
2.212 kelime · ~11 dk okuma
Eğer size dünya ne zaman daha iyi bir yer olmaya başladı diye soran olursa, rahatlıkla kadınlar iş gücüne katılmaya ve en temel haklarına kavuşmaya başladıktan sonra diye cevap verebilirsiniz. Binlerce yıl boyunca yok sayılan ve dört duvarın içine hapsedilen kadınlar silkelenip ayağa kalktığında, kendilerine dayatılan düzene başkaldırdığında, dünya her alanda bambaşka bir yere dönüşmüştü. ve bazı kadınlar bu hareketin öncülerinden olmuştu. Tarihten birçok kadına örnek verebilirim size. Hepsi de çok önemli şeyler değiştirdi hayatımızda. Yaşadığımız dünyayı daha eşit, daha adil bir yere dönüştürdüler. Fakat içlerinde birisi var ki, bugün bile bilim insanları ve doktorlar için hayatı önem taşıyan çalışmaların mimarı, hatta bilim tarihinin en önemli insanlarından biri olarak görülüyor.
İki farklı kategoride, iki farklı Nobel ödülü kazanmış ilk insan, radyum elementini bularak atomun gizemlerini çözen kişi. Öyle ki bugün bile Fransa Milli Kütüphanesi'nde özel bir alanda tutulan not defterinin 1500 yıl daha radyoaktif olacağı düşünülüyor bu insanın. Onun notlarına bakabilmek için radyasyon tehlikesini kabul ettiğiniz bir kağıt imzalamanız, koruyucu kıyafetler giymeniz gerekiyor. Çalışmalara esnasında maruz kaldığı radyasyon nedeniyle. Kurşun bir tabuta gömülen, hayatına bilimi adamış, modern fiziğin öncüsü bir kadından bahsediyorum. Marie Curie'den. Onun başarılara giden yolu dönemin şartlarını da göz önüne alınca inanılmaz zorluklar ve engellerle doluydu. Bilimdeki bilinmezliklere karşı verdiği savaşın yanında cinsiyet ayrımı duvarını da yıkması gerekiyordu. Özellikle de bu nedenlerle onun hikayesinden öğrenecek çok şeyimiz var. Dolayısıyla bu bölümde onun hikayesine tanık olacağız.
tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü kutlarken tarihin en güçlü kadını Marie Curie'den ilham almaya çalışacağız. 1867'de Polonya'da dünyaya geldi Marie Curie. Ailenin beşinci ve son çocuğuydu ve ismi Maria Salome Sklodowskaydı o zamanlarda. Babası Vladislav lisede fizik ve matematik dersleri veriyor, annesi Bronislava'da kızlara özel bir okulda müdürlük yapıyordu. Fakat annesi Maria doğduktan sonra tüberküloz hastalığına yakalanmış ve emekli olmuştu.
Bu da aile için ciddi mali sıkıntıların yaşanması anlamına geliyordu. Ancak koşullar Maria'nın bilime olan ilgisini yok etmemişti. Babasının çalışma odasında bulunan fizik aletleriyle başlamıştı bu ilgisi. Özellikle de elektroskobu çok severdi. 1874'te yani 6 yaşındayken okula başlamış ve kısa süre içinde sınıfındaki en başarılı öğrenci olmuştu.
Fakat o yıllarda Polonya politik açıdan son derece zor bir durumdaydı. Maria ve ailesinin yaşadığı Varşova, Rusya işgali altındaydı ve Ruslar ciddi anlamda Polonya'yı haritadan silmeye çalışıyordu. Ana dilleri olan Lehçe'yi konuşmak, Polonya tarihini öğretmek veya öğrenmek yasaktı. Fakat her baskıcı rejimde olduğu gibi bu politikalar Polonyalıları kültürlerini yaşatmanın bir yolunu bulmaya, kökenlerine daha sıkı sarılmaya itmişti.
Maria da gelecekte ülkesi için çok önemli işler yapmanın, ailesini ve ülkesini gururlandırmanın hayallerini kuruyordu. Fakat Maria için hayat gittikçe zor bir hal almaya başlayacaktı. 8 yaşındayken en büyük ablası Zofia, tifüs hastalığı nedeniyle hayatını kaybetmişti. Yaklaşık 2 yıl sonra da annesi tüberküloz nedeniyle yaşama veda etti maalesef. Hayatındaki en önemli insanları bu kadar küçük bir yaşta kaybetmek kelimenin tam anlamıyla yıkmıştı Maria'yı.
Ancak tüm bunlara rağmen okulun en iyi öğrencisi olmaya devam ediyordu. Babası ve diğer kardeşlerinin de desteğiyle hep hayalini kurduğu başarılı bir gelecek umuduna tutunuyordu. 1883'te liseyi bitirdiğinde tüm derslerde okulun birincisiydi. Fakat liseden sonra da bilimsel çalışmalar yapmak isteyen Maria'nın önünde büyük bir engel vardı. Zira Ruslar Varşova Üniversitesi'ne hiçbir Polonyalı kadının katılmasına izin vermiyordu. Bunun üzerine Maria ve ablası Bronya bir plan yaptılar. Birlikte çalışıp para biriktireceklerdi. Önce Bronya ardından da Maria Paris Üniversitesi'nde okuyacaktı.
İlk olarak Maria sorumluluğu almış ve zengin ailelerin yanında bir nevi hizmetçilik yapmaya başlamıştı. Aynı zamanda bu ailelerin çocuklarına özel dersler de veriyordu. Böylece ablasının okuyabilmesi için 6 yıl boyunca çalıştı Maria. Öte yandan bu dönemde Polonya'da baskılar nedeniyle okula gidemeyen çocuklar için çalışmalar da yapılıyordu.
Bağımsız akademisyenler tarafından hayata geçirilen Floating University yani gezici üniversite girişimi de bunlardan birisiydi. Otoritelerden gizli olarak eğitim verilen bu kurumun amacı Polonya gençliği için resmi ideolojiden ve sansürden arındırılmış bir eğitim ortamı yaratmaktı. Maria da bu fırsatı kaçırmayarak tüm boş zamanlarında buradaki derslere katılıyor. Çalışmaktan arda kalan zamanının tamamını yine derslere ve kendini geliştirmeye harcıyordu.
Takvimler 1891'i gösterdiğinde uzun süren uğraşları sonuç vermiş. Paris'te eğitim almaya yetecek kadar parayı biriktirebilmişti Maria. İlk fırsatta ablasının yanına gidip onunla yaşamaya başladı. Maria olan ismini de Fransızca'daki karşılığı olan Marie ile değiştirdi bu dönemde.
Yıllar süren uğraşların sonunda nihayet Sorbonne Üniversitesi'ndeki akademik eğitimine başlayabilmişti. Ancak bir süre sonra tek başına yaşamaya başlayan Murray maddi olarak zorlanıyordu. Geçinebilmek için derslerden arda kalan zamanını cüzi bir ücret karşılığında üniversite kütüphanesinde çalışarak geçiriyordu. Diğer yandan dil engeliyle de uğraşıyordu. Fransızca'yı yeni yeni öğrenmeye başlamış olduğu için diğer öğrencilere kıyasla dezavantajlıydı Murray. Buna rağmen 1893'te yine bölüm birincisi olarak mezun olmuş ve hemen ardından yine aynı üniversite tarafından fizik yüksek lisansına kabul edilmişti. Dahası bir de burs kazanmış ve bunun sayesinde ikinci bir bölüm olarak matematik okumaya başlamıştı. Matematik bölümünde okurken de boş durmadı Murray.
Farklı çelik türlerinin manyetizma özellikleri üzerine faaliyet gösteren bir şirkette çalışmaya başlamıştı. Ancak bu alanda ilerleyebilmesi için bir laboratuara ihtiyacı vardı. Bunun için arayışa koyulduğu sırada bir arkadaşı aracılığıyla kendisine yardımcı olacak bir adamla tanıştı Marie. Paris'te öğretmenlik yapan ve bir laboratuarı işleten Pierre Curie'di bu adam.
kristaller ve mıknatıslarla ilgili yaptığı çalışmalarla oldukça tanınan bir bilim insanıydı kendisi. Böylece Murray, Pierre'in laboratuvarında farklı çelik türleri üzerine araştırmalar yapmaya başladı. Pierre ise elektriğin kristaller üzerindeki etkisini yönelik çalışmalarına devam ediyordu. Böylesi iki bilim aşığı insanın birlikte çalışması gerçekten de müthiş bir buluşmaydı. Tahmin edeceğiniz üzere Pierre kısa süre içerisinde bu kadının çalışma azmine ve zekasına aşık olmuştu. Marie de karşılık verecekti bu aşka.
Elbette klasik bir ilişki beklemek de doğru olmazdı bu insanlardan. Pierre, çiçekler ya da romantik hediyeler yerine fizik üzerine yaptığı çalışmalarının asıllarını hediye ediyordu Marie'ye. Kısa süre sonra da evlenme teklif edecekti. Fakat Polonya'ya dönmek ve çocukluğundan beri hayal ettiği gibi ülkesine hizmet etmek isteyen Marie ilk başlarda bu fikre çok sıcak bakmamıştı. Fakat ilerleyen sürede tatil için Barsova'ya dönen Marie büyük bir hayal kırıklığına uğramıştı.
Zira burada hala kadınların akademik dünyada kabul görmediğini görmüştü. Ardından Paris'e dönerek hayatını Pierre Curie ile birleştirdi. Pierre ve Marie 1895'in Temmuz ayında evlenmiş ve bu ikili bir nevi yenilmez bir bilim takımı olmuştu. Bir yıl sonra da Irene ismindeki ilk çocukları dünyaya geldi. Fakat annelik sorumluluğu Marie'yi hiçbir şekilde yavaşlatmamıştı. Fizik doktorasını bitirip gözünü yeni alanlara dikti.
Bu sıralarda Fransız bir fizikçi olan Henri Bacquerel'in gizemli uranyum ışıklarıyla ilgili keşfinden haberdar olmuş ve çok heyecanlanmıştı. Aynı zamanlarda Wilhelm Röntgen de bir elektrik tüpünden gelen görünmez ışınları keşfedecek ve görünmeyen bu ışınlara X ışını diyecekti. Kemik ve metal dışında, insan derisi veya et gibi maddelerden geçebiliyordu bu ışınlar. Birkaç ay içinde X ışınlarının kullanımı inanılmaz derecede yaygınlaşacak ve tıp alanında büyük bir devrim yaratacaktı. Henry Buck herhalde bu dönemde ilginç bir ışın türünü keşfedecekti.
Fakat onun tespit ettiği ışınlar Röntgen'in bulduğu gibi bir elektrik kaynağından değil, bir uranyum parçasından doğal bir şekilde geliyordu. Bacherel bu uranyum parçasını çekmecesinde bırakmış ve birkaç gün sonra uranyumla birlikte çekmecesinde bıraktığı fotoğraf kağıtlarında lekeler oluştuğunu görmüştü. Bu ışınlar belli ki kalın kağıtlardan da geçebiliyordu. Ancak o zamanlar bilim dünyası bu bulguyu pek de umursamamıştı. Bir kişi hariç. Marie Curie. Tam da bu aşamada Marie'nin hikayesinde bir kırılma noktası olmuştu. Curie, bilim dünyasının hatta tarihin akışını değiştirecek yeni bir yolculuğa koyulacaktı. Ancak burada onun hikayesine kısa bir ara vereceğiz. Geri geldiğimizde ise radyoaktif bir başarı öyküsüne eşlik edeceğiz.
Evet, radyasyon koruyucu önlemlerinizi aldıysanız girelim bakalım Marie'nin laboratuvarına ve tarihin seyri nasıl değişmiş tanık olalım. Marie öncelikle diğer elementlerden de gelen uranyum tipi ışınları sistematik bir şekilde araştırmış ve 70 kadar elementi incelemişti. Bu araştırmalarının sonucunda toryum elementinin de uranyum gibi ışınlar yaydığını gördü. Hemen ardından birden fazla element içeren taşları incelemeye koyuldu.
ve tahmin ettiği gibi şu an Uranium cevheri ya da Uraninit olarak bildiğimiz Uranium ve Thorium içeren bir tür kayanın da bu ışınları yaydığını tespit etti. Fakat garip olan bu kayanın gereğinden fazla radyasyon yaymasıydı. Bu ekstra radyasyona neden olan şey ne diye düşündü Marie Curie. Bu kayada mutlaka Uranium dışında radyasyona neden olan başka elementler de bulunmalıydı.
İşte aklına takılan bu soru Marie'yi en önemli keşiflerine götürecekti. 1898 yılında yeni bir element bulduğunu açıkladı Marie Curie. Biliyorsunuz ülkesini onurlandırmak istiyordu. İşte bunu hiç unutmamış ve bulduğu elemente Polonyum adını vermişti. Ayrıca Polonyum, Uranyum ve Thorium'un özelliklerini anlatabilmek için radyoaktif terimini de literatüre kazandırmıştı.
Yine aynı yıl yeni bir element daha keşfetti. Daha radyoaktif bir element olan radyumu. Fakat Curie çifti bilim dünyasına bir şeyi kanıtlamak zorundaydı. Bu elementlerin varlığını. Dolayısıyla bu elementleri saf olarak üretmeleri, bunların atom ağırlıklarını bulmaları ve diğer elementlerden farklı olduğunu kanıtlamaları gerekiyordu. İlk olarak radyum üretmek için çalışmaya başladılar. Bunun için tonlarca uranyum cevherine ihtiyaçları vardı.
tonlarca. Bir şekilde Avusturya'daki bir madenden bu malzemeyi buldular ve laboratuvarlarının yakınlarındaki dev bir depoyu kiralayıp bu kayaları dev kazanlarda işlemeye başladılar. Can'la başta radyumu elde etmeye çalışırken Curie çifti birçok başka şeyle de ilgileniyordu. 1900-1903 arasında çalışmaları üzerine birçok makale kaleme alıyor, doktora çalışmalarına devam ediyor, üstüne üstlük çocukları Iran ile de ilgileniyorlardı.
1902 yılında tonlarca kayadan birkaç gram saf radyum çıkarmış ve atom ağırlığını bulmuşlardı. Bu ağırlık diğerlerinden farklı olduğu için de resmi olarak yeni bir elementin keşfi anlamına geliyordu. Marie ve Pierre radyum çalışmalarıyla ilgili tüm patentleri ve hakları alabilir, epey zengin olabilirlerdi. Fakat onlar tüm bulgularını, çalışmalarını ve edindikleri bilginin tamamını dünya ile paylaşmayı seçtiler.
Zira herkesin bilime özgürce erişmesi gerektiğine inanıyorlardı. Ancak bu Marie'nin başarıyı hikayesindeki tek gelişme değildi. Daha birçok reaksiyon gerçekleşti bu öyküde. Takvimler 1903'ü gösterdiğinde Marie Curie dünyada bilimsel bir alanda doktora sahip olan ilk kadınlardan birisi olmuştu.
Bu arada Pierre ve Marie çalışmaları sırasında maruz kaldıkları radyoaktiviteden etkilenmeye ve sağlık sorunları yaşamaya başlıyordu yavaş yavaş. Buna rağmen işler çok iyi gidiyordu. Yine 1903'te Marie ve Pierre kimya alanında İngiltere'nin en önemli ödülü olan Humphrey Davy madalyasını almışlardı. Tüm bu başarılarına rağmen Marie cinsiyet ayrımıyla karşı karşıya kalmaya devam ediyordu.
Nobel Komitesi Pierre Curie ve Henry Bakkerili Fizik Nobel Ödülüne aday göstermişti. Komite Marie Curie'nin çalışmalardaki katkısını göz ardı etmişti. Fakat Pierre Curie bu duruma büyük tepki göstermiş ve Marie Curie olmadan bu ödülü almayacağını ilan etmişti. Daha sonra Marie de Nobel Fizik Ödülü için aday gösterilmiş ve radyasyon üzerine yaptıkları çalışmalarla eşi ve Henry ile ödülü paylaşmıştı. Böylece tarihte Nobel Ödülü kazanan ilk kadın ünvanına da sahip oldu Madame Curie. Nobel Ödülü ile birlikte finansal olarak da rahatlamıştı Curie çifti.
Hatta ilk defa bir laboratuvar asistanı tutabilme şansları bile olmuştu. O zamana kadar ceplerinden ödedikleri araştırmaları için de kaynak sağlayabiliyorlardı artık. 1904'te ikinci çocukları iyi bir dünyaya gelmişti. Kısa süre sonra Pierre Curie, Sorbonne Üniversitesi'nde profesör olmuş. Birlikte çalışmalarına devam etmiş ve ikili bilim akademisine kabul edilmişlerdi. Her şey yolunda gidiyor gibiydi. Fakat iki yıl sonra büyük bir trajedi bekliyordu Curie ailesini.
Sağnak yağmurun etkisi altındaki Paris'te bazı işlerini halletmek için dolaşan Pierre yolun karşısına geçmek için adımını attığında ayağa takılıp yere düşmüş ve kazayla bir at arabası tarafından ezilerek orada hayatını kaybetmişti. Elbette bu haberi alan Marine'in de dünyası başına yıkıldı. Fakat bu da onu yıldırmamıştı. Pierre'in kendisine şöyle söylediğini anlatmıştı Marie, ''Ne olursa olsun, birimize bir şey olsa bile diğerimiz, nefesi yettiği yere kadar çalışmaya, savaşmaya devam etmeli.'' Belki de haberi aldığı an bu sözleri hatırladı Madame Curie ve yaşadığı trajedi sonrasında en iyi yaptığı şeye, çalışmaya verdi kendini. Sorbonne Üniversitesi'nin teklifi üzerine eşinin profesörlük unvanını kabul etti. Böylece üniversitenin ilk kadın profesörü olmuştu.
herkes vereceği ilk dersin nasıl geçeceğini merak ediyordu. Gazeteciler, diğer bölümlerden öğrenciler, hocalar… Hepsi Marie'nin ilk dersini izlemeye gelmişti. Herkes bir şekilde başarısız olacağını düşünüyor ve bunu görmek için sabırsızlanıyordu. Fakat Marie bütün sakinliğiyle ağzına kadar dolu amfide eşi Pierre'in son dersinde bıraktığı yerden devam etmiş ve herkesi büyülemişti.
1911'de yeni bir başarıya daha imza attı Marie Curie. Radyum ve polonyum keşifleri nedeniyle bu sefer farklı bir Nobel'i, Nobel Kimya Ödülünü de aldı. Böylece iki farklı alanda Nobel ödülü kazanan ilk kadın olmuştu. Bunun da ötesinde tarihte bunu başarabilen ilk insandı kendisi.
Bu yıllarda patlayan Birinci Dünya Savaşı sırasında da aktif olarak rol almıştı küreği. Savaşta yaralananlar için röntgen kullanımı konusunda hastanelere yardımcı olmuş, radyografi konusunda insanları eğitmişti. Savaşın ardından Paris Radyo Enstitüsü'nün direktörlüğünü yapmaya başlamış ve bu enstitü dünyanın fizik ve kimya merkezi haline gelmişti. Amerika'da dersler vermiş birçok bilimsel ödüle layık görülmüştü. Ancak 1920'lerle birlikte tıp dünyası yavaş yavaş radyasyonun zararlı etkilerini keşfetmeye başlamıştı. Radyoaktif maddelerle çalışan insanlar koruyucu ekipmanlar da kullanıyordu artık.
Fakat ne yazık ki Marie Curie için çok geçti. Öncelikle gözlerinde radyasyon kaynaklı ileri derece katarakt oluşmaya başladı. Bunun için dörtten fazla ameliyat geçirdi. Fakat bu müdahaleler sonuçsuz kalmıştı maalesef. 4 Temmuz 1934'te İsviçre'de aplastik anemi adı verilen ve uzun süreli radyasyona maruz kalma sonucunda geliştiği düşünülen nadir bir hastalık nedeniyle hayatını kaybetti Marie Curie.
Fakat bu da bir son değildi. Annesinin mirasını kızı Irene devranmıştı. Bu sefer de Irene ve eşi Frederick, yapay radyoaktif izotoplar üzerine yaptığı çalışmayla 1935 Nobel Kimya Ödülünü kazanmıştı. Toplamda 4 Nobel ödülünde doğrudan imzası olacaktı bu inanılmaz ailenin.
1955'te Marie ve Pierre çifti tarihte iz bırakmış isimlerin naaşlarına yer aldı ve Paris'te bulunan Panthéon, anıt mezarına gömüldü. Burada da bir ilke imza attı Marie Curie. Zira buraya gömülen ilk kadın oldu kendisi. Öldükten sonra bile ilkleri başarmaya, dünyada silinmeyecek izler bırakmaya devam ediyor Madame Curie. Onun çalışmaları fizik, kimya, onkoloji, teknoloji, tıp, nükleer fizik ve daha birçok alanda inanılmaz kapılar açtı. Radyasyonla ilgili keşifleri, bilimin en büyük sırlarından bazılarını gün ışığına çıkararak yeni bir dönem başlattı. Hepimizin, her anlamda bu kadının hikayesinden öğreneceği çok önemli şeyler var. Marie Curie'nin hikayesi, başarıya giden yolun hiçbir zaman kolay olmadığını, tüm engellere rağmen neler başarılabileceğini öğretiyor bize. Mücadelesi ve pes etmeyişiyle hepimize ilham veriyor.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.