Podcast

96 - Kuyucu Katil - 3. Bölüm: İtiraf

Karanlık Dosyalar

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Necip komiserin hiç vakti kalmamıştı; ama aradığı kişinin Özkan olduğuna emindi. Onu merkeze getirtip sorguda her şeyi itiraf ettirmek dışında başka bir şansı yoktu. Bunun için riskli; ama uygulayabilirse de polis akademilerinde ders olarak anlatılacak muazzam bir plan yapmıştı.

Yaratan ve Sunan: Sezgi Aksu
Yazan ve Yöneten: Hazal Beril Çam
Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca
Intro Müzik: Soykan Soner
Yardımcı Yönetmen: Gülşah Dim
Cast Direktörü: Bilgesu Akın
Proje Danışmanları: Tülin Özen, Tansu Biçer, Metin Bozkurt, Şevval Balkan, Ufuk Önen
Yapımcı: Podbee Media

Cast:
Özkan Zengin: Altay Hacıoğlu
Necip Bozkurt: Şehsuvar Aktaş
Mert Ali Güneş: Kaan Sertdemir
Işık Balkan: Şevval Balkan
Telefoncu: Metin Bozkurt
Hakim: Cemre Dalyan
Müşteri: Dila Zeynep Dereli


Bölüm Linki: https://open.spotify.com/episode/2w4PAQaXvSPMF6SN4mCglI?si=e8868a8771624e46

Bölüm Linki: https://open.spotify.com/episode/2INMYUhJnN7hwFCTCAWw43?si=a9a344b1819e4a45





Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.903 kelime · ~10 dk okuma

Kuyucu Katil serisinde dinleyecekleriniz gerçek olaylardan esinlenerek kurgulanmıştır. Bir önceki bölümü açıklamalardaki linkten dinleyebilirsiniz. Vallahi ablacığım şu an piyasada daha iyi bir telefon bulamazsın. Çok güzelmiş. Merhaba. Pardon bir şey sorabilir miyim? Bir dakika abicim. İngilizce alacağım. Tasarımı da bak. Teşekkür ederim. Ben bir bakayım o zaman. İyi günler.

Allah Allah'cım iyi günler. Hayırdır birader ya? Bak müşteriyi kaçırdın. E ben de müşteriyim. Telefon bakıyordum ben. Hat lazım bir de. Param var mı alacak? Var. Ama taksit oluyor mu? Mesela ben bunu alsam... Ya telefonu da veresiye istemeyin artık be. Hadi kardeşim hadi. Başka kapıya hadi. Ulan... Öyle olsun.

Özkan, Işık ve Kenan'dan kaçarken saklandığı çöp kutusunda telefonunu düşürdüğünden yeni bir telefon almak için bir dükkana girdi. Ancak gördüğü muamele karşısında gerçekten üzülmüştü. Necip Komiser ve Mert Ali, Özkan'ı yakın takibe almıştı. Nereye gitse kendilerini göstermeden peşinden gidiyorlardı. Çünkü Özkan'ın bir telefonunun olmaması bunu zorunlu kılmıştı. Ekip teknik takip yapamıyor, telefonunu da dinleyemediğinden ipucu yakalamakta zorlanıyordu. Necip Komiser ve Mert Ali de Özkan'ı gözden kaçırmamak için bir an olsun peşinden ayrılmadılar.

Transkriptin tamamını oku

uykusuz, sinirli ve çaresizce Özkan'ın peşinde dolaşmak dışında yapabilecekleri hiçbir şey yoktu. Bu zorlu sürecin ardından Özkan'ın bir telefoncuya gitmesi ekibi biraz olsun umutlandırmıştı. Necip Komiser, Özkan'ın telefoncudan çıktığını gördüğü gibi dükkana girerken Mert Ali, Özkan'ın peşinden gitti. Cinayet Biro Amiri Necip Özgürt ben. Ve aleyküm selam amirim, bir kusurumuz mu var? Az önceki adam ne istiyormuş, niye gelmiş? Telefon istiyor. Sonra verecekmiş parasını. Ee, verdin mi telefonu? Yok amirim, ne vereceğim ya? Bunlar hep ayyaş takımı, bunlara güven olmaz. Koş git peşinden, tamam de, telefonu ver. Ben sana vereceğim kaç paraysa. Amirim, nasıl yapacağız bunu? Koş dedim lan, hadi çabuk çabuk! Bak, bir şey söylersen yardım ve yataklıktan seni daldırmaya haberin olsun. Telefoncu, eline gelen en ucuz telefonu kaptığı gibi Özkan'ın peşinden koşmaya başladı.

Kararını neden değiştirdiğine dair iyi bir sebep bulabilmesi için çok az vakti vardı. Ona bir şey belli etmemesi gerekiyordu. Ağabey! Ağabey dur bir dakika dur! Ne oluyor? Ya içim el vermedi kusura bakma sabahtan beri kötü bir gün geçiriyorum da. Ha yok ağabey önemli değil ya. Sen al şunu. Taksit taksit ödersin önemli değil biz buradayız. Harbi mi? Hatta ilk taksit yanındaysa ver sonra hesaplaşırız. Tamam ağabey dur.

Şöyle. Eyvallah kardeşim. Telefoncu, Özkan'dan ilk taksitin parasını almışken gerisini de Necip komiserden istemeyi ihmal etmemişti. Yani Necip komiser kendi maaşıyla Özkan'a bir telefon satın almış oldu. Çünkü aradığı kişinin o olduğundan son derece emindi. Planı, Özkan'ı anbean takip edip gözaltına alabileceği bir açığını yakalamak ve sorguda onu kendi yöntemleriyle konuşturmaktı.

Özkan artık arandığını biliyordu. Güvenli alanına çekilmiş, dikkat çekici hiçbir şey yapmıyordu. Necip komiser ve Mert Ali onu telefonundan takip etseler de onu gözaltına alabilecekleri hiçbir sebep bulamamışlardı. Özkan işten çıktıktan sonra bazen Taksim'deki barlarda eğleniyor, bazen de Kartal sahilde yürüyüş yapıyordu. Necip komiserin hiç vakti kalmamıştı.

ama aradığı kişinin o olduğuna emindi. Kendisine, tecrübesine ve sezilerine çok güveniyordu. Ona hiçbir sebep sunmadan merkeze getirtip, sorguda her şeyi itiraf ettirecekti. Tek şansı buydu. Bunun için, riskli ama uygulayabilirse de polis akademilerinde ders olarak anlatılacak muazzam bir plan yapmıştı.

Özkan'ın telefon sinyallerinden Taksim Gezi Parkı'nda olduğunu tespit etti ve aklındakini hayata geçirmek üzere bir hışımla yerinden kalktı. Kalk gidiyoruz. Amirim ben bizim bir arkadaşla dışarıya çıkıp gelecektik ama... Sizi biz şoförle aldıralım istersiniz Mert Ali Bey. Hemen geliyorum amirim. Necip Komiser ve Mert Ali hızla Gezi Parkı'na doğru yola koyuldular.

Özkan, çok sevdiği bu parkta her zamanki gibi tek başına oturmuş, ıslak hamburgerini yiyordu. Necip Komiser ve Mert Ali, Özkan'ı bankta otururken gördüler. Mert Ali adımlarını hızlandırır gibi olduğunda, Necip Komiser onu uyardı. Son dakikada onu elinden kaçıracak herhangi bir şeye mahal veremezdi. Onu kıskıvrak yakalamıştı.

Sakin sakin yanına gidecek ve emniyete götürecekti. Çünkü asıl planını sorgu odasına saklamıştı. Islak hambur ya he? Evet. Sever misin? Sevmem. Seveni de sevmem. İyi. Ben de tam kalkıyordum zaten. Otur, otur. Ne oldu abi? Cinayet büro amiri Necip Özgürt.

Seninle emniyete kadar gideceğiz. Abi neden ya? Orada öğrenirsin hadi. Ne yaptım ki ben? Allah Allah. Ya yemin ederim ben bir şey yapmadım ya. Yürü lan yürü. Özkan zorluk çıkarmadan ayağa kalktı. Tedirginliğini ustalıkla gizlemişti. Arabaya bindiği andan itibaren yol boyunca nerede açık verdiğini düşündü. Nasıl yakalamışlardı onu acaba? Nerede hata yapmıştı? Onu kimsenin görmediğinden emindi.

Bir yerde hata yapmış olamazdı. Rahat olmaya en azından öyle gözükmeye çalıştı. Burada kısa bir ara veriyoruz. Ardından hız kesmeden Kartal Emniyet Müdürlüğüne doğru gideceğiz.

Özkan hiçbir şey yapmamış, herhangi bir suça karışmamış gibi rahatlıkla oturuyor, hatta kendisini haksız yere orada tuttuklarını iddia ederek agresifçe polisleri suçluyordu. Herhangi bir itiraf yapmaya niyeti varmış gibi gözükmüyordu. Necip komiser bunu bildiğinden ona hiç tahmin etmeyeceği bir oyun oynayacaktı. Komiser suçlu psikolojisinden çok iyi anlıyordu. Onu en zayıf noktasından yakalayıp manipüle edecek ve istediğini alacaktı.

İtiraf. Necip komiser bu anı haftalardır planlıyordu. Ne yapacağını çok iyi biliyordu. Özkan'ı karanlık bir sorgu odasına soktu. Sorgu odasında onu hayal bile edemeyeceği bir düzenek bekliyordu. Dışarıdan onu izlemeye başladılar. Şu ışıkları açın! Ya çıkarın lan beni buradan! Alo! Kime diyorum? Ben bir şey yapmadım! Duyuyor musunuz beni? Alo!

Işıkları açın artık genel! Mert Ali, ışıkları açın. Işıklar açıldığında Özkan gördüklerine inanamadı. Duvarlar boydan boya tanıdığı yüzlerle kaplıydı. Kendisine bakan, gülümseyen yüzlerle. Lan siktir! Oğlum ne olur yapma! Oğlum gözünü seveyim yapma! Bakarsın bir kebabı yaparım ha!

Ne bu? Oyun mu oynuyorsunuz siz benimle? Ne bu? Necip Komiser! Bu yüzler, Özkan'ın canını aldığı insanlar ve ailelerinin mutlu yüzleriydi.

Sorgu odasının tüm duvarları Özkan'ın öldürüp kuyuya attığı insanlar ve ailelerinin fotoğraflarıyla kaplanmıştı. Fotoğraflarda herkesin gözlerinin içi gülüyordu. Özkan belki de ilk kez yaptıklarının sonucuyla bu kadar net bir şekilde yüzleşmişti. Kafasını nereye çevirse bir daha asla aynı şekilde gülemeyeceğini bildiği yüzler görüyordu. Yüzünde acı dolu bir ifade oluştu. Ama farklı bir acı.

Ona haz veren bir acı değildi bu seferki. Belki de ilk defa kendisi dışında birine acımış, kendisi dışında birileri için üzülmüştü. O insanlar en sevdiklerini kaybetmişti. Ve bunun tek sorumlusu kendisiydi. Necip Komiser, Özkan'ı fotoğraflarla bir süre baş başa bıraktıktan sonra içeri girdi. Bak! Hepsine iyi bak! Ne oluyor?

Tanıdın mı? Şamil Dereli. Tanımıyorum. Bunlar da kızları. Soldaki yeni başlamış okula. Babası onun okuma yazma öğrendiğini hiç göremeyecek ama. Neden anlatıyorsun bana bunları? Bak Özkan, bak. Faruk Topçu. Faruk'un bir hayali varmış. Küçük bir dükkan açmak istiyormuş kendine. Ama sen elinden aldın bunu değil mi? Tamam, yeter. Yetmez! Bak! İstemiyorum. Esat Oflaz. Bu da annesi. Askerden döndüğü gün çalışmaya başlamış. Tam 52 öğrencisi varmış. Hepsi çok seviyormuş Esad'ı.

Lütfen tamam yeter ne olur bırakın gideyim ben. Kaçırma lan gözlerini! Bak Ahmet Uysal bu da kardeşi. Annelerinin daha kırkı çıkmadan abisi de gitti. Ne suçu vardı bu insanların ha? Bir dakika ben bunu tanımıyorum. Ne demek tanımıyorum? İnkar mı ediyorsun? Lütfen tamam yeter ne olur bırakın gideyim artık lütfen. Yok bakacaksın! Tamam yeter yapma. Tamam tamam tamam ben yaptım. Ben yaptım ben öldürdüm.

Faruk, Şamil, Esat tamam hepsini. Hatta iki kişiyi daha öldürdüm Furkan. Furkan ve Ümit hepsini ben öldürdüm. İki kişiyi daha öldürdüğünü mü itiraf ediyorsun?

Anlat! Tamam, evet tamam ben yaptım. Ben yaptım, ben yaptım tamam. Ben öldürdüm. Hepsini ben öldürdüm. Paralarını alıp kaçtım. Ne yapacağımı bilemedim. Orada kuyuya attım onları. Furkan'lı ümiti sahilde bıraktım. Özür dilerim, özür dilerim. Lütfen yeter artık. Çıkmak istiyorum, lütfen.

Necip komiser kuyudan çıkanların dışında bir de Özkan'ın öldürmediğini bildiği bir kişinin fotoğrafını tıpkı diğerleri gibi bastırmıştı. Amacı onun gerçek tepkilerini ölçebilmekti. Nitekim başarılı da olmuştu. Öldürdüğü kişilerin fotoğraflarına bakamazken, kendisiyle alakası olmayan cinayeti kuşku bırakmayacak bir şekilde inkar etmişti.

O sırada Özkan ve Necip komiserin konuşmalarını emniyet müdürü dahil birçok kişi izliyor, gördüklerini sindirmeye çalışıyordu. İlk defa böyle bir şeye şahit olduklarından Necip komisere karşı saklayamadıkları bir hayranlık beslemişlerdi. Mert Ali, katili yakalayan ekibin içinde olmanın haklı gururunu yaşarken, Işık ise farkında olmadan düğümü çözen insan olarak olanları hazmetmeye çalışıyordu. Özkan ise, mahkemeye çıkarılacağı günü bekliyordu. Kendisi bizzat gidip teslim olamamışsa bile, yakalanmış olmak ona iyi hissettiriyordu. Yaptıklarının cezasını çekerek biraz olsun vicdanını rahatlatabilirdi. İşlediği suçların hiçbirini inkar etmedi.

Hatta hiçbir bağlantı olmadığı için polisin faili meçhul olarak işleme aldığı Furkan Yılgür ve Ümit Dalyan cinayetlerini de itiraf etmişti. Her şeyin şeffaf ilerlemesini istiyordu. Tüm yaptıklarını herkese detaylarıyla anlattı. Annesi hariç. Ondan utanıyordu. Bütün görüşme taleplerini reddetmişti. Artık onun yüzüne bakamazdı. Polislerden tek isteği, mahkemenin gerçekleşeceği gün salona annesinin alınmaması oldu. Ve

mahkeme günü geldi, çattı. Neden yaptın bunu? Neden öldürdün o kadar insanı? Belli bir sebebi yok. Para için mi yaptın? Hepsini de gasp etmişsin. Parasızdım o sıralar. Öldürdükten sonra paralarını aldım. İşte Taksim'e gittim. Barlarda harcadım. Bu mu yani? Bu kadar mı? Başka bir şey olmadı mı? Yoo. Yani aslında planladığım bir şey değildi.

Sahilde gördüm hepsini, yanlarına gittim, konuştuk, sohbet ettik. Onları öyle zayıf, narin, ne bileyim, kibar görünce o anda karar verdim. Bir anda oldu yani aslında. Narin mi? Yani erkek adam biraz daha sert olmalı gibi bir şey mi söylüyorsun? Ondan mı rahatsız oldun? Siz

niye soruyorsunuz ki bunları? Cezam mı hafifleyecek? Nefret ettim, öldürdüm bu. Bu kadar. Zevk mi aldın öldürmekten? Evet. Hayır.

Bilmiyorum. Neden yaptım bilmiyorum. Keşke yapmasaydım. Pişmanım. Gerçekten pişmanım.

Özkan Zengin, Aralık 2008'de beş kişiyi canavarca hislerle kasten öldürmekten altı kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Hapishanede hem onun hem de koğuştaki diğer insanların güvenliği sebebiyle Özkan Zengin'i tek kişilik hücreye aldılar. Mahkemede en son pişman olduğunu söylese de hakim ona hafifletici bir ceza vermemişti. Şu an halen cezaevinde yatıyor.

ve yasalarda bir değişiklik olmadığı veya affedilmediği sürece hayatının geri kalanını demir parmaklıklar ardında geçirecek. Özkan Zengin'in mahkemedeki açıklamaları basının ilgisini çekmişti. Açık ve net bir şekilde zayıf, narin ve kibar erkeklere hedef aldığını söylemişti Özkan. Peki ne demekti bu?

Hakim'in de dediği gibi, onların yeterince erkek olmadığını mı düşünmüştü? Böyle bir nefret miydi bu? O dönem bunu iddia eden gazeteler ve haberler çıksa da, Özkan Zengin açıkça böyle bir nefreti olduğuna dair bir şey söylememişti. Hatta Özkan'ın kendisinin gizli eşcinsel olduğu ve bu homofobi cinayetlerinin kökeninin de buradan geldiğini iddia eden haberler de vardı.

konunun bu tarafı oldukça sansasyonel olduğu için basını ve halkı bir süre meşgul etti. Ancak daha sonra Özkan Zengin'in konuyla ilgili ilgi çekici bir açıklama yapmamış olması, magazinel bir malzemeye dönüşmemesi ve birçok seri katilin yaptığı gibi deli numarası yapmamış olması insanların ilgisini hızlıca kaybetmesine sebep oldu. Özkan Zengin'in bu kadar insanı neye dayanarak nasıl bir nefretle öldürdüğünü hala kimse bilmiyor. Ancak bizim gibi fikir yürütebiliyor. Kuyucu seri katil adıyla bilinen Özkan Zengin yakalandı. Cinayet büro amiri Necip Bozkurt ve ekibinin sıra dışı sorgu yöntemi seri katili köşeye sıkıştırdı.

Özkan Zengin'e neden bu cinayetleri işlediği sorulduğundaysa nefret ettim öldürdüm ifadelerini kullandı. Vay be nefret ettim öldürdüm. Ne demek ki bu? Niye yapmış yani? Şerefsiz herif. Babası falan mı bir şey yaptı acaba ya? Kesin çocukluğunda bir şey oldu. Öyle oluyor ya hep. O Dahmer, Mahmer, bakıyorsunuz hepsi çocukluktan bir travma yaşamış oluyor. Bunun nedeni nasıl yok oğlum. Yok anası ilgilenmemiş, yok babası dövmüş. Öyle bir tane sebebe dayandırıp da ah vah diyemeyiz kimseye.

Hiçbirimizde öyle çiçeklere sarılıp büyümedik yani. Ne yapıyoruz sokaklarda milleti bıçaklayıp kuyuya mı atıyoruz? Bu itin içinde varmış belli ki. Doğru diyorsunuz amirim. Onu zaten içeride rahat bırakmazlar. Tamam uzatma. Suçludan medet mi vuracağız? Yürü hadi. Haklısınız amirim. Amirim. Ha? Saçlarınıza bir şey mi yaptınız bugün bu arada? Çok iyi gözüküyor çünkü. Yok ya, her zamanki halimiz.

Parlıyor ama güzel böyle janti. Yok öyle çok bir şey yapmadım. Badem yağmıştım şeyden aktardan. İyi geliyormuş o yani. Bayağı iyi olmuş amirim. Olmuş mu diyorsun? Dökülmeye de iyi geliyormuş. Şu tarafta sanki çıkmaya başladı biraz ha bir baksana. Şuraya bak.

Kuyucu Katil serimizin sonuna geldik. Başka bir seride görüşmek üzere. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)