
2.923 kelime · ~15 dk okuma
Kuyucu Katil serisinde dinleyecekleriniz gerçek olaylardan esinlenerek kurgulanmıştır. Bir önceki bölümü açıklamalardaki linkten dinleyebilirsiniz. Bence bugün hırsızlık falan gelir ya. Rahat geçecek. Küçük hissediyorum yani. En değişik olay neydi bugüne kadar gittiğin? Çok heyecanlıyım ben galiba. Valla biz alıştık artık öyle mana. Hiç değişik gelmiyor yani.
Nasıl bu kadar heyecansız olabiliyorsun ya? Ne bileyim, elinde kamera, olaydan olaya geziyorsun bütün gün falan. Böyle değişik yerler. Şimdi yeni başladım mesleğe, hevesini kırmayayım. Ama polis muhabirliği öyle tahmin ettiğin gibi lay laylam değildir yani. Daha önce hiç ölü gördün mü mesela? Öf, tamam tamam. Nereden çıktı şimdi bu muhabbet sabah sabah? Esentepe Mahallesi, Karanfil Sokak. Eski bir ahabrikası arkasındaki kuyuda vatandaş... ...CZ tozunu idare ederek yemin ediyor.
Ahanlarımdan çıktı. Cesetle açtık, günah hayırlı olsun. Kartal Esentepe mahallesi sakinleri bir süredir burunlarına gelen kötü kokuları fark etmemiş, yok saymışlardı. Burası zaten böyle bir yer diye düşünüyordu çoğu. Çiçek kokmasını beklemiyorlardı. Nefes almak için temiz havaya çıktıklarında başkalarından artanları kokluyorlardı sanki. Ve o koku hep ağır ve ekşiydi. Ama artık dayanılmaz bir hal almıştı.
Burada insanlar kusar. Kusma renginden hangi uyuşturucuyu kullandığını anlarsınız. Bazısı kusamaz. Boştur midesi. Çöpler birikir. Etrafında sinekler, fareler. Burada insanlar ölür. Çocuklar ölür. Ben bu kokuyu tanıyorum. Bu koku yeni değil.
16 Ağustos 2008 Kartal, Esentepe Mahallesi, Karanfil Sokak'ta bulunan bir su kuyusundan tam 3 erkek cesedi çıkarıldı. Cesetler ileri derecede çürümüş, tanınmaz haldeydi. Bu yüzden ilk etapta yorum yapmak çok zordu. Ama 23 yıllık Cinayet Büro Amiri Necip Bozkurt, bunun ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Karşılarında acımasız bir seri katil vardı.
Evet, şu anda Kartal Esentepe mahallesindeyiz. Aynı kuyudan tam 3 ceset çıkmış görüyorsunuz. Tanınmaz halde bulunan bu 3 cesedin kimliği henüz bilinmiyor. Olay yerine polis ekipleri iltikal etti... Hop hop! Ne oluyor? Bir dakika. Basın amirim, çekim yapıyorum. İzin? Yok. Çekim yapamazsın burada. Ver bakayım kamerayı. Ama amirim... Valla sizin yüzünüzden kafamda saç kalmadı be.
Henüz 6 aydır muhabirlik yapmaya çalışan Işık'ın kamerasına polis tarafından müdahale edilmişti. Ama Necip komiserin kendince haklı sebepleri vardı. Ortada bir seri katil olduğunu ve operasyonun gizli yürütülmesi gerektiğini düşünüyordu. Bunun için de olayın kesinlikle basına yansımaması lazımdı. Ona göre katil polislerin kendisinden haberdar olduğunu bilmezse o kuyuya mutlaka birini daha getirecekti.
Ama bu, aynı zamanda masum bir insanın, bu acımasız katilin eline düşmesini beklemek demekti. Bu fikri kabul ettirmek, Necip komiserin düşündüğü kadar kolay olmadı. Kuyunun başında mı dikileceksiniz Necip? Bu mu operasyon planın? Amirim, bunları böyle avcı gibi düşünmek lazım.
Yani bu adam önce kendi güvenliğini düşünür. Güvenli alanından çıkmaz. Bilmediği yerde tehlikeye atmaz kendini. Hepsini aynı kuyuya atmış. Tesadüf mü bu? Belli ki Kartal'da bir yerlerde yaşıyor. O kuyunun oralarda takılıyor. Haberlere çıkarsa bitti. Geçmişi olsun. Gelmez bir daha. Bölgesini değiştirir. Biz de ömür billah yakalayamayız. Ya Necip o zaman da millet demeyecek mi? Çoluğumuz var, çocuğumuz var. Bize niye söylemediniz? Önlemimizi alırdık diye. Ya koskoca teşkilat katili yakalamak için birini daha öldürmesini mi bekledi desinler? Nasıl açıklayacağız insanları bunu? Yok, saklayamayız. Bakın Talat Bey. Amirim, ben biliyorsun yıllardır bu işi yapıyorum. Tecrübe bir yabana atma istersen. Ver bana iki ay mühlet, halledeyim bu işi. Ya hiç aklıma yatmıyor bu iş. Yani ama...
Tamam, hadi senin dediğin gibi olsun. Ama bak, iki ay hiçbir haber çıkmayacak. Ondan sonra gereken açıklamayı yaparız ama haberin olsun. Buna gerek kalmayacak, emin ol. Necip Komiser istediğini kısa bir süreliğine de olsa almıştı. Riskli bir operasyonun başındaki kişi olarak sorumluluğu çok büyük olduğundan iyi bir plan yapması gerekiyordu. Ancak elindeki bilgi yok denecek kadar azdı. Cesetlerin kimliği belli değildi.
Adli tıp raporlarına göre cesetler suda beklediği için iskelet haline gelmemiş, sabunlaşmıştı. Bu aslında iyi bir haberdi. Cesetlerin bütünlüğünü koruması onları incelenebilir hale getirmişti. Bu haliyle cesetlerden DNA örneği almak, hatta bu insanların neden öldürüldüğünü saptamak mümkündü. Çünkü cesetler üstündeki izler olduğu gibi duruyordu.
Otopside ilk dikkat çeken nokta, maktullerin hepsinin boğazında kesikler olmasıydı. Bu, katilin bıçak kullandığı anlamına geliyordu. Cesetlerden biri 40-45, diğer ikisi ise 20-25 yaşlarında erkeklerdi. Ortak noktalarıysa, hepsinin dikkat çekici düzeyde zayıf olmalarıydı. Necip komisere göre, cesetler arasında başka bir bağlantı bulunabilirse, katile bir adım daha yaklaşabileceklerdi.
Ancak hiçbiri tanınır halde olmadığından... ...teşhis edilebilme ihtimalleri yoktu. Necip komiser, bir süre önce ekibine girmiş olan Mert Ali'yi... ...bu konuyu araştırması için görevlendirmişti. Mert Ali! Mert Ali! Neredesin oğlum sen ya? İş yapacağız herif ortada yok. Hayret bir şey. Kızım,
Mert Ali'yi gördün mü? Çay alıyordu amirim. Hayır ben senin çayını... Tamam, şu belgeleri toparladınız mı? Kartal civarı kayıt ihbarlarını listeleyecektiniz. Evet amirim, hepsini Mertelik komiserime ilettik. Beyefendi ortada yok tabii. Cesetlerle kayıp ailelerinin DNA'ları karşılaştırıldı mı peki? Hepsini Mertelik komiserim aldı amirim, bilmiyorum. Madem aldı, bana niye getirmiyor? Bak ben uyuşuk adam sevmem biliyorsun. Evet amirim. Bir gün birlikte gideriz istersen. Bilmiyorum. Ooo Mert Ali Bey, afiyet olsun. Amirim, ben de tam yanınıza gelecektim. Bir soluklanayım dedim öncesinde. Çıkardın mı oğlum belgeleri? Amirim çıkardım. Karşılaştırdın mı DNA'ları? Bir eşleşme çıktı mı? Amirim yapacaktım, araya birkaç başka iş girdi. Şimdi ilk iş yapıyorum, hemen hallediyorum. Oğlum bundan daha önemli ne işin var senin? Amirim biz kendi aramızda isterseniz şey yapalım. Şimdi hanımefendilerin yanında... Yürü lan! Mert Ali, son üç ayda verilen kayıp ilanlarının hepsini tek tek inceledi.
ve kayıp ailelerin DNA'larıyla bulunan cesetlerin DNA'larının karşılaştırılması için adli tıpla iletişime geçti. Sonuçları hemen alması gerekiyordu. Cesetlerin kimliklerinin belirlenmesi onları katile yaklaştıracaktı. Birkaç gün sonra kimliklere erişildi. İlk kurban. Faruk Topçu. 30 yaşında bir pizzacı. Bekar. İkinci kurban. Şamil Dereli. 44 yaşında bir tadilat ustası. Evli. İki çocuğu var. Üçüncü kurban. Esat Oflaz. 25 yaşında bir öğretmen. Bekar.
Yazık, gencecik insanlar ya. Sızlanma Mert Ali, hadi. Dosyaları tamamladınız mı? Hani nerede? Necip Komiser o kadar çok ölü bedenle karşılaşmıştı ki bu insanların kim olduğu, ölmeden önce en son ne düşündükleri, ailelerinin neler yaşadığı hiçbiri ilgi alanına girmiyordu. Bunlarla ilgilenirse işini yapamayacağını düşünüyordu. Cinayet büroda duygusallığa yer yok derdi her zaman.
Onun için cesetlerin kimlikleri tespit edildiğine göre yapılması gereken belliydi. Bu üç kişi arasındaki bağlantıyı çözmek. Eğer ortada bir seri katil varsa kurbanları arasında da bir örüntü olmalıydı. Bu örüntüyü takip ederek sonraki kurbanı katilden önce belki de polis yakalayabilirdi. Ancak ekibin çabaları cevapsız kalmıştı. Kurbanlar arasında tespit edilebilen hiçbir bağ yoktu. Polisler hala sıfır noktasındaydı.
Bak bu adamı yakalayana kadar bize uyku yok anladın mı? Talat efendiyle karşı karşıya getirin beni. Ne yapacağız yani amirim? Anlatıyorum Mert Ali. Özür dilerim amirim.
Bu adam şimdi belli ki tinerci, alkolik, bağımlı, öyle bir tip. Düşkün yani. Kartal'da o kuyunun oradaki harabelerde takılıyordur. Benim tahminim o yönde. Niye ki? Oğlum, adam soyup soğana çevirmiş hepsini. Paralarını almış. Belli ki hırsızlık için yapıyor. Sabıkası da vardır bunun. Bıçaklamış zaten hepsini. Bu tipler bıçak kullanır. Yani bilmediğimiz bir şey değil. Hepsini aynı kuyuya atmış. Etrafa bakıyorsun, incin top oynuyor. Orada takılmayan adam ne bilsin kuyuyu muyuyu? Doğru.
Bizim meşgalimiz şimdilik kuyunun etrafında takılan oradaki bağımlılar, şarapçılar. Sabıkalı olanlar önceliğimiz ama gidip kendimizi görmemiz lazım. Geceleri alacağız şarabımızı, şeyimizi neyse işte, gideceğiz orada kimliğimizi belli etmeden hepsiyle tanışacağız. Dikkat çekmeden, yavaş yavaş. Köstübek gibi yani değil mi amirim? Ne? Bu film vardı ya, polisin içinde mafya, mafyanın içinde polis, kimliklerini gizliyorlar falan. Tövbe estağfurullah, nereden verdiler bunu benim başıma ya?
Necip komiser ve Mert Ali 8 kişilik bir ekiple katili tespit edebilmek için kılık değiştirip su kuyusunun etrafına dağılacak, evsizlerin, tinercilerin, şarapçıların içine sızacaktı. Necip komiser ekibini ilk etapta fazla konuşup dikkat çekmemeleri konusunda uyardı. Yavaş yavaş içlerine girecek, onlarla arkadaş olacaklardı. Etrafta olan bitenlere karşı uyanık olmaları, herkesi dikkatlice dinlemeleri, en önemlisi de herkese şüpheyle yaklaşmaları gerekiyordu. Komiser bu planın oldukça tehlikeli olduğunun farkındaydı. Orası güvenli bir yer değildi.
Kavga çıkabilir, bıçaklanabilir, hatta ölebilirlerdi bile. Onların polis olduğunu anlarlarsa tüm operasyon çökebilirdi. Ama Necip Komiser, bu işin masa başında değil, sokaklarda çözülebileceğini düşünüyordu. Ve İstanbul'un arka sokaklarını avucunun içi gibi bildiğinden kendine çok güveniyordu. Daha önce narkotik şubede çalışmıştı.
Suçluyu, masumu, bağımlıyı, satıcıyı herkesi gözünden tanırdı. En azından öyle düşünüyordu. İstanbul gibi dünyanın en kalabalık, en kaotik, en karanlık kentlerinden birinde elinde neredeyse hiçbir ipucu olmadan tek bir kişinin peşinde dolaşıyordu. Bunun samanlıkta iğne aramaktan bir farkı yoktu. Üstelik ona eşlik edecek, ekibine henüz birkaç ay önce katılan Mert Ali'den çok şüpheliydi.
Mert Ali, yaptığı işi pek ciddiye almayan, hayatında hiç gerçekten zor durumda kalmamış birisiydi. Yaptıkları şey ona oyun gibi geliyordu. Eve gidip operasyon için hazırlanmaya şarapçı kombini yapmakla başladı. Dolabındaki en eski kıyafetlerini buldu ve üstüne geçirip aynanın karşısına geçti. Yeterince eski gözükmediğini düşündü ve kıyafetlerin bazı yerlerini yırtıp ayakkabı boyasıyla boyadı.
Sadece evden çıkıp markete kadar gitmek için kullandığı ayakkabısını giydi. Beresini de taktıktan sonra marketin yolunu tuttu. En ucuzundan iki şişe şarap satın aldı. Yanına fıstık eklemeyi de ihmal etmemişti. Alışverişini tamamlayıp buluşma yerine doğru yürümeye başladı.
Necip komiser çoktan gelmişti. Oğlum neredesin? Kaç oldu saat? Komiserim şöyle ufak birkaç bir şey aldım. Operasyona hazırım. Belli belli. Sen iyi yani role kaptırmışsın kendini iyice. Bozukluklarımı çıkarıp veresim geldi. Yani komiserim siz de biraz uzansaydınız keşke. Bakayım. Abi böyle şarapçı mı olur ya? Parlıyor ayakkabılarınız resmen. Saçınızı falan taramışsınız. Valla ilk geceden paket olacağız ha. Yürü lan hadi. Dünkü bok seni. Bana işimi öğretecek. Kötü mü olmuş saçlarım? Yok. Hayır yani. Çok iyi gözüküyor. Kötü oluyorsa söyle. Çünkü bakıyorum şu yanlarda falan dökülmeler var. Canımı sıkıyor. Benim saçıma tarak girmezdi eskiden. Şimdi kısa bir ara veriyoruz. Ardından bu gizemli kuyunun başındaki heyecanlı operasyona geri döneceğiz.
Ekip kuyunun etrafına dağılmış olağan şüphelileri tespit etmeye çalışırken, Özkan Zengin onların düşündüğünün aksine kuyunun bulunduğu tenhada değil, sahilde takılıyordu. Yeni avını gözüne kestirmiş, sohbet açacağı konuyu düşünüyordu. Yaklaştığı kişi Furkan Yılgür adında genç, zayıf bir pastane çalışanıydı. Yanına oturdu, havaların ısınmasından başlayıp siyasetten, futboldan konuştu. Ortak bir konu bulmaya çalışıyordu.
Memleket nere kardeş? Gümüşhane. Valla kan çekmiş. Sende mi? Neresinde? Merkez. Sohbetin ilerlemesiyle Özkan, Furkan'ın yalnız bir adam olduğunu anladı. Yakınlaşmaları çok daha kolay olacaktı. Onu hemşerilere olan başka bir arkadaşıyla tanıştırmayı teklif etti. Furkan bu teklife ısınmış olsa da o saatte bilmediği bir yere gitmeyi reddetmişti.
Özkan ne yapacaksa orada yapmalıydı. Öldürme dürtüsünün önüne geçemiyordu. Buna artık alışmıştı. Hoşuna gidiyordu. Sahilde, sokak ışıklarından ve insanlardan uzak bir yere geldiklerinde Furkan'ın arkasına geçti. Diğer herkese yaptığı gibi onun da... Boğazına bir bıçak sapladı. Ancak bu sefer atabileceği bir kuyu yoktu. Furkan'ı oracıkta öldürüp koşmaya başladı. Etrafta olaya şahit olan kimse olmasa da koştuğunu görenler olmuştu. Lan. Şu adama bak. Hangisi? Kalk, kalk, kalk, kayda bas. Bas, bas, kayda bas. Sana yeni ekmek çıktı. Hadi iyisin.
Kenan ve Işık Özkan'ın peşinden koşmaya başladı. Özkan onları fark ettiği gibi daha da hızlandı. İlk defa böyle bir kovalamacanın içine girmişti. Hissettiği adrenalin paha biçilemezdi. Korkmuyordu. Çünkü kendi bölgesindeydi. Köşeyi döndüğü an kendini karanlıkta kalan çöplüsünün içine attı.
Nerede? Nereye gitti? Biz kaçırdık işte. Kaçırdık. Siktirin ya! Özkan gözden kaybolmuştu. Işık, peşinden koştuğu kişinin tekme attığı çöp kutusunun içinde olabileceğine ihtimal dahi vermemişti. Üstelik bu kişinin tüm İstanbul'un peşinde olduğu seri katil Özkan Zengin olduğundan habersizlerdi.
Özkan o gece evine gitti, sıcak bir banyo yapıp o gün yaşadığı adrenalinin verdiği keyifle deliksiz bir uyku çekti. Aylardır bu kadar iyi uyuyamamıştı. Necip Komiser ve Mert Ali ise ateşin etrafında ısınmak için toplanıp bir yandan şarap içen insanlarla konuşurken çaktırmadan kimlik tespiti yapmaya çalışıyorlardı. Mert Ali ortama hızlıca ayak uydurmuş, saatler içerisinde onlardan birine dönüşmeyi başarmıştı. Necip Komiser ise şüphe dolu gözlerle etrafı izliyor, sohbeti çok girmiyordu. Beni cehennemin ortasında yalnız bıraktılar abi. Yapılır mıydı be?
Ama bu kardeşim bunu unutur mu? Unutmaz. Unutmayacaksın kardeşim. Sana yapılanı unutmayacaksın. Bunlar böyle tek hatada adamın fişini keserler. Affetmez. Bunların hiçbiri affetmez. Sen de etmeyeceksin. Sen hayırdır abi içmiyor musun? Oğlum iki saniye normal konuşma.
Necip komiser bir hışımla yerinden kalktı. Ve kuyunun başında köpeğiyle dolaşan adamın yanına gitti. Katilin cinayet mahalline döneceğinden emindi. Vaktinin darlığı ve üstündeki baskı mantığının önüne geçmişti. Kuyunun başındaki adamı sıkıştırmaya başladı. Ne yapıyorsun sen burada? Adın ne senin?
Sana neler lan? Sen kimsin? Ben senin niye burada olduğunu biliyorum. Geldin değil mi daha önce buraya lan? Kardeş sen hayırdır ya? Sorgutamayız mı? Sen bir kimliğini ver bakayım bana. Ne oluyor abi? Polis misin sen ya? Abim! Abi! Abim yine içti içti sorguya çekti sizi tabi. Kimlik sorunu? Bizim dayı böyle abim. İçer içer paranoya yapar. Mahallede milleti sıkıştırıp kimlik istiyor bazen ya. Sen devam abi al. Çek bu suyu. Eyvallah.
Mert Ali'ye Hasan'ı saracağım sonra Mert Ali. Mert Ali'nin bu müdahalesi Necip komiseri de onu da kurtarmıştı. Necip komiser herkesi şüpheyle yaklaştığından kendini belli etmişti. Daha sakin olması gerekiyordu. Ama cesetlerini biriktirdiği bu kuyunun katil için ayrı bir anlamı olduğundan emindi.
İpucu yakalayabileceği bir şeyler bulabilmek için bölgeyi turlamaya başladı. Şüphe çekmeden herkesi gözlemleyip aralarında konuştuklarını dinliyordu. Dikkatini çeken biri veya bir konuşma olmamıştı. Tüm odağını kuyuya ve çevresine verdiğinden sahilde bıçaklanarak öldürülen Furkan Yılgür ile aradıkları seri katil arasında bir bağlantı olabileceği aklına gelmemişti. Necip komiserin bu hatası ona vakit kaybettirmişti.
Furkan Yılgür olayı fail meçhul bir dosya olarak rafa kaldırıldı. Aradan iki ay geçmişti. Necip komiser ve ekibi her gün aynı azimle kuyunun çevresine gidip şüphelileri ortaya çıkarmaya çalışıyordu. Ancak hala hiçbir şeye ulaşamamışlardı. Komiserin üstündeki baskı artmış, kendisine verilen süre ise bitmişti. Ne oldu Necip? Hani sen tecrübeliydin, hallediyordun? Ya hiçbir şey çıkmadı işte.
Şimdi millet bizim başımıza düşüşecek. İyi mi oldu yani böyle? İyi olmadı evet. Ya maskere edeceksin bizi millete Necip. Polat komiser de istemişti bu davayı. Ben bilseydim böyle olacağını. Senden alacağım davayı Necip. Yani üzgünüm ama... Orada dur Tarık Amirim. Bu işler çocuk oyuncağı değil. Öyle senden aldım, ona verdim. Öyle bir şey kabul etmem ben. Kararı sen değil zaten Necip. Ben veriyorum.
Ana İzmarit. Ulan nasıl düşünemedim? Efendim? Hemen çıkmam lazım. Bir şey var aklımda. Bundan da bir şey çıkmazsa eğer... İster Polat'a ver, ister Memati'ye, kime veriyorsan ver. Dur bir dakika, nereye? Hadi eyvallah.
Necip komiser koşarak kuyunun başına gitti. Kuyunun dibindeki sigara izmaritlerinden bir ipucu çıkarabileceğini düşünüyordu. Hepsini tek tek toplamaya başladı. Belki de katil kurbanlarını kuyuya attıktan sonra başlarında keyif sigarası içmişti. Necip komiser bu ihtimale tutundu ve tüm izmaritleri bir poşete toplayıp DNA incelemesi için gönderdi.
Katilin sabıkalı olduğunu düşündüğünden İzmaritlerden alınan DNA örneklerini sabıka kayıtlarıyla karşılaştıracaktı. Görev artık ondan alınmış olsa da o bunu kabul etmiyor, operasyonu sürdürüyordu. Talat Müdür, Necip Komiser'in kendisini hiçe sayıp ısrarla görevine devam ettiğini görse de sesini çıkarmadı. Hırslandığında iyi işler çıkarabileceğini düşünüyordu. Necip Komiser ve ekibi aradan geçen bir hafta boyunca her gün kuyunun başına gidip inatla gizli görevlerini sürdürmeye devam ettiler.
Sonunda Necip komiser, inat etmekte haklı olduğunu herkese gösterecekti. Allah'ım bak. İçine bol koyduk ha, namusuma pişek. Ver bakayım.
İçecek misin lan? Ver. Bizimkilere benzemez bunlar ama bir deneyelim bakalım. N'oldu kardeş benzemiyor mu sizinkilere? Mert Ali ben senin... Mert Ali şuraya bak çabuk! Ne oldu? Kuyuya bak kuyuya!
Aylardır bekledikleri su kuyusunun başına zayıf, çelimsiz, genç bir adam yaklaşıyordu. Bu adam Özkan Zengin'den başkası değildi. Gerçekten de er ya da geç cinayet mahalline geri dönmüştü. Önce kuyunun içine baktı. Karanlıkta bir şey görememiş olması muhtemeldi. Kuyunun boş olduğunu fark etmedi. Sonra bir sigara yaktı.
Gökyüzüne bakarak ağır ağır sigarasını içmeye başladı. Necip komiser Özkan'ı göz hapsine almıştı. Henüz dikkat çekecek hiçbir harekette bulunmamış olmasına rağmen onun için kuyunun başında dikilmiş iştahla sigara içiyor olması yeterliydi. Kuyudan uzaklaşmaya başladığında Mert Ali onun peşinden giderken Necip komiser kuyunun başına henüz söndürülmüş o izmariti almaya koştu.
Yapılan incelemeler sonucunda Necip komiserin topladığı izmaritlerdeki DNA'larla eşleşen tam beş kişi vardı. Ama o, kuyunun başında ağır ağır sigarasını içen o adamın izmaritinin peşindeydi. Özkan Zengi'nin. ve buldu. Özkan, yakın zamanda alkolüyken İstiklal Caddesi'nde bekleyen insanlara sataşmış, kavga çıkarmıştı. Bu önemsemediği tartışmadan çıkan sabıkasının ona bu şekilde döneceğini tahmin bile edemezdi. Özkan'ın daha önce en az bir kere daha bu kuyunun başına geldiği kesinlikle kanıtlanmış oldu. Bu resmi olarak bir kanıt olmasa da Necip Komiser'i ikna etmeye yetmişti. Aradığı kişiyi bulduğunu düşünüyordu.
Ama bu yetmezdi. Emin olmalıydı. İstemeyerek de olsa Talat Müdür'den son bir ricada bulunması gerekiyordu. Şimdi de gazeteciliğe mi soyundun Necip? Emin olmam lazım diyorum Talat Amirim. Adamı sinirlendirecek bir şekilde çıkmamız lazım haberi. İzleyeceğiz bizi de o sırada. Nasıl sinirlendireceksin? Onu erkekliğinden vuracağız.
Sanki psikologlar olayı incelemiş de adamın cinsel yetersizliğine bağlamışlar gibi. Böyle servis edeceğiz haberi. Ben sana hayır diyeceğim. Yine kafanın dikine gideceksin biliyorum. Kim yapar ki bu haberi? Çok tehlikeli. Heyecanlı bir oğlum. Amatör. Toyluğun getirdiği korkusuzlukla yapacak biri. Necip, bu haberi kime yaptıracağını bulmuştu. Basın amirim. Çekim yapıyorum. Çekim yapamazsın burada. Ver bakayım kamerayı. Ama amirim! Hızlıca haberi kendi istediği gibi yaptırdı.
Geriye, Özkan'a gazeteyi okutmak ve tepkilerini izlemek kalmıştı. Lan. Özkan, Kartal sahilinde otururken, gözüne kendisiyle ilgili çıkan haberin manşeti takıldı. Mert Ali, gazeteyi onun görebileceği bir şekilde banka yerleştirmişti. Kartal'da manşet. Nisantepe mahallesinde bulunan bir su kuyusunda lan. Siktir.
Tam 3 erkek ceset çıkarıldı. Olayı inceleyen polisler henüz herhangi bir iz yakalamış değil. Kartal İlişi Emniyet Müdürü Osman Sakız bölge halkının dikkatli olması konusunda uyardı. Özkan kendi haberini okurken Necip Komiser ve Mert Ali çaktırmadan onu izliyordu. Amirim haberi okuyor. Surat ifadesi nasıl? Gerildi biraz. Özkan haberin devamını okuduktan sonra agresif tepkiler vermeye başladı.
Adli psikolog Gencar Bozca cinsel yetersizliği olan suçlularda ateşli silahlara nazaran bıçak kullanımına daha sık rastlandığını söyledi. Katilde halk arasında iktidarsızlık olarak bilinen erektil dis... rahatsızlığının olabileceğini söyleyen Bozca kurbanların vücut bütünlüğünün bozulması... Ne? Ne oluyor lan? Ne diyor lan bu? Sinirlendi. Adamımızı bulduk Mertari.
Özkan, kendisiyle ilgili yapılan bu haberi yazan kişinin adına bakmayı ihmal etmemişti. Işık Balkan. Acemi gazetecinin büyük bir hevesle yaptığı ilk haber, İstanbul'un en çok aranan seri katiliyle ilgiliydi. Necip Komiser, onun amatörlüğü ve heyecanından faydalanıp ona bu tehlikeli haberi yaptırabilmişti.
Artık Özkan'ın aradığı kişi olduğundan tamamen emindi. Ancak elinde hiçbir kanıt yoktu. Onu bu haliyle gözaltına alır ve kanıtlayamazsa, serbest kalmasına sebep olacak ve belki de sonsuza kadar elinden kaçıracaktı. Buna izin veremezdi. Çok riskli bir hamle daha yapacaktı. Mert Ali, ışıkları açın.
Haftaya final bölümünde görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.