
2.649 kelime · ~13 dk okuma
Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim Aynen öyle
Öff be İstanbul'da İstanbul arkadaş. Bıktım. Yeter vallahi yeter ya. İçim daraldı. Bütün durak isimleri dramatik arkadaş ya. Ben böyle bir şey görmedim ya. Nerede ineceksin kahır mektubu durağı? Nerede ineceksin ayrılık çeşmesi? İçim şişti benim ya İstanbul'da. Galata'dan Beşiktaş'a dört saatte gittik. Dört saate, dört saate buradan İstanbul'a gidiyoruz. Bir sik yaşanıyormuş gibi herkes oraya taşınma planında ya bir de. Çok istiyorlar ya İstanbul'da yaşamayı yani. İstanbul'suz olmuyor. En iyi müzik orada. En iyi mali müşavirlik faaliyetleri orada. Biriyle buluşacaksın bir saat. Gerçekten gençliğimden utandım. Orada hiçbir şey yapamamaktan gerçekten pörsüdüm.
Beni zaten almadı içine İstanbul fikren. Çünkü Osmanlı yaşamamış abi. İstanbul, Osmanlı yaşamamış. Yalılar, konaklar, bir tane bile bakanlık ek binası yok düşünebiliyor musun rezilliği? Bir tane bile işte bilmem ne bakanlığı, il özel binası diye hiçbir şey yok. İkinci Selim'in su içtiği çeşme, genç Osman'ın kafasının durduğu yatır falan. Bana ne ya?
Yıl olmuş kaç? Biz bir Beypazarı kurusu yiyemedik ya İstanbul'da. İğrençti, havuç suyu da yoktu. Hiçbir bakkalda havuç suyu yoktu taze sıkılmış. Neymiş efendim, işte Beyoğlu çikolataydı. Sen al o Beyoğlu çikolatasını, iyisi mi? Götüne sok. Abi birazcık ağır olmadı mı sence? Biraz sert oldu ya, doğru. Ama şunu söyleyeyim Samet, ben gerçekten bunu aldım İstanbul'da. Martı diye bir şey var ya, yanında denizin olduğu yerde de olan, ek paket olarak geliyor. Deniz varsa martı da var.
Yalvaran bir tonajda bir hayvan. Hiç beni ferahlatmadı. Martıya attıkları simit de simit olsa. Onun Ankara'da çok daha güzeli var kardeşim. Biz biliyorsun her gün Ankara Kalesi'nde kötü simitler yiyoruz. Kötü simitler yiyoruz. Yürü yürü bitmiyor. Yürü yürü bitmiyor.
Taksi yok, taksi. Taksi var da almıyor. Ben bu taksi sorun... Artık bunu bir konuşsak mı? Kesinlikle konuşalım. Bizim bindiğimiz o taksicinin gözleri görmüyordu ya. Evet, adamın okuma yazması yoktu. Taksici şunu dedi, ben Kadıköy olduğunu yuvarlağın üzerindeki iki noktadan anlıyorum dedi. Yani okuma yok. Mesela atıyorum Kadıköy tabelası, noktaları sökülmüş olsa onun, Kadıköy yazsa taksici bunu bilemeyecek ve biz canımız emanet.
Yanlışlıkla Bakırköy'e gideceğiz. Çok kötü bir yerde ya. Bakma orada ben yalan söyledim. Podcast'ı açarken dedim ya şöyle ferah bir hava falan. Salladım ya. Hiç öyle değildi. Seni de tanımış olduk Fethiciğim. Ben iki yüzlü biriyim.
Gergin biriyim. Ne faydasını gördün 200'lünün bu yaşa kadar? 200'lünün şöyle faydalarını gördüm. Mesela İstanbul'a gittik ya, orada şöyle bir intiba bırakıyorsun. Bu çocuk İstanbul'a aşığı, çok seviyor falan işte. Ama ben buraya geldiğimde ne konuşuyorum? Hiç de aynı fikirde olmadığımı söylüyorum. Hoşuma gitmediğini söylüyorum. Senin gitti mi hoşuna? Benim genel olarak hoşuma gitmiyor.
Herhangi bir şey. Oraya X koy. Hoşuma gitmiyor. Tamam, biraz mikroskobik yaklaş İstanbul meselesine. İğrenç. Çok kötü değil mi? Yok denize olan şehir, denize olan şehir. Sanki bana Palamutsunuz, kefalsiniz bana sanki. Hakikaten ya. Sanki denizde deniz. 2-3 gündür İstanbul'da kaç kere denizi gördün Fethi? Hayır, bir de yani metro istasyonunu koydukları yerin ismini bile nasıl çalmışlar Ankara'dan? Bizim Söğütözümüz var ya, ne olsun oradaki? Söğütlü Çeşme.
Hemen kötü bir dramatizasyonla paketlemişler kardeşim. Bunun adı yavşaklık artık. Bunun ismi yavşaklık. Gel bir şeyin adını doğru koyalım seninle. Öyle çekinmeyelim sağdan soldan. İstanbul bizi yordu abi. Bir plazayla 2. Murat'ın yalamayı sevdiği duvar, aynı yerde olmamalı. Ya da genç Osman'ın kafasının kesildiği yere bir AVM yapılmamalı. Bunlar hep dip dibe İstanbul'da yani. Allah hepsinin belasını zamanla versin. Zamanla versin sonra iflah etsin ama. İflah mıydı Samet? Neyse bir daha İstanbul'a gidersek sorarım. Soralım.
Geçen gün Samet çok enteresan bir yönetim şeklinden bahsetti. Bir konu hakkında konuşuyorduk ve şey dedi, abi birden fazla kişi bunu isterse yapalım dedi. Biraz daha açıklayayım. Yani Samet'e göre bir konu, bir argüman bir kişi değil, iki kişi tarafından ya da daha fazla kişi tarafından savunulduğu anda o şey yargılaşıyor ve yapılıyor.
kendi yargıma güvenmediğim için öyle oldu yani şöyle bir şey bana o anlatılan şey hiç mantıklı gelmedi ama benden bağımsız iki kişi de farklı yollardan aynı sonuca ulaşmışsa ben kendimi sorgulayayım bir köşede sizin dediğiniz olsun tamam eyvallah tamam kıps gibi bir şey yapayım dedim. Peki şey mi yani senin haricinde iki kişi olacak? Benim haricimde iki kişi olacak ayrıca bu iki kişinin birbirini tanımaması da aradan Anladım. Yani hilafetten uzak bir şey diyorsun. Evet. Kısaca feodal de değil. Sadece iki kişinin bir düşünceden fikir olması yeterli. Peki buna biz ikilci demokrasi diyebilir miyiz? Evet. Bu bir demokrasi çeşidi. İkilci demokrasi denilebilir buna. Peki bu ikilci demokrasiyi herkesin anlayacağı şekilde anlatayım. Biliyorsun böyle durumlarda mümkün mertebe sikmek fiili var. Onun üzerinden daha rahat anlatılıyor. İki kişi mesela şey dese, bunu sikin dese en ammiyane tabirle ya da rencide edin dese direkt rencide edecekler mi? İki kişi dedi bunu.
İkilici demokrasilerde aynen böyle işliyor sistem. Çok iyiymiş. Peki ikilici demokrasi, ikilici meşrutiyet? İkilci Selim diye devam edebilir miyiz? Bu şekilde devam edebiliriz bence. Tek değil, iki kişi çift olması gerek. Çiftçi Kemal gibi düşünebiliriz. Çiftçi Kemal gibi düşününce. Peki, İkilci Selim döneminde neler oldu? Tarih kitaplarında olurdu ya, onun döneminde olan 4-5 tane olay. Sen bize madde madde say istersen. Hatta arkada kötü bir daktilo sesi olsun, biz KPSS çalışıyormuş moduna girelim mi? O sesle anlatayım. Olurdu ya eskiden TRT'de açık öğretim dersleri.
Aynen. Biraz onun gibi bir şey de anlatayım. Arkadaşlar, 2. Selim döneminde batılı anlamda ilk kıyma makinesi geldi. Cariyelere bordro zorunluluğu geldi. Halka açık ilk swinger yapıldı ve Fransa'ya kapitülasyonlar verildi. Halifelik yüksek bir yere kaldırıldı. Halifelik çocukların erişemeyeceği bir yerde muhafaza edildi. Tıpkı Carl Paul gibi. Çünkü biliyorsunuz halifelikte bazen ilaçlar gibi hazm-ı zor, su gerektiren ve belli metabolizmaların kaldıramayacağı bir şeydir. Eflak ve Boğdan'ın sakatat değil coğrafi bölge oluşu da onun dönemine rastlamıştır. Nasıl ya? Biz Eflak ve Boğdan'ı bayram sabahları kasaptan almaz mıyız?
O güne kadar öyle zannediyorduk, değilmiş. Aslında bu bir tür coğrafi keşifti olabilir. Öyle mi? Çünkü artık onlar coğrafi bölge. Ben ama şöyle bilirdim, marketten boğdan alınmaz, kasap boğdanı diye bir şey vardır, kasap bu boğdanı evde yapar diye bilirdim ben. Bazı yerlerin boğdanı iyi olmaz mesela. Oradan boğdan yememek lazım. Öyle mi? Evet. Bu şey var gölbaşına giderken. Orası ara bir yol var çıkıyor. Orası çok iyi değil mi? Okan'la Emre'nin mesela Avusturya-Macaristan gücüne transferi. O dönem mi yaşandı? Tabii kupayı aldıktan sonra... Tabii ki. Belli değiş tokuşların yapılması gerekiyordu. Çok haklısın. Acaba Avusturya-Macaristan bölündükten sonra Emre'nin velayeti kimde kaldı? Biliyorsun çok öfkeli bir çocuk Emre.
Sinirli bir çocuk. Biraz özel bir çocuk. Her ırıkla iyi anlaşabilen bir çocuk değil. Üstün zekadan kaynaklandığını düşünmüyorum. Buraya çok kısa bir Fenerbahçe maaşı alabilirsek de çok mutlu olurum.
Ya Samet, aklımda bir konu var hemen seni bulmuşken. Sorsam mı diyorum ya? Hadi buyur. Ya bu üçüncü Murat, mesela yanlış bir fetihte bulundu, sıkıntılı bir işe girdi. Üç tane cariyeyle eş zamanlı mesajlaştı mesela. Şimdi böyle bir şey olduğunda dördüncü Murat, üçüncü Murat mı oluyor? Yani eleniyor mu üçüncü Murat? Elenmesi gerekiyor. Kaldı ki yani ikinci Selim böyle şeylere çok taviz veren birisi değildir. Bu arada bakma halka açık ilk Svinger'ın o dönemde yapıldığına ikinci Selim çok mutasip bir adamsın.
Sadece Ramazan'da çok içermiş falan. Öyle mi? Öyle. Bazı padişahlarda böyledir. Padişahlar böyledirler. Swingers'ız yapamaz, ölürler. Peki bir şey soracağım. Atıyorum 3. Murat düzenlenen bir musabakada 2. Murat'ı geçti. Daha hızlı koştu, depar attı, bir şey oldu. Şimdi hangi Murat kaçıncı Murat oluyor Samet? Mesela musabaka başlamadan önce 3. olan Murat 2. Murat'ı geçtiği zaman bir deparla 2. Murat'lığa terfi ediyor mu?
Birinci değişmiyor. Birinci belli, ikinci kim diye cevaplamak istiyorum bu soruyu. Şimdi radyolarını yeni açan dinleyicilerimiz arasında Samet, KPSS'ye girmeyi düşünen varsa eğer, bu sorular kesin çıkıyor şu an bahsettiğimiz. İkinci Selim muhakkak çıkacak.
Samet bir konu hakkında fikrini almak lazım artık yeter. Bu zamana kadar sabrettin artık yeter diyorsun. Aynen. Şimdi bu ASMR'ci kanallar var biliyorsun. Bu ASMR'ci kanalların belli olayları var işte. Selamlama seansları var mesela.
Bu tarz olayları var. Bir de işte şeyler var mesela durmadan sabun kesiyorlar, tırnak uzatıyorlar, mikrofona kısık sesle selam selam diyorlar. Bence bu ASMR'li çocuklara yardım amaçlı kutular koyalım. Özellikle Kadıköy'e işte ne bileyim böyle Söğütlüçeşme metrosunun tam altına ki bu ASMR'li çocukların tedavi masrafı çok tutuyor çünkü.
Çok maliyetli. Ne dersin ya? TikTok'ta heba oluyor bu çocuklar. Evet. Bu böyle olmasın? ASMR'li çocuklar için artık yardım kutuları koyalım. Vali onaylı da olmasın. Devletle de işimiz olmasın. Hiç işimiz olmasın devletle. Bunu biz kendi aramızda halledelim. Evet ya. Yani ben mesela kendi İBAN'ımın üzerine şey yazayım. ASMR'li bebek Fethi için yardım kutusu. Parantez. Bundan sonra hiç sabun kesmeyecek. Bundan sonra hiç... Selam. Selam. demeyecek, efendi gibi mahalle müşavirlik sınavlarına girecek, düzgünce futbol takip edecek, ortalama bir hayat sahibi olacak. O aşamaları geçtikten sonra bu yaptığının bir suç olduğunu sonradan fark edecek herhalde. Ondan film orada başlıyor zaten.
Ondan sonra esaretin bedeli başlıyor ve geri dönüyor yani süreç. Zaten hayat da böyle değil mi Samet? Önce bir hata yaparsın. Sonra bakarsın ki bu hataymış. Bütün o süreçte öğrendiklerini kardeşim doğrusunu inşa etmek için kullanırsın. İşte bir Yavuz Turgul filmi.
Bir yandan bu ASMR'li çocukların anlaşılmama durumu var Samet. Mesela bir şey söylediklerinde anlaşılmıyor. O frekansı duyamadığımız için mi yoksa onlar anlaşma yeteneğini mi kaybetti? Aslında ikisi birden. Çoğunlukla frekans duyulmuyor ama bazen de dedikleri hakikaten hiçbir anlama gelmiyor.
Dediklerini anlayamadığım çok ünlü var benim mesela. Mesela? Semericilerden bağımsız olarak yani. Öyle mi? Ünlü? Evet, çok ünlü var benim. Dediklerini hiç anlamıyorum. Kimler var? Bir süredir konuşuyor. Mesela geçenlerde Arman Çağlayan konunun altını çizmişti. Fatih Altaylı'nın ne dediğini anlamayan bir tek ben miyim diye. Yo, ben de anlamıyorum. Fatih Altaylı. Fatih Altaylı'nın ne dediğini anlamıyorum. Yılmaz Erdoğan'ın ne dediğini anlamıyorum. Sanki bunlar böyle yaşlandıkça, yaş ilerledikçe dili daha az hareket ettirerek para kazanmanın yolunu bulmuşlar gibi. Bir şekilde anlamıyorum ne dediklerini. Bu mesele artikülasyonla alakalı. Bunu ben anlarım. Bazılarının da tüm kelimelerini anlıyorum, ne dediklerini anlamıyorum. Mesela Hegel. Hegel. Devlet Bahçeli mesela. Bunlar da tüm kelimeleri anlıyorum, yan yana getirince tam oturmuyor kafamda.
Bende de mesela sessiz ünlüler var. Şener Şen. Mesela Şener Şen uzun zamandır siyaset üzerine hiçbir söz söylemiyor. Yönetimle alakalı bir fikri yok gibi davranıyor yani. Son imar planlarıyla alakalı hiçbir şey konuşmadı. Sessiz bir ünlü yani. Tercihtir kardeşim. Öyle mi? Biz patır patır konuşuyoruz ama Samet. Mikrofon önümüze geldiği anda... Bu ünlü olmadığımız için olabilir bu arada. Muhtemelen. Muhtemelen ünlü olduğumuzda daha az konuşacağız gibi hissediyorum ben. Aynen öyle kardeşim.
Yepyeni bir konu. Hande Erçel güzellik sırrını açıkladı diye bir haber gördüm. Neymiş? Yüzüne buz uygulamayı seviyormuş. Böyle bir açıklaması var. Yüzüne buz tutmak da denebilir ama uyguluyor sanırım. Buz maskesi de yapıyorum. Buz bantlarıyla yattığım bile oluyor. Buzla uyuyor. Adalet Ağalı romanı gibi buzla uyumak.
Eee? Hande Erçel, 4 yıl süren sessizliğini Show TV'ye bozdu. Yani yanlış zaman, yanlış mekan derler ya. 4 yıl süren bir sessizlik düşün. Ellerinle büyütmüşsün. Bunu Show TV'ye bozuyorsun yani. Hani çok saçma. Kesinlikle yanlış, kesinlikle yanlış. Bir kere ben zaten Hande Erçel'in 4 yıl sessiz kaldığını da düşünmüyorum. Erçel, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümündeki okuluna geri dönmenin heyecanını yaşadığını söyledi.
Ya ben Hande Erçel'e baktığım zaman geleneksel Türk sanatı görmüyorum. Ne görüyorsun Hande Erçel'e baktığında? Daha New Age şeyler görüyorum. Daha kontemp, çağdaş diye geçer birimizde. Çünkü kendisinin çağdaş muasır bir güzelliği, hoşluğu var. Ben böyle düşünüyorum diye söylemiyorum ama kolektif algı da böyle. Hande Erçel güzel biri. Çekemedim Hande Erçel'in göçünü diye bir türkü yazılamaz çünkü Hande Erçel zarafeti
modern bir zarafet yani, çağdaş, son 10 yıl içerisinde olabilecek bir... Bir de Hande Erçelik kaç senedir tanıyoruz ki 4 yıldır susmuş bu? Ben 2 senedir biliyorum adını. Ben de 2 sene diyebiliyorum. 4 senedir susuyorsa hiç duymamış olmamız lazım adını ama duyuyoruz gibi bir yandan da. Samit belki bir konu hakkında susuyor. Yani genel olarak konuşuyor da belli bir konu hakkında konuşmayı tercih etmiyor. Sürekli neden bu kadar güzelsiniz diye soruyorlar. O da 4 sene sonra mı cevap vermiş buna? Evet falan dese ya. 4 sene sonra Show TV'ye çıkıp evet dese.
Özellikle hocalarım çok iyi davranıyor diye devam ediyor. Hocalarının çok iyi davranmasına anlam verebiliyorum. Akademi biraz böyledir. Yüktür insan yüreğini. En sevdiğim kısma geliyorum haberde. Bir dondurma markasının davetlisi olarak KAN'a giden Hande Erçel'in diğer açıklamaları şöyle. Bir dondurma markasının sponsorluğuyla KAN'a gitmiş. Buz parmak olmadığı kesin.
Bir dondurmaya baktığında hangisi kana götürür hissedersin. Haksız mıyım? Meybuzla gidemezsin. Meybuzla kana gidemezsin ya. Meybuzla gidemezsin abi kana. Kana seni götürürse götürürse kornet götürür. Magnum götürür. Biz de güzellik sırrımızı açıklayalım Hande Erçel'den sonra. Olur tamam. Sen mesela hiç buz uyguladın mı yüzüne? Abi yüzüme buz uygulamadım çünkü orada şöyle bir sıkıntı var. Şimdi ben yüzüme buz uygulamaya başlarsam yüzüne buz uygulamayanlarla aramdaki iletişim değişecek. Nasıl söylesem yani bu sosyal ilişkilerde çok daha farklı birine dönüşebilirim ben yüzüme buz uygularsam. Mesela bir anda seninle podcast kaydetmemeye karar verebiliriz. Neden mesela buz uyguluyorsun diye? Evet abi o artık benim için önemli ya. Evet doğru. Her sohbette şey diyorum, Samet ya gelemeyeceğim kusura bakma. Yüzümde buz var eriyene kadar bana hareket etmek haram. Haram diyeceğim tamam mı? Spritüel bir yerde.
Samet peki senin güzellik sırrın nedir? Benim güzellik sırrım az kazanç, çok meşguliyet, böbreklerde kalıcı hasar bırakacak kadar çok ve kötü kahve, kaygı, uyku problemi, yeme bozukluğu, az ama az yeme bozukluğu, bir de çiğ badem o da az. Biraz az yiyorum. Yani senin yöntemler de güzelmiş ama Anderçel sonuç olarak suratına buz uyguluyor. Abi ben mesela en son ne zaman yüzüme buz uyguladım onu düşünüyorum. Ben ilkokulda kar topunun içine bir kalıp buz yerleştiren bir çocuk tarafından saldırıya uğramıştım. Öyle mi? Evet. O gün bugündür cildim çok iyidir. Orada bir kere yaşandı o buz uygulaması.
Tabii o dönem tablet yok, belki bir tık atari var, çok zenginlerde playstation var ama öyle bir dönem. Ama sen anladığım kadarıyla hala kartopu, sokakta olmak, öyle çocuk eğlenceleri seçiyorsun. Tabii o yıllarda çocuklar birbirini öldürerek eğleniyor. Birbirlerinin kafasına buz atarak, inşaatta kafasını kuma sokarak falan. Biz öyle eğlenirdik. Z kuşağı bilmez o kadar. Bilmez değil mi? Öldürerek eğlenmek, eğlenerek öldürmek. Tabii öyle. İnsanı insana, insanca insanla dövdürtmek gibi şeyler vardı. İnsanla dövdürtmek gibi. Ama keyifliydi o dönem be Samet ha? Abi inşaattaki o toz toprağı, çimento kalıplarının kağıdı vardır ya böyle. Evet. Kalın, mukavvaya benzeyen. Şimdi siz inşaatları yeterince ziyaret etmediğiniz için sevgili Fethi, oradaki gelişmelerden haberdar değilsiniz. O toprağı, tozu o kağıda sarıp sis bombası yapıyorduk. Gerçekten mi? Evet. Birbirimize atıyorduk. Birbirimize atıyordunuz sis bombalarını. Çok sert bir eğlenceymiş. Belki sırf bu yüzden 10 yıl daha az yaşayacağız. Oradan nefes darlığı problemimiz var belki. Ama o yıllar öyleydi. Neşeliydik be. Keyifliydi değil mi?
İnşaattan kuma atlamalar, kuma atlamayan reşitik arkadaşını gaylikle suçlamak... O dönem ama her şey gayliğe konu olabiliyordu Samet ya. Tam gaylik dediği, o yıllarda gaylik yoktu, İbnelik vardı. O dönemde öteki olan her şey bir İbnelikle suçlanıyordu. Ben en son bir soru sormak istiyorum artık sana. Lütfen. Yayını kapatırken. Ex Aşkım bir nekrofili şarkısı mıdır?
Buradan bakınca evet. Ya bu soru akla gelene kadar hayırdı ama bu soru bir kere sorulduysa evet çünkü ex aşkım. Şöyle bir göndergede var. Yüzüne bile bakmam, bana dönme sakın. Biz kimlerin yüzüne bakmayız Samet? Bunu buradan ben devam ettirmek bile istemiyorum. Bu kadar hastalıklı bir mevzu. Sıkıntılı bir konu yani. Sıkıntılı. Ex aşkım hakkındaki fikirlerinizi lütfen bize yazınız.
exaskimyas2222'ye yolla, ex aşkımın polifonik melodisi cebine gelsin. Hatırlarsın Samet o dönemleri. Cebine gelsin de beddua gibi. Evet yani. Dalında baykuş ötsün der gibi değil mi böyle? Cebine gelsin. Fethiciğim konuştuk. Yine birbirinden önemli konulardan bahsettik aslında bugün. Valla şöyle bir zengin kalkışıyla programı kapatsak mı? Programı bitirelim valla neler neler söyledik. Valla bunu saymıyorum. Valla bunu sayma.
Bunu saymıyorum. Başka şeyleri sayarım. Sonra sayayım ben. Daha sonra say. Ama yine birbirinden önemli konularla çığır açtık, ufuk açtık. Samet yayını kapatmadan önce ben sana bir şarkı sözüyle... Hadi bakalım bekliyorum. Böyle kapatayım istiyorum. Hadi bakalım. Bu yoktu. İçinden geldi. İçimden geldi şu an. Şunu bil ki hayatıma kıyarım. Ama tek bir damla gözyaşına kıyamam. Aynen öyle kardeşim.
Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.