Podcast

Biraz Zamanınız Var Mı?

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Zamanı mı kullanmak yoksa vakti mi kaçırmamak? Öncelikle taşları yerlerine oturtalım ve zaman kavramının icadına beraber bakalım.



Bölümde İsmi Geçen Kitap: Cezeri’nin Olağanüstü Makineleri - Durmuş Çalışkan








Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.249 kelime · ~11 dk okuma

Bir grup üniversiteli girişimci adayına yaptığım konuşmanın ardından salonda birisi yanıma geldi ve yaklaşıp, ''Hocam ilk defa sizi x1'de dinledim, çok ilginç bir ismiş'' dedim. Tabii en başta anlamadım, biraz zaman aldı. Sonra birlikte gülmeye başladık. Bu bölümü açmadan önce süresine bakmayan kaç kişi var bilmiyorum. Çarpı bir hızında dinleyen kaç kişi olacağını da bilmiyorum ama süresinden dolayı hiçbir zaman dinlemeyecek çok kişi olduğuna da adım gibi eminim. Tenafisi olmayan tek şey zaman ve onu doğru harcamak. Elbette takdir edilesi bir çaba fakat bunu başarabiliyor muyuz dersiniz?

Uzmanlar günde 3 defa 2 dakika diş fırçalamanın, 10 dakika yürümenin ve yine 10 dakika basit hareketlerle egzersizler yapmanın sağlığa epey faydalı olduğunu tekrarlayıp duruyor. Elbette ki hepsini ihmal ediyoruz. Çünkü çok daha önemli ve çok daha acil işlerimiz var. Hayatta sahip olduğumuz tek gerçek şey olan bedenimizden esirgediğimiz yarım saate karşılık, istatistikler üyelerinin günde ortalama 58 dakikayı TikTok'ta geçirdiğini söylüyor. Diğerlerini saymaya bile gerek yok. Anlaşılan o ki, ya zaman algımızda bir sorun var ya da yönetmeyi bilmiyoruz.

Madem şu an vaktinizi beni dinlemeye ayırdınız, ben de sizden aldığım yetkiyle yeni haddimi aşarak bu bölümde her ikisine birden bakmaya çalışacağım. Ama önce bu zamanı mümkün kılanlara biraz zaman, biraz da kulak verelim. Bu kaydı 2024 yılında yapıyorum kayıtlara geçsin diye bir anmak istedim ama bir sorun bakalım sahiden öyle mi? Yani 2024 yılına demem lafın gelişi zira bu miladi takvime göre bir zaman dilimini temsil ediyor. Ya da daha genel kavramıyla Gregorian takvim. Niye Gregorian? Çünkü Papa Gregory bu takvimi icat etmiş. Peygamber İsa'nın doğumunu baz aldığı söyleniyor.

Transkriptin tamamını oku

Çıktığı dönem Roma dönemi. Roma döneminde tabii farklı bir takvim kullanılıyor ve bu farklı takvimin yarattığı bazı sıkıntılar var. Özellikle Artık Yıl dediğimiz veya içinde bulunduğumuz sene Şubat'ın 29 gün sürmesine yol açan Artık Yıl meselesinde Roma takvim biraz sorunlu. Zamanlarda, günlerde de problem yaşatıyor her sene. Ondan sonra işte Gregorian'in papalık döneminde bir araya geliyor ulema ve katolik dünyasından başlayarak Gregorian takvimi yaygınlaştırıyor. Peki ne zaman oluyor bu? Bugünkü yine Gregorian miladi takvimle söyleyecek olursak 1582'de. Yani baz aldığı milattan 1582 yıl sonra oluyor. Hicri takvime göre 1445, İran takvimine göre 1402, Ermeni takvimine göre 1473, Budistlere göre 2568, Çinlilere göre 4721,

Korelilere göre 4357, Japonlara göre Reyvalt'ı ve güneş takvimine göre 2567 yılından hepinize merhaba. Bu bölüm biraz uzun olabilir mi? Olur tabii ki. Çünkü nihayetinde bölümün esprisi bu. Zamandan bahsedeceğiz. Öyle kısa zamanda zamandan bahsetmek pek mümkün değil. Ama emin olun epey içerisinde sizler için bilgi barındıracak. Bu zaman dediğimiz kavramı aklımızda biraz daha iyi oturtacak. ve belki de ona bakış açımızı, kullanım şeklimizi ve ona yönelik beklentilerimizi değiştirecek bir bölüm olacağını düşünüyorum. Öncelikle taşları bir yerli yerine oturtalım, bunun içinde kavramlara bakalım. Nedir bu bahsedeceğimiz kavramlar? Bir kere zaman dediğimiz şey ne? Zaman, insanın

En ilginç icatlarından biri, bu kelimeyi, bu sözcüğü özellikle kullanıyorum. Çünkü zaman bir icat, yani insanın ortaya çıkardığı bir şey. Anlarla, sürelerle ölçtüğümüz bir yapı gibi duruyor ama aslında bir hareket unsuru. Yani bir hareketin ölçüm birimi zaman. Neyin hareketi? Tahmin edeceğiniz gibi güneşin ve ayın hareketi en azından şu an bizim baz aldığımız unsurlar bunlar. Çıplak gözle gözlemleyebildiğimiz güneş ve ayın hareketleri elbette. Yani eğer ki gökyüzüne baktığımızda ki bu işlere ilk kafa yoranların zamanını düşünün etraflarındaki pek çok şey

Aynı hareket eden şey ne? Güneş ve ay ve güneş ve ayın hareketleri ve farklı hareketleri bugün adına mevsim dediğimiz doğa şartlarını ve iklimin ve bitki örtüsünün ve mahsülün yani yaşamın kendisinin değişimini tetikliyor. Dolayısıyla buna bir ad vermek, bir kavram kazandırmak durumundayız. İşte onu da zaman dediğimiz kavramlarla somutlaştırmış insanlık. Yani Venüs ya da Mars'ı gözlemleyebiliyor olsaydık, onların dönüş turlarının farkı sebebiyle günlerimizde, aylarımızda, senelerimizde ya da bulacağımız diğer terimler, tanımlar ve aralıklar da değişecekti. Şimdi evrenin hareketliliği milyarlarca yıldır var fakat bizim zamanla, bugünkü anlamdaki ilişkimiz çok yakın bir geçmişe dayanıyor. Yani saniyeden asırlara kadar. her ayrıntısını tanımladığımız bu zaman kavramı bizim icat ettiğimiz döngülerden ve o takvimlerin kesitlerinden ibaret. Yani ay hareketlerine göre oluşan aylar ya da güneşin hareketlerine göre oluşan günler, o günü sonra saatlere bölüşümüz, dakikalara, saniyelere, saliselere, mikrosaniyelere vesaire bütün bunlar

İnsanın zamanla icat ettiği bir şey, örneğin bundan birkaç asır önce hiç kimsenin hayatında olmayan bir ihtiyaç dahi olmayan milisaniye kavramı bugünkü hayatta kendine epey yer bulabiliyor. Dolayısıyla zamanı anlamayı, yorumlamayı, ona hükmetmeyi ve onu kayda geçirmeyi o kadar önemsemişiz ki yüzlerce yıl tutarlı bir sistem geliştirmek için epey uğraşmışız. Mesela belki bizim kültürümüzde de en bilinen örneklerinden biri, bugün Anadolu dediğimiz topraklarda zamanında yaşamış, El Cezeri ve El Cezeri'nin o muhteşem saatleri. Ama ilginç bir ayrıntı var. El Cezeri'nin saatleri sadece gündüzü ölçüyor. Yani El Cezeri'nin dünyasında ve aslında o dönemki dünyada

Gece diye bir kavram yok çünkü gün dediğimiz şey gündüzden ibaret. Sadece insanların çıplak gözüyle bir şeyleri görebildiği, gözlemlediği, tehlikeleri ve fırsatları sezebildiği dönemden ibaret. Gece bilinmezlikler, tehlikeler, risklerle dolu bir dönem. El Cezeli'ye tekrar döneceğiz ama tekrar dönmeden önce adını almışken bir küçük de tavsiye yapmak istiyorum. Babil kitaptan çıkan muhteşem ilüstrasyonlarla, görselleştirmelerle bezeli, üstelik koleksiyon adını biraz paranıza kıyarsanız ciltli olarak da alabileceğiniz, Cezeri'nin Olağanüstü Makineleri adlı bir kitap var. Aynı isimle bir gezer müzesi de vardı. Türkiye'nin birkaç noktasına gitti. Şu an nerede, ne oluyor bilmiyorum ama El-Cezeri üstünde birazcık kafa yorulası, hakkında biraz bilgi edinilesi pek de bilinmeyen karakterlerden biri. Dediğim gibi tekrar geleceğiz ona. Şimdi devam edelim. Şimdi mevcut sistemimiz ilginç bir ayrıntı olarak, bilmiyorum hiç böyle düşündünüz mü ama tam olarak gün ve geceyi temsil

Yani güneşi baz almıyor. Mesela yazları uzun gündüzlerimiz var ama saatler yine aynı dilimlerle günü 24 parçaya bölüyor. Oysa ki güneş takvimlerinde ve güneşe dayalı saat birimlerinde baktığımızda günler uzadıkça saatler de uzuyor. Günü temsil eden saatler güneşin hareketlerine göre uzayıp kısalabiliyor. Mesela kışın o saatler daha çabuk geçiyor, yazın daha geç geçiyor.

gün doğumu ve gün batımına göre olsa saatlerin süresi de değişken olacaktır. Üstelik böyle saatlerde tarih boyunca yapılmış şu anda pek kullanılmamakla birlikte. Peki, zaman böyle kavram olarak. Bir de vakit var. Bazen çok karıştırdığımız kavramlardan biri. Oysa zaman başka, vakit başka. Hani antik Yunan mitolojisiyle tanımlamak gerekirse bir Kronos var, bir de Kairos var.

Şimdi Antik Yunan mitolojisindeki Kronos zamanın tanrısı. Kronos ismini tabi sizlere tanıdık gelmiş olabilir. Bir sürü karşılıkta kullanıyoruz. Mesela kronoloji değil mi? Zamana bağlı akışlar veya kronometre gibi zamanı ölçen aygıtlar. Kronos zamanın tanrısı. Kairos ise bir anlamda vaktin tanrısı. Mesela Kairos yani vaktin Fatih temsil eden Tanrı'nın görselleştirmelerine, heykellerine ve resimlerine, illüstrasyonlarına bakarsanız eğer, ilginç bir figürdür. Hem sırtında melek gibi hem de topuklarına denk gelen yerde kanatları vardır. Dört kanatlıdır.

Dolayısıyla çok hızlı hareket eder. Çok ilginç bir saç kesimi vardır. Bu nasıl tarif edeyim sessiz olarak bilmiyorum ama ensesine denk gelen yer kazılıdır. Ensesinde saç yoktur. Sadece önünde ve yanlarında saç vardır. Bunun da mitolojideki tanımı şudur. Kaçtığı zaman o kanatlarıyla pırpır edip kaçtığı zaman kimse arkasından ensesindeki saçlarından tutup onu yakalayamasın. Vakit kaçtı mı

kaçıp gitsinini temsil eder. Mesela Kronos'un elinde bir orak vardır. Keser, biçer. Çok katıdır, keskindir. Kairos'un yani vaktin, yani fırsatların, talihin tanrısının elinde ise kaderin terazisi vardır ve kaçtı mı gider? Bakıldığına emin değilim kişisel olarak ama sanıyorum vakit kavramı, zaman kavramından daha önce keşfettiğimiz bir şey ya da hayatımıza entegre ettiğimiz bir şey. Daha tutarlı ve keskin zaman

dediğimiz şey, yani işte bugün saliselerle, mikrosaniyelerle falan ölçtüğümüz zaman daha modern ihtiyaçlara bağlı bir kavram. Dolayısıyla öncelikli derdimiz bizim zamanı kullanmak değil. Öncelikli derdimiz vaktini kaçırmamak. Yani öncelikli, asıl derdimiz, meselemiz Kronos değil. Biz Kairos'un peşinden koşup onu yakalamaya çalışıyoruz. Çünkü Kairos, yani vakit, yani fırsatlar kaçtı mı kaçıyor.

Mesele, vakti kaçırmamak. Yani zamanı çok önemli değil. Yeter ki vakti gelsin, fırsatlar açısından düşünürsek. Bir de zamanı tanımlayan merkezler var. Bu kadar bahsediyoruz ya, zaman gün, gündüz, gece, şu saat, bu saat, şu gün, şu ay... Zamanı tanımlayan merkezler var. Zaman otoriteleri var. Zamanın polisleri var yani bakıldığında.

Mevcut en hassas aygıtımız modern dünyadaki ölçümü yapan adı batası cihaz sezyum tabanlı atom saatleri. Ne var ki dünyanın dönüş hızı sezyum elementinin atomlarının titreşimi kadar tutarlı değil. Dünyanın dönüş hızı zamanla sürekli yavaşlıyor ama atom saatleri daha kararlı, daha tutarlı hareket ediyor. Onun için insanlar belirli aralıklarla dünyanın kendi ahengine uyum sağlasın diye atom saatlerini durdurup yeniden ayarlıyorlar. Yani dünyada birkaç noktada atom saatleri var ve bu atom saatlerinin senkronize olarak merkeze yolladığı bilgiler sayesinde kolunuzdaki dijital saat, belki beni şu anda dinlemekte olduğunuz telefonunuzun operatörden çektiği ağ zamanı, bilgisayarınızın saatinin kaçı gösterdiği ve buna bağlı olarak

Askeri sistemlerin, orduların, navigasyonlarının saatleri, koordinatları, saldırı zamanları, hastanın ilaç alınması gereken zaman, bir sürü şey bu dünyadaki birkaç tane atom saatiyle yönlendiriliyor. Yani bir gün uyandığımızda bu atom saatleri zamanı 8 dakika geri ya da ileri almış olsa bunu anlamamız neredeyse hiç mümkün olmayacak. Mesela bir saat meraklısı olarak ben analog bir saat kullanıyorum. Böyle kurulabilen bir saatim var ve bazen bakıyorum günde bir dakika ya da işte ayda birkaç dakika geri kalıyor ya da nadiren ileri gidiyor. Ama hiçbir zaman emin olamıyorum. Belki de kolumdaki saat daha tutanlı zamanı ölçüyor. Belki elektronik saatler çaktırmadan hayatımızdan birkaç dakika alıyor ya da veriyor. Çok ilginç değil mi?

Şimdi bu tabii nasıl yapılmış? Güne bakarak yani güneşe bakarak yapılmış. Madem ki gün güneşten ibaret, insanlar güneşin, ayın, yıldızların hareketlerine bakarak zamanı tayin etmiş. Örneğin Osmanlı döneminde Muğ'nun için çalışan bilimler var. Adı da muvakkithane. Muvakkit tahmin edeceğiniz gibi Arapça bir kelime ve vakti tayin eden, vakti söyleyen, vakti bildiren demek. Muvakkit. Muvakkithane de bu insanların bulunduğu yerler.

İki tanelerde muvakkitler İslamiye tarihi boyunca astronomik gözlemler yapıyorlar ki bu hani bir dönem İslam ve bilim kesişmesinde çok duyarsınız ya işte astronomiye çok önem verilmiş, çok ilerlemeler yapılmış falan. Sebebi işte bu özellikle muvakkitlerin ezan, namaz saatlerini düzgün belirleyebilme çabalarıyla gerçekleşiyor. ve astronomi ve matematiğe İslamiyet döneminde epey bir katkı yapıyor. Türkiye'de hala birçok muvakkitane var. Tahmin edeceğiniz gibi bunların çoğu camilerin yanında. Bir tanesi mesela aklıma gelen İstanbul'da, Nişantaşı'nda, Teşvikiye mahallesinde. Teşvikiye Camii'nin köşesinde şimdi insanların o iki tane yan yana kafe olarak kullandığı yer. Teşvikiye Camii'nin köşesinde aslen muvakkitane zamanında.

Şimdi dediğim gibi hani bugünkü atom saatlerinin belirlediği saatler tabii ki dijital ağları da yönetmesi açısından çok daha hassas, çok daha tutarlı, çok daha güvenilir. Ama bir yandan da biraz önce verdiğim örnekle düşündüğümüzde ne kadar kırılgan bir şeyden söz ediyoruz. Ve zamanı evrensel bir sabit gibi algılıyoruz. Bu büyük bir hata.

Yani şu an dahi birçok farklı zaman ölçme yöntemi. Hatta biraz önce de değindiğim gibi farklı takvimler var. Yani 2024 yılında olmamız tamamen bir ilüzyon. Mesela Roma döneminde günler 6 saattir ibaret. Güneş saatleri gibi aynen. Çünkü güneş saati dediğimiz şey, zamanı ölçmek için güneşe muhtaç. Gece olunca neyle ölçecek zamanı yok. Dolayısıyla gün dediğimiz şey, güneşin varlığıyla eşdeğer bir kavram. Hatta çok ilginç, belki küçük bir anekdot olarak aklınızda kalsın.

Bir efsaneye göre Temmuz ve Ağustos ikisi birden 31 çeker ya, bu mevzu şuradan gelir. Temmuz yani July, Julius yani Jules, Sezar'ın döneminde Jules kendi adına yönelik tabii ki benim ayım öyle 28 gün falan olamaz. Şanı ile şerefi ile 31 gün olmalı der. Ondan sonra gelen Ağustos'ta kardeşim benim neyim eksik, benimki de 31 gün olacak der. Ve Temmuz ve Ağustos yan yana 31 günden ibaret 2 ay olarak kalır.

Tabi roma dönemine dair çok zamanla ilgili efsane var. Mesela borçluğun vadesi geldiğinde sezarların yani padişahların takvimleri değiştirdiği süredir. İşte ayınbaşı geldi ayınbaşında borcu ödeyecektin. Hayır daha ayınbaşı gelmedi. Beş gün daha var dedi mi? Kimse tabi ağanın lafının üstüne laf edemiyor tahmin edeceğiniz gibi. Camilerin bir kısmında hala güneş saatleri var. Hiç inceliyor musunuz bilmiyorum. Cami avlularını o yüzden elimden geldiğince girmeye çalışırım.

İstanbul'dan beni dinleyenler için mesela çok tarihi bir güneş saatimiz var... ...ya da İstanbul'u ziyaret edecekler için ilk güneş saatimiz, ilk kurulan... ...İstanbul'un fethinden sonra Padişah Mehmed'in, Fatih Sultan Mehmed'in... ...Ali Kuşçu'ya yaptırdığı güneş saati. 500 küsür yıllık bir saatten söz ediyoruz şu anda. Fatih Camii'nin avlusunda hala hizmet veriyor. Hala tıkır tıkır demeyeyim ama ne diyeyim, ısıl ısıl, sessiz sessiz çalışıyor ve işini görüyor. Türkiye'de toplam 52 tane... Güneş saati olduğu söyleniyor, bilmiyorum. Mesela Tayland'da keşişler hala 6 saatlik sistemi kullanıyor. Japonya'nın günlüğü 30 saatlik bir sistemi var. Tabii eski Japon takvimine göre. Hindistan'ın 8, Afrika'nın 16. Afrika'nın mesela 16 saatlik zaman denimi, civardaki kuşların ötüşüne göre. Mesela bülbülün öttüğü bir saat var. İşte ne bileyim, yusufçuğun öttüğü, güvercinin öttüğü. Artık bilmiyorum oralarda ne gibi kuşlar var ama böyle ilginç bir şey. Bazı yerel kültürlerin farklı saat sistemleri var.

Ve bugünkü anlamıyla mekanik saatlerimiz anca 13. yüzyılda keşfediliyor. Düşünün. Mesela saatleri genellikle akrep veya elkovanla biliyoruz. Bazı saatlerin saniye kolu da var. Analog saatlerden bahsediyorum elbette. Bir de tek kollu saatler var. Yani bir tek kol var 24 saat boyunca bir tur atıyor ve günü tamamlıyor. Zamanı farklı algılatıyor bize. İlginç. İnternetten araştırın.

Saatin mesela dönüş yönü çok ilginç bir şey. Hep onu düşünmüşümdür. Hala da sebebini bulamadım. Örneğin güneş doğudan doğup batıdan batar. Ve şöyle bir pusula bilginizi göz önüne getirdiğinizde doğu nedir? Sağ taraftır. Batı nedir? Sol taraftır. Yani güneş sağdan doğar, soldan batar ama saatler soldan sağa doğru ilerler. Ne enteresan bir ayrıntı değil mi? Ben bulamadım. Eğer siz biliyorsunuz bir şekilde bana sebebini ulaştırın lütfen.

Zaman üstüne çok konuşulası bir kavram ama süre dediğimiz mesele de var ve podcast sabrını göz önünde bulundurduğumuzda bu zamanla ilgili meseleyi kendi ağırlığından ötürü iki parçaya bölmekte fayda olduğunu düşünüyorum. zamanı nasıl ölçtüğümüzü, nasıl icat ettiğimizi, onu nasıl adlandırdığımızı, temel kavramlarını bir en ikonu işledikten sonra isterseniz bir zaman, bir süre bunları bir sindirelim ve bir dahaki bölümde bu işin felsefi yaklaşımlarına, onu neden kıymetlendirdiğimize ve o kıymetlendirdiğimiz zamanın içerisinde nasıl bir anlam aradığımıza bakalım. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. İzlediğiniz için teşekkürler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)