığını paylaşabilir. Bu da onu genellemelerden, prototiplerden ayrıştığı bir nokta olabilir. Sırlarımızı paylaşmanın diğer nedeni de az önce bahsettiğim o sırın zihinsel yükünden kurtulmayı istemekle ilgili tabii. Özellikle de sakladığımız sır, paylaştığımız kişiyle aramızdaki ilişkide önemli değişiklikler yaratabilecekse, her gün belki bu rahatsızlıkla veya bunun vicdan azabıyla geçiriyorsak, paylaşmak da isteyebiliriz bu sırrı. Sırlarımızı saklamamızın önemli nedenlerinden birinin utanç ve suçluluk olduğunu söylemiştim. Ama suçluluk duygusu bizim bir sırrı paylaşmamıza da neden olabilir yani.
Özellikle sırrı saklama eyleminden ötürü duyduğumuz suçluluk, sırrın kendisinden duyduğumuz suçluluğun önüne geçerse artık saklamak yerine açığa çıkarmak, paylaşmak isteyebiliriz. Bir de benim gerçekten önemli gördüğüm bir nedense sırları paylaştığımız zaman onların gördüğü işlerle ilgili. O da yakınlık ve destek arayışı aslında. Arkadaşlıklar, dostluklar genellikle birbirimize tanıdıkça, birbirimize dair yeni şeyler öğrendikçe güçlenir. Oldukça basit ve günlük hayattan senin de aşina olduğun bir dinamik bu aslında. Sana kendim hakkında bir şey anlatırım, karşılığında sen bana bir şey anlatırsın. Bu paylaşım yeni tanıştığımız biriyle oldukça yüzeysel başlar. İşte benim adım Pınar, benim mesleğim şu, bunları yapmayı severim vs. vs. böyle konuşuruz.
Ama ne zamanki iş sırrımızı başka biriyle paylaşmaya gelirse bunu yaptığımız anda o kişiyle daha özel, daha derin bir bağ kurmuş oluruz aslında. Yani sırrımızı paylaşmak yakınlığa, samimiyete bir davettir. Sevdiğimiz veya yakın olmasını istediğimiz birine karşı kendi isteğimizle, savunmasız kalarak başka kimsenin görmediği bir parçamızı onların görmesine izin vermiş oluruz. Bu da haliyle ilişkiye olan güveni arttırır.
Burada güven kelimesiyle ikili bir anlam kastediyorum aslında. Çünkü biriyle bir sırrımızı paylaştığımızda hem onun bu sırrı saklayacağına güveniyoruz hem de aslında paylaşması belki de zor olan bir şeyi anlayışla karşılayacağına güveniyoruz. Bu yüzden de sırrı paylaşmanın bağlarımızı güçlendirmek gibi bir işlevi de var diyebilirim. Bu son anlattıklarım belki de sende başka bir soru işareti yaratmış olabilir.
Sırlarımızı paylaşmak beraberinde artan bir yakınlığı getiriyorsa, o halde yakın ilişkilerde ki bu ailemiz olur, arkadaşlarımız olur veya tabi ki ilk akla gelen partnerimiz olabilir. Böylesine yakın ilişkilerde her şeyi söylemeli mi o zaman? Yakın ilişkiler söz konusu olduğunda sırlara yer yok mudur yani? Bu sırlara dair bunca söylediğim şey arasında meselenin en karmaşık kısmı.
Bir ilişki içindeyken her çift bu büyük soruyla karşılaşır aslında. Partnerime kesinlikle her şeyi söylemeli miyim? Yoksa bazı şeyleri kendime saklanmaya izin var mı? Her şeyden önce bu konuyla ilgili bilmen gereken en önemli şey şu.
önemli bilgileri, özellikle hani İngilizce'de deal breaker ya da red flag diyebileceğimiz bilgileri partnerinden saklaman doğru değil. Yani bir noktada ikinizin de hayatlarını ilgilendiren, açığa çıkarsa partnerinle arandaki ilişkinin bitmesine neden olacak bilgilerden söz ediyorum burada. Mesela evlenmeyi düşündüğün sevgiline veya hali hazırda evli olduğun kişiydi diyeyim. Yaptığın işle ilgili, gelecek hayallerinle ilgili veya mesela finansal bir durumla ilgili diyelim. Böyle bir şeyleri saklıyorsan, bu doğru değil yani. Karşıda seninle bir hayatı paylaşacak biri var. Bunları en doğru şekilde paylaşman gerek. Çocuk istiyor musun mesela? Belki karşı tarafı o an kaybetmemek için doğruyu söylemiyorsun burada. Gerçek düşüncelerini saklıyorsun.
Bu türden sırlar saklamanın kabul edilmeyeceği şeyler tabi ki de. Bunları çerçeveyi çizmek adına önden söylemem gerek. Ama sırlar hiç mi kabul edilmez bir ilişkide? Tabi ki de kabul edilebilir. Hatta sağlıklı bir ilişkide aşkı korumak adına bazı sırlar kesinlikle olmalıdır. Tamamen açık olmak evet fikir olarak çok romantik bir düşünce.
Ama mesela insanlar 30-40 yıl beraber oldukları insanlara tabii ki ilk günkü cinsel istekler arzulamıyorlar. İşin doğası bu çünkü. Veya bedenler değişiyor, şekil değiştiriyoruz. Belki bazı tarafları o kadar da hoşumuza gitmemeye başlıyor karşı tarafın. Sen de şöyle böylesin, bu ara çirkinleştin mi diyelim. Ya da izlediğim bir filmdeki aktörden, aktristen çok etkilendim. Çok çekiciydi diyelim.
Sen olmasaydın onunla olmak isterdin mi diyelim mesela karşıdaki insana? Herkesin fantezileri var tabii ki. Bunları paylaşmayı seçen çiftler olabilir. Bu da ilişkinin dinamiği ile ilgili. Ama bundan yaralanabilecek insanlar da var. Yani bunu da düşünmek lazım. Mesela hiç istemediğiniz bir programı onun için yapıyorsunuz. İlişkiler zaten bir ortalığı bulma hali biliyorsun. Çok keyif almasan da diyelim, ailesine gitmeniz gerekiyor hafta sonu.
İlle bunu o an ona söylemem mi lazım? Bu da kırıcı olabilir belki. Yani orta yol bulmaya çalıştığımız sürece bence bazı şeyleri yumuşatmak, bazılarını hiç paylaşmamak tabii ki daha doğru. Yani sonuçta demeye çalıştığım, sakladığımız şey iş dünyamıza ait, zararsız bir şeyse bunu ilişkiye saygıdan dolayı saklamak doğal. Saklayacağımız şey biraz da o ilişkinin dinlemiyle ilgili tabii burada da.
Çünkü bazen bir şeyleri sırf dürüstlük adına söylediğimizde karşı tarafı kırabiliyoruz. Acımasız olabiliyoruz yani. Ve bazı şeyler sonrasında geri alınamıyor ve düzeltilemiyor. Hatta Alain de Botto bu konuyla ilgili şöyle der, ''Bazı şeyleri değiştirme, saklama yeteneği iyi bir aşığın temel bir özelliğidir ve samimiyet, açık sözlülük ve paylaşım kapasiteleriyle net bir denge içinde çalışır.'' Yani burada denge önemli diyor kısaca.
Buna ek bir de adına ilişki klostrofobisi diyebileceğimiz bir şey de var. Bir ilişki iki taraftan da daima %100 açıklığı talep ediyorsa, bu tarafların özel alanlarına, mahrumiyet ihtiyacına saygı duyulmadığı anlamına da gelebilir. Ve böyle bir ilişki zaman için bunaltıcı bir hale alabilir, kimliğin kaybolmaya başlayabilir. Oysa kimlik ve bireysellik senin için de, partnerin için de, ilişkinizin sağlığı için de çok önemli. Ve gizlilik de bunun gerçekten önemli bir parçası.
Aksi halde o ilişki psikolojide simbiyotik ilişki dediğimiz yapışık bir ilişki haline de dönebilir. Yani bebek ve annenin o ilk ilişkisine simbiyotik ilişki deriz genelde. Böyle bir şeye de dönüşebilir ki bunu da istemeyiz. Yani demek istediğim bir ilişkide kendine dair bir şeyler paylaşmak yakınlık için iyidir.
Ama en az onun kadar, ilişkide senin ve partnerinin bireysel alanı, mahremiyeti ve bu mahremiyete saygı gösterilmesi de bir o kadar önemlidir yine. Partnerine karşı dürüst olmanın her düşünceni, hayalini, korkunu, arzunu veya fantezini onunla paylaşmanın anlamına gelmez. Üstelik tüm bunların yanında, bir ilişkinin zaman içinde erimleştiğini, derinleştiğini, partnerinle arandaki yakınlığın, güven bağının zamanla arttığını da unutmaman gerekiyor tabii. Sırlarımızı paylaştığımızda yakınlık, samimiyet, güven hislerimiz artar paylaştığımız kişiler aramızda. Bunu artık biliyoruz. Ama bir yandan da bir sırrı paylaşabilmek için belli oranda bir güvenin de hali hazırda var olması gerekiyor. Yani 4-5 aylık ilişkinde bazı şeyleri partnerinden saklamaya ihtiyacı duyuyorsan bu da gayet normal olabilir.
Aceleci davranmanın ve neden dürüst olamıyorum diye kendini veya neden bana anlatmıyorsun diye karşındakini suçlamanın faydası yok. Paylaşması o en zor sırların bile paylaşmayı mümkün kılan güven alanını zaman içinde yaratmanız gayet muhtemel. Bir de çoğu zaman kendimize dair bir bilgiyi en yakınımızla paylaşmak, hiç tanımadığımız biriyle paylaşmaktan daha zor. Partnerinle, annenle, babanla paylaşamadığın bir sırrını sosyal hayatında karşılaşmayacağını bildiğin terapistinle çok daha rahat paylaşabilirsin mesela. Veya internet ortamında hiç tanımadığın insanlara anlatabilirsin. Çünkü yakınlık riski de büyüyesinde barındırır ve sırlarımızı paylaşmak başlı başına bir risktir zaten.
Kısaca sözün özü, sırlar ve yakın ilişkiler söz konusu olduğunda ben herkesin eşi, partneri ve ailesi de dahil olmak üzere her türlü ilişkide mahremiyeti hak ettiğini düşünüyorum. Her türlü ilişkide hayatımızın bir bölümünü gizli tutma hakkına sahip olmalıyız. Elbette başta dediğim gibi bununla kastettiğim şey ilişkinin şartlarını, temel prensiplerini çiğneyen şeyleri partnerinden saklamak değil. Bölümü bitirirken psikanalist Donald Winnicott'un bir sözünü paylaşmak istiyorum seninle. Daha önce de bahsetmiştim, Winnicott çalışma hayatı boyunca çocuk psikanalizine eğilmiş bir psikanalist ve 1965 yılında yazdığı makalede saklambaç oyunu ile ilgili şöyle diyor.
Saklanmak bir hazır, bulunmamaksa bir facia. Yani saklanmaç oynayan çocuk saklanmaktan ne kadar keyif alırsa alsın, en nihayetinde bulunmak ister. Birisi gelsin ve onu bulsun ister. Kaybolmak değil. Bu bence sırlara dair ve hepimizin içindeki bir şeyi yansıtıyor. Saklanmak, gizlenmek, kendimizi koruma konusunda sıkça başvurduğumuz bir strateji. Ve inan bana bunda hiçbir sorun yok.
Ama ne amaçla saklanıyorsak saklanalım. Yine de saklambaç oynayan çocuklar gibi hepimiz bulunmayı isteriz özümüzde. Anlaşıldığımızı, tanındığımızı, değer verdiğimizi, hissettiğimiz ilişkileri ararız. Ve sırlarımızı da en çok bu yüzden paylaşırız. Karşımızdakinin bizi her şeyimizle, her şeye rağmen kabul edeceği ümidiyle yani. Peki sana sorayım o halde. Senin aklında görülmesinden, öğrenilmesinden çekindiğin bir sırrın var mı şu anda?
Neden saklıyorsun onu? Peki kimseyle paylaşacak mısın? Ya da kiminle paylaşmayı düşünüyorsun? Peki paylaştığında ne olacağını düşünüyorsun? O zaman tüm bunları düşün sen bir sonraki bölüme kadar. Ve bir sonraki patikata beraber yürüyene dek gerekli olanı paylaşabildiğin, sınırlarını çizebildiğin, paylaştıklarınla da derinleşebildiğin bir ilişkin olsun dilerim. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.