
2.319 kelime · ~12 dk okuma
Güzel bir cümleyle açmak ister misin? Bismillahirrahmanirrahim gibi mi? Sen çok kolay kaçıyorsun böyle konularda. Bu arada felsefe sorularında cevaplar aynı. İstersen dini çöz, ister felsefeyi oradan şey yaparsın. Fethi bambaşka bir yerdeyiz. Çok güzel bir manzara var. Karşımızda ışık, kamera, hiç alışık olmadığımız bir düzen, başka bir şehir.
Samet bu iş futbolsa eğer yani kendi içinde bir futbol kıymeti varsa bu işin biz bugüne kadar yalın ayak oynamışız bunu toprakta çorak arazilerde şimdi ilk defa grampon taktık üstümüzde forma var ve hadi bakalım oyna demişler gibi hissediyorum ben çünkü hiç bu kadar ciddiye alındığımı hissetmedim doğduğum gün hariç o günde böyle bir telaş vardı yine 5-6 kişi benim için uğraşıyorlardı. Yine bugün benim için uğraşılıyor. Umarım güzel sonuçlar alırız. Sen nasıl hissediyorsun Samet? Yani şu an sen önemli birisin gibi hissediyor musun? Önemli biriymişim gibi hissettirilmem için önemli şeyler yapılıyor şu anda. Çok güzel. İstanbul çok farklı bir yer bu arada. Bilmin, sanatın, inovasyonun kalbi diye geçiyor burası. Yani biz biliyorsun her gün Sıhhiye otoparkındayız. Her gün Ankara Kalesi'nde kötü simitler yiyoruz.
İlk defa böyle insan gibi yaşadığımı hissettim burada. Pencereden dışarı bakıyorum masmavi bir şey var. Geniş. Denizmiş ismi. Yüzüyorlarmış orada. Bu ne 1950'lerin bu Yeşilçam filmi mi? Gibi evet. Bugün bizim için neler hazırladın Samet? Yani insana dair. Ben bir şarkı sözüyle girmek istiyorum. Pekala. Ben Ayşe. Ben Ali. Ben.
Yaşamımdaki en değerli insanım ben. Sağlıklı ve sakin. Yaşamımdaki en önemli insanım ben. Güçlü ve özgür. Yaşamımdaki en değerli insanım ben. Aydınlık ve sevgi dolu. Yaşamımdaki en önemli insanım ben. Şu ana kadar kaç kelime etti Fethi? Vallahi 60'larda.
Yalnız çok şaşırıyorum Samet. Tek ayak üzerinde binlerce yalan atıyorsun. Yani sen ne Ali'sin ne Ayşe'sin ne de çok değerlisin. Kendimi seviyorum. Hadi bakalım. Kendimi tanıyorum. Tanımadan önce sevmiş gibi bu sıralamayla bakınca. Hedefime yürüyorum. Kendimi seviyorum. Ben beni seviyorum. Kendimi seviyorum. Kendimi biliyorum. Bir konuda bir loop'a alma var burada. Bir şey soracağım. Akış kronolojik mi? Yani sevdik, sonra tanıdık, sonra yürüdük mü? Yoksa bu bir seçim şarkısı mı? Çünkü yani çok sağlıklı beslenmiş lirikler bunlar. Bir seçim şarkısı gibi düşünelim. İnsanın kendini seçmesi. İnsanın kendini seçmeye ve seçilmeye hakkı gibi bir şey olabilir. İnsanın şapka devrimi mesela. İnsan bir noktada şapka takmaya başlar değil mi?
Örneklerimi de ben bu bölümde İstanbul'un üzerinden vermek istiyorum. Bu arada parantez açayım. Hani normalde Söğüt'üzü derim. Bir şey derim. Ben artık Levent ve Maslak demek istiyorum bu bölümde senin için de uygunsuz. Aslında biraz kelime olarak ne der? Söğütlü Çeşme de diyebilirsin. Söğütlü Çeşme de olabilir evet ama artık herkesi kucaklasın istiyorum bu yayın Samet. Yani İstanbullu da gülsün istiyorum, Ankaralı da. O yüzden nerede kaldıysan devam edebilirsin. Ne diyordun? Kendini seviyorsun. Valla tam nerede kaldığımı anlayamıyorum. Çünkü sözlerin hepsi aynı gibi. Bir yerlerde kaldım. Ben bir yerlerden devam edeyim. Sen yakalarsın. Olur. Sen dönerken beni al. Orada kaldım ben çünkü. Tamam. Kendime Güveniyorum'a kadar gelmiş. Bunlar hakikaten kronolojikse böyle bir aslında Hegelvari bir şey üzerinden de okuyabiliriz. Önce seviliyor sonra tanınıyor sonra işte başka bir bilinçle karşılaşıyor falan gibi devam ediyor olabilir. Tıpkı Sezen Aksu'nun Türkiye müzik piyasasındaki o şanlı süreci gibi. Önce tanıttı sonra sevdirdi. Neyse ya şu şarkıyı bir...
Şarkı böyle devam ediyor. Çok sıkıcı. Sen neler hissediyorsun bu şarkıyı duyunca? Kendimizi o kadar sevmemeliyiz gibi geliyor bana. Bu şarkıda geçmeyen bir kelime var. Sen. Mesela. İkinci teki. Bence bu da lazım. Biz mesela seninle birçok şarkı yazımını beraber yaptık, oturduk. Hep seni gözettik yani. İkinci tekili gözettik. Burada bana seksi gelen şey ikinci tekile yer olmaması.
Hani ben, her şeyle ben. Seviyor, güveniyor, tanıyor. Bazen Zeynep oluyor, bazen Mehmet. Dolayısıyla kıymetli bence ya, güzel. Böyle şarkılar da olmalı. Bütün şarkılar anemiden mi bahsetsin?
Bu bütün şarkılar intihardan mı bahsetsin? İntihardan da bahsetmesine gerek yok da biraz da bir kendini de biraz azaltabilir yani bu şarkıda biraz. Ya kendine dev aynasında değil boy aynasında bir bak mı demek istiyorsun sen bu şarkıya? Evet yani bu kadar da olmaması lazım yani bu şarkının satırının yani her satırının tam tersi bizim için geçerli gibi bence. Mesela ben Ayşe değilim, ben Ali değilim.
Ben, ben de değilim. Sen Pipo da değilsin. Yaşamdaki en değerli insan zannetmiyorum. Yaşamımın hiçbir değeri yok. Kendimle kavgalarım var. Ben Zeynep değilim. Sağlıklı sayılmam. Sakin kalamıyorum. Böyle bir şarkı bekledim ben. Bu beni korkuttu.
Yani şarkının kendisini dinlerken bu kadar ürkmemiştim. Ama samimi geldi biliyor musun? Orada bir ayrışma var. Yani samimiyet ve neşe hiçbir zaman bence yan yana yürüyen, dans etmeyi seven bir ikili değil. Seninkisi daha Nirvana oldu. Unplugged oldu. Şöyle öleceğim, böyle eroin, işte hayatımdaki insanlar çok kötü davranıyor bana falan. Bu gerçek. Ama az önce okuduğun şarkı da neşeli. Benim ona da ihtiyacım var. Çok şekerli böyle. İçine de şeker basılmış şekerler var ya böyle. Ben çok severim. Dışı şekerli, içi de şekerli. Bu şarkı karaciğer gerektiriyor diyebilir miyiz? Diyabet İşleri Başkanlığı'na bu şarkıyı havale ediyoruz. Ankara bizi andı Samet. Bu şarkı Pakize Atay'ın galiba. Sen soracaktın. Tamam.
Peki soruyu nasıl istersin? Bu şarkı kilin mi yoksa... Merak eder bir şekilde mi yoksa sarkastik ve skinli olmayan bir şey mi? Geçelim ya, geçelim ya. Yapalım bu şakayı. Sen buna çok hazırlandın. Yok yok. Gerçekten. Bak şimdi bak, dinle bak nasıl olacak. Bu şarkı kimin bu arada ya? Ne? Yok hazırlanmamışız pardon. Tamam. Hazırlanmışız gibi geldim ama hazırlanmamışız. Tamam soruyoruz. Samet bu şarkı kimin bu arada? Ben baktım Pakize Atay'ın şarkısıymış. Pakize Atay mı? Ne Atay'ı mı? Rıv rıv rıv rıv rıv rıv. Fıkralarla aynen öyle kardeşim devam ediyor. Devam ediyor.
Yalnız Samet bir şeyi çok doğru söyledin. Benim inanılmaz güzel, muhteşem, zarif, böyle bastığı yeri inleten arkadaşlarım var yani. Hani bir şeye benzetmem gerekse böyle Signal White Now gibi yürüyor tamam mı? Bir yürüyor böyle evlere şenlik. Direkt Instagram gibi. Hani bir Instagram içinde bir profil değil, kendisi Instagram. Yani o cıvıl cıvıllığı anlatabildim mi? Gözler sağlıklı. Dişler sağlıklı, saçlar Allah yaradana kurban olsun. Öyle mi derlerdi? Çok iyi yani. Ben de isterim. Anneleri güzel, babaları güzel. Böyle gerçekten çok güzel genetikler var. Ben bunu biliyorum yani. Şu an sana beş kişinin numarasını verebilirim. Çok sağlıklı insanlar var böyle. Kendini düzgün ifade ediyor. Tükürüğü bile kötü olmayan insanlar var bu hayatta. Anlatabiliyor muyum? Hani baktığım... Hayır değildir Samet. Bu herkes için geçerli bir veri. Hani sende bende hoş durmayacak bir ton şey varsa insana dair, insan gibi. Onlar da o da iyi. Çok iyiler. Peki bu kontrastla mı alakalı? Yani bizim çok kötü, çok vitaminsiz, çok aşağı insanlar olmamızla mı alakalı onların çok iyi olması? Onlar kendi başlarına da çok mu iyiler? Onlar o kadar iyiler ki bizi bir dövseler keşke. Artık güzeller kötüleri, çirkinleri dövsün. Artık böyle bir dünyaya doğru gidelim. Çünkü bahsettiğim arkadaşların tokadı bile gül etkisi yapabilir kardeşim. Belki de bunlar da hep senin fantezindir. Bilemiyorum. Hiçbiri benim fantezim değil Samet. Ben doğruları konuşuyorum. Bak bu podcast yayını başladığından beri sana yemin ederim hep doğruları konuştum. Senin bir tane yalan lafın yok değil mi? Şüpheliler var.
Yalan diyemem, şüpheliler var. Bak o insanlarda bu da yok Samet. Şüpheli laf yok, yalan yok. O kadar zarifler ki her konuda yani D vitamini kusuyor konuşurken.
Aaa falan diyor, kalsiyum dökülüyor ağzından. Öyle verimli. Diablo köylerinde kasalar çıkardı. Hiç oynadın mı Diablo? Altınlar fışkırırdı hatırlıyor musun? Öyle arkadaşım var. Tanıştırırım, gösteririm yani. Muhteşem bir insan. Çok sağlıklı bakıyor. Gözlerinin içi gülüyor gerçekten. Kendimi ondan alamıyorum. Sen, ben o insanların yanında sardalya balığı gibiyiz, ölü. 3 gündür ölü pepsi kutusunda muhafaza edilen sardalya balığı gibiyiz yani. Bak sen de güzel adamsın. Çok güzel bir adamsın. Uğraşların çok iyi. Sanat, sepet, işler çok güzel. Ama onlar ne biliyor musun? Sağlıklı. Farkı anlatabildim mi? Onlar Audi kardeşim. Onlar seksi, çekici, cazibe sahibi. Bizde de eser miktarda... Peynir altı suyu tozu. Peynir altı suyu tozu, emülgatör falan var bizde de.
Abi ben insan üzerine düşünürken hep şu metodu izlerim. Sana da anlatmak isterim bunu. Ben ne zaman başım sıkışsa devreye girer. Dinliyor musun? Hadi bakalım. Önce tahtaya bir bir yaz. Bir tane bir. Bu bir şu demek, hayattayız, varız. Şu an verdiğin örnek çok kötü kurgulanmış bir İslamcı örneği gibi olacak gibi bir his var. İçimde böyle mübarek şu pilot kalemi görüyor musun? Mübarek falan böyle konuşacakmışsın gibi geliyor bana. Bak bunun bile bir yaratıcısı var. Sen hala kainatta yaratıcı anlıyorsun falan bir de. Bu arada burnumu kapatınca Adnan Oktar'a benzedi sesin. Abi istersen sana onu birebir yaşatabilirim. Yani yayınımıza şey gibi açabilirim Adnan Oktar yayınları gibi. Önce giderek bir Adnan Oktar olayım.
Şu an şu an iyi. O zaman açıyorum. Hayatımın anlamı canım aşkım beni varlığıyla nefessiz bırakan onsuz bir dünya hayal edemediğim canım sevgilimle yayınımızı açıyoruz inşallah. Maşallah, maşallah. İnşallah hocam. Gerçekten çok kalifiye bir elemansın. Umarım, teşekkür ederim. Bizim burada arkadaşlarımız genelde çok kalifiyeler ama senin ayrı bir güzelliğin var. Bıyıkların olsun, kaşın olsun, boyun posun olsun, ceketin olsun, efendiliğin olsun çok düzgün bir, efendi bir insan. Ya hocam şöyle söyleyeyim, bir kere zaten beni nefessiz bırakıyorsunuz bu cepte. Dünyayla seni şöyle bir kıyaslıyorum da çok aşırı delüks, çok fena bir şey görüyorum yani. Gerçekten çok tebrik ediyorum. Hocam teşekkür ederim, Allah belamı versin. Çok hastayım size yani. İngilizceye de aşırı derecede vakıf olman gerçekten çok İmre'nin necdi.
Hocam bir kere siz olmadan o İngilizcinin varlığı gerçekten hiçbir şey ifade etmiyor. Yani çok... Sizsiz hayat eşittir şerefsizlik gibi bir denklem var benim kafamda inşallah. Maşallah, maşallah. Daha açıklanmadı ama bakalım inşallah. Maşallah, maşallah, maşallah. Samet bu nasıl oluyor? Nasıl yapabiliyorsun bunu? Yani bu Adnan Oktar taklidi nasıl?
Ufak bir o zaman kılavuz verelim buradan bizi dinleyenlere, izleyenlere. Siz de evde Adnan Oktar taklidi yapmak istiyorsanız ağzınıza on tane şekersiz sakız atarak ve burun dediklerinize ikişer tane şıpsevdi atarak konuşmaya çalışın. Adnan Oktar taklidiniz hazır. Eğer evinizde Adnan Oktar'ın karşısında oturtulmak zorunda bırakılmış bir insanın taklidini yapmak istiyorsanız cümle içerisinde bolca aşk, tutku, seks ve sizsiz ben bir içim, ben yokum gibi bir şey diyerek yayınımızı açıyoruz inşallah diye de kapatarak ve böyle ölü bakışlarla aslında nefret ederek davranırsanız kekiniz hazır.
Abi manifesting diye bir kelime var mesela ya moda bir terim yani böyle evrenevi bakkal çırağa muamelesi yapabiliyoruz artık. Bunu sana ısmarlayacak kişiyi etiketle var ya mesela hani çok fena. Şeker bombası. Şeker bombası. Bu arada manifestten böyle bahsedince de yani koskoca komünist manifestoyu düşünüyorum. Yani Mark sanki hayattan iki parmak ucunu birleştirip bir şey istemiş aşko bir tipleme gibi gelmeye başlıyor bana. Lütfen üretim araçları artık bizim olabilir mi falan diye bir şeyler manifest... Ciddiyetini kaybetti yani benim için. Zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz olmaması şaka mı diyebilir miyiz? Bugüne kadar filozofların dünyayı sadece yorumlaması şaka mı? Ben dünyayı şahsen proletariya diktatörlüğüyle şipliyorum kafamda.
Ya ben şunu anlayamadım Samet. Şimdi manifest demekten bahsettin. İşte Mart ayı bana iyi gel. Nisan ayı bana bunu yaşatma. Bu bir temenni mi? Temenni ile manifest arasında bir fark var gibi. Yani temenni hadi ne olur iyi geçsin. Bak diğer aylar çok kötü geçti. Bu artık ne olur iyi geçsin. Bunu bir ölçüde anlayabiliyorum. Ama diğeri biraz emir veriyor. Mart akıllı ol. Nisan bak karışır gibi bir durum görüyorum yani. Abi Manifesting'den bahsettik. En baştaki şarkıyı da hatırlıyorsun. Kendimizi iyi hissetmemiz gereken bir şarkı iken bizi aslında tam kötü yönde etkiledi. Tam tersi bir şarkı düşünelim mi yani? Mesela var mı aklında bizi mahveden, gerçeklerle yüzleştiren, hayat ışığımızı söndüren bir şarkı var mı aklında? Kesinlikle var. Bir tane mi geliyor şu an aklına? Birkaç tane içinden mi seçeceksin? Direkt olarak bir şarkı geldi aklıma benim. Hadi bakalım nedir? Mercan'ın Sana Değil Kardeşine isimli şarkısı. Öncelikle Mercan'ı hatırlamış olman beni çok heyecanlandırdı. Mercan'ı Türkiye'de hatırlayan yüz kişiden birisin. Çok teşekkür ederim sana. Mercan'ı tebrik ediyorum. Sana değil kardeşine. Şaka mı ya?
Ya bu şarkıyı seçtim neden onu açıklamak istiyorum. Bu şarkıda inanılmaz kırıcı bir dramatik altyapı var. Şöyle bir diyalog var bu şarkıda. Bak diyor senin bana olan hislerini biliyorum. Bunu görüyorum. Karşılık vermiyorum. Çünkü benim aklım senin kardeşinde. Aaa. Kardeşin neleri sever bana tavsiye ver diyor. Aaa. Bu şarkı çok acıklı. Bu şarkı çok büyük edepsizlik. Bu şarkıdan birçok Masum Kırmızıgül filmi çıkar. Aynısını 16. yüzyılda Machiavelli için söylediklerine eminim. Aynı kırıcılıkta çünkü. İstersen sözlere bir göz atalım. Hadi bakalım. Ne dersin? Ama çok kırıcı bir şarkı gerçekten. Bence bu noktada radyolarını yeni açanlar için şunu söyleyelim. Kırılgan ruhlar, hassas ruhlar şu an kapatsın. Çünkü bir duygusal cephe savaşına giriyoruz şu an. Her şey çok kırıcı, her şey çok bencil. Elektrik şokları. Küçük küçük, minik minik.
Isırmaya başladı ya aşk İçerdesin, hapistesin Rüzgarın yok, terlersin Üstündeki çok mu geldi, at? Çok sıcak karıncalar Kaynıyor toprağı çok susuz Yanımdaki serseri bulut Yağar mı desem kuş olup? Ay takıldım ben birine Sana değil kardeşine Birer atsan şu işime Fena olmaz Esmer mi kızıl mı? Nasıl sever sarışın mı? Boyarım saçımı çok mu zor?
Gitmesin, uçmasın. Tut şunu. Aramızdaki yaş farkı sorun olur mu? Sor. Çok kırıcı bir şarkı ya. Çok kırıcı. Yani empati yoksunu. Bir de fena olmaz. Çok alelade bir şey istiyormuş gibi. Bir tavır takılması ayrıca kırıcı. Ya ben bu şarkıyı yazsam şöyle başlarım. Bak senin bana olan hislerin bitene kadar yani sen bana artık şey diyebilene kadar ben seni arkadaşım olarak görüyorum diyebilene kadar ben sana söz veriyorum kardeşinden bahsetmeyeceğim. Çünkü sen benim için çok kıymetlisin. O yüzden bu konuya hiç girmeyeceğim gibi bir tutumum olacakken çok sert konuşulmuş, silahlar konuşmuş yani. Şunu fark ettin mi abi? İnsan hakikaten çok enteresan bir şey.
Ben bugüne kadar fark etmemiştim Fethi, beni uyandırdığın için gerçekten çok teşekkür ederim. Yine bir sürü şeyden bahsettik bu bölümde Samet. Kendimizi olumladık, kendimize güvendik, ben, ben, ben diyen bir şarkı dinledik. Adına noktar taklidi yaptık. Yanlışlıkla da olsa bizi hoş görün yaptık. Ama son kertede aynı fikirde buluştuk mu? Aynen öyle kardeşim. Ben kaçıyorum o zaman. Hadi çok selam söyle. Haberleşelim seninle. Dayınlar falan da çok öpüyor. Tamam cüzdanım sende kaldı ama gerek yok ben cüzdansız da yaşayabiliyorum. Borç yazdırırız bak. Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Bugün hava güzel mi?
Aynen öyle kardeşim Kaynamaz seni sever mi? Aynen öyle kardeşim Aynen öyle
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.